BARBAR BATI MEDENİYETİNİN ÇÖZÜLMESİ
VE
ADALET DEĞERLERİNİN ÇÜRÜMESİ
İnsanlarda manevi yükselme veya dibe çökme alâmetleri şunlardır:
“(Ki kesinlikle) Biz, insanı (en mükemmel olmaya müsait kabiliyetlerle donattık ve) en güzel biçimde yarattık. (Ahseni takvim içinde cennetlerde ve yüksek mevkilerde ebedi yaşamaya müsait vaziyette varlığa çıkardık.)
Sonra onu (imtihandaki vaktinin kıymetini bilmediği ve kabiliyetlerini körletip kirlettiği için) aşağıların aşağısına çevirip-itip bıraktık. (Veya, insanoğlunu) “esfeles safiline” (eğitilmek, yetiştirilmek ve imtihan edilmek üzere; evrenin en aşağı tabakası olan yeryüzüne geri gönderip olgunlaşma fırsatı tanıdık.)” (Tin: 4-5) ayetleri insanların her an, niyetlerine ve gayretlerine göre yukarı yükselme veya aşağı düşme süreci yaşadıklarını bildirmektedir.
Huzur ve olgunlaşmanın 7 basamağı:
• İnsan ya yükselmektedir, ya aşağı düşmektedir. Ortada durması ve yerinde sayması mümkün değildir. Meleklerde ve hayvanlarda alçalma-yükselme yoktur; bu durum insanların ve imtihanın gereğidir.
Manevi yükselişin alâmetleri:
1- Gafil ve sorumsuz gruplar, Müslüman-muttaki sanılan eski dostlar, artık sana yabancı görünüyor, sohbetleri tatsız geliyor ise… İnsanlar içinde yabancı, kalabalıklar içinde yalnız hissediyor isen bu manevi bir yükselme halidir.
“Şayet (Hakka ve hayra değil de kalabalıklara) yeryüzündekilerin (veya bulunduğunuz ülkedekilerin şuursuz) çoğunluğuna uyacak olursan, Seni Allah’ın yolundan şaşırtıp saptırırlar. (Çünkü kalabalıklar) Onlar ancak (nefsi hevâlarına,) zan ve kuruntularına uymaktadırlar; ve (Kur’an’ı ölçü almayan kalabalıklar) sadece zan ve tahminle yalan uydurmaktadırlar.” (En’am: 116)
Bu arada, nefsine bir gurur ve ücub (kendini beğenme) duygusu gelirse, hemen geçmişteki gizli ve kirli durumlarını ve yüz kızartıcı günahlarını hatırlaması da bir olgunlaşma işaretidir! Elbette İslam; Yüce Yaratıcıya ta’zim ve hürmet ve bütün mahlûkata şefkat ve merhamet esaslıdır. Hz. Peygamberimiz (SAV): “İnsanların hayırlısı, (sadece Müslümanlara değil, bütün) insanlara faydası dokunandır…” buyurmuşlardır. Ancak kalabalıklar genellikle inanç ve ahlâk düsturlarını dikkate almadıklarından, huzur ve şuur sahiplerine ters bakılmaktadır.
2- Halis ekipler ve salih kesimler arasında; sadık rüyalar ve müjdeli uyarılar artıyorsa, büyük zafer yaklaşmış demektir. Ve bu bir manevi yükseliş alâmetidir. Çünkü özü ve sözü doğru olanların, farklı din ve kavimden herkesin huzur ve hürriyetini amaçlayanların, insani hülyaları da, rüyaları da gerçeği ve kutlu geleceği yansıtıverecektir…
3- Tüm insanlığın mutlu olması dışında; dünyalık makam ve çıkarlar, artık sana cazip gelmiyor ve tatmin etmiyorsa… Kur’ani mana ve mesajlar ve Aziz Hocalarımızın ve Üstatlarımızın uyarı ve muştuları seni heyecanlandırıyorsa, inşaallah seçkinlerden ve nasiplilerdensin…
“Hiç şüphesiz, size va’ad edilen (her şey) mutlaka gelecek (ve gerçekleşecek)tir. Ve (ey kâfirler ve zalimler) siz (Bizi asla) aciz bırakacak değilsiniz. (Allah’ın va’adini ve takdirini asla engelleyemezsiniz!)
De ki: ‘Ey kavmim, bütün imkânlarınızla çalışıp (elinizden geleni) yapın; şüphesiz ben de (görevimin gereğini) yapıyorum (yapacağım). Yakında (kutlu) sonuç diyarının (ülke ve dünya iktidarının) kimin olacağını, bilip-öğreneceksiniz. Gerçekten zalimler (şeytani amaçlarına ve) kurtuluşa ermeyeceklerdir.’” (En’am: 134-135) ayetlerini rehber edinmelidir.
4- Bedeni (sağlıkla ilgili), maddi, ailevi, siyasi ve içtimai imtihan ve iptilalar artıyor ve bunlar iman ve umudunu bozmuyorsa; bu altın olanların seçilip arınmasına işarettir.
5- Ekipten bazı gözde kimselerin elenip dökülmesi… Sadıklarla sahte dostların seçilmesi senin inancını ve direncini artırıyorsa… Ve bunlar; “Hz. İsa’nın, baş Havarisi de Onu Romalıların verecekleri dünyalık şeyler için harcaması” olayını hatırlatıyorsa… Ve 2026 yılına yönelik manevi müjdeler ve işaretler senin huzurunu artırıyorsa, şükür olgunlaşma ve yukarı çıkma halindesin… Hz. İbrahim, çok sevdiği ve gönül verdiği Hz. İsmail’den vazgeçtiği an, Allah (CC) Hz. İsmail’i Ona bağışlamıştı!.. Hz. Yakup Hz. Yusuf’a Allah’ın tecelli aynası olarak bakıyordu… Ona sevgisinin dozunu kaçırınca hasrete uğramıştı.
6- a) İbadet, hizmet ve musibetlere sabretmek, b) Nimetlere, faziletlere ve nasiplere şükretmek, c) Nefsinde, ailende, çevrende, ülkende ve yeryüzündeki gelişmeleri şuurla fikretmek halin devamlı artıyorsa, sen yükseliş ve olgunlaşma sürecindesin.
7- Ülkesinde, bölgesinde ve yeryüzünde; Adil bir Düzen kurulsun, her türlü haksızlık ve ahlâksızlığın kökü kurutulsun diye gayret ediyor… Zalimlere, işbirlikçilere ve münafık kesimlere tavır alıyor ve halkı uyandırmaya çalışıyorsa, o kişi ruhen yükseliş halindedir. Ama bunun tersi; hain ve zalim yönetimleri sevip sahipleniyor, Hak nizam için çalışanları kötülüyor ve köstek oluyorsa, o kişi alçalış vaziyetindedir… Bütün bunların tersi ise Esfel es-Safiline düşüş halidir!
“Şevk, en çok ne zaman artar;
Yolcu vatana yaklaştığında…” (İbni Arabi)
• “Siyasi Siyaset” kitabının kapağı: Siyonizm’in, Rusya ve ABD kanatlarının parçalanacağını göstermektedir.
• Trump’ın: “İsrail’e, Lübnan’a saldırmayı yasaklıyorum” uyarısının arkasından suikastın gerçekleşmesi üzerinde dikkatle düşünülmelidir…
• ATEMPO (Proje ve Taahhüt A.Ş.) şaibeli ve tehlikeli ilişkiler içerisindedir. Saray ve çevresinin, TBMM’nin, askeri istihbarat ve komuta merkezlerinin, devletin tüm stratejik müesseselerinin, ses ve iletişim sistemlerinin altyapı projeleri bu şirketin ihalesindedir… ABD Siyonist sermaye lobilerinden özel torpilli olması dikkat çekicidir.
– Peki bütün bunlardan deruni devletin haberi yok denilebilir mi?
AYM Başkanı Sn. Kadir Özkaya’nın onurlu ve sorumlu tavrı!..
Anayasa Mahkememizin 64. kuruluş yıl dönümünü kutlamak ve yeni seçilen üyesi Sayın Şaban Kazdal’ın and içme töreninde buluşmak üzere 28 Nisan 2026 tarihinde toplanmışlardı. Sn. Kadir Özkaya yaptığı tarihi konuşmada:
“Farklı kurum ve kuruluşlardan seçilmiş liyakatli kişilerden oluşan Anayasa Mahkememize yeni üyemizin de bilgi, birikim ve tecrübesiyle çok değerli katkılar sunacağına yürekten inanıyorum. Anayasa Mahkemesi’nin kuruluşu hukuk devleti ilkesinin soyut bir ideal olmaktan çıkarılarak kurumsal bir teminata kavuşturulmasının tarihsel ifadesidir. Bu yönüyle mahkememiz sadece normların denetlendiği bir yargı kurumu olmanın ötesinde anayasal düzenin istikrarını sağlayan, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan ve hukukun üstünlüğünü somutlaştıran bir teminat makamıdır.
Hukukun üstünlüğü bağlamında mahkememizin bağlı olduğu değerlerin başında hiç kuşkusuz adalet gelmektedir. Mahkememize göre adalet yalnızca hukuki bir kavram değil, aynı zamanda bir medeniyetin varlık sebebini, yönünü ve ideallerini belirleyen kurucu bir ilkedir. Birey ve toplumsal huzurun temelini oluşturan ahlâki bir düsturdur. (Adalet) Her bir şeyi yerli yerine koymak, hakkı esas alarak hareket etmektir; hakkaniyete uygun hüküm kurmaktır. (Adalet) Hem ahlâki hem de hukuki bir kavramdır. Zıddı zulümdür, zorbalıktır; haddi aşmaktır. (Zulüm) Bazen hak edene hakkını vermemek, bazen de hak etmeyene hak etmediğini vermektir. Adalet, kadimden beri gerek İlahi kaynaklarda gerek beşeri sistemlerde yüceltilen bir gaye olmuştur. İlahi kaynaklarda adalet, tüm kâinatın düzenini ayakta tutan kutsal bir değer olarak görülmüş, hakkın gözetilmesi ve ölçünün korunması temel bir ilke olarak vurgulanmıştır. Beşeri kaynaklarda ise toplumsal yaşamı ayakta tutan ve güçlendiren vazgeçilmez bir değer olarak kendine yer bulmuştur. Ortak nokta, adaletin insan onurunu koruyan ve toplumsal huzuru mümkün kılan vazgeçilmez bir değer olduğudur. Büyük Önder Atatürk’e göre bağımsızlık, gelecek, özgürlük, her şey ancak adaletle var olabilir. Onun bu adalet anlayışı hukuk sistemimizin ve toplumumuzun adalet anlayışının da temelini oluşturmuştur. Farabi, erdemli toplum düzeninin ancak adaletin hâkim olduğu bir siyasal yapı ile mümkün olabileceğini vurgulamıştır. İbn Haldun ise adaleti devletin bekasının zorunlu unsuru olarak değerlendirmiştir. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de de birçok ayette adalet ve hakkaniyetten şaşılmaması ve ne pahasına olursa olsun adaletin hâkim kılınması gerektiği vurgulanmış, bu husus açık ve kesin bir emir olarak yer almıştır. Örneğin Nahl Suresi’nde adalet ve iyilik emredilmiş, Maide Suresi’nde ise bireyin duygularından bağımsız olarak adil davranması gerektiği ifade edilmiştir.” ifadeleriyle değişmez ve itiraz edilmez gerçeklere tercümanlık yapmıştır.
Hatırlanacağı üzere; Can Atalay ve Tayfun Kahraman hakkında verdiği hak ihlali kararları tanınmayan Anayasa Mahkemesi’nin 64’üncü kuruluş yıl dönümü töreninde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından seçilen yeni üye Şaban Kazdal yemin edip görevine başlamıştı.
Törenin açılış konuşmasını yapan AYM Başkanı Kadir Özkaya çok önemli konulara parmak basmıştı. Şaban Kazdal’ı tebrik eden Özkaya, “AYM’nin kuruluşu, hukuk devleti ilkesinin kurumsal bir teminata kavuşturulmasının tarihsel ifadesidir. Mahkememiz, bir teminat makamıdır” dedi. Konuşmasında ‘adalet’ vurgusu yapan Özkaya, “Adaletin zıddı zulümdür, zorbalıktır, haddi aşmaktır” ifadelerini kullanmıştı.
AYM’nin en temel görevinin “Anayasa’nın üstünlüğünü ve bağlayıcılığını fiilen hayata geçirmek” olduğunu söyleyen Özkaya, AYM kararlarının tüm devlet organlarını bağladığını şu sözlerle vurgulamıştı: “Anayasa’nın 11’inci maddesinde ifadesini bulan bu ilke, tüm devlet organlarını bağlayan etkin bir hukuk düzenini ifade etmektedir. AYM, Anayasal düzenin merkezinde yer alan temel hak ve özgürlüklerin en üst düzeyde korunmasını sağlayan bir güvence mekanizması olarak işlev görmektedir.”
Yeni üye Şaban Kazdal’ın üyeliğine değinen Özkaya’nın, “AYM üyeliği yalnızca hukuki bilgi ve tecrübeyle icra edilebilecek bir görev değildir. Bu görev aynı zamanda güçlü bir ahlâki duruşu, derin bir sorumluluk bilincini ve her şeyden önce bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerine mutlak bir sadakati gerektirmektedir” hatırlatması anlamlıydı.
AYM’de görev süresi dolan Hasan Tahsin Gökcan’ın emekliye ayrılması nedeniyle yeni AYM üyesi için Yargıtay’da seçim yapılmıştı. Toplam 317 üyenin katılımıyla gerçekleştirilen oylamada 48 oy alan Mustafa Karayıldız birinci, 45 oy alan Oğuz Dik ikinci, 44 oy alan Şaban Kazdal üçüncü sırada yer almıştı. Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından belirlenen bu 3 isim, AYM üyeliği için aday olarak Cumhurbaşkanlığı makamına aktarılmış, Erdoğan ise en düşük oyu alan Şaban Kazdal’ı seçip atamıştı. Kazdal’ın görev süresi 12 yıl olacaktı.
AYM’deki 15 üyeden 11’ini Erdoğan atamıştı!
15 üyeli AYM’de Erdoğan’ın atadığı 11 üye bulunmaktaydı. AYM üyeleri arasında Abdullah Gül döneminden seçilen tek isim Engin Yıldırım’dı. Acaba AYM’nin bazı kararları neden tanınmamıştı! Seçilmiş Hatay Milletvekili Can Atalay ve şehir plancısı Tayfun Kahraman hakkında AYM’nin verdiği hak ihlali kararları, yerel mahkeme ve Yargıtay tarafından tanınmamış, Atalay ve Kahraman’ın tahliyeleri askıda kalmıştı.
Ursula von der Leyen’in Türkiye Açıklamaları!
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Türkiye’yi Rusya ve Çin ile aynı karede gösteren açıklamalar yapmıştı. Bu durum, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile olan ilişkileri ve potansiyel çeşitlilik hakkında tartışmalara yol açmıştı.
Von der Leyen, Almanya’nın Hamburg şehrinde Die Zeit gazetesinin 80. yıl etkinliğinde yaptığı açıklamada, AB’nin genişlemesini desteklediğini belirtmiş ve şu ifadeleri kullanmıştı:
“Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz.”
Genişleme sürecine ilişkin tartışmalarda bu üç ülkenin adının birlikte anılması bir ilk değil diyenler de vardı.
1- Açıklama ve Tepkilerin Odağı: Von der Leyen, Almanya’da yaptığı bir konuşmada Türkiye’nin AB’nin onayında dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştı. Ancak bunu yaparken Türkiye’yi iki rakip ülke ile yan yana anması kafaları karıştırmıştı.
2- AB’nin Yaklaşımı: AB Komisyonu Sözcüsü Paula Pinho, Türkiye’nin Batı Balkanlar’daki yaklaşımının uyarıldığını hatırlatmış, Türkiye’nin bölgedeki ekonomik ve siyasi öneminin yeniden vurgulandığını anımsatmıştı.
3- Genişleme Tartışmaları: Türkiye, 1999’dan bu yana aday ülkelerdeki seçeneklerde karşılaşılabilecek olmasına rağmen müzakerelerde ilerleme sağlanmamıştı. Bu durum, sosyal medya ve politika çevrelerinde eleştiri konusu yapılmıştı.
4- Gelecekteki İlişkiler Ağı: Türkiye’nin AB’ye kayıt süreci şu anda duraklama aşamasındaydı, ancak AB, karşılıklı çıkar dengeleri amacıyla Türkiye ile ilişkileri sürdürmeye çalışmaktaydı.
5- Stratejik Mecburiyet Detayı: Türkiye, NATO müttefiki olarak önemli bir konumdaydı. Bu bağlamda, uluslararası olaylar ve jeopolitik koşullar Türkiye’yi AB için vazgeçilmez bir aktör haline taşımaktaydı. Yani, AB Türkiye’yi tam ortağı olarak değil, sağlam savunma dayanağı olarak görüp ona göre davranmaktaydı…
Erdoğan iktidarında, ahlâki yozlaşmanın ve İslam’a yabancılaşmanın resmi itirafı!
Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş: “10-12 sene önce okullarda seçmeli dersler başladı. Kur’an-ı Kerim ve Efendimizin Hayatı (Siyer) seçmeli ders olarak konuldu. İlk uygulandığı sıralarda %30’lar kadar okul öğrencisi bu dersi seçiyorken, şu anda %5’lere düştüğünü görüyoruz. Hatta %4’lere ve %3’lere düşen yerler var. O dönem âdeta manevi bir seferberlik başlattık, 90 bin cami ve binlerce vaiz aracılığıyla ailelere çağrı yaptık, ama ders seçme konusu sahada karşılık bulmadı.”[1] itirafında bulunarak, AKP iktidarında sadece ekonomik ve sosyal değil, imani, ahlâki ve ailevi konularda da çok ciddi ve endişe verici tahribatlar yaşandığına dikkat çekiyorlardı!..
Bu arada YouTube’de “Saklanan Gerçek” serisi arasında “Kahraman sandılar, katil çıktı!..” başlıklı Cumhuriyet öncesi ve sonrası bazı isimleri kendince irdeleyen bir video yayınlanmıştı. Farklı kişiler arasına Rahmetli Erbakan Hocamızın da fotoğrafını koymuşlardı. Kimi hedef aldıkları ve niçin sorumlu tuttukları açıkça ortaya konulmayan bu videonun üzerine “Hain Köpekler” diye bir yazı koymaktan da sakınmamışlardı… Bunlara; “Siz köpekten de aşağısınız!..” desek köpeklerin utanacağı ve onlara hakaret sayılacağı için bu soysuz ve sorumsuz takımına şu dizeleri hatırlatalım:
“Ahmak ve alçak odur; kendi kuyusun eşer
Yükseklere tükürme; dönüp yüzüne düşer!..”
Ki O Erbakan’a en büyük düşmanlığı, on binlerce bebek katili kuduz İsrail ve hain soysuz işbirlikçileri yapmıştı.
Zaman zaman Atatürk istismarıyla Kemalizm maskesi takınan şeytanın sözcüsü solcu salakların ve sorumsuz asalakların, Sultan Abdulhamid Han düşmanlıkları da, gizli İslam gıcıklıklarından kaynaklandığı sırıtmaktaydı…
Almanya’dan şaşırtan İran Çıkışı: Başbakan Friedrich Merz, İran’a yaptırımların hafifletilmesi gerektiğini açıklamıştı!
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, gayriresmi Avrupa Birliği (AB) Liderler Zirvesi’nin ardından basın mensuplarına açıklamalar yapmıştı.
AB zirvesinde Ortadoğu’daki son durum hakkında da görüş alışverişinde bulunduklarını belirten Merz, “ABD ile İran arasındaki müzakereler yeniden başlamalı. Biz bunun için baskı yapıyoruz, İran zaman kazanmaya çalışıyor, bu nedenle İran üzerindeki baskıyı artırmalıyız” ifadelerini kullanmıştı. Merz, İran’ın kapsamlı bir anlaşmaya hazır olması halinde yaptırımları kademeli olarak hafifletmeye hazır olduklarını, bunun için ise 3 şartı olduğunu vurgulamıştı. Merz söz konusu şartları, “Birincisi, Hürmüz Boğazı’nda serbest deniz seyrüseferi için hızlı ve net bir anlaşma sağlanmalıdır. İkincisi, İran’ın nükleer programının kesin olarak sona ermesi lazımdır ve son olarak İran, İsrail’i ve komşularını tehdit etmeyi bırakmalıdır” diye sıralamıştı.
ABD ve İsrail’de Gizli Darbe mi Yapılmıştı?
“Aksa Tufanı’nın başladığı 7 Ekim 2023’ten bu yana ABD ve İsrail’in takip ettikleri siyasetin neticelerini ortaya koyup çarpıcı ve inanması zor bir soruyu gündeme getirmek zamanıydı.” diyen Alper Tan, haklıydı.
ABD her geçen gün daha derin bir batağa saplanmaktaydı!
Başkan Trump’ın tehdit ve şantaj siyaseti, süper güç ABD’yi çok tehlikeli virajda derin bir uçuruma doğru kaydırmaktaydı. Kanada için “51. eyalet” tehditleri ve Danimarka toprağı olan Grönland’a el koyma talepleri ciddi bunalımlara, siyasi ve duygusal kopukluklara yol açmıştı. Kanada, ABD’ye karşı Çin, Avrupa ve Türkiye ile alternatif anlaşmalar yapma arayışına başlamıştı. ABD’nin sınır komşusu Meksika’yla ticaret anlaşmazlıkları, göç ve uyuşturucu politikaları yüzünden gerilim artmıştı. Avrupa ülkeleri özellikle de Almanya, Fransa ve İngiltere’nin, NATO’da “bedavacılık” eleştirileri, ticaret tarifeleri, Ukrayna desteği ve iklim politikalarındaki farklılıklar nedeniyle ABD ile ilişkileri giderek soğumaktaydı. Bu ülkeler transatlantik bunalım yaşıyordu; Avrupa ülkeleri Çin’le yeni ticaret yolları aramaya yoğunlaşmıştı. 2026 başında ABD’nin Başkan Maduro’yu eşiyle birlikte kaçırma operasyonu ve askeri müdahale, Venezuela ile ilişkileri tamamen düşmanca bir noktaya taşımıştı.
28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail tarafından İran’a karşı çok yıkıcı bir savaş başlatılmıştı. İran halkındaki İsrail ve ABD nefreti rekor seviyelere çıkmıştı. Bu saldırgan iki ülkeye karşı öfke ve nefret duyguları sadece İran’la sınırlı kalmayıp küresel bir etkiyle bölgenin ve bütün dünyanın infialine yol açmıştı. Trump’ın ikircikli Çin politikası hedefine ulaşamadığı gibi Çin halkının tepkilerine sebep olmuşlardı. ABD-Çin ticaret savaşı devam ediyordu, ancak Trump zaman zaman “büyük anlaşma” arayışına girerek tavize hazır olduğu görüntüsü veriyorlardı. ABD’nin sadık müttefiklerinden Hindistan bu yaşananlardan ders çıkararak özellikle savunma ve güvenlik konularında Rusya’ya yönelmiş durumdaydı. Diğer yandan İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD’nin himayesi altında olan Güney Kore ve Japonya, Washington’dan hızla uzaklaşıyorlardı.
ABD; Brezilya, Kolombiya gibi bazı Latin Amerika ülkelerinin solcu hükümetleriyle ideolojik çatışma yaşamaktaydı. Brezilya Devlet Başkanı Da Silva, ABD haydutluğuna karşı Latin Amerika’da en üst perdeden isyan ve itiraz eden lider konumundaydı.
Brezilya Devlet Başkanı’nın şu çağrısı tarihi bir önem taşımaktaydı: “Dünya, silahlanmaya 2 trilyon 700 milyar dolar harcarken milyonlarca insan açlık çekiyor. Bir yandan gezegeni karbonsuzlaştırmaktan bahsedip, diğer yandan her Allah’ın günü bombalar yağdıramazsınız. BM Genel Sekreteri, beş daimi üyenin onayını beklemeden olağanüstü toplantılar düzenlemelidir. Eğer bu görevi yerine getiremiyorsanız, ya istifa edin ya da BM şartını tamamen değiştirelim.”
Trump’ın “Önce Amerika” politikası, geleneksel müttefiklerini bile hayal kırıklığına uğratmıştı. Küresel kamuoyunda ABD’ye bakış yakın tarihin en dip noktasına inmiş durumdaydı. NATO’yu açıkça tehdit eden ve suçlayan Trump, ittifak üyesi bütün devletleri karşısına almıştı. ABD’nin en imtiyazlı koruma ve himaye lütfuna mazhar olan soykırımcı İsrail bile sesini ve eleştirilerini yükseltmeye başlamıştı. Birleşik Krallık, Polonya, Avustralya, Yeni Zelanda gibi devletler alternatif arayışlara başlamışlardı. Macaristan’da, Avrupa’daki en sadık İsrail ve Trump destekçisi Viktor Orban son seçimi, ağır bir yıpranmayla kaybetmiş olmaktaydı.
Son İran Savaşı; Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Bahreyn ve BAE gibi ülkelerin gözünü açmıştı. ABD’ye asla güvenilemeyeceğini anlamışlardı. Şimdi yeni arayışlara başlamışlardı. NATO’ya ve ABD’ye çok güvenen Baltık ülkeleri korkunç bir şaşkınlık yaşamaktaydı. ABD, Mısır’ı tamamen kaybetme noktasındaydı.
İsrail dünyada iyice izole edilmiş durumdaydı ve Siyonizm’e nefret duyguları doruğa ulaşmıştı.
7 Ekim 2023’ten bu yana soykırımcı Netanyahu’nun politikaları birçok ülkede İsrail karşıtlığını körükleyerek dünya halklarının desteğini, tarihin en düşük seviyesine indirmiş durumdaydı. Brezilya, Bolivya, Belize, Kolombiya, Nikaragua, Güney Afrika, Türkiye, Ürdün, Bahreyn, Çad, Honduras, İspanya, İrlanda, Norveç ve Şili gibi ülkeler diplomatik tepkilerini arttırmışlardı.
Bütün bu olup bitenlere rağmen neticede yine kazanacaklarını sanıyorlarsa ortada bir “Devlet Aklı” olduğu söylenemez. Gerçekten bir devlet aklı varsa bu akıl, ABD ve İsrail’in geleneksel devlet aklı olamazdı. O takdirde geriye bir tek ihtimal kalıyor. O ihtimali bir soruyla dile getirelim. ABD ve İsrail devletlerine derin bir darbe yapılarak “Sessiz Devrimler” yapıldı da dünyanın bundan haberi mi yoktu? (Veya vahşi Trump Yönetimi, kuduz Netanyahu’yu kışkırtıp, Siyonizm’in sonunu mu hazırlıyordu? Kim kimin uşağı oluyordu ve kim kimden aşağı bulunuyordu?..)
ABD ve İsrail’e, insanlıktan çıkmışçasına bu kadar şuursuz, sorumsuz, hesapsız, acımasız ve gaddarca savaşlar ve eylemler yaptırıp bu iki ülkeye dünyada öfke, kin ve nefret kazandıran ve iki ülkenin de göz göre göre çöküşünü hazırlayanlar hangi odaklardı? Bu darbe veya devrimler hangi amaca yoğunlaşmıştı? İnanıyorum ki zamanı geldiğinde tüm dünya mutlaka bunu görecek ve öğrenecektir. Dikkatle ve heyecanla izleyelim. Yoksa bütün olup bitenlere baktığımızda bunun başka izahı olamazdı. Bu gerçekler ortaya çıktığında muhtemelen dünya büyük bir şok yaşayacak ve belki de bazı yönleriyle Nuh Tufanı sonrası gibi insanlık yeni bir evreye girecektir.[2]
Vicdani bir hatırlatma
Çok ciddi bir klasik medrese tahsili yapmış, Asr-ı Saadet ve sonrası İslam tarihi ve içtihadi gelişmeler üzerinde değerli kitaplar yazmış olan bilge insan Muhterem Ali Akın Hocaefendi (1942-Siirt…); çağımızın şartlarına, Müslümanların ve insanlığın ihtiyaçlarına uygun yeni ve yeterli bir sistem hazırlığı lüzumuna inanan ve bu gerçeği gerekçeleriyle birlikte gündeme taşıyan bir ilim ve fikir adamıdır. Ancak kendileri milletimize ve İslam ümmetine örnek ve rehber olacak ve toplumsal hayatın her safhasını kapsayacak bir program ortaya koymamışlardır. Bu konularda Erbakan Hoca tarafından da kendileri dikkate alınmış ve ilmi müktesebatından yararlanılmaya çalışılmış, “Resulüllah’ın Örnek Hayatı / Saadet Yılları” adlı altı ciltlik kitabı Milli Gazete tarafından dağıtılmıştır. (1990)
Ali Akın Hocaefendi; Erbakan Hocamızın yetişmiş eleman ve her türlü imkân bakımından hangi sıkıntılarla uğraştığını ve hangi Siyonist ve masonik saldırılarla karşılaştığını bile bile, Onu başarısızlıkla suçlaması talihsiz bir tavırdır. Kaldı ki kendilerinin de gündeme taşıdığı; hem İslam’ın temel esaslarına, hem çağımızın ve insanlığın ihtiyaçlarına uygun bir ADİL DÜZEN hazırlıklarını, Erbakan Hoca Akevler ekibine yaptırmış, birlikte tartışarak, noksanlıklarını tamamlamış, yanlışlarını çıkarmış ve lüzumsuz kısımlarını ayıklamış olduğu gerçeğine hiç değinmemesi de yadırgadığımız bir yaklaşımdır.
- Karar Haber – @kararhaber
- Stratejik Düşünce Enstitüsü – 21 Nisan 2026

Avrupa Birliğinin ekonomik ve siyasi yetkinliğinin zayıflama sürecine girmesi!
Nato’nun dağılma riskine ulaşıp, dünya çapındaki, özellikle Nato’yu vareden zihniyet tarafından dahi güvenirliğinin tartışılır hale gelmesi!
Amerika’nın süper güç algısının, tamamen çöpe atılması..!
Abd ve İsrail’in tüm dünyada en nefret edilen ülkeler ve yönetimler konumuna gelmesi!
Uluslararası denklemde, Türkiye’ nin de etkinliğinin artık gözlemlenebilir bir seviyede olması.!
Akp İktidarının siyasi, hukuki, ahlaki, ekonomik bağlamda yaptığı tüm tahribat ve yıkımlara rağmen, Türk Devlet aklının kontrollü bir yönetim sürecini devlet içinde işletmesi!
Ve Milli Çözüm ekibinin artık ;
Yükselme ve Alçalma tercihleri arasında bir Yükseliş merhalesine geçme vaktini kuşanması!
Bütün bu etkenler ve süreçler, büyük Zafer ve Dönüşüm sürecinin gecikmesi veya gerçekleşmesinin cevabı niteliğinde olacaktır..
Öyle inanıyor ve hissediyoruz ki ;İlahi müjdelerin çok yakın arefesindeyiz inşallah
Batı medeniyetinin bu zamana kadar oluşturduğu birlik ve devletlerin hiçbirinde toplumun ve bireyin manevi olgunlaşması önemsenmemiş güç üzerine kurulan adalet anlayışı elit sınıfların oluşmasına ve toplumun büyük bir kısmının zulüm görmesine sebep olmuştur. Bu elit sınıfların beslenebilmesi için milletler sömürülmüş sömürü ile beslenen nesiller daha büyük adaletsizliklere imza atmıştır. Günümüzde de batı medeniyetinin final tezahürlerinden olan AB ve BM ikiyüzlülüğün adaletsizliğin simgesi olmuş kendi elit sınıfları dışında başka kimseye yaşam hakkı tanımayan bir sistem benimsemişlerdir. Ne yazık ki Erdoğan yönetimi başa geldiklerinden bugüne kadar AB’nin kapısında beklemekten bıkmamış, AB’nin her ihtiyaç duyduğunda yanına koşan bir bastonu olmaktan ileri gidememişlerdir. Körün gözünü ilk açtığında kırdığı şey ise bastonu olmaktadır.
Günümüze kadar Adil Düzen prensiplerini çağına uygun şekilde uygulamaya çalışan bütün toplumlar ise manevi olgunlaşmanın merkezi olmakla birlikte adaletle hükmedilen ve hakkı üstün tutan sistemler kurmaya çalışmışlardır. Çağımıza mührünü vuran aziz Erbakan Hocamız bu hususta en mükemmel sistemleri geliştirmiştir. Allahın izniyle siyonizmin ve barbar batı medeniyetinin sonunu da Erbakan hocamızın bu sistemleri getirecektir.
Erbakan hocamızı başarısızlıkla suçlayan şahıslar ise günü geldiğinde saklanacak delik arayacaklar, ömürlerinin son demlerini ise belki de bu demeçlerini silmek için harcayacaklardır.
Allah bizleri sadıklardan ayırmasın İnşallah.
Küresel Vicdanın Şahlanışı
Siyonist odaklar kendi kehanetlerine göre İsa Mesih’in yeryüzüne dönmesi için Ortadoğu’da büyük bir kıyamet savaşının (Armagedon) kopması gerektiğine inanırlar. İsrail’in gaddarca ve hesapsızca saldırmasını, “kehanetlerin gerçekleşmesi için gereken kaosu tetikleme” misyonu olarak görürler. Bunlar ABD devlet aklını rasyonel çıkarlarla değil, kehanet çılgınlığı ile rehin almışlardır. ABD siyasetini para gücü, medya tahakkümü ve şantaj ağlarıyla (Epstein skandalı ve benzeri ağlar vasıtasıyla) rehin alan lobiler, Amerikan siyasetçilerini kendi ulusal çıkarlarına aykırı olsa bile koltuklarını kaybetmemek için İsrail’in vahşetine lojistik ve diplomatik uşaklık yapmaya mecbur bırakmaktadır.
Bu odaklar, barışçıl çözümleri “Tanrı’nın planını geciktiren engeller” olarak görürler. ABD ve İsrail eliyle yürütülen acımasız eylemler, Mesih’in gelişini hızlandırmak için dünyayı yangın yerine çevirme stratejisidir.
Bu siyonist odaklarının gizli protokollerinde unuttukları, hesap edemedikleri mutlak bir hakikat vardır. Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle:
“Onlar bir tuzak kurdular, Allah da bir tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (Âl-i İmrân Suresi, 54. Ayet)
Kendi kibir kulelerinde dünyayı ateşe vererek Mesih’i getireceklerini sanan bu odaklar, farkında olmadan ilahi adaletin tuzağına yürümektedirler. Attıkları her vahşi adım, dünya halklarında muazzam bir vicdani uyanışı tetiklemekte; ABD ve İsrail’in ahlaki, siyasi ve ekonomik çöküşünü hızlandırmaktadır. Kendi yazdıkları kıyamet senaryosu, en nihayetinde kendi zalim sistemlerinin sonunu getirecek ilahi hükme hizmet etmektedir.
İslam dünyası, nüfusu, yeraltı kaynakları ve jeopolitik konumuyla muazzam bir potansiyele sahip olmasına rağmen, küresel siyonist çete karşısında bugün beklenen caydırıcılığı üretememektedir. Bunun en temel sebebi, içi boşaltılmış uluslararası örgütlerin (İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği vb.) adeta birer ritüel haline getirdiği “kınama” sarmalıdır.
Yıllardır süregelen ve 7 Ekim’den sonra da defalarca tekrarlanan bu etkisiz kınama bildirileri, katliamları durdurmadığı gibi siyonist küstahlığı daha da cesaretlendirmektedir. Karşımızdaki akıl; sivil katliamları birer “başarı” ve kehanet adımı olarak gören şuursuz bir mekanizmadır. Bu vahşi mekanizma için kınama metinleri, birer adaletsizlik engeli değil, aksine karşı tarafın acziyetini ve parçalanmışlığını gösteren birer zayıflık tescilidir.
Erbakan Hocamızın tarihi tespitiyle; “Siyonizm laftan anlamaz, o sadece güçten anlar.” dolayısıyla, sömürgeci Batı’nın ve katil İsrail’in karşısına kınama kağıtlarıyla değil, kurumsal ve yaptırım gücü olan çelikten bir iradeyle çıkma zamanı çoktan gelmiştir.
Erbakan Hocamızın formülünde; D-8 yumruk, D-60 ise o yumruğun koruduğu adalet mülküdür. Önce D-8 ülkeleri kendi içindeki bağımlılığı ve dağınıklığı temizleyerek çelikten bir çekirdek oluşturacak; ardından bu çekirdek güç, yeryüzünün tüm ezilenlerini D-60 ve D-160 çatısı altında toplayarak sömürgeci, vahşi ve şuursuz küresel çetenin (ABD-İsrail ekseninin) kurduğu bu zulüm düzenini tarihten silecektir.
Türkiye ve İslam dünyası, kalbini Hakk’la, adaletle ve Erbakan Hocamızın o tavizsiz cihad şuuruyla doldurduğu an, küresel şer odaklarının kurduğu tüm gizli kıyamet protokolleri başlarına yıkılacaktır.
Güce tapıp dünyayı kana bulayarak Arz-ı Mev’ud hayali kuranlar, ilahi adaletin, D-8 ve D-60’ün kurumsallaşan izzeti karşısında, kendi kazdıkları o kanlı kuyuda tarihin çöplüğüne gömüleceklerdir.
Sadece Müslüman ülkeleri değil; dünyada ırkçı emperyalizm ve küresel Siyonist güçler tarafından ezilen, sömürülen dini veya ırkı ne olursa olsun tüm mazlum ülkeleri kapsayan “Yeni ve Adil Bir Dünya” Allah cc izni ile mutlaka kurulacaktır.
BİZİ YOK SAYMAYA ÇALIŞAN GAFİLLERE BİR HATIRLATMA!.
Evet, ömrüm boyunca Milli Görüşçü oldum ve bu yolda en küçük bir yalpalama yapmadan durabilmeyi nasib ettiği için Cenab-ı Hakka sonsuz şükürler olsun. Milli Görüş hakikatini, Erbakan Hocamızın tüm öğretileri ve projelerini, Adil Düzenle tüm insanlığın nasıl kurtulacağını, Yeniden büyük Türkiye ve Yeni bir Dünyanın kurulacağı müjdesini hep diri tutup ruhlara aşılayan Milli Çözüm ve şahsı manevisi Üstad Ahmet Akgül Hocamızdan da Allah razı olsun. Tabi yol uzun ve zorlu. Eğer Milli Çözüm saflarındaysan, dostun az düşmanın çoktur. Yakın uzak destek veren ve yanında olan yok denecek kadar azdır. Aslında, zahiren yalnızlaşmışsındır. Karşındaki milyonların arasında sıkışıp kalmış ve onlar gibi olmadığından ve onlar gibi düşünmediğinden, horlanmış ve dışlanmışsındır. Hatta yakın uzak akrabaların ve dost bildiklerim dahi aynı tavırları sergileyebilmektedirler. Peki bu duruma sevinilmeli mi? Yoksa üzülmeli mi? Tabiki tüm bu durumlara ve yaşananlara sevinilmeli. Çünki, imtihan devam etmekte ve imtihanın sırrıda tam olarak burada. Hayalleri, gayret ve mücadelesi büyük olmayanların, başarı ve zafer beklentileri de, kuru iddeadan ibarettir ve uzaktır. Davasının delisi olmayanlar ise, tam manasıyla Hakikat sırrına ve başarıya ulaşamazlar. Rabbim bizleri Hakikat sırrına ulaşanlardan ve rızasını kazananlardan etsin inşallah.
Makale son derece tefekküre sevk edici içeriği ve hadiselerle…
Milli Çözüm Dergimizde birkaç kardeşimizle oturuyor ve muhabbet halindeydik. Bu makale muhabbetimize konu olmuş idi. Ve bu makaleden birçok anlamlar çıkarılabilir bir taneside şu olmuştu:
Makalede; insanların manevi yükselmeleri ve düşüşleri alçalışları yani dibe çökme alametlerini ilkokul mezunundan ordinaryus profesörünün zihnine kodlayacağı kalıcılıkta ifadelerle anlatılmış. Devamında ise; AYM Başkanının konuşmasının içeriğinden alıntılar yer alıyor. Akabinde Avrupa Komisyonu Başkanı Von der Leyen’in açıklamaları, kısaca Avrupa’nın düşüşte alçalışta olduğu ve bununla ilgili kurtarıcı çareleri uygulamak gerektiği, ABD’nin her geçen gün daha derin bir batağa saplanması hadiseleri, Ortadoğu’daki ülkelerin hatta tüm insanlık aleminin şimdiye kadar yaptıkları stratejik hatalar ve iyiden doğrudan yararlıdan adil olandan yana değil kötüden zararlıdan çirkinden yanlıştan ve zulümden yana tercih ve seçimlerde bulunmanın verdiği çıkmazlardan ötürü büyük bir arayış içinde oldukları dönemlerde olduğu, vb. hadiselerle görüyoruz ki ; makalenin başında da ifade edilen o hakikatleri yaşamakta insanlık. Yani dünya insanlığının büyük bir bölümü malesef dibe çökme veya düşüşte alçalışta olacak tercih ve seçimlerde bulunmuş. Oturduğumuz muhabbet ettiğimiz meclisteki kardeşlerle şunlar dile gelmişti: Makalenin sonunda da kıymetli yazarımız Nail Kızılkan Bey’in de ifade ettikleri ; milletimize ve İslam ümmeti başta bütün insanlara örnek ve rehber olacak ve toplumsal hayatın her safhasını kapsayacak bir plan program ve proje olan ADİL DÜZEN hazırlıklarını yapan insanlığın saadeti için Yeni bir Dünya kurma gayreti çabası güden dünyada tek bir hareket olan Milli Çözüm de yer alma gibi bir nimetle şereflendirilmişiz. Bize ne oluyorda böylesi bir nimeti lütfeden rabbimize karşı ve Kur’an’a ve günümüze Tercüman olan Bir harekete – Liderine – sadık topluluğuna karşı vefasızlık yapma cüreti elde edebiliyoruz… Hadi yukarda saydığım Avrupası Amerikası Asyası Orta Doğusu ve diğerlerinin böylesi bir nimet ve şevkete nail olmadıkları için hertürlü düşüşü alçalışı dibe vuruşu yaşıyorlar ya bazılarımıza ne oluyorda yükselişimize vesile olacak onca nimetlere karşı nankör vicdansız ahlaksız ve haince davranışlarla belhum adal seviyesine kendilerini indirgeyebiliyorlar… Rabbimiz sonumuzu hayreylesin.
Muhyiddin İbnü’l Arabi’nin Devleti Osmaniye kitabının 153 sahifesinde:
“ ‘Mim’ den Hz. Mehdi’den başka tastamam olan (mutlak kemal sahibi bulunan hiçbir şey ve hiçbir kimse yoktur. Onun naibi ve asrın biriciği olan “AYN” sahibi Hz. İsa vardır.)
O ruh’tur, Onu tanı ve Ona uy! Uzayan ömre ulaştığında ve dünyaya geri yollandığında Onu tanı ve tabi ol. *Unutma bu anlatılanlara kavuşmak ve katılmakla, şeref ve asalete yükselecek ve gerçek değerine erişeceksin…” buyurmuşlar.
Rabbimiz gereğini yerine getirmek için gayret ve çabamızı lütfeylesin.
Güç odaklarının hukuku kendi çıkarlarına göre yorumladığı bir düzende, toplumların devlete ve kurumlara olan güveni derinden sarsılır. Adaletin gecikmesi veya uygulanmaması, toplumsal vicdanda büyük yaralar açar. Adalet; bir devletin sadece kanunlarla değil, vicdanla da ayakta kaldığının göstergesidir.
Demokrasi, insan hakları ve özgürlük söylemleriyle dünyaya yön vermeye çalışan güçlerin; çıkar söz konusu olduğunda aynı ilkeleri kolayca göz ardı edebilmesi, küresel sistemin samimiyetsizliğinin bir göstergesidir.
Türkiye’nin, jeopolitik önemine rağmen zaman zaman “zorunlu ortak” gibi görülmesi, bağımsız duruşun ve millî iradenin ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatıyor.
Maddî kalkınmanın tek başına toplumları güçlü kılamayacağı; aile yapısının, ahlâkın ve maneviyatın zayıfladığı bir ortamda sosyal çözülmenin kaçınılmaz olduğu açıktır. Genç nesillerin değerlerden uzaklaşması yalnızca bir eğitim problemi değil; aynı zamanda kültürel ve ruhsal bir kırılmanın işaretidir. Bu yüzden mesele sadece ekonomi veya siyaset değil, aynı zamanda bir medeniyet meselesidir.
Tarih boyunca büyük kırılmaların ardından yeni dengeler kurulmuş, güç merkezleri değişmiş ve insanlık yeni arayışlara yönelmiştir. Bugün yaşanan krizler de, belki böylesi büyük bir dönüşüm sürecinin habercisidir.
Öfke ve kutuplaşmanın hâkim olduğu bir çağda, hakikati arama çabası diri tutulmalıdır. Çünkü insanlık; teknolojik olarak ilerlese bile vicdanını kaybettiğinde gerçek anlamda ilerlemiş sayılmaz. Güçlü olmak, haklı olmak anlamına gelmez; asıl büyüklük, adaleti koruyabilmekte ve zulme karşı insan kalabilmektedir.
Tarih göstermiştir ki; zulüm ne kadar büyürse büyüsün, hakikat er ya da geç yeniden ayağa kalkar. Ve insanlık, en karanlık dönemlerinde bile adalet, merhamet ve vicdan ışığına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyar.
Kendi çöküşlerini gören batılılar menfaatleri gereği; makalede “Stratejik mecburiyet detayı” kısmında da açıklandığı üzre ülkemizi bekçilik yapmak için yanlarında tutmaya çalışmaktalar.
Batılı ve kendisini batı medeniyeti içerisinde gören devletlerin kendi aralarındaki çekişmeler, sürtüşmeler çöküşün de alametleridir. Kur’an’ı Kerim’de Haşr suresi 14. ayette:
“Onlar, (Siyonist ve emperyalist odaklar) iyice korunmuş (sağlam tedbirler alınmış) şehirlerde veya surlar-kaleler gerisinde (ve demir kubbeler içerisinde) olmaksızın sizinle toplu bir halde savaşa girişemezler (ve kendilerine güvenemezler. Müşriklerin ve münafık kesimlerin) kendi aralarındaki çarpışmaları (birbirlerine kin ve haset duyguları) ise pek daha şiddetlidir. Sen onların (zahiren) birlik ve dirlik (içerisinde olduklarını zan ve) hesap edersin; oysa onların kalpleri paramparça vaziyettedir (çıkarları ve ihtirasları uğrunda her an kapışmaya hazır haldedirler). Bu, şüphesiz onların akletmeyen (ve imana gelmeyen) bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir” buyurulmaktadır. Bu parçalanmışlıklarını, ümmetin hayrına kullanabilecek büyük liderlere ihtiyaç var.
10 YIL ÖNCE İSRAİL YERLEBİR EDİLSE BİR TAKIM ÇATLAK SESLER ÇIKABİLİRDİ. NİÇİN İSRAİL’İ YER BİR ETTİNİZ NE GEREK VARDI DİYENLER ÇIKABİLİRDİ. AM BU GÜN TÜM DÜNYA İSRAİL YERLEBİR EDİLDİĞİNDE BAYRAM EDECEKTİR. DEMEKKİ HERŞEYİN VAKTİ ZAMANI VARMIŞ, VAKTİ GELMEDEN TEK BİR YAPRAK DAHİ DALINDAN DÜŞMEZMİŞ. VAKTİ ZAMANI GELDİĞİNDE İSA AS ZUHUR ETTİĞİNDE DECCAL NETANYAHU GEBERTİLECEK, İSRAİL DE YERLEBİR EDİLİP HARİTADAN SİLİNECEK. YETMEZ SİYONİZMİN TÜM SİSTEMLERİ ETKİSİZ HALE GETİRİLCEK VE SÜPER GÜÇ ZANNEDİLEN ÜLKELER DİZE GETRİLİEREK ADİL DÜZENE DAYALI EYNİ BİR DÜNYA KURULACAKTIR İNŞALLAH. ALLAH PİSLİĞİ PİSLİK ELİYLE TEMİZLEYEBİLİR. KİMLER ELİYLE NELER YAPAR ÖMRÜMÜZ YETERSE GÖRECEĞİZ. AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN YAZDIĞINA İNANDIĞIMIZ SİYASİ SİYASET KİTABININ KAPAĞI BİR GERÇEĞİ İFADE ETMEKTEYDİ. “Siyasi Siyaset” kitabının kapağı: Siyonizm’in, Rusya ve ABD kanatlarının parçalanacağını göstermektedir. BU BARBAR BATININ YÖNETTİĞİ ZALİM DÜZEN YIKILACAK, BÜTÜN İNSANLIĞIN UMUTLA BEKLEDİĞİ, BÜTÜN İNSANLIĞIN SAADETİNİN TEK ÇARESİ ADİL DÜZEN’E DAYALI YENİ BİR DÜNYA KURULACAK İNŞALLAH. RABBİM BİZLERİ BU UĞURDA CANLA BAŞLA ÇALIŞAN MÜCAHİD MUTTAKİ KULLARDAN EYLESİN. O KUTLU EKİBİN BİR ÜYESİ EYLESİN.AMİN
Enbiyâ 105
Yemin olsun ki Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebur’da da yazıp (belirttik ve Kur’an’da da va’ad ettik) ki: “(Sonunda) Yeryüzüne mutlaka salih kullarım varis olacak (galibiyet ve hâkimiyet, mü’min ve mücahitlerin eline geçecek)tir.”
https://www.mealikerim.com/21/enbiya/105