ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün3327
mod_vvisit_counterDün4837
mod_vvisit_counterBu Hafta3327
mod_vvisit_counterGeçen hafta39169
mod_vvisit_counterBu Ay120641
mod_vvisit_counterGeçen Ay122941
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17571580

IP'niz: 3.235.25.169
Bugün: 19 Nis 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12492922

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

ÖLÜMÜ ÖLDÜREN KAHRAMANLAR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

Bir vesile ile uğradığımız Antakya'da, Habibi Neccar camisinde kıldığımız namazlardan sonra, arkadaşımız Yasin-i Şerif'in ikinci sayfasını okudu. Onbeş ayetten oluşan bu sayfa Hz. İsa'nın Antakya Kariyesine gönderdiği elçilere karşı, şehir halkının terslik ve tepkisini ve o elçilere sahip çıkan ve kendilerini çok güzel ve tatlı bir üslupla hakka ve hidayete çağıran Habibi Neccar'ın azgınlarca şehit edilişini hikâye etmektedir.

Bu  ayetleri dinlerken o güne kadar farkına varamadığım bazı gerçekler kalbime doğdu...

Hayatları imansızlığa ve ahlaksızlığa karşı cihat yapmakla ve bu uğurda nice zahmet ve mihnetlere katlanmakla geçen bütün Peygamberlerin yanında, Kur'anda övülmek şerefine erişen ve mübarek hatıraları ebedileşen kimselerin hep küfre ve zulme karşı çıkan, imani gerçekleri cesaretle haykıran ve bu yolda hayatlarını ortaya koyan kahramanlar olduğunu görüyoruz. Mübarek bir hatun olan Hz. Meryem'in dışında bir mescide çekilip ömrünü ibadet ve riyazetle geçirdiği için Kur'an da özellikle övülen ve örnek gösterilen başka bir kimseye rastlamıyoruz.

Elbette Allahın her emri önemlidir. Namaz, oruç, zikir gibi bütün ibadetler mübarek ve mukaddestir. Hiç bir ibadeti ve hayırlı hizmeti küçük görmek hakkımız ve haddimiz değildir. Ancak islamca ve insanca yaşayabilmenin ve her türlü ibadet ve hizmeti huzur ve güven içinde yapabilmenin temel şartı cihat olduğu için, Kuranda övülen ve hatıraları ebedileşen, hep cihat ehli olmuştur.

Cihadın en makbulü ise "çok zor ve tehlikeli şartlarda bile hakkı savunmak, küfür ve zulüm karşısında susmamak" olduğu için Ashab-ı Kehfin Kuranda anlatılmaya ve bir sureye isim olmaya  layık görülmüştür.

"Biz sana Ashabı Kehf'in haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar rablerine inanmış gençlerdi.Biz de onların hidayetlerini arttırdık.

"Kalplerini (metanet ve muhabbetle) bağlayıp güçlendirmiştik. (Kafir ve zalim kralın önünde ) kalkıp dedilerki: Rabbimiz göklerin ve yerin rabbidir. Biz ondan başkasını ilah diye çağırmayız. (ve batıl yollarınıza uymayız. Şayet öyle yaparsak) gerçekten saçmalamış ve sapıtmış oluruz..."

(Böylece kralın ve adamların şaşkınlık ve sapıklık içinde olduklarını vurguluyorlardı.)

"Şunlar, şu kavmimiz; Allahtan başka ilahlar edindiler... (şayet haklı iseler, o putların ve tağutların gerçek ilah olabileceğine dair) açık deliller getirmeleri gerekmezmiydi? Allaha karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? (diyerek putlara ve tağutlara tapmakla haktan saptıklarını, hiçbir delilleri olmadan körü körüne zalim bir idarecinin peşinde koştuklarını hatırlıyor ve halkı uyarıyorlardı).

"(Bunun üzerine karalın zulmünden korunmaları için onlara şöyle dendi.) Mademki siz onlardan ve Allah'tan başka tapındıkları şeylerden ayrıldınız, o halde (hemen buradan kaçıp mağaraya sığının ki Rabbiniz kendi rahmetinden (sizin şeref ve şöhretinizi) yaysın ve (şu hakkı savunmak ve küfre teslim olmamak) gayretinizden dolayı size yararlı şeyler hazırlasın."[1]

Ashab-ı Kehf gibi Kur'an'da anlatılmak şerefine erişen, Talut'la Calut olayının konusu ve özelliği de yine cihaddır:

"(İmanı zayıf olanlar ve komutana itaatten kaçanlar) Bugün Calut'a ve ordularına karşı koyacak gücümüz yoktur" dediler. Allah'ın (nusretine ve rahmetine) kavuşacaklarına kesin kanaati olanlar ise şöyle dediler: "Nice az topluluklar var ki, Allah'ın izniyle çok kalabalıklara galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir."

"Calut ve askerlerine karşı çıktıklarında ise şöyle dediler: "Rabbimiz, üzerimize sabır ve metanet yağdır. Ayaklarımızı (cihat üzerinde) sabit ve sağlam tut ve o kafir millete karşı bize yardım et."

"Derken Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar..."[2]

Ve işte Hz. İsa'nın Antakya halkına gönderdiği elçilere olmaz hakaret ve haksızlıkları reva gören beyinsizliklere karşı, yine cesaret ve metanetle onları hidayete çağıran ve sonunda öldürüp şehid olan Habibi Neccar'ın, Kur'an'laş mış hikâyesi:

"Şehrin uzak bir yerinden bir adam (Habibi Neccar olduğu söyleniyor) koşarak geldi ve

"Ey kavmim bu elçilere uyun" dedi.

"Onlara uyun, çünkü sizden bir ücret istemiyorlar ve onlar haklı ve hayırlı bir yolda bulunuyorlar."

"Ben niçin beni yaratan kulluk etmeyeyim ki? Oysa hepiniz O'na döndürüleceksiniz!.."

"Ben hiç, O'ndan başka ilahlar edinirmiyim? Çünkü eğer çok esirgeyen Allah, bana bir zarar vermek isterse (putların ve tağutların) şefaati bana hiçbir fayda vermez. Ve beni kurtaramazlar ki!.."

"O takdirde ben apaçık bir sapıklık içinde olurum..."

"Ben sizin Rabbinize inandım. (Artık gelin) beni dinleyin!... Dedi."[3]

Kavminin zoruna gitmesin ve nefislerine ağır gelmesin diye, hep kendi nefsine yaptığı bu örnek ve yüksek davet ve tebliğe rağmen, tutup onu öldürdüler ve şehit ettiler.

"Ona: "Cennete gir" denilince şöyle söyledi:" Ne olurdu, keşke kavmim Rabbimin beni bağışladığını ve nice ikram ve ihsanlara kavuşturduğunu bilselerdi."[4]

Bu ifadeler, hem hak yolunda şehit olanların asla zarar etmediklerini vurgulamak, hem de haksız yere bunların canına kıyan o cahil ve hain kimselerin, ahirette kendisinin eriştiği nimet ve faziletleri görüp hala onların imana gelmesini arzulamak için olabilir.

Evet İslam'ın canı iman, imanın canı ise cihattır... Bu gerçek ise, ancak ahiret ve ebediyet (sonsuzluk) düşüncesi ile anlam kazanır.

Bugün bizlerin hem böyle bir manevi cihat şuuruna hem de ruhuna, hem de ruhu kazandıracak bir tarikat huzuruna şiddetle ihtiyacımız vardır.

Ashab-ı Kehfler, Talutlar ve Habibi Neccarlar yetiştirecek Mürşitler ve mektepler mutlaka hazırlanmalıdır.

Çünkü insan cennet için yaratılmıştır ve ölümsüzlüğü arzulamaktadır. Bunun çaresi de Allah (CC) ve ahiret inancıdır. Böyle bir imanı kalbine sokmayanlar ve dünya hayatına Kur'an penceresinden bakmayanlar... Çok yüksek maksat ve meziyetlerle yaratıldıkları halde, kendilerini inkar ve isyan çirkefine sokanlar... Hayvani ve nefsani duyguların basit ve bayağı arzuların esiri olanlar... Allah'ı ve ahireti unutanlar.. Evet işte bunlar ölümden şiddetle korkarlar. Kabirden dehşete kapılırlar... Ölüp unutulmaktan, yokluğa karışmaktan ve bütün sevdiklerinden bir daha dönmemek üzere ayrılmaktan nasıl kurtulacaklar?

Uğrunda bir ömür tükettikleri, niye bin zahmetler çektikleri, çoğunu haram ve hileli yollarla elde ettikleri servet ve şöhretlerini nasıl bırakacaklar?

Lüks arabalarından, konforlu apartmanlarından, süslü avratlarından... Ve hele o rütbe ve makamlarından nasıl ayrılacaklar?

Bütün bunları hatırlamamak ve ruhi bir ızdırap içinde kıvranmamak için ölümü unutmaya çalışırlar. Bu yüzden içki kumar ve fuhuşla oyalanmaya başlarlar. Kendi akıllarınca şu fani dünyanın keyfini çıkarmak için uğraşırlar.  Moda mostralıkları, sosyete soytarılıkları ve şehvet budalalıkları hep bu yüzdendir.

İmansızlığın ve ibadetsizliğin gönüldeki boşluğunu doldurmak, haksızlığın ve ahlaksızlığın manevi huzursuzluğundan kurtulmak için, Allah'a ve Kur'ana döneceklerine, şeytanca hevesler peşinde çırpınırlar, ve çırpındıkça daha da batarlar!...

Hak din ve Adil Düzen olan İslam yerine, şeytani ideolojilerin ve beşeri sistemlerin kulu ve kahramanı olurlar...

Ve sonunda korktukları başlarına gelir, ölüm onlarıda yakalar ve unuturlar...

Ama yaratılış gayesinden haberdar olanlar, Rabbına ve Resulune inananlar ve ahiret için hazırlanırlar.

"Seni arayıp bulmam için beni dünyaya attın.

Alemi benim için, beni de senin için yarattın" gerçeğini kavrayanlar ". Nefislerinizi öldürün"[5] hitabına uyup şehvetlerinin köleliğinden kurtulanlar... "Allah'ın boyasıyla boyananlar"[6] Gerçek hürriyeti Allah'a kullukta bulanlar... Herkes gaflet uykusunda iken uyanık kalanlar... Canlarını ve mallarını Allah'a satanlar...[7] "Mutu kable en temutu Ölmezden önce ölünüz"  hikmetini yaşayanlar. Allah yolunun divanesi ve cihad delisi müslümanlar...  Evet işte bunlar "ölümü öldüren" gerçek kahramanlardır... Ölüm onlar için yok oluş değil, sonsuzluğa doğuştur... Ölüm onlar için ayrılık ve hasret değil, bilakis vuslattır... "Ve iyi bilin ki Allah'ın bu veli ve sevgili kulları için ne bu dünyada ne de ahirette korku ve keder yoktur."[8] Ölüm, onlar için Mevlana'nın tabiriyle "Şeb-i Aruz'dur." Yani düğün gecesidir. Zira ölüm, sonsuzluk şarkısının ilk hecesidir.

Bunlar kabirle sırdaş, Azrail'le gardaş olmuşlardır.

"Ey Azrail, hadi gel seni kucaklayayım. Çürük bir ceset verip ölümsüz can alayım" şarkısını çağırırlar. Kabir ise onlar için cennete ve ebedi saadete açılan bir kapıdır.

Böylece nefsini yenenler ve ölümü öldürenler, gönül huzuruna erenlerdir... Bunla her olaya hikmetle bakan ve ibretle görenlerdir.

Bunlarda ölüm korkusu tatlı bir heyecana dönüşmüştür. Kabuğu mehafet (Allah korkusu), özü muhabbet (Allah sevgisi) ve neticesi vuslat olan bir iman nuru bütün benliklerini bürümüştür.

Ölümü öldürenler korkak değil, cesurdurlar. Hakkı tutar, hakkı savunurlar... Riyakar ve dalkavuk değil, onurludurlar. Zalimlere ve müstekbirlere tek başına karşı dururlar. İbadet ve istikametle nurlanırlar. Günahtan utanır ve korunurlar... Kanaat ehli ve gönül zenginidirler. Harama ve dilenmeye tenezzül etmezler. Ölümsüz gerçeği, ölümlü yalana değişmezler...

Ölümü öldürenlerin, ölümsüzlük sırrına erenlerin, yani Allah erlerinin işlerinde bereket, akıllarında feraset, bakışlarında basiret, hallerinde keramet, sohbetinde hidayet, dostluklarında selamet vardır.

Onlar için dünya bir misafirhane, ölüm ise vuslat için bir bahanedir. Her yerde ve her şeyde Cenab ı hakkın celal ve cemal sıfatlarının tecellisini görürler.

Ölümü öldürenler, cihat tutkusu ve şehadet arzusu ile yaşarlar... Allah yolunda hizmet etmek ve o hal üzere ölmek için yarışırlar.

"Allah yolunda öldürenleri, ölüler sanma, onlar dirilerdir ve Rableri katında rızıklanır (misafir edilirler)"[9] müjdesine müştaktırlar.

Dünyalık nimetlerden ne elde ettiklerine aşırı sevinirler, ne de elde edemediklerine aşırı üzülürler.

Velhasıl ölümü öldürenler, ebedi diridirler ve asla ölmezler!..

Çünkü ölümü öldürenler, şeriat ikliminde tarikat mektebinden ve hakikat menzilinde yetişmişlerdir.



[1] Kehf:13,14,15,16

[2] Bakara:249,251

[3] Yasin:20,25

[4] Yasin:26,27

[5] Bakara:54

[6] Bakara: 138

[7] Tevbe.111

[8] Yunus:62

[9] Al-i İmran: 169


Bu yazarin diger makaleleri

ÖNEMLİ RÖPORTAJ: PATRİKHANE, TRUVA ATIDIR!
  Ahmet Akgül Hocamızla "Ekümenik patrikliği ve Hıristiyan Mahkemesi" üzerine;...
Devami
Bilderberg ve CFR Tarihinde Bir İlk : BU İKİ SİYONİST KURULUŞ AYNI TARİHLERDE NİYE TÜRKİYEDE
  CFR, Brüksel-İstanbul-Ankara Toplantısı 24 Mayıs-3 Haziran 2007 Siyonist Yahudilerin güdümündeki...
Devami
AKP'NİN AKREPLİĞİ
  Her 100 liralık faizin 46 lirası reel faize ödendi...
Devami
TALAT PAŞA ŞEHİT'İSE APO'DA GAZİDİR!...
  Ulusalcı girişimin Berlin buluşmasına Talat Paşa adı yakışmıyor!   İsrail'in...
Devami
ARTIK VAKİT TAMAMDIR
  İstiklal Savaşı'yla Türkiye zahiri planda, asırların birikimi olan bir...
Devami
NASIL GİDİYOR SA!..
  Şeriata küfür etti Şeytan ile huzur etti Nice yüz bin kusur etti Yine...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 6283

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR