Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün52
mod_vvisit_counterDün7992
mod_vvisit_counterBu Hafta8044
mod_vvisit_counterGeçen hafta49005
mod_vvisit_counterBu Ay82836
mod_vvisit_counterGeçen Ay257768
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar15723467

IP'niz: 3.228.21.204
Bugün: 13 Tem 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11779312

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

TÜRK-RUS İLİŞKİLERİ, PUTİN’İN DİNE ÖNEM VERİŞİ VE AVRASYA’NIN GELECEĞİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

“Türkiye Rusya’dan Mi-28 helikopteri istiyor”

Rusya’nın resmi haber ajanslarından RİA Novosti, “Türkiye Milli Savunma Bakanlığından bir heyetin Rus yapımı Mi-28 tipi savaş helikopterleri satın almak için Moskova’da temaslarda bulunduğunu” açıklamıştı.

“Türkiye’nin 80’lerin başında ABD’den 32 adet AH-1 P/S Cobra tipi helikopter satın aldığı, bunlardan 23’ünün hala Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından kullanıldığı” belirtilen haberde, “Türkiye’nin 90’lı yılların ortasında bu helikopterleri değiştirmeyi düşündüğü” vurgulanmıştı. “Türkiye’ye sunulan çok sayıda alternatif arasında Rusya’nın, Ankara’nın taleplerine göre hazırladığı Erdoğan savaş helikopteri adı verilen ’Ka-50-2’ tipi helikopterin ön plana çıktığı” ifade edilen haberde, “ancak Rus Kamov şirketinin bu ihalede başarılı olamadığı” hatırlatılmıştı. Bu gelişme; Türkiye-Rusya Milli Güçlerinin Irkçı emperyalizme karşı işbirliğini göstermesi bakımından anlamlıydı. Bu arada ABD başkanı Obama’nın Rusya ziyaretiyle, “Türkiye-Rusya ilişkilerini bozmayı; Afganistan, Pakistan ve nihayet İran’a yönelik planlarına Rusya’nın karşı çıkmasını sağlamayı” amaçladığı da açıktı. Ama Ağustos başında Putin’in Türkiye’ye gelecek olması da, ayrı bir önem taşımaktaydı.

Rusya tarıma ağırlık veriyor

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Dimitri Medvedev'in Radikal gazetesinde "Tahıl pazarının gelişmesi" başlıklı ilginç bir makalesi yayınlanmıştı. Rusya gibi uluslararası sistemin en güçlü kutup başı ülkelerinden birinin Devlet Başkanı'nın tahıl konusuyla bu kadar yakından ilgilenmesi ilginç karşılanmıştı.

Oysa Rusya, uzmanların önümüzdeki yıllarda en büyük sorunların başında yer alacağını söylediği gıda krizine karşı şimdiden çok ciddi tedbirler almakta ve bunu ülkesinin stratejik vizyonu olarak yapmaktaydı.

Medvedev yazısına "Rusya'da bizler antik zamanlardan bu yana ekmeğin 'hayatın belkemiği' olduğuna inanırız. Bu halk deyişi, tarım ve tahıl üretimi gibi alanlarda çalışan insanlığın büyük önemini yansıtmaktadır. Gıda tedariği hayatın ana kaynağı, gıda üretiminin düzeyi ise hayat standartlarının başlıca ölçüsüdür" ifadeleri ile başlıyor ve şöyle devam ediyordu: "Bu bağlamda Rusya, ısrarla varlığını sürdüren akut küresel gıda krizinden ciddi endişe duyuyor. Geçen ilkbaharda dünya pazarlarında gıda fiyatları yüzde 55 artarken, Asya'da pirinç fiyatları üç katına çıktı. Temel gıda ürünlerindeki fiyatlarının tavana vurması, gıda masraflarının ortalama yüzde 50 ila 90'ı teşkil ettiği yoksul ülkeleri çok kötü şekilde vurdu. Dünyada açlık düzeyi azalmıyor. Bugün yaklaşık 950 milyon insan kıtlığın pençesinde. Pek çok durumda bu yetersiz beslenmeden ibaret kalmayıp, düpedüz açlık boyutunu alıyor..."

Medvedev, makalesinde önümüzdeki 20 yıl ile ilgili de şu değerlendirmede bulunuyordu: "Halihazırda tahıl talebinde keskin bir düşüş söz konusu, zira bir dizi gelişmekte olan ülkedeki sosyal ve ekonomik istikrarın merkezinde sürdürebilir tahıl tedariği ve tahıla ulaşım yatıyor. Uzmanlar 2030'a gelindiğinde küresel tahıl tüketiminin yüzde 30 ila 40 oranında artacağını tahmin ediyor. Bu da uluslararası toplumun yeni gıda krizi dalgalarına karşı güvende olmadığı anlamına geliyor. Dünyanın büyük bölümünde ekilebilir toprakların genişlemesi olasılığının tükendiğine dikkat çekmek isterim. Rusya sorumluluğunun farkında ve muazzam tarımsal potansiyelini kullanıp tahıl üretimini, diğer büyük tarım üreticileriyle birlikte, dünya nüfusunun önemli bir kısmı için gıda güvenliğini teminat altına alacak bir düzeye getirmeye kararlı..."

Medvedev, Rusya olarak tarım konusunda önümüzdeki dönemde neler yapacaklarını da makalesinde detaylı olarak anlatıyordu: "Tarımda üretim etkinliğini artırmak, yenilikler yapmak ve etkili tarım üreticilerinin toprağa ve sermayeye erişimi için uygun ortamı yaratmak yönünde ilave önlemler almaya hazırlanıyoruz.  Doğal olarak önceliğimiz, yeniliklerin tarımda yaygın kullanımı. Bu alanda uzun vadeli yabancı yatırımları desteklemeye hazırız. Yoğun tarımı başlatarak, tahıl işleme teknolojisini uygulayarak ve ortalama buğday ekim kapasitesini hektar başına 2.4 tona çıkararak, yılda 112-115 milyon ton tahıl üretmek mümkündür. Toprakların ekilmesiyle bu rakam 133-136 milyon tona ulaşabilir. Tarımsal üretim, ancak yeterli depolama ve nakliye altyapısı olduğu takdirde etkili olabilir. Bu yüzden yakın gelecek için en önemli görev, altyapı projelerine aktif destek sağlamaktır. Buna modernizasyon ve yeni depolama kapasitelerinin meydana getirilmesi, nakliye ağlarından ve deniz ve nehir limanlarındaki gemiyle taşıma alanlarından oluşan nakliye sisteminin geliştirilmesi dahildir. Ülkemizde kurulan Birleşik Tahıl Şirketi, bu konuda da aktif devlet politikasını yürütmekle görevlendirildi. Tahıl pazarında diğer aktörler gibi çalışacaktır. Aynı zamanda müdahale operasyonlarını yürütmek, hükümetler arası anlaşmalar uyarınca tedarikleri sağlamak gibi belli devlet görevlerini de yerine getirecektir..."

Medvedev'in yazdıklarından açıkça anlaşıldığı gibi, Rusya uluslar arası sistemin en güçlü ülkelerinden biri olarak tarımı geleceğin en stratejik alanlarından biri olarak görüyordu. Bu alanda yakın gelecekte çok önemli uluslar arası krizlerin çıkacağını öngörüyor ve şimdiden tedbirlerini alıyor, kendi topraklarını en verimli şekilde ekerek, tarım alanında diğer ülkelere üstünlük sağlamayı hedefliyordu.

Çünkü Rusya; uluslararası bir kriz durumunda paranız olsa bile tarım ürünü alınamayacağını ve böyle bir kriz anında gıda ürünlerini üreten ülkelerin sistemin tek hakimi olacaklarını biliyordu.

"Peki, ya Türkiye ne yapıyor?" derseniz kısaca özetleyeyim: "Tarımını modernize etmiyor, çiftçisinin kendi karnını bile doyuramayacak hale gelmesini seyrediyor, çiftçilere tarlalarını ekmemeleri karşılığında para veriyor, gıda konusunda dışa bağımlı hale geliyordu.

Ve Türkiye, güney sınırındaki mayınlı arazileri, mayınlar temizlendikten sonra yabancı ülkelere kiraya vermeye hazırlanıyordu. Dünyanın en verimli topraklarını kendi çiftçisine vererek kendi halkının karnını doyuracak tarımsal üretimi yaptırmak yerine, yabancı ülkelerin eline çok stratejik bir silah veriyor ve bu konuda yapılan itirazlara AKP kulaklarını tıkıyordu.[1]

Putin’in kararlılığı mazlum milletlerde hayranlık uyandırıyor!

Rusya'da 22 bin kişilik kent, dünya habercilerini ayağa kaldıran bir gelişmeye sahne oluyordu. Ülkenin sanayi kenti olma özelliğini taşıyan Pikalova'da, Putin işçilerin maaşlarını ödemeyen milyar dolarlık patronlara resmi bir belge imzalatıyordu. Belgeyi imzalamak istemeyen Oleg Deripasko ülkenin en zengin işadamı olmasına rağmen Putin'in, "idi suda" (gel buraya) şeklindeki emir kipli cümlesinin ardından belgeye imza atmak zorunda kalıyordu. 6 sayfalık belgede çok çarpıcı maddeler bulunuyordu:

İşte o belgenin başlıkları

1.  Mağdur olan işçilerin birikmiş maaşları üç ay içinde ödenecek. Ödemeler en düşük maaşlı işçilerden başlanarak yapılacak.

2.  İdari personelin maaşları son ödeme bölümüne dahil olacak.

3.  Maaşları fabrikaların muhasebe bölümleri değil, devletin görevlendirdiği memurlar dağıtacak. Şirket sahipleri maaş tutarını devletin görevlendirdiği memurlara aktaracak.

4.  İşçilerin sosyal güvenlik ödemeleri eksiksiz olarak kapatılacak.

5.  Maaş alamayan işçilerin mağduriyetleri şirket tarafından karşılanacak. (Devlete ödenecek faturaların faiz oranları vs.)

6.  İşçilerine maaş ödemesi yapmayan şirketlerin gelir ve gider tabloları mali birim tarafından araştırılacak.

7.  Şirket sahiplerinin süreli mal beyanları alınacak.

8.  Şirketlerin hepsi mali denetime tabi tutulacak.

9.  Eğer devletin mali şartları yerine getirilmezse, şirketlerin yüzde 51'lik hissesi devlete devrolacak. İşçilerin alacaklarını devlet karşılayacak.

10.  Kente mali konularda tam yetkili bir devlet görevlisi atanacak.

Oligarklara göz açtırmıyor

Putin yönetimi, ülke içindeki en büyük değişimi ekonomik alanda gerçekleştirmişti. Yeltsin döneminde SSCB'den kalan zenginlikleri ve fabrikaları rüşvetle ele geçiren çok sayıda işadamı türemişti. Putin yönetimi bu işadamlarına, genel olarak oligark demişti.

Oligarkların kişisel servetleri milyar dolarlara erişmişti. Özellikle enerji alanında faaliyet gösteren oligarklar, ülkenin en büyük şirketi olan Gazprom'u da ele geçirmişti.

Putin yönetimi, ikinci döneminde Gazprom'u millileştirdi. Putin iktidara gelene kadar şirketin 13 sandalyelik yönetim kurulunda 7 sandalye oligarklara, 6 sandalye devlete aitti.

Putin, DUMA ve üst parlamentodan aldığı destekle sandalye sayısını 7'ye 6 devletin lehine değiştirdi ve şirketi millileştirdi.

Daha sonra OAO petrol şirketi ve Lukoil perakende petrol şirketini de millileştiren Putin Siyonist sömürü sermayesine savaş ilan etmiş ve hizaya getirmişti.

Bunlardan daha da ilginci; “Putin’in özel talimatıyla, Kızılordu korosunun, yurtiçi ve yurtdışı turnelerinde, asker ve görevlilerin, ibadetlerini daha rahat yerine getirebilmeleri için, 50 kişilik seyyar bir kilisenin hizmete sokulması” Rusya’nın Dine ve manevi değerlere önem verdiğinin ve din düşmanı komünist ideolojiden vazgeçtiğinin açık bir göstergesiydi.

Ve yine Rus Patrik’i Kirill’in Türkiye ziyareti ve Diyanet İşleri Başkanıyla görüşmesi de önemli ve tarihi bir gelişmeydi.

Rus Ortodoks Patriği Kirill’in:

Biz Ortodokslarla Müslümanlar, tarih boyunca barış içinde olagelmiştir ve çatışıp savaştıkları asla görülmemiştir. Ne var ki, Rusya’yı karıştırmak ve Müslüman toplulukları kışkırtmak için ülkemize gelen ve emperyalizme hizmet ettiği belirlenen bazı İslamcı kesimlere karşı, kanunlarımıza göre tedbir almak ta devletimizin görevidir” sözleri ayrı bir öneme sahiptir ve sevindiricidir. Ancak Ruhban Okulunun açılımıyla ilgili girişimlerin arkasındaki sinsi ve Siyonist niyetlerden, ya habersizdir, veya konumu ve konjonktür gereği sevindiğini söylemiştir.

Bu arada, Rus Patriği Kirill’in, Başbakan Erdoğan ziyaretinde sarf ettiği: “Davos’ta, İsrail Cumhurbaşkanına karşı onurlu tepkinizi desteklemiş ve takdir etmiştik” sözleri de Siyonist emperyalizme karşı tavırlarını göstermesi bakımından stratejik mesajlar içermekteydi.

Rusya’nın Şanghay İşbirliği Örgütü temsilcisi Luzijanin:

“Moskova, Türkiye’nin Gürcistan tutumunu asla unutmayacak!” diyor

Batı kampının Ankara-Moskova arasında bir gerginlik yaratma çabalarına rağmen, son zamanlarda Rusya ile Türkiye arasında sıcak ilişkiler gelişiyor. Rusya'nın Şanghay İşbirliği Örgütü Temsilcisi Sergej Luzijanin de bu noktaya dikkat çekiyor ve ilişkilerin daha çok geliştirilmesi gerektiğini belirtiyor. Luzijanin, Rusya ilimler Akademisi Öğretim Üyesi ve aynı zamanda Rusya'nın Kuzey ve Doğu Asya Enstitüsü Müdürü Türkiye ve Rusya, Avrasya bölgesinde nasıl bir işbirliği geliştirebilir? Sorusuna:

“Türkiye ile Rusya aynı bölgede bulunan iki büyük devlet. Tarih boyunca iki ülke birlikte hareket ettiğinde hep olumlu sonuçlar doğdu, ancak iki ülkenin birbirlerine düşmanlık yaptığı zamanlar (ki bu zamanlar aslında sanıldığı kadar fazla değildir) iki ülke de zarar gördü.

Gün geçtikçe başta ticaret olmak üzere, ikili ilişkilerde önemli gelişmeler yaşıyoruz. 40 milyar dolara yaklaşan bir ticaret hacmimiz oluştu. Ve bu her geçen gün artıyor. Türk firmaları Rusya'da ticaret yapıyorlar. Her yıl iki milyona yakın turist Rusya'dan Türkiye'ye geliyor. Bu da iki ülke halkı arasında sıcak ilişkiler sağlıyor. Bütün bunlar iki ülkenin kaderinin kesiştiğini gösterir. Emin olun, Rus tarafı Türkiye'yle en üst düzeyde ilişkilere kavuşmak istiyor. Bu Moskova'nın çıkarlarına çok uygun bir durumdur. Gaz konusunda da sürekli gelişen bir ilişkimiz var. Yeterli mi diye sorarsanız, değil tabii, bölgenin iki güçlü ülkesinin farklı alanlarda da ilişkilerini geliştirmesi gerekiyor. Bunun için de organizasyonlar yapılmalı.

Türkiye ile Rusya arasında uluslararası düzeyde çok önemli adımlar ve atılımlar var. Türkiye ile Rusya, Asya açısından da çok önemli iki ülke. Toprakları ağırlıklı olarak Asya'da ama Avrupa'ya da ulaşıyorlar. Bu nedenle Asya için vazgeçilmez ülkeleriz. Bunu birbirimize rakip olarak değil, ülkelerimizin avantajı olarak kullanabiliriz. En büyük kıta ile en zengin kıtanın köprüsüyüz.

Bunu öncelikle Türkiye istemeli ve ortaklığı geliştirmek için adımlar atmalı. Ankara, Rusya ile ilişkilerinde çekimser tavırlar alıyor ve bu durum Moskova için belirsizlik anlamına geliyor. Mesela Karadeniz'de ülkelerimiz pek çok uluslararası anlaşma ve kuruluşta ortaklık halinde. Karadeniz'i bir Avrasya ya da Türk-Slav gölü haline getirdik. Bütün dünyanın merakla beklediği bir konu; Sovyetlerin dağılmasından sonra Moskova ve Ankara'nın birbirine girmesiydi. Eski Sovyet devletleri için Türkiye ile Rusya'nın rekabete girmesi bekleniyordu. Ancak bu olmadı. Son Kafkas krizinde yaşananlar da oldukça önemliydi.

  Gürcistan merkezli olaylardan söz ediyorum. Türkiye NATO'nun bir üyesi olmasına rağmen çok önemli bir tavır aldı. Tarafsız tutumuyla aslında Kafkaslar için çok önemli bir adım attı. Rusya bunu asla unutmayacaktır. Moskova'da bu durum çok yüksek bir takdirle karşılandı ve ilişkilerin geleceği açısından çok önemli adımlar olarak görüldü. Aslında Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra yaşananlar ve son Kafkas krizinde olanlar ülkelerimizin ana konularda rekabet halinde değil, bölgesel çıkarlara uygun hareket ettiklerini gösteriyor. Bakın çok önemli bir gerçek var. Rusya, Türkiye'nin Orta Asya'daki etkisine ihtiyaç duyuyor. Bu ihtiyaç sadece Moskova'nın değil, bütün Asya'nın ihtiyacı. Türkiye'nin Avrasya dengeleri içinde yer alması, örneğin Azerbaycan sorununun çok çabuk çözülmesinde sonuç verecektir.

Türkiye ile Rusya, aslında 4 aynı sorunu yaşıyor. Sorunun merkezinde ayrılıkçılık var. Rusya ve Türkiye vakit kaybetmeden teröre karsı ortak hareket noktaları bulmalı... Çünkü bu bölgede bizler yaşıyoruz... Amerika oraya terörü bitirmek için gitti, ama Irak'taki ayrılıkçı grupları destekliyor, daha doğrusu Kürt ayrılıkçı ve terör gruplarını koruyor gibi bir görüntü var. Amerikalıların ‘ne ekersen onu biçersin’ sözünü bilmesi gerekir.

Türkiye, tarihi olarak ve akrabalık bağlarıyla, gelenekleriyle Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine ve Kafkaslara çok yakın. Rusya ise Sovyetler Birliği'nden bu yana bu ülkelerle ekonomik ve siyasi alanda çok gelişmiş ilişkilere sahip. Bunların birleşmesi halinde ciddi bir blok oluşabilir ve bu blok Avrasya dengeleri açısından çok önemli sonuçlar verir. Türkiye ile Rusya'nın ilişkilerini geliştirmesi iki ülkeye, hem Avrupa Birliği hem Avrasya birliği açısından önemli kazanımlar sağlayacaktır. Avrasya demek, Türkiye ve Rusya demektir. Coğrafi olarak da böyle, siyasi olarak da aslında böyledir. Köprüyüz, ama köprü özelliğimizi kendimiz için kullanmak konusunda çekimser kalıyoruz.” Sözleriyle yanıtlıyordu.[2]

Avrasya'da dolara karşı ortak para birimine geçiliyor

Şanghay İşbirliği Örgütü üyeleri, kendi aralarındaki ticarette doların yerine ortak bir para birimi oluşturmak için çalışmalar yürütüyordu. Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, 6 Haziran'da doların artık istenmeyen para birimi olduğunu, Avrasya bölgesinde farklı arayışların söz konusu olduğunu söylüyordu. Bu açıklama üzerine Rusya'nın Şanghay İşbirliği Örgütü Temsilcisi Sergej Luzijanin'e dolara karşı nasıl girişimler olabileceği sorulduğunda: “ŞİÖ bünyesinde bulunan ülkelerin ortak para birimi oluşturmak için harekete geçtiğini ve bununla ilgili çalışmalar yapılabileceğini, sadece üye ülkelerin değil, gözlemci statüsünde bulunan ülkelerin de birbirleriyle yaptıkları ticarette yeni para birimini kullanabileceğini” belirtiyordu. Yeni para biriminin önce sadece dış ticaret alanında kullanılacağını belirten Luzijanin, şimdiden bazı ülkelerin birbirleriyle yaptığı ticareti kendi para birimleriyle yapmaya çalıştıklarını da hatırlatıyordu.

ŞİÖ, özellikle gaz ve yeraltı zenginlikleri açısından önemli bir oluşumdu. Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan'ın tam üye olduğu örgütün gözlemcileri İran, Pakistan, Hindistan ve Moğolistan’dı. Belarus ve Sri Lanka ise tam üyelik için sırada bekliyordu. Örgütün dolardan vazgeçmesi, Amerikan ekonomisi için iflas anlamına geliyordu. Avrasya ülkeleri Türkiye'ye de benzer teklifler sunuyor; son olarak Türk Çin İktisadi Eşleştirme Merkezi'nin düzenlediği panelde konuşan Çin Halk Cumhuriyeti Büyükelçilik Müsteşarı Xiao Junzheng, Türkiye ve Çin'in ticarette kendi para birimlerini kullanabileceğini açıklıyordu.

Avrasya’da Gümrük Birliği oluşuyor

Rusya, Kazakistan ve Belarus başbakanlarının 9 Haziran 2009’da Moskova'da gerçekleştirdiği toplantıyla, üç ülke arasındaki Gümrük Birliği sürecinde sona yaklaşılıyordu. 2010 yılında yürürlüğe girmesi planlanan Gümrük Birliği'ni hızlandırma kararı alan Rusya, Kazakistan ve Belarus, Dünya Ticaret Örgütü'ne üyelik konusunda da ortak katılım kararı alıyordu. Rusya Başbakanı Vladimir Putin, Kazakistan ve Belarus başbakanları ile düzenlediği ortak basın toplantısında, üç ülkenin Gümrük Birliği'ne gideceklerini, Dünya Ticaret Örgütü'nün ise bu birliği engellemeye çalıştığını duyuruyordu. Putin, Gümrük Birliği anlaşmasının 1 Ocak 2010'da yürürlüğe gireceğini ve 1 Temmuz 2011 yılında da tamamlanacağını vurguluyordu.

Dünya Ticaret Örgütü'ne üye olmak için 16 yıldır bekleyen Rusya, rotasını Kazakistan ve Belarus'a çeviriyor ve Dünya Ticaret Örgütü'ne bu iki ülkeyle blok halinde katılma yönünde de ortak karar alınıyordu.

Gümrük Birliği'nin genişletilmesi amaçlanıyor

Avrasya'da Gümrük Birliği'ne giden süreçte somut adım 2007 yılında atılmıştı. Ekim 2007'de Rusya, Belarus ve Kazakistan 2010 yılında yürürlüğe girmek üzere Gümrük Birliği'ne gidilmesi ve bu konuda hukuki alt yapı çalışmalarının tamamlanması konusunda bir anlaşma imzalanmıştı. 21 Mayıs'ta da Rusya ile Kazakistan gümrük birliğine gidilmesi konusunda yeni bir anlaşamaya varmıştı.

Gümrük Birliği'nin oluşturulması eski Sovyet ülkelerinin dahil olduğu Avrasya Ekonomik Topluluğu (Eurasec) çerçevesinde gerçekleşiyordu. Rusya, Belarus ve Kazakistan'ın dışında Eurasec'e tam üye statüsünde bulunan Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan'ın da gümrük birliğine dahil olması tasarlanıyordu. Ermenistan, Moldova ve Ukrayna da Eurasec'de gözlemci statüsünde bulunuyordu.

Ortak buğday pazarı da kuruluyor

Avrasya'da Gümrük Birliği sürecini pekiştiren bir önemli gelişme de Rusya'nın Saint Petersburg kentinde Ukrayna, Kazakistan ve Rusya arasında imzalanan "Ortak Buğday Pazarı" kurulması yönündeki anlaşma olmuştu. Saint Petersburg şehrinde düzenlenen Dünya Tahıl Forumu'nda bir araya gelen söz konusu üç ülke yetkilileri ortak pazar konusunda anlaşıyordu. Kazakistan Tarım Bakanı Yardımcısı Arman Evniyev "üç ülke buğday ihracatı dünya piyasasının üçte birini oluşturuyor. Bu sebeple ortak fiyat belirleme açısından üç ülkenin paralel hareket etmesi çok önemli" sözleri, emperyalist odakları tedirgin ediyordu.

 

 

 

 



[1] Dr. Abdullah Özkan / Milli Gazete

[2] Teoman Alili / Aydın.)


Bu yazarin diger makaleleri

NATO; Koruyucu Kalkanımız mı,YIKICI DÜŞMANIMIZ MI?
  Paris’te, daha önce Hz. Peygamberimize yönelik hakaretleriyle tanınan bir mizah...
Devami
EVLİLİKTE HUZUR PRENSİPLERİ VE MUTLULUK TESTİ
Aile huzur ve mutluluğun kaynağı, beraberlik ve bereketin kaymağıdır. Başarılı...
Devami
KOLA GİRENİM KALMADI (ŞİİR)
  KOLA GİRENİM KALMADI      Garip kaldım öz yurdumda, imana şirk katmam...
Devami
Suriye Müdahalesi, BOP’un Bir Aşaması mı Oluyor? “KÜÇÜK İSRAİL” OLACAK “BÜYÜK KÜRDİSTAN”, AKP’YE Mİ KURDURULUYOR?
  Haçlı Misyonerlik faaliyetlerinin ve Siyonist Yahudi sermayesinin küreselleşme hedefinin, daha...
Devami
İNSANLIK YANIYOR, ERBAKAN'I ARIYOR
Aciz liderler, ucuz menfaatlerin ve geçici heveslerin peşindedir. Büyük liderler...
Devami
EDEP YA HU!
  Kocaeli’ndeki, inşallah her biri: “Allah yolunda tozlanan (yorulan ve yol...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1587

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR