Get Adobe Flash player
Reklam

İSTİSMARIN DANİSKASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Moon tarikatını hepiniz duymuşsunuzdur. Dünyanın birçok yerinde, çeşitli programlara imza atıyorlar. Türkiye'de de birçok faaliyete imza atmışlar. 1991'deki Dünya Dinler Konseyi'nin organizasyonu Moon'a ait. 1992'de de Türkiye'den birçok bilim adamı ve gazeteciyi ABD'ye götürüyorlar. 40 gün seminer veriyorlar. Gidenlerin içinde İlahiyatçılar çoğunlukta. (Kimler vardı acaba!?)

 

Moon tarikatı iki şeye büyük önem veriyor. Medya ve ilahiyatçı bilim adamları!

Medyatik faaliyetlerde bulunmak ise en sevdiği işler.

Moon tarikatı ile ilgili kapsamlı araştırmalar yapan Ali Rıza Baysan'ın sitesinde bu konuda ilginç bilgiler var. Mesela Yaşar Hoca'nın Moon'un uluslararası yayın organı World Scripture isimli dergide Editörlük yapmasından, yine Moon'a ait Amerika'da kurulu "International Middle East Allianca" adlı kurumda danışma kurulu üyeliğine kadar...

Ali Rıza Baysan'dan ilginç bir bilgi daha:

"Türkiye'deki ilk Moon'cu misyoner ajan John H. Thompson'dur.

İlahiyat'a girdiği yıldan itibaren kendini Müslüman olmuş Amerikalı olarak tanıtmıştır. Hatta Müslümanlığını kanıtlamak için Muhammed Yahya adını almıştır. Moon'cular faaliyetlerini daha rahat yürütebilmek, akademik çevrelerle ilişki kurabilmek için Thompson'u Marmara İlahiyat Fakültesine yerleştirmişlerdir."

Yaşar Nuri Öztürk Marmara İlahiyat'ta öğretim üyeliği, Zekeriya Beyaz da yine Marmara İlahiyat dekanlığı yaptı. Acaba Thompson'la  tanışıyorlar mıydı?

Fetullahçılardan şeref ödülü alan Yaşar Nuri Öztürk, "Malumu ilam" cinsinden artık herkesin bildiği gerçekleri ilk defa kendisi keşfediyormuş gibi söyleyip siper edinerek, asıl daha önemli gerçekleri çarpıtma; Milli Görüş'e ve Kuvayı Milliye Cephesine çamur atma çabasındadır. İşte Y. Nuri Öztürk'ün "İSLAM'A ŞİDDET TUZAĞI" kitabından bazı bölümler:

"Batılı sömürgeci stratejistler, Müslümanları şiddet ve kana bulaştırıp sonra da insanlığın huzurunu kaçıran bozguncular olarak mahkûm etme stratejisinde, geleneksel İslam fıkhının şiddete yönelik eğilimini kullanmaktadırlar. ABD ve AB bu şiddet üretici fıkıhtan birinci derecede yararlanmaktadır. Batı, dâhil bu fıkhın vücut verdiği Kur'an dışı din anlayışını daima kutsallaştırıp beslemiş ve ustalıkla kullanmıştır. Taliban'dan Irak serüvenine kadar hep bu strateji işletildi. Stratejinin esası şudur:

Şiddete bulaştır, sonra da şiddet ve terörle suçla!

Batı, bu zalim ve şeytanî stratejiyle Müslüman dünyanın canına okuyacağa benziyor. Ne yazık ki bu oyunun aşılmasında en büyük engel, ‘cihat' naraları atarak İslam'ın geleceğini yiyen ‘şiddetçi ekipler'dir. Batı'nın oyununa teslim olan şiddetçi ekipler, ‘cihat'larının Allah için değil, sömürgeci Batılılar için olduğunun farkında bile değiller. Bağırıp duruyorlar...

İslam'a şiddet tuzağı kurdular. Ve akılsız dostlar, akıllı düşmanların oyuncağı oldular. Şimdi küçük şiddetlere mukabil, büyük şiddetler, süper şiddetler uygulayarak Müslümanları katlediyorlar, mahvediyorlar. Müslüman coğrafyaları yerle bir ediyorlar. Sadece insanları değil, tarihi, kültürü, düşünceyi, tabiatı vuruyorlar...

Sadece insanları değil, kuşları da öldürüyorlar. Sadece petrolü değil, kültür varlıklarını, kütüphaneleri de talan ediyorlar. Bu modern Hıristiyan Moğollar, Ortaçağ'daki Moğollar'dan daha acımasız olduklarını gösteriyorlar...

"Marx'ın Yerini Muhammed Alıyor" mu?

İslam'ı sahneden kovmak isteyenler, Müslümanları şiddet, kan ve teröre bulaştırıp çağın gözünde mahkûm etmek için tuzak kurdular. Bu tuzak, onları insanlığın gözünde eski Marksist-Maocu komünist eylemcilerin durumuna düşürecekti. Ve insanlık bu yeni ‘şiddet ideolojisi'nden nefret edecekti. Onun yerine geçebilecek bir ‘sevgi, hoşgörü, paylaşım, üretim, uyum ve estetik dini' arayacaktı. Bu ise sözde sevginin biricik kurumu (!) kilisenin öğretisinden başkası olmayacaktı.

Batı, eski düşmanı ve harekete getirici rakibi olan komünizmin yerine yeni bir ‘hareketlendirici düşman' aradı ve onu İslam olarak belirledi. Birilerine meydan okuyup onları yenik düşürmeden hiçbir medeniyetin ayakta kalamayacağını ona büyük beyinlerinden biri olan Toynbee, daha 1940'larda söylemişti. Meydan okunan ilk rakip komünizm yok olmuştu. Yeni rakip ise İslam olarak tescil edilmişti. Bu yeni rakibin şefi artık Marx veya Mao olamazdı. Bu ‘yeni şef' İslam'ın Peygamberi Hz. Muhammed olacaktı.

Batı, Hz. Muhammed'i Marx'ın yerine geçirmek için gerekli stratejileri bulmak, geliştirmek ve devreye sokmak zorundaydı. Şiddet tuzağı, işte bu stratejinin bir ürünüdür. Şöyle düşünülüyordu:

"Biz, Batı için, gelecek on yıllarda yeniden gündemi belirleyecek İslamcı tehditten kaynaklanacak bir sıkıntı söz konusu olmasını beklemekteyiz. Muhammed'in takipçileri, Marx'ın takipçilerini geride bırakmıştır. Marxizm öldü. Marx, sadece sahte bir peygamber olmakla kalmadı, tüm diğer laik peygamberler gibi, ömrü çok kısa süren bir sahte peygamber oldu. İslam'a gelince, tarih İslam'la asırlardır yüz yüze bulunuyor. İslam bugün yeniden harekete geçmiştir. İslam, Batı için, ekonomik bakımdan, katı Sovyet imparatorluğunun asla olmadığı kadar yıkıcı olabilir..."[1]

O halde, tedbir alınmalı ve İslam'ı sıkıntı yaratacak bir tehdit olmada güçlendiren petrolün Müslümanlar tarafından rahatça kullanımı engellenmelidir. Çünkü "İslam, modernite öncesi tüm dinler ve geleneksel tüm toplumlar içinde en canlı dindir. Bu yayılmacı dinin enerjisi militan bir karakterde yenilenmiş gözükmektedir... Bunun bir anlamı da şudur: Kapitalist Batı'nın hedefi, eski materyalist düşmandan, dinsel bir düşmana yönelmiş bulunuyor..."[2]

Önce, dünyanın beynine sanal bir ‘İslamcı tehdit' sinyali gönderildi. Bu sinyalin ardından şu şartlandırıcı sloganlar sürekli pompalandı: ‘İslami saldırı' (Islamic assualt), ‘İslam'ın meydan okuyuşu' (the challenge of Islam), "İslam, çekiciliği sürekli artan bir alternatiftir." (Islam is an increasingly attractive alternative), "Tarihsel açıdan İslam, Yahudi-Hıristiyan geleneğine en ciddi tehdidi oluşturmuş bulunan bir dünya dinidir." (Islam is the world religion that historically has posed the gravest threat to the Judeo-Christian tradition), "İslam, dünyadaki petrol servetini kontrol edenlerin inancıdır." (Islam is the faith of those who control the world's oil wealth), "Kuzey-Güney çekişmesinin, İslam ile geniş kısmı Kuzey Hıristiyanlığı arasında olmak üzere, Hıristiyanlar arasındaki dinsel farklılıklar üzerine temellendiği görülebilecektir." ( The North-South conflict will come to be seen in terms of the religious differences between Islam and the largly Cristian North),

Bu tuzağın sonuç vermesi için bir yandan ‘Muhammed Replaces Marx' (James D. Davidson, The Great Reckoning- Simon and Schuster Co./93) türünden teorik zemin oluşturan denemeler yapıldı, öte yandan, Bin Ladinler, Saddamlar, Kör Ömerler ve benzerleri yetiştirilip dünya ölçeğinde sahneye sürüldü.

Marksizmi şiddet yiyip bitirmişti. Şiddete bulaşmak, İslam'ı da yiyip bitirebilirdi. Müslümanlara uygulanacak şiddeti haklı göstermek için Müslümanları şiddetçi göstermek kaçınılmazdı. Öyle bir tuzak kurulmalıydı ki, Müslümanlara uygulanacak uluslararası terör, süper güç terörleri makul ve meşru olarak algılanabilsin. Tuzak kuruldu ve Müslüman haritanın şurasından-burasından bu tuzağa yem taşıyacak kişi, ekip ve devlet ölçeğinde piyonlar bulundu.

Haçlı ordularının İslam'a yapamadıkları kötülüğü, bu lanetli tuzak yapacağa benziyor. Çünkü şiddeti dindarlık sanan basiretsizler, Batılı süperlerin elinde koz olacak çok yanlış yaptı. Tuzağı kuran Hıristiyan Batı kurmayları, zevkten ellerini ovarak kahkahalar atıyorlar.

Şiddet; Müslümanların birikimlerini, enerjilerini, ümitlerini kemiriyor. Müslümanları kendi elleriyle eritmenin en ucuz şekli olarak onları şiddete bulaştırmayı keşfettiler. Şiddetçi ekipler önce besleniyor, desteklenip palazlandırılıyor; ardından da bunların ürettiği olumsuzluklar kanıt yapılarak İslam'a ve Müslümanlara hakaretler yağdırılıyor.

Tipik bir örnek olarak, Federal Almanya'nın Saksonya Eyaleti'nin Türkiye'yi ‘haydut devletler' listesine alışını gösterebiliriz. Bizatihi kendisi bir haydutluk olan bu karar, Almanya'da konuşlanmış ve uzun yıllar bu ülke tarafından korunup beslenmiş terör destekçisi Milli Görüş Teşkilatı'nın davranışları münasebetiyle alınmıştır.[3] Kurulduğu günden beri Türkiye aleyhine çalışan bu teşkilatın, Almanya tarafından korunup desteklendiği ve uzun bir süre Türkiye'yi yıpratma aracı olarak kullanıldığı sadece istihbarat birimlerinin değil, tüm ilgilenenlerin bildiği bir gerçektir. "

İşte batı, İslam ve Müslümanlar konusunda hep böyle davranmakta, hep böyle oyunlar sergilemektedir.

Batı'nın İslam'a kurduğu şiddet tuzağının zafer burcunu, süper güç gizli servislerince kotarılan ‘İslam'ı şiddete bulaştırarak çökertme operasyonunun kod adı olan ‘El-Kaide' artık İslam'la eş anlamlı kullanılmaktadır. Yani, Batı gizli servislerinin, özellikle CIA'nin, El-Kaide kod adıyla dünyanın orasında-burasında yürüttüğü ve amelelerini Müslüman aldatılmışlar arasından seçtiği operasyonlar bir bütün halinde İslam'a ve Müslümanlara mal edilerek, İslam ve Müslümanlar, kahredici bir düşmanlığın hedefi haline getiriliyorlar.

Hayret ve esefle belirtmeliyiz ki, bu oyunun tuzağına sürekli ve itaatkâr bir biçimde yem taşıyan bir numaralı ‘Müslüman' siyaset ekibi, ‘Atatürk Türkiye'sini yönetme gibi bir mevkie getirilmiş bulunan AKP iktidarıdır.

Özetleyelim:

Haçlı Batı; AKP sayesinde bir yandan Türkiye'yi dışarıdan yönetiyor, bir yandan korkulu rüyası Atatürk'ün mirasını tahrip ediyor, bir yandan da, en güçlü Müslüman ülkeyi kullanarak İslam'ı ve Müslümanları vuruyor."

Şimdi de aynı Yaşar Nuri'nin 19 Ağustos 2005 tarihindeki Hacı Bayram Veli'yi anma sempozyumunda yaptığı şu çelişkiler, çirkinlikler ve fikri çelimsizlikler içeren konuşmasından bazı bölümlere bakalım:

"Lütfen, Emevî dini ile Hz Muhammed'in insanlığa anlattığı İslam'ı birbirinden ayıralım.

Bakın, bu ayrımı yapmadan bu ülkede hiç kimse iflah etmez. Bunu tekrar tekrar söylüyorum, 20 yıl boyunca söyledim, bu ayrım yapılacak, ondan sonra isteyen istediği yere gitsin. Yolun biri böyle, biri şöyle gider, sonucuna katlanırsın, istediğin tarafı tercih edersin. Ama Emevî'nin saltanatı uğruna Kur'an vahyini yozlaştırarak yarattığı, kancı, kinci ve şiddetçi dini İslam diye insanlığın önüne çıkarıp bir de bunun meddahlığını yapmayalım. Biz yapmayalım hiç değilse.

Ben ömrümü Emevî dini ile hakikî İslam'ın farklarını insanlığa anlatmaya verdim. Diyeceksiniz ki, anlattın da ne oldu, daha dün Sivas'ta 38 kişiyi diri diri yaktılar. Anlatmasaydık kaç 38 kişi daha yanardı, onun da hesabını yapmak lazım."

"Ilımlı İslam" diyorlar ya, o aslında Batı'ya, Haçlılara uyumlu demek. Emperyalizme uyumlu demek.

Atatürk'ü Müslüman gözüyle niye görmüyor adam? Atatürk'ün anlattığı din, benim Kur'an'dan öğrendiğimin tam göbeği, ama Haçlı emperyalizmininkine uymuyor. Rahatsızlık burada. Şimdi, Bob İslam'ı, Yeşil Kuşak İslam'ı, Arap İslam'ı, Acem İslam'ı diyorlar. Birileri çıkıyor; Türk İslam'ı diyor. Ötekisi çıkıyor, olmuyor, diyor, biraz sentezleyelim bunu, Türk-İslam sentezi falan yapalım.

Hayır! Bunlar yanlış. Bir tane İslam var. Ama yorum derseniz, İslam'ın binlerce yorumu olur. Bir mesaj evrenselse onun insanlık dünyası kadar yorumu olmuştur ve olacaktır. Şimdi bakın, bunlar iki ayrı şey, halk bunları öğrenmeli. İslam bir tanedir ama yorumu on binlercedir, bunu Kur'an'ın kendi istiyor.

Kur'an yorumlanmadığı zaman, adresine ulaşmamış bir mektup gibi hiçbir işe yaramaz. Yorumlayıp da yanlış yapmak, yorumlamadan doğru yapmaktan bin kat daha iyidir. Bu da Kur'an'ın emri. Yorumlayacak. Biz de yorumlamışız. Benim çıkmak üzere olan bir kitabım var, bir adı da "İslam'ın Türkmen Yorumu"dur.

"Onların üstüne, önce halifeliğin Türkiye'ye sokulmasıyla Arap katranı döküldü. Atatürk o katranı kazıdı, ama tekrar getirdiler, şimdi emperyalist Haçlı eliyle tekrar o katranı Türkmen yorumunun üstüne örttüler. Şimdi o katranın üzerini açacağız. Nasıl açacağız? Bir defa işi bileceksin bu bir. İki, öyle Edebali'nin nasihatlerini duvara asmak sahtekârlığı ile olmaz bu iş.

Adam olacaksın. Edebali levhasını asıyorsun, sonra da ‘Yaşar Nuri'yi biz partiye taktik icabı aldık' diyorsun. Taktik icabı yaptık dersen sana adam demezler, ikiyüzlü derler."

"Biz İslam dünyasında neden model olmuşuz? Petrolümüz mü çok fazla? Hayır! Peki, niye model olduk biz? Atatürk'ün mirasıyla, arkasında Atatürk var. Peki, kardeşim, sen bir yandan beni model yapacağını söylüyorsun, öbür yandan beni model yapan değeri yıkmaya çalışıyorsun, böyle perhiz böyle lahana turşusu olur mu? Bunu bana yutturamazsın; bunu Türkiye'de siyasal İslamcılara, bu ülkeyi, orta çağa yelken açtırmak üzere yönetenlere yutturursun. Aslında, onlar da yutmuyor bunu, ama niyetleri bozuk, yutmuş gibi görünüyorlar."

"Yukarıda Cenabı Hak; (Fikret Ağabey gök tanrı dedi, fark etmez, aynı gerçektir) aşağıda da tarih ve biz, söylüyoruz."

"İslam'ın gerçeğinde ne var, onu ortaya çıkartmak lazım, onun için bin küsur yıllık Emevî tasallutunu İslam'ın sırtından atmak icap ediyor. İşte, Türkmen yorumu bize burada yarar sağlar. Bizler bu işi, (kendini övenleri sevmem dedi Fikret Ağabey ama müsaade edin ben burada 56 kitapla ki bunların bir kısmı da yabancı dillere tercüme edilmiş) dünyaya anlatıyorum. 20 senedir kelle koltukta savaşıyorum. Müsaade edin de bir hakkımı kullanayım. Bu işi dünyada en iyi bilen üç tane adam varsa, onlardan birisi de burada, karşınızdadır."

Şimdi şunları soralım ve kafamızı zorlayalım:

  • 1. 4 Mezhebin kurucusu Müctehid İmamların ve ehlisünnet ulemasının dönemlerini ve devamını "Emevi Dini" diye töhmet altında tutmak.
  • 2. Terör ve şiddetin ve Sivas'taki vahşetin suçunu dolaylı biçimde Sünni İslam düşüncesine yıkmak.
  • 3. Yukarıda "BOP İslam'ı, Ilımlı İslam, Arap İslam'ı, Acem İslam'ı" olmuyor, yanlıştır deyip, biraz aşağıda "İslam'ın Türkmen yorumu"nu yumurtlayıp savunmak...
  • 4. Hem güya batı emperyalizmine karşı çıkıyor tavrı takınmak, hem de Batılıların yakıştırması olan "siyasal İslam" bahanesiyle Milli Görüşe ve İslami dirilişe sataşmak... Ve dolayısıyla Siyonist ve emperyalist odakların korkulu rüyası olan hareket ve şahsiyeti karalamak...
  • 5. Her ne hikmetse, Batı emperyalizmini de kendi emrinde ve şeytani emelleri istikametinde kullanan siyonizmden Recep Beyin başdanışmanı Ahmet Davudoğlu gibi kendisinin de şeref misafiri ve müdavimi olduğu Moon Tarikatından, İsrail tehditinden, Irak işgalinden ve kudurmuş Amerika'nın, sünni Müslümanları sindirme ve tarihten silme cinayetlerinden hiç bahsetmemek ve bu konuları ağzına almamak...
  • 6. Dış güçlerin ve yerli işbirlikçilerin tertip ve teşvik ettiği Sivas olaylarını istismar edip ama ondan bin beter olan Başbağlar katliamını hiç hatırlamamak...
  • 7. Yavuz Sultan Selim Han'ın devraldığı ve Osmanlının yüzyıllarca şerefle taşıdığı Halifeliği İslam Dünyasının önderliği sancağını "Arap katranı" gösterecek kadar şımarmak ve şaşkınlaşmak.
  • 8. Masonik merkezlerin ve Siyonist mahfillerin CHP'den koparmaya ve devre dışı bırakmaya çalıştığı, ama başaramadığı Deniz Baykal'ı hedef alarak "sahtekâr, ikiyüzlü, sana adam demezler" gibi, değil bir ilahiyatçı ilim adamına hatta sokak kabadayısına bile yakışmayan seviyesiz sözlerle saldırmak...
  • 9. Böylesine kültürel bir etkinliği kişisel siyasi hesapları için istismara kalkışmak.
  • 10. Hem batı Emperyalizminin Türkiye'yi yıkma ve ılımlı İslam'ı dayatma hıyanetlerine karşıymış gibi davranmak, hem de kalkıp onların bize biçtiği "İslam Dünyasına Modellik" mostralığına sahip çıkmak...
  • 11. Bir yandan Haçlıların teslis(üçleme) inancını tenkit etmek, öte taraftan sanki ayrıca Deniz Tanrısı ve Yer Tanrısı da varmış gibi, Fikret Otyam'ın "Gök Tanrı" safsatasını, onaylayıp alkışlamak.
  • 12. "Ben 56 kitap yazmış adamımdır." "Bu işi dünyada en iyi bilen 3 kişiden birisi karşınızdadır" gibi sözlerle övünmeye ve böbürlenmeye başlayıp, ilmini ve islami kişiliğini siyasi ranta çevirmeye çalışmak...
  • 13. Yılarca "Din adamı siyasetle uğraşmaz... İslam siyasete alet yapılmaz" deyip daha sonra, makam ve menfaat hatırına ve dahi şöhret ve etiket aşkına, önceleri "Ülkenin yeni kurtarıcısı Yağız Delikanlısı" diye yağ çektiği şimdi ise terk ve reddettiği Deniz Baykal'ın CHP'sine girip Milletin Oylarıyla vekil seçilip Meclise girmek, maaşını harcırahını alıp yemek ama o meclise hiç uğramamak...

Acaba, ilim adamlığıyla, İslam ahlakıyla, vatanseverlik duygusuyla, ilahiyatçılık sorumluluğuyla, Allah ve ahiret korkusuyla bağdaşıyor mu?..

Prof. Mahir Kaynak: "EL-KAİDE DİYE BİR ÖRGÜT YOK!.."

Dünya yine El-Kaide paniği yaşıyor. Bu örgüt dünyanın her tarafında kendi varlığını gösterebiliyor ama dünyanın hiçbir yerinde görülmüyor ve bulunmuyor. Bu öyle bir terör örgütü ki, tarifi, tanrının tarifine benziyor. Dünyanın her yerinde var olabilen ve dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bir örgütten söz edildiğinde, bir istihbaratçı ne düşünür?

Bu örgütün olmadığını düşünür.

- El-Kaide diye bir örgüt yok mu? Bu terörü başkaları yapıyor da, biz olmayan bir örgütü mü arıyoruz?

- El-Kaide diye bir örgüt yok. Eğer bir örgütten bahsediyorsanız, bu örgütün siyasal bir hedefi olması gerekir. El-Kaide'nin hedefi nedir sorusunun daha cevabı yok. Kimse El-Kaide'nin hangi somut hedefe ulaşmak istediğini bilmiyor. Oysa İRA, ETA gibi terör örgütlerinin somut hedefleri ve somut coğrafi alanları vardır. Ayrıca bunların bir kadrosu ve bir örgüt yapısı da vardır. El-Kaide'de bu unsurların hiçbiri yok. Ne kadrosu var, ne de coğrafi bir alanı. Bütün dünya eylem alanları bunların.

- El-Kaide'nin bir dönem Afganistan'da kurulan Taliban düzenini bütün İslam dünyasında kurmayı hedeflediği söyleniyor. Sizce El-Kaide'nin böyle bir amacı yok mu?

Bir amaç ile eldeki araçlar arasında uyum olması gerekir. Elinize bir topluiğne alıp 'Ben adam öldüreceğim' derseniz olmaz. El-Kaide'nin kendi gücüyle, İslam dünyasında öngördüğü rejimi kurması mümkün değil. Ne gücü, ne kadrosu, ne de destekleyicisi var. Aslında El-Kaide diye bir örgüt yok. El-Kaide, bir istihbarat servisinin yaptığı operasyonun kod adıdır. Bu yüzden de bizim önce yapılan bu operasyonu deşifre etmemiz gerekir. Çünkü El-Kaide operasyonuyla dünyada bir siyasi sonuç yaratılmak isteniyor.

- El-Kaide terörüyle nasıl bir siyasi sonuç yaratılıyor sizce?

- El-Kaide eylemlerinden çıkan tek siyasi sonuç, Batı dünyasında bir İslam aleyhtarlığının doğuşudur ve İslam'ın terörle özdeşleşmesidir. Böyle bir siyasi sonuç niçin isteniyor ve bunu kim istiyor sorusunun cevabını bulmalıyız. Çünkü El-Kaide'nin eylemleri dünyadaki dengeleri değiştiriyor. Küçük bir örgütün dünyaya şekil verdiğini kabul etmek kadar saçma bir şey olamaz. Bu büyük bir operasyondur. Öyle ki, dünyada, halklar nezdinde, İslam karşıtı bir cephe oluşuyor her şeyden önce.

- İslam karşıtı bir cephe oluşturularak ne elde edilmek isteniyor?

- Bakın, bugün dünyadaki yeni dengenin nasıl kurulacağıyla ilgili iki ayrı yaklaşım var. Biri, küresel sermayenin yaklaşımı. Diğeri Bush'un Amerikası'yla Putin'in Rusyası'nın yaklaşımı. Küresel sermayenin yaklaşımı, Huntington'un 'Medeniyetler Çatışması' tezini benimsiyor. Dünyayı Batı medeniyeti ve onun dışında kalanlar diye ayrıştırıyor ve 'Dünyadaki yeni denge, Batı dünyasıyla diğerleri arasında kurulsun' diyor. İkinci yaklaşım ise dünyayı, geçmişteki gibi yine bir tarafta Amerika, diğer tarafta Rusya diye ikili bir dengeye oturtmak istiyor. Bugün dünyadaki çatışma işte bu kurulacak yeni denge konusunda yaşanıyor. Şu anda Bush'un Amerikası'yla Putin'in Rusya'sı anlaşmış durumda. Bunların karşısında da küresel sermaye farklı bir güç odağı olarak duruyor. Şu anda bunlar dışında bir siyasi hedefi olan başka bir güç odağı yok dünyada. Küresel sermayenin de dünya için biçtiği bir yönetim biçimi var.

- Nedir o?

- Küresel sermayenin bir 'ılımlı İslam' politikası var. İslam'ın kapitalizmle uzlaşmazlıklarının kaldırılması ve piyasa ekonomisine sokulması politikası bu. Küresel sermaye, 'İslam dünyasını Batı sisteminin ve pazarının içine sokarız ve böylece sorun biter' diyor. El-Kaide ise küresel sermayenin ılımlı İslamı'ndan tamamen farklı bir hedefi devreye sokuyor. 'Müslümanlar dünyadaki düşman, öteki olsun' diyor. Nitekim El-Kaide'nin eylemleri sonucunda dünyada öyle bir İslam karşıtı cephe oluşuyor ki, ılımlı ya da radikal ayrımı yapılmadan bütün İslam 'terörist' kabul ediliyor. Böyle bir sonucu bir İslami odağın yaratmasının mantığı yok. Bunu Batılı bir odak yapıyor. Küresel sermayenin 'ılımlı İslam modeli'ni ve siyasal İslam'ı tasfiye etmek için yapıyor bunu.

- Kapitalizmle çatışmayan bir ılımlı İslam'ı, Amerika niye yok etmek istesin ki?

- Çünkü küresel sermayenin İslam içinde bir örgütlenmesi, yapılanması var. Küresel sermaye petrole sahip değil ve petrol şirketlerini kontrol etmiyor ama petrolü üreten ülkelerin yönetimini ele geçiriyor. Yeltsin döneminde Rusya'yı da ele geçiriyordu. Şu anda Suudi Arabistan'daki para sahipleriyle küresel sermaye arasında da bir bütünleşme var. Amerika işte bu yapıyı tasfiye edecek. Yoksa Amerika, bir zamanlar kendi vilayetinden daha yakın telakki edilen Suudi Arabistan'daki rejimi neden değiştirmek istesin ki? Geçenlerde Bush yönetimine yakın bir isim, bir Arap zenginin ABD'den çektiği parayı Türkiye'ye sevk ederek Türk ekonomisini ayakta tuttuğunu yazdı, şikâyet etti.

- Türkiye'nin çatışmada yeri ne?

- Türkiye bugün, ılımlı İslam modeliyle küresel sermayenin yönetiminde olan en önemli ülkelerden biridir. Hükümetin Amerikan yönetimiyle arası iyi değil. Başbakan Erdoğan 'Düğmeye bastılar' diye şikâyet ediyor. Bush ve Putin yönetimleri, küresel sermayenin ılımlı İslam tezini ortadan kaldırmak istiyorlar. 'Ilımlı İslam yok. İslam bir bütündür, hepsi radikaldir. Ya sekülerleşeceksiniz ya da yok olacaksınız' diyorlar. Bunlar, İslam'ı siyasal olmaktan çıkaracaklar. Sonuçta, dünyadaki bugünkü çatışma mağaradaki bir adamla dünya arasında değil. Çatışma, küresel sermaye ile Bush'un Amerikası arasında yaşanıyor. El-Kaide de, Bush ve Putin'in temsil ettiği cephe adına bütün provokasyonları yapıyor, küresel sermayenin ılımlı İslam modelini bitiriyor.

- Sizin küresel sermayeden kastettiğiniz nedir?

- Küresel sermaye, herhangi bir işletmeyi, şirketi, fabrikayı yönetmeyen, bunların da sahibi olmayan, sadece paraya hükmeden ve parayı kullanan gruptur. Finans kesimindeki bu kişilerin kullandığı paralar sadece kendi servetleriyle de sınırlı değildir. Çünkü bugünün dünyasında paranın sahibi ve kullananı farklıdır. Yani siz paraya sahip olursunuz, bu parayı bankaya yatırırsınız, bu parayı bankanın yöneticisi kullanır. Dolayısıyla küresel sermaye bugün dünyada kendi servetini çok aşan bir biçimde trilyonlarca dolara hükmeder ve ulus-devletler kadar güçlüdür. Üstelik bir coğrafyaya bağlı da değildir. Her yer onun mekânıdır. Amerika'nın yıkılması onu çok da rahatsız etmez.

- Soros bunlardan biri mi?

- Soros, Rothchild, Rockefeller küresel sermayenin temsilcileridir. Küresel sermayenin devleti aşan bir gücü var. Şu anda Amerika ve Rusya'daki yönetim, küresel sermayenin siyasal gücünü tasfiyeye uğraşıyor. El-Kaide, küresel sermayeye ve İslam'a karşı kullanılıyor. Ama bazıları 'Afganistan'da mağarada yaşayan bir Usame bin Ladin var, o bütün dünyayla savaşıyor' diyor.

- El-Kaide, sizin dediğiniz gibi bir operasyonun kod adıysa, sonuçta yine operasyonu yapan bir örgüt var demektir. Dünyanın bütün istihbarat örgütlerinin aradığı ama izini bulamadığı, bir anlamda dünyadaki bütün istihbarat örgütlerinin toplamından daha güçlü bir örgüt nasıl olabilir?

- El-Kaide operasyonunu CIA yürütür ve Putin yönetimi de bunun farkındadır ya da ortağıdır. Diğer ülkelerin gizli servisleri ise operasyonu sadece anlamakla kalırlar. Amerika'ya karşı bir şey yapmak kolay mı? Zaten devlet operasyonlarında da gerçek hiçbir zaman ortaya çıkmaz. Kennedy'nin devlet tarafından öldürüldüğüne dair neredeyse kesin kanaat var ama bunun kanıtı asla ortaya çıkmaz. Burada da Amerikan istihbaratının kullandığı adamların adına El-Kaide demişler. Yapılacak eyleme göre üç-beş kişi temin ediliyor ve o eylem yaptırılıyor. Bunlar örgüt falan değil. CIA tarafından kullanılan adamlar bunlar. Bu terörü devletler yapıyor. Bunları intihar saldırılarına falan sürüyor. Kendi ikiz kulelerini vuruyor. Buna, Amerikan siyaset yapımcıları karar vermiştir. Bush da bilmeyebilir. CIA da büyük bir gücün içerisinde sadece uygulayıcı organdır.

- CIA, ikiz kuleleri vurarak vatandaşlarını mı öldürdü?

- 11 Eylül'ü CIA neden yapmasın?

Eğer size bunun alternatifinin bir savaş olduğunu söyleseydi, 'Bunu yapmasaydım savaşacaktım ve bu savaşta 1 milyon kişi ölecekti' deseydi...

İkinci Dünya Savaşı'nda da benzer bir hesaplaşma, bir yerleri ele geçirme kavgası vardı ve sonuçta 50 milyon insan öldü. Şu anda dünyada çok düşük maliyetli bir savaş yaşanıyor. Bize de, çatışmanın tarafı olarak bir tarafta El-Kaide, diğer tarafta bütün dünya gösteriliyor. Bunu kabul ederseniz bir sürü mantıksızlığın içine düşersiniz.

- Ne gibi?

Bugün, dünya savaşının sonucuna benzer sonuçlar yaratılıyor. Bunu bir avuç militanın yaptığını kabul etmek mümkün değil. Yani öyle bir güç var ki, yaptıklarıyla dünya yeniden şekilleniyor, ama bu örgütün içinden hiçbir ihanet çıkmıyor, ona para hiç tesir etmiyor, hiçbir bilgi sızmıyor. Niye? Çünkü El-Kaide diye bir örgüt yok.

Operasyonlarda projeye uygun olarak üç-beş Müslüman kullanılıyor. Ellerinde de zaten Afganistan ve Pakistan'da daha önce Sovyetlere karşı yetiştirdikleri adamlar var. Militanlar çok kısa süreli istihdam ediliyor ve hatta eylemi yapanlar da ölüyor. Bilgi sızmaması için bütün tedbirleri alırlar. Mesela bazen militanın kendisi bile militan olduğunu bilmeyebilir. Adamı gizli servis için angaje edersiniz, al şu çantayı götür dersiniz. Uzaktan kumandayla çantayı patlatırsınız. Alın size bir intihar bombacısı işte. Bir kamyoncuya şu sütleri götür dersiniz. Yoldan geçerken de patlatırsınız.

- El Kaide'nin kendisi gibi bir de hayalet lideri var. O da ne görülüyor, ne bulunuyor. Böyle aranan biri, güçlü bir destek olmadan bu kadar uzun süre gizlenebilir mi?

- Gizlenemez, mümkün değil. Gizli servislerce saklanıyor olması lazım.

- İslam'la terör arasında bağlantıyı El-Kaide kuruyor. El-Kaide sayesinde artık Batı'da Müslüman denildiğinde akla terör geliyor. Her yanda Müslümanlar baskı görüyor. El-Kaide'nin, İslam'la terörü böyle birbirine bağlamaktan amacı ne?

- İslam terörle özdeşleştiği zaman siyasal vasfını kaybetmek zorunda kalır. Amaç, İslam'la terörün özdeşleşmesi ve böylece İslam'ın bir düşünce, bir siyasal söylem olmaktan çıkarılmasıdır. Zaten bir siyasal fikri yok etmek istiyorsanız, önce onun içini düşünceden boşaltacaksınız sonra da o hareketi sadece eylemci yapacaksınız. Türkiye'de sol da böyle bertaraf edildi. Solun içi düşünce olarak boşaltıldı ve solcular sadece birer 'silahlı eylemci' profiline dönüştürüldü. Kürt hareketi de böyle oldu. Sınıfsal hareket olarak başladı, terörist haline geldi. Bugün de Batı, İslam için aynı metodu kullanıyor. Amerikan derin devleti, siyasal İslam'ı böyle tasfiye ediyor.

- Siyasal İslam niye bitirilmek isteniyor sizce?

- Siyasal İslam dünyada solun yerini alıyordu. Batı toplumlarında da, ezilmiş insanlar İslam'ı bir kurtuluş dini olarak görüyordu. Şimdi hem İslam'ın içini düşünce olarak boşaltıyorlar hem de küresel sermayenin İslam ülkelerindeki egemenliğini bitiriyorlar. Yaşanan, ulusal-devletlerle küresel sermayenin kavgasıdır. Küresel sermaye devlete karşıydı ve devleti aşacaktı. Şu anda ulus-devletin egemenliği korunmaya çalışılıyor. Kapitalizmin üst ürünü olan küresel sermaye devletlerin kontrolü altına alınmaya çalışılıyor. El-Kaide'nin eylemleriyle de, küreselleşmenin mekanizmaları yıkılıyor. Zaten dünyada İslam'ın yükselişi de İslam'ın kendi dinamikleriyle olmamıştı. Sovyetleri kuşatmak için yaratılan Yeşil Kuşak projesi olmasaydı, biz bugün etrafta bu kadar namaz kılan adam görmezdik. Ama artık küresel sermayenin, Yeşil Kuşak ve siyasal İslam içindeki gücü görüldüğü için Yeşil Kuşak'ı ve siyasal İslam'ı bitiriyorlar.

- Bir de bizim PKK terörü sorunumuz var. PKK, pek başvurmadığı kanlı bir yönteme başvuruyor şimdi. Batı bölgelerindeki sivil hedeflere saldırıyor. Niye yapıyor bunu?

- PKK'nın kim olduğu belli değil, bölündü. Terör eylemlerini hangi parçası yapıyor ya da PKK mı yapıyor, çok şüpheli. PKK, İran ve Suriye'yle mücadelede, Amerika ve Avrupa terörist ilan etmiş. Barzani ve Talabani'yle geçinemiyor. Böyle bir örgüt, 'Bu kadar düşman şu anda bana az, ben bir de TSK'yı üzerime çekeyim de, beni iyice ezsinler' der mi? PKK'nın tasfiyesini isteyen bir güç, adına PKK deyip eylem yapıyor. Mesela ben Barzani olsam böyle bir işi yaparım, PKK derdinden kurtulurum. Bu terör eylemleri sonucu eğer biz Türkiye'dekileri Irak'a doğru sürersek, orada zaten izole edilmiş olduklarından aç ve parasız kalırlar ve siyasi destekleri kalmadığından mecburen Barzani'nin emrine girerler. Bir örgüt silahla değil satın alınarak tasfiye edilir zaten. Şimdi de PKK'nın tasfiyesi isteniyor ve şu anki proje PKK'nın Barzani'nin kontrolüne girmesini sağlamaktır. Yapılan o... PKK'lılar paralı asker haline gelecekler[4]



[1]  (James D. Davidson, The Great Reckoning- Simon and Schuster Co./93)

[2]  (Davidson, adı geçen eser)

[3]  (30 Nisan 2003 tarihli gazeteler)

[4]  01 08 2005 / Radikal / Röportaj: Neşe Düzel


Bu yazarin diger makaleleri

ORTA GELİR TUZAĞI VE YENİ DARBE TARTIŞMALARI
  Bir ülkede kişi başına gelir düzeyinin belirli bir aşamadan öteye...
Devami
BU KAFAYLA BURAYA KADARDI!
Yandaş ilahiyatçı Hayrettin Karaman'ın bile Yeni Şafak’taki yazısında belirttiği gibi,...
Devami
AKP İÇİNDE İKTİDAR KAVGASI VE BİRKAÇ AY SONRASI!?
  AKP’de Davutoğlu’nu etkisiz kılma adımı! AKP MKYK'sında alınan kararla il ve...
Devami
SİYONİSTLERİN ERBAKAN KORKULARI VE ERDOĞAN KURGULARI
 Türkiye bulandırılmak, eli kolu bağlanmak ve hatta boğulmak isteniyordu. Ama...
Devami
ÖNKİBAR’IN ÇARPITMALARI VE ERBAKAN İTİRAFLARI!
  Çağındaki zalim düzenlere ve merkezlere boyun eğmemiş, insanlığa yön veren...
Devami
SN. DEVLET BAHÇELİ’NİN DOĞRULARI, YANLIŞLARI VE NOKSANLARI
MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Kürt Açılımıyla ilgili (13 Kasım 2009)...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4024

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR