Kendisine verilen rol gereği, Davos’ta İsrail cumhurbaşkanına horozlanan Recep Başbakan, 2009 Eylül sonunda gittiği Amerika’da, Siyonist Yahudi Lobilerine sığınıp günah çıkartıyor ve uysallaşıp kuzulaşıyordu. Bu şeytani şebekeden aldığı talimatlarla Ahmedi Nejad’a: “Türkiye’nin de nükleer silah üretimine karşı olduğunu” söylüyor ve dolaylı tehditler savuruyordu. Böylece, İran’a yönelik yaptırım ve saldırılara katılacağı mesajını veriyordu. Ama İsrail’in nükleer yığınaklarına ve binlerce atom başlıklı füze rampalarına ses çıkarmıyor, çekimser kalıyordu.
Bu arada Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in: “Yapılacak uyarıları ve diplomatik çabaları dinlemediği takdirde, İran’a yönelik yaptırım ve baskıları destekleyeceği” yönündeki açıklaması bile, Recep Başbakan’ın tutarsız tavrından daha onurlu sayılıyordu.
Obama’nın; “İran’ın İsviçre’de yapılacak 1 Ekim toplantısına tertemiz gelmemesi (yani emperyalizme teslimiyet göstermemesi) halinde, doğacak sonuçlardan ve çatışmalardan, İran’ın sorumlu olacağı” yolundaki tehditleri ise, şeytanın niyetini yansıtıyordu.
Sn. Önkibar’ın dediği gibi; Recep Başbakan ABD’ye iner inmez soluğu Yahudi Meclisinin toplantısında alıyordu. Öyle sıradan değil, ABD’deki 50 Musevi örgütünün temsilcisi hazır bulunuyordu. Organizasyonu Dünya Yahudi örgütlerinin polit bürosu sayılan ADL örgütü yapıyordu.
Bu örgütü Türk kamuoyu yakından tanıyordu. Örgütün Başkanı Abraham Foxman AKP’ye kuruluş günlerinden beri destek veren Yahudi baronu olarak biliniyordu. Erdoğan ve Gül’ün Abraham Foxman’la İstanbul’da gizli olarak yaptığı malum görüşmeyi Türk kamuoyu ilk kez bu satırların yazarı tarafından 2001’in sonunda o yıllarda yazdığı Star gazetesinden öğreniyordu. Evet Tayyip Erdoğan’ın okyanus ötesi ziyaretinde ilk durağı işte bu şeytan şebekesi oluyordu!?
Bu ziyareti şöyle okumak gerekiyordu: Birincisi bu ziyaret ve halvetle görülmüştür ki, Davos’da yaşanan ’One Minute’ çıkışı gerçekten bir seçim şovu, ya da tiyatroydu. Öyle olmasa, yani danışıklı dövüş değil de gerçekten bir meydan okuma olsaydı, ABD’deki Yahudi baronlar neden Erdoğan’ı ayakta karşılıyor ve alkışlıyordu?
Yahudi baronlarının bulunduğumuz süreçte Erdoğan’ı kucaklamaları sıradan bir fotoğraf sanılıyordu. Oysa sinsi ve stratejik yoldaşlık hâlâ devam ediyordu.
Tam bu noktada, “bu yoldaşlık karşılıklı hangi tavizler ve taltifler üzerine kuruluydu?” sorusu hala yanıtını arıyordu. Sahi yerkürede hükümranlığı bilinen bu Yahudi konseydeki Recep Erdoğan muhabbetinin bir perde gerisi yok muydu? Hakikat kör gözlere parmak misali ortadadır: Siyonist baronlarının Erdoğan’ı kucaklaması, onu Truva atı gibi kullandıklarını gösteriyordu.
Recep Bey’e Truva Atı ve taşeronluk rolü mü düşüyordu!
Önce Kürt açılımı olarak takdim edilen, sonrasında demokratik açılıma dönüşen, şimdi de “Milli birlik projesi” denilen gelişmelerde yabancı parmağı ve özellikle de Yahudi güdümlü İngiliz-Amerikan parmağı sezilmekteydi. Mustafa Özcan’ın dediği gibi: Bunları görmezlikten gelen Başbakan Erdoğan, ABD gidişi, Kürt açılımını, kendi halkından ve parlamentosundan önce Amerikalı dostlarına anlatacağını söylemişti. Lakin asıl sorun, bu projenin kendilerinin formülü mü, yoksa başkalarının telkinlerinin ürünü mü olduğu meselesiydi. Bu anlamda, Beşşar Esad bile, gazetecilere; “açılımın zamanlamasının ABD’nin çekilmesi dönemine rastladığını ve bunun da ABD’nin işgaliyle birlikte yükselen bölgesel müttefiklerinin işine yarayacağını” açıklaması ve tam zayıflama dönemine girdikleri dönemde bu açılımla birlikte yeniden, kuvvet kazanabilecekleri savunması ilginçti. Yani, “Türkiye’deki açılımın, işgal sonrası beliren Kuzey Irak’taki yapıyı güçlendireceğini” belirtmişti. Demek ki, Erdoğan’ın en azından bazı dostları bu açılımı kaygıyla izlemekteydi. Dış ilişkilerde asıl husus güven meselesiydi. Halbuki, başbakan zikzaklı tavırlarıyla aslında güven zeminini tahrip etmişti. Bazı hususlarda populizm veya kamuoyu diplomasisi yaptığı intibaı vermişti. Sözgelimi, Davos’ta Şimon Peres’e yönelik olarak sarf ettiği sözler kof çıkmış; “One minut” hem psikolojik hem de, siyasi etkisini çoktan kaybetmişti.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davudoğlu, İsrail üzerinden Gazze’ye geçmek istemiş, ama İsrail buna müsaade etmemişti. Bundan sonra da Başbakan ABD gezisinde Yahudi çevrelerle adeta canciğer bir görüntü vermişti. Bunun ötesinde hükümet Davos dayılanmasının bittiğini ortaya koyan bazı adımlardan çekinmemişti. Abdullah Gül, İran’a giderken, “bu ülkenin nükleer güç olmasının Türkiye’yi rahatsız edeceği ve Türkiye’nin buna karşı geleceği” mesajını vermişti. Lakin İran’ın, “düşmanın silahıyla silahlanma” gerekçesini teşkil eden İsrail’in nükleer silahları karşısında, AKP sessiz ve tepkisizdi. BM’ye bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun, İsrail’in nükleer kapasitesinin tartışılması ile ilgili bir konu gündeme alınsın mı, alınmasın mı tartışmaları sırasında Türkiye Hükümeti temsilcisi salonun dışına çıkmış (sırra kadem basmış), ardından yapılan oylamada maalesef Türkiye çekimser kalmıştı. 51 ülkenin oyuyla, “İsrail’in nükleer kapasitesinin olduğu” kabul edildi ancak Türkiye bu ülkeler arasında yer almadı. İşte siyasi münafıklık ve Siyonizm uşaklığı böyle bir şeydi. Oysa, One minute’ün devamı İsrail’in nükleer kapasitesini tehdit olarak görmek ve bunun bölgesel barışın önündeki en temel unsurlardan birisi olduğuna tanıklık etmekti. AKP Türkiye’si bu fırsatı heba etmiştir. Ve Recep T. Erdoğan’ın İsrail figüranlığı tescillenmiştir.
Türkiye’nin bu husustaki sabıkalarından birisi de; “Filistinlileri ehlileştirme ve onları siyonizme itaatkâr bir millet yapma projesini” desteklemesidir. Amerikalı General Keith Dayton’un Kongre üyeleri önünde yaptığı konuşmasında, Filistinlileri ehlileştirmek için kendilerine üç ülkenin katkıda bulunduğunu ve yardımcı olduğunu söylemiştir. Bu ülkeler maalesef Türkiye, İngiltere ve Kanada’dan ibarettir.
AKP’nin gaflet ve hıyanetinin öne çıktığı bir başka konu ise füze kalkanı projesinin yeni ülkesi ve adresi meselesidir. Bilindiği gibi, Rusya ile sürtüşmesinden dolayı ABD yönetimi, füze kalkanı projesini Çek Cumhuriyeti ve Polonya’dan çekme kararı vermiştir. 17 Eylül’de yapılan bu değişikliğin arifesinde ısrarla Polonya ve Amerikan basını yeni adres olarak Türkiye’yi göstermiştir. Füze savunma sisteminin yeni adresi olarak dört ülke ve bölge gösterilmektedir. İsrail, Türkiye, Balkanlar (muhtemelen Kosova) bir de Azerbaycan. Bütün bunlar dikkate alındığında Türkiye’nin Amerikan hatta İsrail yandaşlığında yeni odak olarak sivrildiği görülmektedir.”
Batının İran’a baskısı sürüyordu!
İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband, İran’ın nükleer programını yakından izleyen altı ülkenin, 1 Ekim’de Cenevre’de yapılacak ortak toplantıda, İran’dan sorularına “ciddi bir yanıt” beklediğini bildirmişti.
ABD, Rusya, Çin, Fransa, Büyük Britanya ve Almanya’dan oluşan Altılar’ın deklarasyonunu okuyan İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband, Tahran’dan “uluslararası toplumun isteklerine” olumlu yanıt vermesinin istendiğini belirterek, “1 Ekim’deki görüşme sırasında İran’dan ciddi bir yanıt bekliyoruz” demişti.
İran’ın nükleer programının uluslararası toplumda ciddi bir endişe oluşturmaya devam ettiğini iddia eden David Miliband’ın, “İran’ın Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) ile işbirliği konusunda daha önce bazı kararlar aldık ve İran’ı bir askeri boyutu olabilecek nükleer programının açıklığa kavuşturulması için askıdaki soruları yanıtlaması amacıyla işbirliğine cesaretlendiriyoruz.” tehditleri ilginçti Deklarasyon, New York’taki 64. BM Genel kurul toplantıları çerçevesinde yayınlanması dikkat çekiciydi.
Çin: “Baskı çözüm sağlamaz” diyordu
Çin, İran’a yönelik baskıyı artırmanın, bu ülkenin nükleer programından kaynaklanan sorunun çözümüne katkıda bulunmayacağını belirtmişti.
Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jiang Yu, Pekin’de düzenlenen basın toplantısında, “Yaptırımların ve baskıyı artırmanın, sorunların çözüm yolu olmadığına inanıyoruz” diyerek bu yolun tercih edilmesinin diplomatik çabalara zarar vereceği görüşünü dile getirmişti.
Rusya’nın tutumunda ABD’ye yakınlık seziliyordu
Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev ise, ABD Başkanı Barack Obama ile görüşmesinde, İran’ın nükleer programıyla uluslararası topluma meydan okuması halinde bu ülkeye yönelik yaptırımların “kaçınılmaz” (!) olabileceğini kabul ederek, Moskova’nın tutumunda Wsahington’a doğru bir yakınlık işareti vermişti.
Ortadoğu’nun nükleer silahlara sahip tek ülkesi İsrail’in, nükleer programları ve silahları konusundaki son oylama; batı dünyasının çifte standartçı yaklaşımını bir kez daha ortaya sermişti.
Özellikle Türkiye’nin Davos’ta ‘One Minute’ ile başlayan İsrail politikası ise; UAEK’nin son Genel Kurulu’ndaki oylamada gösterilen ‘Çekimser’ tavırla hayal kırıklığına dönüşüvermişti. İran’a nükleer program konusunda baskı yaparken İsrail’in elindeki nükleer silahları görmezden gelen batılı ülkeler; ‘İsrail’in nükleer yetenekleri’ tasarısını; İsrail ve ABD’nin istekleri doğrultusunda reddederek bir kez daha BM ve UAEK gibi uluslar arası kuruluşların hangi amaca hizmet ettiğini tescil etmişti. BM ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK), İsrail’in ve onun en büyük destekçisi ABD’nin tavrı İsrail’in resmen kabul etmediği ancak bütün dünya tarafından bilinen nükleer silahlarını; yine tartışmalardan uzak tutmaya yetmişti.
İsrail aynen Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore gibi Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşmasına (NPT) hala imza atmayan ülkeler arasında yer alıyor, ancak bu durum, yıllardan beri görmezden geliniyordu. Anlaşmaya şu ana kadar 189 ülke imza atmıştı. ABD ve batı dünyasının, ambargo uygulayıp baskı altına almaya çalıştığı İran bile, NPT’de imzası bulunan ülkeler arasında bulunuyordu.
Siyonist Olmert’in itirafı, niye hesaba katılmıyordu?
Hakkındaki yolsuzluk suçlaması nedeniyle görevi bırakan İsrail eski Başbakanı Ehud Olmert ise, 2006 yılında ilk kez ülkesinin nükleer silah sahibi olduğunu ima etmişti. Olmert tarihe geçen açıklamasında; İran’ın nükleer silah sahibi olma olasılığını eleştirmek isterken,”Bunun ABD, Fransa, İsrail ve Rusya gibi nükleer silah sahibi ülkelerinki ile aynı düzeyde bir tehdit olduğunu söyleyebilir misiniz?” demişti. Yani Batılı gavurların nükleer güce sahip olmaları normal ve gerekliydi, ama Müslümanların atom bombası yapması tehlikeliydi!? İsrailli yetkililer bugüne kadar, nükleer silahı olduğu iddialarını ne kabul ne de reddetmişti. Ayrıca ABD Savunma Bakanı Robert Gates de Senato’da yaptığı bir konuşmada, İsrail’in nükleer silaha sahip olduğunu söylemişti.
AKP Türkiye’si çekimser kalıyordu!
Batının İsrail’in sahip olduğu iddia edilen nükleer silahlara ilişkin çifte standartçı yaklaşımı, son olarak Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun (UAEK) Viyana’daki genel kurulunda yaşanmıştı. UAEK ülkeleri, Arap Birliği üyelerinin sunduğu ‘İsrail’in nükleer yetenekleri’ başlıklı karar tasarısının ‘oylanmasına gerek olmadığını’ kararlaştırmıştı. AB Dönem Başkanı Fransa’nın önerisiyle, tasarının ‘oylanıp oylanmaması için’ yapılan oylamada, 46 ülke hayır, Türkiye dahil 7 ülke çekimser ve 43 ülke de evet oyu kullanmıştı. Sonuçta da Arap Birliği’nin tasarısı herhangi bir işlem yapılmadan gündem dışı kalmıştı.
Bu oylamada çekimser kalan AKP bürokratlarına karşılık, Recep Erdoğan’ın Türkiye’ye dönüşünde: “Niye İsrail’in nükleer silahları hiç gündeme gelmiyor?” diye horozlanması, ikili oynamanın ve halkını aldatmanın daniskasıydı! “Türkiye’de efe, ABD’de bebe” tespitimiz de bunu anlatmaktaydı.
İsrail’in silahları niye tartışılamıyordu?
Ortadoğu’nun çıbanbaşı işgalci İsrail, bütün uluslar arası kararlara ve uyarılara rağmen bölgede nükleer silah üretmeyi sürdürüyor. Ancak bunu resmen kabul etmiyor. Uzmanlara göre İsrail, 100 ila 200 arasında füzeye bulunuyor. Ayrıca, İsrail ordusunun savaş başlıklarını savaş uçakları ve sahip olduğu üç denizaltıdan biri aracılığıyla ateşleyebileceği sanılıyor. İsrail’in nükleer programının 1950’lerin başında başladığı ve ilk bombayı da 1967 yılında ürettiği tahmin ediliyor. 1986 yılında, Mordehay Vanunu adlı nükleer mühendisinin anlatımları sonucu, İsrail’in nükleer programının sanılandan daha ilerde olduğu ortaya çıkıyor.
Mordehay Vanunu’nun da görev yaptığı İsrail Gizli Nükleer Servisi Dimona’nın görüntüleri ilk kez bir İsrail televizyonunda yayınlanmıştı. 15 dakika süren belgeselde, Negev Çölü’ndeki fabrikanın bahçeleri geniş bir biçimde yer alırken kubbe şeklindeki reaktörün yakın görüntüleri saklanmıştı. Ayrıca Vanunu’nun binanın içinden çektiği fotoğraflar, bir İngiliz gazetesinde yer almıştı. Vatana ihanetten suçlu bulunan Vanunu, 17 yıl hapis yattıktan sonra Nisan 2004’te serbest bırakılmıştı. İsrail’in güneyinde bulunan Dimona Kasabası’nda yer alan nükleer tesis, halen sıkı güvenlik önlemleri altında korunmaktaydı. Ve bu tesislere bugüne kadar ne UAEK ne de BM yetkileri adım atamamıştı.
BM zulmü meşrulaştırma kurumuydu!
Recep Erdoğan’ın da katıldığı BM Genel Kurul’unda Kaddafi olumlu sözler etmişti. Sözgelimi, 1945 yılında Cemiyet-i Akvam yerine kurulan Birleşmiş Milletler’in 64 yıl içinde 65 harbi ve savaşı önleyemediğini dolayısıyla başarısız bir kurum olduğunu söylemişti. Aslında, Kaddafi konuşmasında Obama için yol haritası çizmişti. Güvenlik Konseyi’nin güvenlik değil terör konseyi olduğunu ve gündemlerini, terörle ve baskı ile dünyaya dayattıklarını belirtmişti. Konsey üyelerinin veto haklarının ve yetkilerinin ellerinden alınmasını ve BM’nin daha adil bir uluslararası kurul haline getirilmesini istemişti. Kaddafi sanki üçüncü dünya ülkeleri adına Genel Kurul’da bir savunma gerçekleştirmişti. Kaddafi uluslararası düzene yüklenirken ve adaletsiz yönlerini gözler önüne sererken Nejad da AP’ye yapmış olduğu açıklamalarda İsrail’in varlığını sorgulamış ve Filistinliler adına bir savunma sergilemişti. 64’üncü Genel Kurul toplantılarında Obama da bir konuşma yapmış ve konuşmasında ezcümle dünyanın değişme vaktinin geldiğine işaret etmiş, lakin bu değişmesi gereken alanın mahiyetini es geçmişti.
Aslında Obama Siyonist Yahudilerin telkiniyle dünyayı değil İran’ı değiştirmeye ve Genel Kurul’u da bunun için aktif bir minber haline getirmişti. En azından İran’a yeni yaptırımlar için Rusya’nın desteğini almaya çalışmış ve başarmıştı. Esasında “İran’ın gıyabında onunla ilgili uluslararası bir pazarlığın kotarıldığına” dair çokça ipuçları sezilmekteydi. Bunlardan birisi de İsrail Başbakanı Netanyahu, 14 saatlik gizli bir misyon için Rusya’ya gitmesiydi. Burada İran pazarlığı yapıldığı kesinleşmişti. Rusya’nın İran’a İskender veya S 300 füzeleri satmaması konusu gündeme gelmişti. Yine Rusya tarafı İsrail’in İran’a yönelik niyetlerini öğrenmeye gayret etmiştir.
AKP İsveç kadar bile duyarlı davranamıyordu!
İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman’ın ziyaret talebi reddedilmiş ve İsveç örnek tavır sergilemişti
İsrail hükümetinin ülkesindeki gazetelerden Aftonbladet’te yayınlanan ve Siyonistlerin Filistinlilerin organlarını çaldığını bildiren haberlerle ilgili soruşturma açılması talebini yeniden reddetmişti. İsveç, İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’ın Avrupa Birliği Merkezi’ni ziyaretini de kabul etmemişti.
İsveç, İsrail hükümetinin ülkesindeki gazetelerden Aftonbladet’te yayınlanan ve Siyonistlerin Filistinlilerin organlarını çaldığını bildiren haberlerle ilgili soruşturma açılması talebini yeniden reddetmişti. İsveç Adalet Bakanı Göran Lambertz, Brüksel’deki Avrupa Birliği dışişleri ve adalet bakanları toplantısı sırasında yaptığı açıklamada, ülkesinin İsrail’in İsveç gazetesi hakkında soruşturma açılması talebini kabul etmeyeceğini söylemişti:
Filistin Enformasyon Merkezi’nin sitesinde yer alana habere göre, İsveç’in başkenti Stockholm’de yaşayan gazeteci İhâb Selim, İsveç Hükümeti’nin İsrail Büyükelçisi’ni Dışişleri Bakanlığı’na çağırarak, İsrail’in İsveç hakkında asılsız haberler yaymasından duyduğu rahatsızlığı ilettiğini bildirmişti.
Brüksel’deki medya kaynakları ise, hâlihazırda Avrupa Birliği dönem başkanlığını yürüten İsveç’in aynı nedenle İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’ın Avrupa Birliği Merkezi’ni ziyaretini reddettiğini haber vermişti.
İsrail, İsveç’i provoke etmeyi sürdürüyordu
Öte yandan, Avrupalı bir diplomat, İsrail işgal devletinin Yahudi yerleşim birimleri inşasına ve ırkçı ayrım duvarına karşı olan İsveç’e yönelik provokatif tavırlarını sürdürmeyi kararlaştırdığını bildirmişti. Siyasi gözlemciler, İsrail işgal devletiyle İsveç arasındaki gerginliğin Avrupa Birliği ile İsrail arasındaki ilişkileri bozabileceğini dile getirmişti.
İsveç’in önde gelen gazetesi “Aftonbladet” geçen ay yayınladığı “Çocuklarımızın organlarını yağmalıyorlar” başlıklı haberinde, Filistinlilerin, “Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da İsrail askerlerinin, yakaladıkları gençlerin cesetlerini organları kayıp şekilde teslim ettiği” iddiasını gündeme getirmişti. Donald Boström imzalı haberde, Nablus, Cenin ve Gazze’den Filistinlilerin, “Çocuklarımız, gönülsüz organ bağışçısı olarak kullanıldı” şeklindeki sözlerine ve cesetlerin birkaç gün sonra otopsi yapılmış şekilde gece iade edildiği yolundaki iddialarına yer verilmişti.

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
ER DOĞAN DEĞİL, ER BAKAN LAZIM! Şiirinden: Ne zor imtihanmış, ahir zamanda Selamet Saadet, Milli…
Yahya CANDAŞ beyden Allah razı olsun. Dizeleri ile bizlere de tercüman olmuşlar. Bu dizelere verdiği…
Tanıma ve tâbi olmayı lütfeden rabbimize sonsuz şükürler olsun. Ayaklarımızı ve kalbimizi sabit kılsın, İnsanlığın…
KARARLAŞTIRILMIŞ VE YAKLAŞMIŞ OLAN KUTLU VAKİT'E RAMAK KALA!.. Makale bilgi ile hikmeti birleştirmemizi sağlayacak açıklıkta…
ER bakanların özelliği ; onlar her asırda veya her yüzyılda bir gönderilirler ve geldikleri asra…
Şiirde de değinildiği gibi; Hocamızın netliği ve sertliği, asaletinden, mertliğinden ve merhametindendir. Bizlerin dünya ve…
Teşkilat çalışmalarına ve dava süreçlerine ilişkin çok kritik bilgiler içeren, marazlı tiplerin tespitine ve kişisel…
Haddini bilmeyen hadsizlerin halleri! Nefsinin kötülüklerinden, imtihanının sırrından gafil olanlar, eline imkân ve fırsat geçince,…
Balık baştan kokar demişler; Türkiyenin değil dünyanın kurtuluşu Adil Düzen projelerine bağlı olduğunu sağır sultan…
Muhterem Ahmet Hocamıssınız Siz bir çiçekle başlayan baharın Akgül’üsünüz Siz kuruyan gönüllerimizi sulayan Rahmet…