İşte MİLLİ ÇÖZÜM Farkı: Kozinoğlu Cinayetine 15 YIL ÖNCE DİKKAT ÇEKİYORDU!
KURTLAR VADİSİ’NİN SİNSİ MESAJI:
Yayımlama: Nejat HAKKUL – 25 Haziran 2009 (Milli Çözüm Dergisi)
“Küresel Siyonist Merkezlerle ve Masonik Mahfillerle Asla Baş Edilemez!..” Algısı Sahteydi.
Gizli anlaşmalar İsrail’in menfaatineydi!
İlk kez mayınlı arazinin temizlenmesi karşılığında “44 yıllığına temizleyen yabancı firmaya devri” meselesinin konu edildiği yazı ve konuşmalarda gündeme gelen “gizli anlaşmalar” üzerine gereğince gidilmemişti. Uluslararası araştırmalarıyla tanınan yazar Aytunç Altındal; “Yunanistan-Türkiye-İsrail-Suriye” dengesinin önemli olduğunu, Türkiye ile İsrail arasında da çok sayıda gizli anlaşma bulunduğunu söylemişti. Daha sonra Türk Silahlı Kuvvetleri ile İsrail Silahlı Kuvvetleri arasında 42 özel anlaşma olduğunu, sadece 1989 ile 99 yılları arasında tam 20 yeni anlaşma imzalandığından söz etmiş ve İsrail’in “mayınlı arazinin temizlenmesindeki özel yeri ve konumunu da bu gizli anlaşmaların sağladığını” belirtmişti. Ve bunların hepsinden sonra Başbakan Erdoğan kendi konuşmasında bu “gizli anlaşmalara” değinmiş, DSP-MHP-ANAP hükümeti döneminde İsrail’le gizli anlaşmalar yapıldığını belirterek bunları “gizlilik nedeniyle” açıklayamayacağını söylemişti. Başbakan mademki “şeffaflık”tan, temiz siyasetten söz etmekte, gizli ve karanlık işlerin üzerine gidilmektedir, o zaman TBMM bize bu anlaşmaların bilindiğini, Anayasa’ya aykırı ve gizli işler çevrilmediğini ispat etmesi gerekirdi.
Bizim dikkat çekeceğimiz asıl konu ise:
Sözde “Türkiye üzerinden karanlık oyunları ve karmaşık tezgâhları konu edinen Siyonist ve emperyalist tuzakları irdelediği ve milli mesajlar verdiği” zannedilen şu “Kurtlar Vadisi-Pusu” dizisinde, AKP’nin 600 km’lik Suriye sınırı boyunca uzanan verimli ve maden yönünden zengin mayınlı arazileri bir İsrail firmasına, hem de 49 yıllığına devretme hıyanetine niye hiç değinilmemişti?
Ve yine İsrail’le Türkiye arasındaki “gizli anlaşmalar” meselesiyle ve “AKP’nin bunca gücüne (!) rağmen bu konuyu es geçmesiyle” niye hiç ilgilenilmemişti?
ÇÜNKÜ…
1- Bu dizinin bütün versiyonları, sinsi Siyonist merkezlerin ve gizli masonik mahfillerin kesin başarısıyla sona ermişti!? Bunu tesadüfle izaha yeltenmek ahmaklıktan öte bir şeydi.
2- Kendilerini “milli ve yerli” zanneden, hatta Siyonizm’le ve Yahudi Lobileriyle mücadele ettiği farz edilen tüm resmi veya gizli örgütlerin, aslında o malum ve mel’un güçlerin güdümünde olduğu mesajı verilmişti.
3- Öyle ise, “sadece ABD ve AB’yi değil, ülkemizdeki en milli ve stratejik sanılan kurum ve kişileri bile kontrolüne alan böylesi etkin ve yetkin bir güçle baş edilemeyeceğine göre, ona sığınıp yaslanarak birtakım hayırlı ve yararlı hizmetlere fırsat yakalamaktan başka bir çare yoktur” kanaati, kafalara yerleştirilmekteydi.
4- Ve tabi Polat gibilerin, kahramanlık ve fedakârlık rolleriyle, dış güçlere ve işbirlikçilere duyulan öfkeler törpülenmekte, ve böylece kabaran milli heyecan ve havamız indirilmekteydi.
5- Ve dolayısıyla “ABD ve İsrail’le asla baş edilmez!” düşüncesi enjekte edilerek ruhlar sindirilmekteydi.
6- Bu dizi bir yandan da AKP’ye destek sağlayacak ve haklılık kazandıracak bir mahiyetteydi.
7- Dizide, AKP ve Fetullahçılar eliyle yürütülen gaflet ve hıyanet girişimlerine; hikmet, keramet hatta yüksek cesaret kılıfı geçirilmekteydi.
Yani, Kurtlar Vadisi topluma kurulan bir pusu gibiydi!..
Ümit Ülgen’in dediği gibi: “Zaten dizinin senaryosunun, Ergenekon iddianamesinden beslendiği sırıtıvermekteydi.
Hemşehrilerimiz Raci ve Necati Şaşmazlar eliyle piyasaya sürülen Kurtlar Vadisi dizisi, 2003’te ekranlara geldiğinde, toplumun değişik kesimlerinden gençleri mafyaya, silaha ve şiddete yönlendirdiği gerekçesiyle ağır eleştiriler almıştı. Varoşlardaki gençleri televizyon başına toplayan ve %50 izlenme oranlarına ulaşan dizi, büyük tepki çekmesine rağmen, herhangi bir yasaklamaya tâbi tutulmamıştı. 2007 seçimleri öncesinde, Türkiye’nin bir gerçeği olan PKK terörünü işleyen “Kurtlar Vadisi Terör” dizisi çekilmeye ve reklâmı yapılmaya başlanınca, AKP engeline takılmıştı. RTÜK, Kurtlar Vadisi Terör dizisinin yayından kaldırılması için Show TV Genel Müdürü Soner Ayan’ı 13 Şubat 2007’de Ankara’ya çağırmış, görüşmenin ardından dizi yayından kaldırılmıştı. Karar, Kurtlar Vadisi izleyicileri tarafından tepkiyle karşılanmıştı. AKP Grup Başkanvekili Salih Kapusuz ise 18 Şubat 2007’de Kurtlar Vadisi Terör dizisi için ağır eleştiriler yapmıştı.
Tayyip Erdoğan-Pana Film görüşmesi!
Uzun bir aradan sonra diziyi çeken Pana Film yöneticileri, Başbakan Erdoğan’la buluşarak dizinin konseptinde değişiklik yapılması şartıyla anlaşma sağlanmıştı. Dizi, “Kurtlar Vadisi Pusu” adıyla, Ergenekon iddianamesini ve sanıklarını anımsatan senaryosuyla tekrar yayına başladı. Dizinin devamlı izleyicileri şaşkındı. Bir dizi ancak bu kadar değiştirilip çarpıtılırdı.
Necati Şaşmaz ABD’den bu dizi için geldi
Hürriyet’ten Nurettin Kurt’un haberine göre, Pana Film’in sahibi Raci Şaşmaz ile oyuncu Necati Şaşmaz’ın babaları ve dedeleri Elâzığ’da Kadiri Tarikatı’nın şeyhliğini yapmıştı. Haberde, Şaşmaz kardeşlerin tarikat giysileriyle zikir fotoğrafları da yayımlanmıştı. Nurettin Kurt, haberinde Necati Şaşmaz’ın ABD’de sürdürdüğü yaşamını, bu film teklifi ile bırakıp Türkiye’ye döndüğünü yazmıştı.
Dizinin Senaristi, Erdoğan’la görüşmesini Fetullahçı Zaman’a nakletmişti!
Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin senaristlerinden Bahadır Özdener, Zaman gazetesinden Abdullah Kılıç’la yaptığı söyleşide, “Bu diziyle ilgili Başbakan bizi kabul etti. Anlatacağımız konsepti, anlatmak istediğimiz değerleri ve doğruları söyledik” itirafları her şeyi açıklamaktaydı.
Kılıç, “AKP ezici çoğunlukla iktidarda, AKP’nin tüzüğünde milliyetçilik yok” diyor ve devam ediyordu. “Sadece kral çıplak olsa, vezir çıplak, soytarılar çıplak, çırılçıplak bir güruh var. Bu çıplaklar bize ne diyeceklerini şaşırdılar. Oynadıkları değerlere bakın; bayrak, vatan, millet, laiklik.” Özdener, Başbakan’la görüşmelerini teyit ederek kullandığı saldırgan üslupla dizinin nasıl taraf olduğunu kendi ağzından yandaş medyada açıklamıştı.
Böylece bir Başbakanın ilk defa bir dizi için görüşme yaptığı ortaya çıkmıştı.
Kurtlar Vadisi; “AKP’nin psikolojik savaş aracı” gibiydi!
Ağırlıkla genç ve lümpen çevreye hitap eden dizi, yeni biçimiyle, psikolojik propaganda aracıydı. Dizideki kişi ve olaylar, devam eden Ergenekon davasındaki sanıklara ve iddialara benzetilerek, hedef saptırılmaktaydı.
O dönemde Yeniçağ gazetesi yazarı Sabahattin Önkibar, konsept değişikliğinden sonra Kurtlar Vadisi’nin “AKP’nin psikolojik harekât filmi haline geldiğini” yazmıştı. Yeni Şafak’tan Bekir Hazar ise “Dizide Sabancı suikastını andıran görüntüler var. İş adamları, öldürülen iş adamının mallarına nasıl konarız hesabı yapıyor. Bunlardan bir tanesi de medya patronunun damadı Yalçın. Ayrıca dizide çete lideri, tetikçisine Danıştay saldırısı emri veriyor. Bir gazeteye bomba atılıyor” diyerek Ergenekon iddianamesiyle benzerliklerini anlatmıştı.
Dizi kahramanı Polat Alemdar’ın ifadeleri; Türkiye Cumhuriyeti’ni dönüştürmeyi ve Ilımlı İslam’ı yerleştirmeyi gerçekleştirmek isteyenlerin sözlerini yansıtmaktaydı:
“Sizin döneminiz bitti. Bize biat edeceksiniz.”
“Bayrağı hırsızlığınıza ve hırsınıza alet etmeyiniz.”
“Beni tanımayan kâfir topluma karşı bize yardım ediniz.”
“Siz korkaksınız, köpek gibisiniz.”
Dizinin başında, ‘anlatılan kişiler ve kurumlar hayal ürünü’ dense de bütün karakterler ve olayların Ergenekon iddianamesini anımsattığı kesin ve ortak bir kanıydı.
PKK’yı sol örgüt gibi, teröristleri de sempatik göstermekteydi!
Dizide büyük bir beyin yıkama daha yapılmaktaydı. PKK sol bir hareketmiş gibi gösterilerek, teröristlere sol argümanlar kullandırılarak seyirci nezdinde PKK bir nevi masumlaştırılmaya çalışılmaktaydı. Örgüt üyesi Muro tiplemesi iyi ve yardımsever biri gibi aktarılmaktaydı. Dizinin, Diyarbakır’da 5 polisin şehit edilmesinden sadece 2 gün sonra yayınlanan bölümünde, 3 PKK’lıyı götüren polis minibüsü kaza yapmış, polislerin hepsi yaralanmış, PKK’lılara hiçbir şey olmamıştı. Muro telsizi alıp yaralı polisler için yardım çağırmıştı.
PKK’lıların kendilerini yakalayan polislere bile insancıl yaklaştıkları anlatılarak, PKK’lılar yardımsever ve sempatik gösterilmeye uğraşılmıştı. Ama hayret, DTP’ye hiç dokunulmamıştı!
“Pusu” adı filme uygun düşmekteydi
“Kurt” ismi “Ergenekon” gibi Türklerin motiflerinden biri olduğu için bu diziye uyarlanmıştı. Ancak “Pusu” adı daha çarpıcıydı. Gerçekten Türkiye’ye bir pusu kurulmuş durumdaydı. Türkiye’nin bu pusudan kurtulabilmesi için halkımız aldatılmaktan kurtarılmalıydı. Büyük bir beyin yıkama ile karşı karşıyaydık. Emperyalizm ve işbirlikçileri dizide olduğu gibi her alanı propaganda aracı olarak kullanıyorlardı.
Evet, ne kadar yazık ve acıdır ki, gerçek hürriyet ve izzete, milli ve haysiyetli zaferlere hasret kalan halkımız; İsrail işbirlikçisi ve BOP hizmetçisi Recep Bey’in Davos’taki sahte efelenmeleri ve Kurtlar Vadisi gibi dizi filmleriyle avunur ve övünür hale getirilmişti… Ve tabi hangi odakların ve hangi maksatlarla bu dizileri hazırlatıp, toplumu psikolojik olarak dize getirilmeye ve Siyonist Yahudi şebekesini yenilmez ve baş edilmez gösterilmeye çalıştıklarını, artık anlamış olmamız gerekirdi.
KURTLAR VADİSİ, AMERİKAN DİZİSİ MİYDİ?[1]
Amerika’daki Time Warner isimli Yahudi şirketinin sahibi olduğu TNT’nin, milyon dolarlar ödeyip halkımıza “milli ve manevi hizmet(!)” olarak izlettiği KURTLAR VADİSİ dizisinin, kafalara:
1- “ABD, Yahudi Lobilerinin değil; İsrail, ABD’nin güdümündedir. Yani stratejik müttefikimiz Amerika, Siyonist projelerin ve Ortadoğu’daki cinayetlerin sorumlusu değildir” yalanını kazımak,
2- Toplumun; İsrail’e ve Batılı güçlere yönelik haklı tepkisini, “Polat Alemdar’ın ucuz kahramanlıklarıyla törpüleyip yürekleri soğutmak” olduğu iyice sırıtıyordu. Oysa Cumhuriyet tarihi boyunca Ankara’ya gönderilen bütün ABD Büyükelçilerinin özellikle Yahudilerden seçildiğini, Kurtlar Vadisi’nin kuzuları, herhalde bilmiyordu?
3- Bir yandan “Asrın davası ve AKP’nin kahramanlığı” diye reklâm edilen Ergenekon balonuna hava üfleyip güya “faili meçhul cinayetlerin ve milli iradeye yönelik cunta faaliyetlerinin üzerine gidildiğini ve generallerin bile hizaya sokulup hesaba çekildiğini” söyleyip avunan aveller, acaba;
a- Kurtlar Vadisi’nde kahramanlaştırılan ve Milli Derin Devletçe kullanıldığı imajı oluşturulan “Kara” kılıflı “YEŞİL”e nasıl ve neden sahip çıkılıyordu?
b- Aynı dizide, Polat’ın ve şebekesinin yüzlerce faili meçhul cinayetleri niçin meşrulaştırılıyordu?
Vadi’deki tuhaf işler kafa karıştırıcıydı!
Bu aralar bir “şifacı Meryem Ana” modası vardı. Ben ilk kez, 8 Aralık’ta “yazete.com” diye bir sitede rastlamıştım. Site Pana Film ve Reklâmcılık’a aitti. Yani Kurtlar Vadisi’nin şirketi. Zaten yazete.com’un genel yayın yönetmeni de, Vadi’nin Deli Hüsnü’sü, yani Adnan Erdoğan’dı.
Site’de ilginç bir haber yer almaktaydı: “Meryem Ana Şifa Veriyor!” diye yazmakta ve reklâmını yapmaktaydı. Bu Meryem Ana dedikleri; Ukraynalı fizyoterapist Mari adında bir kadındı. Kendisini ilk keşfeden Koreli yaşlı bir usta imiş. Bu usta, Ukraynalı Mari’nin çok güçlü olduğunu fark etmiş ve ona bazı tedavi yöntemleri öğretmiş. O da 19 yıldır Türkiye’de Meryem Ana olarak şifa dağıtıyormuş.
Yazete.com’daki röportajdan anlıyoruz ki; Meryem Ana’nın şifa veremediği bir şey yokmuş. Akciğer problemleri, tansiyon, boyun ağrısı, görme bozuklukları, iktidarsızlık, kısırlık, prostat, sinirlilik, şeker… Her şeyi iyileştiriyormuş.
Benim asıl takıldığım; milliyetçi ve muhafazakâr hassasiyetleri ile bildiğimiz Vadi ekibinin; bu haberi “Meryem Ana Şifa Veriyor” gibi tartışılacak bir başlıkla vermesiydi! Ama “Ukraynalı Mari” ya da “Fizyoterapist Meryem” dense hiç problem değildi.”[2]
Yoksa Kurtlar Vadisi’nin sitesinde ve Dinlerarası Diyalog çerçevesinde, Bâtıl Meryem Ana reklâmı ve Hristiyanlık propagandası mı yapılıyordu?” Ömer Adıyaman’ın şu haklı ve anlamlı sorusu hâlâ yanıt bekliyordu:
Peki, Kurtlar Vadisi’nin senaryosunu kim yazıyordu?
Yıllar boyunca, büyük bir hayran kitlesine sahip olan Kurtlar Vadisi’nin her bölümü, Türkiye’de farklı bir skandalı beraberinde getiriyordu. Ancak, derin bir senaryo ile her hafta farklı stratejik bir konuyu işleyen bu dizinin gerçek senaristleri hâlâ bilinmiyordu. Acaba bu dizi kimlere mesaj veriyordu? Kimlere hizmet ediyordu?
Kurtlar Vadisi cezaevinde esrarengiz bir şekilde ölen (veya öldürülen) MİT’çi Kâşif Kozinoğlu’nu, keramet gösterip(!) daha önceden dizide öldürtüyordu. Ölen MİT’çi Kozinoğlu’nun simülasyonu Kâzım Kaşifoğlu adında bir karaktere benzetiliyor ve bu karakteri “Yeşil”in simülasyonu olan “Kara” adlı bir karaktere öldürtüyordu.
Bundan 7 yıl önce de Kâşif Kozinoğlu, Kurtlar Vadisi ile ilgili, dönemin MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un emriyle bir “Kurtlar Vadisi raporu” hazırlıyordu. “Kurtlar Vadisi 2003-06 periyodunda hem sivil siyasetçiler, hem Kürtler ve dindar kesimleri, hem de MİT ve emniyetteki istihbarat görevlilerini “vatan haini” gibi gösterdiği ve sadece bazı askerlerin “vatansever” olarak lanse edildiği” saptanıyordu.
Ardından TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Ayhan S. Üstün, “‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım’ın sözleşmeli futbolcu gibi kullanıldığını ve hâlâ yaşadığına inandığını” söylüyordu. Ayhan S. Üstün ayrıca: “Yeşil’in Ergenekon tarafından kullanıldığına” dair birçok bilgi de veriyordu.
Öyle anlaşılıyor ki, Kurtlar Vadisi’nin TNT’de yayımlanan yeni bölümleri ABD tarafından senaryolaştırılıp, önümüze servis ediliyordu. Önce, bu dizi kullanılarak kamuoyunda bir altyapı oluşturuluyor ve sonrasında ise dengeler düzeltilmeye çalışılıyordu. Ve zaten TNT gibi bir kanalın milyon dolarlar verip, Kurtlar Vadisi dizisini yayımlatması kafa karıştırmaya yetiyordu. Çünkü TNT, Amerika Birleşik Devletleri’nde Genel Merkezi bulunan Time Warner isimli Yahudi bir şirketin kanalıydı. Bu şirketin ofisi New York’ta One Time Warner Center olarak geçiyordu.
Artık şunu netlikle söyleyebiliriz ki; Kurtlar Vadisi isimli dizi ABD’li Siyonistler tarafından senaryosu hazırlanıp, Türkiye’nin dış politikası, derin yapılanması, istihbarat kurumları arasındaki çatışmalar ve Türkiye ile ilgili birçok yeni proje Türk halkına açık bir şekilde ABD tarafından enjekte ediliyordu. Yani Kurtlar Vadisi, bir Amerikan Vadisi oluyordu.
Dizinin önceki bölümlerinde, Polat Alemdar, ihtiyarların başına verdiği yanıtta: “Türkiye, Suriye ve Irak’a girse de mahvolacak, girmese de mahvolacak!” sözleriyle “Eh, her iki halde de mahvolacağına göre, en iyisi Suriye’ye girsin” kanaatini oluşturuyordu.
Polat, ihtiyara:
1- Suriye’ye askeri müdahaleden çekinmemeliyiz.
2- Gerekirse Irak’a da girmeliyiz.
3- Bunun için Arap Birliği’nin desteğini temin etmeliyiz.
4- Irak’a girmezsek, Şiiler ve Sünniler birleşip Kürtleri ezebilir.
5- Suriye’de ise, Nusayri ailelerin geleceğini ve güvenliğini garanti edip iktidardan düşürmeliyiz” diyordu. “Peki, o halde, niçin Suriye’ye Türk askeri sokuluyor ve ABD’ye taşeronluk yapılıyordu?” sorusu ise nedense yanıtsız bırakılıyordu.
Kurtlar Vadisi: “ABD ile İsrail’in çıkarları çatışıyor, AKP Türkiyesi ise ABD tarafında yer alıp, Ortadoğu’da milli politikasını yürütüyor” palavrasını yutturmaya çalışıyordu. Ve tabi bu safsataya kargalar bile gülüyordu.
- Yayımlama: 27 Şubat 2012 – Ramazan Yücel (Milli Çözüm Dergisi)
- M. Yılmaz / Kulis Ankara / Milli Gazete



MİLLİ ÇÖZÜM YİNE HAKLI ÇIKTI AMA GÖRMEK İSTEMEYEN KÖRLER HÂLÂ KARŞILARDI
Elli yıldır bu gerçekler dile getiriliyor ama tuhaf olan ise, sözde İslami kesim olarak bilinen güruh bu hakikatleri gündeme getiren Milli Çözüme destek olmak yerine karşı olmayı tercih etmişlerdir. Neden mi?! Çünki Milli Çözüme destek olmak iman ister iman..
Medya yapımlarının masum birer eğlence aracı olmakla birlikte toplumsal algıları yönetmek, insanların olaylar karşısında tepkilerini törpülemek ve hatta politikadaki bazı hamleleri meşrulaştırmak için kullanıldığı ortadadır. TV’deki popüler yapımlara, küresel hesapların farkında olarak ve eleştirel bir gözle bakıp sorgulayarak, empoze edilen bilgileri süzgeçten geçirmek gerektiği bilincini MİLLİ ÇÖZÜM FERASETİNE BORÇLUYUZ.
Evet Kurtlar vadisi milletimizin zihnindeki devlet algısını hastalıklı bir hale getirip yapılan her tahribatın altında hikmet arayan derin ama boş bir kuyuya dönüştürmüştür. Milletimiz bu diziler yüzünden vatandaşlık kavramını ve gerekliliklerini tamamen unutmuş ne için yaşadığını bilmez hale gelmiştir. Milli Çözüm feraseti ile bu hususları yıllar öncesinden yazmış milletimizin narkozlanmasını engellemeye çalışmıştır.
Şimdi ise yapılan yeni operasyonlar kafa karıştırmıştır. Gündem faili meçhullere kaydırılmış eski mit görevlisi Kozinoğlu’nun ölümü için Ergenekon soruşturmasından yatan Atilla Uğur soruşturmaya çağrılmıştır. Yoksa bu işin sonunda “bak görüyor musunuz ya bu fetöcülerle ergenekoncular bir olmuş ey millet orduya bir Ergenekon daha lazım” mı ? çıkacaktı ?? Suriye de PKK devleti kurulmuşken, mekke ittifakı ile iran cephesi açılmaya çalışılırken, Ukrayna’ya taraf olarak Rusya ile ilişkileri kızıştırırken bir de üstüne sökeye birlik kaydırılıp Yunan’a gövde gösterisi yapılırken acaba bu işin sonu hayra mı şerre mi çıkacaktı ??
Milli çözüm feraseti
Ve şeytan piyonlarının gafleti
Maalesef bunların gidiş yollarını ve boyundaki tasmalarını yıllar öncesi açık ve net ortaya koyan Milli çözüm buna benzer nice olayları aynı feraset gözüyle yıllar öncesinden analiz ve hakikatı ön plana çıkararak defalarca yazmıştır. Bu hakikatların elbet bir gün hakkıyla yüzeye ulaşacağı günleri bu karanlıkların bir gün aydınlatılacak dönemi de bir feraset gözüyle her gün haykırıyor Milli çözüm. Şunu unutmayınız ki iman varsa imkan vardır. Allah inananlarla beraberdir. Çok yakında güneşin doğuşunda buluşmak dileğiyle…
MİLLİ ÇÖZÜM HAKKA TERCÜMANLIK YAPTIĞI İÇİN BU GÜNE KADAR SÖYLEDİKLERİNİN HAKLILIĞI HEP ORTAYA ÇIKTI VE BUNDAN SONRA DA AYNI ŞEKİLDE ÇIKACAK İNŞALLAH, MİLLİ ÇÖZÜMÜN HAKKA TERCÜMANLIĞI HERKESÇE GÖRÜLECEK VE BİLİNECEK. VE DİYECEKLER Kİ KEŞKE BİZ MİLLİ ÇÖZÜME GEREKEN DESTEĞİ BUGÜNE KADAR VERSEYDİK PİŞMANLIĞINI YAŞAYACAKLAR. BU DURUM BİZLERE ŞU AYETİ HATIRLATTI;
Yunus 51
(Yoksa İslam’ın zaferi ve zalimlerin hezimeti) Gerçekleştikten sonra mı O’na iman edeceksiniz? (O zaman kendilerine denilecek:) “Şimdi mi (aklınız başınıza geldi)?…
https://www.mealikerim.com.tr/10/yunus/51
Dizinin amacının ne olduğunu, kimlere ve niçin hizmet ettiğini, geride bıraktığı izleyici kitlesinin nitelik,seviye ve şuur kalitesinden öğrenebiliriz!
Bu dizinin karanlık bir dizi olduğunu ta en başında bize hatırlatan ve bu tehlikeyi Türkiye’de ilk gören isim ise Ahmet Akgül Hocamız’dı!
Milli Çözüm’ün yıllar öncesinden haykırdığı tüm gerçeklerin bir bir gerçekleşmesi, ne acıdır ki büyük bir hüznü de beraberinde getirmektedir. Yaklaşan felaketi apaçık görüp uyardığı hâlde, gözlerini kör, kulaklarını sağır edenler; şüphesiz ki bu yıkımın asıl sorumlularıdır. Haklı çıkmanın böylesine ağır bir bedelle tescillenmesi ne kadar da kahredici! 15 yıl önce kaleme alınan hakikatlere ancak bugün ulaşabilmiş olmak, maalesef bugün yazılan doğruların da ancak 15 yıl sonra idrak edileceğinin acı bir göstergesidir. Yüce Allah’tan niyazımız odur ki; gafillere tanıdığı o mühleti artık nihayete erdirsin ve mazlumların yüzünün güleceği, adaletin tecelli edeceği o aydınlık dönemi bizlere tez zamanda nasip eylesin inşallah.
Milli Çözüm’ün ortaya koyduğu gerçekler bu denli açık iken, hâlâ öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? Üstelik Milli Çözüm bu gerçekleri bundan tam 15 yıl öncesinden dile getirmişti.
İşte Milli Çözüm’ün 15 yıl öncesinden ortaya koyduğu gerçekler:
Kurtlar Vadisi isimli dizinin senaryosu ABD’li Siyonistler tarafından hazırlanmış; Türkiye’nin dış politikası, derin yapılanması, istihbarat kurumları arasındaki çatışmalar ve Türkiye ile ilgili birçok yeni proje Türk halkına açık bir şekilde enjekte edilmişti. Yani Kurtlar Vadisi, bir Amerikan Vadisi olmaktaydı.
Kurtlar Vadisi dizisi işbirlikçi zihniyetin psikolojik savaş aracı gibiydi ve Türkiye Cumhuriyeti’ni dönüştürmeyi ve Ilımlı İslam’ı yerleştirmeyi amaçlamıştı.
Kurtlar Vadisi dizisinde, hem sivil siyasetçileri, hem Kürtleri ve dindar kesimleri, hem de MİT ve emniyetteki istihbarat görevlilerini “vatan haini” gibi gösterdiği ve sadece bazı askerlerin “vatansever” olarak lanse edildiği” saptanıyordu.
Kurtlar vadisinin sinsi mesajı:
“Küresel Siyonist merkezlerle ve masonik mahfillerle asla baş edilemez!..” sahte algısıyla toplumu psikolojik olarak dize getirilmeye ve Siyonist Yahudi şebekesini yenilmez ve baş edilmez gösterip; öyle ise, “sadece ABD ve AB’yi değil, ülkemizdeki en milli ve stratejik sanılan kurum ve kişileri bile kontrolüne alan böylesi etkin ve yetkin bir güçle baş edilemeyeceğine göre, ona sığınıp yaslanarak bir takım hayırlı ve yararlı hizmetlere fırsat yakalamaktan başka bir çare yoktur” kanaatini kafalara yerleştirmekti.
“Türkiye üzerinden karanlık oyunları ve karmaşık tezgâhları konu edinen Siyonist ve emperyalist tuzakları irdelediği ve milli mesajlar verdiği” zannedilen “Kurtlar Vadisi-Pusu” dizisinde, işbirlikçiler eliyle yürütülen gaflet ve hıyanet girişimlerine; hikmet, keramet hatta yüksek cesaret kılıfı geçirilmiş; İsrail’le Türkiye arasındaki “gizli anlaşmalar” hep gizlenmeye çalışılmıştı!
“ABD Yahudi Lobilerinin değil, İsrail ABD’nin güdümündedir. Yani stratejik müttefikimiz Amerika, Siyonist projelerin ve Ortadoğu’daki cinayetlerin sorumlusu değildir” yalanını yutturmaya çalışılmıştı.
Kurtlar Vadisi topluma kurulan bir pusuydu!
Türkiye’nin bu pusudan kurtulabilmesi için halkımız aldatılmaktan kurtarılmalıydı. Büyük bir beyin yıkama ile karşı karşıyaydık. Emperyalizm ve işbirlikçileri dizide olduğu gibi her alanı propaganda aracı olarak kullanıyorlardı.
Bu ancak Allah( cc) lütfu ve bereketidir. Milli Çözüm feraseti yine haklı çıkmıştır. Kurtlar vadisi haberi çıkınca ilk aklıma gelen bu yazının, o yıllarda yayınlanması olmuştu. Üstad Ahmet Akgül bizlere Kurtlar vadisi Siyonizme hizmet ediyor,İsrail’in yenilmez bir güç gibi gösterilmeye çalışıyor derdi o yıllarda Hocamız uyarmıştı bizleri. FETÖ nün CIA ile kirli ilişkileri ve hükümetle bağlantıları konusunda yazı ve kitaplarıyla uyarmıştı. Yazmış olduğu Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık kitabı ile 30 yıl öncesinden bu kirli ilişkileri deşifre etmişti. Şimdi hala anlamayan daha doğrusu anlamak istemeyen okur- yazarlar, aydınlar ne zaman anlayacaklar gerçekleri yoksa dövecek dizimiz kalmayacaktı.Yakında acaba bu kirli ilişkiler içinde kimlerin olduğu ortaya çıktıkça kimler kaçacak delik arayacaktı..!
“FARK” LÜTFUNA ERMENİN SAHİP OLMANIN YOLU!.. “Körle, gören eşit olamaz”(Fatır 19)
Allah’ın rızasını ve rıdvanını (hoşnutluğunu) kazanmak, Ahiret yatırımı ve sonsuz cennet kazancımız olsun ve başta mazlumlar için ve Adil Düzen kurulsun diye yola çıkma niyetinin ve samimiyetin gereği ve İLMİYLE AMELİ ÇELİŞMEDEN HAKKIYLA KUR’AN’A TERCÜMAN OLMANIN VERDİĞİ SONUÇ= HADİSELERİ ANLAMADA , YORUMLAMADA DA HAK ÜZERE SONUÇLAR DOĞDUĞUNA ŞAHİT OLMAK SÜRPRİZ OLMUYOR!.. TEBRİKLER MİLLİ ÇÖZÜM.
Yine bu anlamda şu elmas hükmünde şu sözü de hatırdan çıkarmamak bize ufuk açmakla kalmayacak, ümidimizi heyecanımızı inancımızı her daim diri tutmaya da vesile olacaktır:
“Düşmanın stratejisini, Siyonizm’in hilesini ve hedefini savaştan önce öğrenen bilge ve cesur bir Lider için zafer, bulutlarla kararan gökyüzünden beklenen yağmur kadar yakındır.”
İyi ki varsın Milli Çözüm!.. Ve artık bu Milli Çözüm Farkı’nı her gün her hafta her ay zaten takipçiler okuyucular farkında oluyordu, bugünlerde ve ileriki günlerde çok daha aşikâr biçimde bu tür hadiselere sıkça rastlayacağız… Çünkü Milli Çözüm: Halkı; haklı ve hayırlı bir istikamete dönüştürüp huzura yönlendirmek isteyen, “lider” kumaşa sahip bir harekettir.