YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6980f80dc47cb
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 6
Bugün : 43346
Dün : 57744
Bu ay : 101090
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48804403
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Demokrasi amaç değil, araçtır
AKP hakkında kapatma davası açılması üzerine bir demokrasi davuludur çalınıp duruyor.
Demokrasi yara almamalıymış…
Herkes demokratik sonuçlara saygı duymalıymış…
Demokrasiye yargı darbesi yapılmaktaymış…
Demokrasi hepimize her zaman lazımmış…
Yahu iyi de, şu demokrasi dediğiniz amaç mıydı, yoksa bir araç mıydı?..


 

Ülkemizin bütünlük ve bağımsızlığı, milletlimizin dirlik ve bekası şu demokratik dalaverelerle tehlikeye sokulsa bile, hala asıl derdimiz devletimizi değil de, demokrasiyi mi kurtarmaktı? PKK'yı terörist listesine sokmayan ve DTP'ye "Federatif Kürdistan" için arka çıkan Haçlı AB'den talimat almak, Türkiye'yi nereye taşıyacaktı?

Türkiye'de perde gerisinde aynı Yahudi lobilerin güdümündeki sözde iki karşıt cepheden:

CHP ve yandaşları laikliği; bağımsızlığımızın, milli kalkınmamızın, temel insan haklarımızın ve halkımızın inanç ve arzularının üstünde görüp, sürekli istismarını yapmakta..

AKP ve yandaşları ise demokrasiyi; milli birlik ve dirliğimizin, güvenlik ve geleceğimizin üstünde görüp, aslında hiçte inanmadıkları bu kavramın arkasına sığınmaktadır.

Bu kapatma davasının:

"Yeni anayasa ile, egemenliğimizin resmen AB'ye devredilmesi"

"Vakıflar Yasasıyla İstanbul'un Vatikan'a çevrilmesi ve Rum Patrikhanesinin Ekümenleştirilmesi"

"BOP eşbaşkanlığı ile Türkiye'miz dahil 22 İslam ülkesinin parçalanıp bölünmesi"

"Tüm ekonomik ve stratejik kurumlarımızın pervasızca yabancılara peşkeş çekilip, ülkemizin fiilen sömürgeleştirilmesi"

"Ilımlı İslam safsatası ile Dinimizin yozlaştırılması, böylece manevi direnç kaynaklarımızın törpülenmesi ve laikliğin emperyalizmin hakimiyet aracı haline getirilmesi" gibi ciddi ve geçerli gerekçeler yerine, AKP'ye mağduriyet bahanesiyle halkın merhamet duygularını sömürmesine ve sahte kahramanlık rolüyle siyasi rant devşirmesine yarayacak "Başörtüsü meselesi, laiklik teranesi" gibi nedenlerle açılması da, maalesef kötü niyetlilerin işini kolaylaştırmakta ve kafaları karıştırmaktadır.

Dikkat! Amerika'nın Yahudi Demokrasi Havarileri Ankara'daydı!

Hem de tam 23 Nisan'da… Ulusal Egemenlik bayramında.  23-24-25 Nisan'da, üç gün boyunca İstanbul-Bahçeşehir'deki Global Liderlik Forumu'na katılıyor.

Son 5 yılda ABD ile Türkiye arasında "ağır abi" ziyaretleri pek bi yoğun. Önceden 10 senede bir geçerken uğrayanlar, şimdilerde, Türkiye'yi mesken tutmuş görünüyor. Amerikalı Ağır Abi'lerin biri gidiyor biri geliyor..

Bu sefer gelenler kimlermiş bakalım:

Stephen Larrabee: RAND Corporation'un Avrupa Güvenlik Masası Başkanı.

RAND Corporation 1948 yılında kuruldu. Sovyet Bloğuna karşı CIA ile birlikte çalıştı. Sovyet bloğunun çözülmesinde en etkili kuruluşlardan biri oldu. Şimdi "Ilımlı İslam Projesi" üzerinde çalışıyor. Ilımlı İslam Projesini bunlar yazdı. 

Sonra Barry Jakobs: Amerikan-Yahudi Komitesi  Stratejik Araştırmalar Müdürü. AJC Amerika'daki Yahudi lobisinin en etkin kuruluşlarından. Başbakan Erdoğan'a "cesaret madalyası" veren Siyonist oluşum.

Türk asıllı Amerikalı Soner Çağaptay'da: Washington Enstitüsü Türkiye Masası Şefi. Soner'den önce aynı görevde Alan Makovsky vardı. Şu meşhur Amerikalı Yahudi. 28 Şubat'ta ne dediyse o oldu. Daha doğrusu yazdığı bir rapor daha sonra karşımıza 28 Şubat süreci olarak çıktı. Ordan anlayın.

Başka, Middle East (Ortadoğu) Enstitüsü Başkanı Wendy J. Chamberlin'de var, Bipartisan Policy Center Direktörü Michale Makovsky var..

Baker, Donelson, Bearman, Caldwell ve Berkowitz Uluslar arası Ticaret Grubu Başkanı Charles Johnston var.

İsrail İstanbul Başkonsolosu Mordei Amihai var.

İngiltere Başkonsolosu Dame Barbara var.

Sanki Siyonist Kongresi…

Bizimkilerle birlikte "Küreselleşen Dünya'da Liderlik" konusunu konuşmuşlar. Irak'a demokrasi getirdikleri gibi, AKP eliyle de Türk demokrasisini kurtaracaklar.[1]

Bu Arada Avrupa Parlamentosu AKP'ye Destek Çıkmakta ve Talimatlar Yağdırmaktaydı

İşte AP'nin küstah raporu:

"Türkiye'de siyasi sürece yargı darbesi yapılıyor. Bunu önleyin!"

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Hollandalı Hıristiyan Demokrat Ria Oomen-Ruijten, 'Türkiye'de herkesin güvenebileceği bir yargı maalesef yok' diyor.

Türkiye'deki son gelişmelere değinen Hollandalı AP Üyesi Oomen-Ruijten, ''Ordu ve yargıdan oluşan elit tabakası var. TBMM 3'te 2 çoğunlukla (üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılmasına) karar veriyor fakat uygulanmıyor. Ben dünyada böyle başka bir ülke bilmiyorum. Bunun örneği yok. Yargı bağımsızlığından yanayım. Ama Türkiye'de herkesin güvenebileceği bir yargı maalesef yok. Bu Türkiye'nin eksiği. Bu konuda çalışma yapılması gerekiyor.''

AK Parti ve DTP'ye kapatma davaları açılmasının bütünüyle karşısında olduğunu vurgulayan Oomen-Ruijten, ''sadece yargıyla ilgili hızlı reformlar yapılarak bu sorunun üstesinden gelinebileceğini'' vurguladı.

''Orduya da Güçlü Mesaj Vermek Gerekiyor. İyi İşleyen Modern Demokrasi İstiyorlarsa Kendilerini Sınırlamalılar.''

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın KKTC'yi ziyaret ederek ''çözümde ilk söz hakkı bizim'' mesajı verdiğini savunan Oomen-Ruijten, Kıbrıs sorununun çözümünde ordunun yapıcı davranmasını istiyor.

Kıbrıs sorununa, BM gözetiminde kapsamlı çözüm bulunması gereğine vurgu yapılan taslak belgede, Ada'dan ''Türk askerlerinin çekilmesinin çözüm müzakerelerini kolaylaştıracağı'' savunuluyor.

Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk ise ''doğru bir üslupla'' raporu hazırlayan Oomen-Ruijten'e teşekkür ederek, Türkiye'deki son gelişmelerle ilgili şunları kaydediyor:

''AK Parti ve DTP'ye açılan davalar hala beklemede. Bu konuda çok açık olmalıyız. Türkiye'de siyasi sürece yargı darbesi yapılıyor. Yargı, halkın çoğunluğunun seçimine 'yanlış' diyor. Bu hiçbir şekilde kabul edilemez. Yargının verdiği imaj çok kötü. Türkiye'de yargı reformu talebi konusunda tutumumuz sert olmalı.''

Ergenekon'u devam ettirin ve derinleştirin!

Taslak raporda, Ergenekon soruşturmasının kararlılıkla sürdürülerek örgütün ''devlet organlarındaki tüm bağlantılarının ortaya çıkarılarak örgütle ilişkisi olanların yargıya teslim edilmesi'' isteniyor.

Yeni sivil Anayasa hazırlığının ''insan hakları ve özgürlüklerin korunmasını anayasanın merkezine yerleştirme'' açısından çok önemli bir fırsat sunduğu anlatılan raporda, yeni anayasa çalışmasında sivil toplumun geniş katılımının sağlanması tavsiye ediliyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ''2008'in refom yılı olacağı'' taahhüdünün memnuniyetle karşılandığı belirtilen raporda, hükümetin parlamentodaki çoğunluğuna dayanarak reformlarda kararlı davranmasının Türkiye'nin modern demokratik refah toplumuna dönüşümünde hayati önem taşıdığı vurgulanıyor.

TCK 301'e öncelik verin!

Türk Ceza Kanunu'nun 301'inci maddesinin ''tekrar tekrar verilen taahhütlere'' bağlı kalınarak öncelikle değiştirilmesi istenen belgede, ifade özgürlüğü kapsamında yeni reformların yapılmamış olması eleştiriliyor.

Taslak raporda, ''Vakıflar Kanunu'nun onaylanmasını memnuniyetle karşılıyoruz. AB Komisyonunun metni tetkik ederek gayrimüslim azınlıklarca mülklerin idaresi, satın alınması ve 3. kişilere satılmış olanlar dahil geri alınmasının mümkün olup olmayacağını araştırması gerekir'' deniliyor.

Vakıflar Kanunu'nun kabulünün ardından Türk hükümetinin bu olumlu adımı değerlendirerek dini özgürlüklerle ilgili tüm taahhütlerini yerine getirmesi istenen taslak belgede bu kapsamda tüm dini toplumluluklara faaliyetleri için gerekli yasal statü, ruhani görevlilerin eğitimi, hiyerarşik seçim ve ibadet yerlerinin inşası konusunda yasal çerçeve sunulması, Heybeliada ruhban okulunun yeniden açılması ve ''ekümenik partik'' unvanının kullanımına izin verilmesi taleplerine yer veriliyor.

Belgede, ''Türk hükümetine, Kürt meselesinin kalıcı çözümü amaçlayan siyasi inisiyatifin öncelikli olarak başlatılması çağrısı yapılır'' ifadesine yer verilerek, DTP'li milletvekilleri ve belediye başkanlarından ''demokratik Türk devleti içinde Kürt meselesine siyasi çözüm arayışına yapıcı şekilde dahil olmaları'' isteniyor.

Görülmekte olan davayla ilgili düzenleme yanlıştır!

Bazı Hukuk Profları, Anayasa'nın 138. maddesinin 3. fıkrası karşısında, görülmekte olan davayla ilgili Anayasa ve yasalarda yeni düzenleme yapılamayacağını söylüyor.

Söz konusu hüküm şöyle:

"Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisi'nde yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili soru sorulamaz. Görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz."

Prof. Teziç, bu fıkradaki, "görüşme yapılamaz" hükmünü, "görülmekte olan bir davayla ilgili yasal düzenleme yapılamaz" biçiminde yorumluyor.

– "Soru sorulamaz, görüşme yapılamaz" hükmünün amacı, "Sözlü soru sorulamaz, soru önergesi verilemez, genel görüşme yapılamaz" anlamında değil midir? Görüşme yapılamaz demek yasa da yapılamaz anlamına nasıl gelir? İtirazlarına

Hocalar şöyle yanıtlıyor:

– "Görüşme yapılamaz" yeni yasal düzenleme için yapılacak görüşmeleri de kapsar. TBMM, yasa yaparken görüşme yapmak zorundadır. Yeni yasayla ilgili görüşmeler yapılırken ister istemez görülmekte olan dava da görüşülmüş olacaktır. Yasada değişiklik söz konusu olacaksa bu kamu yararı amacıyla değil, sırf siyasi amaçla bir partiyi yargılama sürecinin dışına almak amacıyla yapılacaktır.

Bu, Anayasa'ya aykırı olacağı gibi, Anayasa'da bir değişiklik söz konusu olacaksa ve parti kapatma imkânsız hale gelecekse, o zaman da hürriyetçi demokratik düzenin kendini koruma aracından yoksun bırakılması hedeflenmiş olacaktır.

– Bir dava görülürken yasal düzenleme yapılamaz, diyorsunuz ama birçok dava görülürken Ceza Yasası değiştiriliyor ve lehe olanlar uygulanıyor. Bazı davalar düşürülüyor. Bunu nasıl izah ediyorsunuz? Sorusuna

– "O düzenlemeler genel düzenlemelerdir. Bir tek davayla ilgili değildir" yanıtı veriliyor.

– Anayasa'da yapılacak değişiklikle parti kapatma koşullarının değiştirilmesi de genel düzenleme niteliğinde değil midir? Sorusu ise

– "Şimdi AKP, böyle bir değişikliği niye yapacak? Anayasa Mahkemesi'ne açılmış olan davayı etkilemek için yapacak. Görülmekte olan somut bir davayla ilgili olarak yapacak. Bu genel değil, özel amaçlı bir düzenleme niteliği taşır." Şeklinde cevaplanıyor.

Cumhurbaşkanı Gül'ün durumu da tartışmalıdır

– Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün iddianamede yer alması ve hakkında 5 yıl siyaset yasağı talep edilmesi de çok eleştirildi. Bazı anayasa profesörleri de dahil birçok hukukçu, sadece vatana ihanetten yargılanabilen Cumhurbaşkanı'nın adının iddianamede geçmesinin Başsavcı'nın bir hatası olduğunu ve yalnız bu nedenle bile iddianamenin Anayasa Mahkemesi tarafından geri çevrilmesi gerektiğini savundu. Sizin görüşünüz nedir? Sorusuna ise şu karşılık veriliyor:

– Parti kapatmada, bir ceza kuralının ihlal edilip edilmediği değil, fakat bir partinin tüzel kişiliğinin sona erdirilip erdirilmeyeceği söz konusudur. Bu da ceza hükümleriyle bağlantılı değildir. Bir tüzel kişiliği kapatma davasıdır.

Burada Sayın Gül'le ilgili iddia, Cumhurbaşkanı'nın, milletvekili veya bakan olarak görev yaptığı dönemdeki beyanları ve faaliyetlerinin bir partinin kapatılmasına neden olan odak oluşumunun faktörlerinden ve kanıtlarından biri olarak sunulmasıdır.

İstenen 5 yıllık ceza da Ceza Yasası tarafından düzenlenmiş bir ceza değil, Anayasa'da ve Siyasi Partiler Yasası'nda öngörülen tedbir niteliğindedir. Bu, Sayın Başbakan için de geçerlidir. Eğer Cumhurbaşkanı, Başbakan veya bakanlar için bir ceza yargılaması söz konusu olsaydı, Anayasa Mahkemesi "Yüce Divan" sıfatıyla yargılama yapardı. Ve zaten Anayasa Mahkemesi'nin kapatma davasını oy birliği ile, Abdullah Gül'le ilgili kısmı ise oy çokluğu ile kabul etmesi AKP'ye yakın çevrelerde şok etkisi yaratmıştı.

Taha Akyol ise AKP'nin davulunu çalmaktadır

Bir dava görülürken, o davayla ilgili yasalarda değişiklik yapılabilir mi?

Yapılabilir!.. Öcalan yargılanırken, Ecevit hükümeti döneminde, usul ve ceza kanunları değiştirilmedi mi?! Şimdi, 301. maddeden çeşitli davalar görüldüğü halde bu maddenin değiştirilmesi istenmiyor mu?!

Her anayasa değişikliğinde, yargıda davalar, verilmiş kararlar yok muydu?!

Hatta Anayasa Mahkemesi'nin kendisi görmekte olduğu davanın dayanağı olan yasayı iptal ederek, üstelik geriye yürüterek ‘oyun kuralları'nı değiştirmenin örneklerini vermiştir!

Görülmekte olan birkaç davayla ilgili yasal değişiklikler hukuken yapılabilir ama AKP'nin siyaseten asla dokunmaması gereken bazı kurallar vardır" diye uyarıyor.

Asla dokunulmamalıdır

AKP'nin anayasa değişikliği konusundaki görüşleri henüz kesinleşmemiştir. Ama üç şıktan bahsediliyor:

–  Başsavcının yetkisini kısıtlamak: Mesela Alman Anayasası'ndan esinlenerek, parti kapatma talebini Meclis'in onayına bağlamak gibi formüller. Hemen belirteyim, başsavcının yetkilerini bu aşamada değiştirmeye kalkmak fevkalade yanlış olur, hatta rejimi dinamitleyecek gelişmelere yol açabilir.

–  Anayasa Mahkemesi'nin yapısını değiştirmek: Mesela bütün demokratik ülkelerde olduğu gibi parlamentonun da Anayasa Mahkemesi'ne üye seçmesini sağlamak… Mahkeme'nin kendisinin de bu yönde reform talebi vardır. Ben de yıllardan beri bu fikri savunuyorum. Ama AKP hakkında kapatma davası açılmışken Mahkeme'nin yapısını değiştirmeye kalkmak affedilmez bir hata olur. Rejimi dinamitleyecek gelişmelere yol açabilir.

AKP ve MHP başsavcının yetkilerine ve Mahkeme'ye bu dava süresince asla dokunmamalıdır.

–  Venedik Komisyonu kriterlerine bakmak: Bu mümkündür çünkü genel bir demokratikleşme adımı olarak görülebilir. ‘Odak' tanımına ‘şiddet' unsurunu eklemek gibi, kapatma yaptırımından önce başka ara yaptırımlar getirmek gibi… Bunda da ölçülü davranılmalıdır.

Provokasyon etkisi yapacaktır!

Başsavcının yetkilerini kısmak, Mahkeme'nin yapısını değiştirmek gibi girişimler ‘teknik hukuk' açısından mümkündür, ama siyaseten ve hukukun felsefesi açısından kesinlikle yanlış olur. Tam bir "provokasyon" etkisi yapar.

Savcının yetkilerini ya da mahkemenin yapısını değiştirmek için referanduma gitmek, yanlışı tam bir siyasi "provokasyon"a dönüştürür!"[2] diyerek AKP'yi uyarıyordu.

Oysa asıl şu sorulmalıdır:

" Hakkında dava açılan yönetimler, dava sonuçlanıncaya kadar pasif göreve alınırlar. Şimdi, hükümet ile ilgili olarak dava sırasında, yönetmeyi durdurma kararı alınacak mı?

Bir yandan Anayasa'yı ihlal iddiası ile yargılanırken öte yanda Anayasal çerçevede hükümet nasıl ülke yönetecek?

Aynı şekilde, Cumhurbaşkanı Anayasa'yı ihlal iddiası ile yargılanırken nasıl Anayasa'nın hamisi olacak?

Dava sürerken AKP 340 milletvekili ile parti kapatmayı imkânsız hale getiren hukuksal değişimler yapar, Anayasa Mahkemesi'nin yapısı ile oynarsa ne olur?"

Nitekim gazeteler, AKP'nin Başsavcı'nın kapatma yetkisini kısıtlama, Anayasa Mahkemesi'nin oylama aritmetiğini değiştirme, hatta üye yapısını kendi lehine yontacak şekilde artırma çalışmalarından bahsediyorlar.

Kapatma davası nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın ülke bundan büyük boyutta etkilenecek ama eğer iktidar böyle bir girişimde bulunursa Türkiye demokrasi tarihi en büyük yaralarından birisini daha alacaktır. Yapılacak bir referandum neticesi hükümet lehine olsa da alacaktır.

Sormazlar mı, anayasa'da ve Partiler Kanunu'nda partilerin nasıl kapatılacağı açıkça yazıyordu, sen 2002'den beri bu maddelere hiç itiraz etme, bu maddeleri AB standartlarına getirmek için 5.5 yıldır kılını kıpırdatma, DTP için dava açıldığında "mesele yargıdadır!" diyerek topu taca at, Başbakan önden hükmünü verdiği için DTP yöneticilerinin randevu teklifini reddetsin, sonra iş başa düşünce savunmanı hazırlamak yerine işine geldiği şekilde Anayasa değişikliği için "2. mini paket"i hazırla![3]

Wall Street'teki dört Türkiye senaryosu mide bulandırmaktadır!      

Birinci senaryo: Sıcak para kaçışı hızlanabilir

Mali disiplinden uzaklaştığı ve enflasyon arttığı için Türkiye'deki sıcak para çekilmeye başladığı sinyalleri geliyordu. Kapatma davasıyla bu trend hız kazanabilir.

İkinci senaryo: Özelleştirmeler tehlikeye girebilir

Siyasi istikrarsızlık küresel gelişmelerle birleşince iş ortamı durgunlaşabilir, özelleştirmelerle reform sürecinin yavaşlayabilir. Özellikle Halk Bankası'nın iyi bir alıcı bulama ihtimali çok düşecektir.

 Üçüncü senaryo: Doğrudan yatırımlar düşer, cari açık riski yükselir

Küresel gelişmelerden dolayı azalması öngörülen doğrudan yabancı yatırım siyasi istikrarsızlıkla beraber daha da düşebilir. En önemli problem cari açık daha da ciddi bir soruna dönüşebilir.

Dördüncü senaryo: Laik muhafazakar çatışması yaşanabilir[4]

Bu son uyarı, aslında böylesi riskli ve sinsi bir senaryonun Wall Street denen Siyonist sermayenin başkentinde hazırlanıp bekletildiğini de hatıra getirmektedir.

Sonuç:

Atatürk'ün şüpheli ölümünden sonra, devrimleri rayından çıkarıp yozlaştıran ve tüm devlet kurumlarını bir kanser uru gibi sarıp kuşatan Mason Localarının ve sabataist (Yahudi dönmezi) cuntanın laçkalaştırdığı bu sistem, ekonomik, sosyal ve siyasal bütün sorun ve sarsıntıların temel kaynağıdır. Artık yama tutmayacak ve tamir olunmayacak kadar çürümüş bulunmaktadır. Bu nedenle:

Her bakımdan milli ve yerli temellere dayanacak

Atatürk'ün hedeflediği; "Muasır medeniyetleri yakalayıp aşacak"

Gerçek bir demokrasiye, örnek bir laikliğe ve yüksek bir adalete kapı açacak köklü bir değişime ihtiyaç vardır ve bu kaçınılmazdır.

Farklı köken ve kültürden bütün halkımızın huzur, hürriyet ve bereket içinde yaşayacağı, temel insan haklarına ve evrensel hukuk kurallarına dayalı, İslam'la barışık ve inancımıza saygılı yeni bir düzene geçme zamanıdır.

Refah-Yolu düşürme ve demokrasiye balans ayarı verme sürecinde Erbakan Hoca'nın, o günkü siyasi liderlere ve sivil örgütlere "ortak bir demokrasi bir platformu oluşturma ve hukuksuz müdahaleleri birlikte aşma" çağrısına, Bilderbergçi Mesut Yılmaz'dan Onu pijama ile karşılamak üzere kapılarında hazır olda duran TÜSİAD'çılara, kiralık köşe yazarlarından karanlık kafalı aydınlıkçılara, hepsi güçten ve menfaatten yana olmuş,  demokrasiye ve milli iradeye kimse sahip çıkmamıştı.

Ama bugün TÜSİAD'çıdan sendikalarına, televizyon yorumcularından medya patronlarına, nasıl da tansiyonu düşürme ve demokrasiyi devam ettirme telaşına düştüklerini görünce, Türkiye'nin hayırlı bir dönemece yaklaştığına dair inancımız ve heyecanımız artmaktadır. Yani hukukun ve demokrasinin bir gün kendilerine de lazım olacağını, çok geçte olsa anlamaları, acaba bir işe yarayacak mıdır?

Bakalım Mason Süleyman Demirel'in: "Bunların Mecliste sayısal çoğunluğu olsa da, siyasal ağırlıkları kalmamıştır" şeklindeki kuralı bu sefer kim uygulayacaktır!?

Ve kimsenin sızlanmaya hakkı yoktur. Çünkü oyun, kendi koydukları kurallara göre oynanmaktadır.

Ve işte duyarlı ve tutarlı bir aydının ve bir bilim adamının feryadı!

Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan'ın uyarıları:

·        Genel görünüme baktığımızda Türkiye'de bir devleti oluşturan bütün bacakların kırıldığı anlaşılmaktadır.

·        Yargı sistemi iflas etmiştir. Yargı erklerin en kuvvetlisi olarak tanımlanmaktadır. Yargı şu an şaibe altındadır. Yargı şu an siyasallaşmıştır.

·        Ülkenin en önemli yapıştırıcılarından biri olan din, tamamen irtica ve tarihte kalmış şeriatla örtüştürülmüş durumdadır.

·        Türkiye'de şu an, devleti ve toplumu bir arada tutan bütün ayaklara yönelik direkt bir saldırı vardır.

·        Devlet çökmek üzeredir, çözülme noktasındadır.

·        Yasama, yani Meclis iradesinin üzerinde kapatma gölgesi vardır. İktidar muktedir olamamaktadır.

·        Orduyu kıpırdayamaz hale getirmiş durumdalar şu anda.

·        Eğer devlet kendi içinde çatışmaya giderse Türkiye'nin bölünmesi ve Kürt devletinin, ortaya çıkması 2 yıl sürmez, kaçınılmazdır.

·        Şu gidiş, ne devletin içinde temizlik, ne AK Parti'nin kapatılması, ne de laik anti-laik çatışmasıdır; bu, Kürt devletinin kuruluş aşamalarıdır. Türkiye'de çok ciddî bir uluslararası operasyon yapılmaktadır.[5]


[1] Kulis Ankara / Milli Gazete / 19.04.2008

[2] 22.03.2008 / Milliyet

[3] 20.03.2008 / Cüneyt Ülsever / Hürriyet

[4] 17.03.2008 / Elif Özmanak / Referans

[5] Kaynak: www.ensonhaber.com / 26.03.2008

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

AHMET AKGÜL KİMDİR?

INTRODUCTION OF USTADH AHMET AKGÜL

رسالة تعريفية لمعلمنا أحمد أكجول

قبل مؤتمر النظام العادل في جامعة قيرغيزستان أراباييف، والذي حضرناه، قدم أحد المحاضرين أستاذنا أحمد أكجول على النحو التالي: أحمد أكجول موجود في تركيا؛ إنه عالم ومثقف نادر جدًا يجمع بين المبادئ الإسلامية والمتطلبات الإنسانية، وفكر أتاتورك في التغيير والقومية الإيجابية والتوازن الاجتماعي. ألف حوالي 100 كتاب، بعضها في 3 مجلدات، وجميعها أعمال فريدة وأصيلة. 10 من الكتب؛ تمت ترجمته إلى الإنجليزية والروسية واليابانية والفارسية والفرنسية والعربية. البروفيسور الراحل، أحد رؤساء وزراء تركيا الأسطوريين. دكتور. ويعتبر من أكثر الطلاب المميزين وأتباع نجم الدين أربكان.
لقد حضر المؤتمرات العلمية في جميع أنحاء تركيا وأوروبا والجغرافيا الإسلامية منذ ما يقرب من 40 عامًا. إنه رجل حكيم تنبأ وشرح التطورات المهمة في تركيا ومنطقته والعالم قبل عقود، وتعرض للعديد من المشاكل والهجمات لهذا السبب، لكنه كان دائما على حق في النهاية. وهو رئيس تحرير مجلة الحل الوطني، التي يتابعها عن كثب كبار البيروقراطيين العسكريين والمدنيين، وأساتذة الجامعات، والكتاب والمعلقين المهمين، ومسؤولي الدولة في تركيا. ضد الأنظمة الرأسمالية والاشتراكية والليبرالية في العالم؛ فهو يحتوي على الجوانب الجيدة والمفيدة لجميعها، لكنه يترك الجوانب السيئة والضارة؛ سيدنا، الذي أعد ودافع عن برامج النظام العادل الأصلية القائمة على العقل والعلم والتاريخ والضمير والقرآن، يبلغ من العمر 74 عامًا وأب لخمسة أطفال. لا يتقاضى إتاوات أبدًا عن أي من كتبه أو مجلاته أو مقالاته أو مؤتمراته، ويعيش حياة متواضعة بعيدًا عن الترف والراحة، ويغطي نفقات كل ذلك بحوالي 40 من الرفاق المتطوعين والمخلصين في سبيل الله. المعلم الذي يدافع عن "حرمة التبشير بالعلم" وبالتالي لا يدين بالشكر لأي مركز أو حكومة. باستثناء ما يقرب من 105 من أعمال أستاذنا، حتى الأحزاب والحكومات تظل غير مبالية؛ الدين والأخلاق في المرحلة الابتدائية: 4-5، المرحلة المتوسطة: 1-2-3، المرحلة الثانوية: 1-2-3-4 والجامعة: 1-2-3، وفقاً للحقائق العلمية وجوهر الإسلام. ولكن بغض النظر عن أي طائفة، فقد أعد كتب العلم. خلال أحاديثهم المميزة جداً، كتلاميذه ومتابعيه المخلصين: "كيف أعددتم هذه (100) كتاباً يزيد عن مائة، كيف رتبتم وقتكم؟" أجاب أستاذنا أحمد أكجول على أسئلتنا كالتالي، ليكون قدوة وتشجيعًا لنا:



1- منذ ما يقرب من 60 عامًا، باستثناء الأمراض الخطيرة والصعوبات الكبيرة؛ ولم أؤجل عمل اليوم إلى الغد، كما أنني لم أحاول تأجيل عمل الصباح إلى الظهر أو عمل الظهر إلى المساء. لأنه لا ينبغي لي أن أضيع رأس مال حياتي المحدود في مساعي فارغة ومجانية يسميها القرآن الإلغاء ويحرمها

 

2- حتى لو كان شخصًا لديه معرفة وخبرة في موضوع ما، حتى لو كان أصغر منا كثيرًا... حتى لو كان شخصًا عاديًا وبسيطًا، فأنا لا أشعر بالإهانة أبدًا عند الاستماع إليه أو تعلم شيء ما، لأن أكبر عائق أمام التعلم والحصول على العلم هو الكبرياء والكبر

-3ما حصلنا عليه؛ حاولت أن أقرأ وأفهم كتابات وكتب الجميع، محليًا أو أجنبيًا، يساريًا أو يمينيًا، أعرفه أو لا أعرفه، أحبه أو أكرهه.
4- كنت أسجل المعلومات التي تعلمتها وأجد أهميتها منها أو مما سمعته في البرامج والمؤتمرات التليفزيونية، ولم أتردد قط في كتابتها ونقلها بذكر أصحابها
5- من خلال الوقوع في الرغبات والاعتراضات التعسفية من أقرب أقاربي ورفاقي وأعضاء الحزب وذوي المناصب ذات النفوذ والكفاءة... أو من منطلق حرصي على راحتي ومصالحي الشخصية، لم أخفي أبدًا الحقيقة التي قالها لي يجدها العقل والضمير نافعة ومفيدة، ولم أصعب فهمها بتغليفها بأغلفة مختلفة
6- كل الأشخاص الذين التقينا بهم في أي مناسبة وأصبحنا قريبين بما يكفي لتناول كوب من الشاي أو السفر لمدة ساعة على متن الطائرة؛ حاولت مساعدتهم على اكتساب وزيادة وعيهم الأخلاقي والضميري وكرامتهم، وخاصة سلامهم الروحي والعالمي. بمعنى آخر، كنت أهدف إلى أن أكون مفيداً له، وليس أن أستفيد من منصبه وفرصه ومجاملاته.
7- ولعل ذلك يعتبر ثمرة ومعجزة للأهداف والجهود المخلصة... وطبعا بفضل الله تعالى وفضله لا بد من قراءة كتاب ما يقارب 700 صفحة بسرعة في ساعة أو ساعتين. وتهنئة هذا الكتاب وانتقاده عمدا، والحمد لله أن إنتاج ملاحظات من 10 صفحات أصبح أسهل بالنسبة لنا.
أطيب التحيات…

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...