YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e77d2b8af27
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 9 9
Bugün : 36139
Dün : 58085
Bu ay : 1194984
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53340042
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Milli düşünceli, basiret ve cesaret ehli aydınımız Yılmaz Dikbaş’ın tanımıyla, bu anayasa bir; “MANDA ANAYASASI” dır. Çünkü Anayasa hazırlık komisyonu üyelerinin tamamı kiralık kafalı ve AB Mandacısıdır.

Altı kişiden oluşan bir komisyon, AKP iktidarına yeni anayasa taslağı hazırlamaktadır. Önce, bu komisyonun üyelerini medyada pek yazılmayan yanlarıyla tanıyalım:

Prof. Dr. Ergun Özbudun

-Komisyon Başkanı olan Prof. Dr. Ergun Özbudun, Bilkent Üniversitesi öğretim üyesidir.

-Bilkent Üniversitesi, Prof. Dr. İhsan Doğramacı tarafından kurulmuştur.

Peki, Prof. Dr. İhsan Doğramacı kimdir? (Yahudi asıllı bir Hıristiyan olduğu bilinmektedir. M.Ç).

-Bilkent Üniversitesi’nde öğrenim dili, İngilizcedir. Amaç, Türk çocuklarına önce anadilini unutturmaktır. Bu yöntem, sömürgecilerin en temel uygulamalarındandır. Avrupa’da anadili dışında bir dilde eğitim ve öğrenim yapan tek bir üniversite bile gösterilemeyecektir.

-Bilkent Üniversitesi’nde, Avrupa Birliği (AB)’nin Erasmus Programı uygulanmaktadır. Bu programın temel amacı, çocukların ‘ulusal kimliklerini eritmek’tir.

Öğrencilere, kendilerini ‘Türk’ olarak değil, ‘Avrupalı’ olarak görüp hissetmeleri öğretilir. Bu program sayesinde Türk çocukları, kendi kültür ve tarihlerini önce unutup sonra aşağılayacaklar, bir süre sonra da Avrupa tarihi ve kültürü ile bütünleşeceklerdir.

-Erasmus Programını uygulayan profesörlere, ‘Erasmus Profesörü’ denilmektedir. Bu nedenle, yeni anayasa taslağı hazırlama komisyonu başkanı Prof. Dr. Ergun Özbudun, “Erasmus Profesörü” katagorisindedir.

-Erasmus Programını uygulayan profesörler, doğal olarak AB Mandacısıdır. Bu nedenle, Prof. Dr. Ergun Özbudun da bu AB Mandacılığını kurtuluş görenlerdendir.

-Prof. Dr. Ergun Özbudun, Türk Demokrasi Vakfı (TDV)’nin başkan vekilidir. TDV, 1997-2004 yılları arasında AB’den sözde üç proje karşılığı yaklaşık 903.000 Avro hibe almıştır.122 Peki, yaklaşık bir milyon Avro kimler arasında nasıl paylaştırılmıştır? Sakın böyle bir soruyu, Prof. Dr. Ergun Özbudun’a sormaya kalkmayın! Çünkü o şimdi, 70 milyon insanımız için bir anayasa taslağı hazırlamakla görevlidir!

AB’den hibe alan kuruluşlar, Anadolu’nun bağrına sokulmuş birer Truva Atı’dır. Truva Atları, sıkı AB yanlısı, yani AB Mandacılığı kalemşörleridir

• Prof. Dr. Levent Köker

-Gazi Üniversitesi’nde öğretim üyesidir.

-Prof. Dr. Levent Köker, Kemalizm karşıtı olduğunu şöyle anlatıyor:

“Kemalizm… kendi kendisini yenilemesi gerekiyor. Yenilendiği zaman Kemalizm, Kemalizm olarak kalır mı? Kalmazsa da kalmaz. Öyle bir derdimizin olmaması gerektiğini düşünüyorum.” 123

Prof. Dr. Levent Köker, daha da ileri gidiyor. Türkiye AB sürecinde eğer ileriye gidecekse, Kemalizmin ortadan kalkacağını, hatta kalkmak zorunda olduğunu söylüyor. Savını güçlendirmek için bir yabancıdan alıntı yapıyor. “…Nathalle Tocci adında bir bilim insanı, ‘Kemalizm olduğu sürece Türkiye’nin Avrupa’yla entegrasyonu gerçekleşemez’ türünden bir yargıyı temellendirecek bazı çalışmalar ve raporlar yayınlandı. Haksız değildi. Bugün de aynı noktadayız…” Aslında, Nathalle Tocci doğru söylemiş. Kemalizm ayakta durduğu sürece, Türkiye’nin AB’ye katılması gerçekleşemez. Çünkü, AB’ye katılmanın ön koşulu, Ulusal Egemenliği Hıristiyan AB’ye teslime hazır olmak demektir. Oysa Kemalizm’in özünde, ‘Egemenlik hiçbir anlam, hiçbir biçim ve hiçbir renkte ve anlatımda ortaklık kabul etmez’ ilkesi yatmaktadır. Prof. Dr. Levent Köker, Kemalizm üzerine konuşmasını sürdürüyor.

“Kemalist Türkiye’nin, siyaset ve sosyal bilimciler tarafından ‘vesayet rejimi’ veya ‘vesayet ideolojisi’ olarak adlandırılmış olduğunu hatırlamak lazım. Kendi kendini yönetme yeteneğini yitirmiş insanlara vasi tayin edilir, ‘senin aklın yok, işlerini yürütemezsin, senin yerine bir başkası yürütsün’ diye. Türkiye’de de Kemalizm bunu çok vurgulayan bir ideoloji oldu.” Bunları okuyan bir kişi, Prof. Dr. Levent Köker’in vesayet ilkesine karşı durduğunu, hatta Türk halkının ne türden olursa olsun vesayet altına girmesinden ciddi rahatsızlık duyan bir ulusalcı olduğunu sanar, değil mi? Ancak, kazın ayağı öyle değil!

AB yanlısı olmak demek, ‘Kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olan Ulusal Egemenliği’, Hıristiyan AB’ye teslime razı olmak demektir. Yani, ‘AB’nin vesayetini’ kabul etmek demektir.

Prof. Dr. Levent Köker, ‘Kemalist vesayet’e karşı çıkıyor, ama ‘Hıristiyan AB vesayeti’nin şakşakçılığını yapıyor!

-Prof. Dr. Levent Köker’in hukuk dersleri verdiği Gazi Üniversitesi, 30 Mart 2007 tarihinde AB’den sözde üç proje karşılığı toplam, 573.642,07 Euro hibe almıştır. Şimdi aklınızdan hangi sorunun geçtiğini biliyorum! Aman sakın, Prof. Dr. Levent Köker’e bu paraların kimlere, nerelere harcandığını sormayın! Çünkü şimdi o, televizyon kanallarında boy gösterip rol keserek, hazırlanmakta olan anayasa taslağını halkımıza yutturmaya çalışıyor!

AB’den hibe alan kurum ve kuruluşlar, Anadolu’nun bağrına sokulmuş birer Truva Atı’dır. Truva Atları, çok ateşli AB yanlısı, yani AB Mandacısıdırlar.

-Gazi Üniversitesi’nde AB’nin Erasmus Programı uygulanmaktadır. Bu programın temel amacı, hangi ülkede uygulanırsa uygulansın, o ülke çocuklarının ‘ulusal kimliklerini eritmek’tir. Gazi Üniversitesi’nde uygulanan Erasmus Programıyla, Türk çocuklarının ‘Türk kimlikleri’ eritilip yok edilmek istenmektedir. Türk çocuklarının kendilerini ‘Türk’ olarak değil, ‘Avrupalı’ olarak görüp hissetmeleri hedeflenmektedir. Türk çocukları, kendi kültür ve tarihlerini önce unutup sonra aşağılayacaklar, bir süre sonra da Avrupa tarihi ve kültürü ile bütünleşeceklerdir. Bu dönüşüme, Erasmus Programının ‘Avrupa Boyutu’ (European Dimension) adı verilmektedir.

-Erasmus Programını uygulayan profesörlere, ‘Erasmus Profesörü’ denilmektedir. Bu nedenle, Prof. Dr. Levent Köker de bir Erasmus Profesörüdür. Erasmus Profesörleri, doğal olarak AB Mandacısıdırlar. Prof. Dr. Levent Köker de bir AB Mandacısıdır.

•Prof. Dr. Zühtü Arslan

-Polis Akademisi’nde Anayasa Hukuku dersleri vermektedir.

-AB kurumlarıyla çok yakın ilişkiler içinde olan Prof. Dr. Zühtü Arslan, şu projelerde çalıştığı bilinmektedir:

***Avrupa Birliği Komisyonu tarafından desteklenen, “Türkiye’de İfade Özgürlüğü” konulu projede uzman ve kitap yazarı olarak yer aldı (2001-2003). Bu kitap için Prof. Dr. Zühtü Arslan, AB’den ne kadar para aldı? Bu sorunun cevabını öğrenmek için kendisini onlarca kere telefonla aradım, cevap vermedi. Aradığıma dair notlar bıraktım, hiç oralı olmadı. Cep telefonuna mesaj yolladım, umursamadı. Hem yakın arkadaşı hem de Polis Akademisi Güvenlik Birimleri Müdürü Prof. Dr. İbrahim Cerrah’a aracı olması için başvurdum. Hem telefonda rica ettim hem de e-posta gönderip dileğimi tekrarladım, ne yazık ki ondan da cevap alamadım. AB ile çalışmış olmalarından kıvançla söz eden bu profesörlere, ne kadar Avro aldıklarını sorduğumda, sağır duvarlara dönüşüyorlardı!

***Avrupa Birliği Komisyonu Türkiye Delegasyonu tarafından desteklenen “Dinlerarası İlişkiler: Seküler ve Demokratik bir Sistemde Barış İçinde Birarada Varoluş Arayışı” başlıklı projede kitap yazarı olarak yer aldı. (2004). Bu kitabı için Prof. Dr. Zühtü Arslan’ın ne kadar Avro almış olduğunu öğrenemedim. AB’yi överken ya da başları sıkıştığında ‘hesap verebilirlik, şeffaflık, hukukun üstünlüğü, demokrasi…’ sözcüklerini ağızlarından hiç eksik etmeyenler, konu kendilerinin ne kadar para aldığına geldiğinde, ne şeffaflık tanıyorlardı ne de hesap, hukuk tanıyorlardı!

***Avrupa Konseyi’nin “Kolluk ve İnsan Hakları-2000 Ötesi” (“Poliçe and Human Rights-Beyond 2000”) programı çerçevesinde “Eğitimcilerin Eğitimi (“Train the Trainers”) projesinde uzman öğretim üyesi olarak çalıştı.

Bu projedeki çalışmaları karşılığında Prof. Dr. Zühtü Arslan’ın para alıp almadığını aldıysa ne kadar aldığını hiç bilmiyoruz, çünkü bir devlet sırrı gibi saklıyor!

***İngiliz Büyükelçiliği ile İçişleri Bakanlığı’nın ortaklaşa yürüttüğü “Mülki Amirlerin Kolluk Denetim Kapasitesinin Artırılması” konulu projede uzman olarak yer almaktadır.

Yeni anayasa taslağını hazırlayan komisyon üyesi Prof. Dr. Zühtü Arslan, çeşitli televizyon kanallarında boy gösterip demokrasi, şeffaflık, ifade özgürlüğü gibi kavramlardan ağız dolu söz edip rol kesiyor, ama yazdığı kitaplar, yaptığı projeler karşılığı AB’den ve diğer kurumlardan kaç para aldığı sorulduğunda, ‘Üç Maymunlar’ı oynuyor!

-Prof. Dr. Zühtü Arslan, Türkiye Ekonomik Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) tarafından yürütülen, “Türkiye’de Güvenlik Sektörü-Almanak/2005” projesinde, “Hükümet” bölümünün yazımından sorumlu yazar olarak yer almıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’nın siyasetteki rolünü tartışmaya açan bu projedeki makaleleri nedeniyle, Polis Akademisi’ndeki şu öğretim üyeleri hakkında soruşturma açılmıştı:

Prof. Dr. İbrahim Cerrah (Güvenlik Bilimleri Enstitüsü Müdürü),

Doç. Dr. Bedri Eryılmaz (Enstitü Müdür Yardımcısı), Doç. Dr. Zühtü Arslan (Ana Bilim Dalı Başkanı), Doç. Dr. Önder Aytaç (Güvenlik Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı) ve Doç. Dr. Ertan Beşe (Öğretim Üyesi). Bu kişiler savunmalarında özetle şunları söylüyorlardı:

“AB yolunda ilerleyen Türkiye’de hesap verebilirlik, hukukun üstünlüğü, şeffaflık ve demokratik gözetim olmazsa olmaz unsurlardır… İyi niyetle yazdığımız makaleler yüzünden ceza alırsak, bu Türkiye’yi AB nezdinde sıkıntıya sokar.”124

Görüyorsunuz değil mi, sıkıştıklarında hemen gelsin şeffaflık, demokratik gözetim, hesap verebilirlik… Peki, biz de sizlerin AB’den ne kadar para aldığınızı iyi niyetle sorduğumuzda niçin cevap vermiyorsunuz, sığındığınız o kutsal değerler nereye gidiyor? Prof. Dr. Zühtü Arslan’ın makale yazarak projesine katkıda bulunduğu TESEV’in dosyası hayli kabarıktır. Kısaca bir göz atalım.

**TESEV, AB’den sözde iki proje karşılığı 686.129 Avro hibe almıştır.125

AB’den hibe alan kurum ve kuruluşlar, Türkiye’nin bağrına sokulmuş birer Truva Atı’dır. Truva Atları, kayıtsız şartsız AB yanlısı, yani AB Mandacısıdırlar.

**’Türkiye’de sivil hareketinde, hangi taşı kaldırsanız altından TESEV çıkıyor. TESEV’de hangi projeye ya da yönetim kademesine baksanız, içinde eski devlet görevlileri, eski solcular, eski ve yeni sosyal demokratlar, eski ve yeni işadamları, büyük şirketlerin dışarda ve özellikle Amerika’da eğitim görmüş profesyonel yöneticileri, türlü boydan vakıfçıları, dolarlı akademik projelerin başında yer alan ABD eğitimli profesörler çıkıyor.’126

ABD değil, İngiltere eğitimli Prof. Dr. Zühtü Arslan, Soros’tan da para alan TESEV’in ‘Almanak/2005’ projesinde çalıştığını, internette yayınlanan özgeçmişinde halka açıklıyor, ama bu emeğinin karşılığı para alıp almadığını, aldıysa ne kadar aldığından söz etmiyor! Peki, o dillerinden düşürmedikleri şeffaflık ilkesi nerede?

-Prof. Dr. Zühtü Arslan’ın Anayasa Hukuku dersleri verdiği Polis Akademisi’nde AB’nin Erasmus Programı uygulanmaktadır. Hangi ülkenin üniversitesinde uygulanırsa uygulansın, bu programın amacı o ülke çocuklarının ‘ulusal kimliklerini eritmek’, onun yerine ‘Avrupa kimliği’ yerleştirmektir. Polis Akademisi’nde Erasmus Programı uygulayan Prof. Dr. Zühtü Arslan da, Türk çocuklarına kendi kültür ve tarihlerini unutturmaya, onları Avrupa tarihi ve Hıristiyan Avrupa kültürüyle bütünleştirmeye çalışmaktadır.

-Erasmus Programını uygulayan profesörlere Erasmus Profesörü denildiğinden, Prof. Dr. Zühtü Arslan da bir Erasmus Profesörüdür. Erasmus profesörleri doğal olarak AB Mandacısı olduğundan, Prof. Dr. Zühtü Arslan da bir AB Mandacısıdır.

Prof. Dr. Yavuz Atar

-Selçuk Üniversitesi’nde Anayasa Hukuku dersleri vermektedir.

-Selçuk Üniversitesi ve Konya Ticaret Odası işbirliği yaparak, sözde iki proje karşılığı AB’den toplam 380.797,91 Euro hibe almışlardır.127

Şimdi biz Prof. Dr. Yavuz Atar’a sorsak, AB’den alınan hibeler Selçuk Üniversitesi ile Konya Ticaret Odası arasında nasıl kırışıldı diye, bize cevap veremez! Çünkü AB’yle para ilişkileri bir sır gibi saklanır.

-Selçuk Üniversitesi, ‘Süt İneği Yetiştiricileri Eğitim Projesi’ adı altında AB’den 99.072,10 Euro hibe almıştır. Demek ki, Selçuk Üniversitesi’nin Veteriner Fakültesi, Hristiyan AB’ye el açmadan, süt ineği yetiştiricilerine eğitim bile veremiyor! Peki, yüz bin Avro’ya yakın hibe kimlere, nasıl dağıtılmış, işin o yönünü hiç karıştırmayın, şimdi işimiz yeni anayasa taslağı hazırlamak!

-Selçuk Üniversitesi’nde AB’nin Erasmus Programı uygulanmaktadır. Önemi nedeniyle yukarıda sık sık tekrarladık, Erasmus Programı, bir ‘ulusal kimlik eritme’ uygulamasıdır.

-Erasmus Programını uygulayan profesörlere, Erasmus Profesörü denildiğinden, Prof. Dr. Yavuz Atar da bir Erasmus Profesörüdür. Her Erasmus Profesörü gibi de, doğal olarak bir AB Mandacısıdır.

• Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem

-Dicle Üniversitesinde hukuk dersleri vermektedir.

-Dicle Üniversitesi, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ile birlikte, ‘Güneş Evi Eğitim ve Uygulama Parkı Projesi’ adı altında, 27 Haziran 2007’de AB’den 78.705 Euro hibe almıştır. Bu hibenin Dicle Üniversitesi ile Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi arasında nasıl paylaştırıldığını sakın Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem’e sormayın! O şimdi çok daha büyük işlerle uğraşmakta, 70 milyonun anayasasını hazırlamaktadır.

-Dicle Üniversitesi’nde Erasmus Programı uygulanmaktadır. Bu programla, Türk çocuklarının ulusal kimlikleri eritilmekte, onun yerine Avrupalı kimliği yerleştirilmeye çalışılmaktadır.

-Bir Erasmus Profesörü olan Fazıl Hüsnü Erdem, dolayısıyla AB Mandacısıdır.

Doç Dr. Serap Yazıcı

-Bilgi Üniversitesi’nde öğretim görevlisidir.

-Bilgi Üniversitesi’nin kurucularını tanıyalım:

* Oğuz Özerden: 900’lü hatlarla ‘seks kanalları’ açarak para sahibi olanlardandır.

* Bülent Akarcalı: AB’den sözde üç proje karşılığı 903.098,48 Euro hibe alan Türk Demokrasi Vakfı (TDV)’nin kurucularındandır.

* Zafer Mutlu: Batık Etibank’ın sahibi Dinç Bilgin’in adamıdır.

*Prof. Dr. Asaf Savaş Akat: Erasmus Profesörü, AB Mandacısı, televizyon izleyicileri tarafından ‘Televole profesörü’ olarak adlandırılmaktadır.

*Prof. Dr. Toktamış Ateş: Radikal Şeriatçılarla ve din istismarcılarıyla canciğer kuzu sarması, Atatürkçü, Türkiye-Avrupa Vakfı Danışma Kurulu üyesi, AB Mandacısıdır.

-Bilgi Üniversitesi’nde eğitim dili, İngilizcedir. Burada, Türk çocuklarına önce dillerini unutturmak istenilmektedir. Çok örneği vardır, anadilini unutmuş toplumların sömürgeleştirilmesi çok kolay olmaktadır.

-Bilgi Üniversitesi’nde, Erasmus Programı uygulanmaktadır. Anadili unutturulacak Türk çocuklarının ulusal kimlikleri bu programla eritilecektir. Bu çocuklar bir süre sonra dillerini, tarih ve kültürlerini aşağılayacak, Hıristiyan Avrupa tarihi ve kültürü ile yozlaşacaklardır.

-Erasmus Programı uygulayan Doç. Dr. Serap Yazıcı, bir AB Mandacısıdır.

Yukarıdaki özet bilgilerden sonra, AKP adına yeni anayasa taslağı hazırlayan komisyonun altı üyesinin ortak özelliklerini şöyle sıralayabiliriz.

•Hepsi üniversitelerde öğretim üyesidir. Hepsi de Hıristiyan AB’nin Erasmus Programını uygulamaktadır.

•Hepsi Kemalizm karşıtıdır.

•Hepsi AB Mandacısıdır.

•Ya doğrudan ya da dolaylı olarak AB’den hibe, parasal destek almışlardır/almaktadırlar.

•Hepsi de ılımlı İslamcı ve din istismarcısı basın tarafından desteklenen simsarlardır. İşaretler, Fethullahçılarla, öteki tarikatlarla ilişkileri olduğunu ortaya koymaktadır.128

Asıl Hedef; Bağımsızlığımızı ve Hükümranlık Haklarımızın AB’ye Devridir!

Yeni anayasa taslağının ‘Egemenlik’ üst başlığı altındaki maddelerini okuyalım.

Madde 5-

(1). Egemenlik kayıtsız ve şartsız Milletindir.

(2). Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yasama, yürütme ve yargı organları eliyle kullanır.

(3). Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

(4). Milletlerarası ve milletlerüstü kuruluşlara üyelikten kaynaklanan sınırlamalar saklıdır.

5. Maddenin ilk üç bölümünü okuduğunuzda rahatlayabilir, Ulusal Egemenlik hakkımıza dokunulmamış diye düşünebilirsiniz. Ama gerçek, bunun tam tersidir!

5. Maddenin en altına, 4. bölüme yerleştirilen cümleyi bir kez daha okuyalım.

“Madde 5 – (4). Milletlerarası ve milletlerüstü kuruluşlara üyelikten kaynaklanan sınırlamalar saklıdır.

Peki, ‘milletlerüstü’ kuruluş ne demektir?

Avrupa Birliği (AB) demektir!

Yukarıdaki madde, Ulusal Egemenliğimizin temeline yerleştirilmiş bir dinamittir! Çünkü bu maddenin tam açık anlamı şudur:

‘Egemenlik, üyelik gerekçesiyle AB’ye devredilebilir’.

Yeni anayasa taslağını hazırlayan, ‘bir Yahudi gibi kurnaz’129 komisyon üyeleri, Ulusal Egemenliğimizin Hıristiyan AB’ye devredilebileceği hükmünü, taslağın 5. maddesinin en altına sinsice gizlemiş görünüyorlar.

Mevcut anayasa ile, yani 1982 Anayasası ile Ulusal Egemenliğimizin devri asla mümkün değildir. Yılmaz Dikbaş, ‘Avrupa Birliği Yanlıları Anayasal Düzeni Değiştirmek İstiyorlar!’130 başlıklı makalesinde AB Mandacılarının 1982 Anayasasındaki, Ulusal Egemenliğimizi güvence altına alan, 6, 7, 8, 9, 81 ve 102. maddelerini zorla değiştirmek istediklerini öngörmüş, bu eylem içinde olanların ‘vatana ihanete teşebbüsten’ yargılanmalarını talep etmişti. Ancak açıkça görülmektedir ki, ‘bir Yahudi gibi kurnaz’ komisyon üyeleri, Ulusal Egemenliğin devri önünde duran 6, 7, 8, 9, 81 ve 102. maddelerin tek tek değiştirilmesi risk ve zahmetine girmiyorlar, hepsini birden bir çırpıda kaldırıyorlar!

Yeni bir anayasa hazırlamaktaki temel amaç, ‘Kayıtsız Şartsız Türk Milletine ait olan Ulusal Egemenliğin’ Hristiyan AB’ye devredilebilmesini sağlamaktır.

İşte bu korkunç gerçek, Türk Milletinden saklanmakta, gözlerden kaçırılmaya çalışılmaktadır.

Nasıl mı?

Bir örnek verelim.

23 Eylül 2007 Pazar günü, TV8’de Sedat Yazıcıoğlu’nun sunduğu ‘Sağduyu Programı’nın konusu şuydu: ‘Yeni Anayasa Taslağı’. Bu konuyu tartışacak stüdyo konukları ise şunlardı: Prof. Dr. Hikmet Sami Türk (Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi, Eski Adalet Bakanı), Prof. Dr. Zühtü Arslan (Polis Akademisi Öğretim Üyesi) ve Sadullah Ergin (AKP milletvekili, AKP Grup Başkan Vekili).

Tartışmada sıra, Egemenliğin AB’ye devredilmesi konusuna gelince, çarçabuk geçiştirildi, hiç karşı çıkan olmadı. Bülent Ecevit’in ünlü adalet bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk de diğer iki konukla aynı görüşteydi! Egemenliğin AB’ye devredilmesi konusunu hızla geçen konuklar;

“Gelelim asıl kıyametin koptuğu yere, başörtüsü konusuna!” diyerek gerçek yüzlerini gösterdiler. Bu ünlü konukların gözünde, Ulusal Egemenliğimizin Hıristiyan AB’ye devri değil, asıl başörtüsü kıyamet koparıyormuş!

Konuklardan biri:

“Başörtüsü yasağı, üniversitelerde kaldırılıyor mu?”

diye soruyor, öteki:

“Türkiye; İran, Cezayir, Malezya olur mu?”

diye sözde kaygılarını dile getiriyor ve tartışma bu eksende sürüyordu…

Artık şu gerçek açıkça ortaya çıkmıştır.

22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde ve hemen sonraki cumhurbaşkanı seçiminde Türbanı öne çıkaran Mandacılar, yeni anayasa taslağı hazırlanırken de aynı taktiği uygulamakta, yüz binlerce şehit ve gazimizin kanıyla kazandığımız Ulusal Egemenliğimizin Hıristiyan AB’ye devredileceği kararının da üzerini Türbanla örterek halkımızı kandırmak, aldatmak ve uyutmak istemektedirler. Bu hıyanet içerisinde olanlar, yalnız yukarıda sözünü ettiğimiz televizyon programının konukları değildir.

Üniversite rektörleri de yeni anayasa taslağına, başörtüsü açısından bakıyorlardı?.

“Rektörler, Anayasa değişikliğinde türban konusunda sert tepki göstermeye hazırlanıyorlar. Rektörler, Anayasa değişikliğinde üniversitelere türbanla girişin serbest bırakılması halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidecekler”.131

Rektörler, Ulusal Egemenliğimizin devrine karşı çıkmıyorlardı?

Peki, ulus devlet yıkıldıktan, ulusal egemenlik elden gittikten sonra, ulus olma niteliğinin yitirileceğini, Türk Ulusunun köleleşmiş sıradan bir halk topluluğuna dönüşeceğini, bu anlı şanlı üniversite rektörleri bilmiyorlar mıydı? Öyle bir topluluğun içinde, kimilerinin türban, kimilerinin de sarık bağlamasının (kimilerinin göğsü göbeği açık dolaşmasının M.Ç) hiçbir önemi kalmayacağını göremiyorlar mıydı?

Üniversite rektörlerinin tamamı, Ulusal Egemenliğimizin Hıristiyan AB’ye devredilmesinde görüş ve karar birliği içerisindedirler. Ancak bunu açıkça Türk Milletine şimdilik söylemiyorlar, ‘bir Yahudi kurnazlığıyla’ bu gerçeği Türk Milletinden saklayıp üzerini türbanla örtüyorlar…

Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın uyarısı bir gazetede manşet oluyor:

“Türban yasallaşamaz. Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, hem Türkiye mahkemelerinin hem de AİHM’nin yasakladığı türban gibi fiillerin yasalaştırılmaması gerektiğini vurguladı. Yalçınkaya, anayasanın temel ilkelerinin sıralandığı başlangıç bölümünün de değiştirilemeyeceğini belirtti”.132

Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, mevcut anayasamızdaki ulusal egemenliğimizi güvence altına alan 6, 7, 8, 9, 81 ve 102. maddelerin de değiştirilemeyeceğini söylemiyor! Bütün kaygısı, tasası ‘Türban’mış gibi davranarak, toplum oyalanıyor!

Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Ulusal Egemenliğimizin Hıristiyan AB’ye tesliminden yana mı? Eğer değilse, neden asıl dikkatleri, yeni anayasa taslağında Ulusal Egemenliğimizin devredilme tehlikesiyle karşı karşıya olunduğu gerçeğine çekmiyor?

Ulusal Egemenliğimiz; ulusumuzun onurlu ve şerefli yaşamasını sağlayan en temel değerimizdir. Ulusal onur ve şerefini kaybetmiş, Hıristiyan Avrupalının sömürgesi durumuna düşmüş sıradan bir halk topluluğunda, kadınların başında türban olsa ne yazar! (Açık dolaşsa ne yazar! Diye kimse düşünmüyor. M.Ç)

Son zamanlarda sıradışı açıklamalarıyla dikkatleri üzerine çeken eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu da yeni anayasa taslağı üzerinde görüşlerini açıklıyor.

“Bu bir sivil anayasa hazırlığı değil, sivil darbedir. Dinci oligarşik bir yapının teşebbüsüdür. Bu sivil darbe teşebbüsüne sadece sivil toplum örgütlerinin değil, laik demokratik Cumhuriyetin inanmış her vatandaşının, her yurttaşının her türlü olanakla ve kendi gücüyle karşı çıkması şarttır”.133 (diyerek konuya yine yarım ve yanlış yaklaşılıyor M.Ç)

Aralarında laiklik ilkesinin de bulunduğu Cumhuriyet Devrimleri, bir bütündür. Gerçek Cumhuriyetcilerin, devrimlerin tümüne birden sahip çıkması, tümünü birden koruyup ve savunması gerekiyor.

Aralarında laiklik ilkesinin de bulunduğu Cumhuriyet Devrimlerinin temelinde, Ulusal Egemenliğimiz bulunmaktadır. Ulusal Egemenliğimizi Hıristiyan AB’ye devretmek demek, Cumhuriyet Devrimlerini temelden yıkmak demektir! Ulusal Egemenliğimiz elimizden gittikten, Cumhuriyet Devrimleri temelden yıkıldıktan sonra, onlardan biri olan laiklik ilkesini korumak mümkün olabilir mi?

İşte bu nedenle, gerçek cumhuriyetçilerin, laiklik ilkesini koruyabilmek için, her şeyden önce Ulusal Egemenliğimize sahip çıkmaları, korumaları ve savunmaları gerekmez mi?

Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, yeni anayasa taslağına Ulusal Egemenliğimizin devredilmesine olanak sağlayan bir maddenin sinsice yerleştirilmiş olmasından neden hiç söz etmiyor!

Sabih Kanadoğlu’ndan, Ulusal Egemenliğimizi Hıristiyan AB’ye devretmeye hazırlanan iktidara ve her alandaki yandaşlarına karşı tüm Türk Milletini dikkatli olmaya çağırması gerekiyor!

Yeni anayasa taslağındaki, Ulusal Egemenliğimizin Hıristiyan AB’ye devredilmesine olanak sağlayan maddesine; Cumhurbaşkanı, Başbakan, Hükümet, Milletvekilleri, Genelkurmay, Yargı, TBMM’de temsil edilen siyasi partiler, işveren sendikaları, üç büyük işçi konfederasyonu, meslek odaları, üniversiteler ve medya karşı çıkmıyor!

Peki, bu Manda Anayasasına kim karşı çıkacak?

‘Atatürk’ün Gençliğe Hitabı’nın adını şöyle değiştirmeliyiz: ‘Atatürk’ün Türk Gençliğine Yazılı Görev Emri’. Türk Gençliği, kendilerine Büyük Devrimci Atatürk tarafından verilmiş olan ‘Yazılı Görev Emri’ni çok dikkatli okuyacaklar, gereğini yapacaklar ve Manda Anayasasını yırtıp parçalayarak Tarihin çöplüğüne atacaklardır!”134

122 Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği Tabuta Çakılan Son Çivi”, Asya Şafak Yayınları. İstanbul, Mayıs, 5. Baskı, sf. 338-339

123 Hür Fikirler, “Levent Köker ile ‘Kemalizm’ üzerine…”, http://www.hurfikirler.com/

124 Polis Haber, “Ceza AB’y> Kızdırır”, 27.10.2006, www.polis.web.tr/article view.php?aid=2185

125 Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği Tabuta Çakılan Son Çivi”, Asya Şafak Yayınları, İstanbul, Mayıs 2007, 5. baskı, sf.348

126 Mustafa Yıldırım, “Sivil Örümceğin Ağında”, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul, Şubat 2005, 5. Baskı, sf. 319

127 Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği Tabuta Çakılan Son Çivi”, Asya Şafak Yayınları, İstanbul, Mayıs 2007, 5. Baskı, sf. 327

128 Özdemir İnce, “Yeni Anayasa’nın ilginç taşeronları”, Hürriyet, 11.09.2007

129 Bu bir İngilizce deyimdir: “Cunning like a Jew”.

130 Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği Tabuta Çakılan Son Çivi”, AsyaŞafak Yayınları, İstanbul, Mayıs 2007, 5. Baskı, sf.713

131 “Rektörlerin Türban Tepkisi”, Yeni Adana, 19 Eylül 2007

132 Cumhuriyet, 20 Eylül 2007

133 Cumhuriyet, 30 Eylül 2007

134 Yılmaz Dikbaş (Gaflet Dalalet Hıyanet Asya Şafak yy. 4. Basım sh. 580-594)

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Milli Çözüm Dergisi

Milli Çözüm Dergisi

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...