2024 Türkiye'sinde
Hükümet ve Muhalefet Cephesindeki
SİYASİ FİGÜR(AN) MANZARALARI
2024 31 Mart yerel seçimler öncesinde, Milli Çözüm yazarları ve kurmaylarıyla yaptığımız tahmin ve tahlillerde;
• AKP’nin, ekonomik ve ahlâki tahribatları ve dar gelirliler için dayanılmaz olan hayat pahalılığı yüzünden ve YRP’nin de bağımsız seçim kararı üzerine, büyük şehirleri ve birçok stratejik illeri CHP’ye kaptıracağını…
• YRP’nin önemli sonuçlar alacağını ve birkaç ilde Belediye Başkanlığı kazanacağını…
• Seçim sonrası Erdoğan iktidarının ekonomi balonunun patlayacağını, zam ve enflasyonun azıtacağını, alınacak kemer sıkma kararlarının halkı canından bıktıracağını…
• Önümüzdeki genel seçimler için hiçbir ümit vadetmeyen AKP’de ve MHP’de çözülmeler yaşanacağını ve sunî olarak parlatılan YRP’ye kaymalar yaşanacağını…
• Hırçınlaşan Cumhur İttifakı’nın, baskıcı tedbirlere başvuracağı ve bunların sosyal patlamalara ve siyasal bunalımlara yol açacağını hatırlatmıştık.
Bu nedenle seçim sonuçları bizi yanıltmamıştı. Gece yarısı, kesin olmayan sonuçlara göre CHP %38, AKP %35, YRP %6, DEM %5.5, MHP %4.5, İYİ PARTİ %3.5 civarında oy almışlardı. CHP’deki ve YRP’deki artış oylarını, belediyelerdeki başarılarının ve yeni yönetimin tutarlı politikalarının sonuçları sanmak yanlıştı. Bu oylar, AKP ve MHP iktidarından usanıp yeni umut kapısı arayanların, başka sığınak bulamadıklarından, bunların ağlarına takılmalarıydı.
R . T. Erdoğan iktidarının yanlış ve yıkıcı icraatları, ahlâki ve ekonomik tahribatları nedeniyle iyice pörsümesi ve artık rağbet ve itimat edilmemesi ihtimali üzerine, malum merkezler dolaylı yönlendirmelerle YRP’yi yedeğe almak ve parlatıp ileride yararlanmak üzere önünü açmaya başlamışlardı. Umarız bu tuzağa kapılmazlardı. Daha önce “Erbakan’ın devamı ve Hoca’nın adamları” diyerek halkı kandırıp Erdoğan’ı iktidara taşıyanların, şimdi “Erbakan’ın evladı ve Milli Görüş’ün aslı” istismarıyla YRP’yi öne çıkarmaya, yedekte tutmaya ve ikinci Erdoğan imajı ile topluma yutturmaya çalıştığı anlaşılmaktaydı. Ve tabi YRP’nin bu sonuçları, Fecr-i Sadık öncesi görülen Fecr-i Kazip olayıydı.
Devlet Bahçeli’nin seçim öncesi “Sn. Cumhurbaşkanım, görevi bırakamazsın, Milletin başından ayrılamazsın!” çırpınışları Erdoğan’ın 31 Mart seçimlerini kaybetmesi halinde Cumhur İttifakı’nın ayakta kalamayacağının ve partilerinde karışıklık ve kaçışların başlayacağının feryadü figanlarıydı.
Sn. Erdoğan’ın Filistin Tutarsızlığı: Gazze’de yardım konvoyuna ulaşmaya çalışan en az 200 sivil Filistinli katliama uğramış, 2000 (iki bin) kişi ise yaralanmıştı. Erdoğan iktidarı ise sadece kınamıştı!
Gazze’nin kuzeyinde bir yardım konvoyuna ulaşmaya çalışan Filistinlilerden en az 200 kişi hayatını kaybetmiş durumdaydı. 2 bin kişi ise yaralıydı. İsrail ordusu, askerlerinin ve tanklarının uyarı ateşi açtığını, ancak konvoyu vurmadığını açıklayacak kadar küstahlaşmıştı. İsrail’e göre, hayatını kaybedenlerin çoğu izdiham sonucu ölmüş ya da konvoydaki kamyonlar tarafından arbedede ezilmiş olmaktaydı. Oysa görgü tanıkları İsrail askerlerinin doğrudan konvoydakilere ateş açtığını aktarmışlardı. Erdoğan iktidarı ise; “İsrail, Nabulsi Meydanı’ndaki Filistinlileri öldürerek, işlemekte olduğu insanlığa karşı suçlara bir yenisini eklemiştir” diyerek sorumluluktan kurtulacağını sanmıştı.
Erdoğan’ın Sakarya Mitinginde Taraftarları: “İsrail ile Ticaret Utancı Sonlandırılsın” Pankartı Açmıştı.
Erdoğan’ın Sakarya’da düzenlediği mitinginde “İsrail ile ticaret utancı sonlandırılsın!” pankartı açılmış, pankart fark edilince hemen toplatılmıştı. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sakarya mitinginde; İsrail’in Gazze’ye saldırısına karşı Batı’yı, seyretmekle suçlamış ve “Tam 140 gündür İsrail’in işlediği insanlık suçlarını sadece seyrediyorlar. Öyle ki BM Güvenlik Konseyi, İsrail’e acil ateşkes çağrısı yapmıyor, yapamıyor. Ne Batılı güçler ne de BM Güvenlik Konseyi İsrail vahşetini engelleyecek işe yarar bir çaba göstermedi.” diye hava atmıştı. Erdoğan, Batı ülkelerini suçlasa da Türkiye’nin İsrail ile ticari ilişkileri hiç aksamamıştı. Bu nedenle miting sırasında “İsrail ile ticaret utancı sonlandırılsın” pankartı açılmış, pankart daha sonra hemen toplatılmıştı. İktidar, Gazze’ye başlattığı saldırılar nedeniyle İsrail’e sert eleştiriler yöneltse de bu tavır samimiyetten uzaktı. Gazeteci Metin Cihan, deniz yoluyla İsrail’le ticaretin devam ettiğini hatta ihracatçıların arasında Burak Erdoğan ve Erkam Yıldırım gibi isimlerin ve bazı AKP’li yöneticilerinin de olduğunu belgelerle aktarmıştı.
Kâbe’de ‘Filistin’ yasağı: Apar topar bayrağı kaldırmışlardı!
Suudi Arabistan’ın kutsal şehri Mekke’de bulunan Kâbe’de, bir Türk kadının Filistin bayrağı açması polisleri telaşlandırmıştı. Kadın, Filistin’e destek amacıyla bayrağı açtığı sırada Suudi polisi tarafından gözaltına alınmıştı. Kadının, Suudi polisi tarafından gözaltına alınmadan önce, “Filistin halkı yalnız değildir. Türkiye her zaman yanınızdadır.” dediği anlaşılmıştı. Bayrağı apar topar toparlayan polis, diğer polisleri çağırarak kadını ablukaya almıştı. Suudi Arabistan ise kadının Kâbe’yi siyasi bir amaçla istismar ettiğini ve ülke kanunlarını ihlal ettiğini açıklamıştı. O anları kayda alan bir kadın ise “Allah’ım sen büyüksün Ya Rabbim, Sen yardımcı ol Allah’ım. Şimdi polisler geldi arkadaşlar, hemen kadının yanına geldiler. Allah’ım inşaallah bir şey yapmazlar.” diye yalvarmıştı.
Maalesef, Suud Yönetimiyle AKP Yönetimi sözde İsrail’e atıp tutsalar da gerçekte İsrail’in gizli destekçileri ve dostlarıydı!
Vicdanlı ABD’li asker, İsrail Büyükelçiliği önünde kendini yakmıştı!
ABD Hava Kuvvetlerinde aktif görevde olan 25 yaşındaki Bushnell, 24 Şubat 2024 tarihinde Washington yerel saatiyle 13:00 sularında İsrail’in Washington Büyükelçiliği önünde “Artık soykırıma iştirak etmeyeceğim. Şimdi oldukça şiddetli bir protesto düzenleyeceğim ancak Filistinlilerin, işgalcilerin elinde yaşadıkları karşısında benim eylemim çok da büyük bir şey değil.” dedikten sonra başından aşağı benzin dökerek kendisini yakmıştı. Kamuflaj elbisesi içindeki Bushnell, nefesi kesilene kadar “Filistin’e özgürlük!” diye bağırmıştı. İsrail’in Washington Büyükelçiliği önünde kendisini yakan ve daha sonra yaşamını yitirdiği açıklanan Bushnell’in görüntüleri sosyal medyada yayılırken çeşitli platformlarda birçok kişi konuya ilişkin açıklamalar yapmıştı.
Sivil toplum kuruluşu Vatansever Vizyon (PVA) Yönetim Kurulu Başkanı ve Birleşmiş Milletlerdeki (BM) Temsilcisi Mohamed Safa, Bushnell’in alevler içerisindeki ekran görüntüsünü paylaşarak, “Bu fotoğrafın dünyadaki tüm gazetelerin ilk sayfasında yer alması gerekiyor.” yorumunu yazmıştı.
Ulusal İran-Amerikan Konseyi’nin Kıdemli Araştırma Üyesi Assal Rad, New York Times, Reuters, CNN ve Washington Post gibi Yahudi sermayesi güdümlü medyanın, Bushnell’in kendisini ateşe vermesine dair yayımladıkları haberlerin manşetlerine dikkat çekip, “Askerin kendisini yakma sebebine değinilmediğini” aktarmıştı.[1]
İslam ülkelerinin başında “Dindar Kahraman!” rolüyle iktidarda bulunanların, Kral ve Sultan unvanıyla sözde şeriatı uygulayanların hiçbirisi bu ABD’li asker kadar duyarlı, tutarlı ve vicdanlı davranamamışlardı. Soykırıma uğrayan mazlum ve mağdur Filistin halkı için değil canlarını, hatta birkaç günlük iktidar imkânlarını bile ortaya koyamamışlardı. Oysa Rahmetli Erbakan Hocamızın 11 aylık Refah-Yol iktidarı döneminde, Siyonist İsrail tek bir kurşun sıkamamış ve hiçbir Filistinlinin burnunu kanatamamıştı. Açıp bakın, internet ve gazete haberleri bunun en açık kanıtıydı. Çünkü “Göz, hasmını tanırdı!..” Kuduz İsrail, Erbakan Başbakan iken, Filistin’e saldırırsa başına neler geleceğinin farkındaydı! Zaten Erbakan’ın bu kararlılığı olmasaydı, Kıbrıs Çıkarması da yapılamaz, KKTC kurulamazdı!
Eski MOSSAD yetkilisinin: ‘2014’te Netanyahu’ya Türkiye’den yönetilen Hamas varlıklarıyla ilgili bilgiler aktardık, ama engel olamadık’ itirafı!
Eski üst düzey bir MOSSAD yetkilisi, yıllar önce İsrail Başbakanı Netanyahu’ya, Hamas’ın finansal varlıklarını hedef almayı önerdiğini açıklamıştı. Bahsedilen finansal ağlardan biri de Hamas tarafından kontrol edilen ve Türkiye’den yönetilen milyonlarca dolarlık bir yatırım portföyü olmaktaydı. 2016 yılına kadar MOSSAD’ın mali varlıklarla ilgili biriminin başında çalışan Udi Levy, BBC Panorama programında bunları anlatmıştı. Levy, geçmişte Hamas’ın büyümesini “sadece finansal araçlar kullanarak” durdurabileceklerini sandıklarını ve aldandıklarını aktarmıştı. Levy, Türkiye’den yönetildiği ama Erdoğan iktidarının müdahale edemediği belirtilen finansal ağla ilgili de Netanyahu’yu 2014 yılında bilgilendirdiğini hatırlatarak: “Katar ve İran’ın ana finansman olduğuyla ilgili konuştuk. Türkiye’ninse, bazı yönlerden daha da önemli olduğunu aktardık, çünkü Hamas’ın mali altyapısını yönetmesi açısından Türkiye kritik bir odak noktasıydı.”[2]
“Gazze’de 700 bin kişi açlıktan ölebilir!” Uyarısı!
Savaşın yıktığı Gazze Şeridi’nin yetkilileri, İsrail’in yoğun nüfuslu bölgelere insani yardımı ciddi şekilde kısıtlaması nedeniyle Filistin topraklarının kuzeyinde 700 bin kadar insanın açlıktan ölebileceği konusunda uyarmışlardı. Gazze Hükümeti Medya Ofisi, ayrıca Rusya, Çin ve Türkiye’nin yanı sıra Arap ve Müslüman uluslara ve “özgür dünyanın tüm ülkelerine” Gazze Şeridi’ndeki “soykırım ve kıtlığa” son verilmesi amacıyla müdahale etme ve baskı uygulama çağrısı yapmıştı. “Önümüzdeki iki gün içinde 10 bin yardım kamyonunun Gazze’ye getirilmesi çağrısında bulunurken, sivillere, kadınlara ve çocuklara yönelik soykırım savaşının acil ve derhal sona erdirilmesi çağrısında bulunuyoruz.” denilerek, kıtlığın sorumlusu olarak İsrail’in yanı sıra ABD yönetimi ve uluslararası toplumun rolü vurgulanmıştı.[3]
AKP ile DEM Parti’nin yeni ortaklığı!
‘Demokratik Açılım’ ve ‘Çözüm Süreci’ sözcükleriyle hatırlandığı çözülme siyasetinin, DEM Parti ve AKP eliyle yeniden üretildiğine işaret eden gelişmeler yaşanmaktaydı. Açılım döneminin İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın Diyarbakır’dan yaptığı açıklamaları ve DEM Partili Ahmet Türk’ün yaklaşımları kafa karıştırıcıydı. Açılım dönemindeki İçişleri Bakanı ve AKP Genel Başkan Vekili Efkan Ala, Diyarbakır’dan DEM Parti’ye açılım sinyali vermişti. Efkan Ala, DEM Partililerle ‘hayal bile edilemeyen sessiz devrimleri’ gerçekleştirdiklerini ileri sürmüşlerdi. Eski Bakanın atıf yaptığı süreçte AKP hükümeti ‘Kürt Açılımı’ adı verilen siyaseti izlemişti. Efkan Ala, eski defteri açmakla da yetinmemiş, DEM Partililere ‘Gelin destek olun’ çağrısını yinelemişti. Çağrıya DEM Parti açıktan bir yanıt vermezken gizli bir diyalog sürecinin yürütüldüğüne yönelik kanılar güçlenmişti.
Diyarbakır’da, AKP İlçe Belediye Başkan adaylarını tanıtım toplantısında söz alan Efkan Ala yaptığı konuşmasında “Daha önce buralarda hayal bile edilemeyen sessiz devrimleri gerçekleştirmedik mi birlikte? Başkalarının hayal edemediği şeyleri yapan bu kadro şimdi onların hayal edemediği şeyleri yapabilir. Bizim de onlara dediğimiz, gelin köstek olmayın. Destek olun. Milletin problemlerini çözelim. Problemden yararlanmayın. Problemlerin üzerine çocukları atmayın. Gençleri problemlerin önüne sürmeyin. Gelin ey Türkiye’de siyaset yapanlar, birlikte problemleri çözmek için herkesi yönlendirelim. Herkese alan açalım ve fırsat verelim, Türkiye’yi hedeflerine taşıyalım. Bunların en önemli kaynaklarından biri de belediye yönetimleridir.” ifadelerini kullanmıştı.
Öte yandan DEM Partili Ahmet Türk de toplumu yeniden ortaklaştıracak bir siyasetin ortaya çıkması gerektiğini belirtmişlerdi. Çözüm süreci hakkında konuşan Türk, toplumu yeniden ortaklaştıracak bir siyasetin ortaya çıkması gerektiğini ifade etmiş, Erdoğan’la yeni bir çözülme hıyaneti yaşanacağının sinyallerini vermişti.
Ahmet Türk’ün: “CHP, Kürt Sorununu Çözecek Kabiliyette Değil” Çıkışı!
CHP’nin genel seçimlerde kendileri ile açıktan bir görüşme yapmadığını anımsatarak “CHP bu kadar muazzam bir sorunu çözecek kabiliyette değil” diyen Türk, Abdullah Öcalan’dan mesaj gelip gelmeyeceği sorusuna yanıt vermişti. Türk, “Geçmişteki gibi bir akademisyen üzerinden verilecek bir mesajın anlamı yok. Sayın Öcalan’ın avukatları vardır, üç yıldır görüşmüyor. İstediği mesajı verme zemini ortada yok. Avukatlarıyla görüşürse, bazı mesajlar verilirse halk üzerinde bir karşılığı olacağını kabul etmek gerekiyor. Kürtler üzerinde elbette önemli bir etkisi var.” demişti. Türk’le birlikte genel olarak DEM Parti kanadından CHP eleştirilerinin artması da dikkat çekmişti.
PKK’nın sivil ve siyasi ayağı DEM Parti de Meral Akşener’in İYİ Parti’si de Erdoğan’ın ve Cumhur İttifakı’nın yerel seçimleri kazanması için tavır alıyorlardı!
Çünkü hepsinin yuları, Yahudi Lobilerinin elinde bulunmaktaydı. İYİ Parti’nin CHP ile ve suni bahanelerle bozuşması da DEM Parti’nin ayrı adaylar çıkarma kararı da, Siyonist-emperyalist odakların kararıydı, çünkü İsrail’in çıkarları için Cumhur İttifakı’nın ve Erdoğan’ın kazanması lazımdı. Ama seçimlerden istedikleri sonucu alamamışlar ve Cumhur İttifakı’nı koruyamamışlardı.
Bunların Tapındığı Batı Hukukunun ve Ahlâkının Özeti ise EPSTEIN Lağımıydı!
Batı’da (Avrupa ve Amerika’da) siyaset ve sahne dünyasının önde gelen isimlerinin karıştığı pedofili ahlâksızlığında eski Türkiye güzeli Banu Küçükköylü ve Turabi Fırat’ın da adı geçiyordu. Çocuk kaçırma, pedofili ve işkenceyle cinayet rezaletlerinin patladığı Epstein skandalında, lağımlar iyice deşiliyordu. Voice of America’nın (VOA) haberine göre, savcılığın açıkladığı 943 sayfalık iddianamede, 1972 doğumlu Refia Banu Küçükköylü ve Muş Vartolu Turabi Fırat’ın Epstein’ın uçağına bindiği yer alıyordu.
İngiliz gazetelerinde “Epstein’ın gizemli ortağı ‘Banu’, yatırım çalışanı Banu Küçükköylü” şeklinde geçen Refia Banu Küçükköylü’nün 1993 Türkiye Güzellik Yarışması’nda birinci olduğu belirtiliyordu. Eski Türkiye güzeli Küçükköylü’nün ABD Miami’de bir kuaförde çalışırken Esptein’ın evine gittiği ve tecavüze uğrayıp para karşılığı susturulduğu belirtiliyordu. Epstein’ın komşusu olan Turabi Fırat’ın da o dönemde 5 yıldızlı bir otelde çalıştığı ve iş sebebiyle Epstein’ın çirkeflerine bulaştığı anlatılıyordu. Bu arada İngiliz gazetelerinde çıkan haberlerde Banu isimli bir kadının Türkiye’den küçük yaştaki kızların kaçırılmasına aracılık ettiği aktarılmıştı. İddiaya göre dört Türk kız çocuğu dizi oyuncusu yapmak vaadiyle Türkiye’den kaçırılmış ve fuhuş tuzağına atılmıştı. Öte yandan Jeffrey Epstein’ın özel pilotu Nadya Marçinko, 17 Ağustos 1999 depremi sonrası Türkiye’den kız çocuklarını ABD’ye kaçırdıklarını ve bu çocukları pedofili ağında kullandıklarını zaten kendisi anlatmıştı.[4]
AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Adana’da gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Şevki Yılmaz’ın Atatürk’ü hedef alan sözlerine atıfta bulunarak, “Toplumsal fay hatları tetiklenmek isteniyor.” uyarısında bulunmuşlardı. Orhan Osmanoğlu’nun kızı Berna Sultan Osmanoğlu’nun düğün töreninde, Mustafa Kemal Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadrosuna dua kılıflı hakaretler yağdıran, koyu Erdoğan çantacısı Şevki Yılmaz şarlatanı yine sahneye çıkmıştı. AKP Sözcüsü Ömer Çelik Adana’da katıldığı bir programda Yılmaz’ın, Atatürk’ü hedef alan sözlerine karşı, “Toplumumuzun temel değerleri konusunda kışkırtıcı beyanların tümünü reddediyoruz” demesi, ciddi bir kuşkuyu yansıtmaktaydı.
“Dini değerlerimizle, geleneklerimizle ilgili ortaya koyulan birtakım kışkırtıcı beyanların, özellikle seçilmiş cümlelerin toplumdaki birtakım fay hatlarını tetiklemek üzere yönlendirilmiş olduğunu net bir şekilde görüyoruz. Tüm bunların karşısındayız. Bunlarla mücadele etmek konusunda yüksek bir iradeye sahibiz” diyen Ömer Çelik, bu Şevki Yılmaz’ın AKP’li hangi müsteşar ve genel müdürlerin çantacılığını ve haksız ve haram ihale kovalayanların aracılığını yaptığını bilmezden gelmesi ise tek kelimeyle ayıptı!
Bay Bahçeli, Şevki Yılmaz’a neden suskun kalmıştı?!..
Atatürk’e hakaret eden, tepkilerin ardından geri vites yapan Şevki Yılmaz’a, MHP lideri Devlet Bahçeli sessiz kalmıştı. 34. Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’in dördüncü kuşak torunu Orhan Osmanoğlu’nun kızı Berna Sultan Osmanoğlu ve Yiğit Onur Kaya’nın yapılan düğününde AKP’li Şevki Yılmaz’ın çıkışları kafaları karıştırmıştı. Çiftin nikâh şahidi olan Erdoğancı Yeni Akit yazarı Şevki Yılmaz’ın, eline mikrofon alarak “Osmanlı’yı süren soysuzları lanetliyorum” dediği görüntüler infiale yol açmıştı. Aynı günün akşam saatlerinde ortaya çıkan yeni bir videoda ise Şevki Yılmaz’ın, Atatürk’e “Selanik’ten gelen dönme” dedikten sonra beddua ettiği ve Diyanet’e bağlı bir kamu görevlisi olan İmam Halil Konakçı başta olmak üzere diğer davetlilerin “Âmin” dediği anlaşılmaktaydı. Bedduaya katılan Konakçı’nın “âmin” derken gülmesi ise gözlerden kaçmamıştı…
Tepkilerin ardından geri vites yapan Şevki Yılmaz, “O soysuzlar; dönmeler, masonlar, Osmanlı’yı yıkan ağaç kurtlarıdır… Osmanlı’nın yıkılmasına neden olan bilhassa Selanik mebusu Sabatayist Emanuel Karasu’ları, Ermeni Aram Efendileri, Mason Esat Toptani ve Mason Hikmetler gibi Sultan Abdülhamid’i tahtan indirip Selanik’e mahkûm eden soysuzları! Bizim kastımız o soysuzlar ve avanesidir, işbirlikçileri, zındıka komitasıyla kol kola giren, koca sultanı yıkanlardır.” diyerek geri adım atmıştı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, birçok konuya parmak basmış, ama ortağı Erdoğan sıkıntıya düşmesin diye Şevki Yılmaz şarlatanlığını gündeme taşımamıştı.
Temel Bey’in Abdullah Gül sevdası ve perde arkası!
Bu seçim sürecinde; il, ilçe ve beldelerde aday olan… SP teşkilatlarında görevli bulunan… Ve bu tebliğ fırsatını değerlendirmek için çırpınan tüm Milli Görüş kahramanlarını kutlamamız lazımdı. Bunlar dar günlerin ve zor dönemlerin adamlarıydı.
Bu arada, Temel Karamollaoğlu 31 Mart Yerel Seçimleri’nden bir ay kadar önce, 24 Şubat 2024’te katıldığı bir canlı yayında Abdullah Gül’le alâkalı dikkat çeken açıklamalar yapmıştı. Karamollaoğlu, “2006’da Erdoğan, merhum Başbakan Necmettin Erbakan’ın evini polis ile kuşattırdı ve hapse attırmak istedi” itirafında bulunmuşlardı. Temel Karamollaoğlu, KRT televizyonunun seçim özel programında, 2006 yılında yaşanan bir olayla ilgili olarak, dönemin Başbakanı Recep T. Erdoğan’ın, Refah Partisi’nin kurucu lideri Necmettin Erbakan’ın evini polis gücüyle kuşattırıp hapse attırmaya çalıştığını açıklamıştı. Erbakan Hoca, 2006 yılında 2 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldığında, Erdoğan Refah Partisi liderini hapse attırmak için evini polis eşliğinde kuşattırmıştı. Ancak, AKP kurucularından Hasan Kalyoncu’nun Erdoğan ile yaptığı sert görüşme sonucunda, Erbakan’ın ev hapsine alınmasına karar verildiği aktarılmıştı.
Gelelim, Temel Karamollaoğlu’nun o açıklamalarına:
“Erbakan Hoca, 2006 yılında hapse mahkûm olduğunda T. Erdoğan polisle evini kuşattırdı. Onu hapse attırmak için büyük bir çaba harcamıştı. Çünkü mahkûmiyet kararı almıştı. Hocamızı ilzam etmek için, kötü göstermek için evinden alıp Onu hapse attıracaktı. Evi kuşatıldı. O zaman Allah rahmet eylesin Hasan Kalyoncu, bizim Gaziantep eski il başkanımızdı. AKP’nin kuruluşunda da yer almıştı. T. Erdoğan’a gitti. ‘Eğer Erbakan’ı tutuklarsan burayı senin başına yıkarım. Ben siyaseten seni yaşatmam’ diye uyarmıştı. Onun üzerine Tayyip Bey mecburen bu kararın ev hapsine çevrilmesini sağlamıştı. Ve arkasından da Abdullah Gül Bey Cumhurbaşkanı olduktan sonra Erbakan Hocamızın affını kendisi sağlamıştı. Yani Erbakan Hoca siyasi hayata Abdullah Gül’ün bu affıyla dönebildi. Arkasından 2010 yılındaki seçimlerde Saadet Partisi’nin Genel Başkanı oldu.”[5]
Tayyip Erdoğan’ın, Erbakan’ın Evini Polisle Kuşattığı İddialarını Hoca’nın Damadı da Doğrulamıştı!
SP Gn. Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun “Erbakan Hoca, 2006 yılında hapse mahkûm olduğunda T. Erdoğan polisle evini kuşattırdı. Hapse attırmak için büyük bir gayretin içine girdi” iddiası gündemi sarsmıştı. Erbakan’ın damadı Mehmet Altınöz katıldığı programda bu iddiaları doğrulamıştı. Mehmet Altınöz, “Evet, doğru. Temel Bey’in anlatmış olduğu olay 2006 yılında gerçekleşti. Erbakan Hocamızın konutunda İçişleri Bakanlığı’nın görevlendirdiği koruma polisleri varken başka bir polis ekibi gelerek Erbakan Hocamızı götürmeye çalıştı” ifadelerini kullanmıştı.
Peki, Sn. Temel Bey’in bu Abdullah Gül sevdasının altında neler yatmaktaydı? Sn. Erdoğan’la birlikte Sn. Abdullah Gül’ün Milli Görüş’e hıyanet ortaklığı yaptıklarını unutmuş olamazdı… Hatta Erbakan Hocamızın, bu Abdullah Gül’ün “İsrail baltasının içimizdeki sapı!..” uyarısını da hatırlaması lazımdı. Buna rağmen her fırsat buldukça onu öne çıkarması ve Cumhurbaşkanı adaylığına taşıması hangi hesaplaydı?!
Daha önce de hatırlatmıştık:
Temel Karamollaoğlu’nun, hem önceki seçimlerde hem 2023 Genel Seçim sürecinde, Kılıçdaroğlu’na karşı Abdullah Gül’ü ortaya atması da manidardı. Bu Abdullah Gül ki; Tayyip Erdoğan’dan önce, resmen ve alenen Erbakan Hoca’ya başkaldırmış ve Recai Kutan’a karşı SP Genel Başkanlığı’na aday olmuş insandı. Onun için Erbakan Hoca’nın: “Siyonist İsrail baltasına, İslamcı sap olmuş kişi…” dediği unutulmamıştı. Yani Temel Bey’in hâlâ bu Abdullah Gül sevdasını hayra yormak imkânsızdı!..
Akıllı ve vicdanlı geçinen pek çok insan, maalesef Milli Görüş’e sızan münafıklar hakkında yanılmışlardı… Çünkü o dönemlerde bile bunların ayarını ve amacını sezen ve söyleyen Milli Çözüm gibi feraset ehli vardı, ama birçokları o gerçekleri haykıranlara çamur atmışlardı. Yıllar önce bu döneklerin bozuk niyetini ve tıynetini yazıp uyardığı için sataşıp saldırdığınız Milli Çözüm’ün son dedikleri de çıkmıştı. Oğuzhan ağabeyiniz tüm SP Teşkilatlarını ve yan kuruluşlarımızı bu Siyonist zalimlere aldanan, katliam ve tahribatlarına ortak olan Recep T. Erdoğan’a katmak üzere çabalarken Allah ona fırsat tanımamış ve canını almıştı. Şimdi Temel Karamollaoğlu, Tayyip’ten daha beter olan ve Erbakan Hocamızın tespitiyle: “İsrail baltasına, İslamcı sap yapılan!” Abdullah Gül’ü, Cumhurbaşkanı adayı yapmak ve Milli Görüş hainlerini parlatıp pazarlamak için mi çırpınmaktaydı!?. Hâlâ anlamak ve mü’mince tavır almak istemeyenlerle uğraşmak boşunaydı. Şu ayetlerin aynasında herkesin kendisine bir bakması lazımdı, belki gerçeği görüp pişman olurlardı. Yoksa Başkanlarının sinsi gayelerine böyle kılıflar uydurup duracaklardı…
“Öyle ise size ne oluyor ki (Hakk davaya sızan gizli gâvurlar ve şeytani odaklara uşaklık yapan dindar görünümlü) münafıklar konusunda ne diye ikiye ayrılıyor (ve birçoğunuz hâlâ onları sahiplenip savunuyorsunuz?) Allah, kazandıkları (günahları ve sadık mü’minlere kazdıkları tuzakları) yüzünden onları tersine çevirip tepetaklak ettiği halde, siz Allah’ın saptırdığını hâlâ hidayete erdirmek (ve bu marazlı münafıkları masum ve mazur göstermek mi) istiyorsunuz?! (Bu bir nifak hastalığıdır!) Allah kimi saptırırsa, artık Sen kesin olarak (hidayet bulması ve kurtulması için) ona bir yol bulamazsın.” (Nisa Suresi: 88)
Temel Karamollaoğlu’nun Gönlündeki Cumhurbaşkanı Adayı Abdullah Gül Olmaktaymış!..
Hatırlayınız; Temel Karamollaoğlu’nun daha önce de: “Altılı Masa’nın ortak Cumhurbaşkanı adayının Abdullah Gül’ün olmasına sıcak baktığını” açıklaması, talihsizlikten de öte bir art niyeti yansıtmaktaydı. Aynı Karamollaoğlu, son genel seçimde de Gül’ün adını masaya taşımıştı. O süreçte Altılı Masa’da Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı hâlâ belirsizliğini korumaktaydı. Temel Karamollaoğlu, TV5’te Mustafa Yılmaz’ın sunduğu “Gündem Türkiye”de 11. Cumhurbaşkanı olarak Abdullah Gül’ün adaylığına dair görüşlerini aktarmıştı. Karamollaoğlu, “Geçen sefer Abdullah Bey’in adaylığını ben teklif etmiştim ve kabul görmüştü. Ancak o günkü şartlar altında önceden Cumhurbaşkanı adayı olduğunu ilan edenler olduğu için başta Meral Hanım olmak üzere, bir ittifak sağlanamadı.” ifadelerini kullanmıştı. “Bugün Abdullah Bey’in böyle bir intiba doğuracak adımlar atması, bence menfi değil müspet bir şeydir, düşünülür. Abdullah Bey’in de bir tecrübesi var. Bu konudaki tavrı da net. Geçen sefer ‘İttifak olursa aday olabilirim’ demişti. Adaylığı konusu da gündeme gelebilir, bunu garipsemem” diyenlere sormak lazımdı: “Abdullah Gül’ün adaylığını Yahudi Lobileri istemiş olmasındı!?”

iZ’AN VE İNSAF YOKSUNLARI
Türkiye’deki 31 Mart 2024 Yerel Seçim sonuçlarını, siyasi partilerin durumlarını… Bu neticelerin hangi gelişmelere gebe olduklarını… Sadece yarım sayfa içerisinde ve bu denli güzel ve özlü şekilde anlatan… Hatta bu sonuçları haftalar öncesinden tahminle yorumlayan ve yanılmayan, dedikleri aynen çıkan… Ve yıllardır özlenen ve gözlenen kutlu devrimin artık çok yaklaştığını müjdeleyip ortaya koyan bu makaleleri okumayan… Okuyup da anlamayan… Anlayıp da inanmayan… İnanıp da uygulamayan ve özlü bir yorum dahi yazma zahmetine katlanmayan arkadaşlarımız varsa, onlar iz’an ve insaf fukarası sayılır. Saygılarımla…
Temel Karamollaoglu’nun Abdullah Gül seviciligi iddiası ispata muhtaç. Yazıda sadece yüzeysel geçmiş, olabilir de olmayabilir de.
Bu seçimlerde CHP ve YRP’nin oylarının gösterdiği artışın, halkın bunların politikasına inandığından, hak verdiğinden sanılması yanlıştır. Ekonomi 5 yıl öncesine çok çok daha kötü bir durumdadır. Canından bezmiş olan halk AKP-MHP ikilisinden usanıp yeni bir sığınak aramaktadır. AKP seçmeni dahi böyle düşünüp YRP’den yana oy kullanmışlardır. Her geçen yılın hatta geçen her haftanın bir öncesini arattığı zamanlarda, AKP’nin oylarını koruyabileceğini düşünmek zaten ahmaklık olurdu.
Siyonizm yedek lastik olarak şimdi YRP’yi seçmiş gibi görünüyordu. Ne de olsa soyadı Erbakan’dı. AKP’nin ilk çıkışlarında ve sonrasında olduğu gibi YRP de Hocamızı ve Milli Görüş davasını istismar ederek toplumu avutma ve uyutma politikası gütmektedir. Malesef YRP şimdi AKP’nin günahlarına ortak olmuş ve ayrıca Milli Görüş davasını bölmek gibi büyük bir vebale de ortak olmuşlardır.
Can-u gönülden gece-gündüz demeden Milli Görüş için çalışan, Hocamızın son işaret ettiği kale olan Saadet Partisi’nde görev alan kardeşleri kutlamamız lazımdı. Ancak Temel Karamollaoğlu’nun, Erbakan Hocamızın ifadesiyle “Siyonist İsrail baltasına, İslamcı sap olmuş kişi…” dediği Abdullah Gül ile ilgili tehlikeli yaklaşımları davanın salahiyetini tehlikeye sokmaktaydı.
Milli Çözüm büyük bir ferasetlilikle yıllardır Milli Görüş davasındaki münafıkları yazıp milletin gözüne sokmuşlardı ancak birçokları o zaman bu yazılara çamur atıp durmuşlardı. Milli Çözüm her zaman olduğu gibi yine haklı çıktı ve çıkacaktır. Çünkü Milli Çözüm, ne gömlek çıkarmıştır, ne ceket değişmiştir. Halis muhlis Erbakan Hocamızın, Onun öğretilerinin ve projelerinin gerçek takipçisidirler.
Rabbimiz “Müminin ferasetinden sakının. Çünkü o, baktığı zaman Allah’ın nuruyla bakar.” diyor. Bu hadisi tam Milli Çözüm için söylemiş Efendimiz dediklerinin bir çoğu çıkmış ve kalanları da gerçekleşmesini beklemektedir. Bu sebeple üstadımız seçimlerin sonucunu seçimlerden çok önce tahmin etmiş, hangi sonuçları da beraberinde getireceğini de paylaşmıştı işte bu ferasetti, bu olaylara Rahmani bir bakışın bereketi idi.
Türkiyemizdeki Erdoğan iktidarının da israildeki Netanyahu’nun da ve aynı zamanda diğer dünya ülkelerindeki işbirlikçi iktidar sahiplerinin sonu Türkiyemizden başlayan bir domino etkisi ile yakın zamanda bulacaktı ve sonun başlangıcı da 31 Mart itibariyle başlamıştır.
Maalesef sözde Müslüman liderlere Bushnell’in örnek olması lazım ama nerede başımızda normalleşme anlaşması imzalayanlar ve buna birde hala Gazze savunucusu diye sahip çıkanlar Mossad yetkilisi daha ne diyecekte akılları başlarına gelecek Hamas’ın finansal ağına Erdoğan müdahale edecek ama beceremiyor elinden gelse yapacak bu sistemi çökertmeyi Erdoğan’la beraber beceremedik diyor.
Allah sadıklarla münafıkları birbirinden ayıracak ve tamamen herkesin ayarını net bir şekilde ortaya dökecek onların en büyük cezaları da siyonist saltanatının yıkıldığını görmeleri olacaktır.
Temel bey abdullah gul konusundaki israrci tutumu bizlerdende kacmadi.lakin bir bildigi vardir dedik.sin secimlerde tamamen yok olmaya giden bir saadet partisi var.dogru duzfun secim calismasi bile yapilamadigini hep birlikte gorduk.inanin satranc oyununa dondu bu is.zihinlerimiz karisti.bi fatihe donuyorum bir saadete inanin icim hic rahat deil
Muhammed Ali Ağaoğlu Kardeşimize:
Çünkü Rahmetli Erbakan Hoca Abdullah Gül İçin Şu Uyarıları Yapmıştı:
Milli Görüş hareketinin tek ve gerçek lideri Necmettin Erbakan Hocamızın Abdullah Gül için söylediği sözler yıllar sonra ortaya çıkmıştı. Ankara Havadis’in haberine göre, o süreçte İslam Konferansı’nda konuşma yapan Abdullah Gül’ün açıklamalarını eleştiren Necmettin Erbakan Hocamız; Abdullah Gül’e, “İsrail’i hoş görmek, bütün zulümlerini desteklemek anlamını taşır!” diye çıkışmıştı. Erbakan Hocamız şunları aktarmıştı: “İslam Konferansı’nda yapılan iki konuşma dikkat çekicidir. Önce; Mahathir Muhammed Malezya’da İslam Konferansı’na ev sahipliği yaparken önemli açıklamalarda bulunmuştur. “İsrail yeryüzündeki huzursuzluğun asıl müsebbibidir. Haksız tecavüzleriyle bütün Ortadoğu’yu perişan etmektedir. İsrail’in bütün dünyayı huzursuz yapmasına rıza gösterilmemelidir” demiştir ki, tamamen haklıdır. Bu açıklamalar hemen tahmin olunacağı üzere Amerikan ve İngiliz yöneticiler tarafından kınanmıştır. Oysa İslam âlemindeki bütün duyarlı yazarlar ve gazeteler demişlerdir ki: “Mahathir bununla İslam ülkelerinin bütün yöneticilerine ve İslam âlemine tercüman olmaktadır.”
“İkincisi ise, buna mukabil Sayın Abdullah Gül’ün konferansta yaptığı konuşmadır. Abdullah Gül beyefendi ne buyuruyor? “Efendim İsrail’in bu yaptıklarına hoşgörüyle bakmalıyız!” Haydaa. Kim bu? Güya eski Milli Görüşçü Abdullah Gül!?.. Yahu İsrail tankla 12 yaşındaki çocuğu eziyor. Evini başına yıkıyor. Katliamlar yapıyor, yapmadığı zulüm bırakmıyor!.. Ne hoşgörüsü yahu… Bunlara karşı hoşgörü göstermek, İsrail’in bütün zulümlerini desteklemek anlamını taşır… Bir insanı ameliyat edip kafasını yarsanız ve bütün beynini çıkarsanız, o beyinsiz insan ancak böyle bir konuşma yapar. İslam Konferansı’na katılıp bugünkü İslam âlemine yapılmış olan zulümlerin önlenmesi için öncülük yapacak, fikirler verecek insanın haline bakın… Bunun anlamı: “Gelin İsrail’e teslim olalım; biz olduk siz de teslim olun.” Bunun tercümesi budur. Allah ıslah etsin. Allah şifa versin.”
Şimdi Sn. Karamollaoğlu’na tekrar soralım: Abdullah Gül ve R. T. Erdoğan’ların, hem de Dilipak’ın itirafıyla; dış güçlerin (Siyonist merkezlerin) bir projesi olarak, Erbakan’ı ve Milli Görüş davasını engellemek amacıyla, bizden ayrılıp ayrı parti kurmaları “Hıyanet”ini unutmak ve üstelik yeniden Cumhurbaşkanlığına hazırlamak gafletine nasıl bir gerekçe uydurulacaktı? 20 yıldır, ülkemizde maddi ve manevi büyük tahribatlar yaptıktan sonra, şimdi aynı sömürü arabasını Abdullah Gül atıyla sürdürmek isteyen malum ve mel’un odaklara taşeronluk yapmak, Sn. Temel Karamollaoğlu’na mı kalmıştı?
Bu Abdullah Gül’ün Milli Görüş’ün kırılmasındaki aktif hıyanet çabalarından bazıları şunlardır:
1- (Yahudi lobileri güdümündeki) American Muslim Council (Amerikan Müslüman Konseyi) Genel Sekreteri Abdurrahman Alamond, “Genç, dinamik ve İngilizceye hâkim RP’liler, liderlerinden ayrı olarak ABD’ye sık sık gelmeli. Örneğin bu gezide Erbakan’a eşlik eden Abdullah Gül’le çalışmak istiyoruz…” görüşünü açıklamış, Milli Görüş içinden Abdullah Gül’ü öne çıkarmaya çalışmış; Abdullah Gül de yaptığı konuşmalar ve tavırlarıyla bunlara uygun davranmıştır. Böylece Fazilet Partisi’nin 14 Mayıs 2000 tarihindeki kongresinde Milli Görüş geleneğine karşı çıkarak, Genel Başkan olma yarışına girmiş, böylece Milli Görüş’e ilk darbeyi indirmiş insandır.
2- Abdullah Gül, 27 Ağustos 2001 tarihinde Milliyet gazetesi yazarlarından Derya Sazak’a “Dini ağırlıklı siyaset yapmanın dindar insanlara ve Türkiye’ye bir faydası olmadığını gördük… Doğrusu bir iktisatçı olarak hiçbir zaman ‘Adil Düzen’i işleyebilir bir model olarak görmedim” açıklamasında bulunmuşlardır. Böylece Milli Görüş’e inanmadığını ve ayrılmak için fırsat kolladığını kanıtlamıştır.
3- Diğer taraftan Anti-Defamation League (ADL) Yahudi kuruluşu başkanı Foxman Türkiye’yi ziyareti esnasında Abdullah Gül ile yaptığı görüşmede, ABD yönetiminin önemli taleplerini kendisine aktarmıştır. Bunun üzerine Abdullah Gül “Türk halkı Yahudi vatandaşlarına karşı hoşgörülü ve dosttur. Anti-semitik çalışmalar kıyıda köşede kalmıştır, halk arasında yankı bulmamaktadır” beyanından sakınmamış, böylece Yahudi kuruluşlarına kendisini kabul ettirmek için selam çakmış, Milli Görüş’ün iç ve dış politikalarına karşı da açıkça tavır almaya başlamıştır.
Muhammed Ali Ağaoğlu Beye;
“Temel Karamollaoglu’nun Abdullah Gül seviciligi iddiası ispata muhtaç. Yazıda sadece yüzeysel geçmiş, olabilir de olmayabilir de.” demişsiniz….
Milli Çözümcüler konuşur veya yazarsa mutlak ki bu bir delile ve kanıta dayandırarak yazarız ve hele ki zanla, tahminle, değil Sn. Karamollaoğlu’nu, herhangi bir sıradan insanı dahi töhmet altında bıraktıracak sözler sarf etmeyiz…
Bu söylediğimizin de karşılığı İslam Hukukunda Kaide-i Kulliye’nin genel ve her zaman geçerli olan kaidelerinden: ” Delilden Meydana Gelen İhtimal (Olasılık ve Kanaat) Karşısında Artık, Hüccete (Yeni Gerekçelere) İtibar Kalmaz.” kuralına dayanmaktadır…
Yazımızda bu deliller günü, yeri ve tarihi ile yazılmış… Yetmez; “Nail Kızılkan Beyi’in” yorumunda da bu delilleri bir kez daha madde madde sıralanmıştır…
Bakınız, bu delilleri Ahmet Akgül Hocamız veya yorumunda Nail Kızılkan uydurmamış, yorum katmamış, harfi harfine, kelimesi kelimesine, bizzati Rahmetli Necmettin Erbakan Hocamızın ağızlarından dökülen kelimeleri, cümleleri nakletmişlerdir… Ve bunlar internet kanallarında da mevcuttur…
Erbakan Hocamızın ne melem bir “sap” olduğunu birçok yerde açıkladığı kişiyi, bırakınız Cumhurbaşkanı adayı önermek, ben Parti binasına çaycı olarak dahi sokmam…..
Ve siz hâlâ başka başka gerekçeler aramakla hataya düşmektesiniz….
Ve yine , gerekmemesine rağmen, bu gerekçeler her iki yazı ve yorumda da verilmiştir… Ama illa, Gül’ü aday gösterenleri için de sayılabilecek bir gerekçe daha arıyorsanız yazımızın sonunda ki şu cümle belki de aklımızı başımıza getirecek bir gerekçe(!?) sayılabilir…
“Abdullah Gül’ün adaylığını Yahudi Lobileri istemiş olmasındı!?”
Ve son olarak yazılanları okuyun, anlayın ve şu ayetin uyarması ile bir kez daha düşünün lütfen:
“Öyle ise size ne oluyor ki (Hakk davaya sızan gizli gâvurlar ve şeytani odaklara uşaklık yapan dindar görünümlü) münafıklar konusunda ne diye ikiye ayrılıyor (ve birçoğunuz hâlâ onları sahiplenip savunuyorsunuz?) Allah, kazandıkları (günahları ve sadık mü’minlere kazdıkları tuzakları) yüzünden onları tersine çevirip tepetaklak ettiği halde, siz Allah’ın saptırdığını hâlâ hidayete erdirmek (ve bu marazlı münafıkları masum ve mazur göstermek mi) istiyorsunuz?! (Bu bir nifak hastalığıdır!) Allah kimi saptırırsa, artık Sen kesin olarak (hidayet bulması ve kurtulması için) ona bir yol bulamazsın.” (Nisa Suresi: 88)
Selametle
Tespitlerinize katılıyorum. Aslında aynı şeyi söyledik belki ben tam ifade edemedim.
-Erbakan hocamız AKP ye aldanıp CHP nin kuyruğuna yapışma demişti.
-İki parti var birisi Saadet ve ötekisi ise diğerleri demişti.
AKP nin siyonist çevrelerce kurulup 20 yıl amaçları doğrultusunda hizmet ettirdiklerini biliyorum. Şimdi de YRP üzerine kurguluyorlar. Belki bir yirmi yıl daha böyle emelleri doğrultusunda hizmet ettirecekler. Zaten hukukçu Ersan Şen bugün “YRP” yi artık kimse tutamaz, Saadet ile barışması lazım ve yanına alması lazım dedi.
Bu seçim sonuçlarının CHP lehine çıkması zaten Siyonistler için bir kayıp değil aksine kazançtır. Çünkü milletin gazı alındı. Daha kolay aldatırlar bundan sonra.
Erdoğan’ın seçim sürecinde gayet rahat olması da böyle bir sonucun önceden planlandığı anlamına gelir.
Fatih Erbakan ve eniştesi her ne kadar Erbakan hocamızın ailesinden gelen birileri de olsa, aynı görüşte oldukları anlamına gelmez. Dolayısıyla MFE da aynı RTE gibi bilerek veya bilmeyerek Siyonizm’in hizmetinde olabilir.
Hani derler ya koltuğa oturan alışıyor diye, belki ilk başlarda içine sinmese bile zaman ve aldığı destek koltuğu sevdirebilir.
2016 sonrası Türkiye’de rejim değişikliği oldu, neden çünkü Mustafa Kemal Atatürk ile kurulan bir devlet çepeçevre bir kontrol mekanizması ile donatılmış ve bu devleti içerden veya dışarıdan yıkmak mümkün değildi. Meclisi alsanız, yargı engel oluyordu, onu geçseniz Ordu karşınıza çıkıyordu.
CHP’nin geçmişi üzerinden Halk manipüle edildi ve parlementer sistemin başbakanı kaldırıp yerine Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi getirildi.
Böylece Cumhurbaşkanlığı kimin kontrolü altında ise sözü geçen de olacaktı. Çünkü mekanizmaları dagıtmislardi.
Bu günden sonra artık belediye seçimlerini AKP ve Saadet partisi harici herhangi bir partinin kazanmasının bir farkı olmayacaktır.
Dolayısıyla Erdoğan evet neye karşı çıkıyorsa onun hizmetkârı idi, ama çoğu zaman da karşı çıkmadığı şeylerin hizmetkârı idi.
Sonunda kim kazançlı çıkıyor ona bakarım, nedense kazançlı çıkan hep bunlar oluyor ama kaybeden hep halk oluyor.
Ve bu Halk ne zaman kendinde olanı değiştirir ve millî görüşü yani peygamber silsilesini benimser işte o zaman Allah’ın zaferiyle karşılaşacaktır.
1994-1995 Refah Partisine oy veren seçmen daha sonra bu kararında sabit durmadı, yılgınlık ve dünyevi amaçları dolayısı ile savruldu. Şimdi son seçimlerde Türkiye genelinde 500.000 civarında bir seçmen tüm savrulmalara rağmen Saadet partisinden vazgeçmedi.
Ben bu sayının daha da düşeceğini ve tabiri caizse Talut ile nehri geçenler kadar olacağını tahmin ediyorum.
Selam ve dua ile.
“AKP veya Saadet partisi harici herhangi bir partinin kazanması” diye düzeltiyorum.
Hz. Peygamber”imiz “Müminin ferasetinden sakının. Çünkü o, Allah”ın nuruyla bakar.” hadisinin bir tezahürü bu yazıda da ortaya çkmıştır…
Yazıda aşağıdaki hususlarda endişe ve korkularımız paylaşılmıştı:
• Hırçınlaşan Cumhur İttifakı’nın, baskıcı tedbirlere başvuracağı ve bunların sosyal patlamalara ve siyasal bunalımlara yol açacağını hatırlatmıştık.
AKP ile DEM Parti’nin yeni ortaklığı! ‘Demokratik Açılım’ ve ‘Çözüm Süreci’ sözcükleriyle hatırlandığı çözülme siyasetinin, DEM Parti ve AKP eliyle yeniden üretildiğine işaret eden gelişmeler yaşanmaktaydı.
Açılım döneminin İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın Diyarbakır’dan yaptığı açıklamaları ve DEM Partili Ahmet Türk’ün yaklaşımları kafa karıştırıcıydı. Açılım dönemindeki İçişleri Bakanı ve AKP Genel Başkan Vekili Efkan Ala, Diyarbakır’dan DEM Parti’ye açılım sinyali vermişti. Efkan Ala, DEM Partililerle ‘hayal bile edilemeyen sessiz devrimleri’ gerçekleştirdiklerini ileri sürmüşlerdi. Eski Bakanın atıf yaptığı süreçte AKP hükümeti ‘Kürt Açılımı’ adı verilen siyaseti izlemişti. Efkan Ala, eski defteri açmakla da yetinmemiş, DEM Partililere ‘Gelin destek olun’ çağrısını yinelemişti. Çağrıya DEM Parti açıktan bir yanıt vermezken gizli bir diyalog sürecinin yürütüldüğüne yönelik kanılar güçlenmişti.
Seçim arifesinde onay verdikleri bazı adayları seçime dakikalar kala itiraz sürecini devreye sokarak, adaylıklarını geçersiz sayarak, kazandıkları halde geçersiz sayarak, mazbatayı AKP’li adaya vermiş bir tahrike sebebiyet vermişlerdir…
Dün ve bugün VAN bölgesinde yaşanan olaylar göstermiştir ki iktidar sözün tam anlamı ile “… bir beka meselesidir!”
Ayrıca başta Manisa olmak üzere kaybedilen bir çok Belediyede hizmetleri durduruşlar, çöpleri sokaklarda bırakmışlar, kasada kalan son birkaç lirayı da hızlıca saçmakta, bankamatik çalışanı dediğimiz, fazla fazla tazminatlar ödeyerek, AK Trolleri apar topar işten çıkartarak ve bir çok evrağı yok ederek, Kurtuluş Harbinde Yunan’ın kaçarken köyleri, ekinleri yakıp yıkarak kaçması misali belediyeleri bir anlamda Moğol istilasından beter bir yağma ile arkalarında bırakarak kaçmaya başlamışlardır…
Evet, belediyelerimiz, bucaklarımız, illerimiz Moğol İstilasından beridir böyle bir yağma ve talan görmemişlerdir…
Yazıda sadece olanlar değil, olabileceklerin de yazılmasından dolayı defalarca okunup irdelenmeli ve öngörülen tehlikelerin vuku bulmaması için her bir vatandaş olarak gerekli demokratik ve yasal tedbirlerin de alınması üzerimize bir görevdir…
Bütün bu olaylar olurken,
İstiklal Marşımızda yer alan :“Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.”mısralarıyla vurgulanan….
Ve Mustafa Kemal Atatürk’ün de inanarak söylediği:“Arkadaşlar! Gidip, Toros Dağları’na bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez.”
Dedikleri o tüten ocaklar; Milli Görüş- Milli Çözüm ve vatanını seven bu memleketin evlatlarının gönüllerinde vatan aşkı ile yanan ve tüten ocaklarıdır…
Ve bu ocakların tüttüğünü gören Siyonist ve Emperyalist güçlerden teşekkül eden Deccal’in ordusu Vatanımıza adım dahi atmaya cesaret edemeyecektir…
İşte bu ocaklara zeval gelmesin, sönmesin diyedir derdimiz… Bundan dolayıdır ki bu seçim sonuçlarını ele alan yazımızda bir sonraki Deccalin hamlelerini görerek halkımızn Fecr-i Kazip ‘e yönelmeyip Fecr-i Sadık’ı beklemelerine yönelik ikaz ve hatırlatmalardır….
Ve bu işin yolu, usulü de Siyasi alandır. Uyarılarımız ve ikazlarımız bundan dolayıdır. Ki SP yetkilileri ve şu anki başkanı olan Temel beyin içinde düştüğü yanlış ve çıkmazdan çıkması, ve bütün teşkilat mensuplarımızın: Oğuzhan ağabeylerinin (!?) tüm SP Teşkilatlarını ve yan kuruluşlarımızı bu Siyonist zalimlere aldanan, katliam ve tahribatlarına ortak olan Recep T. Erdoğan’a katmak üzere çabalarken Allah ona fırsat tanımamış ve canını alarak bu günaha ortak olmaktan bütün bir camiayı bir nevi kurtarmasını da hatırlayarak bir daha bu hataya düşmemeleri konusunda uyarmalarıdır…
“Öyle ise size ne oluyor ki (Hakk davaya sızan gizli gâvurlar ve şeytani odaklara uşaklık yapan dindar görünümlü) münafıklar konusunda ne diye ikiye ayrılıyor (ve birçoğunuz hâlâ onları sahiplenip savunuyorsunuz?) Allah, kazandıkları (günahları ve sadık mü’minlere kazdıkları tuzakları) yüzünden onları tersine çevirip tepetaklak ettiği halde, siz Allah’ın saptırdığını hâlâ hidayete erdirmek (ve bu marazlı münafıkları masum ve mazur göstermek mi) istiyorsunuz?! (Bu bir nifak hastalığıdır!) Allah kimi saptırırsa, artık Sen kesin olarak (hidayet bulması ve kurtulması için) ona bir yol bulamazsın.” (Nisa Suresi: 88)
İYİ Kİ MİLLİ ÇÖZÜM VAR!
HERKESİN AYARI VE AMACI AYNA GİBİ ORTAYA ÇIKIYOR …BU ZALİMLER HESAP VERECEĞİ GÜNLERİN ÇOK AZ KALDIĞINI DÜŞÜNSÜNLER ARTIK!HESAPLARI HEM DÜNYADA HEM AHİRETTE ÇOK ÇETİN OLACAK…
Yoksa onlar, (İslam nizamı gelmesin ve zulüm düzenleri devam etsin diye) işi sıkı mı tuttular (çok etkin ve kesin tedbirler mi aldılar, buna mı güveniyorlar)? İşte şüphesiz Biz de (işimizi ve tedbirlerimizi) sıkı tutanlarız. (Küfür ve kötülük iktidarını yıkmaya kararlıyız.) (Zuhruf 79)
Cenab-ı Allah, zalimlerin düzenlerini vakti geldiğinde yerin dibine bastıracak ve gerçek sadıkları sevindirecektir. Ümit ve heyacanla bekliyoruz.
Milli çözümculer olarak seçim faaliyetlerinde elimizden geleni yaptık.Ama yine yüzde biri geçemedi.Akp nin oy kaybetmesi Filistine karşı umursamaz tavrı ve emeklilere verilen maaşlardir.YRP bu seçimlerde çok güzel.calistilar .Hocamızın ismini de çok güzel.degerlendirdiler.Ama ülke olarak çok büyük bir bunalımın içindeyiz.Allah fırsatçılar ve ülkemizi bölmek isteyenlere fırsat vermesin
Tamam Ak parti bir oy kaybı yaşadı ama çöküş olacak seviyede olmadı. Yani bu millet yarın genel seçim olsun yine gidip oyunu verir. Yani sırf yerel seçim üzerinden bu çıkarımları yapmak ve teorik söylemlere yönelmek ne kadar doğru olur? Yeniden refah iyi bir hamle yaptı. Bence suni büyüme deyip geçiştirmeyin. Türkiye bir 10 yıl Yeniden refahla yönetilecek gibi. Saadet Partisi artık bu oy oranını aşamıyor. Yani olduğu yerde sayıyor. Chp, Akp ve Yrp üçgeninde Türkiye yeni bir döneme girdi. Bunu görmek lazım.
DİN İSTİSMARCISI AKP SONA YAKLAŞMIŞTI
Henüz seçimin üzerinden iki gün geçmesine rağmen karanlık eller devreye sokulmuştu. Van’da DEM Parti’nin kazandığı seçimi, YSK geçersiz sayarak AKP adayına mazbatayı vermişti. AKP ve DEM Parti esasen müttefik oldukları halde, şimdi apaçık bir danışıklı dövüş oynamalarının sebebi neydi ki? Cumhur İttifakı seçimi kazanmak için kesenin ağzını açıp, devletin tüm kaynakları kuruttuklarından -bazı basında yazılanlara göre- maaşları dahi ödeyemeyecek durumdaydı.
Zaten münafık AKP, her işini danışıklı dövüşle yürütmenin ustasıydı.
Jerusalem Post gazetesinin haberine göre, Tel Aviv’deki Türkiye büyükelçiliğinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türkiye’deki yerel seçimlerdeki siyasi kaygılar” nedeniyle İsrail’e saldırdığını; Türkiye’nin kapalı kapılar ardında İsrail’le ilişkilerini geliştirmek niyetinde olduğunu yazmıştı.
Maariv gazetesine dayandırılan habere göre; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Gazze savaşı başladığından beri söylem düzeyinde Siyonist rejimini hedef alsa da aslında ile diplomatik ilişkileri geliştirmek istiyor.
Seçim sürecinde miting meydanlarında Erdoğan’ın, “Netanyahu ve yönetimi, Gazze’de işledikleri insanlık suçlarıyla, bugünün Nazileri gibi isimlerini Hitler, Mussolini ve Stalin’in yanına yazıyorlar” demesinin ardından, Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçisi yardımcısı, Dışişleri Bakanı Yisrael Katz tarafından çağrılmıştı.
Habere göre Türk büyükelçi yardımcısı, İsrail Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Jacob Blitstein’a, ‘Erdoğan’ın İsrail’e karşı sert söyleminin Türkiye’deki yerel seçimlerle ilgili siyasi kaygılarından kaynaklandığını’ aktardı.
Büyükelçi yardımcısı, seçimlerden sonra Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerini geliştirmeye başlamak istediğini, bunun için de savaşın başında İsrail’e geri çağrılan İsrail Büyükelçisinin geri gönderilmesi ve Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçisinin de geri dönmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
https://www.jpost.com/middle-east/behind-closed-doors-turkey-looking-to-improve-relations-with-israel-794881
Velhasıl; Milli Çözüm Dergisi = Üstad Ahmet Akgül’ün yıllardır yazıp söylediği her şey bir bir çıkmıştı. Çıkmaya da devam ediyordu. Son olarak çıkacak iki gelişme; İSRAİL’İN ve AKP’nin YIKILIŞI kalmıştı.
Türkiye’nin bu karanlık zihniyetin elinden tek kurtuluş ve çıkış yolu kalmıştı. O çıkış yolunu ise Aziz Erbakan Hocamız bir basın toplantısında şu sözlerle ifade etmişlerdi:
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki: TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU; Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Makaledeki şu paragrafı yinelemek istiyorum:
…
Devlet Bahçeli’nin seçim öncesi “Sn. Cumhurbaşkanım, görevi bırakamazsın, Milletin başından ayrılamazsın!” çırpınışları Erdoğan’ın 31 Mart seçimlerini kaybetmesi halinde Cumhur İttifakı’nın ayakta kalamayacağının ve partilerinde karışıklık ve kaçışların başlayacağının feryadü figanlarıydı.
…
ÇOK ŞÜKÜR BÜYÜ BOZULUYOR HATTA BÜYÜ BOZULDU. BEKA SORUNU DEDİLER ŞUNU DEDİLER BUNU DEDİLER AMA HEPSİ BİR ALDATMACA HEPSİ BİR BÜYÜLEMEK olduğu hakikatı ortaya çıktı …
Evet nasıl ki 7 Ekim sabahı HAMAS FİİLİ MÜCADELENİN hasını göstererek destanlar yazmaya devam ediyor… Çok şükür ki bütün insanlığın saadeti ve selameti için FİKRİ MÜCADELE BAZINDA Türkiyemizde de MİLLİ ÇÖZÜM’ün gayretleriyle üstün özverili çabalarıyla ve elbette Filistinli mazlumların ahının tuttuğu büyük bir değişimin INKILABIN ayak seslerini bu seçim sonuçlarıyla hamdolsun fark ediyoruz… Ve tabi Bahçeli de fark etmiş olacak ki büyük bir telaşla nerdeyse tanrı yerine koyulan siyasi iktidarın ve Genel Başkanının yerle yeksan olmaya başladığı ve içlerini büyük bir korku sardığını ve çaresizce arayışlar içine girmeye çalıştıklarını makalede de ifade edildiği gibi Cumhur İttifakı üyelerinde kaçışların büyük karışıklıkların çıkacağını anlıyoruz. Bahçelinin o feryadı figanı manidar…
Milli Çözüm Dergisi okuyucularına yeniden hatırlatmak istiyorum: FİLİSTİN konusuyla ilgili 7 Ekimden bu yana 10’larca makale yazıldı okumayanlar mutlaka okumalı okuyanlar yeniden MİLLİ ÇÖZÜM’ÜN nedenli önemli bir görev vazife yaptığını anlamaya çalışalım inşaallah… Evet Milli Çözüm günümüzün KUR’AN’A TERCÜMANIDIR – ASRIMIZIN TERCÜMANI SAHİBİDİR gerçeğini anlayarak önem ve öncelik vermemiz gerekiyor… KİM NE DERLE İŞ YAPAN DEĞİL ; ALLAH C.C. NE DER DİYE İŞ YAPAN MİLLİ ÇÖZÜM’E ŞÜKRANLARIMI ARZEDİYORUM.. AHMET AKGÜL HOCAMA MİNNETTARLIĞIMI ARZEDİYORUM.. İYİ Kİ VARSINIZ.
Adil Düzen Devrimi ve Milli Çözüm Dönemi adım adım gelmekte elhamdülillah… Gözümüz kulağımız Aziz Erbakan Hocamızın Has SADIK TALEBESİ VE TAKİPÇİSİ OLAN AHMET AKGÜL’ DE MİLLİ ÇÖZÜM’DE OLSUN… ŞU DERNEK ŞU PARTİ ŞU CEMAAT ŞU TARİKAT ŞU AKADEMİSYEN ŞU MOLLA ŞU ŞEYH ŞU MÜRŞİT demeden çünkü işte Milli Çözüm’ün tüm yayınları bu sitede var 100 küsür tane eseri kitabı , Meali Kerimi ortada… Bunca hakikatten sonra GÖZÜMÜZ KULAĞIMIZ ELİMİZ AYAĞIMIZ BOŞ İŞLERLE BOŞ YERLERLE MEŞGUL OLURSA YAZIK ETMİŞ OLURUZ…
Gerçek Muhalefetin adı: Yoksulluk ve Zalimlere Gemiler Dolusu Yardım Gönderen İşbirlikçilere Tepki!
Cumhur İttifakının; Bütün hile, yalan, propaganda, devlet imkanlarını kullanması, muhalefetin iktidara çalışması, sihirbazlar (kiralık yazar, akademisyen ve yorumcular), Bel’amlar (Züppeli Ahmet, İsmailağa, Menzilciler vb.) Zalimlerin fiili desteği (Siyonist İsrail Hükümeti Netanyahu ve sözcülerinin, Erdoğan’ın seçimi kazanabilmesi için Cumhur İttifakına sataşması), Özgür Özel’in Hamas’a Terörist demesi vb. bütün imkanları kullanmasına rağmen açlık sınırının 17.000 TL olarak açıklanmasına rağmen, Hükümetin emekliye 10.000 TL vererek, ”siz zaten cahilsiniz açlıktan ölseniz bile bize oy verirsiniz” mantığıyla ölüme ittiği emekliler ve İsrail’e fiilen destek veren hükümete oy vermeyi vicdanına yediremeyenler AKP’nin çözülme sürecini başlatmıştır!
Danışmanlarının Mason olduğu ispatlanan YRP, Siyonistlerin yedek lastiği konumunda ve yedek plandadır. Gelecek seçimde iktidar olmayı planlayan istismarcılar.. Allah’ın hesabını, planını ve tuzağını hesaba katmamışlardı! bakalım yakında akıbetleri nasıl olacaktı!?
Siyonistler, Erbakan Hocamızın kurduğu Hamas ile Gazze’de başa çıkamamışlardı! Siyonistlerin piyonları; Türkiye’de, Hamas’ın finansal ağına müdahale etmeyi zaten başaramazlardı!
Ayrıca açlık sınırı altında yaşamaya çalışan emekliler ise Erbakan Hocanın 27 sene evvel yaptığı zamlarla açlıktan ölmüyorlardı! bu gerçekleri de unutmasınlardı…
Çözüm Sürecinde yapılan hainlikleri tekrarlamak istiyorlardı!
Şuan sayın diye adlandırdıkları Apo hainini asmayan hükümet ortaklarında biri yine bu Bahçeliydi! Terörün beli kırılmış ve bitirilmek üzereydi 1999, 2000, 2001 ve 2002 yıllarından terör bitmek üzereyken AKP eliyle tekrar azıtılmıştı! Cennet vatanımız da kardeşçe birlikte yaşadığımız ve çoğumuzun kız alıp verdiği Kürt Kardeşlerimize hiç gereği yokken ”Kürt Sorunu ve Kürt Açılımı” gibi kılıflarla çözüm süreci başlatılmış.. İç ve Dış Politika faciaları sonucunda binlerce Mehmetçik Şehit düşmüş ve garibanların evlerine ateş düşmüştü! İçeride terörü bitirdik diye övünenlerin döneminde Irak’ta Kürdistan Kurulmuş, Suriye’de tarihlerinin en kalabalık ve güçlü zamanını yaşayan PKK uzantıları, Suriye’de Kürdistan’ı kurmak isterken Kahraman Mehmetçik yine bedel ödemiş yüzlerce evladımız şehit düşmüştü!
AKP Hükümeti ise PKK uzantısı partiyi kapatmak yerine onların üzerinden siyaset yapmış, pkk fetö eliyle ülkemizin dört yanında bombalar patlamış ardından tek başına iktidar olamayan Erdoğan, ”halkım huzur istiyorsa sandıkta kime oy vereceğini bilmeli” diyerek halkı tehdit etmişti!
Döneminde Meclise soktuğu DEM, meclise girmiş belediyeler almış ve bu belediyelerin eliyle mayınlar döşenmişti. Apo hainine ”sayın” demişler, kardeşini TRT’de konuk etmişlerdi! Son seçimlerde PKK’nın dinci kanadı olan HÜDA PAR ı meclise soktular. Seçimden hemen önce HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu; Kürt Sorunundan bahsetmeye başlamıştı!
Türk – Kürt – Alevi – Sünni Kardeştir! Bu ülkenin en büyük derdi sorunu ise Din, Erbakan, Milliyetçilik ve Atatürkçülük İSTİSMARI yapanlardır!
Yakında Demokratik müdahaleler ile istikrar sağlanacak ve Milli Çözüm iktidarı ile halkımız ortak paydalarda buluşacaktır İnşAllah!
”Siyonistlerin en büyük korkusu; Türkiye’nin Milli Görüş Çizgisine dönmesidir!”
Üstad Ahmet Akgül!
40 yıldır bu münafıkları deşifre ettiği için onca iftira ve zahmete uğrayan Erbakan Hocanın davası için hapis yatan Üstad Ahmet Akgül! bu tarihi cümlesi ile feraset ehlini uyarmaktadır! Temel beyin ”Ayasofya’nın üst katını müze yapalım”, ”Gül’ü Cumhurbaşkanı Yapalım” Tebliğ Şehidimiz Hasan Bitmez’in Mecliste yaptığı tarihi konuşmasına ”kendi fikirlerini beyan ederken kalp krizi geçirdi!” vb. konuşmaları gerçek ayarını ortaya koymakta ve feraset ehli zaten bu gerçekleri görmekteydi! Rahmetli Hasan Ağabeyimiz;
AKP iktidarının 22 yıllık talan ve tahribatını, Milli Görüş ruhunun tezahürü olarak yüksek bir cesaretle ortaya koyarken kalp krizi geçirmiş ve tebliğ şehidi makamına ulaşmıştır İnşAllah!
Zalimler ve hainler çatlasalar da, haset ve kinlerinden parmaklarını da ısırsalar;
Milli Çözüm bu gerçekleri yazmaya ve döneklerin yüzlerine çarpmaya devam edecektir!
Zafer inananlarındır ve zafer yakındır!
GAZZE’nin AHI,DEVİRİR ŞAHI!..
Bunca mazlum kan ağlar,umurunda mı?
Filistinde siyona, destekçi kansız!..
Dili mazlumdan yana,işi yehud taraflı
Zalimlere mal satan,türedi arsız!..
Mazlum feryada kapalı,kirli kulaklar
Uçurumdan düşüyor,uçtuk sanırlar
Halka kulak kapalı,siyon duyarlar
Vicdan onur çürümüş,taş olmuş kalpsiz!..
Yeni piyon hazırlar,anaç masoncuk
Basiret-dirayet hiç,avunur çocuk
Hak Davayı içerken,hançerler bozuk
Ne yapsanız çare yok,gelir KORKUSUZ
Hakkı Batıldan ayırmak, Aydınlığı karanlıktan sıyırıp çıkarmak, Hidayetle Küfrü tartmak bir iman ve istikamet göstergesidir…
Millî Çözüm ise bu göstergenin en net aynasıdır..
Bizleri, bu istismarcı AKP iktidarının hiç bir günahına ortak etmeyen rabbimize sonsuz şükürler olsun.
Bizleri, Sp nin içine çöreklenen ifsat şebekesine uşak yapmayan rabbimize sonsuz şükürler olsun..
Bizlere bu hakikatleri rahmani bir rehberlikle sunan Ahmet hocamıza ise Selam olsun..
Milli Çözüm; 31 Mart 2024 yerel seçimlerindeki tahmin ve tahlillerindeYİNE HAKLI ÇIKMIŞTI.
Özellikle Akp ve Erdoğan’ın çöküşe doğru hızla ilerlediği görülmekte ve Akp yi işbaşına getiren ve işbaşında tutan güçler ( Siyonizm) yedek lastik olarak hazıladıkları YRP’yi parlatma ve 2.Erdoğan olarak kabullenilmesine çaba harcanılan Fatih E. ile Erbakan Hocamızın projelerine öğretilerine öğütlerine ve Erbakan Sevgisine BETON DÖKME hatta ÇELİK KAPLAMAYLA son vermeye çalışmalarıydı. Erdoğan YRP ye atıp tutması bize Ahmet Akgül Üstadımızın şu Elmas Sözünü hatırlattı: ” *” Sayın Erdoğan, sözde her neye karşı çıkıyorsa, bilin ki özde o işin veya çevrelerin hizmetkârıdır!..”* Yrp’ye çattı durdu seçim boyunca… Cumhurbaşkanlığı seçiminde bu YRP değil miydi Erdoğan’a destek veren… İşte bu gerçekleri yine Milli Çözüm tüm okuyucularına hatırlatmıştı her defasında. Tabi Yrp Siyonizmin oyununa böyle geliyordu , SAADET PARTİSİ ise TEMEL KARAMOLLANIN Abdullah Gül’e yeniden sahip çıkmasıyla gündeme getirmesiyle Siyonizmin tuzağına düşürmeye çalışıyordu. Bu Abdullah Gül , Erbakana hiç olmayacak zamanda yalnız bırakan ve Akp nin kurulmadını sağlayan İsrail Baltasına sap olmuş zat değil miydi? Ey Saadetliler Ey Saadet Teşkilatları bu Karamollanın tuzağına niye düşer ve niye sessiz kalarak TEMEL’İN TALEBESİ OLURSUNUZ bu alçaklığa sesinizi çıkararak NEDEN ERBAKANA TALEBE OLMAYI SEÇMEZSİNİZ… BIRAKIN TEMEL’E TALEBE OLMAYI ARTIK…
GAZZE’ ye yardım konusunda hala Gazzeye yardım girişi sağlanamıyordu. Giden yardımların Han Yunus’a , Refah’a vb civarlara gönderilmekteydi hatta ABD bile havadan attığı yardım görüntüleri Gazze bölgesi değil bu Han Yunus ve civarlarına gönderiyordu . Türkiye ve diğer ülkelerden giden yardımlarda Abd’nin gönderdiği yere gönderebiliyordu. Çünkü Gazze boşaltılmak isteniyordu yardımlar gitmezse o bölgeye açlıktan ölecekti Gazzeliler veya Gazzeliler Han Yunus , Refah gibi taraflara gitmesi sağlanarak Gazze İsraile terkedilmiş olacaktı ve bu oyunu farkeden bir ülke idarecisi çıkmıyordu. Asıl Gazze bölgesinin yardıma daha çok ihtiyacı varken o konuyu çözmeye ve Siyasi iktidara baskı yapan da çıkmıyordu.
Evet , bir kez daha anlıyor ve kavrıyoruz ki , biran önce Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın Ülke Yönetimi için o makama getirilmesi tek yoldur.
SEÇEN VE SEÇİLEN!.
Türkiye 31Mart2024 yerel seçimlerini geride bıraktı. Bu seçimin Türkiye tarihi ve geleceğinin şekillenmesi açısından çok büyük bir önem arz ettiği yadsınamaz bir gerçek. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, Akp tarihinin en büyük hezimetini ve yenilgisini yaşarken, Chp ise uzun yıllar sonra böylesine yüksek bir oy potansiyeline ulaşmış durumda. Ama bu yükseliş, Yrp’deki yükseliş gibi suni bir yükseliş. Yani geçici bir durumun yansıması. Yrp’ye gelince. Yrp; Son günlerde gerek yandaş, gerekse muhalif medya tarafından gündemde tutularak ve dillerden düşürülmeyerek, bilinçli ve kasıtlı bir şekilde şişirilmiş, algı operasyonu ile özellikle Akp’den kaçan kitlelerin ve ekonomik darboğazda sıkışmış gariban halkın umut kaynağı haline getirilmiş ve Akp sonrası için yedek lastik olarak bekletilen, kullanılmaya ve yönlendirilmeye müsait bir partidir. Akp’nin ilk çıkış yıllarında olduğu gibi Yrp’de, Erbakan Hocamızı ve Milli Görüş davasını istismara yönelerek toplumu uyutma, avutma ve kandırma politikası uygulamaktadır. Kurulduğu günden bugüne tüm seçimlerde, açıklamaları ve kararlarıyla, dolaylı veya alalen Akp’ye potansiyel oy aktarımı yapan Yrp, Akp’nin tüm günahlarına ortak olmuş ve menfaat çıkar ilişkileri üzerine kurulmuş bir parti olma özelliğine sahip bir oluşumdur. Yani Yrp; Erbakan Hocamızın çizgisini, projelerini, fikirlerini ve Milli Görüş davasını temsil etmiyor. Ama istismar ederek, kendi dünyalık amaçlarına ulaşmanın gayreti içerisinde olunduğu gerçeği, bugün daha net ve açık görülmektedir. Evet, 31Mart seçimlerinin en büyük darbesini Akp almıştır ve Özal’ın Anap’ının akıbeti Akp’yi beklemektedir ve o günler çok yakındır. Saadet Partisine gelince; Sloganik bilge başkanlığı ile, bilgelik ve liderlik ehliyetine ulaşılamayacağı birkez daha görülmüştür. Artık tüm Milli Görüş camiasının ve Saadet Partili yetkililerin ve teşkilatların, başlarını ellerinin arasına alarak, ciddi ciddi düşünme ve durumu sorgulama zamanı. Biz hatırlatmış olalımda.. Vesselam.
Su testisi su yolunda kırılmak üzere… Aziz Erbakan Hocamıza ihanet karşılığı iktidara taşınan AKP, en yakın müttefiklerinin ihanetini yaşadı yaşıyor. Kimi yanında duruyor görüntüsüyle işini görürken, kimi de açıktan saldırarak darbe üstüne darbe vuruyorlar. Yenilginin verdiği hüzünle, “tüm ekibini al da git Erdoğan!” diyen AKP’li seçmen sayısı oldukça fazla. Bakalım bu yol hangi akıbete çakacak hep birlikte göreceğiz inşallah.
Sadık samimi Milli Görüşçü tabanın haricindeki, SP ye çöreklenen marazlıların böylesine toplumun Erbakan Hocamızın proje ve reçetelerine susadığı bir ortamda hala yüzde bir lerin altında oy almalarına rağmen istifa etmemeleri büyük veballere ortak olduklarını göstermekteydi. Taban da buna ne hikmetse ses çıkarmıyordu! Tüm bunlar defalarca kez olduğu gibi Milli Çözümü haklı çıkarmaktan başka bir işe yaramıyordu. Çünkü Erbakan Hocamızın proje ve hedeflerini anlamaya kavramaya çalışıp topluma anlatıp nasıl uygulanacağına kafa yoran başka bir adres yoktu..!
Evet Erdoğan neye karşı çıkıyorsa gerçekte onun hizmetkârı tespiti mutlak manada doğru olmamakla birlikte olayları irdelemek açısından manidardır. Fakat Erdoğan’ın her karşı çıktığı şey de hizmet ettiği yer değildir. Dolayısıyla bunu böyle algılama gerekir. Mesela Erdoğan’ın CHP karşısında durması veya parlementer sisteme karşı çıkması onu gerçekten istediği anlamı mı verir? Milli Görüş penceresinden bakan kişi bu ayrımı çok kolay yapar
Sayın Ağaoğlu,
Öncelikle teşekkür ederim. Milli Çözüm ‘ü okumak, zaman ayırmak ; duyarlı , sorumluluklarını kuşanan, insanlığın maddi manevi problemlerini dert edindiğiniz birisi olduğunuz anlamını taşır bu yüzden sizi tebrik ederim.
Ancak bahsettiğin o söz , 22 yıllık Erdoğan icraatlarının sonucu çıkarılmış bir tespittir.Yani öylesine kuru kuruya palavra sıkılmış laf olsun diye ortaya atılmış bişey değildir. Söylediğiniz için soruyorum size; Erdoğan her bulunduğu ortamda CHP karşısında durması veya CHP ye atıp tutması sonucu CHP ve şimdiki genel başkan Özgür Özel örneğin Hamasa terör örgütü demesi ERDĞANIN İŞİNİ KOLAYLAŞTIRMASI anlamına gelmez mi? Yani Chp böylesi bilinçli yanlışlıkları yapması ERDOĞAN’IN ELİNE KOZ vermiş olmasından Erdoğan rahatsız mıdır sence yoksa memnun mudur?!!! Chp olmasaydı 22 yıl boyunca Erdoğan kime muhalefet yapıp üyelerini seçmenlerini nasıl cebinde tutacaktı… ?!! Chp olması Erdoğan’ın istediği bişey yani.. Chp Erdoğan’ın işini kolaylaştırmakta… Arada Chp içerisinde dine saldırıcı küçümseyici cümleler atıverdi mi Akp nin düşen oyları tekrar geri geliveriyor öyle değil mi? ERDOĞAN BÖYLESİ CHP’NİN OLMASINI İSTEMEZ Mİ?!!!😀
Sağ ve sol birbirinden farkı var mı? Akp de faizci Chp de faizci, Akp de Avrupa Birlikçi Chp de , Akp de İsrailci Chp de, farkı ne peki farkı sadece biri sağ biri sol. Yani biri ameliyat yaparken anestezi kullanmadan yapıyor (chp) , diğeri anestezi kullanarak ( akp) anestezi kullanmadan yapanın nekadar etni kesip attığını farkediyorsun ama diğeri kilo kilo kesse farkedemiyorsun fark bu.. 😀
Ez cümle : Sayın Erdoğan, sözde her neye karşı çıkıyorsa, bilin ki özde o işin veya çevrelerin hizmetkârıdır!..
Sözü Ahmet Akgül Hocamızın muhteşem şaşmaz tespitlerinden biridir…
Ha bu arada şunuda söyleyeyim. “Sözde ben karşı çıkar gibi görüneyim de özde o karşı çıktığıma hizmet etmeyi” düşünebilecek kadar aklı ve zekası olduğunu düşünmeyin. Bu onu işbaşına getirenlerin Erdoğana akıl vermesi şeklinde düşünün.
Mustafa Koç vefat ettiğinde, Sn. Cumhurbaşkanı ağzından kaçırmıştı: “Vah efendim vah, dün gece de evimizde beraberdik, hanımıyla evimizde misafirdi” buyurmuşlardı. Hatırladınız mı? Allah Allah! Hani Mustafa Koç ve onun gibilere faizci diye rantiyeci diye gezici diye çatıp duruyordunuz. Geceleri hep beraber özel sohbetlerde ailenizle beraber geçiriyormuşsunuz. Ne demişti Konya’daki konferansta Ahmet Akgül Hocamız? İşte bunların düzenini bir cümlede izah edin derseniz; “Gündüzleri hacılarla hocalarla, geceleri localarla Koç’larla!” İşte bunların din istismarcılığı ve kof kabadayılık düzeni!
Yani : Ahmet Akgül Hocamızın söylediği bu söz: ” Sayın Erdoğan, sözde her neye karşı çıkıyorsa, bilin ki özde o işin veya çevrelerin hizmetkârıdır!.”
Bilge Şahsiyetlerin Kur’an’a tercüman olan Cesur Şahsiyetlerin ortaya koyabileceği tespitlerdir. Vesselam.
Seçim sonuçlarını değerlendiren yorumcuların ortak söylemi “hiçbirimiz bu sonuçları ön göremedik” demeleriydi.
Milli Çözüm için ise seçim sonuçlar hiç şaşırtıcı olmamıştı. Seçim öncesi Üstad Ahmet Akgül Hocamız, bu seçimler hangi sonuçlara gebe olabilir? Sorusuna, seçimlerle ilgili hükümleri (haktan taraf olacağız, ona destek çıkacağız konusunu anlattıktan sonra) hikmetle bakıldığında ise beklenen sonuçları şöyle izah etmişlerdi “İ ile başlayan üç sonuç çıkacağını bekliyorum. 1) İnkılap olacak. Bu seçim ona vesile olacak. 2) İlahi intikam alınacak. 3) Adil Düzen içinde iktidar yolu açılacak.
Demişlerdi ve devamla “Seçim sonuçları büyük bir değişime sebep olacak ve Allah intikam alacak, Siyonist şeytanlardan ve işbirlikçi takımından ve Adil Düzene iktidar yolu açılacak. Akp büyük şehirleri yine kazanamayacak. Yrp geçici olarak göreceli olarak bir başarı oy oranını artıracak. Belki bazı yerlerde belediye alacak. Enflasyon hızla katlanacak, ekonomi patlayacak…”
Evet, olaylar aynen bu doğrultuda hareket etmekte!
Erdoğan’ın seçim hezimetinin sebebi aynı zamanda Sn. Erdoğan’ın Filistin Tutarsızlığıydı! Öyle ki sözde Filistin savunucusu Erdoğan “İsrail ile Ticaret Utancı Sonlandırılsın” pankartı gerçeğe tercüman olduğu için miting meydanlarında açtıramamıştı!
Aynı ambargo “Kabe” de bile uygulanmaktaydı.
Yani tüm işbirlikçiler bir hezimeti hak etmişlerdi!
Filistin’e yapılan zulmün boyutu; ABD’li bir askerin tepki için kendi yakacak dehşette olduğu için “Allah intikam alacaktı, Siyonist şeytanlardan ve işbirlikçi takımından” inşallah.
Bunların tapındığı, girmek için kapıda yıllardır beklediği AB’nin Batı Hukukunun ve Ahlâkının Özeti İse EPSTEİN Lağımıydı!
Ve maalesef Erdoğan ile aynı kafada hatta daha da beter olan Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı yapmak için dört dönen Temel Karamollaoğlu’nun da aynı yolun yolcusu olduğu da aşikar olmaktaydı.
Böylesine kamufle olmuş tehlikeleri/ins görünümlü şeytanları, Milli Çözüm’ün makaleleri okumadan anlamak mümkün değil. Ya Milli Çözüm makalelerini okuyup, anlayıp yaşamaya çalışacağız yada Siyonizm kurduna yem olan milli görüşçü, tarikatçı, şeyh, parti başkanı, iktidar, muhalefet… olacağız.
Ya Üstad Ahmet Akgül Hocamız öncülüğünde “Adil Düzen” projeleriyle “Yeni Bir Dünya” kuracağız yada Siyonizm’in kölesi, işbirlikçilerin oyuncağı olacağız.
Marifet iltifata tabidir.
Saadet partisinin aldığı oyun büyük çoğunluğu kendi teşkilat mensupları ve millî görüşü özümsemiş insanlardır. 500 Bin kadardır bu sayı.
YRP eğer AKP’nin kuruluş aşamasında olduğu gibi bir yerlerden destek almasa bu rüzgarı yakalayamazdı.
Ayrıca partilerin aldığı oy oranını bir ölçü olarak kullanmak hatalı olacaktır. Çünkü oy veren seçmen bir önceki seçimlerde başka bir partinin sempatizanı ya da bilfiil destekçisi olabilir.
O kişilerin bu seçimde başka bir partinin arkasında durması ilmî ve dinî kaygılar ile değil tamamen duygusal (!) bir yaklaşımdır.
Siyasi partiler olmalıdır ve Saadet Partisi de bu alanda her zaman olmalıdır. Ama Millî Görüş’ün iktidar olması demek sadece Saadet Partisi’nin hükümet kuracak milletvekili sayısı kazanıp hükümet etme yetkisini almak olarak algılanmamalıdır.
Milli Görüş elbet bir gün iktidar olacaktır ama bu Saadet Partisinin seçim kazanması sonucu mu yoksa başka bir kanalda mı olacaktır bunu zaman gösterecek.
Ülkedeki dindar kesimlerin ve cemaat yapılanmalarının, Millî Görüş ile münasebetine bakarak haklarında hüküm verilmesi lazım gelir.
Eğer bir cemaat mensubu veya ileri geleni Milli Görüş haricî bir partinin propagandası yapıyor veya onların gemisine bindirmeye çalışıyor ise, o cemaatin firkai Naciye den ayrıldığı anlamı verebilirsiniz.
Muhammed Fatih’in ise Erbakan’ın oğlu olması veya TV programları veya miting meydanlarında Milli Görüş vurgusu yapıp kendilerini bu yolda hareket eden bir parti olarak görmeleri aslında bir manipülasyon niteliğindedir. Çünkü aynen AKP örneğinde olduğu gibi Erbakan Hoca, onların kastettikleri hoca benim, ben buradayım ve beni günahlarınıza ortak etmeyin. Millî Görüşün tek temsilcisi Saadet Partisidir demişti.
Saadet Partisi, TV5, Milli Gazete neredeyse Milli Görüş oradadır. Dosdoğru yol oradadır. Millî Çözüm ekibi, El-azizciler gibi olmamış ve Saadet Partisi’nin temsilcisi olduğu Milli Görüşten ayrılmamıştır.
Ahmet Hoca Millî Görüşun temel taşlarından biridir ve 30 yıldan fazla süre önce diğer cemaat ve dinî gruplar hakkında verdiği uyarılar sebebiyle bizler bugünlere kadar cemaat görünümlü siyonist düzeni işbirlikçileri peşine takılmadan Millî Görüşten ayrılmamış kişiler olarak mesut ve bahtiyar olmuşuzdur.