İslamcı Münafıklara Katlanan Erbakan Hoca’nın
TEKNOLOJİK SAVUNMA HARİKALARINI HAZIRLAMASI
Derunî merkezlerin ilgisi ve himayesi altında, Erdoğan iktidarlarının ise, zahiren mecburi desteği ve istismar amaçlı siyasi sahiplenmesi kapsamında; Özdemir ve Selçuk Bayraktarlara; projeleri ve bilimsel şifreleri Erbakan Hocamız tarafından teslim olunan… Resmi teşvikler ve himayeler neticesi; Hava, Kara ve Deniz Kuvvetlerimize ve İstihbarat birimlerimize çok önemli avantaj ve fırsatlar tanıyan bütün savunma ve haber alma teknolojileri bu süreçte başlatılmış ve tarihi başarılara ulaşılmış durumdaydı. Bu kutlu gelişmelerin Erdoğan’ın özel gayesi ve gayreti saymak yanlıştı ve yanılgıydı. Onların hangi odaklarca ve hangi maksatlarca iktidara taşındıkları ve orada tutuldukları açıktı. Ancak dış güçlere karşı bir de iç merkezlerin ve derunî güçlerin bulunduğu asla unutulmamalıydı. Kendisinin ve yakın çevresinin Siyonist mahfillerle iç içe oldukları, hatta şahsi çıkar ve siyasi makam uğruna işbirlikçilik yaptıkları saptanan kişilerin, tarihin seyrini değiştirecek böylesine stratejik sırları bilmesi zaten imkânsızdı. Ancak, kendi zulüm ve küfür saltanatını yıkacak olan Hz. Musa’yı, Firavun’un sarayında ve özel koruması altında yetiştirip saklayan Yüce Allah, bugün de elbet benzerlerini yapardı.
Erbakan Hoca 2006 yılında “Müslüman Topluluklar Birliği” toplantısını yapmıştı. Bizler de bu tür toplantıların birçoğuna katılmıştık. İşte Erbakan Hocamız böyle bir program esnasında yanındakilere “Özdemir Bayraktar’ı bulun. Selçuk’u da alsın, acil olarak buraya gelsin!” buyurmuşlardı. Erbakan’ın direktifi sonucunda hemen Selçuk Bayraktar’ın babası Özdemir Bayraktar aranmış, kısa sürede Özdemir Bayraktar ve Selçuk Bayraktar oraya varmışlardı. Erbakan Hoca Selçuk Bayraktar’a: “Selçuk, bilgisayarını açar mısın? Sunumu burada yapacaksın!” deyince Selçuk Bayraktar, İHA’ların ilk prototiplerinin görüntü ve teknik detaylarını İngilizce olarak anlatmaya başlamıştı. Çünkü salondakilerin %80’i İslam ülkeleri ve diğer ülkelerden temsilcilerden oluşmaktaydı. Selçuk Bayraktar, konusuna hâkimdi ve donanımlıydı. Sunumunu çok iyi yapmıştı. Sunum sonrası Erbakan Hoca salona dönerek: “Ağır sanayi trenini maalesef kaçırdık. Şimdi ülkelerimizde, bu türden yüksek teknoloji projelerine destek vermemiz lazımdır. Bir ülkenin şu kadar uçak gemisi varsa siz o sayıyı yakalayana kadar onlar daha fazlasını yapacaklardır, öyleyse masrafı küçük ama etkisi büyük teknolojik savunma sistemlerine yönelmemiz kaçınılmazdır!..” diye uyarmışlardı.
Selçuk Bayraktar’ın babası Özdemir Bayraktar, üniversiteden Erbakan Hoca’nın öğrencisi olmaktaydı. Refah Partisi’nde görev almıştı. Erbakan Hoca’nın Özdemir Bayraktar ile 2018’de medyada gizli fotoğrafları yayınlanmıştı. Erbakan Hoca vakit buldukça İHA ve SİHA’ların üretildiği fabrikaya ziyarete gidiyorlardı. Erbakan Hoca İHA-SİHA’ları şöyle anlatmıştı: “Bakın teknolojiyle artık şunlar mümkündür. Ben şimdi bu masada oturuyorum. Şurada bir düğmeye basıyorum. İstanbul Havaalanı’ndan pilotsuz bir uçak havalanıyor. O uçağın önündeki ekranda görülen ne varsa ben de önümdeki ekranda görüyorum. Ve karşımdaki kontrol panelinde düğmeye basar basmaz füzeyi fırlatıyorum ve düşman hedefleri berhava ediyorum. Hem de oturduğum yerde ve tek bir insan zayiatı olmadan… O halde gelin, biz bir teknolojik araştırma vakfı kuralım. Bu vakıf Amerika’dan da daha üstün füzeleri geliştirmeyi başarsın… Amerika’dan da daha üstün pilotsuz uçakları üretmeye başlasın… Kompütürle hedefi şaşmayan güdümlü mermileri, tanksavarları, uçaksavarları geliştirip Ordumuzun hizmetine hazırlasın… Evet, her şey hayalle başlar. Bunun temelinde ise inanç yatar. İnanırsanız başarırsınız… Yeni bir dünya kurmak için, yeryüzünde hakkı hâkim kılmak için bunlar lazımdır ve yapılmalıdır. Bizim ecdadımız kuvveti değil hakkı üstün tutardı. Ancak kuvvetin gereğini kıymetini de biliyorlardı. Aynı zamanda da her yönden kuvvetli konumdalardı. Bunun için zaten Cenab-ı Allah, düşmanın silahından daha üstününü hazırlayınız diye emir buyurmuşlardır. Biz de daha üstün silahları hazırlamakla zaten görevliyiz ve yapmaktayız!..”
Aziz Erbakan Hocamız 2009’da, Bayraktar ailesinin sahibi olduğu Baykar Makina’ya yaptığı bir ziyarette şirketin anı defterine “Şahsiyetli Müessese” yazarak imza atmışlardı. İşte o el yazısı ve imzası bu savunma teknolojilerinin asıl Mimarı olduklarının kanıtıydı. İHA-SİHA’lar üretilmeden önce İsrail’den Heron alıyorduk. Bu Heronlar, görüntüleri Genelkurmay’a bir-iki saat geç veriyordu. Nedeni sonradan ortaya çıkıyordu. Heronlar aldıkları görüntüleri önce İsrail’e ulaştırıyor, İsrail de görüntüleri kesip biçerek bize teslim ediyordu. Hatta daha kötüsü oldu. Heronlar aynı zamanda Türk askerlerinin yerlerini de görüyordu, PKK’ya görüntüleri verip kaçmalarını ya da askerimize saldırmalarını sağlıyordu. Askerimizin nerede olduğunu ve nereden geçeceğini bilen PKK, birçok askerimizi şehit edip pusu kuruyordu. Heronların bize verdiği görüntülerde PKK’lıların yerlerini keserek veriyordu veya yanlış yerleri gösteriyordu. Uçaklarımız hep boş yerleri bombalıyor ve bu nedenle PKK ile gerçek bir mücadele olmuyordu. PKK-İsrail iş birliği yapılıyordu. Lakin Erbakan’ın proje ve destekleriyle Özdemir Bayraktar’ın İHA’ları buna darbe vurdu.
Dönemin Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli şöyle diyordu: “İsrail’den satın aldığımız Heronlar TSK’ya yanlış istihbarat veriyorlardı. Kullanımını İsrail’den gelen mühendisler yapmıştı. İstihbaratı onlar üretiyorlardı. Sonradan çoğunun yanlış olduğunu, dağ-taşı boşa bombaladığımızı anladık. Kendi İHA ve SİHA’larımızı yapıp havalandırdıktan sonra terörle mücadelede büyük başarılar kazandık. PKK’nın beli kırıldı. Heronlar gidince PKK’nın yol kenarlarına mayın döşeme yoluyla yaptıkları saldırılar sonlandı. PKK kan kaybetmeye başladı. 2013’ten bu yana tüm kritik karakollarda mini İHA üsleri kuruldu. Kurulumlarda ve eğitimlerde Selçuk Bayraktar bizzat bulundu. Artık karakollar İHA görüntüleriyle PKK tehdidini engelliyordu. PKK kıpırdayamaz hale geliyordu. Fransa SİHA-İHAları Afrika’daki sömürgeleri için tehlike olarak görüyordu. İsrail, Selçuk Bayraktar’a yönelik karalama kampanyası başlatıyordu. Selçuk Bayraktar’ın, aşırı bir Erbakan hayranı olduğu biliniyordu. 2014’te geliştirilen insansız hava aracının kuyruk numarasına TC ERB (Erbakan) yazdırıyordu ve bu İHA aracını sosyal medyada paylaşıp ömrünü Türkiye’mizin kalkınma mücadelesine adadığını belirtiyordu. Hatta ‘Mekânın cennet olsun Erbakan Hocam!’” yazmaktan sakınmıyordu.
İHA ve SİHA’nın girdiği yerde bir anda bölgesel dengeler değişiyordu. Zalim ve hâkim güçler bile ağız değiştiriyordu. Düşman bir anda haddini hatırlayıp Türkiye ile anlaşmak için masaya oturmaya karar veriyordu. Ardından SİHA’lar Akdeniz’e iniyordu. Akdeniz’de petrol ve deniz anlaşmaları, enerji politikaları değişiyordu. SİHA’lar Suriye ve Irak’a girince Rusya ve ABD politikalarını değiştirmek zorunda kalıyordu. Esed ve Rusya derin bir şok yaşıyordu. Libya çöllerinde Hafter güçleri ve yandaşları SİHA’lar için “bir anda ortaya çıkıp her şeyi yerle bir eden hayaletler ve cin birlikleri” olarak bahsediyordu. Bu durum bazı aşiretleri Mehdi’nin ordusunun geldiğini düşünmeye bile sevk ediyordu. “Çölün içinden bir anda görünmeyen bir kartalın çıkıp Hafter güçlerini yok ettiği” çocuklar arasında yayılıyordu. Ömer Muhtar’ın ruhunun geldiği bile söyleniyordu. Selçuk Bayraktar birkaç yılda “savaş uçaklarının pilotsuz yönetileceğini, bunun çalışmalarına başladıklarını” söylüyordu. “Yeter ki bir zamanlar ilk Türk uçağını yapan Vecihi Hürkuş, ilk uçak fabrikasını kuran Nuri Demirbağ’da olduğu gibi önümüz kesilmesin.” diyordu.
Kaldı ki bu İHA ve SİHA’lar, Erbakan Hoca’nın hazırladığı; Siyonizm’in zulüm saltanatını yıkacak, Amerika, Avrupa, Çin ve Rusya’yı hizaya sokacak teknolojik savunma harikalarının sadece fragmanı ve ön tanıtma hazırlıklarıydı!.. Barbar Batı’nın bütün silah sistemlerini ve tüm askeri birikimlerini etkisiz kılacak teknolojik harikaları kullanacak vakit ise yaklaşmıştı!
Erbakan Karşıtı Kadir Mısıroğlu’nun İngiliz İrtibatı!..
Rahmetli Erbakan Hocamıza taa Milli Selamet’in ilk dönemlerinde en ağır itham ve iftiraları atmaktan ve saf insanların kafalarını karıştırmaktan sakınmayan bu sinsi ve tehlikeli münafık Kadir Mısıroğlu, Recep T. Erdoğan gibilerin özel akıl hocası, hatta kendi ifadeleriyle “üstadları” konumundaydı. Bu karanlık kafalı Kadir Mısıroğlu, 7 Eylül 1983 yılında Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından Türk vatandaşlığından çıkarılmıştı. Bunun üzerine önce 1980 sonlarında Almanya’ya kaçıp Frankfurt’a yerleşen, Atatürk ve Erbakan aleyhine fesatlıklar yürüten Kadir Mısıroğlu daha sonra İngiltere’ye iltica edip Londra’ya kaçmıştı…
Bu Kadir Mısıroğlu ve Şeyh Nazım Kıbrısi Londra’da buluşmuşlardır. 12 Eylül darbesinden kaçarak Almanya’ya sığınan Kadir Mısıroğlu, yaşadığı İngiltere yıllarında ilk iş olarak Nakşibendi şeyhi Nazım Kıbrısi’nin yanına taşınmıştır. Nazım Kıbrısi, Kadir Mısıroğlu’na sahip çıkmış, onun İngiltere’de kitap çıkarması için gerekli finansal desteği sağlamıştır. Mısıroğlu da Kıbrısi’nin yanında, Londra’nın kuzeyinde bulunan Şeyh Nazım Kıbrısi Camii’nde birlikte kalmışlardır. İşte bu caminin hikâyesi de oldukça enteresandır. Bu cami aslında bir havraydı ve burayı, meşhur ve mel’un Rothschild’lerin Yahudi ataları kurup kullanmışlardı. Bu havra Nazım Kıbrısi tarafından sözde satın alınıp cami ve tekke olarak kullanılmaya başlanmıştı. Lakin, Nazım Kıbrısi bu camiyi neredeyse onda bir fiyatına almışlardı. Çünkü Nazım Kıbrısi Camii’ni satan kişiler Rothschild Ailesine mensuplardı ve Şeyh Nazım’ı kendi güdümlerine almışlardı. Yoksa Rothschild’lere ait bir havraya sahip olmak imkânsızdı. Bu havra düşük bir bedelle Nazım Kıbrısi’ye satılıyor ve cami yapılıyordu. Peki neden? Çünkü Nazım Kıbrısi adlı Nakşibendi şeyhi, bir İngiliz hayranı ve MI6 bağlantılıydı. Kıbrıs Türkleri, Ada’da bağımsızlık mücadelesi verirken, bu Nazım Kıbrısi denilen şahıs, Dr. Fazıl Küçük ve arkadaşları aleyhine propaganda yürütüyor ve İngilizlerin Ada’daki sözcülüğünü yapıyordu. Nazım Kıbrısi’ye göre; Türk Mukavemet Teşkilatı kâfir sayılıyordu… Bakınız; Kurtuluş Savaşımızda Kuvayi Milliye’yi, Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını hain ve kâfir ilan edenlerle ne kadar benzeşiyordu. Bunak Kadir Mısıroğlu’yla fikir ortaklıkları da buradan kaynaklanıyordu. Devir değişiyor, zaman değişiyor; ama bazı kansız takımının İngiliz hayranlığı, İngiliz ajanlığı ve topyekûn Haçlı Batı uşaklığı hiç değişmiyordu. Şeyh Nazım Kıbrısi’nin bu hıyanet faaliyetlerinin kayıtları MİT’te ve Emniyet Teşkilatımızda da mevcut olduğu biliniyordu. İşte, bu Nazım Kıbrısi ile Kadir Mısıroğlu, İngiltere’de MI6’in kontrolünde faaliyetlerini sürdürüyordu. Mesela, Kadir Mısıroğlu’nun kızı hastalandığında İngiliz Kraliyet Ailesi devreye giriyor ve kendi branşında İngiltere’nin bir numarası olan doktoru, İngiliz Hanedanı bunlara özel olarak tahsis ediyordu. Bu ayrıcalığın sebebini anlamayanlara artık sözümüz yoktu. Bu Nazım Kıbrısi’nin dünyanın dört bir yerinde müritleri bulunuyordu. Ama her ne hikmetse müritler hep İngiliz Milletler Cemiyeti’ne üye olan eski İngiliz sömürgesi ülkelerde yoğunlaşıyordu. Yani asıl görevi İngiltere adına oralardaki Müslüman kitleyi elde tutmaktı!.. Örneğin, bu Şeyh Kıbrısi, “Prens Charles’in (Şimdiki İngiltere Kralı’nın) Müslüman olup kendi tarikatına mensup olduğunu, ama durumu gereği bunu açıklayamadığını” söylüyor İngiliz gazete ve dergilerinde manşet manşet beyanatları yer alıyordu. Hatta Şeyh Nazım, Prens Charles’in sünnet olduğunu ve gizli namaz kıldığını söylüyordu. Oysa Yahudiler zaten sünnet oluyordu!.. İşte Sn. Erdoğan’ın Muhterem Üstadı Kadir Mısıroğlu da bundan dolayıdır ki tam bir Nazım Kıbrısi ve İngiliz hayranı oluyordu.[1]
20 Aralık 2010 Tarihli Hürriyet Gazetesi’nin Haberi!
“Madenciler Şeyh Nazım’ı Ziyaret Etti!”
“Şili’de 69 gün maden göçüğü altında kaldıktan sonra hayata dönen ve dramları dünyanın bir numaralı gündem maddesi haline gelen Şilili madenciler KKTC’nin Lefke kasabasında yaşayan Nakşibendi Şeyhi Nazım Kıbrısi’yi ziyaret ederek duasını aldı. 33 madenciyi temsilen, Kıbrıs Rum Yönetimi üzerinden KKTC’ye geçen 4 madenci, ‘4 gündür Ada’dayız; Şeyh Nazım’a özellikle geldik. Çünkü yerin altındayken şeyh bizim için çok dua etmiş’ dedi. 4 madenciden Ömer Reygadas, Şeyh Nazım’ın bildiği birçok insandan farklı olduğunu belirterek, tecrübelerinden yararlanmak istediğini ifade etti. Şeyh Nazım ise, ‘Onlar yerin 700 metre altındayken dua ettim, bu kuvvet olmasa bir tanesi yaşamazdı, maddi imkânlarla bir günden fazla yaşayamazlardı. Bana inanan kurtulur, inanmayan gider Ankara’ya ameliyat olur (yani beyni yoktur!)’ demeye getirmiştir.”
Hatırlayınız 2010 yılında Güney Amerika ülkelerinden Şili’de bir maden kazasında, 33 madenci 70 gün kadar göçük altında kalmışlardı. Nazım Kıbrısi “Onlar yerin 700 m altında iken dua ettim; zaten gönderdiğimiz bu manevi kuvvet olmasaydı, onların bir tanesi bile yaşayamazdı…” gibi riyakâr ve sahtekâr iddialarda bulunmuşlardı. Malum İngiliz mahfillerin bu yoğun Şeyh Nazım reklamlarından etkilenen bazı maden mağdurları, daha sonra 7 Mayıs 2014’te Kıbrıs’a onu ziyarete geldikleri medyaya yansımıştı. Hatta bütün dünyada ve özellikle İngiltere etkisindeki Müslüman nüfusu yoğun ülkelerde, bu Kıbrıslı Şeyh Nazım denen şahsın kerametleri, medya marifetiyle sürekli gündeme taşınmaktaydı. 2010 yılında Şili’de meydana gelen ve 2 ay kadar mağdurlara erişilemeyen bir maden ocağı göçüğünde, Kıbrıslı Şeyh Nazım’ın özel duaları kerametiyle, sonunda bu madencilere ulaşılıp kurtarıldıkları haftalarca gazete ve TV’lerde anlatılmıştı, hatta o mağdurlardan bazıları Kıbrıs’a gelip Şeyh Nazım’la buluşmuş ve şükranlarını sunmuşlardı. Öyle ki bu reklâm heyecanları arasında Şeyh Nazım Kıbrısi; “yakınlarındaki bir mağarada Mehdi (AS) ile buluştukları ve yakında zuhur edip ortaya çıkacaklarını” anlatmaya başlamıştı.
Kadir Mısıroğlu’nun Atatürk Düşmanlığı ve İngilizlerle İrtibatı!
Dr. Rıza Nur’un hazırladığı ve güya Atatürk’ün aslını ve hayatını yansıttığı… Oysa akla, mantığa ve tarihi olgulara aykırı olarak pek çok yalan iddia ve iftiranın yer aldığı 3 ciltlik “Hayat ve Hatıratım” kitabının mikrofilmleri 1965 yılında İngiliz diplomat ajanlarca ve nasıl oluyorsa Kadir Mısıroğlu’na ulaştırılmıştı. Kadir Mısıroğlu bu kitabı 1967 yılında Durmuş Satılmışoğlu adına kurulan hayali Altındağ Yayınevi’nce yayımlamıştı.
II. Meşrutiyet’te iki dönem Osmanlı Mebus-u Meclisanı’na seçilmiş olan, Ankara BMM Sinop Vekilliği yapan Rıza Nur, 1. İcra Heyetinde (ilk Cumhuriyet Hükümeti’nde) Maarif (Milli Eğitim) Bakanlığına atanmıştır, 1921-1923 arasında ise Sağlık Bakanlığı yapmıştır.
Saltanatın kaldırılması teklifini Meclis’e sunan insandır. Daha sonra, umduğu makam ve çıkarlara ulaşamayınca Atatürk’e ters düşüp 1926’da Türkiye’den ayrılmıştır. Pek çok yalan ve hezeyanlarla dolu “Hayat ve Hatıratım” kitabını 1960’tan önce yayımlanmamak şartıyla 1935 yılında, İngiltere-Londra’daki British Museum’a emanet bırakmıştır. Ve işte bu kitap nasıl oluyor ve İngiliz derin devletiyle hangi bağlantıları bulunuyorsa, 1965 yılında Kadir Mısıroğlu’na ulaştırılmış ve 1967’de yayımlanıp dağıtılmış ve 1968’de tekrar yasaklanmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve Karabekir Paşaların akıl hocası kendisi olduğunu aktaran… Ama dönüp başta Atatürk olmak üzere, bunların birçoğuna; “Babaları belirsizlik, eşcinsellik, yabancılarla işbirlikçilik” gibi iftiralar atan bu adam, daha önce yazdığı “Türk Tarihi” kitabında Atatürk’e övgüler sıralamıştır.
Rıza Nur’un “Hayat ve Hatıratım” kitabını, sırf Atatürk aleyhine yalan iddialar içerdiği için, kutsal bir emanet gibi yayımlayan Kadir Mısırlıoğlu “Atatürkçülerin yoğun baskısından ve can korkusundan dolayı” İngiltere’ye pasaport vizesi alan insandır.
Erbakan Hoca’nın kurduğu ROKETSAN tarafından teslimatı yapılan füze sistemleri şunlardı!
TAYFUN Balistik Füzesi:
TAYFUN Balistik Füzesi, Türkiye’nin şimdiye kadar envantere sunduğu bilinen en uzun menzilli balistik füze idi. İlk atışı Ağustos 2022’de gerçekleştirilen TAYFUN, 500+ kilometre menzile ve 1 metreden daha az sapma değerine sahip. TAYFUN, yalnızca 3 yıl içerisinde seri üretime geçmişti. Mobil lançerlerden fırlatılabilen sistem, yüksek hassasiyetli güdüm yapısı sayesinde komuta kontrol merkezleri, askeri üsler ve kritik altyapılara karşı etkili bir vurucu güç niteliğindeydi: TAYFUN’un geliştirilmesiyle birlikte Türkiye, balistik füze teknolojilerinde önemli bir eşiği geride bırakarak stratejik caydırıcılığını üst seviyeye getirmişti.
TAYFUN BLOK-4 Özellikleri
İlk tanıtımı IDEF 2025 fuarında yapılan TAYFUN BLOK-4, TAYFUN füze ailesinin en gelişmiş ve en ağır versiyonu olarak dikkat çekiyordu. Hipersonik hız kabiliyeti sayesinde mevcut hava ve füze savunma sistemlerini aşmaya yönelik geliştirilen sistem, yüksek sürat ve manevra kabiliyetiyle öne çıkıyordu. 7 tonun üzerindeki ağırlığı ve yüksek patlayıcılı parçacık etkili harp başlığı ile BLOK-4, stratejik hedeflere karşı çok daha yüksek tahrip gücü sunmayı hedefliyordu. Uzun menzil, yüksek hız ve gelişmiş harp başlığı kombinasyonu ile TAYFUN BLOK-4, Türkiye’nin stratejik vurucu gücünü bir üst seviyeye taşıyacak yeni nesil bir sistem olarak konumlanıyordu.
SİPER, uzun menzilli bölge hava ve füze savunma sistemi:
Türkiye’nin uzun menzilli bölge hava ve füze savunma sistemi projesi SİPER, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) hava savunma kabiliyetlerini önemli ölçüde arttıracaktı. Milli imkânlarla geliştirilen SİPER, farklı tehditlere karşı etkin bir savunma sağlayarak Türkiye’nin stratejik güvenliğine katkıda bulunacaktı.
SİPER’in Genel Özellikleri
SİPER, modern hava savunma gereksinimlerini karşılamak üzere tasarlanmış bir sistemdir. Sistem, hava savunma planlama ve koordinasyonundan, birleştirilmiş hava resmi üretimine kadar geniş bir yelpazede yeteneklere sahiptir. İşte SİPER’in öne çıkan genel özellikleri:
Hava Savunma Planlama ve Koordinasyon Yeteneği: Hava savunma operasyonlarının etkin bir şekilde planlanması ve koordine olunması.
Birleştirilmiş Hava Resmi Üretimi: Farklı kaynaklardan gelen verileri birleştirerek kapsamlı bir hava resmi oluşturulması.
Çoklu Angajman ve Ardışık Ateşleme Sistemi: Aynı anda birden fazla hedefe karşı angajman yeteneği ve ardışık ateşleme imkânı.
Dost ve Düşman Tanıma Marifeti (IFF): Hedeflerin dost mu düşman mı olduğunun otomatik olarak belirleyebilmesi düşmanların korkulu rüyasıydı.
Otomatik Tehdit Yönetimi: Tehditlerin otomatik olarak algılanması ve yönetilmesi özelliğini taşımaktaydı.
Tehdit Değerlendirme ve Silah Tahsis: Tehditlerin önceliklendirilmesine ve uygun silahların tahsis edilmesine yardımcı olmaktaydı.
Manuel/Yarı Otomatik/Otomatik Angajman Yeteneği: Operatörün duruma göre manuel, yarı otomatik veya otomatik angajman modlarını seçebilme yeteneği vardı.
Çoklu-Hedef/Çoklu-Radar Füzyonu Özelliği: Farklı radarlardan gelen verilerin birleştirilerek hedef takibinin iyileştirilmesini sağlamaktaydı.
Füzeler ile Çift Yönlü İletişim Yeteneği: Füzelerin uçuş sırasında güncellenebilmesi ve kontrol edilebilmesine yaramaktaydı.
Aktif Radar Arayıcı Başlık ile Terminal Safha Güdüm Yeteneği: Füzenin son safhada hedefe daha hassas bir şekilde yönlendirilmesi özelliği taşımaktaydı.
Yüksek Etkili Harp Başlığı: Hedeflerin imha edilmesinde yüksek etkinlik sağlanması.
Telli/Telsiz Haberleşme: Farklı haberleşme yöntemleriyle iletişim imkânı.
Gündüz, Gece ve Kötü Hava Koşullarında Görev Yapabilmesi: Her türlü hava koşulunda operasyonel olması.
Link 16 Taktik Data Link ve JREAP: Türk Hava/Kara/Deniz Kuvvetleri komuta kontrol unsurları ile koordinasyon sağlanması.
Gömülü Simülasyon Özelliği: Personelin eğitimi için gömülü simülasyon sistemi vardı.
Füze Fırlatma Sistemi: Her bir fırlatma sistemi üzerinde 6 adet füze ile görev yapabilme.
Atmaca Gemisavar Füzesi:
ATMACA Gemisavar Füzesi, su üstü gemileri, denizaltı platformları, hava platformları ve kara araçlarından kullanılabilen yüksek performanslı bir füzedir. Roketsan tarafından geliştirilen ATMACA, 250 kilometrelik etkili menzili ile hareketli veya sabit hedeflere karşı güçlü ve hassas vuruş yeteneği sunmaktadır. ATMACA, radar arayıcı başlık, kızılötesi görüntüleyici, karıştırmaya dayanıklı küresel konumlama ve radar altimetre gibi gelişmiş teknolojilerle donatılmıştır. 750 kg ağırlığındaki füze, 220 kilogramlık yüksek patlayıcı, parçacık etkili ve penetrasyon etkili harp başlığı ile düşman gemilerine karşı etkili bir savunma ve taarruz gücü sağlamaktadır.
HİSAR-A Alçak İrtifa Hava Savunma Füzesi:
HİSAR Füze Fırlatma Sistemi Alçak ve Orta İrtifa Füzelerini kullanan çok amaçlı bir sistemdir. Alçak İrtifa Füzesi kullanan HİSAR A+ Füze Fırlatma Sisteminin komuta kontrol ve atış kontrol fonksiyonları KORKUT-AİC tarafından yürütülmektedir.
HİSAR-O (Orta İrtifa) RF Hava Savunma Füzesi:
HİSAR-RF Füzesi, HİSAR-O+ Füzesi ile hemen hemen aynı fiziksel yapıdadır. Radar arayıcı başlık kullanan HİSAR-RF Füzesi’nin, soğutmalı görüntüleyici kızılötesi arayıcı başlık (IIR) kullanan ve atmosferik şartların getirdiği ısınma sorunundan ötürü menzilinde birtakım sınırlar bulunan HİSAR-O+ Füzesi’ne göre daha yüksek menzile sahip olacağı vurgulanmıştır.
Sungur Hava Savunma Füze Sistemi:
Türk Savunma Sanayisinin önemli bir ürünü olan SUNGUR Hava Savunma Füze Sistemi, hareketli ve sabit hedeflere karşı üstün savunma kabiliyeti sunmaktadır.
Güdüm Sistemi; Kızılötesi görüntüleme (IIR),
Ateşle-Unut (Fire-and-Forget) özelliği, çoklu hedef angajman kabiliyeti taşımaktadır.
Operasyonel Avantajlar:
• Taşınabilir Tasarım: Omuzdan atılabilir veya araçlara entegre edilebilir.
• Hızlı Tepki Süresi: Düşük irtifalı tehditlere anında müdahale yeteneklidir.
• Platform Esnekliği: Kara araçları, deniz platformları ve sabit bataryalarla uyumlu haldedir.
“KARA ATMACA” Karadan Karaya Seyir Füzesi:
Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na uzun menzilden hassas vuruş yeteneği kazandıracak olan KARA ATMACA’nın geliştirilmesine ilişkin sözleşme 18 Ağustos 2021 tarihinde Savunma Sanayii Başkanlığı ile ROKETSAN arasında imzalanmıştı. Füze, yaklaşık 250 kilogram ağırlığında bir harp başlığına ve görüntüleyici kızılötesi (IIR) arayıcı başlığa sahip. KARA ATMACA, agresif manevralar gerçekleştirerek santimetre hassasiyetle belirlenen hedefleri imha edebilecek konumdadır.
ÇAKIR Seyir Füzesi:
ROKETSAN tarafından geliştirilen ÇAKIR Seyir Füzesi; kara, deniz ve hava platformlarından atılabiliyor. Füze, Kale Jet Motorları tarafından geliştirilen yerli ve milli KTJ-1750 turbojet motor ile çalışıyor. Görev planlaması sırasında tanımlanan üç boyutlu dönüş noktalarına göre hareket edebilen ÇAKIR, hedef üzerinde vuruş noktası seçimine ve özgün harp başlığına sahip. Füze; yüksek imha kabiliyeti, gelişmiş ara safha ve terminal güdüm sistemleriyle tüm hava koşullarında hedefe yüksek hassasiyetle angajman sağlayabiliyor.
SOM Seyir Füzesi:
SOM, muharebe sahası derinliklerinde yoğun bir şekilde korunan kara ve hareketli deniz hedeflerine karşı, hava savunma füze sistemlerinin menzili dışında, havadan karaya/satha kullanılan seyir füzesi olarak görev yapıyor. Menzili 250 kilometre olan, çeşitli harp başlıkları ve donanımlardan konfigürasyonları bulunan SOM, insanlı ve insansız hava platformlarıyla kullanılabiliyor.
T-107/122 Çok Namlulu Roketatar (ÇNRA) Silah Sistemi,
T-122/300 Çok Maksatlı ve Çok Namlulu Roketatar (ÇNRA) Sistemi,
ROKETSAN tarafından geliştirilen MAM-L Mini Akıllı Mühimmat Çeşitliliği,
İnsansız hava araçları (İHA), hafif saldırı uçakları ve kara araçları için geliştirilen MAM-T, MAM ailesinin en büyük ve en güçlü mühimmatları içerisindedir.
ROKETSAN tarafından geliştirilen TEBER Güdüm Kiti, Türkiye’nin yerli savunma sanayii projelerinden birisidir.
L-OMTAS, zırh delici tandem harp başlığı ile muharebe alanındaki zırhlı tehditlere karşı etkili lazer güdüm yeteneğine sahip orta menzilli bir tanksavar silah sistemidir.
Sözün özü:
SAHA 2026 Uluslararası Savunma Fuarı’nda tanıtılan, Türkiye’nin Kıtalararası Hipersonik Balistik Füzesi YILDIRIMHAN, özellikle Kuduz İsrail’i ve Uyuz Yunanistan’ı korkutup telaşlandırmıştı!.. 6 bin km menzile sahip YILDIRIMHAN Füzesi, Ankara’dan Tel Aviv’i ve Atina’yı rahatlıkla vuracak üstün nitelikler taşımaktaydı. Ve tabi; “At sahibine göre kişner!..” atasözü unutulmamalıydı!..
- Kadir Mısıroğlu’nun Şeyh Nazım Kıbrısi ile Londra’da buluştuğu videonun linki: www.youtube.com/watch?v=PKfQiyHnrOy&t=1s

Yeryüzünde Adil Düzene dayalı yeni Bir Dünya mutlaka kurulacaktır. İyi güzelde Siyonistler öyle düzenler kurmuşlar ki onları nasıl etkisiz hale getireceksiniz. Süper Güç zannedilen ülkeleri nasıl dize getireceksiniz. Ne yazık ki ülkemiz insanı en çok ABD’yi süper güç zanneder, kuvvet kudret sahibi onları görür ve onların güdümüne girmekten onların emirlerini yerine getirmekle yani onlara teslim olmakla ancak yaşayabileceklerini düşünürler. Aziz Erbakan Hocamız haricindeki gelen iktidarlarda hep bu minvaldedir. Erbakan Hocamız kuvvet kudret sahibi yalnız Allah’tır ayetini kendisine ilke edinmiş ve hep bu düşünceyle hareket etmiştir. TBMM de “Bana ne Amerika’dan Bana ne Amerika’dan” diye haykıran tek lider de Erbakan Hocamız olmuştur. Bu düşünceyle hareket etmesi ile Kıbrıs Harekâtını yapmıştır. Kıbrıs’ın ve Halkının kurutuluşuna vesile olmuştur. Bu ayrıca ülkemiz güvenliği içinde olmazsa olmaz bir gereklilikti. Ülkemizin kalkınması için Üretim yapan fabrikalar kuran sanayinin gelişmesini sağlayan lider olmuştur. İncirlik Üssünü kapatıp birilerini kuvvet kudret sahibi sandığı ABD ye diz çöktürmüştür. Ve inşallah yaptığı teknoloji harikaları ile de Siyonizm’in tüm sistemlerini etkisiz hale getirecek, süper güç zannedilen ülkeleri dize getirecek İsrail’i yerle bir edip haritadan silecek ve Tüm insanlığın umutla beklediği Adil Düzen’e dayalı Yeni Bir Dünya kurulacaktır inşallah. Bu inanca Erbakan Hocamız gibi inanan sadece Milli Çözüm ekibi kalmıştır. Erbakan Hocamız’a, O’nun plan program ve projelerine sahip çıkan tek ekip sadece Milli Çözüm kalmıştır. O’nun yolundan gittiğini iddia edenler sadece O’nu istismarı peşindeler. Ne Adil Düzen’e sahip çıkmakta ne de ağızlarına bile almamaktadırlar. Hatta “Konjoktürel Slogan” olarak tanımlayacak kadar düşmüşlerdi. Adil Düzen’e ve Hocamızın projelerine sahip çıkan, Yer yüzünde Adil Düzen’e dayalı yeni bir dünya kurulsun çaba ve gayreti güden sadece Milli Çözüm ekibi kalmıştır. Aziz Hocamız 1980 yılında TRT de bugünleri görmüş olacak ki Türkiye ve İnsanlığın kurtuluşunun Milli Çözüm’le olacağını haykırmışlardı. Makalede ismi zikredilen şahısların anlayışı ile ancak Siyonistlere bu millet köle yapılırdı. Ki zaten amaçları da bu olduğu görülüyor. Erbakan Hocamızı tanımayı ve tâbi olmak nasıl bir nimet ve bu nimete nail olmak her gece şükür namazı kılmayı gerektirir. Yetmez bu uğurda canla başla çalışmayı gerektirir. Birde Erbakan Hocayı anlama nimeti var ki O da sadece Üstad Ahmet Akgül Hocamız sayesinde Milli Çözüm ekibine nasip olmuştur. Bu da ayrı ve bambaşka bir nimettir. Rabbim gereği gibi şükredenler olmayı nasip eylesin, nankörlük edenler olmaktan bizleri korusun inşallah. Ayaklarımızı ve kalbimizi sabit kılsın. Bizleri aziz Erbakan Hocamıza ve Üstadımıza layık talebe olmayı nasip eylesin. Bizleri Yeryüzünde Adil Düzeni Hakim kılan o kutlu ekibin içerisinde yer almayı ve canla başla çalışan, cihad eden mücahid muttaki kullardan eylesin Amin.
AZİZ ERBAKAN HOCAMIZ 1980 YILINDA TRT DE ŞÖYLE BUYURMUŞLARDI;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)
Havuz Sistemi’ni kurabilen, Kıbrıs’a çıkabilen, işçiye tarihi zamlar verip Devrim otomobilini ve Gümüş Motor’u üretebilen bir iradenin “imkansızı” değil, “tamamen mümkün olanı” hedeflediği tarihsel bir gerçektir.
Küresel sermayenin ve içerideki işbirlikçilerinin Erbakan Hocam’ı ve hareketini bu kadar sert operasyonlarla (28 Şubat süreci, parti kapatmalar, siyasi yasaklar) hedef almasının tek bir sebebi vardı: Onun bu projeleri tek başına ve koalisyon şartlarında bile başarabilmiş olması. Eğer onun arkasında, bu operasyonlara göğüs gerecek, eğilmeyecek, bükülmeyecek ve liderin attığı tohumları kurumsallaştıracak çelik gibi sağlam bir kadro kalabilseydi; Türkiye bugün borç yükü altında ezilen, sıcak para arayan bir ülke değil; kendi finansal sistemini kurmuş, kendi teknolojisini üreten ve mazlum coğrafyaların hamisi konumunda olan küresel bir süper güç olurdu.
Tarihin en büyük “keşke”si, işte bu nitelikli ve sadık kadro eksikliğidir.
Kıymetli arkadaşım Prf Dr Mehmet Biçkes bey’in ifade ettiği gibi “Erbakan Hocamızın liderliği literatürde rastlanmayan liderlik özelliklerine sahiptir”. Hocamız her alanda donatılarak Rabbimiz tarafından ümmete ve insanlığa rahmet olarak gönderilmiştir.
Ayrıca Hocamızın vefatında şanlı ordumuzun yayınladığı “silahlı kuvvetlerimize verdiğiniz hizmetler unutulmayacaktır” mesajı öylesine söylenmiş değildir.
Hatta bazı münafık ve aklı yatmayan kesimler “neymiş bu hizmetler açıklasalar da öğrensek” gibi ayarlarını ortaya koyan konuşmalar yapmıştır.
Ama şimdi gün geçtikçe Hocamızın savunma sanayimiz için ürettiği projeleri gün yüzüne çıktıkça insanların Hocamıza olan saygısı da artmaktadır. Bu saygı ve sevgi yıllar geçtikçe daha da artacak. Çünkü O’nu Rabbimiz sevmiş ve insanlara da sevdiriyor.
Burada şu konuyu da ifade etmemiz gerekiyor: Hocamızın savunma sanayiine ait olan projelerinin yanında insanlığın huzurunu ve barışı sağlayacak İslam BM’si, İslam NATO’su, İslam ortak parası, İslam ortak kültür paktı, İslam ortak pazarı projeleri ile Adil Dünya Düzeni projeleri de; dünyanın yeni bir düzene ihtiyaç duyduğu ve kapitalizmin artık bitme durumuna geldiği günümüzde sahiplenilmesi, kongre ve sempozyumlarla dünyanın gündeminde tutulması gerekmektedir.
Milli Görüşçü olduğunu iddia eden kurumların bu konuda gayretsiz olması esef vericidir.
Çok şükür Milli Çözüm, Hocamızın tüm projelerine sahip çıkıp sürekli gündemde tutmaya ve uygulanması için gayret göstermeye devam etmektedir.
Unutmayalım; hiç kimse Hocamızın savunma sanayiine yönelik projelerinin adını bile bilmez ve anmazken Milli Çözüm bu projeleri dile getiriyordu. Bu durum gerçek manada Hocamızın takipçisi ve projelerinin sahiplenicisinin Milli Çözüm olduğunu ortaya koymaktadır.
Ayrıca Milli Çözümün, Rıza Nur-Kadir Mısırlıoğlu-Nazım Kıbrısi gibi şahısların ayarları hakkında ortaya çıkardığı gerçekler göstermektedir ki bu tip insanlar; milletimizin bağımsızlığı ve yeniden dünya lideri olması yönünde ömrünü ortaya koyan muhterem şahıslara (Atatürk ve Erbakan Hocamız) karşı, bu şahısların yaptıklarına engel olamamanın verdiği hınçla Siyonizm’in intikam almak için kullandığı maşalardır.
Aziz Erbakan Hocamızın her alanda olduğu gibi askerî ve savunma sanayi alanında yapmış olduğu çalışmaları gördükçe O’nun yaşamını Kur’an-ı Kerim i en güzel şekilde anlayan, anlatan ve yaşayan biri olduğuna tekrar şahit oluyoruz. Bu teknolojik çalışmaların bi anlamda Enfal Suresi 60. Ayet mucibince yapılmış olabileceği kanaatine ulaşabiliyoruz…
Onlara (gizli, açık düşmanlara) karşı gücünüzün yettiği kadar (bütün imkânları kullanarak siyasi, askeri ve iktisadi her türlü) kuvvet ve bağlanıp beslenen atlar, (bugün ise üretilip devamlı bakımı yapılan uçaklar, füzeler ve tanklar) hazırlayın. Ki bunlarla Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı ve Allah’ın bildiği (ama) sizin bilmediğiniz diğer (gizli şer ve nifak odaklarını) korkutasınız (ve caydırıcılık gücüne sahip olasınız. Bu konuda cimrilik ve tedbirsizlik yapmayasınız). Allah yolunda (cihad uğrunda ve milli savunma amacıyla) her ne harcarsanız, (nasıl bir katkı sunarsanız, o ahirette) size tam olarak ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız. (Allah adalet sahibidir.)
https://www.mealikerim.com/8/enfal/60
Dış güçlere karşı bir de iç merkezlerin ve derunî güçlerin bulunduğu asla unutulmamalıydı!
Ahmet Akgül Hocamızın 28 Mayıs 2021 tarihli Milli Çözüm Dergisindeki “AKP KABUK İKTİDARDI VE ÖMRÜNÜ TAMAMLAMIŞTI” başlıklı makalesinde:
“Dünya tarihi boyunca, köklü ve büyük devrimler gerçekleştirecek ve mevcut dengeleri temelinden değiştirecek Merkez Ülkelerde, bu kutlu kırılma öncesinde, bir KABUK İKTİDAR dönemi yaşanırdı. Hâkim güçlerin hizmetinde ve hain işbirlikçilerin güdümünde oluşturulan bu iktidar, aynen vücutta açılan derin yaranın kabuğunu andırırdı. Çeşitli ve etkili tedavilerle iyileşmeye başlayan yaralar kabuk bağlardı. Yaralar tam iyileşmeden bu kabukları kaldırmak, yaranın mikrop kapıp iltihaplanmasına ve iyileşme sürecinin uzamasına yol açardı. Bu nedenle kaşıntı verse ve çirkin görünse de, bu kabukları yerinde bırakmak lazımdı. Çünkü yara iyileşince bu kabuklar zaten kendiliğinden düşüp kopacak ve vücuttan ayrılacaktı.
İşte AKP, böylesine kabuk bir iktidardı. Hem kendileri iktidara taşıdıkları ve yararlandıkları için dış güçler avutulup zaman kazanılmaktaydı, hem de toplum bünyesinde açılan derin yaraların kısmen tedavisine fırsat sağlanmaktaydı. Gerçi bu arada daha başka sosyal ve ekonomik tahribatlar da yapılmaktaydı ama tarihi hesaplaşmanın alt yapısı da bu kabuk altında hazırlanmış olmaktaydı.
İHA’lar-SİHA’lar, roketatarlar gibi Milli Savunma sanayiinde ve savaş teknolojisinde çok önemli atılımlar bu kabuk yönetim sayesinde başarılmış, Rahmetli Erbakan Hocamızın temel çizimlerini ve alt yapı tesislerini hazırlayıp ilgili makamlara teslim ettiği projeler geliştirilip üretilmeye başlanmıştı. Ve tabi zalim güçlerle yaşanacak tarihi hesaplaşma öncesi, artık bu kabuk iktidarın kendiliğinden, doğal sebepler ve normal yöntemlerle düşmesi de kaçınılmazdı. Çünkü hiçbir güç kaderin önünde duramazdı ve bu marazlı kafalarla büyük hesaplaşma yapılamazdı.” tespitleri çok önemli gerçekleri anlamamızı sağlamıştı.
Bak: https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/akp-kabuk-iktidardi-ve-omrunu-tamamlamisti/
Kendisinin ve yakın çevresinin Siyonist mahfillerle iç içe oldukları, hatta şahsi çıkar ve siyasi makam uğruna işbirlikçilik yaptıkları saptanan kişilerin, tarihin seyrini değiştirecek böylesine stratejik sırları bilmesi zaten imkânsızdı.
İşte bu İslamcı münafıklara katlanan Erbakan Hoca’mız, işbirlikçi iktidar içeresinde teknolojik savunma harikalarını hazırlamış; Barbar Batı’nın bütün silah sistemlerini ve tüm askeri birikimlerini etkisiz kılacak teknolojik harikaları kullanacak vakit ise yaklaşmıştı!
Kadir Mısıroğlu ve benzerleri millete kibir aşılamaktan ve hainliği meşru göstermekten başka hiçbir işe yaramamışlardır. Genel bir değerlendirme yapıldığında Ümmete ve İnsanlığa en ufak bir faydaları bile bulunmamakta bilakis birçok ihanetleri bulunmaktadır. Cennet mekan Erbakan Hocamıza olan kinleri de buradan kaynaklanmaktadır. Bunlar gibi zerzavatlar ürürken muhterem hocamız çağa mührünü vurmuş siyonizmi yerle bir edecek teknolojileri ve sistemleri hazırlamıştır. Bu soytarıları takip edenlerin ise hali ortadadır…
Kaldı ki bu İHA ve SİHA’lar, Erbakan Hoca’nın hazırladığı; Siyonizm’in zulüm saltanatını yıkacak, Amerika, Avrupa, Çin ve Rusya’yı hizaya sokacak teknolojik savunma harikalarının sadece fragmanı ve ön tanıtma hazırlıklarıydı!.. Barbar Batı’nın bütün silah sistemlerini ve tüm askeri birikimlerini etkisiz kılacak teknolojik harikaları kullanacak vakit ise yaklaşmıştı!
ve Tabiî olarak, Erbakan hocamız Türkiye’de Yüksek teknoloji imkânlarını, Halkın ve Milletimizin ve Mazlum milletlerin felaha kavuşması, için Gerekli alt yapıyı ekipmanları silahları oluşturup hazırlamayıp, Türkiye Cumhuriyeti nin,en başta pkk belasından kurtarıp,DEVLET’in gerekli mercileri ve bayraktar şirket eliyle bu büyük katkıları bizlere sunarken;
İngilizce menşeli,siyonist Rockefeller aileside bu gidişattan oldukça rahatsız olmuş parkı , Erbakan hocamızın insan lık adına yapılan bu hayırlı ve mükemmel icraat larına engel olmak için, Şeyh kıbrısi ve Kadir Mısıroğlu gibi ayarı bozuk ıkı yüzlü fesat kişileri kullanıp, ve onlara itibar eden kitleleride peşine takan, bugün ki, çoğu (AK! muhafazakarlarda ) dahil olmak üzere.. bilerek veya bilmeyerek, Erbakan Hocamızı ve projelerini devreye dışı bırakmaya çalışanlardır..
Bu olayları gördükçe duydukdukça, Şu Altın cümle aklıma geliyor,
” ERBAKAN HOCA TEK KİŞİLİK BİR ORDU”
A. AKGÜL
İŞTE HAKKIN ÖNCÜLERİ, İŞTE SİYONİZM VE İŞBİRLİKÇİLERİ!..
Son yüz yılın yani Cumhuriyet tarihimiz boyunca ülkemizin ve milletimizin sorunlarını aşmaya ve mutlu-onurlu bir gelecek kurgulamaya çalışan 2 büyük lider tanıdık:
1- Mustafa Kemal Atatürk
2- Necmettin ERBAKAN,
Üstad Ahmet Akgül Hocamız ise, bunları en iyi tanıyan ve kutlu hedeflerine odaklanan bir ilim, fikir ve dava adamıdır…
Kısaca demek gerekirse; Mustafa Kemal Atatürk , Birinci Dünya Savaşı sonrasında Batı’nın Kürdistan va’adini hatırlatan Siyonist Cohen, İsrail merkezli Begin-Sadat Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanı Edy Cohen, “İsrail’in ‘bağımsız Kürdistan’ı desteklediğini çünkü sözde Kürdistan’ın Büyük İsrail’e evrileceğini” söylemişti. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kazanan güçler, Kürtlere bağımsızlık sözünü verdi; ancak bu söz yerine getirilemedi. Temel sebep ise; yeni Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün engellemesiydi” itirafında bulunmuşlardı. Yani Mustafa Kemal Atatürk biz insanlara bir VATAN bırakmıştı. Necmettin Erbakan, Müslümanların teknolojik bakımdan ileri geçecekleri, bilimsel ve ümit verici gerçekler diyebileceğimiz ve Siyonizm’in ve Emperyalizmin hizaya sokulacağı Teknoloji Harikalarını ve Birleşmiş Milletler Yeni Düzen Komisyonu Başkanı Nobel ödüllü Prof. Ervin Lazslo’nun: “Kırk yıldır hayalini kurduğum tüm insani değerleri ve ihtiyaci gerekleri içinde barındıran, Erbakan’ın hazırladığı Adil Düzen olduğunu fark etmenin bahtiyarlığını yaşamaktayım!” dediği ADİL DÜZEN PROJELERİ hazırlamıştı. Üstad Ahmet AKGÜL ise, “değişmez doğrulara”, yani Aklıselimin, Müspet Bilimin, Tarihi Tecrübe ve Birikimlerin, Vicdani Kanaatin ve Hak Dinin, ortaklaşa hayırlı ve yararlı buldukları temel esaslara bağlı kalarak, Milli birlik ve dirliğimizi bozan kışkırtma ve kutuplaşmaları yaklaştırmak ve uzlaştırmak… Ortasından azgın bir nehrin geçtiği, her iki yakasında yaşayanların birbirlerine düşman hale getirildiği bir şehirde, en gerekli ama en riskli ve zahmetli olan şey iki tarafı birbirine bağlayan bir köprü olmaktır. Böylece karşılıklı geçişlerle buluşmalarını, tanışıp yakınlaşmalarını ve sonunda kaynaşıp kucaklaşmalarını sağlamak lazımdır. Bir tarafta durup karşıya laf ve taş atmak, hakaretler yağdırıp kışkırtmak kolaydır. Zor olan; köprü kurmak, sırtından geçmelerine, tekmelemelerine, azgın ve taşkın sellere dayanmak, ama gereksiz düşmanlıkları törpüleyip dayanışmaya vesile olmaktır. İşte Üstad Ahmet AKGÜL bu kutlu amaç ve ihtiyaçla yola çıkmıştır ve aralarına uçurumlar açılmış toplum kesimlerinin birbirlerini anlamaları, ortak değerlerde ve asgari müştereklerde buluşup uzlaşmaları için çırpınmaktadır. Yani ezcümle; şuan günümüz Türkiye’sinin geldiği nokta ortadaydı ; şuan devletimiz ve geleceğimiz için en tehlikeli olan, AKP iktidarının ve Cumhur İttifakı’nın ülkeyi yönetemiyor olmasıydı. Toplumu kutuplaştırıp kamplaştırmaya, hatta kendi şahsi ikbal ve ihtirasları için halkımızı ayrıştırıp kapıştırmaya hazır bir zihniyetle bu sorunlar aşılamazdı. Bu nedenle Milli Çözümlü bir Milli Mutabakat kaçınılmazdı ve bu hakikati taaaaa yıllar öncesi farketmiş ve çözümü taaa o yıllardan bugüne kadar haykırmaktadır. Ne yüksek bir hidayet, ne yüksek bir feraset ve ne yüksek bir dirayettir öyle değil mi?!!!
İYİ Kİ VARLARSINIZ!..
Gelinen noktada diyoruz ki ve herkes de görüyor ki; İŞTE BU 3 KAHRAMAN’IN GAYRETLERİ VE İNSANLIĞIN GELDİĞİ NOKTA… Gelinen noktada bütün çıplaklığıyla anlaşıldığı üzere, Batı ve İşbirlikçileri kalleştir, barbardır, korkaktır… Bu tarihe adını altın harflerle yazdırmış milletimizi Siyonizm’e yamayanlar bizi faizci kapitalist ahtapotun kucağına atanlar elbette alçaktırlar şerefsizdirler. Ve bu alçakları (Kadir Mısıroğlu- Şeyh Nazım Kıbrısi vb. şeyh molla mürşit medrese hocası alim geçinenleri) alkışlayanlar, kurtuluşumuzu hala Siyonistlere uşaklıkta arayanlar, ve Erbakan Hocamızın taa 80lerdeki ifadesiyle “batı kulüpçü” partilerin peşine koşanlar ise en hafif tabirle ahmaktırlar!.. İşte Üstad Ahmet AKGÜL’ün ve Milli Çözüm’ün bir hizmeti de bu gibi işbirlikçilere kanmamazı sağlamasıdır. İnsanlık böylesi şarlatan ve ahmakların yüzünden yıllardır maddi ve manevi olarak büyük tahribat ve tahrifatlarla karşı karşıya malumunuz olduğu üzere…
Ama çok şükür ki elbette bunca yaşanmışlıkların, hizmet ve zahmet dönemlerinin ne denli gerekli olduğunu anladığımız kavradığımız, sabır ve sadakatle bu imtihanlardan geçtiğimize geçebildiğimize en büyük destek olan günümüzün ve Kur’an’ın Tercümanı Milli Çözüm’e bende olmakla kazandığımızı idrak ediyor ve sonsuz şükrediyoruz…
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)