YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e3ebd83b3b5
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 8 7
Bugün : 58992
Dün : 64668
Bu ay : 1038265
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53183323
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Ahmet Akgül Hocamız anlatmıştı:

Yanılmıyorsam 1978 senesiydi.. Şu anda bir kısmı vaiz olan, bazısı halifelik, diğeri şeyhlik yapan bazı arkadaşlarla yaptığımız bir sohbet sırasında:

"Siyasetle hizmeti inancımıza ve insanımıza zarar verir. Geçirdiğimiz acı tecrübeler bunu göstermiştir. Zaten Bediüzzaman gibi büyük bir Zat'ta " Şeytandan Allah'a sığındığı gibi, siyasetten de uzak kaçtığını söylemiştir" anlamında iddialar ileri sürdüler. Ve Bizim siyasi bir saplantı ve taassup içinde olduğumuzu, bunu terk etmemiz, ilmi ve manevi hizmetlerle ilgilenmemiz gerektiğini belirttiler.

 

Biz dilimiz döndüğü kadar bu kanaatin yanlış olduğunu, Üstat Bediüzzaman'ın özel ve geçici şartlar nedeniyle üstelik zulüm ve dinsizliğe alet edilen siyasetle ilgilenmediğini, ancak kendisinden sonra geleceğini müjdelediği Zat'ın önce siyaset dairesinde hizmet göreceğini anlatmaya çalıştımsa da, itibar etmediler.

O günlerde bizi kırk gün boyunca bağırtan çok çetin bir ameliyat geçirdim.

Şehirde ziyaretçilerimiz çok olduğundan ve onların sorularına bile tahammülüm kalmadığından köye gittim.

Zaten uyuyamadığım için "Sözler, Şualar, Lemalar, Mektubat, Sikke-i Tasdik-i Gaybi" gibi Bediüzzaman'ın Risale-i Nur Külliyatına ait beş kalın cilt eserini de yanıma aldım.

Cenabı Hak'tan dua ve niyazda bulunarak Hz. Üstad Bediüzzaman'ın zamanın "Mehdiyet" ve "Siyasi Hizmet"le ilgili tesbit ve tavsiyelerinin hepsini, dağıtılmış bir saatin parçaları gibi bir araya getirip gerçeği öğrenmek ve başkalarına da göstermek üzere, daha önce okuduğum bu eserleri tekrarlamamı ve not almamı kolaylaştırmasını diledim.

Rabbimin rahmet ve inayetiyle o beş cilt eseri, gayret ve kuvvetimin binlerce üstünde ve çok sarsıcı ağrılar ve sancılar içinde, üç gecede bitirmişim!..

Ve Hz. Üstad'ın Mehdiyet ve Siyaset ile ilgili bütün işaret ve beşaretlerini bir deftere not etmişim…

Bediüzzaman, kendisinin 13. asrın müceddidi olduğunu, 14. asrın müceddidinin ise Hz. Mehdi (a.s) olacağını ve arada başka birisinin bulunmayacağını;

  • Hz. Mehdi'nin ise:
  • 1- Siyaset âleminde
  • 2- Diyanet hizmetinde
  • 3- Hilafet ve devlet dairelerinde vazife göreceğini açıkça ifade etmekteydi.

Allah'ın lütfuyla, sağlımıza kavuştuktan sonra, bu notları alıp o arkadaşlarla tekrar buluştuk.

Risale-i Nur Külliyatını ortaya koyduk ve tesbit edebildiğim kısımları tek tek birlikte okuduk…

Artık hiçbir itiraz yolu bulamayan arkadaşlardan birisi:

"Bunlar çok özel ve gizli hakikatlerdir. Toplum bu gerçekleri anlayıp kavramaktan uzaktır. Lütfen bunları gizli tutalım" gibi tutarsız bir teklifte bulundu… Çünkü hepside, ya Bediüzzaman'ı inkâr edeceklerdi veya siyasi hizmet ve faaliyetlerin zaruretini ve zamanı geldiğini kabul edeceklerdi… Maalesef sorumluluktan kaçarak ve nefsi inat ve haset duygularına kapılarak, çok ilgisiz ve bilgisiz yorumlarla bizden ayrıldılar.

O gece rüya âleminde, aynı arkadaşlarla kendimi bir geniş meydanlıkta görüyorum. Her taraf cennet misali düzenlenmiş, gökyüzü ve hava tabakası bile 12 şeffaf renge girmiş, herkesi mestü hayran eden bir koku etrafa sinmişti.

Başımı gökyüzüne kaldırdığımda; bir sofra tepsisi büyüklüğünde nurdan parlak bir güneşi ve etrafında sekiz-on tane tabak büyüklüğünde ama örmeli ve dantel gibi işlemeli ay şekillerini farkettim.

Güya, yeryüzündeki bu huzur ve heyecan verici değişim ve tecelliler o güneşin ve çevresindeki ayların bir eseri ve marifetiydi…

Gönül kulağımıza o güneşin Muhterem Erbakan Hocamız olduğu ve o etrafındakilerden birisinin de ismi söylendi.

Biz o arkadaşlara dönüp yeryüzündeki bu özel ve güzel değişimin farkında olup olmadıklarını sorduk. Hepsi birden " Evet çok tatlı ve hakikatli bir değişim seziyoruz ve şu anda heyecan ve hayranlıktan başka bir şey diyemiyoruz…" cevabını verdiler.

Onlara "Peki bütün bu olağanüstü olayların sebebini ve sahibini bilmek ister misiniz? diye sorduğumda "Evet, elbette" dediler.

Başlarını yukarı kaldırıp bakmalarını söyledim. Gökyüzüne baktıklarında ise Erbakan güneşini ve çevresindeki nurdan kamerleri gördüler. Ama birbirine bir müddet bakıştıktan sonra hep birden:

"Biz bir şey görmüyoruz ve bu değişimin sebebini bilmiyoruz" dediler… Öylece uyandım.

Risale-i Nur'dan Mehdiyet ve Siyasetle ilgili çıkardığım notları bir zaman sonra kaybettim. Buna çok üzülmüştüm.

Aradan on (10) yıl kadar geçtikten sonra bizim Hanımın bir hastalığı yüzünden Ankara'ya gitmiştik… Elazığ Keban Barajı'nda mühendis olarak çalıştığı dönemlerde tanıştığımız sevgili kardeşim Sinan Yıldırım bizi evinde misafir etmişti.

Gece uykum kaçıp vitrindeki kitapları karıştırırken bu kaybettiğim notlar toplu halde bir zarf içinde karşıma çıktı… O kardeşimin eline nasıl geçmişti, bugüne kadar ne şekilde muhafaza edilmişti? Bu soruların cevabını hala bulabilmiş değilim.

Daha sonra hamdolsun Harun Yahya serilerinde Risale-i Nur'daki Mehdiyet ve Siyaset meselesi ve müjdesi çok daha geniş ve izah edilmiş şekilde defalarca yazılıp çizildi.

Şimdi bu notların bir özetini sizlere aktarmak istiyorum:

Kıyamet alâmetlerinden ve âhir zaman vukuatından (olaylarından) ve bâzı a'malin (amellerin) fazilet ve sevablarından bahseden ehâdîs-i şerife (hadisler) güzelce anlaşılmadığından, AKILLARINA GÜVENEN BİR KISIM EHL-İ İLİM (ilim sahibi kişiler), ONLARIN BİR KISMINA ZAÎF (zayıf) VEYA MEVZU (uydurma hadis) DEMİŞLER. İMANI ZAYIF VE ENANİYETİ KAVİ (kendini şiddetli şekilde beğenen) BİR KISIM DA, İNKÂRA KADAR GİTMİŞLER.[1]

Bediüzzaman'ın bu açıklamasına göre:

-hadislere yanlış yorumlar yapılması ve aktarılan bilgilerin doğru anlaşılmaması,

– iman zafiyeti ve

– enaniyet

Bazı kimselerin bu gerçekleri reddetmelerine neden olabilmektedir. Hiç şüphesiz iman zafiyeti ve enaniyet, her müminin titizlikle kaçınması gereken eksiklik ve kötülüklerdir.

Ancak her ne sebeple olursa olsun, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişinin herhangi bir şekilde tevil edilmesinin ve bu konudaki gerçeklerin üzerinin örtülmesinin, ileride bir mahcubiyet konusu olabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Hz. İsa ve Hz. Mehdi tüm inananların şevkle beklediği müjdelenmiş şahıslardır. Bu şahısların gelişlerini beklemek ve bu tarihi olayı müjdelemek her Müslümanın görevidir.

Allah kaderde Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin İslam ahlakını hakim etmelerini takdir etmiştir. İnşa Allah Rabbimiz bu büyük müjdenin gerçekleştiğini yakın gelecekte müminlere gösterecektir.

İSTÎKBAL-Î DÜNYEVİDE (DÜNYANIN GELECEĞİNDE) 1400 SENE SONRA:

Bediüzzaman bu sözleriyle İslam tarihinde pek çok kişinin Hz. Mehdi'nin kendi dönemlerinde geleceğini düşünerek yanıldıklarını belirtmiş ve Hz. Mehdi'nin, Peygamberimiz (sav)'den "1400 SENE SONRA" geleceğini hatırlatmıştır. Bu çok önemli bir bilgidir. Bediüzzaman burada ne 1373, ne 1378 ne 1398 ne de başka bir tarih vermemiş tam olarak 1400 yıl sonrasından bahsetmiştir. Bu tarih Miladi 1980 yılına denk gelmektedir. Hicri 13. yüzyılın müceddidi olarak Hicri 14. yüzyıla kadar müceddidlik görevini yerine getiren Bediüzzaman, Hicri 1379 yani Miladi olarak 1960 yılında vefat etmiştir. Dolayısıyla Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin gelişi için kendi yaşadığı dönemden çok ileriki bir tarihi belirtmektedir. Bediüzzaman bu açıklamasıyla, açık ve kesin bir tarih vererek kendisinin Hz. Mehdi olmadığını ifade etmekte, Hz. Mehdi'nin kendi vefatından yaklaşık 20 sene kadar sonra geleceğini müjdelemektedir.

       Bediüzzaman ayrıca risalelerinde Peygamberimiz (sav)'in hadislerine dayanarak "her yüz yılbaşında bir müceddid gönderileceğini" hatırlatmıştır. Bediüzzaman "1400 YIL SONRA" tarihini vererek aynı zamanda "14. ve 15. yüzyıllar arasında görev yapacak olan müceddidin de Hz. Mehdi olduğunu" haber vermektedir.

Şimdi, HZ. MEHDİ GİBİ EŞHASIN (ŞAHISLARIN) hakkındaki rivayatın (rivayetlerin) ihtilafatı (farklılıkları) ve sırrı şudur ki: Ehadisi tefsir edenler (hadisleri açıklayanlar),

metn-i ehadisi tefsirlerine (hadis metinlerindeki açıklamalarına) ve istinbatlarma (gizli manaları meydana çıkarmalarına) tatbik etmişler (uygulamışlar). Mesela: MERKEZ-İ SALTANAT o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Hz. Mehdiyye veya Süfyaniyye'yi (Hz. Mehdi ve Süfyan ile ilgili olayları) MERKEZ-İ SALTANAT civarında olan Basra, Kufe, Şam gibi yerlerde tasavvur (düşünerek) ederek öyle tefsir etmişler (açıklamışlar).[2] 

MERKEZ-İ SALTANAT:

Peygamberimiz (sav)'in hadislerini açıklayanlar, o dönemlerde saltanatın merkezi Basra, Şam, Küfe gibi yerlerde olduğu için Hz. Mehdi ile ilgili olayların bu civarlarda gerçekleşeceğini düşünmüşlerdir. Ancak Bediüzzaman, son saltanat ve Halifeliğin merkezi İstanbul'da olduğu için Hz. Mehdi ile ilgili olayların da bu şehirde gerçekleşeceğini bildirmiştir. Bu ifadelerle Bediüzzaman ahir zaman ile ilgili rivayet ve açıklamaların daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır.

Bir vechi (sebebi) şudur ki:

SİHİR VE MANYETİZMA VE İSPİRTİZMA CİBİ İSTİDRACI HARİKALARIYLA (hipno ve şeytani ruhlarla bağlantı tarzındaki sahte mucizeleriyle) KENDİNİ MUHAFAZA EDEN VE HERKESİ TESHİR EDEN (büyüleyen, aldatan) O DEHŞETLİ DECCAL'i yok edebilecek, mesleğini değiştirecek; ANCAK HARİKA VE MU'CİZATLI VE UMUMUN MAKBULÜ (mucizeleri olan ve herkesin kabul ettiği) BİR ZAT OLABİLİR Kİ O ZAT en ziyade alakadar ve ekser insanların (insanların çoğunluğunun) Peygamberi olan HAZRET-i iSA ALEYHİSSELAM'DIR.[3] 

Hatta HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM'IN NÜZULÜ (yeryüzüne inişi) dahi ve KENDİSİ İSA ALEYHİSSELAM OLDUĞU, NUR-U İMANIN DİKKATİYLE (imanın ışığıyla) BİLİNİR; HERKES BİLEMEZ Hatta DECCAL VE SÜFYAN GİBİ EŞHASİ MÜDHİŞE (ürkütücü şahıslar) KENDİLERİ DAHİ KENDİLERİNİ BİLMİYORLAR…[4]   

NUR-U İMANIN DİKKATİYLE (İMANIN IŞIĞIYLA) BİLİNİR; HERKES BİLEMEZ:

Hz. İsa'nın ikinci kez yeryüzüne geleceği Kuran'da bildirilmiş ve Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde haber verilmiş bir gerçektir. Bediüzzaman, çevresindeki insanların, Hz. İsa'nın ahir zamanda beklenen peygamber olduğunu ancak "İMANLARIYLA FARK EDEBİLECEKLERİNİ" söylemiştir. Bu da yine Bediüzzaman 'ın Hz. İsa'dan bir şahsı manevi olarak söz etmediğini açıkça ortaya koymaktadır. Bediüzzaman burada açıkça insanların bir şahsı maneviyi değil, "BEKLEDİKLERİ BİR ŞAHSI"  tanımalarından bahsetmektedir. Bediüzzaman ayrıca "HERKES BİLEMEZ" diyerek Hz. İsa'yı herkesin tanıyamayacağını bir kez daha belirtmiş, bahsedilenin bir şahsı manevi değil, maddi varlığıyla ortaya çıkacak "BİR İNSAN",olduğunu tekrar vurgulamıştır. Bediüzzaman'ın da belirttiği gibi Hz. İsa ikinci kez yeryüzüne geldiğinde de samimi olarak iman edenler imanlarının vesilesiyle, Allah'ın izniyle bu mübarek zatı hemen tanıyacak, onun yardımcısı ve destekçisi olacaklardır.

İSA ALEYHİSSELAM'I NUR-U İMAN İLE (imanın ışığıyla) TANIYAN ve TABİ OLAN CEMAAT-İ RUHANİYE-İ MÜCAHİDİNİN (mücadele eden ruhani cemaatinin)  KEMMİYETİ (sayısı), Deccal'in mektepçe ve askerce ve maddi ordularına nispeten çok AZ VE KÜÇÜK olmasına işaret ve kinayedir (maksadındadır).[5]

Bunun yanı sıra Bediüzzaman bu sözleriyle Hz. İsa'nın ve onun şahsı manevisinin birbirinden ayrı kavramlar olduğunu belirtmektedir. Zira

Bediüzzaman "Hz. İsa'yı tanıyan bir topluluk"tan bahsetmekte, ayrıca "Hz. İsa' nın da bu topluluk tarafından tanınacağını" bildirmektedir. Bir şahsı manevinin bir şahsı maneviyi tanıması ya da bir şahsı manevi tarafından tanınması hiçbir açıdan söz konusu değildir.       

CEMAAT-İ RUHANİYE-İ MÜCAHİDİNİN (MÜCADELE EDEN RUHANİ CEMAATİNİN):

Bediüzzaman bu sözlerinde Hz. İsa'nın, kendisini destekleyen, ona inanan ve gösterdiği yolu izleyen kimselerden oluşan bir cemaati olacağından bahsetmektedir, Bu cemaat Hz. İsa'nın şahsı manevisini oluşturmaktadır. Ancak başında da bir lider ve bu şahsı maneviyi temsil eden şahıs olarak Hz. İsa bizzat bulunacaktır. Bediüzzaman da bu sözleriyle Hz. İsa'nın şahsı ile onun şahsı manevisinin birbirinden iki ayrı kavram olduğunu vurgulamaktadır.

KEMMiYETİ (SAYISI)… AZ VE KÜÇÜK:

Bediüzzaman Hz. İsa'nın bir lider olarak başında bulunduğu topluluğun sayısının, Allah'ı inkar eden topluluğa kıyasla daha az ve küçük olduğunu bildirmektedir. Yüce Allah'ın Kuran'da bildirdiği gibi,"… Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir."[6]  Ahir zamanda da Hz. İsa ve Hz. Mehdi'ye bağlı sayıları az ama Allah'a gönülden iman eden, salih müminler -Allah'ın izniyle- üstün gelecekler, Mesih Deccal'in fitnesini tam anlamıyla ortadan kaldıracaklardır.

"BÜYÜK MEHDİNİN DÖRT EHEMMİYETLİ VAZİFESİNİN VE DAHA EVVEL GELİP GEÇEN KÜÇÜK MEHDİLER "BÜYÜK MEHDİ"NİN BÎR KISIM VAZİFELERİNİ BÎR CİHETTE (bir açıdan) İCRA ETTİKLERİNİ (yerine getirdiklerini) ve ŞERİAT-I MUHAMMEDİYE'Yİ (A.S.M.) (Peygamberimiz (sav)'in yolunu, Kuran ahlakını) VE HAKİKAT-İ FURKANİYEYÎ (Kuran ahlakının esaslarını, hakikatlerini) VE SÜNNETİ AHMEDİYEYİ (A.S.M.) (Peygamberimiz (sav)'in sünnetini)   İHYA İLE (yeniden canlandırma ile), İLAN VE İCRA İLE (herkese duyurarak ve uygulayarak),BAŞKUMANDANLARI OLAN "BÜYÜK MEHDİ"NİN     KEMAL-İ ADALETİNİ (yüce adaletini) VE HAKKANİYETİNİ (haktan ve doğruluktan ayrılmayışını, doğruluğunu) DÜNYAYA GÖSTERMELERİ gayet makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların (cemiyet hayatına ait kuralların) muktezasıdır (gereğidir).[7]             

BÜYÜK MEHDİ'NIN ÇOK VAZİFELERİ VAR VE SİYASET ALEMİNDE, DİYANET ALEMİNDE, SALTANAT ALEMİNDE, MÜCADELE ALEMİNDE ÇOK DAİRELERDE İCRAATLARI (işleri) OLDUĞU GİBİ…[8]

Bediüzzaman bu sözlerinde "ÇOK VAZİFELERİ VAR" dediği Hz. Mehdi'nin bu görevlerinin neler olduğunu açıklamaktadır. Hz. Mehdi'nin, "SİYASET MEHDİSİ, SALTANAT MEHDİSİ ve DİYANET MEHDİSİ olarak bu üç özelliğe birden sahip olacağını ve bu üç alanda Mehdilik yapacağını" söylemektedir. Dikkat edilirse Bediüzzaman:

"O DAİREYİ GENİŞLETİR" demektedir:

Bediüzzaman, kendi döneminde imanı kurtarma yolunda mücadele vermiş ve ahir zaman cemaatine öncülük etmiştir. Bediüzzaman " O DAİREYİ GENİŞLETİR" sözüyle, kendisinin "dar dairede" yani "sınırlı bir çevrede" başlattığı iman kurtarma mücadelesinin Hz. Mehdi zamanında genişleyeceğini ve "DÜNYA ÇAPINDA" neticeleneceğini belirtmiştir. Bediüzzaman bu açıklamasıyla, Hz. Mehdi'nin özelliklerini ve yerine getireceği görevlerin benzersizliğini hatırlatarak bir kez daha kendisinin Hz. Mehdi olmadığını ifade etmiştir.

"BİZLER DE KABRİMİZDEN SEYREDİP ALLAH'A ŞÜKREDERIZ:"

Bediüzzaman, "BİZLER DE KABRİMİZDEN SEYREDİP"

Sözleriyle, ektiği iman tohumlarının sümbülleneceği yani Hz. Mehdi'nin Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağı dönemde, kendisinin vefat etmiş olacağını belirtmiştir. Bediüzzaman bu sözüyle bir kez daha kendisinin Hz. Mehdi olmadığını, bu kutlu şahsın gelip görevine başladığı dönemde kendisinin hayatta olmayacağını hatırlatarak ifade etmiştir.

Hem bu ÜÇ VEZAİFİ (görevi Siyaset, Diyanet, hilafet) BiRDEN BİR ŞAHISTA YAHUT CEMAATTE BU ZAMANDA BULUNMASI VE MÜKEMMEL OLMASI VE BİRBİRİNİ CERHETMEMESİ (birbirine engel olmaması, zarar vermemesi) PEK UZAK, ADETA KABİL (mümkün) GÖRÜLMÜYOR. Ahir zamanda, AL-İ BEYT-İ NEBEVİ'NİN (A.S.M.) (Peygamberimiz (sav)'in soyunun) CEMAAT-İ NURANİYESİNİ (nurani cemaatini) TEMSİL EDEN HAZRET-İ MEHDİ'DE VE CEMAATİNDEKİ ŞAHS-I MANEVİDE ANCAK İÇTİMA EDEBİLİR (biraraya gelebilir, toplanabilir).[9] 

Birincisi: FEN VE FELSEFENİN tasallutiyle (etkisiyle) ve MADDİYYUN VE TABÜYYUN TAUNU, (meteryalizm, Darwinizm ve ateizm hastalığı) beşer içine intişar etmesiyle (insanlar arasında yayılmasıyla), herşeyden evvel FELSEFEYİ VE MADDİYYUN FİKRİNİ (materyalizm, Darwinizm ve ateizm gibi Allah'ı inkar eden dinsiz akımları) TAM SUSTURACAK TARZDA imanı kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalâletten muhafaza etmek (iman edenleri sapkınlıktan korumak)…[10]

Hz. Mehdi iman hakikatları ve İslam Ahlakı konularındaki hizmet ve eserlerinde Risale-i Nurdan yararlanacak… Bu hakikatdan anlaşılıyor ki;

SONRA GELECEK O MÜBAREK ZAT RİSALE-İ NUR'U BİR PROGRAMI OLARAK NEŞR VE TATBİK EDECEK (yazma ve dağıtma yoluyla yayacak ve uygulayacak).[11]

İkinci vazifesi:

HILAFET-İ MUHAMMEDÎYE (A.S.M) ÜNVANI ÎLE (Peygamberimiz (sav)'in halifesi ünvanı ile) ŞEAİR-İ İSLAMİYEYİ (İslam ahlakının esaslarını) İHYA ETMEKTİR (yeniden canlandırmaktır) ALEM-İ İSLAM'IN VAHDETİNİ (İslam aleminin birliğini)

NOKTA-İ İSTİNAD EDİP (dayanak noktası yapıp) beşeriyeti (insanlığı) maddi ve mânevi tehlikelerden ve gadab-ı İlâhi'den (Allah'ın azabından) kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı (dayanak noktası) ve hadimleri,  (hizmetkarları) MİLYONLARLA EFRADI (fertleri) lazımdır.

O ZATIN üçüncü vazifesi,

HİLAFET-İ İSLAMİYE' Yİ (İslam halifeliğini) İTTİHAD-I İSLAM'A BİNA EDEREK (islam birliği üzerine kurarak), İSEVİ RUHANİLERİYLE (dindar Hıristiyanlarla ve Hıristiyan alimleriyle) İTTİFAK EDİP (iş birliği ve dayanışma içerisine girerek) DİN-İ İSLAM'A (İslam dinine) HİZMET ETMEKTİR.BU VAZİFE, PEK BÜYÜK BİR SALTANAT ve (KUVVET MİLYONLAR FEDAKARLARLA (MİLYONLARIN FEDAKARANE KATILIMIYLA) TATBİK EDİLEBİLİR (yerine getirilebilir).[12]

Üçüncü vazifesi:

… O ZAT BÜTÜN EHL-İ İMANIN (iman edenlerin) MANEVİ YARDIMLARIYLA ve İTTİHAD-I İSLAM'IN MUAVENETİYLE (İslam birliğinin yardımlaşmasıyla) ve BÜTÜN ULEMA VE EVLİYANIN (alimlerin ve velilerin) ve bilhassa AL-İ BEYT'İN NESLİNDEN (Peygamberimiz (sav)'ın soyundan) HER ASIRDA KUVVETLİ VE KESRETLİ (çok sayıda) BULUNAN MİLYONLAR FEDAKAR SEYYİDLERİN İLTİHAKLARIYLA (Peygamber soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla) O VAZİFE-İ UZMAYI (büyük görevi) YAPMAYA ÇALIŞIR.[13]

TA AHÎR ZAMANDA HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE (dünya çapında)ASIL SAHİPLERİ, YANİ MEHDİ VE ŞAKİRTLERİ (talebeleri) CENAB-I HAKK'IN İZNİYLE GELİR O DAİREYİ GENİŞLETİR ve O TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR. BİZLER DE KABRİMİZDE SEYREDÎP ALLAH'A ŞÜKREDERİZ.[14]

BEDİÜZZAMAN KİMDİR?

O İLERİDE GELECEK

ACİB (şaşılan, hayret uyandıran, benzeri görülmeyen) ŞAHSIN bir HİZMETKARI ve ONA YER HAZIR EDECEK BİR DÜMDARI (yardımcı kuvveti) ve O BÜYÜK KUMANDANIN PİŞDAR BİR NEFERİ (önden giden bir askeri) olduğumu zannediyorum.[15]  

 Evet HER VAKİT SEMAVATTAN MELAİKELERİ (gökyüzünden melekleri) YERE GÖNDEREN ve bazı vakitte insan suretine vaz'eden (şekline sokan) (Hazret-i Cibril'in "Dıhye" suretine girmesi gibi) ve ruhanîleri (cisim olmayıp gözle görülmeyen varlıkları; cin ve melekleri) âlem-i ervahtan (ruhlar aleminden) gönderip beşer suretine (insan şekline) temessül ettiren (sokan, cisimleyen), hattâ ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını (ruhlarını) cesed-i misaliyle (varlığı maddi olmayan fakat cinsinin cesedine benzeyen beden) dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelal (herşeye muktedir olan Yüce Allah), HAZRET-İ İSA LALEYHİSSELAM'I, İSA DİNİNE AİT EN MÜHİM BiR HÜSN-Ü HATİMESİ (güzel neticesi) İÇİN, değil SEMA-İ DÜNYADA (gökler aleminde) CESEDİYLE (insani bedeniyle) BULUNAN VE HAYATTA OLAN HAZRET-İ İSA, belki ALEM-İ AHİRETİN (ahiret aleminin) EN UZAK KÖŞESİNE GİTSEYDİ VE HAKİKATEN ÖLSEYDİ, YİNE ŞÖYLE BİR NETİCE-İ AZÎME (büyük bir sonuç) İÇİN ONA YENİDEN CESED GİYDİRİP DÜNYAYA GÖNDERMEK, O HAKÎM'İN HİKMETİNDEN UZAK DEĞİL… belki O'nun hikmeti öyle iktiza ettiği için (gerektiği için) VA'DETMİŞ VE VA'DETTİGİ İÇİN ELBETTE GÖNDERECEK[16]

HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM GELDİĞİ VAKİT, herkes ONUN HAKİKÎ ÎSA, olduğunu bilmek lâzım değildir. ONUN MUKARREB VE HAVASSI (derin imanlı yakın talebeleri),nur-u iman (imanın ışığı) ile ONU TANIR. Yoksa bedahet (birdenbire ve açıkça) derecesinde HERKES ONU TUTMAYACAKTIR…[17]


[1] Sözler, s. 355

[2] Sözler, s. 359

[3] Şualar, s. 493

[4] Şualar, s487

[5] Şualar, s. 495

[6] Bakara Suresi, 249

[7] Şualar, s. 456

[8] Şualar, s. 59

[9] Kastamonu Lahikası, s. 139

[10] Emirdağ Lahikası, s. 259

[11] Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9

[12] Sikke-i Tasdiki Gaybi,/s. 9

[13] Emirdağ Lahikası, s. 260

[14] Sikke-i Tasdik-i Gaybi. s. 138

[15] Barla Lahikası, s. 162

[16] Mektubat, s. 56-57

[17] Mektubat, s. 60

5 1 vote
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Elif BAŞARAN

Elif BAŞARAN

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...