YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69ea2761af792
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 0 8
Bugün : 36206
Dün : 58766
Bu ay : 1310635
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53455693
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Yeryüzündeki mevcut zulüm ve sömürü düzeninin, bu haksızlık ve ahlaksızlık sisteminin sahipleri ve Şeytan’ın şakirtleri olan bütün Siyonist merkezler, Haçlı emperyalist zihniyetler… Ve bunların ülkemizdeki dinsiz Masonik temsilcileri ve dinci münafık işbirlikçileri… Hepsi birden Rahmetli Erbakan’a şiddetle karşıydı ve düşmanlardı… O’nu etkisiz bırakmak ve iktidarına engel olmak için, her yola başvurmuşlardı. Hatta, Erbakan’dan kurtulmak ve İsrail’in işini kolaylaştırmak amacıyla, AKP’nin de aynı dış odakların bir projesi olarak hazırlandığını, Akit yazarı ve Erdoğan yandaşı Abdurrahman Dilipak gibileri açıklamışlardı. Bu da gösteriyor ki; Erbakan Rahmani cephenin takipçisi ve temsilcisi konumundaydı. O’na her fırsatta sataşan ve kin kusan soysuzların ise Şeytan’ın uşakları ve Siyonizm’in kuklaları oldukları açıktı. Artık herkes, fıtratının gereğini ve fırsatçılığının kahpeliğini yapacaktı. Ama biraz daha sabır, bakalım Allah’ın intikamı nasıl olacaktı!?

Akit TV’ye çıkan Aczmendi Müslüm Gündüz, canlı yayında: “Kemalistler bizi iyi tanır, biz de onları iyi tanırız. Ya biz gideceğiz bu memleketten, ya da onlar gidecek. Biz varken, Kemalistler burada rahat edemez.” diye şarlatanlığa başlamıştı.

28 Şubat döneminde Refah-Yol hükümetini yıkmak ve Erbakan aleyhinde kullanılmak üzere kurgulanan senaryonun oyuncularından olan Müslüm Gündüz, yeniden, hem de Akit TV marifetiyle sahneye çıkarılmıştı. Akit TV’nin “Derin Kutu” isimli programından, CHP hakkında da açıklamalarda bulunan ve CHP için: “İslam dinini ortadan kaldırmak için kurulmuş bir dini harekettir, Halk Partisi ve cehennem partisidir!” diyen Müslüm Gündüz; “Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy veren insanlara ne diyorsunuz?” sorusuna ise: “Eğer ahmak değillerse, Anadolu’da güzel bir söz var. Beni mazur görsünler, ahmak sınıfına bir şey demiyorum. O partiye kısaca cehennem partisi diyor Anadolu.” ifadelerini kullanmıştı. Faizci, Haçlı AB’ci ve zina serbestçisi AKP iktidarını övüp, göklere çıkaran ve Sn. Erdoğan’a “Mehdiyet inkılâbında manevi görevli” misyonu yakıştıran Müslüm Gündüz her nedense çok derin Erbakan kinini de her fırsatta kusmaktaydı.

1990’lı yıllarda Aczmendiler sivri fikirleri ve garip kıyafetleri ile kamuoyunda tartışılmaya başlanmış, Müslüm Gündüz’ün, televizyon kanallarında ve gazete sütunlarında açıklamaları yayınlanmıştı. Cami çıkışlarında tef çalarak yaptıkları protesto eylemleri, devleti açıkça tehdit etmeleri, mevcut küfür rejimini değiştireceklerini iddia etmeleri ve bu uğurda mecbur kalmaları halinde şiddete girişecekleri yolundaki açıklamaları ile diğer gruplardan farklı bir tavır takınmışlardı.

Müslüm Gündüz, 12 Haziran 1996 akşamı HBB televizyonunda, laik demokratik rejime karşıtlığını vurgulamıştı. Gündüz bu programda; “Kemalizm bir dindir. Allah’ı Mustafa Kemal, peygamberi İsmet İnönü’dür. Demokrasi dinsizliktir. Laiklik de öyledir. Geleceğiz Türkiye’yi geri alacağız. Hiç merak etmeyin.” diye çıkışmıştı. Ekim 1996 tarihinde Milliyet’e verdiği mülakatta da; “Laik ve demokratik rejimin sonunda devrileceğini, yerine şeriatın getirileceğini, ordunun günü geldiğinde bunu durdurmaya gücünün yetmeyeceğini, çok kan aksa da bir aşamadan sonra İran’da olduğu gibi istenilen sonucun elde edileceğini” açıklamıştı.

Müslüm Gündüz’e göre şeriatın gelmesi için üç aşama vardı: Kalple isteme, dille söyleme ve elle düzeltme… Milliyet’e 1996’da yaptığı açıklamada; şeriata geçişte artık “elle düzeltme” aşamasına gelindiğini vurgulamış, ama 23 sene geçmesine rağmen, hâlâ sistemin neden ayakta kaldığını bir türlü yanıtlayamamışlar, sadece “Sn. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle Kemalizm’in yıkıldığı” safsatasına sığınmışlardı.

3 Temmuz 2018 tarihinde Akit TV’de; “Derin Kutu” programına çağırılan Müslüm Gündüz’e, sunucu Sabri Balaban şu kasıtlı sorularla onu kızıştırmaktaydı.

Soru: Saadet Partisi’nin Cumhuriyet Halk Partisi ile aynı safta yer alması çok eleştirildi. Saadet Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi nasıl oldu da fiilen aynı çizgiye geldi? Buna karşılık cevap olarak da şu çıkıyor karşımıza: Efendim Ecevit ile Erbakan Kıbrıs’ı birlikte almışlardı! Gerçekten böyle midir? Yoksa Erbakan’ın hayatını daraltan, hatta O’na en büyük zulmü yapan, O’nu aşağılayan, O’nunla aynı safta bulunmayan, ötekileştiren bir Cumhuriyet Halk Partisi nasıl olur da Saadet Partisi ile aynı çizgiye geldi, siz nasıl görüyorsunuz?

Müslüm Gündüz: İşte bu soruyu sormayın bana, konuşursam sizin de başınız belaya girer. Kesin tarih aklımda değil, ama 74’de Ecevit Erbakan koalisyonu oldu. Biliyorsunuz değil mi? O zaman hapisteki Müslümanlar bahane edildi, bilmem ne denildi komünistler affedildi. Türkiye’de Müslümanların tamamı ayaklandılar, biz o sosyalistlerin hükümet olmasını istemiyoruz, buna destek vermeyin biz idam olmaya razıyız dediler. Ama bütün Türkiye’nin arzusunun hilafına olarak Erbakan o gün Ecevit’i Başbakan yaptı. Onu bilmeyenler bugünkü Refah Partisi’nin, Saadet Partisi’nin Halk Partisiyle münasebetine kızıyorlar. İşin aslında tohumun üzerine ağaç bitiyor, aynı ağaç bitiyor. Çok net konuşuyorum, Saadet Partisi AKP ile beraber olup Hacca gitmektense, Halk Partisi ile beraber olup Moskova’ya gitmeyi tercih eder, gelmişi öyledir, geçmişi öyledir. Erbakan da öyleydi. Evet, Erbakan da öyleydi. Bu Erbakan, Başbakan yardımcılığı hatırına onu (Ecevit’i) başbakan yaptı ve 1974’te aynen bugünün manzarası vardı.

Soru: Müslümanlar o günkü şartlarda, Erbakan Hoca bürokrat yetiştirmeseydi veya 97 yılında da Refah-Yol döneminde de bürokrat yetiştirilmeseydi biz bu zulümlere maruz kalmasaydık 2002 yılında AKP iktidara gelir miydi?

Müslüm Gündüz: Evet, 2002 yılında AKP’nin iktidara gelmesinin sebebi Erbakan’dır. Yalnız bu iş anlattığınız manada olmadı. Erbakan bunları kovdu, Gül’ü, Arınç’ı ve Erdoğan’ı partiden uzaklaştırdı. Bunlar ağlaya ağlaya Erbakan’ın yanlışlarına kafa tutmaya başladılar. Erbakan’a yanlış gidiyorsun dediler. Erbakan bunları haylaz talebeler diye niteledi, bunlar mezun oldular, ama okulun arka kapısından dedi. Bunlar ağlaya ağlaya o zamanki Erbakan’ın partisinden ayrıldılar. Yani; evet AKP Erbakan sayesinde doğdu, ama tersinden doğdu. Erbakan bunları kovduğu için doğdu. Yoksa Erbakan kardeşim ben bir yönlerden kayıtlı vaziyetteyim, siz çıkın dışarıya yeni bir hareket başlatın ve siz Allah’ın izniyle işi güzel götürün diye bir anlaşmayla onları çıkarmış değil, bunları tamamen pasifize etmek, siyasetten men etmek, siyasetten kovmak, dışlamak ve imha etmek için partiden kovmuştur.

…28 Şubat hadisesinin tahakkukunda büyük bir hissesi olan (Aczmendilik gibi) bir hareketin içinde bulunan bir adamım ve bununla iftihar ediyorum. Eğer 28 Şubat olmasaydı ne Erdoğan olurdu ne AKP olurdu, sözün özü budur… Bunda (28 Şubat’ın yapılmasında) çok büyük bir hayır vardır. Yani Arap Baharı diyorlar ya, Türk’ün baharı, Türkiye’nin baharı ise 28 Şubat’tır. 28 Şubat Kemalistlerin son bir hamlesidir, (ama Erdoğan iktidarına zemin hazırlamıştır!)”

Oysa 28 Şubat’ı Siyonist odaklarının ve işbirlikçi figüranlarının hazırladığı bugün resmi kayıtlar ve mahkeme kararlarıyla ispatlanmıştır. Bu şeytani planın önemli bir amacı da AKP’ye zemin hazırlamaktır. Müslüm Gündüz’ün bu küstahça iddia ve saldırıları da, onun kimlerin kuklası olduğunu yansıtmaktadır.

Bütün bu kötü niyetleri ve hıyanetleri yüzünden Cenabı Hakk’ın peşin bir uyarı cezası olarak, ne idüğü belirsiz genç kadınlarla don gömlek yakalanıp bütün ülkeye rezil kepaze olmasına rağmen, hâlâ sıkılmayan, kendini sorgulamayan ve ders almayan bu tipler, “Utanmazsan istediğini konuş ve yap!” hikmetinin muhataplarıdır. “Efendim bana tuzak kurdular!” mazeretine sığınanlara hiç sorulmaz mıydı: “İyi de, nasıl gevşek bir karaktere sahip uçkur beyinli insanlardınız ki, böyle kurulan her tuzakta, hemen soyunacak mıydınız?” Bu arada SP’li kurmaylara ve yazarlara ve Erbakan Vakfı’na da sormak lazımdı: Yahu Hocanıza ve babanıza bu hakaretleri yapan tıynetsizlere ve bunları konuşturan Akit TV yetkililerine karşı bu suskun tavrınızı, hangi bahane kılıfı ile kapatacaksınız? Haberiniz mi olmadı, ha işte duymuş bulunmaktasınız!?..

Müslüm Gündüz’ün ayarı ve taraftarlığıyla, Akitçilerin ayarı ve amacı aynıdır. Bunların hararetle savunup sahip çıktıkları parti ve kişilerin ayarı ve tarafı da böylece ortaya çıkmaktadır. Siyonist merkezlerin kurguladığı ve Müslüm Gündüz gibilerin sekizinci sınıf figüranlar olarak kullanıldığı artık kesinlik kazanan 28 Şubat tezgâhının da, aslında Erbakan’dan kurtulmak ve Erdoğan’ın yolunu açmak üzere planlandığı da ispatlanmış olmaktadır.

Ve artık hatırlatmak lazımdı: Müslüm Gündüz, Sn. Erdoğan’ı zora sokmak ve bazı kesimleri ona karşı kışkırtmak için mi böyle davranmaktaydı? Yoksa samimi duygularla ve dalkavukluk damarıyla mı bu övgüleri yağdırmaktaydı?

Şimdi bu şarlatana soruyoruz ve yanıtını bekliyoruz:

İsrail Büyükelçiliği ve konsolosluk temsilcileri tarafından hiç ziyaret edildiniz mi? İsrail’e hiç gittiniz mi? Gittinizse hangi Siyonist merkezlerle bir araya getirildiniz ve hangi vaatler ve destekler karşılığı, Türkiye’de neler yapmanız ve kimleri karalamanız için görevlendirildiniz?

Bu sorulara vereceğiniz yanıtlara göre bizdeki bilgi ve belgeleri kamuoyuyla paylaşacağız.

Müslüm Gündüz ve Aczmendiler, ilk defa bir 10 Kasım törenlerindeki protestolarıyla, ilk özel kanallardan İnter Star TV’de gündeme taşınmışlardı.

Elazığ’daki Öğretmenevi önünde bulunan Atatürk heykeli meydanında yapılan 10 Kasım Atatürk’ü anma programları için, oraya giden bütün yollar polislerce kesildiği ve kimsenin geçmesine izin verilmediği halde, 100 kadar eli sırıklı başı sarıklı Aczmendi taraftarının, başlarında Müslüm Gündüz olmak üzere, bu acayip tarz ve tavırlarıyla nasıl tören alanına alındıkları… Tam saygı duruşu sırasında, uzun sopalarını yere vurarak ve garip sesler çıkararak protesto eylemlerine niye karşı çıkılmadığı… Ve hele Türkiye’nin o dönemdeki tek özel kanalı olan İnter Star TV’nin temsilcisinin, neden Elâzığ’da bulunup bu görüntüleri kaydedip yayınladıkları? gibi sorular hâlâ yanıtsızdı.

Ardından, aynı İnter Star TV’de özel bir program hazırlanmış, günlerce reklamı yapılmış ve Müslüm Gündüz o programa çıkarılıp, tam üç buçuk saat konuşma yaptırılmıştı. İşin daha enteresan tarafı, o programda onlarca defa: “Bu kâfir Kemalist düzeni ve Süfyan rejimini devireceğiz ve yerine şeriat sistemini getireceğiz!” haykırışlarına rağmen, hayret hiçbir ciddi takibata uğramamıştı.

Bu gerçekleri ve gelişmeleri iyi bilen ve Elazığ’da iken de bunlarla komşuluk eden Prof. Dr. Mehmet Çelik o süreçte: “Müslüm Gündüz’ün 28 Şubat müdahalesine mazeret uydurmak ve Erbakan iktidarını yıkmak üzere malum merkezlerce kurgulanıp kullanıldığını” açıkladığı halde, şimdi aynı adamın “Tayyip Erdoğan’ın Başkanlığı kazanması, Kemalizm’in fiilen ve resmen yıkılmasıdır!..” haykırışlarına ve koyu Erdoğan yandaşlığına dair suskunluğu ise kafa karıştırıcıdır.

Daha sonraları NTV “Yazı İşleri” programına çıkarılan, Ruşen Çakır’ın ve Mirgün Cabas’ın pas sorularını yanıtlayan Müslüm Gündüz’ün, hangi karanlık odakların kuklası ve hangi manipülasyonların maşası olduğunu artık anlamak lazımdı… Ama, bu Müslüm maşasının hararetle sahiplenip savunduğu AKP iktidarının ve Sn. Erdoğan’ın röntgen fotoğrafı da böylece ortaya çıkmaktaydı. Ve hele yandaş Akit TV’nin 2018 seçimlerinin hemen ardından, onu programa çıkarıp konuşturması ise, Akitçilerin de gerçek ayarını ve yularını kimlere kaptırdığını açığa vurmaktaydı.

Müslüm Gündüz’ün yalan ve palavralarla yaptığı reklama inananların saflığı!

Müslüm Gündüz, kendisi özel çektirdiği video kaydında anlatmaktaydı: “Ulucanlar Cezaevi’nde, Hasan Mezarcı’nın da bulunduğu bir hücreye atılmışlarmış… Öldürdüğü insanların sayısını dahi bilmeyen seri katil Şenol da yanlarındaymış… Bu seri katil, Fatih’te çarşaflı bayanlara sataşan 2 kâfiri enselerinden tek kurşunla vuran adammış… Derken tövbekâr olup öylesine maneviyat iklimine dalmış ki, gördüğü rüyaları aynen çıkmaktaymış… Bu rüyalarda Hz. Peygamberimiz ve Hulefa-i Raşidin Efendilerimiz ve Gavsi Geylani gibi tarikat pirlerimiz, Müslüm Gündüz’ün ziyaretine geliyorlarmış… Hatta bu mübarek ve mücahit(!) insan Şenol’a rüyasında bilmediği ve çözemediği yazılarla, müjdeler ve gelecekle ilgili manevi işaretler sunulmaktaymış… Hasan Mezarcı ona “Bu mektup ve mesajların şeklini hatırlayıp hücre duvarına resmini çiz, ben okuyup size açıklarım…” buyurmuşlarmış. Eski seri katil, yeni keramet ehli Şenol ise, artık bunları hapishane duvarına çizmeye başlamış, Hasan Mezarcı da okuyup bunları açıklarmış… Bunların çoğu da Müslüm Gündüz’ün manevi derecesine ve İslami devrimine ait mesajlarmış!”

Yahu bir insan rüyada gördüğü Arapça ve Osmanlıca bir metnin, birkaç harfi dışında, bunları aynen hatırlaması ve duvara çizip yazması, ne aklen, ne örfen, ne de tarihen asla mümkün olmayan kof bir iddiadır, yalandır, uydurmadır. Ama maalesef merkeplerin dahi güleceği bu safsatalara bile müşteri bulunmaktadır.

Evet, maalesef AKP’nin talan ve palavra politikaları geleceğimizi karartmaktaydı. Ülke her gün biraz daha çok sinsi ve tehlikeli şekilde dış odaklarca ipotek altına alınmaktaydı. Bunun tek kurtuluş çaresinin de faizli sistemi hemen terk etmek ve üretim ekonomisine geçmek olduğunu, ilim ve fikir adamları, imani ve İslami duyarlılık erbabı ve tabi Sn. Cumhurbaşkanı adayları neden ısrarla gündeme taşımazlardı?

Şu ayeti kerimeler, yetkili makamda oturanların da, onların yandaşlarının ve taraftarlarının da ayar aynasıydı:

Bakara: 275- “(Farklı isim ve sistemler altında çeşitli şekillerde) Faiz (riba) yiyenler, (ve faiz ekonomisini yürütenler; dünyada ayakta duramayacak, onurlu ve huzurlu yaşayamayacak, kıyamet günü ise) ancak şeytan çarpmış (sara nöbetine yakalanmış) olanın kalkışı gibi, (Allah’ın kahrına uğramış) olmaktan başka (bir tarzda) kalkmayacaktır. Bu, onların: “Alım-satım da ancak faiz gibidir” demelerinden (faizi helal görmelerinden ve faize fetva üretmelerinden) dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmiş (dönemdeki kazancı) kendisine kalır, (bundan sonraki) işi(nin başarısı ve bereketi) de Allah’a aittir. Kim de (faize) geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır. [Not: Bu ayette “Elleziyye’külü-r riba” (Faiz yiyen kimse) denmeyip; çoğul olarak “Elleziyneye’külune-r riba” (Faiz yiyen kimseler) buyrulması, yani ismi mevsulün, cemi müzekker salim kalıbı ile getirilmiş bulunması; asıl tehlikeli ve tahrip edici FAİZ’in ferdi riba muamelesinden ziyade bugünkü gibi bir sistem halinde ve resmi müesseseler (banka şubeleri) eliyle yürütülen cinsinin olduğuna dikkat çekmek amaçlıdır.]”

276- “Allah, faizi (faizci sistemleri ve zulüm hükümetlerini) yok edip (iflasa ve inkıraza sürükler) de, sadakaları (servet ve üretim vergisi olan zekât müessesesini ve Kur’an’a dayalı Adil bir düzeni uygulayan cemiyet ve devletlerin gücünü ve refahını ise) arttırır. Allah, (faizi mubah sayan) günahkâr kâfirlerin ve fırsatçı nankörlerin hiçbirini sevmez. (Onları hidayet ve inayetinden mahrum bırakır.)”

277- “İman edip güzel amellerde bulunanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve (helal kazanılan servet ve üretimlerinin) zekâtını verip (borçtan kurtulanlar var ya); şüphesiz onların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.”

278- “Ey iman edenler! Allah’tan korkup sakının ve eğer (gerçekten) inanmışsanız, faizden artakalanı bırakın (faizci düzenden uzaklaşıp kurtulmaya bakın).”

279- “Şayet böyle yapmazsanız, (yani faizi, faizci düzenleri ve yöneticileri bırakmazsanız) Allah’a ve Resulüne karşı savaş açtığınızı (Adil devlet ve hükümet düzeninin temellerini yıktığınızı) bilip anlayın (ve ona göre davranın). Eğer tevbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Böylece) Ne zulmetmiş olursunuz, ne zulme uğratılmış olursunuz. (Öyle ise mü’minler faizsiz düzene geçmek için çalışmalıdır.)”

280- “Eğer (borçlu) zorluk içindeyse, ona elverişli bir zamana kadar süre (tanıyın. Borcu) sadaka olarak bağışlamanız ise, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz (ahiret yatırımı dünya kazancından daha yararlı ve kalıcıdır).”

281- “Allah’a döneceğiniz günden sakının. (Faiz günahıyla huzura çıkmayın.) Sonra herkese kazandığı eksiksizce ödenecek ve onlara haksızlık yapılmayacaktır.”

Şimdi, iman, vicdan ve Kur’an ehli söylesin; elinde imkân ve iktidar olduğu halde faiz düzenini devam ettiren, yani Allah ve Peygamberle harbe girişen kimseleri övüp yüceltmek nasıl bir mantık marazıydı?

Kur’ani kurallar yerine Haçlı yasalarına uyum çabası harcayanlar, nasıl insanlardı?

Nisa: 60- “(Ey Resulûm) Sana indirilen (Kur’an’a) ve Senden önce gönderilen (Kitaplara), sözde inandıklarını öne süren (sahtekâr münafıkları) görmez misin? Ki bunlar, (hak ve adalet ölçüleriyle değil) tağutun önünde (zalim ve batıl düzenlerin kurum ve kurallarıyla) muhakeme olunmak (şeytan fikirli Yahudi ve Hristiyanların hükmü altında yaşamak) istemektedirler?! Oysa (Mü’min ve Müslüman sayılmak için) onu (tağutu ve süper güç putunu) red ve inkâr etmekle emrolunmuşlardır. Şeytan onları derin ve dönüşü olmayan bir sapıklığa sürüklemek istemektedir. [Not: Bir Müslümanın şu soruları kendisine yöneltmesi ve samimi yanıtlarına göre iman durumunu değerlendirmesi gerekir. Benim istisnasız her konudaki tercihim ve hedefim: 1- İman ve itaat mi, İtiraz ve inkâr mı? 2- İslam (Hakka teslim olmak) mı, Fırsatçılık ve isyan mı? 3- Kur’an’ın Rahmani esasları mı, Batı’nın şeytani yasaları mı? 4- Faizsiz bir nizam mı, Faizli sömürü çarkı mı? 5- İslam ülkeleri ittifakı mı, Haçlı ortaklığı mı? 6- Farz-helal kuralları mı, Haramların mübahlığı mı? 7- Hidayet aydınlığı mı, Dalalet karanlığı mı? 8- Hakk ve hayır mı, Şer ve Batıl mı? 9- Nübüvvet ve Sünnet bağlayıcılığı mı, Nefsaniyet ve şehvet bataklığı mı? 10- Ahiret ve adalet amaçlı mı, Dünya ve menfaat ağırlıklı mı? Evet, bu 10 şıktan sadece 1 tanesinde bile ikinci maddeyi tercih ve tensip edenlerin, iman ve İslam şuuru yara almaya ve hidayeti kararmaya başlamış demektir. Baskıcı ve zorlayıcı durumlarda aciz ve çaresiz fertlere ve müstaz’af kesimlere ikrah-ı mülci=Ölüm ve sakatlama cinsinden ağır tehditler gibi bazı mecburiyetler bir mazeret sayılsa bile, imkân ve iktidar sahipleri için bu tür mazeretlere sığınmak geçersizdir.]”

61- “Onlara: (Nefsi ve geçersiz yorumları bırakıp) “Allah’ın indirdiği (Kur’an’ın açık ve kesin hükümlerine) ve Resulûn (bildirdiklerine ve sünnetine) gelin” denildiğinde, o münafıkların Senden süratle uzaklaşıp kaçtıklarını (ve Kur’an’ın hükümlerinden kaytardıklarını) görürsün. (Bunlar asıl itikadi münafıkların ta kendileridir.)”

62- “Öyleyse nasıl oluyor da, kendi ellerinin sundukları (kötü amellerinin ve bozuk emellerinin sebep oldukları) sonucu, onlara bir musibet isabet edince, hemen ardından Sana gelerek: “Kuşkusuz, biz iyilik yapmaktan ve arayı bulup uzlaştırmaktan başka bir şey istememiştik” diye Allah’a yemin etmektedirler!”

63- “(Ey Elçim) Hâlbuki Allah, bunların kalplerinde olanı bilmektedir. O halde Sen aldırma, onlardan yüz çevir, yine de kendilerine öğüt ver ve onlara nefislerini ikna edici “beliğ”(anlaşılır ve vicdanlarda iz bırakır şekilde) açık ve etkileyici söz söyle (ki bu Senin görevindir).”

64- “Biz elçilerden hiç kimseyi, ancak Allah’ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. (Münafıklar) Onlar (isyan ve itiraz sebebiyle) kendi nefislerine zulmettiklerinde, şayet Sana gelip Allah’tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulabilirlerdi.”

65- “(Ey Nebim) Hayır (onların zannettiği gibi) değil; Senin Rabbine andolsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde Seni hakem kılıp, sonra Senin verdiğin hükme, (hem de) içlerinde hiçbir sıkıntı (ve gizli itiraz) duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, hakkıyla iman etmemişlerdir.”

Müslüm Gündüz’ün istismar ve suiistimal ettiği Risale-i Nur ve Üstad Bediüzzaman’la ilgili de bazı tespitlerimizi okurlarımızla paylaşalım:

Risale-i Nur talebeleri genellikle tahkiki iman sahibi; mü’min, müstakim ve muttaki kardeşlerimizdir. Ülkemizdeki imani ve ahlaki tahribat sürecinin en az zararla atlatılmasında ve toplumun manevi ıslahında çok önemli ve tarihi hizmetler yürütegelmişlerdir. Ancak ülke ve dünya siyasetindeki tercih ve tensiplerinde, Kur’an’ın temel hükümlerine ve İslam’ın genel prensiplerine uygun düşmeyen tarafgirliklerinin ise Hz. Üstad Bediüzzaman’ın bazı sözlerini yanlış te’vil ve tatbik etmekten kaynaklandığı kanaatindeyiz.

Öncelikle şu imani gerçekleri bilmek; İslam ulemasının, mezhep imamlarının, Üstadlarımızın ve irşad erbabının sözlerini de buna göre değerlendirmek mecburiyetindeyiz.

1- Bediüzzaman gibi muhterem ve müstesna zevatın kanaatleri hâşâ, sarih ayet değildir. Bunları eleştirilmez, tenkit edilmez “mutlak ve değişmez doğrular” yerine koymak cehalettir, hatta dalalettir.

2- Bu zevatın sözleri, hâşâ, sahih Hadis de değildir ve kesin delil yerine koymak saflıktan da öte sapkınlık alametidir.

3- Bu zevatın sözlerini, kanaatlerini ve hareketlerini ayet ve hadis gibi değişmez ve tenkit edilmez İlahi gerçekler yerine koymak, bunları hâşâ, Rab’lik ve Peygamberlik makamına yükseltmektir.

4- Bediüzzaman gibi zatların özellikle siyasi kanaatleri “icma-ı ümmet” konumunda da değildir.

5- Bizzat Cenabı Hak’kın seçtiği ve görevlendirdiği Peygamberlerin bile “zelle” cinsinden hataları mümkün iken ve Kur’an-ı Kerim’de açıkça belirtilmişken, şimdi kalkıp böylesi zatların hatasız ve vartasız olduklarını düşünmek ve iddia etmek itikadı bir maraz işaretidir ve mantık zafiyetidir.

6- Risale-i Nur, özellikle iman hakikatleri ve ahlaki disiplin prensipleri konularında, İlahi ilham ve in’amla yazılmış, kesbi olmaktan ziyade vehbi olduğu ortaya çıkmış çok güzel ve özel eserler olmakla beraber, içeriğinde ülke ve dünya siyaseti noktasında birçok hatalar, hayali ve hamasi yorumlar da görülmektedir. Ki bunların bir kısmını Üstad Bediüzzaman kendisi de zamanla fark etmiş, pişmanlık göstermiş, hüsnüniyetle beraber yanıldığını kabul etmiştir.

7- a) Mason ve Dönmelerin güdümündeki, katı ve kasıtlı İslam düşmanı ve koyu Abdülhamid Han karşıtı İttihat ve Terakki cemiyetinin (daha sonra Halk Partisi’ne dönüşen zihniyet ve hareketin) safında yer alması, miting ve toplantılarına katılıp yıllar boyunca nutuklar atması ve taraftar toplaması…

b) Cennet mekân Abdülhamid Han gibi bir İslam kahramanı siyasi dehaya karşı tavır alması, Siyonist Yahudiler, sinsi Ermeni ve Rum çeteleriyle aynı ağızla “Despotluk ve istibdatla” suçladığı Sultana saldırıp durması,

c) Sonra İttihatçıların devamı CHP zihniyetine ve zulmüne karşı Demokrat Parti’ye tarafgirlik göstermesi makul ve münasip bir siyaset tarzı kabul edilse de, hayatı boyunca Rahman’a secde etmemiş ve İsrail’e gizli hizmetler üstlenmiş Adnan Menderes’i “İslam Kahramanı” ilan edip hararetle sahip çıkması… (Ki sonunda bunların da aslını ve ayarını anlayacak ve “yakında belalarını bulacaklarını” açıklayacaktır).

d) Ve hele, bugün Fetullahçıların ve diğer bazı Nurcu grupların ABD’yi ve AB’yi “Müslümanların ve mazlumların hamisi ve mecburi sığınak adresi” gibi görmelerine; Kur’an’ın sarih hükümlerine, Hz. Resulûllah’ın sahih hadislerine, Siyonist ve Haçlı fitnesine karşı oluşan İcma-i Ümmete rağmen, üstelik Amerika’nın ve Avrupa’nın her türlü haksızlık ve ahlaksızlığına rağmen, onları bir nevi kutsayıp himaye ve hizmetlerine girmeyi “akılcı ve yapıcı siyaset” zannetmelerine yol açan yorum ve yaklaşımları, elbette ve her halde hatadır, yanlıştır, yanıltıcıdır. Bunlar fikr-i Kur’an’a da, bugünkü fiili duruma da aykırıdır.

8- Elbette Hz. Üstad bu hataları, hâşâ, kasıtlı ve dünyalık beklenti hesaplı yapmamıştır. Hüsnü niyet ve hulusiyetine göre, bu gibi “içtihat yanılmalarından” dolayı bir sevap alacağı da elbette umulmaktadır. Bizim asıl amacımız, vurgulamaya çalıştığımız nokta; bu gibi zevatın asla hata yapmayacağı ve Risale-i Nur’da hata bulunmayacağı saplantı ve safsatasından kurtulmaya yardımcı olmaktır. Bediüzzaman Hazretlerinin özellikle Haçlı Hristiyan âlemiyle ilgili temenni ve teselli makamındaki bir takım kanaat ve tahminlerini, İlahi buyruklar ve mutlak doğrular yerine koymak, günümüzde Siyonist ve Haçlı emperyalistlerin en çok kullandıkları ve Nurcu kardeşlerimizi istismara kalkıştıkları, maalesef acı bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

Sözün özü: Âlimlerimizin, Hoca efendilerimizin, Şeyhlerimizin, ağabeylerimizin sözlerini ve hareketlerini Kur’an’a, Sünnet’e ve İcma-ı Ümmete göre anlamak zorundayız, bu bize hidayet ve istikamet yolunu açacaktır. Ama bu zevatın sözlerini esas alıp ayet ve hadisleri bunlara uydurmaya, keyfi şekilde yorumlayıp yozlaştırmaya çalışmak ise bizi dalalet ve sefalet yoluna kaydıracaktır. Asla unutmayalım ki, her şeyi ve bütün ayrıntılarıyla bilen, her konuda en doğru ve olumlu hükümleri belirten, bize en uygun ve olgun temel kaideleri öğreten, mü’minlerin dostlarını ve düşmanlarını, onların lehine ve aleyhine olan durumları (ki bu FIKH’ın esasıdır) öğütleyen Cenabı Allah’tır, Kur’an’dır ve Resulûllah’tır. İnsanlar ve özellikle Müslümanlar kabirde ve mahşerde, mezhep ve meşreplerine, tarikat ve mesleklerine göre değil, Kur’an’a göre sorgulanıp yargılanacak, baş müşahit ve mümeyyiz ise Hz. Resulûllah (SAV) olacaktır. Öyle ise ehil ve emin şahsiyetlerce hazırlanan, Diyanet İşlerinin, Abdullah Akgül ve Nedim Yılmaz Beylerin hazırladığı bir Kur’an-ı Kerim mealini hayatı boyunca bir sefer olsun ciddiye alıp, kalplerinde manevi mesuliyet ve merak uyanıp okumayan, hiç değilse Yahudi ve Hristiyanlarla ilgili ayetler üzerinde kafa yormayan, başta Nurcular, bütün farklı meşrep ve tarikat ehli kardeşlerimize Allah için hatırlatıyoruz: Bu, Kur’an’ı umursamaz tavrınız hangi iz’an ve vicdanla bağdaşmaktadır? Cenabı Hak’kın; bir konuda neler buyurdukları bizi hiç ilgilendirmiyorsa, bu nasıl bir iman ve itikattır? Kendilerini Kur’an’a ve ehil-emin âlimlerin hazırladığı Meal okumaya çağrımızı bile hakaret kabul eden yaklaşım, Rahmani bir davranış mıdır, yoksa Şeytani bir mantık mıdır?

Yeryüzündeki mevcut zulüm ve sömürü düzeninin, bu haksızlık ve ahlaksızlık sisteminin sahipleri ve Şeytan’ın şakirtleri olan bütün Siyonist merkezler, Haçlı emperyalist zihniyetler… Ve bunların ülkemizdeki dinsiz Masonik temsilcileri ve dinci münafık işbirlikçileri… Hepsi birden Rahmetli Erbakan’a şiddetle karşıydı ve düşmanlardı… O’nu etkisiz bırakmak ve iktidarına engel olmak için her yola başvurmuşlardı. Hatta, Erbakan’dan kurtulmak ve İsrail’in işini kolaylaştırmak amacıyla, AKP’nin de aynı dış odakların bir projesi olarak hazırlandığını Akit yazarı ve Erdoğan yandaşı Abdurrahman Dilipak gibileri açıklamışlardı. Bu da gösteriyor ki; Erbakan Rahmani cephenin takipçisi ve temsilcisi konumundaydı. O’na her fırsatta sataşan ve kin kusan soysuzların ise Şeytan’ın uşakları ve Siyonizm’in kuklaları oldukları açıktı. Artık herkes fıtratının gereğini ve fırsatçılığının kahpeliğini yapacaktı. Ama biraz daha sabır, bakalım Allah’ın intikamı nasıl olacaktı!?

 

Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

{mp3}MuslumGunduzIsrailKuklasimiydi{/mp3}

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ali ÇAĞIL - İHL ve Kamu Yönetimi Mezunu

Ali ÇAĞIL - İHL ve Kamu Yönetimi Mezunu

Subscribe
Bildir
21 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

beton dökme
Hak davanın ve elçilerinin tarihin her döneminde en büyük düşmanları, Hak davaların istismarcıları ve bu Hak davalardan kendilerine maddi ve manevi rant elde etmeye çalışanlardır işte bu ahlaksız müslüm gündüz denen adam bunlardan birisidir.
Bunun gibi münafıklar insanlar durum şartlara göre akit gibi münafık yayın organları tarafından da ısıtılıp toplumun önünen sürülüyor ve asıl amaç Milli görüş tabanın duruşunu ve Liderine olan bakışındaki ayarı anlayıp asıl yapmak istediğimiz ERbakanın üzerine beton dökme operasyonunda ne durumdayız kontrol amaçlı yapılmıştır.
Anlaşılanda bu kontrolden şudur parti ve vakıf yönetiminden her hangi bir cevap gelmediğine göre operasyonlarında gayet başarılı devam etmekteler.

LÜTFEN!
Adnan Oktar’ın tutuklanmasından sonra toplumda Harun Yahya kitaplarına karşı önyargılı bir bakış başladı. Halbuki o kitapların hiçbirisinin yanından dahi geçmemiştir Adnan şarlatanı. O dönemde o kitapların dağıtılması ve okutulup okunması gerekiyordu ve bu hayırlı hizmetler Mgv eliyle yapılmıştı. Darwinizm o eserlerle çökertildi. Milyonlarca insan o eserlerle hakikatleri görmeye başladı. Şimdi şu dansöz Adnan’ın film fırıldak suçları dolayısıyla o eserler sekteye uğratılmak isteniyor. O kitapların önsözünü dahi yazacak kapasitesi yoktur Adnan denen mason kafalı şarlatanın. Milli Çözüm ekibinden ricamız bu konuyla ilgili bir yazı yazıp insanımızın bilgilenmesi sağlanabilir mi?. Allah sizlerden razı olsun.

Eceli gelen it cami duvarına bevredermiş…
Ne bu yazı ne de duyarlı okuyucuların yorumları belliki Müslüm Gündüz’ün şahsını adam yerine koyduğundan değil onun ipini tutanlara bir mesajdır.

Müslüm Gündüz gibiler, devlet Erbakan çizgisine çekilirken piyasaya çıkarılır ve Amerikancı, faizci, ahlaksızlığı sistemleştiren ama Müslüman gözüken Akp ve RTE’ye ya zemin hazırlanmasına hizmet ettirilir ya keramet dizdirir.

Aziz Erbakan Hocamızın kullandığı “sütü bozuk” kavramının ne manaya geldiğini bilen bilir. Bu alçak işte tamda bu kavramın muhatabıdır.

Eceli gelen it cami duvarına bevredermiş. Ve tarih bu tip itlerin alçaltıcı sonlarıyla kayıtlıdır. Bu tipler, halk Kuva-i Milliye saflarına girmesin diye “Kuva-i Milliye bir tefrika hareketidir” şeklinde fetva yazıp Yunan uçaklarıyla anadoluya yağdırılan mektupların sahipleri ile ve Anadolu’da buğdayları kasabaların merkezlerine yığdırıp yaktıktan sonra IMF’den borç alarak buğday ithal etmek suretiyle devleti IMF ve Dünya Bankasına borçlu kılanlar ile aynı alçaltıcı sona elbet uğrayacaktır.

Laiklik üzerinden devletimize ve asıl bu devletin en Milli Devlet Adamı Aziz Erbakan Hocamıza salyasını akıtan bu alçak, Fetullah Gülen gibi ve bugün Adnan Oktar gibi alçaltıcı akıbete uğraması kaçınılmazdır. Anayasa, Halkın huzuru ve toplum refahına varlığıyla tehdit olan bu palyaçoya devletimiz elbet hesap soracaktır. Hiçkimse kılını kıpırdatmasa bile Aziz Erbakan Hocamıza yapılan bu küstahlıklar elbet Gayretullaha dokunacak ve Allahın gazabı bu alçakların başında patlayacaktır.

Dikta rejimlerinin aynası işidir…
Dikta rejimleri, zulüm üzerine kurulu her rejim, iktidarda yerini kuvvetlendirdiğini (!?) sandığı ilk anda kendisini oraya taşıyan gönüllü yandaşlarını yok eder. Zira megalomanyak olan bu tipler zaferlerini ve iktidarlarını asla hiç kimse ile paylaşma ihtimaline bile dayanamazlar. Çünkü iktidara ilk geldikleri andan itibaren kendi bujuvazilerini oluşturmuş ve kurdukları derebeylikler ile tebalarınakan kusturmaya ve korku iktidarlarını kurmuşlardır….

İşte bugün 11 Temmuz 2018 de bunlardan biri daha tepetaklak dağıtıldı ve tüm malları diğer derebeyleri tarafından yapğmalandı…

Zavallı oktarın ilk dediği neydi?
“AK PARTİ’YE OY VERDİM ŞAŞKINIM!”

eeee böyle olur, bu demokratur rejimi ilk kendi evlatlarını yer arkadaş, bunu bilecektin, öğrenecektin, bak siyonist dayı oğullarında sattı seni….

Bu ve yazıda adı geçen uçkuruna dahi sahip olamayan din bezirganı Müslüm Gündüz gibiler de öğrendiler ve elbet öğrenecekler ki topun ağzında ilk kendileri vardır….

Müslüm içinde bir şiir var ama sanırım burada yayınlanmaz !? Neyzen Tevfik’in “Ben Sana…” adlı şiirini okusunlar…

Şiyonist şarlatanlar cesaret edemediğinden Müslüm Gündüz gibi beyinsizleri bulup ekranlarda Aziz Erbakan Hocamıza hakaret ettirip intikam almak için gayret göstermekteler.
Bunlar aslında kendi işlerine gelen ve hedeflerine uygun düşen iddiaları, böyle şarlatanlar ağzıyla topluma aktarıp şu tahribatları yapmaktadırlar:
a)Akp iktidarının ve R.T.Erdoğan’ın tahribatlarını kolaylaştırmak
b)Ve tabi asıl amaç olarak, şeytanların ve şarlatanların ortak düşmanı Rahmetli Erbakan Hocamızı karalamak üzere Müslüm Gündüz’ü programa çağırmaları ve pas veren sorularla çoşturmaları, bunların gerçek niyetini ve tiyniyetini ortaya koymaktadır.
Erbakan’ın ABD’ye meydan okuması,Siyonistlerin uykularını kaçırmıştı!
28 Şubat soruşturma ve tartışmaları, postmodern darbenin ABD’de planlandığını bir kez daha açığa çıkarmıştır. İşte Müslüm Gündüz de bu küresel SİYONİST SENERYONUN sıradan bir parçası ve ucuz bir kahramanıdır.
28 Şubat’ın yol haritasını , ABD savunma Bakan Baş Danışmanı Alan Makovsky çizdiği kesinlik kazanmıştır.
” Bir ideolog olarak Erbakan, Türkiye’yi Batıdan ve Yahudi Devleti İsrail’den koparmaktadır. Bu Ameikan menfeatlerine çok aykırıdır” diyen Makovsky, 28 Şubatçıların ABD işbirlikçiliğini açığa çıkaran: ” Laik Türkler (Yani Sabataist ve Mason kesimler) gizli olarak ABD’ye Türkiye’yi Erbakan’nın eline bırakmaması için yalvarıyorlar.” İtirafıyla Erbakan korkularını açığa vurmaktır.
Alan Makovsky’i iyi tanımak lazımdır!
Makovsky, Neo Con düşünce kuruluşu olarak bilinen Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü’nde Türkiye Araştırmaları Merkezi’nin başında yer almıştır.
Makovsky, 1997’de ”Erbakan’a karşı nasıl mücadele edilmeli makalesini yayınlamıştır. Makovsk; Refah Yol iktidarında ABD ve İsrail adına Türkiye’deki sermaye , medya ve darbeci diğer kişi ve kuruluşlarla irtibat sağlayan kişi olarak da tanınmaktadır.
İşte, Erbakan’a karşı Süleyman Demirel’in Batı yanlısı laik bir güvence olarak açıkca zikredildiği, daha sonra Abdullah Gül ‘e konferans verdirildiği Washington Enstitüsü Uzmanı Alan Makovsky’nin Türkiye’deki ortaklarına hedef koyduğu makalesinden ilginç bazı başlıklar:
1)Türklerin birçoğu Refah Partilileri dürüst ve azimli görürken, laik politikacıları ise Milli Görüşcüleri dinci ve tehlikeli saymaktadır. Eğer laik politikacılar daha iyi çalışmazlarsa, Batı yanlısı Türkiye radikal bir şekilde İslam dünyasına kayacaktır.
2)Siyonizmi ve Yahudileri kınayan Erbakan ve partisi, Türkiye’nin Batı ile entegrasyonu savunan Türkleri’de ” taklitçi Batıcılar olarak” tanıtmaktadır. Bunun yerine ise Türkiye’nin İslam Ülkeleriyle birlikte İslam NATO’su, İslam Serbest Pazarı ve İslam Birleşmiş Milletleri’ni kurmasını arzulamaktadır.
3)Erbakan bu şekilde G-7 ve D-8 ‘in yeniden bir araya gelerek ikinci Yalta konferansında yeni bir düzenin kurulmasına çalışmaktadır.
4) MGK tarafından kontrol edilse bile Başbakan olarak Amerikan menfeatlerine ve Türk Amerikan işbirliğine açıkca meydan okumakta ve bizim çıkarlarımıza aykırı girişimlerde bulunmaktadır. Erbakan’nın hükümette olması Amerikan ve Avrupa yönetiminin işini zorlaştırmaktadır.
5)En tehlikelisi Erbakan bir ideolog olarak Türkiye’yi Batı’dan uzaklaştırmak istiyor, bu ise Amerikan menfeatlerine tamamen ters bir politikadır.
Ucuz ve uyuz kahramanlar, din istismarcısı münafıklar, şehvet ve şöhret budalası şarlatanlar,gavurlardanda utanmıyorlarmı?
Bütün şetan ve askerleri ile bir olup Erbakan’a saldırmanın bedelini ödeyeceksiniz.
”(Hakkın hakimiyeti, inkarcıların ve münafıkların hezimetiyle sonuçlanacak) Gerçek olan vaad yaklaşmıştır.İşte o zaman ( Hak davayı ve başındaki kutlu şahsı ) inkar edenlerin gözleri yuvalarından fırlayıp (şaşkınlık ve perişanlığa uğrayacak)” biz bundan tam bir gaflet( ve hıyanet) içindeydik belki de ( yazıklar olsun ki) bizler zalim kimselerdik” (diyerek rezil ve zelil duruma düşeceklerdi)”( Enbiya:97)

BU GİBİ ŞARLATANLAR VE HOKKABAZLAR SADECE KUKLADIR KAFALARI BÖYLESİ ALÇAKLIĞI YAZACAK KADAR ÇALIŞSA BÖYLESİ REZİLLİĞE ADIMLARINI BİLE ATMAZLAR
BU GİBİ ŞARLATANLAR VE HOKKABAZLAR SADECE KUKLADIR KAFALARI BÖYLESİ ALÇAKLIĞI YAZACAK KADAR ÇALIŞSA BÖYLESİ REZİLLİĞE ADIMLARINI BİLE ATMAZLAR!…
Ama Rahmetli(!) ERBAKAN Hoca bu gibi şarlatanların bağlı oldukları merkeze öyle bir çomak sokmuş ki vefat ettiği halde Erbakan’a küfür iftira ettirmekten kendilerini alıkoyamıyorlar. Bu demektir ki Erbakan hoca vefat etmeden önce öyle bir dişli kurmuş ki taşları öyle yerli yerince oynatamayacak şekilde örmüş ki yerlerini ne değiştirebiliyorlar ne de oynatabiliyor. Yani öyle bir Milli Derin Devlet kurmuş ki siyonistlerin hala vefat etmiş biriyle uğraşmaktan vazgeçememesinin sebebi bu olsa gerek.
Ruhun şâd olsun EY İNSANLIĞIN KURTULUŞ REHBERİ MUHTEREM ERBAKAN HOCAM..

Ayrıca Milli Çözüm Dergisine ve yazarımıza böylesi bir alçaklığa karşı sessiz kalmadığı hakkı haykırdığınız için rabbim sizlere dünya ve ahiret saadeti nasip etsin.
Selamlar

Sütü Bozukluk Bu Olsa Gerek
Sütü bozukluk; ne idüğü belirsiz genç kadınla, don gömlek yakalanıp bütün ülkeye rezil kepaze olan Müslüm Gündüz’ün, ömrünün her karesi hayranlık uyandıran, övmekte kelimelerin yetersiz kaldığı muhteşem insan ERBAKAN’a dil uzatmaya çalışmasıdır.
Sütü bozuk, karakteri gereği sütü bozukluk yaparken; SP’li kurmaylar, yazarlar ve Erbakan Vakfı neden bu densizliklere suspus oluyor. Bir açıklama yapma gereği bile duymuyorlar.
Ya, İftiracılarla aynı fıtratta olduklarından,
Ya, bu tür çakallara cevap verecek bilgileri, çapları yok,
Ya da, bu Siyonist eniklere karşı duracak cesaretleri yok.
Aziz Erbakan Hocamız İnsanlığın kurtuluşuna vesile olacak projelerin sahibi ve İslam’ı temsil eden en zirve şahsiyetken veya en azından ekmeğini yerken, O’na yapılan iftiralara karşı; vurdumduymaz olmak, bu konuda gaflet içerisinde olmak, söylenen yalan yanlış bilgilere karşı bir an evvel doğrusunu araştırıp el deki tüm imkânlarla gerçeği insanlara anlatma gayretinde olmamak, iftiracıya haddini bildirmemek en hafif tabirle “yemek yenilen kaba pislemektir”.
SP’li kurmaylara, yazarlara ve Erbakan Vakfına “her fırsatta Aziz Erbakan Hocamıza sataşan ve kin kusan soysuzlara; neden bir cevap verilmiyor” diye sorulduğunda şöyle bir safsatanın arkasına sığındıkları da oluyor. “Bunlara cevap vererek onları gündeme getirmemek gerek”. Tabi ki bunu dersiniz. Neden çünkü Hakkı savunacak bilginiz, beceriniz, gayretiniz, inancınız, cesaretiniz yok. Sessizliğiniz sizleri iftiracılarla aynı kefeye koymuyor mu?
Erbakan hocamız aleyhinde bilerek ya da bilmeden söylenen istisnasız tüm yanlışlara karşı Milli Çözüm ’ün şahsı manevisi Üstat Ahmet Akgül Hocamızın göğüs germesi, en okkalı cevapları vererek müfterilere haddini bildirmesi takdire şayan bir durumdur. Milli Görüş’ün temsilcisi, Erbakan davasının sahibi olduğunun da en belirgin göstergesidir.

Akit tv,m.gunduzu ankaraya hodrimeydan
Ey , Müslüm gündüz ve akit tv; madem o kadar erkeksiniz.!
Şeriat i getireceksiniz! Kendi ağzınızla itiraf ediyorsunuz,
” Kısmen de olsa Kemalizm’ devam ediyor ” haydi 200 e yakın muridinii al ,Ankara’da Kocatepe de veya Beştepe külliyesi bahçesinde eylem yapinda görelim tıpanızı.28 Şubat’ta ki şarlatanliginizi şimdide yapın görelim.hodri meydan.hem bu konuda sn.Rte na yardımcı olursunuz

SAADET PARTİSİ VE ERBAKAN VAKFI MENSUPLARINA!
Her zaman olduğu gibi bugünde Erbakan hocamıza yapılan kahbece saldırılara karşı gerekli cevabı yalnızca Milli Çözüm vermiştir. Mükemmel ve içimizi ferahlatan yazı ve yorumlarda İsrail’e ve finosuna gerekli cevap verilmiş olduğundan, konuyu biraz farklı bir yöne çekmeye çalışacağım. Erbakan hocamıza yapılan bu alçakça saldırılar ne ilk nede son olacak. Çünkü şeytan kıyamete kadar şeytanlığını yapacak. Müslüm de, bu şeytani projenin küçük bir fügüranı ve parçası. Şimdi Müslüm sütünün(sütsüzlüğünün), kanının(kansızlığı ında), kişiliğinin(kişiliksizliğinin), karekterinin(karektersizliğinin), şerefsizliğinin ve haysiyetsizliğinin gereğini yapıyor. Yani Müslüm finosuna sahibinin komutuna göre hareket ediyor. Peki bu Siyonist kuklaların karşı dik durması ve yüksek sesle karşılık vermesi gereken Saadet Partisinin bilge, lider, duayen kurmayları ve Erbakan vakfının başta genel başkanı ve cesur savunucularından tek bir açıklama ve tepki gelmemesi düşündürücü ve kafaları karıştırıcı bir durum değilmiydi?.. Daha ne olsun ki, bu kendini Milli Görüşçü görenler, en hafif deyimle bu şuursuz, cesaretsiz, gayretsiz ve sorumsuz takımı anlasınlar. Saadet Partisine çöreklenmiş olan hainlerin tek amacı Erbakan hocamızın projelerinin ve fikirlerinin üzerine beton dökmek olduğu gerçeği artık aşikardır. Erbakan Vakfına gelince. Onlarda yakında kurmayı planladıkları parti sevdasıyla, Erbakan hocamızın hatırasına ve şahsına yapılan saldırıları dahi görmemezlikten geliyor ve yağa sabuna dokunmayıp kendilerini sistemin çarkına açıkça kaptırmış oluyorlar. Peki parti kurmaya yönelen bu zevata sormak lazım;
1-Hocamızın vefatından sonra Recai Kutan’ın, Erbakan hocanın vasiyetinın açıklanacağı söyleminden sonra o gün bugündür vasiyetin açıklanmaması gerçeği ortadayken, resmi varisi olan Fatih bey neden açıklanması hususunda talepte bulunmuyordu?
2-Erbakan hocamızın son nefesine kadar mücadele ettiği Saadet Partisini, çöreklenmiş olan münafık takımdan kurtarıp Erbakan hocamızın emanetine sahip çıkılması gerekirken, neden yeni bir ayrışma ve oluşuma yönelinme gereği duyulmuştu?
3-Edendim Saadet Partisine bir ur gibi yayılmış olan şu hainlerden dolayı, onlarla baş edemiyoruz, uğraşamıyoruz, o nedenle yeni bir oluşuma yöneliyoruz diyorsanız, o zaman, Saadete sızmış olan şu iki baş Yahudi münafık ve avanesi ile mücadele edemeyenler, yarın Şeytan Siyonizmle ve işbirlikçileri ile nasıl mücadele edeceklerdi?
4-Eğer bizde artık Akp vari bir yol izleyeceğiz, tek düşüncemiz iktidar olup birazda biz iktidarın nimetlerinden faydalanalım düşüncesinde iseniz, neden hali hazırda Akp varken ve hala daha iktidarda iken gidip dünyalık heveslerinize ulaşacağınız yerde, yarın ayakta kalması, tutulması, rağbet görmesi büyük risk olan ve ölü doğması muhtemel olan yeni parti hayaliyle zaman kaybettiniz?
5- Acaba perde arkasından size bu partiyi kurdurtup, sizi başarısızlığa sevk edip, maddi ve manevi zarara uğramanızı ve siyasi hayatınızı bitirip, bu yolla kendisine meşru ve haklılık ortamı oluşturmaya ve bakın bunlardan birşey olmaz havası vererek, gerek Erbakan hocamızın manevi mirasına ve gerekse emanetlerine zarar vermeye çalışanların eline koz vermiş olmuyormusunuz?
Evet Parti kurmak bir heves. Ama unutmayın ki, sonu olmayan bir yola girmenin bedelide ağır olur. O ağır bedeli göze alıyorsanız buyurun. Tabelacılar, reklamcılar, matbaacılar ve medyanın bu ara para kazanmaya ihtiyacı var. Piyasa biraz canlanmış olsun.

Belhum Edâl…
Tarinin en büyük değişim ve dönüşüm süreçlerinden birini yaşadığımız bu günlerde her geçen gün daha iyi anlıyoruz ki, Cennet mekan Erbakan Hocamızın, şeytanın saltanatı siyonizmi yıkan domino taşını ateşlediğini. Ve her geçen gün daha iyi anlıyoruz ki ne büyük biri olduğunu. Dolayısıyla da karşısında ki şeytanın hizmetkârı kimselerin de her geçen gün ne kadar alçaldıklarını. Amiyane bir tabirle “şeytan azapta gerek” . Şeytanın avaneleri içlerindeki kin ve nefreti Müslüm gündüz gibi kiralık zamparalarla kusmaya çalışsalar da Erbakan hocamızın anlattığı kızılderili hikayesi misali ” çaresi yok gebereceksin” tabiriyle siyonizim mutlaka ve çok yakın bir zamanda yıkılacak ve mutlaka “Adil Düzen” kurulacak . Vesselam…

SANA DEĞİL SAHİBİNE!
TV de Program sunucusundan Müslüm Gündüz’ e soru.
S- “28 Şubat’ta Hükümetin yıkılmasına sizleri de sebep gösteriyorlar.. ne dersiniz”?
C- “Hani nerde ortada hükümet mi vardı..” diye cevap verir.

Yahudi bu cıfıtın ağzına dizgini, kuyruğuna çöpü takınca..
Allah ta aklını alınca …
Ey sahtekar!
Sırf sana cevap yazan, seni adam yerine koyar. Bu yazılar Seni Türk Devletine, Hak nizama, Hakka tercüman Aziz Erbakan Hocaya hırlatanlaradır!
Tırnaklarıyla kazıyarak , tarihe altın harflerle yazılan bir yıllık bir iktidar vardı ..
– Siyonizme rağmen İslam Birliği deyip D- 8 i kuran..
– Sizin tanrılarınıza rağmen Adil Düzen diye haykıran…
– Çekiç Gücün ipini çeken..
– Emeklinin, İşçinin, memurun, yetimin yüzünü güldüren.. Tabi Gavur tohumlarını üzen..
– Tanrınız ABD’ nin üniversitelerinde; Erbakan dehasının bir yılda başardığı “nasıl bir ülkenin ekonomisi düzeltilip borç almadan denk bütçe oluşturulur” dersleri gördürülen..
Ve “fıtraten bir hayvanı” 4 yıl domuz çifliğine bağlayan..
-Ve şimdi de Bir Asil Fikrin devletleşmesi vardı, Suriye’de , Irak’ta, Zeytin dalında Siyonizme etek giydiren..

Tabi gözü terkisi, aklı bağırsağı olana bunlar anlatılamazdı!
Ayette Cenab-ı Hak ne güzel buyurmuş ; Andolsun, ( küfre, kötülüğe ve nankörlüğe sapan) cinn ve insanlardan bir çoğunu cehennemlik (olarak) yetiştirip fırsat verip çıkardık ki.. Onların Kalpleri vardır, bununla (gerçeği) kavrayıp anlayamazlar. Gözleri vardır, onlarla (ibret alarak) görüp bakamazlar. Kulakları vardır bununla işitip hakikati duyamazlar. Bunlar hayvanlar gibidirler hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar, (yaratılış amacından ve ahiret hazırlığından gafil olanlardır.(Araf 179)

Şimdi de Kemaliz’me düşmanlık perdesi adı altında, güya Devleti tehdit eden Aczimendi Zırtosu!…
• 70 li yıllardan beri gelen Fetö’yle bağın ortaya çıkmadı..
• İsrail ipin ve ticaretin açığa çıkmadı
• Devlete ihanetin cezası çekilmedi diye sevinme.. İpi uzatılanın cezası yükseltilir…
• Yine FETÖ, Saadet Partisi genel idare kurulunda ki Pakradun Yahudi ve ekibiyle AKP kurmayı konumundaki hainlerle birlikteliğin hesabı sorulmadı diye sevinmeyesin..

Bu Asil Milletin ve Kadim Devletin her cins domuza göre vuracak bir bağı vardır.

YA İÇİMİZDEKİLER
GÖRÜLDÜĞÜ ÜZERE GENEL OLARAK ÜLKEMİZDEKİ CEMAATLERİN TEK ORTAK ÖZELLİĞİ ERBAKAN HOCA DÜŞMANLIĞI
ONLAR DÜŞMANLIK EDERKEN PEKİ YA MİLLİ GÖRÜŞ CAMİASI İÇİNDE OLANLAR NE YAPIYORDU
BİR SEÇİM SÜRECİ YAŞADIK
-ADİL DÜZEN ANLATILMADI
-HOCAMIZA İHANET EDENLERİ BAŞKAN YAPMAYA ÇALIŞTILAR
-ERBAKAN HOCA TEKNOLOJİLERİNDEN KONUŞULMADI
-PARA NERDEN BULUNUR SORUSUNA NET CEVAP VEREMEYİP DIŞARDAN BULURUZ YANITI VERİLDİ
-PATATES SOĞAN ÇUVALI İLE MİTİNGE ÇIKILDI
-ERBAKAN HOCA TEKNOLOJİLERİNDEN HABERİ OLMADIĞI ORTAYA ÇIKTI
-MİLLİ GÖRÜŞ SİSTEMİNİ ANLATMAK YERİNE İÇERDE OLAN BİR ŞAHSIN SAVUNUCULUĞU YAPMAYAÇALIŞILDI
-HDPLİ BİRİSİ MİLLETVEKİLİ ADAYI YAPILDI BU ŞAHISTA YAPMIŞ OLDUĞU RÖPORTAJDA HOCAMIZIN SİSTEMİNİN YANLIŞ OLDUĞUNU SÖYLEDİ
-YİK BAŞKANI ÇIKTI İFTİRA ATTI
DAHA BUNUN GİBİ BİR ÇOK OLAYLARI YAŞADIK VE GÖRDÜK

Yapana değil yaptırana bak
Yapana değil yaptırana bak.İnsanlığı faiz ve fuhuş düzeninden kurtaracak Adil düzen projelerin mimarı Aziz Erbakan Hocamızın yaptığı hizmetlerin her biri sivri bir mızrak gibi siyonist mahvillerin bir yerlerine öyle bir girmişki hala bu kazıkların acısı ile ne yaptıklarını bilmeden hunharca Erbakan’a kinlerini bu Müslüm Gündüz belamlarını saldırtarak acılarını dindirmeye çalışmaktalar ama nafile sizler bu kazıkları çıkarmaya çalıştıkça Erbakanın dişlisini kırdiğı bu düzen yıkılacak artık Adil bir dünyanın kurulmasının önüne geçemeyeceksiniz. Herhalde son zamanlarda Aziz hocamızın yaptığı ve askeri mercilere verdiği teknoloji harikalarına karşı acziyet içinde kaldıkları ve tarihin sayfalarına gömüleceklerinin arefesinde olduklarının farkına varmışlarki can havliyle son çırpınışlarını yapmaktalar.
Ancak, Biz Hakkı Batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o (batıl ve barbar rejimler) yok olup gitmiştir. (Allah’a karşı) Nitelendiregeldiğiniz yakışıksız sıfatlardan dolayı eyvahlar size. (Beyni parçalanan ve fikriyatı boşa çıkarılan Batıl ve barbar sistemin, geri kalan görkemli gövdesinin çökmesi ve çözülmesi artık kolay ve kaçınılmaz olacaktır.)Enbiya suresi-18

Şeytan Azapta Gerek
Tarinin en büyük değişim ve dönüşüm süreçlerinden birini yaşadığımız bu günlerde her geçen gün daha iyi anlıyoruz ki Cennet mekan Erbakan Hocanın şeytanın saltanatı siyonizmi yıkan domino taşını ateşlediğini. Ve her geçen gün daha iyi anlıyoruz ki ne büyük biri olduğunu. Dolayısıyla da karşısında ki şeytanın hizmetkârı kimselerin de her geçen gün ne kadar alçaldıklarını. Amiyane bir tabirle “şeytan azapta gerek” . Şeytan avanesi İçlerindeki kin ve nefreti Müslüm gündüz gibi kiralık zamparalarla kussamaya çalışsalar da Erbakan hocamızın anlattığı kızılderili hikayesi misali ” çaresi yok gebereceksin” tabiriyle siyonizim mutlaka ve çok yakın bir zamanda yıkılacak ve mutlaka “Adil Düzen” kurulacak . Vesselam…

Adil Düzen’e geçilirken, tarih tekerrür ediyor…
Seçimden önce Sisi denen dönme çıktı piyasaya, şimdi de bu mahlukat… Ne ilginçtir ki; tarih tekerrür ediyor.
20 yıl sonra ne oldu acaba da, 28 Şubat’ın aktörleri bir bir piyasaya çıktılar yeniden?!…

Adil Düzen’e geçilmesin diye 28 Şubat’ı tertip edenler, bugün de aynı aktörleri niye kullanırlar ki?!… Erbakan öldü(!) ya yahu!?… Bu korku niye ki?… Yoksa ölmedi mi?!… Yoksa bizim bilmediğimiz(!) bir şeyler mi biliyorsunuz?!… Yoksa, Adil Düzen’e geçiliyor da, sizler cami duvarına mı bevlediyorsunuz?!…

Yoksa, yoksa… Hani Aziz Erbakan’ın şu sözü mü sizi korkutan:

“Bizi toprağa gömüp üzerimize beton dökmeye çalışanlar bilsin ki, Bizi mağmaya da koysalar lav gibi fışkırıp o mağmadan çıkar, Yeni Dünyayı kurarız.”

Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz bir Hadis-i Şeriflerinde; “Ahir zamanda Müslümanlarla Yahudiler arasında gerçekleşecek olan savaşta, taşların dahi dile gelip Yahudi’yi ele vereceğini ama Ğargad ağacının Yahudi cinsinden olduğunu, mel’un Yahudilerin bir tek o ağacın arkasına sığınacağını” haber vermişlerdir.

Bir İsrailli yetkili ile yapılan röportajda, muhabirin: “Neden İsrail’de her yerde bu ağacı görüyorum?” sorusu üzerine, Siyonist yetkili: “O ağaç bizi Müslümanlardan koruyacak.” cevabını vermiştir.

Şimdi bu mel’un Siyonistler; o gün O’nu (S.A.V.) tanıdıkları ve her sözünün Hakk olup, mutlaka vukuû bulacağını bildikleri gibi… Bugün de bilirler ki; Aziz Erbakan Hoca, O’nun (S.A.V.) bu asırdaki temsilcisidir, her sözü Hakk’tır ve mutlaka çıkacaktır.

Göz göre göre; Adil Düzen’e geçilirken, bu Siyonistlerin işi bu çapsız ve bayatlamış tertiplere kaldıysa, bu onların çaresizliğinin de göstergesidir.

Burada acı olan durum esasen şudur: İşte bu Siyonist cıfıtlar, Aziz Erbakan’ın Manevi mahiyeti ve teknolojik hazırlıklarının farkındalar, Erbakan’a inanıyorlar ama Yahudiliğin gereğini aleyhte çalışıyorlar. Hem de yenileceklerini bile bile… Milli Görüşçü olduğunu iddia eden yüzbinler ise, O’nun yolunda olduklarını söylüyorlar ama Erbakan’ın bizzat haber verdiği teknolojilere inanmıyorlar. Zaferin Allah’ın kesin va’adi olduğunu unutup, Allah’ın va’adine rağmen; uyuzlar, kara mollalar eliyle CHP’yle sözde ittifak-özde iltihak edip 3-5 vekilliğe Kutlu Davamızı değiştiriyorlar. Ne kötü bir alış-veriş!?

Bugün Müslüman geçinen, âlim geçinen, hoca hacı geçinen ve özellikle de Milli Görüşçü geçinenlerin durumu ile Siyonistlerin durumu şu fıkraya ne kadar da benziyor…

Küçük kasabanın birinde, bir caminin tam karşısında arazisi olan adam, arazisi üzerine bir genelev inşa etmeye başlamış. İmam ve cemaat buna şiddetle itiraz etmişler, ancak mal sahibinin kendi arazisi üzerine nasıl bir işyeri açacağına da yasal olarak karşı çıkamamışlar. Tüm cemaatin tek yapabildiği şey, imamın öncülüğünde bu genelev için her gün beddua etmekten öteye geçememiş. İnşaat ilerlemiş ve açılışına birkaç gün kala her nasılsa şiddetli bir yıldırım düşmesi sonucu genelev yerle bir olmuş. Caminin cemaati bu olaydan duydukları büyük memnuniyeti saklamaya gerek görmemişler, ancak genelev sahibi adam, cami imamının ve cemaatin direk veya indirekt olarak bu hasardan sorumlu oldukları iddiası ile camiye karşı tazminat davası açmış. Cami imamı ve cemaat, savcılığa verdikleri savunmalarında bu konuda herhangi bir şekilde sorumlu tutulmalarına şiddetle itiraz etmişler. Bu olayın kendi dualarından dolayı meydana gelmiş olabileceği iddiasını da kabul etmemişler. Gerekli tüm belgeler tamamlanıp mahkemeye günü geldiğinde hâkim dosyayı dikkatle incelemiş ve taraflara dönüp:
“Bu konuda nasıl bir hüküm verebileceğimi bilmiyorum.” demiş.
“Ancak dosyadaki tutanaklara bakarsak ortada tuhaf bir durum var. Taraflardan birisi duanın gücüne inanan bir genelev sahibi, diğeri ise duanın gücüne kesinlikle inanmayan ve inkâr eden bir imam ve cemaati…!”

Genlerinin Gereği
Son kullanım tarihleri daha dolmamış demek ki Siyonizm yeni görevler veriyor, eh genler baskın olunca ne yapsın geninin gereğini yerine getiriyor. Siyonizm şunu anlamış; yakında saltanatı çökecek, ama bu çöküşü kim hazırlamış… iyi biliyor. Erbakan Hocamızın üretttiği yüksek teknoloji silahlar ve adil düzen karşısında artık yapacak bir şeyi kalmadı. Mehdiyet dönemi, kutlu dönüşüm, bütün insanların huzur içinde yaşayacağı devir başlıyor Allah’ın (c.c.) izniyle. Bunun için uşakları aracılığıyla saldırıyor. Cenabı Hakk bir insanı sevdiğini daha dünyadayken gösterirmiş. Rahmetli Erbakan Hocamızın cenazesi bunun gösterilmesidir. Ordu komutanından işçisine herkes ordaydı. Ben merak ediyorum aklı uçkurunda Müslüm Gündüzden tutun da Akit tv sine kadar Erbakan düşmalığı yapanlar nasıl ölecekler (şöyle bir kameraya alınsa) ve millet bunları nasıl değerlendirecek bi bakalım.
Herkes kanının, geninin ve mizacının gereğini yerine getiriyor.

Azabın Çetin olsun
Hacı hacıyı Mekke de, derviş dervişi tekkede, puşt puştu dakka da bulurmuş diye bir söz var. Zaman döndü gün geçti, epeyide zaman geçti 28 Şubat’tan bu yana ama yine dakka da buldular bir birlerini. Ak it Tv nin göya modaretörü soru soruyor, meczup bile denemez aklı evvel siyonizim uşağı coştukca coşuyor. Neymiş aczimendi imiş. Allahın karşısında şüphesiz hepimiz muhtaç ve kudreti karşısında aciz’iz, amma bu Müslüm Gündüz denen uçkur düşkünü Allah’a karşı değil siyonizme karşı çok ama çok aciz ki. Yıllar sonra yine kullanılmak için yine koşturmuşlar bu ahmağı.

28. Şubat’ta don gömlek dünya’ya rüsvay etti bu zavallıyı siyonizim, 1200 km den koşa koşa Fadime ye gelen bu uçkur ehli zavallı, yaptığı her şey İslam’a yamandı, birileri eliyle müslümanlar bu dedirtildi, şimdi ise yine frengmanlarda bu var ve asıl filim sonra gelecek herhalde. Tarihte Televizyon kanalları ile başlayan vizyon gösterileri, sonra Ankara sokaklarında devam etti, filim son yazmadan önce Fadime Şahin le yatakta bitti. Şimdi sormak lazım bu kullanılmaya müsait zavallıya şimdi ne olduda kinini, hiç bir şekilde müslüman’a ve bütün insanlığa faydadan başka bir şeyi dokunmayan Muhterem Erbakan Hocama dil uzatıp kinini kusuyorsun. Kalpleri içerisinde gizlediklerini bilen Allah sana bir ders vermişti rezilliğin dünyaya gösterildi utanmadın. Şimdi ise Ak it gibi neyüdüğü bilinen bir TV kanalında yeniden arz’ı endam ediyorsun, bu sefer kimin koynundan çıkacaksın acaba. Abdurahman DİLİPAK , AKP li millet vekilerini uyarırken ya kadın neyse kadının olmadığı iğrenç sahneler var diye uyarıyordu. Müslüm Gündüz’ün yeni seneryodaki filimin sonu da onlar gibimi olacak diye düşünmüyorda değilim. Bir insan ancak böyle kullanılır. Kimbilir kuyruğun kimin elinde bay Müslüm Gündüz. Hayalini başkaları üzerinden keramet gibi anlatmaya çalışan zavallı, Hasan Mezarcı ben mesih’im deyip dolaşan zavallı yı ispat gösterip, keramet uyduran gafil, Şeytanda meleklerin hocasıydı ama lanetlenerek kovuldu, şimdi sizin gibilere uçkur pahasına askerlik yaptırıyor.
Haddi bilmek haktır
Lakin bilmez zavallı
Müslüman mıdır, her kıllı sakallı
Ebu cehil dede vardı yazık’ki aynısı

Fitne çıkarmaksa derdin ey gafil
Başka kapıya,
Çamurlamak için sende girdin sıraya
Şeytan alkış tutar senin gibi zavallıya

Ey Müslüm Gündüz Yükün günah olsun, heyben iftiralarla dolsun. Hesabın ve azabın çetin olsun.

Bunca rezil insanların iftiralarını duyup okuyup, izleyip sesini çıkarmayan hatta bıyık altından gülen SP liler. Vakıf yöneticileri, Erbakan hocamın maddi manevi her türlü imkanını sonuna kadar kullanan erdem yoksunu insanlar neredesiniz ?. Malesef susuyorsunuz. Ya korkunuzdan susuyorsunuz, yada bu kirli çanağın içerisinde sizlerde varsınız. Milli Çözüm Dergisi ve yazarları hiç bir beklentisi olmadan sonuna kadar, Erbakan Hocamın emanetlerine ne pahasına olursa olsun sahip çıkacaktır. Şerefimi Erbakan Hocama sadakatte buldum Elhamdülillah. Sahip çıkamayanlar düşünsün.

Karanlık münafık!
Adı güya müslüm soyadı gündüz lakin bize yansıyan kısmı karanlık kesimlerin uşağı bir münafık olduğu gerçeği. Uşaklığın yanında uçkura düşkünlük apoletini de taşıyan bir alçak olarak ipini elinde tutanların emriyle Aziz Hocamıza saldırması, siyonizme atılan sillenin boyutunu gösteriyor. Ha bir de bu alçağa kadar düştülerse onların da canı kalmamış elhamdülillah.

Ey Müslüm Gündüz
merak ediyorum acaba oynanan bu bayat bir o kadar da çapsız basit siyonizmin tiyatrosunu oynayan belli bir karakteri olmadığı için her türlü kışkırtıcılık yapmak ar namus tan alakasız olduğu için fırsat verilince şalvarı sıyırmaktan çekinmeyen münafıklıkta ne kadar yol almış Erbakan gibi muhterem bir zata bile havlamada görev alabiliyor acaba. Kendisi 8. sınıf bir münafık olduğuna göre kendisine bu görevi verenler kaçıncı sınıf bunlara inanlar kaç kişi olur ve bunlardan medet uman siyasiler onlarıda seçenlerinde karakterini göstermiyor mu?
Ama değil mi ki herkes cibiliyetinin karakterinin genlerinin gereğini yapıyor, hani bazı insanlar vardır küfür etmeye başlayınca sistematik şekilde beş dakika sürdürürler ben onu beceremiyorum ama sanırım maksat hasıl oldu.

Bu tip şarlatanlar, her yüzyılda bir gönderilen Asrın Muhammedi olan zaatların her daim karşısında olmuşlar ve oldurulmuşlardır. Ve bunlara hak ettiği karşılığı en güzel biçimde veren, hak davaya sadık sadakat sahibi az sayıdaki kimseler her 100 yılda ol
[b]Bu tip şarlatanlar, her yüzyılda bir gönderilen Asrın Muhammedi olan zaatların her daim karşısında olmuşlar ve oldurulmuşlardır. Ve bunlara hak ettiği karşılığı en güzel biçimde veren, hak davaya sadık sadakat sahibi az sayıdaki kimseler her 100 yılda olagelmiştir!..[/b]

Üstadımız Ahmet AKGÜL Hocamızdan dinlemiştim:
Önce Cenabı hak peygamberlerini Allah hepsinin şefaatine layık eylesin. Mucizelerle göndermiş ki peki her peygamberin mucizesi niye farklı dersek, her peygambere cenab-ı allah farklı bir mucize vermiş. Ancak o asırda görevli kılındığı kavim içerisinde en çok rağbet edilen önem verilen konu neyse herkes neyin peşindeyse neyi arzu ediyorsa neye ulaşmak istiyorsa allah o cinsten bir mucize verir. Neden çünkü İslam’ın temeli tebliğdir tebliğin temeli de iştiyak ve ihtiyaç duymaktır. Toplum neye iştiyakı ihtiyacı varsa o konulara rağbet eder.
[b]Hz. Nuh[/b] aleyhisselam mucizesi neydi. Gemi, gemi yaptı. O gün toplum içinde en rağbetli sanat marangozluktu. Ama hiçbir marangozun yapamayacağı o gün için gözünün görmediği mükemmel bir gemi yapılıyor. Niye e toplum o asırda o cins bir mesleğe meraklı onu üstün sayıyor. Herkes çünkü marangozluk yapmak istiyor

[b]Hz. Davut [/b]zamanında en çok rağbet edilen sanat demircilik. Herkes çocuğunu demirci yapıyor. Çünkü saç silahlar ev aletleri tarım aletleri her şey demir ile yapılıyor. Demirci olmak en büyük kazanç getiren bir sanat. Cenabı hak hz. Davuda avucuyla eritecek istediği şekli verecek bir mucize veriyor. Hatta bugünkü demircilik sanatında buna ulaşan çıkmamış. Niye toplum peygamber görmeye gitmez ama sen gibi biri demirci çıkmış bunları yapıyor dense merakından gidecek. Demirci görmeye. Geliyor ve Hz. Davud’la muhattap oluyor.

[b]Hz. İsa[/b] döneminde tıp ilmi çok yaygın. Kendisine keçilerine ilaç yapabiliyor tıp bu kadar yaygın. Tıbbın bile bugün erişemediği bir mucize veriyor Cenabı hak. Abraş hastalığı, alaca hastalığı derler bazı yerlerde. Ölüyü diriltiyor.Halkın dikkatini çekmek rağbetini çekmek önem verdiği konularda onları etkilemek için.

[b]Hz. Musa[/b] döneminde sihirbazlar öyle sihirler gösteriyorlar ki ayet diyor Hz. Musa bile korktu. Öyle sihirler gösterdiler ki O biliyor bu sihirdir göz boyamadır ama iyide böyle bir canavar vardır geliyor işte. Gözü korktu hz. Musa’ya bütün sihirbazların sihrini boşa çıkaracak bir mucize ile Allah destekledi. Çünkü ihtiyaç o cinsten .

[b]Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)[/b] döneminde en büyük herkesin rağbet ettiği şey şiir hitabet edebiyat. Cenabı hak peygamber efendimize gönderdiği Kuran mucizesinde bütün hatiplerin şairlerin edebiyat eserlerini çöpe attıracak Kabe ye asılan şiirleri kendi elleriyle indirip Kur’an geldikten sonra ayıptır burada kalması dedirtecek bir Kur’an.. Belagatın en üst seviyesinde bir kitap İlahi kitap gelir. Efendimizden sonra peygamber gelmemiş. Ama ihtiyaç devam ediyor.

Efendimizden sonra ilk çıkan hastalık İslam’da ayet ve hadislerden farklı manalar çıkarma farklı yorumlar çıkarma yüzlerce kafadan yüzlerce farklı ses çıkmaya başladı. Bir imam-ı azam, bir imam-ı şafi, bir imamı malik tesadüfen çıkmadı. İlk İslam’daki bidat ilk İslam’a sokulan yanlışın ilki devlet yönetiminde Kur’an-i kuralların rafa kaldırılması. Kabilecilik ırkçılık adam kayırma sultanların keyfine göre fetvalar uydurma dönemi başladı. Bir Ömer İbni Abdülaziz hazretleri ortaya çıktı. Devlet yönetiminde Kur’an-i kuralları hakim kılma yönünde gayret etti ve başarılı oldu. Ondan sonra ki asırlarda ayet ve hadisleri yozlaştırma yorumlama hastalığı çoğaldı bir[b] İmam-ı Azam İmam-ı Şafiler[/b] çıktı. Ondan sonra tasavvuf çok yayıldı her tarafta. Güzel hizmetlere vesile oldu. Bu sefer bir kısım İtikadi sapkınlıklar tarikatlar içinde zuhur etmeye başladı bir [b]İmamı Rabbani [/b]hazretleri çıktı. Arkasından Avrupa’dan felsefe yunan felsefeleri tercüme edildi biraz faydası da oldu akli düşünce yeteneğini geliştirmeye. Bu sefer aklı putlaştırmağa her şeyi akılla çözmeye kalkma hastalığı zuhur etti bir İmam-ı Azam için. Arkasından tarikatla şeriat medrese ile tekke düşman olmaya başladı. O onu kafir sayıyor o ona sataşıyor bir [b]Mevlana Halidi Bağdadi [/b]çıktı. Hem tarikat üstadı hem şeriat üstadı. Tarikat aynı şeriattır. Şeriat aynı tarikattır. Farkı sadece laftadır diyerek tecdid yaptı. Onu yüzlerce halife gönderdi. Onu en önemli halifelerinde biride alman asıllı zattır. Ve onun ismi nedir elektriği bulan zattır. Nikola Tesla. Mevlana Halidi Bağdadinin öğretileri ile elektriği bulmuş.

Mevalana halidi bağdadiden sonra bu sefer Avrupa işgalleri batı hayranlığı , bilimsellik adı altında bir inkarcılık akımı başladı Cenabı hak bir [b]Bediüzzamanı [/b]ortaya çıkardı akli bilimsel delillerle iman hakikatlerini ortaya koyan bir tecdid hareketi yaptı.

Genç ihtiyar köylü şehirli hain cahil herkesin merak ettiği bi şekilde ilgilendiği alakadarlık gösterdiği devlet yönetiminde topluma hizmetde en yetkili olan vasıta siyasetdi. Öyleyse [b]Erbakan’ın[/b] siyasete çıkması tesadüfen değildi. Canı sıkılmışda parti kurmaya kalkmamışdı. İlahi kader ve sünnetullah gereğiydi. Erbakan bu sayede çıkması lazımdı ve çıktı.
Bu elçilerin hep karşılarında konumuzla ilgili belamlar hamanlar şarlatanlar her daim konu olmuşlar ortak düşmanlık etmişlerdir…

[b]Erbakan Hocamızın; Hz. Âdem’den (as) günümüze kadar insanlık tarihinde hiçbir şahısta görülmeyen farklılıkları.[/b]

Peygamberlik (Nübüvvet ve Risalet) Allah’ın özel tayin ve takdiridir, en yüce mertebedir. Peygamberlik makamına çalışarak ulaşmak mümkün değildir. Ancak aşağıdaki gibi farklı bir özellik olarak şu tespitlerin yapılması münasiptir:

1- Hz. Adem (as)’dan Efendimize, Efendimizden bugüne kadar hiçbir zatın karşısında; Hristiyan’ından Yahudi’sine, putperestinden ateistine tüm kafirlerin ve din istismarcısı münafık kesimlerin böylesine ortaklaşa düşman olarak birleştikleri görülmemiştir.

2- Tarih boyunca hiçbir zatın düşmanlarının; ekonomik, siyasi, teknolojik ve askeri yönden Erbakan Hocamızın düşmanları kadar güçlü oldukları tespit edilmemiştir.

3- Tarih boyunca hiç kimse; İslam Birliği Teşkilatı, İslam Ortak Pazarı, İslam Kültür İşbirliği Teşkilatı, İslam Dinarı, İslam Savunma Paktı gibi evrensel kurumları ve bunlarla ilgili kuralları Erbakan Hocamız dışında hazırlayabilmiş değildir. “Adil Düzen” projeleri de Hocamızın bir eseridir.

4- Hz. Adem (as)’dan günümüze kadar hiç kimse, kendi içinden ve çevresinden; makam ve imkân sağladığı, bakan ve belediye başkanı yaptığı, meşhur edip öne çıkardığı kimselerce, Erbakan Hocamız kadar hıyanete uğrayan başka bir zat bilinmemektedir.

5- Tarihin hiçbir döneminde, Erbakan Hocama yaptıkları düşmanlık karşılığı hainler böylesine yüksek makam ve imkânlarla ödüllendirilmemiştir. Ona hıyanetin; nicelerine Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Bakanlık ve Belediye Başkanlığı kazandırdığı bir gerçektir.

6- Siyonist şer cephesinin yüzyıllardır hazırladıkları ve bütün dünyayı hegemonyaları altına soktukları askeri silah sistemlerini boşa çıkartacak, ama çok ucuza mal olacak ve toplu tahribat ve katliamlara yol açmayacak teknolojik bilgi ve projelere sahip ve bunların önemini ve gereğini müdrik Erbakan dışında kimse görülmemiştir.

7- Efendimizden sonra gelen İslam Âlimlerinin pek çoğunun sözleri, eserleri ve isimleri şer cepheleri ve Siyonist merkezler tarafından istismar edilebilmiş, onlarla ilgili konferans seminer ve anma etkinlikleri düzenlenmiş; ancak ERBAKAN Hocamızın hiçbir sözünü ve projesini istismar edip, kendi hesapları ve çıkarları doğrultusunda kullanmaya girişememişlerdir.

Bu şarlatanların sayısı hiçte az olmamakta. Bu şarlatanları çözebilmek bunların oyununa tuzagına düşmemek için İSTİKAMET üzere olmak şartı vardır. İstikamet üzere olmak ve kalmanın şartı ise Aziz Erbakan hocamızın ifade buyurdukları gibi; maneviyatcı olmak, hakkı üstün tutmak ve nefis terbiyesini esas aldığımız takdirde Hidayet feraset ve dirayet nimetlerine kavuşuyoruz ve bunları uygulayabilmenin en mühim olmazsa olmaz şartı da ZAMANIN SAHİBİNE veya Mevlana’nın tabiriyle Asrın Muhammedine tâbi taraf olmak ve ona itaat etmekle işte bu şarlatanların tuzağına düşmüyoruz.
Rabbimize sonsuz hamdü senalar olsun ki bu şarlatanların ipliğini pazara çıkaran, siyonistlerin tüm plan ve projelerini altını üstüne çeviren etkisiz hale getiren Zamanımızın sahibi Milli Görüşün bu günkü tek temsilcisi Milli Çözüm ve Şahsi Manevisi Üstad Ahmet AKGÜL Hocamıza sonsuz teşekkürü vazife sayarız . Milli Görüşün tek temsilcisi neden MİLLİ ÇÖZÜM olduğu gerçeğine değinecek olursak görülüyor ki Milli Görüş ve Erbakan fikriyatına icraatına Adil Düzen projelerini anlayan anlatan kendisine yegane gaye hedef edinen tek bir camia kalmıştır ve kendisini o sahada ispatlamıştır Milli Çözüm.
Bu konumuzdaki şarlatanlar bağlı oldukları şeytani merkezlerin söylediklerini yapacaklar, tabi ki hakka bağlı bizler de hakkın merkezine tâbi ve taraf olarak itaat ederek HAKKIN hizmetkârlığını yapmaya hakkı haykırmaya devam edeceğiz inşaallah. Rabbimiz istikametimizi bozmasın hakkı hak bilip hakka sığınan batılı batıl bilip ondan kaçınan ve etkisiz kalması için hayat iman ve cihat düsturunu kendine prensip edinen kullardan olmamız duasıyla.
Yazarımızı kutluyorum eline kalemine yüreğine sağlık. Allah razı olsun.

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
21
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...