YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69ff6c0a7b2b2
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 8 3 3
Bugün : 47119
Dün : 62748
Bu ay : 544861
Geçen ay : 1737715
Toplam : 54427634
IP'niz : 216.73.217.63

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Özellikle, ülke ve bölge dengelerini değiştirecek önemdeki siyasi konularda, aynı olaya aynı tepkiyi gösterenler, farklı parti ve görüşlerden bilinseler de; aslında:

  • a) Aynı karakter ve kişiliğe sahip olduklarını
  • b) Aynı hedef ve hevesler peşinde koştuklarını
  • c) Aynı merkezlerin dolduruşuna kapıldıklarını
  • d) Aynı politik etkiye, aynı psikolojik tepkiyi vermek üzere kodlandıklarını ortaya koymaktadır.

 

 

Şimdi Abdullah Gül gibi;

  • Kökeni ve karakteri belli, Korkut Özal'ın nifak tedrisatında yetişen
  • Milli Görüş gibi haklı ve hayırlı bir harekete hıyanet eden
  • 13 Mayıs 2000 tarihindeki Fazilet kongresinde Erbakan'a savaş açtığı ve "İslam düşüncesi, Batı Medeniyeti karşısında mağlup olmuştur" umutsuzluğunu ve uşaklık ruhunu aşıladığı için Siyonist merkezlerin gözüne giren, Amerikanın Güneydoğumuzu resmen ve fiilen işgaliyle sonuçlanacak birinci tezkere meclisten geçmediği için; Irak'taki vahşet, cinayet ve rezaletlerin sorumlusu ABD ve İsrail hesabına "İstifa etmeyi bile düşünecek" kadar densizleşen ve seviyesini gösteren birisinin Cumhurbaşkanlığı adaylığına:
  • a) Siyonist Yahudi lobilerinin ve ABD'nin
  • b) Haçlı-Emperyalist AB yetkililerinin
  • c) İslam ve Türkiye düşmanı uluslar arası ekip ve örgütlerin
  • d) Sahibinin sesi gazete ve dergilerin
  • e) Bütün masonik merkezlerin
  • f) TÜSİAD gibi rantiyeci sermaye kesimlerinin
  • g) Yeni Şafak, Vakit, Zaman, Aksiyon gibi ılımlısından radikaline tüm din istismarcısı ve Amerikan hizmetkarı sahte İslamcı yüzsüzlerin sahip çıkmasına ve sevinç duymasına şaşmadık!

Ama hala Milli Görüşçü bilinen, Saadet Partili geçinen ve Milli Gazetede yazma fırsatı verilen bazı marazlı ve garazlı kimseler niye hala Abdullah Gül'ün adaylığını alkışlıyordu?!.. "Demokrasi ve halk idaresi" dediğiniz şeyin, Yahudi Lobilerinin Alicengiz oyunu olduğu ne çabuk unutuluyordu?!

Hayret! Hedefe yaklaşan ve topluma umut aşılayan davamıza hıyanet edip, Amerika ve İsrail'e hizmetçiliği seçen kimseleri, daha rahat ve kat kat tahribat yapacak makamlara gelmesini istemek: Hem kendinizi inkardır, hem de bu ruhi bir hastalıktır!

Evet Cumhurbaşkanı adayımızı; ne Millet, ne Meclis, ne hükümet ve ne de muhalefet değil; Amerikan Yahudi kuruluşları AIPAC ve yerli mason locaları kararlaştırmış ve dışı İslamcı içi Amerikancı Korkut ve Turgut Özal ekibinden, sadık Siyonist yoldaşı Abdullah gül açıklanmıştı.

Abdullah Gül, Meclisin ve milletin değil, Amerikan Yahudi lobilerinin adayıydı.

Abdullah Gül; dış güçlerin ve karanlık ilişkilerin adamıydı. TÜSİAD'ın, Soros'un, Fetullahçıların, Mason Localarının truva atıydı..

  • AKP ve Akıbeti kitabımızda ve yeni piyasaya çıkan: "AKP İntihar Ediyor ve Türkiye Uçuruma Sürükleniyor" kitaplarımızda bütün bu bağlantıları belgelerle ispatlanmıştı.

Şimdi tek ve gerçek Milli Çıkış yolu: 367'yi buldurmamaktı.

DYP ve ANAP'ın meclise katılmaları, intihar olacaktı! Şükür ki dış güçlerin ve masonik merkezlerin çok uğraşmalarına ve trilyonları gözden çıkarıp "Milletvekili satın alma pazarları" oluşturmasına rağmen, bunu başaramamıştı.  Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar masonik merkezlerin adamı olmalarına rağmen, papuç pahalıydı ve Milli cephe istikametinde harekete mecbur kalmışlardı.

Bu arada CHP'ye de bir hatırlatma yapalım:

AKP'nin akıl almaz icraatları, ekonomik ve sosyal tahribatları değil de, asıl tehlike "Milli Görüşten ayrılmalarıymış"  gibi yırtınıp duruyorsunuz! Şimdi sizlere soralım:

Atatürk'ün en yakını ve Başbakan yaptığı İttihatçı Celal Bayar ve CHP milletvekili ve Ege Başmüfettişi Adnan Menderes ve tüm Demokrat Parti CHP'den ayrılma diye, yaptıkları yanlışlıklardan niye CHP sorumlu tutulmuyor?

Kendilerini ikinci Cumhuriyetçi tanıtan, AB ve ABD hayranı olan ve artık Atatürk'ün modasının geçtiğini savunanların çoğu CHP'den kopma.. Niye bunların yüzünden CHP suçlanmıyor da, bazıları hala, bu "AKP Milli Görüşten kopmadır" diye hedef saptırıyor? Böyle saçma, mantıksız ve kasıtlı bir suçlama olur mu?

CHP'nin, Atatürk'ten sonra girdiği sabataist (Yahudi Dönmesi) cuntanın güdümündeki İsmet İnönü çizgisinden ve Ahmet Necdet Sezer belirsizliğinden artık kurtulması ve İslam Dini konusundaki tavrını net olarak ortaya koyması gerekir.

"Ilımlı İslam, Radikal İslam'a dönüşebilir" deniyor..

Biz de katılıyoruz. Doğru söyleniyor. Çünkü Ilımlısı da Radikali de dış güçlerce İslam'ı yozlaştırmak ve emperyalizme hizmetkarlık yapmak için kullanılıyor.

Ama CHP'den ve o kafadaki kesimlerden şu sorunun yanıtı bekleniyor:

"Ilımlısını ve Radikalini bırakın.

Siz Allah ve Resulünün öğrettiği, Kur'an ve Sünnet temelindeki saf İslam'a razı mısınız, karşı mısınız?

Yoksa, aslında İslam'a düşmansınız da, Ilımlısını ve Radikalini bahane olarak mı kullanmaktasınız? Bu konuda, bir sefer olsun, meret ve net bir tavır takınınız!

Ve asla unutmayınız, ABD-AB ve İsrail'in ve tüm şeytani güçlerin Erbakan ve Milli Görüş düşmanlığı; aslında adalet, hakkaniyet ve hürriyet hedefli İslam düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Büyük bir şeriat alimi ve tarikat rehberi olan ve Şanlı Osmanlı'nın manevi mimarı sayılan Şeyh Edebali'nin sözlerini duvara asmak riyakarlığıyla, Müslüman milletimizi kandıracağınızı sanmak ise, sadece zavallılıktır. Sahte tarikatçılara, ılımlı İslamcılara ve din istismarcılarına karşı toplumu uyarırken, Mevlana Celeleddini Rumileri, Yunus Emreleri, Ahmet Yesevileri, Hacı Bektaş Velileri, Hacı Bayramı Velileri ve Şeyh Edebalileri yetiştiren bu manevi terbiye ocaklarının tamamına düşmanlık yapıp, pervasızca saldırmaktan, biraz olsun utanmak lazımdır.

Ve Müslüman Türk halkı kendisini hem saf ve samimi İslam düşüncesinden, hem de Atatürk milliyetçiliğinden koparmak isteyenleri tanımaktadır ve meydanı onlara bırakmayacaktır.

Çünkü Atatürk asla İslam'la değil yozlaşmış kurumlarla ve koflaşmış kafalarla mücadele etmiştir. Kuranı ve Buhari Hadislerini hem de en emin ehil alimlere tercüme ettirmiştir. Bunlar ise İslam'a ve Müslüman Halkımıza En büyük iyiliktir. Atatürk Haçlı Emperyalistlere ve Siyonist sömürü çeteleriyle mücadele vermiş ve Mason Localarını kapatmıştır.

Bugünkü Ilımlı İslamcıların ve AKP gibi iktidarların ise: Kıblesi AB, Kabesi ABD'dir. Bunlar umre için Avrupa'ya, Hacc için Amerika'ya yönelmiştir.

İşte ispatı:

Recep T. Erdoğan, 4,5 yılda Avrupa'ya 49 sefer, Amerika'ya 9 sefer gitmiştir. Brüksel'e 10, Almanya'ya 9, İngiltere 6, İtalya ve Fransa ve Yunanistan 5, İsviçre, Danimarka'ya 4 der kere ziyaret gerçekleştirmiştir.

Oysa Atatürk; Almanca Fransızca ve Arapça bildiği halde hiçbir dış ziyarete gitmemiştir. Böylece Milli bir izzet ve haysiyet sergilemiştir.

Siyasilerimizin ve fikir öncülerimizin sözlerini dikkatli seçmeleri kaçınılmazdır.

Örneğin:

"Türkiye halkı Cumhuriyet eylemiyle yani devrimle millet haline gelmiştir" gibi sözler yersizdir ve yanlıştır. Evet Cumhuriyet, yani halkımızın inancına ve ihtiyacına; ve temel insan haklarına uygun yönetim ve denetim anlayışı; zaten hem tarihi törelerimizde ve hem de İslam düşüncesinde var olan bir kavramdır. Zaten cumhur da Arapça'dır.                                                                                 

Ama "biz 1923 devriminden sonra millet olduk" derseniz: o zaman soralım:

  • Ondan önce Osmanlıda, Selçukluda, Orta Asya'da biz millet değimliydik. Koyun sürüleri miydik?
  • Eğer kuru kalabalık ve güdümlü sürüler idik" diyorsanız, o görkemli Osmanlı ve Selçuklu medeniyetleri ve şanlı zaferler kimin eseriydi??

Bizi 1923 den sonra millet olmuş sayanlar, bu aziz milleti; köksüzlük, kültürsüzlük ve geçmişi güdüklükle suçlamış olmuyorlar mı?

Evet: Ilımlı İslamcılar, din istismarcıları, sahte tarikatçılar; Sn. Perinçek'in tabiriyle Haçlı İrtica Çankaya'ya çıkamaz, çıkmamalıdır.

Doğru; Ama Çankaya sadece Haçlı irtica ocağına dönüşmüş bazı Nakşi veya Kadiri Tarikatına mı yasaktır?

Mesela, Mevlevi veya Bektaşi Tarikatına Çankaya açık mıdır?

Yada; asıl tehlikeli ve şeytan fikirli Mason tarikatı mensuplarına Çankaya çok mu yakışmaktadır?

Atatürk Mason Localarını kapatmamış mıdır? Niçin ağzınızdan mason kelimesi çıkmamaktadır? Yoksa şeytanın karakolu olan mason localarından bir şeyler mi umulmaktadır?

İşte Karanlıklar Prensi Siyonist Yahudi Richard Perle:                               

"Mason olmayan bir Müslüman'ın Türkiye Cumhurbaşkanlığı tehlikelidir" mesajını yollamıştır.[1]

"Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı seçimi, sadece bölge değil, Dünya çapında dengeler açısından hayati öneme sahiptir. Çünkü buradaki bir kayma, bölgede kaymalara neden olur. Süreçteki en kritik nokta da, bu makama gelecek kişinin, ülkeyi Radikal Dinci akımların rotasına kaptıracak bir Politika izleyip izlemeyeceğidir" sözleri onun içini dışa akıtmaktadır. Buradaki "kayma" Cumhurbaşkanlığının masonların ve Siyonist odakların elinden çıkması, "Radikal Dinci Akımlar" ise, ABD ve İsrail'e karşı Milli tavırlar takınılması anlamındadır.

George Bush yönetimine yakınlığıyla bilinen Perle şunları söylüyor: "Bana göre Tayyip Erdoğan'ın veya bir başka ismin olmasında bir sakınca yok. Erdoğan'ın adaylığı konusunu abartmaya da gerek yok. Ama endişelendiğim nokta; AKP içinde nasıl ılımlılar varsa Radikal eğilimi olanlar da var! Yani ülkenin Dinci akımların etkisi altına girmesinden korkuyoruz. ABD ve Batı ile uyumlu birini bekliyoruz!"

Cumhurbaşkanı'nı Yahudi Lobiler mi belirledi?

Geçen 15 Nisan 2007 İstanbul'da özel gündemle ve gizli toplanan AIPAC ABD'deki onlarca Yahudi Lobisinin Üst kuruluşudur. Siyonist derneklerin tamamının faaliyetini AIPAC yönlendiriyor. Özellikle ABD seçimlerinde Kongre üyelerinin Hatta Amerikan Başkanlarının seçiminde büyük etkisi var. Milyonlarca Dolarlık bütçesi ve medyayı yönlendirme gücüyle istedikleri adayları parlatıp, istemediklerini baskı altına alabiliyorlar. Türkiye'den Amerika'ya giden her heyet mutlaka AIPAC'a uğruyor. Mesela son olarak "Sözde Ermeni soykırımı tasarısına" karşı çalışmalar yapmak üzere geçen ay Amerika'ya giden TBMM Heyeti, AIPAC üyeleriyle bir araya geldi yemek yedi. Sanki Amerika ile değil de Türkiye ile ilişkiler komitesi ve 15 Nisan da Amerikanın en etkin Yahudi Komitesi'nin en etkin üyeleri Türkiye'de toplanacaktı.

O zaman bu bir tesadüf olabilir mi? Amerikan Başkanı Rooswert ne demişti "Siyasette tesadüf yoktur. En tesadüf gibi görünen olaylar bile aylar öncesinden planlanmıştır.

Bizdeki Ilımlı İslamcılar ve sahte tarikatçılar, İslam düşmanlarıyla dost geçinmektedir!                         

Diyalogu destekleyen Geert Wilders İslamiyet, Kuran-ı Kerim ve Hz. Muhammet hakkında   öylesine ipe sapa gelmez iddialarda bulunmuştur ki insan okudukça  tüyleri diken diken oluyor.!! AB üyesi Hollanda Milletvekili Wilders'in bu açıklaması bizim diyalog meraklılarının suratına şamar gibi yapışacak cinsten. Ama bunlar hala utanmıyor:

Hollandalı Milletvekili Geert Wilders, Kuran-ı Kerim'i okuduğunu söylüyor. Ve yarısının yırtılıp atılması gerektiğini iddia ediyor!! Çünkü Kuran-ı Kerim'in bir kısmında korkunç(!) şeyler varmış. Hz. Muhammet hayatta olsaymış ve Hollanda'da yaşıyor olsaymış O'nu Hollanda'dan kovarmış!! Müslümanlar İmamlara kulak asmamalıymış! Haydi bu Haçlı gavuru Hollandalı   Millet Vekili Wilders: Adam kendi inancına ve dinine göre konuşuyor, gerçek yüzünü ortaya koyuyor.!!

Bizim asıl şaştığımız ve ne yapmak istediklerini bir türlü anlayamadıklarımız ise; bu tür adamlarla diyalog kurma yarışı yapanlar, acaba Müslüman mıdır?

Abdullah Gül'ün Tiyniyeti

'AKP, Cumhurbaşkanı Sezer'i bahane ederek, halkın beklentilerini gerçekleştirme konusunda isteksiz davranıyordu. Buna karşılık, Avrupa ve Amerika'nın isteklerini, inanılmaz bir gayretle, hem de fazla mesai yaparak yerine getiriyordu.

 Ülkemiz için tehlikeler içeren petrol yasası, beğenmediğimiz Sayın Sezer'in değil de, Sayın Gül'ün cumhurbaşkanlığında Çankaya'ya yollansaydı, "sakıncalı olduğu" gerekçesiyle veto edilip Meclis'e geri yollanmazdı!

Nitekim Abdullah Gül'ün adı telaffuz edilir edilmez, Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Joost Lagendijk, "Çok akıllıca bir karar. Sezer reformları yavaşlatmıştı" açıklamasını yaptı.

Avrupa'nın bizden istediği reformların, Türkiye ve Türk Milleti için ne anlama geldiği ve adım adım Sevr'in tatbik edildiği açıktı..

Görünen o ki, Çankaya, sürekli yanlış kararlara imza atan Erdoğan hükümetinin noteri olma tehlikesiyle karşı karşıyaydı… Yani Abdullah Gül, AB için, A.Necdet Sezer'den çok daha uygun bulunmaktaydı.

Bu arada, Sayın Erdoğan'ın "fedakârlık" diye nitelendirilen davranışı, aslında "Eşekten düşmesem de, zaten inecektim" hesabıydı.

At, sahibine göre kişnermiş. Abdullah Gül, T.Özal gibi, kim binerse onu taşıyan bir at gibiydi..

Sayın Gül, Refah Partisi'nin ya da Refah-Yol hükümetinin D-8 gibi projelerinden sorumlu Devlet Bakanı iken radikal bir Milli Görüşçü gibi hareket etmişti. Çünkü malum merkezlerce özel misyon için görevlendirilmişti. (Recep T.Erdoğan'dan Abdullah Gül'e, Hasan Mezarcı'dan Şevki Yılmaz'a bunların hepsi, Şevket ve Oğuzhan ağabeylerinin himayesinde, Erbakan'ın başını belaya sokacak Milli Görüş'ü yanlış tanıtıp toplumu kışkırtacak sivri söylemlerini ve ucuz kahramanlık rollerini oynamak üzere o makamlara getirilmişlerdi. Ama davasına sadık, Milletiyle ve cumhuriyetin değerleriyle barışık ekipler sürekli dışlanmış ve itilmişti.) Adalet ve Kalkınma Partisi'nde ise mülayim bir duruş sergiledi. Cumhurbaşkanı da olsa, at aynı at olduğu için, pasifliğiyle ilgili pek bir şey değişmeyecektir. Çünkü kendisi yönlendirilmeye müsait bir mizaca sahiptir. Fazilet Partisi kongresine, nasıl Truva atı olarak kullanıldığını herkes bilmektedir.

Mesela Abdullah Gül'ün sık sık Amerika'ya gitmesi, Amerika'nın yenilikçileri desteklemesi, Gül'ün Yahudi kuruluşlarıyla ilişkileri, Yahudi lobisiyle ve bazı üst düzey Amerikalı yetkililerle yaptığı basına kapalı görüşmeleri hala unutmuş değildir.

Nitekim Amerika'nın eski Ankara Büyükelçisi Morton Abromowitz, yapılan bir görüşmeden sonra, Abdullah Gül'ü "geleceği parlak ve takıntıları olmayan modern bir isim" olarak tanımlayıp taltif etmişti.

Sayın Recai Kutan şunları söylemişti: "Sonradan aldığımız intiba o ki, Abdullah Gül'e karşı özel bir ilgileri ve sempatileri varmış. Sonradan, Amerikalı makamların 'acaba, hangi isim bizimle en iyi uzlaşma halinde olabilir' diye özellikle seçim yaptıklarını ve Abdullah Gül'e özel bir ilgi gösterdiklerini hissettik."

Yine, Lütfü Esengün itiraf etmişti: "Abdullah Bey'de gördüğüm tavır, bizim dışımızdaki çevrelere hoş görünme, onlarla uzlaşabileceği imajını verme gayretidir."

Sonuçta, Erdoğan / Gül ikilisinin, dış güdümlü bir projenin parçası olarak nasıl yükseldiğini hep birlikte gördük. Önlerindeki bütün engeller birer ikişer temizlendi.                                           

Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Star gazetesinin 9 Mart 2003 tarihli nüshasında; "Baştan planlandığı şekilde, rejisör oyunu nasıl hazırlamışsa, piyes yazarı piyesi nasıl planlamışsa, işler öyle yürüyor' demişti. Bu sözün sahibi uyduruk trilyon davası ile cebelleşirken, Sayın Gül'ün aynı davadan kurtulması, tesadüf olarak görülemezdi."[2]

Abdullah Gül; Siyonist güçlerin "Milli Devleti yıkma Fetvası'na" figüranlık yapmıştır. "Azınlık Hakları" raporu bunun ispatıdır!

Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı koltuğunda oturan Abdullah Gül, Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu'nun Başbakanlığa bağlı çalışmadığını ve "Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Çalışma Grubu" Raporu'nun Başbakanlık onayıyla yazılmadığını ilerdi sürmüştü.

1. Halbuki Resmî Gazete'de yayınlanan kanunlar ve yönetmelikler Gül'ü yalanlamaktaydı. Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı, 21 Nisan 2001 tarih ve 24380 sayılı Resmî Gazete'de yayınlanan 12 Nisan 2001 tarihli ve 4643 Sayılı Kanunla, Başbakanlığa bağlı olarak kurulmuştur. Başbakanlık bünyesi içinde olması kanun hükmüdür. Görevleri de kanunla belirtilmiştir. Ayrıca 23 Kasım 2003 tarihli Resmî Gazete'de yayınlanan yönetmelik ile "İnsan Hakları Danışma Kurulu'nun Kuruluş Görev ve İşleyişi ile İlgili Usul ve Esaslar" düzenlenmiştir.

2. "Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı" binası ve kapısındaki tabela da Gül'ü yalanlamaktaydı. Bu bina, Ankara Yüksel Caddesi'nde bulunmaktadır. Binada Danışma Kuruluna tahsis edilmiş salon ve odalar bulunmaktadır.

3. Başbakanlığın internet sitesi de Gül'ü yalanlamaktaydı.

Başbakanlığın resmî internet sitesi olan www.basbakanlik.gov.tr adresine girildiği zaman, TEŞKİLAT bölümünde, İnsan Hakları Başkanlığı bulunuyor. Bu sayfada, şu bilgi yer alıyor: "Başbakanlık bünyesinde kurulan İnsan Hakları Danışma Kurulu, 1. toplantısını 26 Şubat 2003 Çarşamba günü Ankara'da gerçekleştirdi." Daha ilginci, aynı bölümde, Abdullah Gül'ün 9 Mayıs 2003 tarihli 2. toplantıya başkanlık ettiği açıkça belirtiliyor. Üstelik "Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Komisyonu", Abdullah Gül'ün başkanlık ettiği 9 Mayıs 2003 tarihli bu toplantıda karara bağlanmıştır.

Abdullah Gül, AB İlerleme Raporu'ndan "Müslüman azınlıklar" kavramının çıkarıldığını söylemişti. Oysa 197 sayfalık İlerleme Raporu, baştan sona, "Müslüman azınlıkların" haklarını düzenliyor. Dahası, bu iktidar, Azınlık Hakları konusunda, bir yıl önce, 9 Mayıs 2003 günü, hem de Başbakanlık bünyesinde, bir Çalışma Grubu oluşturmuş ve çalışmaya başlamıştır.

Bu Lozan'ı bozma, Sevr'i uygulama planıydı

Açıkça görülmektedir ki, millî devleti ve Kemalist Devrim'i yıkma fetvaları, artık Başbakanlık bünyesi içinde oluşturulan kurumlardan verilmektedir. AB şeflerinin İlerleme Raporu'yla 6 Ekim 2004 günü ilan ettikleri Lozan Antlaşması'nı imha kararı ve Türkiye'yi azınlıklara parçalama talimatı, daha önce Başbakanlık raporlarına sıkıştırılmıştır.

Böylece demokratikleşme bahanesiyle, milli devlet düzenimizin dejenere edilmesi, özgürlük teranesiyle öz değerlerimizin yozlaştırılıp değiştirilmesi amaçlanmıştır.

Graham Fuller Müritliği ve Siyonist Uşaklığıydı

Hatırlanacağı üzere, CIA'nın Ortadoğu'daki istasyon şeflerinden Graham Fuller, 1998 yılında "Kemalizm'in sonu geldi" fetvasını vermişti. Şimdi bu fetva, Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanlık kurumunda hayata geçirilmektedir. Milli Görüş dönekliği ile Graham Fuller müritliğinin özdeş olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.

İkiz İhanet Yasalarının Devamıydı

Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı'nda, Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Çalışma Komisyonu, 9 Mayıs 2003 günü, Abdullah Gül'ün başkanlık ettiği toplantıda oluşturulmuş. O zaman daha İkiz Yasalar çıkarılmamıştı. Yani ihanetin yasal dayanağı da yoktu. O tarihte kanunlarda "Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar" kabul edilmemişti. Ancak istim arkadan geldi. 4 Haziran 2003 günü AKP iktidarı, Meclis'ten İkiz İhanet Yasaları'nı geçirdi. Aynı yasa, Çankaya'da ziyaret ederek, bir dosya sunmama rağmen, ne yazık ki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından da imzalandı. Böylece Türkiye'yi azınlıklara parçalama, halklara ayrı devlet kurma ve bölgelere kendi ekonomik kaynaklarına sahip çıkma hakkı tanımanın hukukî zemini yaratıldı. Son Başbakanlık fetvası, İkiz İhanet Yasaları'nın devamıdır.

Cumhuriyet Devrim'in ve Millî Devletin imhası amaçlanmıştı

Başbakanlık Azınlık Hakları Raporu, Cumhuriyet Devrimi'ni ve millî devletin temellerini yıkma fetvası vermektedir. Fetvanın Sonuç bölümünün 4. maddesinde aynen şöyle deniyor:

"80 yıldır durmadan gelişen toplumumuza artık çok dar gelen ve üstelik ülkemizde çatışma doğuran 1920 ve 30'ların modeli Muasır Medeniyet modeliyle değiştirilecektir. (…) Sonuçta tek kültürlü ulus-devlet modelinin İnsan haklarını göz ardı eden boyutu yerine Türkiyelilik' üst kimliği altında çok kültürlü yeni bir toplum modeli benimsenecektir."

Bu fetvaya göre:

1-Cumhuriyet Devrimi dar gelmekte, gelişmeyi önlemekte ve çatışma doğurmaktadır.

2. Bu nedenlerle Antiemperyalist devrim tasfiyeye tabi tutulacaktır.

3. Kürtler, Aleviler gibi yurttaşlarımızın azınlık statüsüne itilmesi için Lozan Antlaşması yok sayılacaktır.

4. Türk milleti de, "bir etnik grup" ve "alt kimlik diye tanımlanarak azınlık statüsüne düşürülmüş olacaktır.,

5- Üniter yapı ve milli devlet modeli kaldırılacaktır.

6. Cumhuriyet'in millî kültürü tasfiye edilerek; "çok kimlikli, çok kültürlü" olmak yalanıyla etnik grup, mezhep, tarikat, cemaat kültürlerinin, yani Ortaçağ Avrupa kültürünün hâkimiyeti sağlanacaktır. (Aslında bütün bunlar Milli Görüş ve Adil Düzen projelerinin de yozlaştırılmasıdır ve gerçek amacından saptırılmasıdır.)

Türk Milleti "Alt Kimlik" sayılacaktı.

Başbakanlık Danışma Kurulu Fetvası'nda, Türk milleti kavramı, "bir etnik grubun adı" ve "alt kimlik" olarak tanımlanmaktadır (s.5). Böylece ortadan kaldırılması gerektiği açıkça belirtilen millî devletin insan unsurunu oluşturan millet kavramı da dinamitlenmektedir."[3]

Dışı İslamcı, içi Amerikancı Abdullah Gül'e, ağabeylerine ve arkalarındaki güçlere:

Haydi, güle güle!..  Geçti buranın pazarı, sür eşeğini İsrail'e!…

Bir kere daha anlaşıldı ki: En Büyük Amerika değil, Allah'tır. Çünkü, süper güç sanılan ABD, Türkiye'deki kuklası olan "Süper Hiç"lere sahip çıkamamıştı.

Allah; Milli Görüş münafıklarından, Irak vahşetinin ortaklarından intikam almıştır.

Türkiye'deki milli ve haysiyetli cephe, dış destekli ve kirli masonik şebekeye bir "altın gol" daha atmıştı..

Siyonist şeytan, Richard Perle'nin korktuğu başına gelmişti:

Çünkü Türkiye'de artık dengeler değişmiş ve yeni bir dönemin kapıları açılmıştı.

F. Sibel Yüksel'in dediği gibi:

Şimdi Millet olarak AKP'nin bitişini izliyoruz…

Erdoğan'ın "Verdik ellerine bir çelik çomak, oynuyorlar" şeklindeki "seviyeli" politikası yerle yeksan oldu.. "Benim uzlaşmaya ihtiyacım yok!" böbürlenmesi, bırakın biz kulları, bizzat Allah'ın o kadar zoruna gitti ki AKP'yi bir oy için gittiği Cem Uzan'ın kapısından kovulurken yakalattı!

Anayasa Mahkemesi'ne takılma telaşına düşen AKP, "hayatında iki koyun gütmemiş" diye aşağıladığı herkese yalvar yakar olmak zorunda kaldı..

"Biz siyasetin kompentanıyız" diye büyüklenen, kimseleri konuşturmayan, demokrasinin en önemli unsuru olan "uzlaşmaya" dudak büken Başbakan, önce aylardır hazırlandığı cumhurbaşkanlığı rüyasından zorla uyandı.. Şimdi de iki günde ortaya çıkan müthiş gelişmeler karşısında bırakın iktidarını, partimi nasıl ayakta tutarım diye kara kara düşünme noktasına gelip dayandı..

AKP kurmaylarına "gaz veren" danışmanlar, "misyon sahibi güneydoğu milletvekilleri", gayrı müslim sermaye, satılık kalemler şimdi ne akıllar verecek acaba? Dün "Sahabe" ilan edilen liderin , bugün siyasi geleceği tehlikede… Hepsi şaşkındı ve telaşlıydı.. Amerikaları ve Mason Locaları kurtaramamıştı!..

Ve Meclis Başkanı Bülent Arınç…

En önemli niteliği Anayasa'da "tarafsızlık" olarak belirtilen bu makamın sahibi, Yüce Meclis'i gösteri çadırına benzetmek için evirmedik dolap, sergilemedik hüner bırakmadı…

Önce, kahramanlık taslayıp "184'ü gördüğüm an oylamaya geçerim" dedi. CHP'nin "sayım yapılsın" önerisini geri çevirdi. Sonra nedense aniden sayım telaşına düştü.. Baktık Meclis kapısından kafasını uzatanı sayıyor, içeriye göz atanı sayıyor!..

Sahte kahramanlar, hain kadrolar, nasıl da kuzulaşıyor!..


[1] 23 Nisan 2007 Sabah

[2] 26.04.2007 /İbrahim Taşköprülü / Milli Gazete

[3] Bak: Tayip Erdoğan'ın Yüce Divan Dosyası D.Perinçek Kaynak yy. sh:189-192

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Abonelik
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

AHMET AKGÜL KİMDİR?

INTRODUCTION OF USTADH AHMET AKGÜL

رسالة تعريفية لمعلمنا أحمد أكجول

قبل مؤتمر النظام العادل في جامعة قيرغيزستان أراباييف، والذي حضرناه، قدم أحد المحاضرين أستاذنا أحمد أكجول على النحو التالي: أحمد أكجول موجود في تركيا؛ إنه عالم ومثقف نادر جدًا يجمع بين المبادئ الإسلامية والمتطلبات الإنسانية، وفكر أتاتورك في التغيير والقومية الإيجابية والتوازن الاجتماعي. ألف حوالي 100 كتاب، بعضها في 3 مجلدات، وجميعها أعمال فريدة وأصيلة. 10 من الكتب؛ تمت ترجمته إلى الإنجليزية والروسية واليابانية والفارسية والفرنسية والعربية. البروفيسور الراحل، أحد رؤساء وزراء تركيا الأسطوريين. دكتور. ويعتبر من أكثر الطلاب المميزين وأتباع نجم الدين أربكان.
لقد حضر المؤتمرات العلمية في جميع أنحاء تركيا وأوروبا والجغرافيا الإسلامية منذ ما يقرب من 40 عامًا. إنه رجل حكيم تنبأ وشرح التطورات المهمة في تركيا ومنطقته والعالم قبل عقود، وتعرض للعديد من المشاكل والهجمات لهذا السبب، لكنه كان دائما على حق في النهاية. وهو رئيس تحرير مجلة الحل الوطني، التي يتابعها عن كثب كبار البيروقراطيين العسكريين والمدنيين، وأساتذة الجامعات، والكتاب والمعلقين المهمين، ومسؤولي الدولة في تركيا. ضد الأنظمة الرأسمالية والاشتراكية والليبرالية في العالم؛ فهو يحتوي على الجوانب الجيدة والمفيدة لجميعها، لكنه يترك الجوانب السيئة والضارة؛ سيدنا، الذي أعد ودافع عن برامج النظام العادل الأصلية القائمة على العقل والعلم والتاريخ والضمير والقرآن، يبلغ من العمر 74 عامًا وأب لخمسة أطفال. لا يتقاضى إتاوات أبدًا عن أي من كتبه أو مجلاته أو مقالاته أو مؤتمراته، ويعيش حياة متواضعة بعيدًا عن الترف والراحة، ويغطي نفقات كل ذلك بحوالي 40 من الرفاق المتطوعين والمخلصين في سبيل الله. المعلم الذي يدافع عن "حرمة التبشير بالعلم" وبالتالي لا يدين بالشكر لأي مركز أو حكومة. باستثناء ما يقرب من 105 من أعمال أستاذنا، حتى الأحزاب والحكومات تظل غير مبالية؛ الدين والأخلاق في المرحلة الابتدائية: 4-5، المرحلة المتوسطة: 1-2-3، المرحلة الثانوية: 1-2-3-4 والجامعة: 1-2-3، وفقاً للحقائق العلمية وجوهر الإسلام. ولكن بغض النظر عن أي طائفة، فقد أعد كتب العلم. خلال أحاديثهم المميزة جداً، كتلاميذه ومتابعيه المخلصين: "كيف أعددتم هذه (100) كتاباً يزيد عن مائة، كيف رتبتم وقتكم؟" أجاب أستاذنا أحمد أكجول على أسئلتنا كالتالي، ليكون قدوة وتشجيعًا لنا:



1- منذ ما يقرب من 60 عامًا، باستثناء الأمراض الخطيرة والصعوبات الكبيرة؛ ولم أؤجل عمل اليوم إلى الغد، كما أنني لم أحاول تأجيل عمل الصباح إلى الظهر أو عمل الظهر إلى المساء. لأنه لا ينبغي لي أن أضيع رأس مال حياتي المحدود في مساعي فارغة ومجانية يسميها القرآن الإلغاء ويحرمها

 

2- حتى لو كان شخصًا لديه معرفة وخبرة في موضوع ما، حتى لو كان أصغر منا كثيرًا... حتى لو كان شخصًا عاديًا وبسيطًا، فأنا لا أشعر بالإهانة أبدًا عند الاستماع إليه أو تعلم شيء ما، لأن أكبر عائق أمام التعلم والحصول على العلم هو الكبرياء والكبر

-3ما حصلنا عليه؛ حاولت أن أقرأ وأفهم كتابات وكتب الجميع، محليًا أو أجنبيًا، يساريًا أو يمينيًا، أعرفه أو لا أعرفه، أحبه أو أكرهه.
4- كنت أسجل المعلومات التي تعلمتها وأجد أهميتها منها أو مما سمعته في البرامج والمؤتمرات التليفزيونية، ولم أتردد قط في كتابتها ونقلها بذكر أصحابها
5- من خلال الوقوع في الرغبات والاعتراضات التعسفية من أقرب أقاربي ورفاقي وأعضاء الحزب وذوي المناصب ذات النفوذ والكفاءة... أو من منطلق حرصي على راحتي ومصالحي الشخصية، لم أخفي أبدًا الحقيقة التي قالها لي يجدها العقل والضمير نافعة ومفيدة، ولم أصعب فهمها بتغليفها بأغلفة مختلفة
6- كل الأشخاص الذين التقينا بهم في أي مناسبة وأصبحنا قريبين بما يكفي لتناول كوب من الشاي أو السفر لمدة ساعة على متن الطائرة؛ حاولت مساعدتهم على اكتساب وزيادة وعيهم الأخلاقي والضميري وكرامتهم، وخاصة سلامهم الروحي والعالمي. بمعنى آخر، كنت أهدف إلى أن أكون مفيداً له، وليس أن أستفيد من منصبه وفرصه ومجاملاته.
7- ولعل ذلك يعتبر ثمرة ومعجزة للأهداف والجهود المخلصة... وطبعا بفضل الله تعالى وفضله لا بد من قراءة كتاب ما يقارب 700 صفحة بسرعة في ساعة أو ساعتين. وتهنئة هذا الكتاب وانتقاده عمدا، والحمد لله أن إنتاج ملاحظات من 10 صفحات أصبح أسهل بالنسبة لنا.
أطيب التحيات…

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...