YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e3acc8a89a3
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 8 6
Bugün : 47098
Dün : 64668
Bu ay : 1026371
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53171429
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Ahmet Akgül Hocamıza, bir sohbetle soruyorlar: Solcu koministi mi tercih edersin, sağcı kapitalisti mi?

Onlara şöyle cevap veriyor:

Kırkiki sene kadar önce, bizim ortaokul dönemlerimizde, Elazığ’da çok meşhur iki doktor vardı.

Birisi Bayram Şifael adında pratisyen bir hekimdi. Yani herhangi bir sahada ihtisas yapmamıştı. Ama o zamanlar halkımız pratisyenle uzmanın farkını bile çakmazdı. Bayram Şifael’in şöhreti en ücra köylere, hatta civar illere kadar yayılmıştı. Ara sıra Cuma namazına da katılır, hatta kerametleri dahi anlatılırdı. Şu andaki Belediye binasının üst tarafındaki kalan, alt katını muayenehane olarak kullandığı iki katlı evinin önünde her gün kuyruk oluşturan hastalar sıralanırdı. Sebebi: Ona giden her hasta mutlaka rahatlardı… Çünkü bu pratisyen doktor, her hastasına, en etkili ve tehlikeli uyuşturucu haplar ve ilaçlar yazardı… Bu zavallıların çoğu bir müddet sonra ölünce de yakınları: “Elleri dert görmesin… Doktor bey hastamızı ağrı sızılardan ve çektiği ıstıraplardan kurtarmıştı… Ama ne yapalım ki, ömrü bu kadarmış, ecel fırsat tanımadı.” Diyerek dua da bulunurlardı…

 

Bu adamın hastalıklardan anlamadığını, yanlış ve zararlı reçeteler yazdığını söyleyen ve halkı ikaz eden diğer doktorlar için ise: “O’nu kıskanıyorlar, müşteri kapmak için iftira atıyorlar!” kanaati yaygındı…

Saf halkımızı iyice soyduktan sonra bir gün, uygunsuz vaziyette basıldığı genç bir kadın hastasının kocası tarafından vuruldu… Kadın öldü, kendisi de yaralı vaziyette Elazığ’dan kaçtı…

Diğeri Sedat Bey isminde (soyadını hatırlamıyorum) Almanya’da ihtisas yapmış bir operatör doktordu. Evi bizden biraz aşağıdaydı… Hanımı kendisinden daha yaşlı görünen bir Almandı. Evde besledikleri iri bir buldog köpekleri vardı. O zamanlar, köylüler ve çobanlar dışında, şehir evinde köpek beslemek ve hele onunla aynı sofrada yemek içmek oldukça acayip karşılanırdı.

Sedat Bey İslam’dan ve ahlaktan uzaktı. Bir ara başhekimliğini de yaptığı devlet Hastanesindeki iki kız kardeş hemşireyle ve diğer hastalarıyla çirkin ilişkileri dillere destandı. Bıçak parası koparmadan hasta yatırmaz, hatta parası olmayan köylülerden koyun, keçi, teneke teneke bal ve yağ bile alırdı. Basit ameliyatları narkozsuz yapardı ve tabii çok can yakardı…

Eh haliyle pek müşterisi olmazdı ve şehrimizde tutulmazdı.

Şimdi sorunuza, bir soru ile cevap vereyim;

Siz hasta olsaydınız, hangisini tercih ederdiniz?

Uyuşturulup ölmeyi mi?, savuşturulup sövülmeyi mi?

Ya hu, ne zaman bu teslimiyetcilikten ve taklitcilikten kurtulacağız?

Her ikisi de batıl ve bozuk olan sistem ve zihniyetlerden birini, ille de tercih etmeye niye kendimizi mecbur ve mahkum sayıyoruz… Niye milli ve yerli düşüncemize sahip çıkmıyoruz.

Niye kendimize, geçmişimize ve öz kültür ve kimliğimize saygı duymuyoruz?

Bu aşağılık kompleksinden niye bir türlü sıyrılıp kurtulmuyoruz?..

Niye, dinimize ve değerlerimize yani kendimize değil de, hep yabancılara ve batılı olana güveniyoruz?

İnançsız ahlaksızından da, muhafazakâr münafık’ından da çektiğimiz bunca belaya rağmen, niye hala kurtuluşu onlardan bekliyoruz?

Koministlerin, diri diri ameliyat yapıp parçaladığını, Kapitalistlerin ise; önce uyuşturup sonra, vücudunuzdan daha büyük lokmalar kopardığını niye hala fark etmiyoruz?

Komizmin ve kapitalizmin, Siyonist timsahın iki çenesi gibi çalıştığını ve avlarını parçalamak ve İsrail gövdesini doyurmak için açılıp kapandığını, ama gafillere karşı çarpışıyor rolü oynadığını niye anlamıyoruz?

Müslüman Türklere Anadolu kapılarını açan Alparslan ve yarenleri, kominist veya kapitalist değildi…

Çağ açıp çağ kapayan Sultan Fatih ve askerleri sosyalist veya Liberalist değildi…

Çanakkale Destanının komutanları ve Mehmetçikleri mason veya muhafazakâr değildi…

Milli Mücadelenin mücahitleri; Atatürk ve kuvayı Milliyecileri, solcu veya sağcı değildi

“Solcu”luk ve “Sağcı”lık, Siyonist Yahudi’nin bedenindeki iki kolu gibidir.

Türkiye’yi bütçesinin yarısından fazlasını Amerika’daki Yahudi bankerlere ve 3-5 yerli rantiyeciye faiz olarak ödemeye mahkum hale; işte bu solcular ve sağcılar birlikte getirdiler.            

Türkiye resmen işgal edilip sömürgeleşseydi, yine bu denli bir soygunu gerçekleştiremezlerdi…

BM. Genel Sekreteri Annan Gavurunun bile: “ABD’nin İngiliz güçleriyle birlikte Irak’a girmesi, Güvenlik konseyince alınmış bir karar değildir. Hukuken gayrı meşrudur ve temelsizdir” demesine rağmen, Türkiye’nin sağcı ve solcu kafaları cani conileri Irak’a davet etmiştir.

PKK’ya kol kanat geren Amerika, Peşmergelerle bir olup Türkmenleri katletmektedir. Solcular ve sağcılar sadece seyretmektedir.

Prof. Ümit Özdağ, “Telafer katliamı, Türk silahlı kuvvetlerin tepki testidir ve psikolojik yıpratma ve yaralama girişimidir. Hatta TSK’yı bölgeden tasfiye etmeye yöneliktir” şeklindeki ciddi ve önemli saptama ve uyarmasına rağmen hala yetkililer beylik demeçlerle yetinmektedir.

Daha önce, birçok müspet gazete ve dergide yer aldığı gibi Milli Çözüm’ün de defalarca yazdığı: Başbakan Abdullah Gül gibi bakanların Gazeteci Cengiz Çandar ve İlnur Çevik gibi ajanların, Amerika’da katıldıkları ve Iraktaki bir Türkmen şehrine yönelik muhtemel ABD operasyonu karşısında Türk ordusu nasıl bir tepki verir? Sorusuna yanıt arandığı gizli toplantıda bahse konu şehrin Telafer olduğu bugün kesinleşmiştir ve maalesef şimdilik bu tepki, ajanların ön gördüğü biçimdedir.

Bütün bunlar, birkaç hamasi demeçle savuşturulacak cinsten şeyleri değildir. Ve hele Türk ordusu, demeç ve demagoji ile vakit geçirmemelidir. Çünkü bu millet ve Cumhuriyet, Ordumuzu; Halkımızı fişlemek ve kokteyl düzenlemek için değil, Ülkemizi, güvenliğimizi ve geleceğimizi tehdit eden tehlike ve teşebbüsleri bertaraf etmekle görevlendirmiştir.

Yoksa, kendisini ilgilendirmeyen, görev ve sorumluluk sahasına girmeyen konular da ortaya çıkmak, ama bağımsızlığımızın ve milli çıkarlarımızın hedef alındığı böylesi durumlarda bitaraf davranmak, maalesef milletimizin güvenini ve ümidini zedelemektedir.

Bugün Milletimiz:

Ciğerparesi Mehmet’iyle meydana getirdiği, duasıyla desteklediği ve vergisiyle beslediği ordusundan; Atatürk’ün Milli mücadele sonucu kazanıp bize emanet ettiği Aziz vatanımızın bağımsızlık ve bekasına kasteden dış güçlere ve içerideki iş birlikçilere, artık haddini bildirmesini beklemektedir.

Oysa, dayatılan bu şartlarla AB’ye girmek egemenliğimizin ve Milli benliğimizin devridir… Ve BOP çerçevesinde ülkemiz biçilen ABD’ye jandarmalık projesini çağdaşlık ve uygarlık zanneden kafalarla böylesi olumlu ve onurlu girişimlerin yapılamayacağı da ayrı bir gerçektir.

Ve yine, bu bu teslimiyetçi AKP iktidarıyla ve bu masonik bürokratlarla; ne Kıbrıs’taki, ne Kuzey Irak’taki, ne Kafkasya’daki ne de Balkanlar’daki hayati haklarımızın korunması ve gerektiğinde bunun için ordumuzun devreye sokulması imkansız bir şeydir.

Nasıl ki, Atatürk’ün; Mason ittihatçıların Sadrazamı Damat Ferid’in emrindeki bir komutan olarak Milli mücadeleyi başlatma ve başarması mümkün değildi…

Çünkü Atatürk: “Milletimizin ve memleketimizin kurtuluşunun ilk adımı; siviliyle askeriyle, milletimizin bu gaflet ve hıyanet hükümetine isyan etmesi ve milli bir hükümet kuracak iradeyi göstermesidir” demiştir.

Öyle ya, iktidarı milli olmayan bir ordu, nasıl savaşabilir ve nasıl başarı sağlayabilir!?..

ABD Ankara Büyükelçisi Eric Edelman: “Telafer operasyonumuzdan Türk Dış işleri Bakanlığının ve Genel Kurmayının haberi vardı. Operasyon boyunca yoğun mesaj alışverişi yapıldı.” (Emin pazarcı 16.09.2004 Akşam)

Abdullah Gül önce: “Böyle giderse ABD ile İşbirliğimiz biter” şeklinde bir hava atıyor, ardından kulağı çekilince: “Amerika işbirliğimizin devamından yana olduğunu söylüyor!” diyerek yan çiziyor (Ö. Lütfü Mete 16.09.2004 Sabah)

Şimdi bu kafalar ve kurmaylarla Milli huzur ve onurumuz nasıl korunabilir?

Morglardaki cesetlere bile tecavüz edecek kadar soysuzlaşmış, taciz ve işkence yüzünden 11(onbir) milyon çocuğunu psikolojik tedavi görmeye mecbur bırakmış Amerika, bölgemize ve ülkemize özlenen demokrasi ve dinamizmi nasıl getirecektir? (Bak Serdar Turgut 16.09.2004 Akşam)

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Erdoğan BİŞKİN

Erdoğan BİŞKİN

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...