Kehf Suresi 60-82. ayetleri)
60=Hani, bir vakitler Hz. Musa (hizmetindeki) genç adamına (ki isminin Yuşa bin Nun olduğu rivayet edilir) dedi ki: (İlmi Ledün sahibi, kader ve hikmet ilmine vakıf Hz. Hızır'ı buluncaya kadar) Hiç durmayıp, ta iki denizin birleştiği (şeriat ve hakikat ilminin kendisine verildiği, müsbet ilimlerle manevi ilimlerin birlikte öğretildiği Zat'a da işaret olunabilir) yere ulaşacağım veya bu yolda uzun bir zaman yürüyüp (Onu arayıp bulmaya çalışacağım)!
61=Derken (yola çıkıp) yürüdüler ve iki denizin kavşağına vardıklarında (pişirmek üzere tuttukları balığı kokmasın diye, bir su birikintisine bıraktılar) ancak bu balığı orada unuttular ve balık (sıyrılıp) denizde yolunu tutup (kaçtı).
62=Kavşağı geçtiklerinde Hz. Musa (asistanı olan) gence: Haydi, kahvaltımızı getir(de yiyelim). Gerçekten bu yürüyüş ve arayıştan iyice yorulduk (ve acıktık) dedi.
63=Asistanı: (Eyvah! Dinlenmek ve yağmurdan korunmak üzere) Kayaya sığındığımız vakit, ben balığı (koyduğumuz yerde) unutmuşum. Onu hatırlamamı (veya sana söylememi) gerçekten Şeytan bana unutturdu ve balık, şaşılacak biçimde kaçıp, denizde yolunu tutmuştu.
(Ayette unutmak karşılığı "ensan" kelimesi kullanılıyor. Zaten "insan"; ya "nisyan" kökünden unutkan demektir. Veya "ünsiyet" kökünden "seven-sevilen" anlamına gelmektedir.)
64=(Bu itirafı duyan) Hz. Musa: Tamam, işte (zaten) aradığımız buydu! (Çünkü aradıkları Zat'ı, balığın denize kaçtığı yerde bulacakları kendilerine vahyolunmuştu.) bunun üzerine (kendi) izlerini takip ederek tekrar (dinlendikleri ve balığı unutuverdikleri) yere döndüler.
65=(Oraya vardıklarında) Kullarımızdan bir (seçkin) kul buldular ki, biz Ona katımızdan (üstün bir) rahmet (nimet ve fazilet) vermiştik ve kendi tarafımızdan (çok özel) bir ilim (Gayb ve kader bilgisi: İlmi Ledün) öğretmiştik. (Hadisi Şeriflerde bu Zat'ın Hz. Hızır olduğu bildirilmiştir.)
66=(Buhari'deki bir rivayete göre bir soru üzerine "İnsanların en bilgilisi benim" diyen Hz. Musa'nın şahsında böylesi iddialarda bulunmanın yanlışlığını ve herkesin üzerinde daha âlim kimselerin bulunduğunu göstermek üzere, Cenabı Hak O'ndan Hz. Hızır'ı bulmasını ve talebe olmasını istemişti.)
Hz. Musa, O'na (Hızır'a): Sana öğretilen ilimden; rüştüme kavuşmam ve tam olgunlaşıp gerçeğe ulaşmam için, bana da öğretmek üzere, size tabi (ve talebe) olabilir miyim? dedi.
67=O (Zat, Hızır A.S) ise: Doğrusu, Sen benimle birlikte kalmaya ve (yaptıklarıma katlanmaya) asla sabredip dayanamazsın!
68=(Bu halini de pek yadırgamam ve kınamam) Çünkü iç yüzünü bilmediğin (Hikmet ve hakikati öğretilmediğin) bir şeye, nasıl sabredip dayanabilirsin?! dedi.
69= Hz. Musa (cevaben): İnşallah beni sabredici (bir öğrenci) olarak bulursun ve hiçbir konuda Senin emrine ve işine karşı gelmeyeceğime (söz veriyorum ) dedi.
70= (Hz. Hızır): O halde eğer bana tabi (ve talebe) olacaksan: Ben sana söz açıncaya ve sebebi hikmetini açıklayıncaya kadar, yaptığım hiçbir işe karışma ve soru sorup (itiraza kalkışma)! dedi.
71=Bunun üzerine kalkıp birlikte yürüyüp gittiler. Nihayet (bir nehir, boğaz veya denizden karşıya geçmek üzere ve kendilerini parasız aldıkları halde) gemiye bindikleri vakit (Hz. Hızır) gemiyi delip hasar verdi. (Bunu gören ve sabredemeyen) Hz. Musa: "(ne kötü ve tehlikeli) bir iş yaptın. İçindekileri batırıp boğmak için mi gemiyi yaralayıp delik açtın?!" diye itiraz etti.
72= (Hz. Hızır) Sen benimle olmaya asla sabredip dayanamazsın, dememiş miydim? diye ikaz etti..
73= Hz. Musa: Beni unutup (bozduğum bir ahdimden) dolayı kınama ve Sana (talebe olup bazı gaybi gerçekleri öğrenmem) konusunda (lütfen) güçlük çıkarma!" diye özür beyan etti.
74=Yine yürüyüp (hikmet ve ibret) yolculuğuna devam ettiler. Derken (arkadaşlarıyla oynayan) bir erkek çocuğuna rast geldiler. O vakit, (Hz. Hızır) o çocuğu (kenara çekip) öldürüverdi. (Bu sefer yine dayanamayan) Hz. Musa: (işlediği cinayetten dolayı) bir cana karşılık olmadan (ve hiçbir suçu ve sorumluluğu bulunmadan, böyle masum bir çocuğu) öldürdün ha!.. Hayıf ve hayret! Gerçekten, çok çirkin (ve cezası çetin) bir iş yaptın! diye (kızgınlıkla karşılık verdi.)
75=Hz. Hızır: Eh, ben sana, benimle sabredemeyeceğini zaten söylemiştim değil mi? diye (yeniden ihtar etti)
76= Hz. Musa: (ne olur bağışla ve beni bırakma) Eğer bundan sonra bir daha (işine karışır ve) sana itiraz yollu bir şey sorarsam, artık benimle sohbet ve irtibatını kes… Çünkü o takdirde, beni (sahabelik ve talebelikten) azletmeye geçerli bir mazeretin olacak" diye (son bir fırsat istedi)
77=Tekrar yola koyulup yürüdüler. Derken bir belde halkına uğrayıp, onlardan yiyecek istediler. Ama onlar, kendilerini misafir etmekten çekindiler. Oradan ayrılırken yıkılmak üzere olan harabe bir duvara rast geldiler. Hz. Hızır (işe koyulup o duvarı tamir etti ve ) düzeltti. Hz. Musa ise: Eğer isteseydin, bu yaptığın işe karşılık bir ücret alabilirdin! (Bizi misafir etmekten çekinen böylesine cimri bir topluma bu iyiliğin ne gereği vardı?) anlamında serzeniş gösterdi.
78=(Bunun üzerine Hz. Hızır): "işte (bu son itirazın) artık ikimizin arasının açılmasının ve ayrılmamızın sebebidir.
Ama şimdi sana, (O itiraz ve isyan ettiğin ve) sabredemediğin şeylerin tevilini (iç yüzünü, kader ve gayb hikmetini) haber vereyim" dedi.
79= O (deldiğim) gemi var ya; denizde çalışan bazı yoksulların (geçim kaynağı) idi. Ben onu (kasıtlı olarak) yaralayıp deldim. Çünkü peşlerinde, her sağlam gemiyi zorla gasp eden bir hükümdar gelmekteydi. (Hasar verdim ki, bu gemiye tenezzül etmesin. Yoksul sahipleri de, kolayca tamir edip işlerine devam etsin.)
80= (O öldürdüğüm) oğlan çocuğuna gelince: Anası babası mümin (ve hayırlı) kimselerdi. Bu çocuğun ileride bunları azdırması ve küfre kaydırması (yolundaki ilahi ikaz ve işaret) üzerine, korkup, onu öldürüverdik ve
81= Allah'tan istedik ki: Rableri bu oğlanın yerine, onlara (ahlaki ve akli) temizlik ve seçkinlikte daha hayırlısını, merhamet ve şefkate daha yakın (İslamiyet'e ve insaniyete daha yatkın) olanını versin!
82=(O ücretsiz tamir ettiğimiz) duvara gelince: Bu duvar, o kasabadaki iki yetim oğlanın malıydı. Duvarın altında, Salih olan babaları tarafından kendilerine (miras ve emanet) bırakılan bir define -hazine vardı. İşte bu yüzden, Rabbin diledi ki, o çocuklar rüştlerine erişinceye ve kendi haklarına sahiplik edinceye kadar ( bu duvar yıkılmasın ve hazine başkalarınca kapışılmasın)
Bu Rabbinden bir rahmet (inayet ve hikmet sebebi ve sonucu) idi…
Ben bunların hiçbirini kendiliğimden (nefsi heves ve hedefimden) yapmış değilim. İşte senin sabredemediğin bu işlerin tevili (gerçek nedeni, hikmet ve hakikati ve kader bilgisi) bu idi" dedi..
Hz. Peygamber Efendimizin (S.A.V):
"Allah, kardeşim Musa'ya rahmet eylesin (sözünde duramadığına) utandığından: "Bir daha itiraz edersem, ayrılalım" dedi, eğer sahibi (ve bazı manevi konulardaki muallimi) olacak Hz. Hızır'la beraber kalsaydı, daha ne garip ve acayip (hikmet ve hadiseler) görecekti buyurduğu rivayet edilmektedir.
Bu Kur'ani kıssadan anlıyoruz ki:
a-Cenabı Hakkın, bilinen mektep-medrese dışında bazı sevdiği ve seçtiği kullarına ikram ettiği ve kendi tarafından kolaylıkla öğrettiği bir "İlmi Ledün- Kader ve hikmet İlmi" vardır ve haktır.
b-Böylesi hikmet ve hakikatlere, akli ve manevi melekelerini geliştirmeye çalışanlar; ilmi ledün sahiplerine talebe olmak ve terbiye metotlarına katlanmak zorundadır.
c-Bu mürşit ve muallimin "Mecmael Bahreyn" yani; ‘zahir ve batın bilgisi kendisinde cem olunan; dünyevi ve uhrevi hayır ve hakikatlerle donatılan ve Mehdi Aleyhisselam gibi iki denizin birleştiği şehirden çıkan' özellikler taşımalıdır..
d-Hz. Musa ile Hızır (A.S) arasındaki münasebet (intisab) ve mürşidlik (rüşte ulaşma) ile ilgili kurum ve kurallar:
1-Genel Hükümler değil, özel hikmetlerdir.
2-Bütün Müslümanları bağlayıcı ve uymaya mecbur bırakıcı resmi ve şer'i prensipler değil; hususi ve samimi bir "vesile"dir.
3-Ama elbette, usta çırak, Hoca talebe ilişkilerine dair herkesin ders alacağı ibret ve öğütler de bu kıssada gizlidir.

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
GEREKLİ DERSLERİ ALMAYI, AZİZ ERBAKAN HOCAMIZA VE ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZA LAYIK TALEBE OLABİLMEYİ, ADİL…
Bir doğrunun istismarı, inkârından daha çok tehlikelidir. Münafık o yüzden kafirden eşeddir!.. SİYONİST ŞEYTANLARDAN VE…
YA RABBİ AFFEYLE BAĞIŞLA MERHAMET EYLE, BİZLERİ AZİZ ERBAKAN HOCAMIZA VE ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZA…
İKTİDARI VE MUHALEFETİ İLE TÜKENMİŞLİĞİN RESMİ!. Toplumda özellikle son dönemlerde insanların ağzında tek ve doğru…
Ameller niyetlerle tartılır. İnsanın gayreti hangi yönde ise, alacağı karşılık da ona göredir. Yani insan,…
HAYRA HİZMETKÂR , KUR'AN'A TERCÜMAN!.. Kur’an’ın tercümanısın, İsa’nın mucizesi Sen Erbakan uzmanısın, ahir zaman müjdesi!..…
Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuşatan tehdit unsurlarından ; İran'a saldırı! Körfezin Sünni devletçiklerine, Abd üstlerinin kurulması!…
Hem edebi olarak hem de içerik ve mana olarak muazzam bir sanata haiz ve hakikate…
ER DOĞAN DEĞİL, ER BAKAN LAZIM! Şiirinden: Ne zor imtihanmış, ahir zamanda Selamet Saadet, Milli…
Yahya CANDAŞ beyden Allah razı olsun. Dizeleri ile bizlere de tercüman olmuşlar. Bu dizelere verdiği…