Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün7410
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta38775
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay28898
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16803253

IP'niz: 18.234.255.5
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12200560

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

ETYEN MAHCUPYAN’IN KÜSTAHLIĞI VE PKK-ASALA ORTAKLIĞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

DTP’li Ayna devlete meydan okuyordu!

DTP Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna, haklarında fezleke hazırlanan beş DTP Milletvekili'nin 'savcıya ifade vermeyi düşünmediğini!' söylüyordu.

TBMM Başkanı Köksal Toptan da, 'suçları dokunulmazlık öncesi işlenmiştir' gerekçesiyle beş milletvekilini çağıran savcıya yeşile yakın sarı ışık yakıyordu.

 

 

Şimdi, bir yandan Cumhurbaşkanı Kürt açılımından söz ediyor, iktidar kültürel ve ekonomik girişimleri gündemine alıyor, öte yandan hukuk açısından tartışması hiç bitmeyecek, bir itiş kakış başlıyordu!

Bu milletvekillerinin asıl suçu Abdullah Öcalan'ı övmek ya da ona 'Sayın' demek değil, bunlar T.C. devletine açıkça başkaldırıyordu. Çünkü DTP'liler hiç bir zaman, tabii ve de ebedi liderlerinin Apo olduğunu inkâr etmiyordu. Ama bu arada önemli olan dokunulmazlığın kişiye özel konumuydu. Kimilerinin dokunulmazlık zırhı sırtlarında sapasağlam, kimilerininki lime lime ediliyordu. Erbakan Hoca’nın Bingöl’de: “Türkleri ve Kürtleri kaynaştıran İslam kardeşliği ve insan eşitliği esas alınmalı, kayırıcı ve kışkırtıcı söylem ve sloganlardan uzak durulmalıdır” anlamındaki sözleri üzerine kıyamet koparanlar ve Hoca’ya siyasi yasak ve ceza yağdıranlar, şimdi PKK’nın sivil ve resmi temsilcisi DTP’nin devlete meydan okumaları karşısında nasıl da suskun ve puskundu!?

Fehmi Koru “Uyarı yerine geçsin diye...” yazıyordu!

Türkiye'nin sorunlar listesinin ilk sırasında bulunan soruna çözüm arayışı başladı ya, daha ilk günden "Acaba bu defa yolunu kesmek için ne/ler yapılacak?" diye yüreğim pır pır ediyor...

O soruna çözüm arayandan daha fazla, bulunan çözümleri devre dışı bırakmaya çalışan var çünkü...  Geçmişten biliyoruz, ne zaman uzun süreli bir ateşkes olsa, ya da silâhların bırakılmasıyla sonuçlanabilecek bir yola girilse, ardından terörün iyice zıvanadan çıktığına hepimizin tanıklık edebileceğimiz türden gelişmeler yaşandı. En bilineni yazayım: Bingöl'de 33 eri böyle bir ortamda (24 Mayıs 1993) kaybettik...   Bir ara CHP'nin neredeyse tek iddia konusu 'dokunulmazlık kalksın' olduğu için biliyoruz: Seçilmişler için yargı süreci seçildiği gün durduruluyor; ister siyasi bir suç işlemiş olsunlar, ister adi bir suç, dokunulmazlık zırhı her milletvekili için geçerli oluyor. İyi de, DTP milletvekilleri nasıl oluyor da aslanın ağzına atılıyor? Anayasanın başka milletvekilleri için işletilmeyen iki maddesine dayanarak savcılar neden sadece DTP’li milletvekillerini mahkemeye celp etme çabasındalar? Neden TBMM Başkanlığı savcılıklara bu yolda yaptıkları talepleri yasama dönemi sonuna bırakmayı tavsiye etmek yerine, DTP’li milletvekillerine "Git, ifade ver" uyarısında bulunuyor? Garip bir iş gerçekten... 1994'te milletvekillerinin yaka paça götürülmesine direnen bir Meclis Başkanı vardı, hakkını yemeyeyim: Hüsamettin Cindoruk... Demokratik gelenekler açısından yüz kızartıcı olay onun yurtdışında bulunması sırasında yaşanabilmişti. Bugünkü Meclis yönetiminden en az onun demokratik refleksini göstermesini bekliyoruz. Başbakan Tayyip Erdoğan da DTP’lilere uyguladığı görüşme ambargosunu kaldırsa herhalde iyi olacak. Hatırlatmaya gerek var mı, bilmem: Çözüme ne kadar yakınsanız, provokasyonlara o kadar açıksınız demektir...”2[1] Diyerek bağımsız Kürdistan’ın yollarına taş döşüyordu.

Etyen Mahcupyan Küstahlıktan sakınmıyordu!

Ermenilerin ve Kürtlerin aynı zamanda ve aynı konuymuş gibi anılması ve hatta biri çözülürse diğeri de kendiliğinden halledilirmiş gibi sanılması elbette bir tesadüf olamaz.

Birincisi, yapay olarak üretilen Kürt sorununa karşılık, dış kışkırtmalar ve siyasi isyanlarla Türkiye üzerinde Müslümanların hâkimiyetine son verme gibi şeytani amaçlarla ortaya çıkan Ermeni sorunu hiçbir zaman aynı dosyanın içinde yer alamaz.

Ermeni sorununun ne olduğu konusunda ve hatta Ermenilerin gerek siyasî olarak gerekse de iktisadî ve ticarî olarak tarihimizde ve coğrafyamızda hangi roller oynadığına dair hepimizin zihninde sahih bilgiler olmalıdır. Asıl mesele sadece tarihteki hadiselerin kabulü veya reddi değil, Ermenilerin o günden bugüne, gerek Türkiye içinde gerekse de Türkiye dışında bitmek bilmeyen talep ve hesapları istekleri ve İslâm'la yoğrulan bu vatana ve devlete bakışlardır.

(Gâvura) Taraf gazetesi yazarı Etyen Mahçupyan, gündemdeki bu sıcak konular ve tartışmalarla ilgili hayli ilginç söylemelerde bulunmaktadır. Mesela Mardin cinayeti dolayısıyla gündeme getirilen Koruculuk sistemi hakkında kafa karıştırıcı ve kışkırtıcı bir değerlendirme yapmakta, bölgede Kürtleri ve Ermenileri devlet tarafından aynı kıyıma maruz bırakılan iki halk olarak takdime çalışmaktadır: “Korucu sistemi PKK nedeniyle keşfedilmedi. Yaklaşık yüz yıl önce Abdülhamit'in aklettiği Hamidiye Alayları bugünün korucu sisteminin sosyolojik arka planını oluşturur. Nitekim 1894-'96 yıllarında Ermenileri yığınsal olarak katleden Hamidiye birliklerinin geldiği köy ve aşiretler ile günümüzün korucu köy ve aşiretleri neredeyse bire bir aynıdır. Diğer bir deyişle Kürt toplumunun bir bölümü, uzun bir zaman öncesinden bu yana devlet tarafından devşirilmiş durumda. Bu insanların ne bölgesel ne de kimliksel aidiyetleri kalmamış. Aynı mazlum halkların aynı argümanları kullanarak isyana kalkışması kadar daha tabii bir neticeden başka ne beklenebilir ki(!)” diyerek PKK katliamlarını, haklı bir hürriyet kavgası olarak gösterecek kadar küstahlaşmaktadır.

Yine terör örgütünün silahsızlandırılarak bu yönde adımların atılması konusunda da Mahçupyan son derece kararlı bir tutum sergilemekte ve hatta bu terör örgütünün silahsızlanmasıyla Kürtlerin hiçbir garantisinin kalmayacağını, soykırıma tabi tutulacağını söyleyip zırvalamakta ve resmen devlete savaş açmaktadır. Elbette bu öngörüsünün altında yatan unsur, Ermeniler'in durumudur: "Bugün PKK'nın silahsızlanmasından söz edenler Türkiye Devletinin Kürt belleğindeki tarihinin farkında değilmiş gibi davranıyorlar. PKK gerçekten de silah bırakabilir, hatta bunu isteyebilir de... Ama mümkün olabildiğince de bırakmayacaktır, çünkü Kürt toplumu devlete güvenmemektedir" diyerek terör örgütünü Kürtlerin devlete karşı adeta direniş gücü olarak takdim eden yazar, yine Ermeni tarihinden bir hatırlatmada bulunmaktadır: "Bu yıl 1909 Adana katliamının yüzüncü yıldönümü... Birilerinin unutturmaya, başkalarının ise hatırlamaya çalıştığı bir olay. İkinci Meşrutiyet'in ilanından hemen sonra patlayan çatışmanın temelinde Ermeni ailelerin elindeki servetin cazibesi yatıyordu. Sınırlı çapta başlayan ama hızla silahlı 'sataşmaya' varan olaylarda her iki taraftan da az sayıda insan ölürken, Ermeniler beklenmediği kadar dirençli çıkmışlardı ve güven duymadıkları için silahlarını teslim etmeye de yanaşmamaktaydılar. Bu durumda Meclis bir silahsızlandırma kararı aldı ve giden heyet Ermenileri de ikna etti. Ermeniler silahlarını teslim ettiler... Sonraki günlerde otuz bin kişi katledildi... Bugün Kürtlere PKK'nın silah bırakmasının ne denli 'doğru' olduğunu anlatabilirsiniz. Aslında onlar da aynı şekilde düşünüyorlar, barışın ancak silahsız bir ortamda sağlanabileceğini biliyorlar. Ama bu toprakların tarihini de biliyorlar ve devlete güvenmiyorlar. Mesele budur..." sözleriyle; T.C. Devletinin ve askerinin, “güvenilmez, itimat ve itibar edilmez bir hal aldığını ve PKK’nın silah bırakmasının Kürtlerin sonunu hazırlayacağını ve Ermenilerin akıbetinin hatırlanmasını vurgulayarak, içinde biriken kinini kusmaktadır.

Meseleyi Ermeniler ve Kürtler olarak ortak paydada toplamaya çalışanların bu vatana, topraklara, devlete, millete ve nihayet dine ne kadar uzaktan baktıkları açıktır. Tarihte püskürtülmüş bir isyanın hatırası ve istismarıyla avunmak isteyenler, şimdi sahaya Kürtleri sokmak şeytanlığındadır.

Müslüman olmanın bütün onurunu ve sorumluluğunu taşıyan her kavim; devletin, milletin ve ülkenin çıkarlarını korumak için imanın gönüllerde yeşerttiği kardeşlik ruhuyla ve ümmet şuuruyla kötü niyetli gayr-ı Müslim unsurların fitnesinden uzak durmayı başaracaktır.

Müslümanların aleyhine kurulan her hain tuzak ve plân, her hain örgüt ve isyan ancak gönüllerini İslâm'ın kutlu ışığından mahrum bırakarak emeline ulaşmaya çalışacaktır. Elbette, milli ve manevi değerlerin ve ruhundaki asaletin sayesinde bu millet ve devlet, her tür fitneleri, belaları dün olduğu gibi bugün de savuşturacak, her sorunun çözümünün ancak imani ve insani ölçülerle mümkün olduğunu bir kez daha ortaya koyacaktır.

İslâm dışı unsurların bitmek bilmeyen öfkelerinin, intikam heveslerinin, devletimiz ve milletimizle ilgili sinsi emellerinin altında hangi karanlık duygular ve düşmanlıklar yatmaktadır?3[2] Bunları bilmeden netice alınamayacaktır.

Hüsnü Mahalli yeni uyanıyordu!

Obama’nın adaylığını ve kazanmasını dört elle alkışlayan ve mutlu bir değişim alameti sayan Hüsnü Mahalli’de jeton yeni düşüyordu:

“Değişim sözü ile Amerikalıların oyunu alarak Başkan seçilen Obama'nın kendisi değişmeye başladı.

Seçim kampanyası sırasında Ermenilere 'Soykırım'ı tanıyacağım' sözü veren Obama, 24 Nisan'da bu sözünü unuttu ve bunun yerine Ermenice sözcüklerle 'Büyük Felaket' tabirini kullandı.

Deyim yerindeyse Başkan Obama geleneksel ABD tavrı ile Ermenileri 'sattı'.

Bu Ermenilerle ilgili bölüm.

Gelelim Türkiye ile ilgili bölüme...

Türkiye'nin Ermenistan'a yönelik açılımlarını gerekçe gösteren Obama, soykırım kelimesini kullanmayarak, 1915 olaylarını '20. yüzyılın en büyük kötülüklerinden biri olarak' gördüğünü ve bunların 'büyük felaket' olduğunu tekrarladı.

Hukuki kavramları bir yana bırakarak 'soykırım' ile 'büyük felaket' arasında pek de fazla bir fark olmadığı ortadaydı.

Ancak Başkan Obama 20. yüzyılın büyük felaketlerinin gerçek faillerinin başta ABD olmak üzere emperyalist ülkeler olduğunu unutmuşa benziyor. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları'nda 50 milyon insan öldü. Hiroşima ve Nagazaki'de bir saat içinde 600 bin Japon cayır cayır yandı.  

Emperyalist ülkelerin büyük felaketlerini elbette saya saya bitiremeyiz.

Ancak Obama'ya 'soykırım kelimesini kullanmasın' ricasında bulunan Ankara aslında Amerika'nın, Fransa, İngiltere ve Rusya ile birlikte Ermenileri daha 1890'lı yıllardan itibaren nasıl kışkırttığını ve Osmanlı'ya karşı ayaklandırarak kullandığını kanıtlayan binlerce belgeyi vermeyi unutmamalıydı...

Hatta 24 Nisan 1915'te tehcir kararını alan İttihat Terakki hükümetinin kimler tarafından nasıl oyuna getirildiğini incelemeli ve bu olayın tüm detaylarını açıklamalıydı…

Elbette Osmanlı vatandaşı Ermeniler, Rusya ile işbirliği yaparak Türk ve Kürtlere yönelik terör eylemlerinde bulunmuş ve on binlerce insanı öldürmekten sakınmamıştı.

Haliyle, savaş koşullarında Türkler de Ermenileri vurmuşlardı.

Ancak burada tartışma konusu olan tehcir kararıdır.” (Bu zaten Mason İttihatçıların ve dış Siyonist odakların bir planıdır. M.Ç.)

Oysa ilgili ülkelerin arşivlerindeki resmi belgelerini inceleyecek olan tarafsız ve uzman bir komisyon, tüm gerçekleri ve doğal olarak emperyalist ülkelerin olup bitenlerdeki rolünü net olarak ortaya çıkartacaktır.

Belki de bu nedenle başta ABD, İngiltere, Fransa ve Rusya olmak üzere emperyalist ülkeler bu sorunun çözülmesinden rahatsızlık duymakta ve sürekli kışkırtmaktadır.

Bu ülkelerin ne denli ikiyüzlü olduğunu burada bir kez kanıtlamaya gerek yok.

Örneğin; 1915 öncesinde Anadolu'da Ermenileri ayaklandıran İngiltere, 1917'de Filistin’i Yahudilere bir vatan olarak hediye edeceğini ilan ediyordu.

ABD ise 30 yıl süreyle İngiltere'nin desteği ile dünyanın dört bir yanından Filistin'e taşınan Yahudilere sahip çıkarak Kasım 1947'de Filistin'in yarısının Yahudilere bir devlet olarak verilmesi kararını BM'den çıkartıyordu.

Yüz binlerce Filistinli kendi ülkelerinden kovuluyordu.

Hatırlayın; BM'nin Cenevre'de düzenlediği 'Uluslararası Irkçılıkla Mücadele Konferansı'na ABD; İsrail aleyhine karar alabileceği endişesi ile Kanada, İsrail, Almanya, İtalya ve 5 kadar ülke ile birlikte katılmıyordu. AB üyesi ülkelerin temsilcileri ise İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad konuşurken salondan ayrılıyordu.

Oysa Ahmedinecad bakın ne diyordu:

'Emperyalist ülkelerin desteği ile dünyanın dört bir yanından gelen Yahudiler Filistin halkına yönelik her türlü terör eylemleri uyguladılar ve Filistin'i ele geçirerek ülkenin gerçek sahibi Filistinlileri kovdular. İsrail kurulduğu günden itibaren; Filistinlilere yönelik zalim, baskıcı ve ırkçı yöntemler uygulamaktadır.'

Batılı ülkeler tarihi gerçeği anlatan Ahmedinecad'a acaba neden kızıyordu?

Tartışmalı olan Ermeni konusunda kendi Parlamentoları'nda kararlar alan ülkeler yüzde yüz haksız olan İsrail konusunda neden bu denli ikiyüzlüleşiyor, küstahlaşıyor ve saldırganlaşıyordu?

Maalesef genetik olarak coğrafyamızdan nefret eden ülkeler için bu davranışlar elbette normaldi. Normal olmayan Vatikan'ın tutumuydu.

Dini kurum olan Vatikan bir açıklama yaparak 'Ahmedinecad'ın İsrail ile ilgili açıklamalarının aşırı ve kabul edilemez' olduğunu ilan ediyordu.”4[3] Yani Haçlı Siyonist ittifakı hala geçerliliğini koruyordu. Ve Hüsnü Mahalli gibiler şu AKP’ye: “Yahu siz şu AB kapısında ve ABD kampında hala ne arıyorsunuz? Diye niye sormuyordu…

Obama’nın demokratlığı da bu kadar oluyor!

Ilımlı olarak dünya kamuoyuna sunulan ancak talep ettiği dev savaş bütçesi ile maskesi düşen yeni ABD Başkanı Barak Obama, gerçek yüzünü bir kez daha gösterdi. Obama, Iraklı ve Afgan esirlere işgalci Amerikan askerleri tarafından yapılan işkence belgelerinin yayınlanmasını getirmişti.

Obama, bu fotoğrafların sergilenmesi halinde Amerikan karşıtlığının daha da körükleneceğini ve bölgede görev yapan Amerikan askerlerinin tehlikeye düşeceğini ifade etmişti. Savunma Bakanlığı tarafından daha önce yapılan açıklamada işkence fotoğraflarının Mayıs ayı sonunda kamuoyu ile paylaşılacağı belirtilmişti. Ancak Başkan Obama'nın ulusal güvenliği tehlikeye düşüreceği yönündeki açıklamaları üzerine, fotoğrafların kamuoyu ile paylaşılması yönünde karar alan mahkemede bu konunun yeniden görüşülmesi gündeme gelmişti. 

Al birini vur ötekine!

Ve yine, ABD Devlet Başkanı Barack Obama, selefi George W. Bush döneminde insan hakları kuruluşları tarafından çokça eleştirilen Guantanamo askeri mahkemelerinin devamına karar vermişti. Obama, askeri mahkemelerin devam edeceğini açıkladı fakat bazı yeni kurallar getireceklerini söylemişti.

Obama, göreve gelir gelmez Guantanamo'yla ilgili askeri yargılamaları geçici olarak durdurmuş ve Guantanamo'daki hapishaneyi de bir sene içinde kapatacağı sözünü vermişti.

Daha sonra bir açıklama yapan Obama, mahkeme sürecinde bazı reformlara gidileceğini, mahkemelerin güya hukuk kurallarına uygun hale getirileceğini bildirmişti.

Amerikan ve İngiliz medyasında, Obama'nın seçim kampanyası sırasında karşı çıktığı tutukluların yargı sistemini muhafaza edeceğini açıklaması, Başkan'ın bu hafta içindeki ikinci görüş değişikliği şeklinde değerlendirilmişti. Eleştirilerde, Obama'nın daha önce de vahşi Amerikan askerlerinin mahkûmlara kötü muamelesini gösteren fotoğrafların mahkeme emriyle yayınlanmasını engellediği de dile getirilmişti.

 

 

 

 



[1] Fehmi Koru / Y. Şafak

[2] Osman Toprak / Milli Gazete

[3] http://www.aksam.com.tr/2009/05/12

Mehmet DENİZ -

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

Erdoğan-Baykal ve Bahçeli Üçlüsü:İŞBİRLİKÇİLERİN EN SUÇLUSU
  ABD'nin uşağı sadece AKP mi? Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı...
Devami
MECLİSİN PKK'SI VE TÜRKİYE'NİN BEKASI
  Biz Türkler ve Kürtler İslam potasında ve tarih kazanında,...
Devami
SU FORUMU VE SULANDIRILAN YORUMU: AKP SUYUMUZU DA, SOYUMUZU DA KURUTACAK!
"Su" Siyonist şirketlere satılmaya hazırlanan son kaynağımız! Dünya Su Forumu'nun hazırlıkları...
Devami
BU ÜLKE SAHİPSİZ Mİ?
  Bu Neyin Gerginliği?! Kaos gelip birdenbire üzerimize yıkılmadı. Türkiye...
Devami
"GERÇEK HAYAT"IN BAYAT NUMARALARI Veya GICIKLIK VE KANCIKLIK TAVIRLARI
  Bu gazetenin 12 Kasım-18 Kasım 2004 tarihli nüshasında haksız ve...
Devami
HÜRRİYET' İN KÖLELERİ !
  Batının geliştirdiği ve bizden bazılarının da heveslendiği hürriyet anlayışı;...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2620

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR