Ahmet AKGÜL
“Mason olan bir subay ve komutan, TSK’nın ve Milli çıkarlarımızın değil; Siyonist odakların ve onların güdümündeki Amerika ve Avrupa’nın bağımlı hizmetkârıdır. Masonlar; resmi ve asker bürokrasisinin, siyasi partilerin ve sivil örgütlerin, ekonomi ve medya tekelinin içine sızmış, koynumuzda beslediğimiz ve sinsice zehirlendiğimiz hıyanet yılanlardır!”
Masonların, bundan önceki milliyeti, dini, mezhebi, mesleği, mensubiyeti sadece şekilde ve kendisini gizlemek maksadıyla kalmaktadır.
Yoksa artık, onların dini de, devleti de, hizmet ve ibadeti de, emir ve talimat merkezi de, beynelmilel Masonluk teşkilatıdır.
Rotary ve Lions kulüpleri Masonluğun devşirme ocakları, eğitilme, denenme ve elenme basamaklarıdır. Kökü dış güçlere ve Siyonist Yahudi merkezlere bağlı hıyanet ve örgütlü derin siyaset odakları olduğu için ve zaten aynen bu gerekçeyle Mustafa Kemal tarafından resmen ve fiilen kapatılmış, ama maalesef İsmet İnönü, ardından Celal Bayar ve Menderes eliyle yeniden hortlatılıp milletin ve devletin başına bela açılmıştır.
Bu nedenle ister siyasi, ister askeri görevli olsun, ister resmi, ister sivil olsun, herhangi bir insan;
- Hem Atatürkçü hem Mason olamaz! Aksini söylüyorsa, açıkça sahtekârlık yapmaktadır.
- Bir insan hem Mason, hem Müslüman olamaz… Oluyorsa tam bir münafıktır ve gâvurlara kiralık bir yalancıdır.
Türkiye Cumhuriyetinin en sinsi ve tehlikeli düşmanı, PKK veya irtica değil, evrensel Masonluk, onun yan ve alt kuruluşları ve bağlı oldukları Bilderberg, CFR ve ADL gibi Siyonist Yahudi odaklardır.
Çünkü PKK, Hizbullah, IBDA-C gibi terörist örgütler de, Fetullahçılık, sahte tarikatçılık ve ılımlı İslamcılık gibi din istismarcısı hareketler ve AKP gibi kiralık partiler de, aslında hepsi bu Siyonist ve Masonik yapıların kuklaları ve kuyrukları konumundadır. Ergenekon tipi yapılanmalar ve çok çeşitli MAFYALAR da aynı şeytanların maşalarıdır.
Bu nedenle TSK, asıl ve azılı tehdit ve tehlike olarak devlet organizesine ve ordu bünyesine, habis kanser urları gibi sızıp sızlatan bu masonları görmeden ve sağlıklı hücrelere zarar vermeyecek tedbir ve tedavilerle bu Masonik kangrenleri temizlemeden, hem sağlıklı bir yapıya kavuşması hem de toplum nazarında daha büyük ve güvenilir bir saygınlık kazanması imkânsızdır.
Yanlış hatırlamıyorsak, E. GKB. Sn. Hüseyin Kıvrıkoğlu döneminde “subay ve astsubayların Mason Localarına girmelerini yasaklayan bir talimatname yayınlaması” oldukça anlamlıdır ve tarihi bir adımdır. Çünkü bir Mason Türk milletinin değil, Siyonist merkezlerin güdümündeki ABD, AB ve İsrail’in subayı olacaktır.
Evet, “yiğit erkeklerin bir gün, ama ürkek ve gevşeklerin her gün” öldüğü unutulmamalıdır.
Azgın katıra (ve mason Cartır’lara) göz kestiremeyip, zavallı palanına güç yetirip döven” ucuz kabadayılıkları artık kimse ciddiye almayacaktır.
Mustafa Kemal’in “en sinsi, tehlikeli ve dış merkezli hıyanet ocakları” diye kapattığı MASON LOCALARINA, dokunmaktan ve bunları ağzına almaktan bile korkanlar, BOP’a eş başkanlık ve NATO’ya paşa yapılsa da, hiçbir zaman milli kahraman olamayacaktır.
Çünkü Masonluk siyonizme metreslik yapmaktır. Kendi kahpelerini hizaya sokamayan ve kontrol altına alamayan bir kurumun, ciğerleri kurum bağlayacaktır. Fahişelerin solcusu sağcısı, beynamazı dindarı, Müslümanı Hıristiyanı, dikta kafalısı demokratı olmayacaktır, bu suni etiketlere aldanan da ahmaktır.
Ey AKP’li kahramanlar, demokratik ve medyatik yazar ve yorumcular… Ey paşalar ve komutanlar… Ve de ey muhalefetteki kuruntulu kurmaylar!
Var mısınız aynen Atatürk gibi, Mason Localarını kapatmaya ve ardından, iyi niyetle veya bir takım mecburiyet ve mazeretlerle katılanlar hariç, ruhunu şeytana satmış ve siyonist Yahudilere Katolik nikahıyla bağlanmış bu hain kuklaları, yani masonları ayıklamaya!?..
Org. İlker Başbuğ’dan önce Trabzon’da biri daha vardı (ve Beynelmilel Masonluğun önemli bir adamıydı!)
Başbuğ’dan önce Trabzon’da biri daha vardı, peki kimdi? Hayat hikâyesi ilginçti. Gençlik yıllarında Etiyopya’da gönüllü öğretmenlik yapmış, 1975 yılında İngiltere dışişleri bakanlığına girmiş birisiydi.
İlk görev yeri, en karışık zamanında İran oldu ve 1977’de İngiltere’nin Tahran Büyükelçiliği’ndeki göreve getirildi. İranlı Roşan Firuz ile evlendi. İslam devrimiyle birlikte, 1980’de İngiltere’ye döndüğünde “İngiliz Şövalyelik Nişanı” ile ödüllendirildi.
O İranlıları, İranlılar onu çok iyi tanıyordu. İran gazetelerine göre; Yahudi asıllıydı. 1990 yılında yeniden İran’a gönderildi. 1993 yılına kadar ikinci kez Tahran’da görev yaptı. Üç yıl sonra ülkesine döndüğünde bu sefer iki ödül birden aldı; Aziz Michael ve Aziz George madalyasına layık görüldü.
Hep kritik dönemlerde, kritik bölgelerde, kritik görevlerde bulundu! 2002 yılına gelindiğinde İngiltere’nin Afganistan Özel Temsilcisiydi. Şu anda Türkiye’de görevli.
İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi David Reddeway’den bahsediyoruz. İki ay önce geldi. Türkiye’ye gelir gelmez, ayağının tozuyla gittiği ilk yerlerden biri neresi oldu dersiniz?
Trabzon, hem de tam o gün 34 PKK’lı terörist Habur sınır kapısından teslim oluyordu! David Reddeway, Habur’un tepkisini ölçmek için Trabzon’u seçmişti!
Uzmanlık bu olsa gerekti. Çünkü Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ Trabzon’da sert bir çıkış yapmıştı.
Başbuğ; “Niye Trabzon’da yaptığımın özel bir anlamı var. Herhalde anladınız. Trabzon önemli” derken, acaba bu ilginç ayrıntıya mı dikkat çekmişti?[1]
Komutanların Trabzon tavrı!
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, 17 Aralık’ta Trabzon’da yaptığı basın toplantısında açık mesajlar veriyordu. Toplantı sırasında Org. Başbuğ’un yanında Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Işık Koşaner, Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Hasan Aksay, Jandarma Genel Komutanı Org. Atila Işık ve 3. Ordu Komutanı Org. Saldıray Berk de hazır bulunuyordu. Erzurum Başsavcısı Osman Şanal’ın Org. Saldıray Berk’i ifadeye çağırdığı iddiası gazetelerde yer aldığı bir süreçte Org. Berk’in de Başbuğ ve Kuvvet Komutanlarıyla birlikte bulunması, iddiaya karşı tavır olarak yorumlanıyordu.
Org. Başbuğ, basın toplantısı için “denizler hâkimi” diye nitelediği Oruç Reis firkateynini seçtiğini özellikle hatırlatıp: “Bugün, bu konulara özellikle üzerinde olduğumuz TCG Oruç Reis Fırkateyninde değinmemin özel bir anlamı var. Herhalde herkes, açıkça ne demek istediğimi anlamaktadır” diye vurguluyordu.
Adres açıktı: Kafes tertibini yürüten MASONİK merkez bu mesajı alıp Taraf Gazetesinden başını uzatıyordu. MASONİK tertip medyasının amiral gemisi Taraf, 18 Aralık günü “Sen bize Kafes’i anlat” sürmanşetiyle küstahlaşıyordu.
Başbuğ’un “kurumlar arası çatışma uyarısı”
“İçinde bulunduğumuz bu süreçten rahatsızız. Bu rahatsızlığımızı her vesileyle yetkili ve ilgili makamlara ilettiğimiz gibi, yasal olarak yapılması gerekenleri de yapıyoruz. TSK’ya karşı planlı ve kendi amaçları ve menfaatleri çerçevesinde haksız şekilde psikolojik harekât yürütenlere diyorum ki, tuttuğunuz yol ve bulunduğunuz yer doğru değildir. Türk milletinin büyük çoğunluğu da ne yaptığınızın farkındadır.
“Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletidir. Her şey yasalara uygun olarak yürütülür. Ciddi hukuk devletinde imalı konuşmalara, dedikodulara yer yoktur. Bu düşünceleri kapalı ve açık şekilde söyleyenler ve ima edenler, bize göre bu yaptıklarıyla, kendilerinin ne kadar zavallı bir konumda olduklarını Türk milletine göstermektedirler. Bu kapsamda, adli makamlarımıza da bazı sorumluluklar düşmektedir. Adli makamlar ihbar mektuplarına, özellikle itirafçıların ve gizli tanıkların verdikleri ifadelere karşı daha duyarlı ve daha dikkatli olarak hareket etmelidir. Böyle durumlarda adli makamlar, TSK ile bilgi teatisi ve iş birliğinde bulunmalıdırlar. Aksi durumlar, kurumlar arası çatışmalara neden olabilir.”
“Artık sessiz kalamayız”
“Artık haksız ve mesnetsiz suçlamalara karşı da TSK sessiz kalamaz. Türkiye’nin önünde elbette zorluklar, güçlükler vardır. Ancak inancımız şudur ki; “Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti’nin birlik, beraberlik ve bütünlüğünü koruduğu müddetçe her türlü zorluğu ve güçlüğü yenebilecek güçtedir. Gün, birlik, beraberlik ve bütünlük günüdür.” diyerek duyarlı ve tutarlı bir tavır sergileyen Başbuğ’a bir katkı sunalım: ”MASON İLLETİ KURUTULMADAN, MASUM MİLLETİMİZ KURTULAMAYACAKTIR!”
Çok net biçimde, Ordumuzu ve Yurdumuzu gerçekten seven ve sahiplenen bir içtenlikle uyarıyoruz:
Ya uluslar arası şer odaklarının ülkemizdeki irtibat karakolları ve kökü dışarıda hıyanet ocakları olan… Türkiye’mizin birlik ve dirliğine, Silahlı Kuvvetlerimize ve Cumhuriyetimize saldırmak için fırsat kollayan MEDYA’NIN, MAFYA’NIN ve tüm MARAZLI OLUŞUMLARIN gizli patronları sayılan bu MASON LOCALARININ kapatılması ve kökünün kurutulması için, aziz milletimizle birlikte harekete geçeceksiniz…
Veya; Milli Güvenlik Kurulunda ve diğer anayasal platformlarda gerçekleri haykırmak yerine; yok savaş gemisinde, yok bayram töreninde, yok şehit cenazesinde verilen demeçlerle ve böylece AKP’nin milletin kalesine gol atmasına yarayan orta paslara dönüşen dolaylı desteklerle, sadece AKP’nin ve diğer solcu-sağcı işbirlikçilerin ekmeğine yağ süreceksiniz!..
Üstelik bu milli hassasiyet ve Atatürkçü cesaret gerektiren girişime göğüs gererseniz; AKP, MHP, CHP ve diğerlerinin gerçek yüzünü de ortaya dökeceksiniz ve aziz milletimizin gönlünde göklere yükseleceksiniz. Aksi halde, bu gün KARARGAH bastıranların yarın GENELKURMAY bastırmalarını önleyemeyeceksiniz!
NATO ile birlikte kurulan, daha sonra GLADYO’nun güdümünde olduğu konuşulan ÖZEL HARP DAİRESİ olarak çalışan, şu an ise Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı bulunan SEFERBERLİK TETKİK KURULU; Barış döneminde muhtemel işgallere karşı gayri nizami harp ekiplerinin ve silahlı savunma hareketlerinin organize hazırlıklarını yapan ve Türkiye çapında 16 bölge müdürlüğü oluşturulan çok hassas ve hayati bir birimdi. Geçmişte rahmetli Alparslan Türkeş ve Boğaz Aşiretinin piri Polonya Yahudilerinden Konstantin Borzecki iken dönmeleşip Mustafa Celalettin Paşa adını alan, daha önce yanında iken sonradan Atatürk’ün karşısına çıkarak Kazım Karabekir’le Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını kuran ve İzmir suikastına karışan Ali Fuat Cebesoy’un ve Nazım Hikmetin de ait olduğu Sabataist sülaleden Turgut Sunalp’ın komutan olarak çalıştıkları hatırlanan bu stratejik karargâhın bu gün hedef haline getirilmesi, ABD ve İsrail’in kontrolünden çıkıp bütünüyle milli gayret ve hizmetlere yöneldiği içindi…
İddia ediyoruz, TSK’nın başını derde sokmak ve AKP’ye saldırı fırsatı kazandırmak için bu tür kof kabadayılıkları yapanlar da, mutlaka Masonların emrindeydi… Araştırın göreceksiniz!..
Terörle Mücadele eski Koordinatörü E. Org. Edip Başer’in:
“Maalesef otuz bin evladını kaybetmesine rağmen bu millet Türk-Kürt ayrımına ve kavgasına yanaşmamış, ama açılım safsatasıyla bu tehlikeli kin ve kapışmanın kapısı aralanmıştır.
Barzani’nin, PKK’ya geçmişte de, şimdi de lojistik (silah, mühimmat, yiyecek, giyecek ve sağlık malzemesi) sağladığı ve bunları ABD ve AB ile irtibatlı yaptığı saptanmıştır. Bu nedenle Barzani’yi muhatap almakla PKK’yı muhatap almak aynıdır. Terör örgütüne ve Barzani’ye verilen tavizler geri dönüşü olmayan sorunlara yol açacaktır.
Amerika çifte standartlıdır, asıl hedef Kuzey Irak merkezli; Türkiye, İran ve Suriye Kürtlerini de adım adım içine çekici bir Büyük Kürdistan’ı kurmaktır. Ve zaten Büyük Kürdistan haritaları ABD askeri makamlarının masalarında hazırlanıp servisi yapılmıştır.” “Asıl hedef TSK’nın yıpratılması ve etkisiz kılınmasıdır.” itiraf ve uyarırları mutlaka hesaba katılmalıdır. Türkiye’nin altı oyulmakta ve ayakları kaydırılmaktadır. Bu hıyanet projelerinin, dışarıda ve içeride siyasi, askeri ve psikolojik alt yapısını hazırlayanlar ise elbette ki MASONLAR ve onların zurnası MEDYADIR.
Bu intiharla Masonların ilgisi var mıydı?
Deniz Kurmay Yarbay Ali Tatar’ın intiharından birkaç gün sonra Çanakkale Ezine Jandarma Karakol Komutanı Üsteğmen Önder Galip makamında intihar ediyor.
Yarbay Ali Tatar’ın ağabeyi:
“Kardeşim canına kıymakla, bazı ilgili ve yetkililere: “Beni piyon olarak kullanamazsınız. Pingpong topu gibi benimle oynayamazsınız!” mesajını vermek istemiştir.
Yoksa, iddia ve iftira edildiği gibi öldürmeye çalıştığı ve suikast planları hazırladığı komutanları, gelip cenazesinin başında namaz için saf tutabilir miydi?” diye soruyor.
Ali Tatar’ın vasiyet mektubunda:
“Haksız ve dayanaksız biçimde, suçlanıp cezaevine götürülerek karanlıklara gömülmek zoruma gidiyor ve gururumu rencide ediyor” anlamında şeyler yazdığı söyleniyor. Ağabeyi bu konuda da:
“Bizim bile hala görmediğimiz bu vasiyet mektuplarını medyaya kimler ve niçin sızdırıyor?” diye soruyor.
Evet, masonlar bütün bu kirli ve çetrefilli işlerin neresinde bulunuyor. Art arda intihar eden subaylarımızı yoksa onlar mı önce aldatıp kullanıyor. Sonra da böylesine ucuza harcıyor?
Ve yine; Ergenekon sanığı E. Tuğgeneral Levent Ersöz’ün yattığı hastanenin, hatta odasının kapısının önünde silahla yakalanan ve psikopat bir tetikçi olduğu anlaşılan Erhan Keskin isimli kişinin Mason Localarıyla, MİT ve Emniyet istihbaratıyla ilgisi neden açıklanmıyor?
Bunun gibi:
Başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ın evi civarında, başka bir subayı gözetleme görevi yaparken yakalanan ve kamuoyuna suikast hazırlıkları yaptıkları yalanları yansıtılan, ama AKP iktidarını ve Bülent Arınç’ı masumlaştırmayı ve kahramanlaştırmayı amaçladığı sırıtan sivil giyimli bir albayla bir binbaşının takibe aldığı askeri bilgileri dışarıya sızdıran şahsın Mason Locasıyla irtibatı, CIA ve MOSSAD’la bağlantıları niye araştırılıp kamuoyu aydınlatılmıyor?
Yoksa sadece ucuz kahramanlığa çok meraklı Bülent Arınç’ın reklamını yapmaya ve AKP’yi yine mağdur konuma sokup gündem saptırmaya ve orduya sataşmaya bir bahane mi hazırlanıyor?
AKP kurmaylarının ve yalaka medyanın kopardığı yaygara, yoksa masonlarla, yerli ve yabancı istihbarat kurumlarıyla ilişkili o subayı saklamayı mı amaçlıyor?
AKP Elazığ Milletvekili Fevzi İşbaşaran Emniyet Teşkilatıyla ilgili, telefonla bağlandığı bir TV haber yayınında şu çarpıcı itiraf ve ithamlarda bulunmuş ardından partisinden istifaya zorlanmıştı!
“Emniyet içinde çok ciddi bir ayrışma ve tehlikeli bir kapışma ve hesaplaşma yaşanıyor!
Özellikle Ankara Emniyetinde, Müdür muavini seviyesinde çeteleşmeler ve cedelleşmeler zaten biliniyor.
Emniyet içinde, AKP iktidarıyla, Genelkurmay’ı birbirine karşı kışkırtan bir fesat şebekesi olduğu gözleniyor.
Yoksa, Koca Genelkurmay’ın Bülent Arınç’a suikast yapmak üzere, gündüz gözüyle ve iki rütbeli subay ile Onun evi civarında tur atmaları size de ilginç ve gülünç gelmiyor mu?”
Peki, sade ve sıradan bir milletvekili bile bu gerçekleri biliyordu da, Sn. Recep Erdoğan niye, haber medyaya servis edilir edilmez hemen TSK’yı hedef gösteren ve ucuz kabadayılık sergileyen tutarsız tavırlardan sakınmıyordu?
İntiharların arkasında masonlar mı vardı?
Ergenekon bahanesiyle rencide edilmesini onuruna yediremeyen Deniz Yarbay Ali Tatar da diğer arkadaşları gibi şüpheli bir şekilde intihar edip aramızdan ayrıldı. Ergenekon soruşturması kapsamında bir süre tutuklu kaldıktan sonra itiraz üzerine serbest bırakılan, savcılığın talebiyle hakkında yeniden tutuklama kararı çıkarılan Yarbay Ali Tatar’ın intiharı, Ergenekon’dan ayrı bir soruşturmayı zorunlu kıldığından, Genelkurmay, Ergenekon sürecinde yaşanan intihar vakalarına mutlaka el atmalıdır. Deniz Albay Birol Atakan, Deniz Albay Belgütay Varımlı, Yüzbaşı Olgun Vural, Hakim Yarbay Tanju Ünal, Tabib Yarbay Nursal Gedik ve son olarak Yarbay Ali Tatar’ın intiharı, çok ciddi ve endişe verici sırlar ve sorular barındırmaktadır. Mesela, Ali Tatar intihara karar vermeden önce hangi oramiralle konuşmuşlardı? Son gece evinde 5-6 kişinin katıldığı bir toplantı yapıldı mı? Böyle bir toplantı yapıldıysa kimler katıldı, neler tartışıldı? Yarbayı intihara sürükleyen tek neden, tutuklama kararı mıydı? Kime kırgındı, niye aldatılıp satıldığını sanmaktaydı? Birileri, Deniz Kuvvetleri’ni Masonların karargâhına dönüştürmeye mi çalışmıştı? Ergenekon’un Masonlarla, Masonların bazı paşalarla ilişkilerini ve yine AKP kurucuları, kurmayları, bakanları ve bürokratları arasındaki Masonlar ve bunların beynelmilel Siyonist merkezlerle işbirlikleri araştırılıp ortaya çıkarılmadıkça, gerçek sorunlar ve sorumlular hep karanlıkta kalacaktı?
TSK’ya sızan Localara dokunulacak mı?
TSK’da şeytani ve Masonik bir yapılanma girişimi olduğu şeklinde bazı şüpheleri olanların ne kadar haklı olduklarını kanıtlayan tipik bir örnekle mi karşı karşıyayız? Rahmetli Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti devletine zararlı faaliyette bulundukları gerekçesi ile ve tabi örnek bir feraset ve cesaretle kapattırdığı Mason Loca’larının TSK’nın general kadrosuna nasıl sızmış olduğunu ibretle seyrediyoruz… Ülkenin selameti açısından, TSK’nın derhal içindeki; Masonları, Rotaryenleri ve Lions’a üye olan mensuplarını temizlemesi gerekmektedir. Subayların derneklere üye olması yasaktır. Türk Silahlı Kuvvetleri her türlü siyasi tesir ve düşüncelerin dışında ve üstündedir.
Bundan dolayı, Silahlı Kuvvetler mensuplarının siyasi parti veya derneklere girmeleri, bunların siyasi faaliyetleri ile münasebette bulunmaları, her türlü siyasi gösteri, toplantı ve işlerine karışmaları ve bu maksatla nutuk ve beyanat vermeleri ve yazı yazmaları yasaktır. Subayların Mason derneklerine, Lions ve Rotary kulüplerine üye olması da yasak. Aksi hareket eden subaylar hakkında ise, yasal işlem yapılması gerektiği vurgulanıyor. TSK’da subay ve astsubayların, Mason derneklerinin dışında da bazı vakıf, dernek ve kulüplere üye olması da yasaklanmış.
Hürriyet Gazetesinde yayınlanan taziye ilanındaki ayrıntılar çok ilginç. Bir General Masonlukta ‘Büyük Üstad” ve ‘En Muhterem” olabiliyor. Ama o emekli paşa, diye savuma yapanlara sesleniyorum. Emekli olur olmaz bu makama kadar yükselmek locada mümkün mü? Dünyada emeklilikten başlayan ve bu makama çıkabilen bir başka örnek var mı?…… Taziyede Masonik sembollere yer verildiği gibi yine Masonluğa has kavramlar kullanılmış, ‘Büyük Üstat’ ve ‘Evrenin Ulu Mimarı’ gibi sözcükler buna örnektir.
İşte haber Masonların acı kaybı Bir gazetenin ilan sayfasında, sol üst köşede Mason işaretli taziye haberi… Emekli General büyük üstat vefat etti…
Bu haberden sonra kamuoyunun beklentisi Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un TSK’ya sızan localarla mücadele etmesi ve bir araştırma için düğmeye basmasıdır.[2]
Aksi halde meşhur Mason ve İttihatçı Cemal Paşa’nın torunu Hasan Cemal gibilerinin:
“Genelkurmay Başkanı… İlker Başbuğ Paşa… Yanında kuvvet komutanları…
Hepsinin sırtında savaş üniformaları, bir savaş gemisinin güvertesine çıkmışlar, topların altına dizilmişler, gözlerimizin içine baka baka neyi, nasıl yapmamız gerektiğini bize söylüyorlar. Biz nasıl yazacağız? Gazeteci milleti nelere dikkat edecek? Medya nasıl davranacak? Savcılar ne yapacak? Yargının askerle işbirliği nasıl olacak? Edepli akademisyen ne demek? Siyasetçi ne yapmalı?
Savaş gemisinin güvertesinde, topların altında, Başbuğ Paşa’yı o kendine has biraz da sinirli başöğretmen edasıyla konuşurken gördükçe, itiraf edeyim, vücut kimyam gitgide bozuluyor. Benim neyi nasıl yazacağıma karışabiliyor. Savcılara askerle nasıl işbirliği yapmaları gerektiğini söylüyor. Akademisyenlere, siyasetçilere sallıyor vs… Hangi yetkiyle?.. Nereden alıyor bu gücü?.. Omzundaki yıldızlardan mı, elindeki silahından mı, altında durduğu toplardan mı?..
Bunların hiç biri kendisine böyle bir hakkı veremez. Benim ne yazmam gerektiğine karışamaz. Savcılara talimat veremez. Siyasetçileri suçlayamaz. Akademik dünyaya karışamaz. Medyaya nizam vermeye kalkışamaz. Bunların hiç birini yapamaz. Askerin siyasetle işi yoktur. Başbuğ Paşa siyaset yapıyor. Yani suç işliyor.
Kaçıncı defadır yapıyor bunu. Ve asıl askeri yıpratmak, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmak budur. Başbuğ Paşa’nın bize ne yapacağımızı anlatmak yerine, başında bulunduğu kendi kurumunun içine dönüp onu adam etmesi, bazı açılardan temizlemesi gerekir. Silahlı Kuvvetleri, devlet içinde devlet konumundan kurtarıp demokrasilerde olması gereken yere oturtmaya çalışması gerekir. Bunları yazınca rahatladım. Bende ‘asker takıntısı’ yok, biliyorum, bende demokrasi takıntısı var. Taraf’ın manşeti güzeldi: “Paşa, sen bize Kafes’i anlat!”…” şeklindeki hakaret ve horozlanmaları sürüp gidecek, Milli ve askeri onurumuz yerlerde sürünecektir.
CHP İzmir Milletvekili ve İnsan Hakları Araştırma Komisyonu üyesi Ahmet Ersin:
2007 Aralık’ta Erzincan başsavcısının; “ihaleye fesat karıştırma ve mafyavari çete oluşturma” gibi suçlamalarla haklarında soruşturma başlattığı ve tutuklama kararı çıkarttığı Fetullahçılara ve İsmailağa tarikatına bağlı bazı kişilerin serbest bırakılması için AKP’li Devlet Bakanı Cemil Çiçek kendisine telefon açıp ricada bulunduğunu…
Ancak bu talebin kabul edilmemesi ve sanıkların mahkemeye çıkarılıp ceza verilmesi üzerine, Erzincan Başsavcısının hedef tahtasına konulduğunu” açıklıyordu.
Devletin kurumları arasında resmen restleşme yaşanmaktaydı!
Erzurum’da Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcısı tarafından yürütülen ‘Ergenekon’ soruşturması, Ankara’da ciddi bir yüksek gerilime yol açıyor ve daha şimdiden çok önemli sonuçlar doğuracağa benziyordu. Meseleyi çok iyi bilmeyen veya arada kaçıranlar için çok kaba bir özet yapalım…
2007 yılında, yani bundan iki yıl önce Erzincan (Erzurum değil, karıştırmayın) Cumhuriyet Başsavcısı, kendi ilindeki bir dini cemaatle ilgili soruşturma açıyordu. Soruşturma kapsamında geniş bir dosya oluşturdu. Suçlamalar arasında organize bir güç halinde ihaleye fesat karıştırmak dahil öyle takvayla tarikatla bağdaşmayan pek çok iddia yer alıyordu. Ancak, soruşturmanın bir aşamasında, Erzurum’daki Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nin savcısı, Erzincan’da süren bu soruşturmayı, ‘Kendi görev ve yetki alanına girdiği’ gerekçesiyle Erzincan’dan alıp Erzurum’a getiriyordu. Bu yetki çatışması yüzünden halen süren yasal süreçler, Erzincan savcısı tarafından başlatılıyordu.
Ancak bu arada Erzincan’daki savcının başına gelmedik de kalmıyor, çok sayıda soruşturmadan geçiriliyor, son olarak hakkında 26 yıl hapis istemiyle dava açılıyordu. Adalet Bakanlığı müfettişlerince savcıya yöneltilen suçlamalar arasında, ‘adliye bahçesine çardak yaparak imar kanununa aykırı davranmak’ gibi şeyler de bulunuyordu. Erzincan’dan Erzurum’a giden soruşturmanın halen ne aşamada olduğunu bilmiyoruz, ama bildiğimiz tek bir şey: Bir süre sonra Erzurum’daki Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcısı, merkezinde Erzincan ili olan bir Ergenekon soruşturmasının düğmesine basılıyordu. Savcı, Genelkurmay Başkanlığı Bilgi Destek Şubesi’nde çalışan Albay Dursun Çiçek tarafından yazıldığı öne sürülen ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın Erzincan’da uygulamaya konduğu kanaatini taşıyordu!? Soruşturma gizli yürüyor, ama şu ana kadar basına sızanlardan bildiğimiz, Ekim ayında, adına ‘Erzincan’ denen bir gizli tanığın savcılığa gidip ifade verdiği, sonra bir başka gizli tanığın daha (Gizli Tanık X) belirlendiği, bu gizli tanıklardan birinin Erzincan’daki bir baraj gölüne tesadüfen balık tutmaya gittiği, balık tutayım derken çekilen sular sayesinde göle atılmış bazı patlayıcılar görüp Erzurum’daki savcıya haber verdiği, Erzincan polisinin jandarma görev ve sorumluluk bölgesindeki göle gelerek arama yapıp ve başka patlayıcılarla bir de suya atılmış cep telefonu ele geçirdiği, o sırada göle gelen jandarmayla polis arasında ciddi bir tartışma gözlendiği belirtiliyordu.
Ardından Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcısı, Erzincan Jandarma Alay Komutanlığı İstihbarat Şube Başkanı binbaşı ile aynı şubede görevli iki astsubayı gözaltına alıyordu. Bu üç asker daha sonra tutuklanıyordu. İddiaya göre gölden çıkan cep telefonundan elde edilen bilgiler soruşturmayı jandarmaya yönlendiriyordu. Bu tutuklamalardan kısa bir süre sonra bu kez Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcısı, Erzincan’daki Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) binasına 20 polisle bir baskın düzenliyor, kapıda az kalsın silahlı çatışmanın eşiğinden dönülüyor ve MİT’in Erzincan’daki bölge başkanı ve iki MİT çalışanı gözaltına alınıyor, bu üç MİT’çi daha sonra çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklanıyordu.
Bununla da bitmiyor, savcı Erzincan Jandarma Alay Komutanını da sorguluyordu. Ve hemen ardından da bir ilk gerçekleşiyor ve 3. Ordu Komutanı Orgeneral de savcı tarafından sorgulanıyordu. Gerek MİT ve gerekse üst düzey askerlerin sorgulanması, tutuklanması, olayların şüpheli akışı, soruşturmanın dayanakları, Ankara’da ucu Başbakan’a ve Cumhurbaşkanı’na kadar iletilen bir dizi gerilimli görüşmeye neden oluyor ve Genelkurmay Başkanını Trabzon’da bir savaş gemisinde uyarı sinyalleri taşıyan bir konuşma yapmaya mecbur ediyordu.
“Bunlar gerilimin artık saklanamayacak düzeye geldiğinin gösteriyordu. Daha da ilginci, CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin, TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi sıfatıyla gittiği, Erzurum’da cezaevinde tutuklu jandarma ve MİT görevlileriyle görüşüyor, ardından Erzincan’da savcıyı ziyaret ediyordu. Yani artık iş siyasi bir boyut da kazanıyordu. Artık Ana muhalefet de olaya müdahil olursa kimse şaşırmasın” diyenler haklıydı.
Daha da ilginci ve endişe verici olanı; Star TV haber programında, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinden çıkarılan bir ARAMA KARARI gösteriliyordu.
“Kimlerin, ne için ve hangi adreste?” aranacağı ve bu aramanın “hangi emniyet mensuplarınca yapılacağı?” bölümleri boş bırakılan bu belge ile, AKP iktidarının başını ağrıtan herhangi bir kişi veya kurum, İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü ve daire başkanlarının telefon talimatlarıyla aranabiliyor, tutuklanabiliyordu! Konuyla ilgili savcılıktan yapılan açıklama ise maalesef tatmin edici olmuyordu.
Bir ağır ceza hakimi böyle bir belgeye nasıl ve hangi baskıyla imza atıyordu?
Böyle resmen ve hukuken geçersiz bir “arama kararıyla” insanların evleri, ofisleri, işyerleri nasıl aranıyor, sorgulanıyor ve tutuklanıyordu.
Bu hukuksuz ve kanunsuz arama ve sorgulama sonuçları mahkemelerce nasıl “geçerli delil” sayılabiliyordu?
Evet, Türkiye’de maalesef hukuk, AKP’nin akrepliklerine ve Dış güçlerin güdümündeki Dinci cemaatlerin ve Masonik merkezlerin kahpeliklerine mazeret ve meşruiyet oluşturma aracı ve her şeyi kılıfına kitabına uydurma anahtarı olarak kullanılıyordu.
Ergenekon savcılarından Kasım İlimlioğlu bile: “hukuksuz soruşturma ve tutuklama yaptıkları” gerekçesiyle diğer Ergenekon savcıları hakkında suç duyurusunda bulunuyordu.
AKP iktidarı devletin bazı kurumlarını kullanarak, Milli çıkarlarımızı koruyanları susturmaya çalışırken, PKK’nın sivil ve siyasi temsilcisi ve DTP’nin yeni adresi BDP’nin Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, KCK (PKK’nın şehir çetesi) operasyonlarıyla ilgili tutuklamalara karşı çıkarak:
“BDP’nin amblemi olan meşe ağacının dalları nerenize battı?” şeklindeki küfür ve tehditlerle devlete meydan okuyordu. Çünkü AKP’nin de PKK’nın da aynı Siyonist odakların uşakları olduğunu biliyordu ve patronlarının izni olmadan kimsenin kendilerine dokunamayacağına güveniyordu.
Masonlara ilişemeyen PKK ile etkin ve kesin bir mücadele yapamazdı!
PKK bir terör şebekesidir. Bunu herkes biliyor. Madalyonun arka tarafında başka şeyler ve işler var. Kürt hareketi perdesi ardında “Beyaz” kaçakçılığı ve trafiği yapılıyor. Bu konuyu herkes iyice bilmiyor.
PKK’nın bitmesi için ABD desteğinin ve “Beyaz” işinin bitirilmesi gerekir. Bu uyuşturucu mafyasının yuları beynelmilel Masonların elindedir. AKP iktidarı da, NATO’da aynı Siyonist ve Masonik merkezlerin güdümündedir.
Bu beyaz işinden son 25 yılda birkaç yüz milyar dolar kazanıldığı söylenir.
Bu dehşetli gelir kapısı kapatılmadıkça PKK terörü bitmeyecektir.
PKK’nın elinde bir ara MKE (Makine ve Kimya Endüstrisi) mermileri ele geçmişti. Onlara bunları yoksa TSK’ya sızmış Mason uzantıları mı vermişti?
PKK’ya on binlerce silah yardımı yapanın ABD ve para desteği sağlayanın AB olduğunu herkes bilmektedir.
PKK bir Kürt hareketi midir? Zahirde öyledir, ama işin içinde çok dolaplar dönmektedir. Bir ara ölü olarak ele geçen bazı PKK militanlarının sünnetsiz oldukları tespit edilmiştir. Bizim bildiğimiz Kürtler Müslümandır ve sünnetlidir. Peki, başta Ermeni ve diğer gayrimüslimlerin PKK’da işi ve Mason Localarıyla ilişkisi nedir?
PKK’lılar 30 küsur bin asker ve vatandaş öldürmüşlerdir. Belki ölü sayısı bu rakamın üzerindedir.
“Yeşilköy havaalanında Liberyalı bir karı yakalanmış, belindeki kuşakta
Tonlarca eroin kaçakçılığı yapanlarla, TÜSİAD patronlarıyla, onların da Mason Localarıyla ilişkisi ve işbirliği bilindiği halde niye üzerine gidilemiyor?
On yaşındaki ağzı süt kokan masum okul çocuklarını uyuşturucuya alıştıran Beyaz şebekeleri faaliyetlerine devam ediyor.
Dağdaki PKK’lılar sadece figüranlık yapıyor. PKK’nın asıl kadroları büyükşehirlerde, büyük ülkelerde yaşıyor.
Uyuşturucu baronları ve Masonlar PKK terörünün bitmesini hiç istemez.
Türklerle Kürtlerin barışık olması işlerine hiç gelmez.
Terör toz dumanı olsun ki, Beyaz işi yürüsün, gelişsin isterler.
İsrail’in Katliam ve fesatlıklarına ses çıkaramayanlar, PKK’yla uğraşamazdı!
İsrail’den organ hırsızlığı itirafı yapılmıştı, Türkiye’de Ergenekon şebekesine bulaşmış bazı meşhur “organ nakli” doktorlarının da, İsrail’le irtibatlı masonlardan olduğu dış basında yer almıştı.
İsrail’in Kanal 2 televizyonu, Adli Tıp kurumundaki uzmanların, Filistinlilerin ve yabancı işçilerin yanı sıra İsrail asker ve sivillerinden de cesetlerinden de deri parçaları, kornealar, kalp kapakçıkları ve kemik topladıklarını duyurmuşlardı.
İsrail’in Kanal 2 televizyonu, 1990’lı yıllarda Abu Kabir olarak anılan Adli Tıp kurumundaki uzmanların, çoğu kez akrabalarının iznini de almaksızın Filistinlilerin ve yabancı işçilerin cesetlerinden deri parçaları, kornealar, kalp kapakçıkları ve kemik topladıklarını açıklamıştı.
İsrail ordu yetkilileri Kanal 2’nin haberini doğrulayarak “bu uygulamaların on yıl önce sona erdirildiğini ve artık yapılmadığını” iddia ettiler. Haberde, Abu Kabir Adli Tıp Enstitüsü’nde baş patolog olan Yehuda Hiss’in, kendisiyle yapılan bir söyleşideki, maiyetindeki doktorların cesetlerden korneaların alınmasını nasıl gizlediklerini anlattığı şu sözleri şaşırtıcıydı:
“Gözkapaklarını birbirine yapıştırıyor, gözkapaklarını açacaklarını bildiğimiz ailelere ait cesetlerden kornea almıyorduk.”
2000 yılında, California-Berkeley Üniversitesi antropologlarından Profesör Nancy Sheppard-Hughes, Hiss ile karşı karşıya gelmiş ve söylediklerini de kayda almıştı.
Ancak, bu söyleşideki ayrıntıların birçoğu ilk kez, Hiss’in organların kullanım biçimiyle ilgili usulsüzlükleri nedeniyle Adli Tıp Enstitüsü’nün başkanlığı görevinden alındığı 2004 yılında ortaya çıkmıştı. Hiss, bu organları hastanelere ve diğer tıp kuruluşlarına satmakla suçlanmıştı.
Bununla beraber, daha sonra hakkındaki suçlamaların düşmesi üzerine Adli Tıp’ta baş patalog olarak görevinin başında kalmıştı.
O dönemde organları alınanların çeşitli nedenlerle, örneğin hastalık sonucu, kazalar, İsrail-Filistin çatışmasında ölenler olduğu açıklanmıştı.
Ancak, Kanal 2’nin haberindeki unsurların, İsveç gazetesi Aftonbladet’in birkaç ay önce iddia ettiği, “İsrail askerlerin organlarını çalmak için Filistinlileri öldürdüğü” suçlamaları yapılmıştı.
İsrail parlamentosunun (Knesset) Arap milletvekillerinden, Meclis Başkanvekillerinden Ahmed Tibi’nin de benzer görüşlerine yer verildiği haberde, Tibi, o dönemde Adli Tıp’ta, hem İsrailli hem de Filistinli sivillerin organlarının, ailelerinin izni olmaksızın alındığını anlatmıştı.
Tibi, o dönemde bu ameliyatlardan sorumlu kişinin, halen parlamento üyesi olan Dr. Arieh Eldad olduğunu da vurgulamıştı.
Organ tartışması, geçen yaz İsveç’in Aftonbladet gazetesinin İsrail askerlerinin Filistinlileri organları için öldürdüğü iddiasını haber yapmasıyla gündeme taşınmıştı. İsrail sert tepki verip ‘anti-Semitizm’ ithamlarında bulununca İsveç’le diplomatik kriz çıkmıştı. İsrailli insan kasaplarının, farklı ülkelerdeki mason yoldaşları eliyle çaldıkları bu organları pazarladıkları dış basına yansımıştı.
Sincan Ağır Ceza Hâkiminin ürkütücü saptamaları:
Bu arada, Ankara Sincan 1. Ağır ceza mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz, kendisine sunulan ve çok ciddi bulgular barındıran raporlara dayanarak, MİT, Emniyet İstihbaratı ve Telekom İdaresi Başkanlığı aleyhinde:
“Hukuki takip ve tetkik işlemlerini engelleme ve kanunsuz dinleme” gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuşlardı.
Değişik mahallerdeki 52 mahkemeden, MİT ve Emniyetin baskısıyla 23 hakimin, hem de ilgili dosyaları bile görüp incelemeden, “Telekom’la ilgili tahkikatı durdurma” kararını kafadan imzaladıkları gerekçesiyle bunlar hakkında da “görevlerini kötüye kullanma ve etki altında kalarak hukukun önünü tıkama” iddialarıyla mahkeme açmıştı. Bu arada Yargıtay’a ait bazı telefonların, “yetkililerin haberi olmadan ve resmi izin alınmadan dinlendiği sonucuna varılmıştı.
Şimdi soruyoruz:
Haklarında suç duyurusunda bulunulan Telekom yetkilileriyle MİT ve Emniyet görevlilerinin üst kodamanlarıyla Mason Locaları arasındaki münasebetleri kim açığa vuracaktı?
Ve kritik bir süreç başlamıştı!
“Ermenistan protokolü: ABD Başkanı Obama son Beyaz Saray Zirvesi’nde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a Ermenistan’la imzalanan protokollerin TBMM’den geçmesi için son tarihi verdi. Nisan 2010. Aksi halde soykırım tasarısı için 24 Nisan’ı kollayan Ermeni lobisini tutamayacağını açıkça söyledi. Ermenistan Nisan ayına kadar zaman kazanmak istiyor, ABD galiba Erivan’a yeterli baskıyı kurmuyor. Karabağ’da çözüm geciktikçe Türkiye-ABD ilişkilerini berhava edecek saatli bomba işliyor.
KKTC’de barış turları: Ankara’nın KKTC’de bir buçuk yıldır süren barış görüşmelerinin Nisan 2010’a kadar tamamlanması için acele etmesi boşuna değil Çünkü o tarihte adada başkanlık seçimi var. Çözüm yanlısı Mehmet Ali Talat’ın yerine şahin kimlikli Derviş Eroğlu’nun başkan seçilmesi çok muhtemel. Adada Nisan ayına kadar adil bir çözüm sağlanmazsa devamı çok daha zor gelir, Türkiye-AB ilişkilerinde kara delik büyür.
Kürtler ve Nevruz: ABD, Irak’tan çekilmeye 2010 yıl ortasında başlayacak. Türkiye’nin Kuzey Irak’taki Kürtleri Araplara karşı himaye politikası eşanlı olarak devreye girmeli ki ABD rahatça asker çekebilsin. Ama Türk hükümeti memleket PKK eylemleri yüzünden yangın yerine dönmüş iken bu dostluğu kolay gösteremez. Hele bir de Nevruz’da (21 Mart) ayaklanma provası yaşanırsa işler daha da karışır.”
“30 yıllık meslek hayatım öğretti ki; eğer krizin günü saati belliyse genellikle takvim öne alınır. Yani mükemmel fırtına mukadder sayılmaz. Sorunların biri veya birkaçı daha önce çözülebilir.” diyen Enis Berberoğlu acaba ne anlatmak istiyordu?
[1] Kulis Ankara / Milli Gazete
[2] Tevfik Diker / Haberanaliz.Net

GİZLİ SAVAŞIN ŞEHİTLERİ
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=3754
Türkiyenin OrtaDoğu Politikalarında Öncelik ARZ-I MEVUD oluşumunu ÖNLEMEK olmalıdır
http://www.kumkale.net/yazi.asp?id=893
Türkiyenin OrtaDoğu Politikalarında Öncelik ARZ-I MEVUD oluşumunu ÖNLEMEK olmalıdır
http://www.kumkale.net/yazi.asp?id=893
Türkiyenin OrtaDoğu Politikalarında Öncelik ARZ-I MEVUD oluşumunu ÖNLEMEK olmalıdır
http://www.kumkale.net/yazi.asp?id=893
Türkiyenin OrtaDoğu Politikalarında Öncelik ARZ-I MEVUD oluşumunu ÖNLEMEK olmalıdır
http://www.kumkale.net/yazi.asp?id=893
SAVAŞMADAN YENİLEN ORDU – TSK
http://www.gazete2023.com/kose-yazisi/1817/savasmadan-yenilen-ordu-tsk.html
SAVAŞMADAN YENİLEN ORDU – TSK
http://www.gazete2023.com/kose-yazisi/1817/savasmadan-yenilen-ordu-tsk.html
Osmanlı Türkiyesi Enderun siyasası ile Sivil-ASKER PAŞALAR Bürokrasisi ve ulema ekabirlerinden oluşan DEVLET eliyle YIKILDI
http://www.ortadogugazetesi.net/makale.php?makale=osmanli-turkiye-39si-enderun-siyasasi-ile-sivil-asker-pasalar-burokrasisi-ve-ulema-ekabirlerinden-olusan-34devlet-34-eliyle-yikildi&id=4544
Osmanlı Türkiyesi Enderun siyasası ile Sivil-ASKER PAŞALAR Bürokrasisi ve ulema ekabirlerinden oluşan DEVLET eliyle YIKILDI
http://www.ortadogugazetesi.net/makale.php?makale=osmanli-turkiye-39si-enderun-siyasasi-ile-sivil-asker-pasalar-burokrasisi-ve-ulema-ekabirlerinden-olusan-34devlet-34-eliyle-yikildi&id=4544
TSK AKP’NİN OY DEPOSU!
http://www.giresunpostasi.net/haber.php?haber_id=2780
TSK AKP’NİN OY DEPOSU!
http://www.giresunpostasi.net/haber.php?haber_id=2780
MASONLAR ve ORDUlar
SAVCI Gültekin Avcı Türk GLADİOsunun ÇöZülebilmesi için MASON LoCaLaRının üzerine gidilmesi GEREKir MASON RiTüeLleri TEVRAT RiTüeLleridir
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=7235
MASONLAR ve ORDUlar
SAVCI Gültekin Avcı Türk GLADİOsunun ÇöZülebilmesi için MASON LoCaLaRının üzerine gidilmesi GEREKir MASON RiTüeLleri TEVRAT RiTüeLleridir
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=7235
NATO’CULUK ATATÜRKÇÜLÜĞÜ BİTİRİYOR
http://www.kemalistyaklasim.info/index.php?option=com_content&view=article&id=326:natoculuk-atatuerkcuelueue-btryor&catid=41:makaleac&Itemid=56
KEMALİZM VE SİYONİZM KARŞI KARŞIYA
http://www.kemalistyaklasim.info/index.php?option=com_content&view=article&id=367:kemalzm-ve-syonzm-kari-kariya&catid=41:makaleac&Itemid=56
NATO’CULUK ATATÜRKÇÜLÜĞÜ BİTİRİYOR
http://www.kemalistyaklasim.info/index.php?option=com_content&view=article&id=326:natoculuk-atatuerkcuelueue-btryor&catid=41:makaleac&Itemid=56
KEMALİZM VE SİYONİZM KARŞI KARŞIYA
http://www.kemalistyaklasim.info/index.php?option=com_content&view=article&id=367:kemalzm-ve-syonzm-kari-kariya&catid=41:makaleac&Itemid=56
SUBAY MASON OLURSA…
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yg/yazargoster.php?haber=12348
SUBAY MASON OLURSA…
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yg/yazargoster.php?haber=12348
DEMOKRASİ SEMSİYESİ ALTINDA ISLANAN ORDU…
http://www.kayseri.net.tr/yazar.asp?yaziID=10171
DEMOKRASİ SEMSİYESİ ALTINDA ISLANAN ORDU…
http://www.kayseri.net.tr/yazar.asp?yaziID=10171
NATO nun APTALLARI
http://www.gazete2023.com/kose-yazisi/1547/natonun-aptallari.html
NATO nun APTALLARI
http://www.gazete2023.com/kose-yazisi/1547/natonun-aptallari.html
Ordu ya Eşcinsel Açılıma KiM DUR darbe diyecek
http://www.antalyabugun.com/?page=makale&MID=11186
Ordu ya Eşcinsel Açılıma KiM DUR darbe diyecek
http://www.antalyabugun.com/?page=makale&MID=11186
Bugünkü Manzara-i umumiye: Satılmış vatanın ordusu olmak!
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yg/yazargoster.php?haber=2866
Bugünkü Manzara-i umumiye: Satılmış vatanın ordusu olmak!
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yg/yazargoster.php?haber=2866
Davit Yıldızını 6 devlette örgütleyen,Haçlıları kışkırtan Jakoben,Mason Sioncular devlet kurumlarından temizlenmeli
830larda İspanyada ilk önce 6 devlet içinde Davit Yıldızını örgütleme kararı alıyorlar.
900lerde Basra ve Bağdatta İhvanüs Safa risaleleri ile ilk evrimcilik sofasotasını ortaya atıyorlar,aydınları baydınlaştırıyorlar.
1492de Bayazıt Veli Ehli Kitap Kafir Kardeşleri Portugal ve Espanya Komondo bankerlerini İzmir,Selanik,İstanbula Nakliyat yaptırıyor,Osmanlının kurumlarına kuruluyorlar.İsraelitler de İskoçya ve İngiltereye yerleşiyorlar.
1576da İspanyada Alumbradosu kuruyorlar.
1714te Templier Şövalyeleri İskoçya ve İsviçreye kaçarak üsleniyorlar ve buraları karapara odağı yapıyorlar.
1775lerde USA Dolarını ve üzerindeki Yeni Dünyevi Düzen hedeflerini simgeliyorlar.ABD dolarını basmak için iç savaş çıkartıyorlar.
1789da Fransız devrimini yaptırıyorlar.Ondan sonra ver elini Avrupa ve Rus devrimleri.
1876 Islahat,1908 Meşrutiyet,1909 Abdülhamide Moşe Alatini,Emanule Karasu,Moiz Kohen eliyle İsrail devrimi,1918 Mondros mütarekesiyle Osmanlıyı yıkıyorlar,İsrailin yolunu açıyorlar.
1923te Haim Nahum danışmanlığında Misakı Milli yerine Lozan Şark Meselesi Konferansını İnönüye imzalatıyorlar.
1945te Cia-Mit Anlaşmasını yine İnönüye imzalatıp Türkiyeyi ABDnin kuyruğuna bağlıyorlar.
1960,1971,1997 ABD-İsrail devrimleri,
2001 Tahkimat Anayasası derken İncirlik üssümüzden 2003te Irakı işgal edip İsrail Kürdistanını kuruyorlar.
O zamdan beri de Kandil üssünde üslendirdikleri Sioncu-Haçlı eskerleri Pkk ile Türkiyeyi bölme ve işgal denemesi yapıyorlar.
Ordu Millet önce içini sonra da dışını temizlemeli.Vakit geç oluyor…
Davit Yıldızını 6 devlette örgütleyen,Haçlıları kışkırtan Jakoben,Mason Sioncular devlet kurumlarından temizlenmeli
830larda İspanyada ilk önce 6 devlet içinde Davit Yıldızını örgütleme kararı alıyorlar.
900lerde Basra ve Bağdatta İhvanüs Safa risaleleri ile ilk evrimcilik sofasotasını ortaya atıyorlar,aydınları baydınlaştırıyorlar.
1492de Bayazıt Veli Ehli Kitap Kafir Kardeşleri Portugal ve Espanya Komondo bankerlerini İzmir,Selanik,İstanbula Nakliyat yaptırıyor,Osmanlının kurumlarına kuruluyorlar.İsraelitler de İskoçya ve İngiltereye yerleşiyorlar.
1576da İspanyada Alumbradosu kuruyorlar.
1714te Templier Şövalyeleri İskoçya ve İsviçreye kaçarak üsleniyorlar ve buraları karapara odağı yapıyorlar.
1775lerde USA Dolarını ve üzerindeki Yeni Dünyevi Düzen hedeflerini simgeliyorlar.ABD dolarını basmak için iç savaş çıkartıyorlar.
1789da Fransız devrimini yaptırıyorlar.Ondan sonra ver elini Avrupa ve Rus devrimleri.
1876 Islahat,1908 Meşrutiyet,1909 Abdülhamide Moşe Alatini,Emanule Karasu,Moiz Kohen eliyle İsrail devrimi,1918 Mondros mütarekesiyle Osmanlıyı yıkıyorlar,İsrailin yolunu açıyorlar.
1923te Haim Nahum danışmanlığında Misakı Milli yerine Lozan Şark Meselesi Konferansını İnönüye imzalatıyorlar.
1945te Cia-Mit Anlaşmasını yine İnönüye imzalatıp Türkiyeyi ABDnin kuyruğuna bağlıyorlar.
1960,1971,1997 ABD-İsrail devrimleri,
2001 Tahkimat Anayasası derken İncirlik üssümüzden 2003te Irakı işgal edip İsrail Kürdistanını kuruyorlar.
O zamdan beri de Kandil üssünde üslendirdikleri Sioncu-Haçlı eskerleri Pkk ile Türkiyeyi bölme ve işgal denemesi yapıyorlar.
Ordu Millet önce içini sonra da dışını temizlemeli.Vakit geç oluyor…