YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69ce53f163777
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 1 8
Bugün : 19534
Dün : 56643
Bu ay : 76177
Geçen ay : 1803365
Toplam : 52221235
IP'niz : 216.73.216.113

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Emperyalist emeller ürkütüyor!
Siyonist uzmanlar rapor üstüne rapor hazırlıyor:

Savaş her an patlak verebilirmiş…

Siyonist Maariv gazetesi, geçtiğimiz yıl Lübnan yenilgisiyle sonuçlanan  Temmuz Savaşından ders çıkartmaya çalışmasına rağmen İsrail işgal yönetiminin yeteri kadar sığınaklara sahip olmaması nedeniyle önümüzdeki dönemde meydana gelebilecek bir savaşa hazırlıklı olmadığını belirtti. Gazetenin askeri konulardaki uzmanının hazırladığı rapora göre, “Bir savaş olması durumunda, İsrailliler; Suriye, İran ve hatta belki de Hizbullah’ın elinde bulunan kimyasal silahlardan korunabilmek için sığınabilecek bir yer bulamayacaklar demişti.”

İsrail’in çizdiği senaryo gerçekçiymiş..

Filistin Enformasyon Merkezi’nin sitesinde yer alan rapora göre: Gerek Suriye cephesinde gerilim yaşanması gerek Bush’un İran’ın nükleer silahlara sahip olmasını güç kullanarak engellemeye çalışması bölgede beklenmedik bir savaşın patlak vermesine neden olabilir. İsrail güvenlik biriminin çizdiği senaryoya göre, bölgede çıkacak olan herhangi bir savaş, Yahudi vatandaşlar açısından İsrail’in sadece kuzeyini etkilemiş olan Temmuz Savaşından da sert geçebilir.  İstihbarat biriminin senaryolarına göre, ABD ve İsrail’den nefret duyan ve kaybedeceği bir şeyi kalmayan Siyonizm karşıtı ülkeler, yıkılmak üzereyken umutsuz bir adım olarak konvansiyonel olmayan silahlar kullanabilirler.

ABD yine demokrasi derdindeymiş…

Dün Irak’ı bölge için tehdit olarak göstermeye çalışıp Ortadoğu’yu cehenneme çeviren Amerikan yönetimi bugün aynı iddiaları İran’a yöneltiyor.

ABD Savunma Bakanı Robert Gates, Körfez ülkelerini Irak’ı desteklemeye çağırdı. Gates, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün Bahreyn’in başkenti Manama’da düzenlediği “Körfez’de güvenlik” konulu bölgesel konferanstaki konuşmasında, “Irak’ta Amerikan askerlerinin sayısı bu ay azalmaya başlayacak, bu, tüm bölge için hem bazı riskleri hem de fırsatları ifade ediyor” dedi. İran’ın ABD ve tüm Körfez ülkeleri için tehdit teşkil ettiğini öne süren Gates, bu tehdide karşı “bölgede koruma ve savunma sağlayacak füze kalkanı sistemlerini geliştirmek için çaba gösterilmesini” de istedi. “İran’ın politikasının istikrarsızlığı ve kaosu körüklemek olduğunu, bu dış politikasının ABD, Orta Doğu ve İran’ın geliştirdiği balistik füzelerin ulaşabileceği tüm ülkelerin çıkarları için tehdit teşkil ettiğini” belirtti. Bütün bunlar ABD’nin ve İsrail’in İran’a saldırmak için fırsat kolladıklarının işaretiydi

İşgal güçleri sivillere de bomba yağdırıyor

NATO, Afganistan’da katliam yapıyor

Afganistan’da NATO ve Afgan güçlerinin, şubat ayından beri Taliban’ın elinde olduğu gerekçesiyle Musa Kale kasabasını ele geçirmek üzere saldırı başlattığı bildirildi.

İşgal güçleri tarafından yapılan açıklamada, güneydeki Helmand eyaletinin Musa Kale kasabasına yönelik saldırının hava desteğiyle başlatıldığı belirtildi. Bölge sakinleri, helikopterler ve savaş uçaklarının da katıldığı operasyonda Taliban gerillalarının yanı sıra çok sayıda hayatını kaybeden siviller olduğunu söyledi.

Musa Kale kasabası, NATO bünyesindeki İngiliz güçleriyle aşiret liderleri arasında yapılan tartışmalı bir anlaşmadan sonra şubat ayında Taliban gerillalarının kontrolüne geçmişti.                      Afganistan’daki işgalci güçler ve Afgan askerlerinin birkaç kez kasabayı Taliban’dan geri alma girişimi başarısızlıkla neticelenmişti. Taliban, 2001 yılında iktidardan uzaklaştırıldıktan sonra eylemlerini Afganistan’ın güney ve doğusunda yoğunlaştırdığı bilinmektedir. Afganistan’da son iki yıldır artan şiddet olaylarında, 10 binlerce kişinin öldüğü ifade edilmektedir.

ABD işbirlikçileri, Somali’de dehşet saçıyor

BM Çocuklara Yardım Fonu UNICEF, Somali’nin başkenti Mogadişu’da cinsel şiddet olaylarının artmakta olduğunu bildirdi. UNICEF Somali Temsilcisi Christian Balslev-Olesen, Mogadişu’da sağlık koşullarının kötüleşmesiyle ilgili Kenya’nın başkenti Nairobi’de düzenlediği basın toplantısında, bu durumdan dolayı duydukları kaygıyı dile getirerek, ”cinsel şiddet ve tecavüzün artık dekorun bir parçası” olduğunu söyledi ve ”sivil halka karşı şiddetin daha önce hiç bu denli yaygın olmadığını” bildirdi. Balslev-Olesen, ülkedeki tüm çatışma alanlarında cinsel şiddetin yaşandığını kaydetti.  Birçok insani yardım kaynağı, bu durumdan dolayı özellikle hükümet yanlısı milisleri ve başkentte bulunan Etiyopya askerlerini suçluyorlar.

Hüseyin Altınalan’ın dediği gibi:

ABD barış isteyeni değil, silah satın alanı seviyor

“Türkiye enerji alanındaki işbirliğinin ardından askeri alanda da Yunanistan ile işbirliğine gidiyor.

Dışişleri Bakanı Babacan’ın ziyaretinde, iki ülkenin NATO çerçevesinde ortak harekât birliği ve ortak kara birliği oluşturulması konusunda anlaştığı açıklıyor.

Yunanistan basını bu gelişmeyi, “Türkiye ve Yunanistan artık silah arkadaşı”, “Düşük öncelikli politikada ilerleme”, “NATO’da Türk-Yunan işbirliği”, “Ege’de Köprü Kuruyorlar”, “ABD ve NATO İhtimamı Altında 5 Güven Arttırıcı Önlem, Türkiye ile Yunanistan Silah Arkadaşı” başlıklarıyla duyuruyor.

Yunan basının haberleri kuşku dolu olsa da genelde memnuniyet havası hâkim…

Dikkat çekici olan ise; bu gelişmeye ABD’nin yaklaşımı.

Washington, Türk-Yunan askeri işbirliğinden memnunmuş!

ABD’nin konuya ilişkin açıklaması şöyle:

“Biz daima iki iyi dostumuz ve NATO müttefiklerimiz olan Yunanistan ve Türkiye’nin birbiriyle işbirliği içinde olduğunu görmek istiyoruz.”!?

Şimdi soruyoruz:

Siz, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tom Casey’in bu sözlerine inandınız mı?

Şahsen ben inanmadım.

Neden mi?

Çünkü ABD, hiçbir ülkenin diğer bir ülke ile iyi ilişki içerisinde olmasını istemez.

Hele de geçtiğimiz ay Türkiye-Yunanistan sınırında doğalgaz boru hattının açılış töreninde Kostas Karamanlis’in ABD Enerji Bakanı Bodman’ı selamlamayıp, görmezden geldiği olayın ardından…

Fakat şu doğrudur:

ABD, iki ülke arasında örneğin bunun gibi askeri alanda işbirliği olacaksa en azından NATO çatısı altında olmasından memnundur.

Niye memnundur?

Çünkü ABD, olacakların kendi bilgisi ve kontrolü altında olacağını düşündüğü için memnundur.

Yoksa ABD, bölge ülkelerinin iyi ilişki kurmasını, yakınlaşmasını asla istemez. Her zaman kavga etmelerini, gerginlik yaşamalarını hatta çatışmalarını sağlamaya çalışır.

Dostları olduğunu ifade ettiği Avrupalı ülkelerinin de birbirleriyle ya da başkalarıyla dost olmasını istemez, aralarına fitne sokmak için her türlü oyunu oynar.

Amerika gibi müttefiki İngiltere ve İsrail de yeryüzüne barışın hâkim olmaması için çeşitli oyunlar tezgâhlar.

Çünkü

Onlar kanla beslenirler.

Emperyal politikalarını kan üzerine kurup yürütürler.

Ekonomilerini kan üzerine bina ederler.

Savaş, şiddet, kriz, kaos, çatışma olmazsa silah sanayilerini nasıl işletecekler?

İstihdam ettikleri onca insana nasıl maaş ödeyecekler.

İsrail’in Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmesi için dev finansmanı nereden bulup gönderecekler?

İstedikleri ultra lüks hayata, şan ve şöhrete kavuşmak için o kadar parayı nasıl elde edecekler?

Tabi ki, kan gölüne çevirdikleri Irak’tan, Afganistan’dan, Somali’den, Sudan’dan veya şiddetin yaşandığı diğer ülkelerden…

Amaçlarına ulaşmak için bu gibi ülkelerde kan dökmeleri ya da döktürmeleri yeterli görmezler.

Aynı zamanda komşularıyla sorunlu ülkelere milyarlarca dolarlık silah satmak isterler.

Onları silah satın almaya zorlamak için de çeşitli oyunlar tezgahlanıp şöyle şişirirler:

“Hazırlıklı hale gelmelisiniz..

Her an bir müdahale ile karşı karşıya kalabilir, bir saldırıya uğrayabilirsiniz..

O yüzden her an tetikte ve güçlü olmalı ve dikkatli hareket etmelisiniz..

Ekonomik durumun müsait değil diye üzülme, biz kredi veririz.

Ülkende enflasyon fırlamış, döviz ikiye katlamış, ekonomik buhran yaşıyorsan da canınızı sıkıp üzülmemelisiniz..

Biz sana IMF yoluyla 5 Milyar dolar veririz tıpkı, 2001’de olduğu gibi.

Ama aynı dönemde Yunanistan, Bulgaristan, Irak, Suriye, İran, Ermenistan gibi düşmanlarından korunman için de 2 milyar dolar değerinde Awacs casus uçakları da almak mecburiyetindesiniz.

Senin güvenliğin için bu gerekiyor… Ama asla milli silah sanayinizi kurmanıza izin vermeyiz.. Çünkü, lazım oldukça ve bizim kontrolümüzde bulundukça biz size göndeririz.

Bazı ülkeleri de silah almaya mecbur ediyorlar.

Mesela Birleşik Arap Emirlikleri bile milyarlarca dolarlık silah satıyorlar.

Doğru dürüst ordusu bile olmayan BAE’nin normal şartlarda bu kadar para ödeyerek silah almasını niye istiyorlar?

Yoksa kendileri mi kullanacaklar?70

Siyonist Yahudi-Haçlı Hıristiyan ittifakı dünyanın başına bela açıyor!

Nükleer silah yalanıyla Irak’ı cehenneme çevirdiler, şimdi de İran’ı boğmak istiyorlar. Uluslar arası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA)’nın raporuda Amerikan İstihbaratı’nın raporu da Bush-Brown-Olmert çetesinin canavarca tutum izlemesine mani olmuyor. ABD, İngiltere ve İsrail yalanlarını yüzlerine vuran raporlara rağmen İran’a yaptırımda ısrarlı olmaktan kaçınmıyorlar.

Amerika: İran’a demokrasi getirmeye hazırlanmaktayız!..

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Nicholas Burns, Washington yönetiminin, İran ile nükleer programını sona erdirmesiyle ilgili görüşmek yerine yaptırımları tercih ettiği iddialarını reddetti.

Burns, temaslar için geldiği Avustralya’nın Sidney kentinde gazetecilerin soruları üzerine, “İran’ın nükleer silahlanma programını 2003’te durdurduğuna” dair rapora rağmen Beyaz Saray’ın “İran’a karşı yeni yaptırımlar için BM Güvenlik Konseyi’nde ısrarlı olacağına” ilişkin taahhüdünün değişmediğini belirtti.

İran’ın halen uranyum zenginleştirme faaliyetini sürdürdüğünü belirten Burns, bunun, rapora rağmen bir endişe kaynağı olduğunu söyledi.

ABD ve BM Güvenlik Konseyi’nin diğer üyelerinin geçen yıl İran’a, sivil nükleer tesisler kurmasına yardımcı olmayı ve nükleer programını askıya aldığı takdirde görüşmeleri başlatmayı önerdiğini hatırlatan Burns, İran’ın bu öneriyi reddettiğini ve “o zamandan bu yana masaya oturmak için kesinlikle bir isteklilik göstermediğini” öne sürdü.

Raporu, İngiliz istihbaratının verdiği bilgiler etkilemiş

Amerikan istihbaratı tarafından hazırlanan, İran’ın nükleer faaliyetlerine dair raporda, İngiliz istihbaratından alınan bilgilerin etkili olduğu ileri sürüldü.  İngiltere’de yayımlanan Guardian gazetesi, kimliğini açıklamadığı kaynağa dayandırdığı haberinde, İngiliz istihbaratına bağlı dinleme dairesi GCHQ’nun, İran’da yapılan telefon görüşmelerini kayda aldığını ve Amerikan istihbaratının İran’ın nükleer silah çalışmaları konusunda Washington yönetimiyle ters düşen raporunun, iletilen bu bilgiler çerçevesinde hazırlandığını yazdı.

Haberde, Amerikan istihbaratının, uzun bir sürede derlenen telefon görüşmelerini, dinlenildiğinin bilincinde yapılma ve bilerek yanlış bilgi verilme olasılığını göz önüne alarak kontrol ettiği belirtildi.  Amerikan istihbaratının, “İran’ın nükleer silah çalışmalarını 2003 yılında durdurduğuna” işaret eden raporu, Washington yönetimini zor duruma sokmuş ve İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, raporun kendileri açısından bir zafer olduğunu söylemişti.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’ndan (UAEK) yapılan açıklamada da rapordaki bilgilerin, UAEK’nın edindiği bilgilerle örtüştüğü belirtilmişti.

İngiltere: Sert yaptırımda ısrarlıyız

İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband, ABD’nin ”İran’ın, nükleer silah programını 2003’te durdurduğuna” ilişkin yeni raporuna karşın bu ülkeye sert yaptırımlar uygulanması yönündeki ısrarlarının süreceğini söyledi.  David Miliband, yaptığı açıklamada, Tahran’ın, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurması için yapılan uluslararası isteklere karşı geldiğini ve Tahran’ın bu yüzden üçüncü BM yaptırımlarıyla karşı karşıya bulunduğunu bildirdi.  Yaptırımların başlangıcının İran’ın uranyum zenginleştirmeyle ilgili uluslararası topluma karşı gelmesinin olduğunu iddia eden Miliband, konusunun da bu karşı gelme olduğunu öne sürdü.  Miliband’ın, yeni yaptırım olasılığını, Londra’da bulunan Çin Dışişleri Bakanı Yang Cieçi ile de görüştüğü belirtildi.  İngiltere Başbakanı Gordon Brown’un bir sözcüsü, önceki günkü açıklamasında, İran’ın nükleer silah programını durdurduğu yönündeki ABD istihbaratının yeni raporuna karşın, Tahran’ın nükleer faaliyetleriyle ilgili uluslararası baskıların artmasını sağlamak için çalışmayı sürdüreceklerini bildirmişti.  ABD istihbaratının yeni raporunun, baskının İran üzerinde etkisi olduğunu gösterdiği yorumunu yapan sözcü, raporun, ”uluslararası toplumun, İran’ın nükleer programını kısıtlamaya çalışma ve uranyum zenginleştirme ile yeniden işleme faaliyetlerini durdurması için İran rejimine baskıların artırılması yönünde attığı adımları haklı çıkardığını” iddia etmişti.

İsrail: İran’ı, bir tehdit ve tehlike olmaktan çıkarmalıyız!..

Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması (NPT)’nı imzalamayan, nükleer tesislerini BM denetçilerine açmayan, Ortadoğu’nun kitle imha silah deposu İsrail’in Dışişleri Bakanı Tzipi Livni, hayasızca İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurmak için daha etkili yaptırımlara gerek olduğunu savundu. Livni, Slovenya’nın başkenti Lübyana ziyaretinde gazetecilere yaptığı açıklamada, “İran’a yönelik yaptırımların sürdürülmesi, daha da genişletilmesi ve daha etkili yapılmasında tereddüt edilmemesi gerektiğini” iddia etti.

Herhangi bir tereddütün, uluslararası toplumun zayıflığı olarak algılanacağını öne süren Livni, İran’ın, bölge için açık bir tehdit olan uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sürdürdüğünü söyledi. Livni, “nükleer silahlı bir İran’a dünyanın gücünün yetmeyeceğini” de savundu.

Uluslararası toplumun İran stratejisini değiştirmesine gerek olmadığını belirten Livni, “Burada diplomatik araçlardan, yaptırımlardan bahsediyoruz” diye konuştu.

ABD’de İran’a saldırı karşıtları: Barbar Bush’u durdurmalıyız!

Uluslar arası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA)’nın ardından Amerikan İstihbaratı da Bush yönetiminin iddia ettiği gibi İran’ın atom bombası üretmeye çalışmadığını açıkladı.

Amerikan istihbaratı, İran’ın atom bombası peşinde olmadığını ancak uranyum zenginleştirmeye devam ettiğini bildirdi.  Amerikan istihbaratının, Irak’ta hiçbir zaman doğrulanmayan kitle imha silahlarının varlığına dair geçmişteki başarısızlıklarının ardından, İran’ın nükleer silah programını 2003’te durdurduğuna ilişkin yayınladığı rapor, “yöntem değişikliğine gittikleri” şeklinde yorumlandı.

Amerikan istihbaratının 16 ajansının raporunda, İran’ın nükleer silah elde etme çabalarını 2003 sonunda durdurduğu, ancak bu ülkenin 2010 ve 2015 arasında nükleer silaha sahip olabilecek duruma gelebileceği öne sürüldü. Amerikan istihbaratının bu raporu, askeri amaçlarla uranyum zenginleştirmekle suçladığı İran’a karşı 3. dalga yaptırımların kabul edilmesi için çabalarını artıran Bush yönetiminin tutumuyla çelişirken, isminin açıklanmasını istemeyen Amerikalı istihbarat yetkilileri, 2005’te İran’la ilgili son nükleer program değerlendirmesinden beri, bu ülkeyle ilgili yeni istihbarat ve analiz yöntemlerinin kullanıldığını belirttiler.  Amerikalı yetkililer, yeni yöntemlerin Irak’ta geçmişte kaydedilen başarısız istihbarat raporlarından sonra benimsendiğini söylediler.

Yahudi Lobileri: “Nükleer silah programını durdurmak yeterli değil” İran’ı her yönden kontrolümüze almalıyız!.

ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Dış İlişkiler Konseyi’nden uzman Michael Levi ise, İran’ın nükleer silah programını 2003 sonunda askıya almasının savaşa karşı bir koz olduğunu, ancak Washington ve Avrupalı müttefiklerinin, tüm nükleer faaliyetlerinden vazgeçmesi için Tahran üzerindeki baskıyı sürdürmelerinin gerekli olduğunu söyledi.  Amerikan raporuna göre, İran’ın 2003 sonunda nükleer silah programını durdurduğu yolunda “yüksek derecede güvenilir” ve bu programın bu yılın ortasında başlatılmadığına dair de “orta derecede güvenilir” istihbarat bulunduğunu belirten Levi, “Bu acil bir sorunla karşı karşıya bulunmadığımızı göstermiyor, zira İran’ın giderek daha fazla nükleer malzeme üretme kapasitesi hala tehlike oluşturuyor” diye konuştu.

Bush’un, İran’dan ne istediğini nasıl anlayacağız?

ABD’nin İran’ı vurup vurmayacağına dair ibreler sürekli değişirken ABD’nin İran’ın nükleer faaliyetlerini aklayan ve İran yönetimine göre bir çeşit itiraf olan aklama raporu yeni ve köklü bir değişime ve eğilime işaret ediyor.

Amerika’nın İran’ı vurup vurmayacağına dair ibreler sürekli değişirken ABD’nin İran’ın nükleer faaliyetlerini aklayan ve İran yönetimine göre bir çeşit itiraf olan aklama raporu yeni ve köklü bir değişime ve eğilime işaret ediyor.

İran-Amerikan ilişkileri silbaştan yeniden mi düzenleniyor? Buna dair birçok işaret var. ABD’nin İran’ı vurup vurmayacağına dair ibreler sürekli değişirken ABD’nin İran’ın nükleer faaliyetlerini aklayan ve İran yönetimine göre bir çeşit itiraf olan aklama raporu yeni ve köklü bir değişime ve eğilime işaret ediyor.

İran’ı aklayan Amerikan istihbarat raporunun zamanlaması tesadüf olamaz. Eğer gerçekten de raporun öngördüğü şekilde İran 2003 yılından itibaren silâh geliştirmeye matuf nükleer faaliyetlerini askıya almış ve durdurmuş ise Amerikan tarafı bunu önceden biliyor demekti. Önceden görmemesi şimdi görmesi imkânsız. Demek ki, bugüne kadar bu gerçeğin gizlenmesi politika idi ve çıkarları bunu gerektiriyordu ve İran’a baskı amacı taşıyordu. Öyleyse ne değişti? İran mı değişti yoksa Amerikan tarafı mı? Yoksa 2003 yılında askıya alınan ‘Büyük Pazarlık’a kalınan noktadan yeniden mi start verildi?

Elbette, Amerikan tarafı Saddam Hüseyin’in 1992 yılından itibaren kitle imha silâhlarını üretmeyi bıraktığını biliyordu. Zira Saddam Amerikalıların zaten bahane aradıklarının ve zayıf konumda olan ülkesinin bu faaliyeti kaldıramayacağının farkındaydı. Buna rağmen, Nijer uranyumu gibi skandallarla Amerikan tarafı Irak’a karşı zoraki ve zorlama bir savaşa girdi.

Bunun neticesinde, Bush’un savaş kanıtları ve nedenleri birer birer fos çıktı ve kendi ülkesi içinde de skandallarla karşı karşıya kaldı…

Bush İran’dan iyi geçinmenin karşılığında iki şey istiyor. Birincisi, İran’ın barışçı olmayan nükleer faaliyetlerden uzak durması ve ikinci olarak da Irak’ı hazmetmesine yardımcı olması.71

Eyvah Siyonist Wolfowitz geri dönüyor!.. Bunu nasıl okumalıyız?

Amerikan istihbaratı, George Bush yönetimini çok zor durumda bıraktı. Irak işgalinden bu yana bütün enerjisini bölgenin güçlü aktörü İran’ı tasfiye etme üzerine kuran, Lübnan, Filistin, Irak ve Pakistan’da bu yönde düzenlemelere girişen, İsrail’in tazyikleriyle İran’ın nükleer çalışmalarını yok etmeye odaklanan Bush ve ekibi, şimdi ne yapacak?

İstihbarat raporu; “İran’ın nükleer silah programına, uluslararası baskılar yüzünden 2003 yılında son verdiğini ancak uranyum zenginleştirmeye devam ettiğini” ortaya koydu…

Durumun ne aşamada olduğunu tespit etmek için, George Bush’un; “İran’ın nükleer silaha sahip olması Üçüncü Dünya Savaşı’na yol açar” sözünü hatırlamakta yarar var. Her ne kadar diplomatik/siyasi süreç işletiliyorsa da, İsrail ve ABD’nin İran nükleer tesislerini yok etmeye yönelik askeri planlamalarının gerçek olduğunu bilmeyen kalmadı. Nasıl yapılır, ne zaman yapılır, ne kadar yapılabilir bilemiyoruz ama bu yönde ciddi bir çaba olduğu gerçek.  Tahran’ı rahatlatan raporun açıklanmasından hemen sonra İran’ın nükleer müzakerecisi Said Celili hemen Moskova’ya gitti. Yine geç saatlerde George Bush’un konuyla ilgili bir açıklama yapması bekleniyordu. Üç ay önce Üçüncü Dünya Savaşı’dan söz eden Bush’un radikal biçimde tavır değiştirme ihtimali var mı? Böyle bir şeyin en çok İsrail’i rahatsız edeceği hatta çılgına çevireceği bir gerçek. İran Dışişleri Bakanı Manucher Muttaki’nin; “ABD nükleer savaşı kaybetti” açıklaması son derece dikkat çekici.

Tam da bu aşamada bir başka gelişme var ki, söz konusu istihbarat raporundan bile çok önemli! Irak işgalinin mimarlarından, işgal öncesi sahte istihbarat raporunun fikir babalarından, bütün bölgeyi savaş havasına sokan öncü isimlerden Paul Wolfowitz yeniden göreve dönüyor.

Aynı Wolfowitz, şimdi hangi göreve geliyor, biliyor musunuz? Bush yönetimi için şu an en çok ihtiyaç duyduğu makama! Yani sahte istihbarat raporları, yeni savaş kampanyaları için gerekli olan makama geliyor. Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın önerisiyle, Uluslararası Güvenlik Danışma Kurulu’nun başına geçiyor…

Ne garip değil mi? Bakalım İran’la ilgili ne tür yalan dosyalarla ikna edileceğiz…72

Hangi direnç?  Bu toplumu ne zamana kadar aldatacağız?

Sedat Yazıcıoğlu’nun TV8’deki Sağduyu programında, terör ekseninde hükümetin dış politikası ele alınmıştı. Programın konukları AKP Milletvekili Nurettin Canikli ve MHP Milletvekili Tuğrul Türkeş idi. Canikli, uzun uzadıya anlattığı terör politikalarında gelinen son noktayla ilgili, “Bizim, terörle mücadelemiz noktasında uluslar arası bir direnç vardı. Biz bu direnci diplomasi trafiğimizle kırdık. 1.5 ay önce bize karşı çıkan ABD ve AB, şimdi bize destek veriyor. Bölgesel Kürt yönetimi şimdi bizimle işbirliği yapıyor” gibisinden bir şeyler söyledi. Direnç kırılmış, şimdi terörün beli kırılacakmış, başı ezilecekmiş…

Teröre destek verenlerden “icazet almak” ne zamandan beri diplomatik başarı sayılıyor? Terör olayı, AKP’nin ülkenin dümenine geçtiği günden beri vardı… Ve, bu süreç içinde 400’e yakın Mehmetçiğimizi kaybettik. Madem ki, terörle mücadele konusunda aktif ve etkin bir politikanız vardı da, uluslar arası diplomasi atağı yapmak, varolduğunu iddia ettiğiniz direnci kırmak, PKK’nın ardı ardına iki karakol baskını yapması ve bu milletin aşikar şekilde sizin beceriksizliğinize tepki mahiyetinde sokaklara dökülmesinden sonra mı aklınıza geldi?

Bu işin adı, beceriksizlik örtmektir… Gaz alma operasyonudur… Öte yandan son dönemde AKP iktidarınca şöyle bir söylem geliştirildi: “Muhalefet bizim terörle mücadelemize destek vermiyor. Eleştiri yaparak, hepimizin bu meselesinde bizi kötü duruma düşürüyor”… Demek istiyorlar ki, “Hiç kimse bizim basiretsizliğimize, ferasetsizliğimize ses çıkarmasın”… Konuşmasın, sussun… Toplumsal eleştiri mekanizmalarına da acayip, garip bir baskı söz konusu… Bu mesele, elbette muhalefetiyle, sivil toplum örgütüyle, hergün Güneydoğu coğrafyasında bir evladını şehit veren, yürekleri yangın yerine dönen bu milletin meselesidir. Ama, 5 senedir terörle mücadele konusunda kulağının üstüne yatan, stratejik müttefik diye dış politikada tüm ipleri eline verdiğimiz, PKK’nın açık destekçisi ABD’ye tavır gösteremeyen, dik duruş sergilemeyen AKP’nin bu meselede hiç mi vebali yoktur?

Direnci kıracaksanız, öncelikle Ankara’da Dışişleri Bakanlığı’nda, Başbakanlık’ta kıracaksınız… Kıracağınız direnç ise, kapıkulu olmak için hazırolda beklediğiniz AB ülkelerinin PKK’ya nasıl parasal ve siyasal destek verdiğini, onların gözünün içine sokacak tavır değişikliği olacak. Kaybolan silahları PKK’nın elinde çıkan, Kandil Dağı’nda bu hainlerin yuvalanmasına izin veren,  Irak’ın ağababası ABD’ye karşı anlamsız biçimde yıllardır sürdürülen sempati direncini kırmak olacak… Dünyaya nizamat vermek için terörü manivela gibi kullanan ABD’ye karşı kin ve nefret dalga dalga artarken, bu milletin zihnini küresel eşkiyaların frekanslarına ayarlamak için uğraşan arızalı medya zihniyetinin, Siyonistlerin uşağı olmak için çabalayanların kölelik ruhu olacak. Terörün bu kafayla çözülemeyeceğini herkes biliyor… Hükümet de biliyor, ama “-mış gibi yaparak” vaziyeti idare ediyor. Ucu açık bu süreçte ne olacağını kestirmek zor!73

70  09.12.2007 / Milli Gazete

71 Mustafa Özcan / Yeni Asya

72 İbrahim Karagül  / Yeni Şafak

73  04.12.2007 / Nedim Odabaş / Milli Gazete

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Kazım GÜLFİDAN

Kazım GÜLFİDAN

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...