ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün5644
mod_vvisit_counterDün7320
mod_vvisit_counterBu Hafta17639
mod_vvisit_counterGeçen hafta43879
mod_vvisit_counterBu Ay131701
mod_vvisit_counterGeçen Ay149785
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17055841

IP'niz: 3.227.247.17
Bugün: 20 Oca 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12281994

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

ABD OYALIYOR, GÖZÜMÜZ OYULUYOR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Hem PKK'ya zaman kazandırdı, hem de destek delillerini ortadan kaldırdı:

ABD yine kandırdı

Artan terör saldırıları ve sınırötesi operasyon tartışmaları süren Türkiye'nin dış politikasında; yine ABD ve Avrupa Birliği etkisinden uzak 'şahsiyetli' bir politika yürütülemedi. ABD'nin sınırötesi operasyon için istediği 3 günlük sürenin üzerinden 3 ay geçti.

Sınırötesi operasyon tezkeresini Meclis'ten çıkaran Türkiye, ABD'nin istediği süreyi verince, PKK terör örgütünün Kuzey Irak'taki kamplardan dağlara çıkması için zaman kazandırmış oldu. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın "Bu terör örgütünün arkasındaki kurumlara bakmamız lazım. Terör örgütlerini kim besliyor bunlara bakmamız lazım" sözleri ile 1 yıl boyunca Koordinatörlük sistemiyle Türkiye'yi oyalayan ABD, bu yeni süre ile yeni bir oyalama taktiği izledi. Ve sonunda sınır dağlarına ve toplumun umutlarına kar yağmaya başlamış ve kış gelmişti.

Türkiye, Ramazan Bayramı öncesi 7 Ekim 2007 tarihinde Şırnak'ın Lice ilçesinde teröristlerin saldırısında 13 askerini; 21 Ekim 2007 tarihinde ise Hakkâri'de Dağlıca'da 12 askerini şehit verdi. İki terör saldırısının arasında 17 Ekim 2007 tarihinde ise, Meclis'te Kuzey Irak'a yönelik askeri operasyon için Hükümete 1 yıl süreli yetki veren tezkere kabul edildi.

21 Ekim'deki son saldırının ardından bütün Türkiye'de büyük bir infial ortaya çıktı. Sınırötesi harekât tartışmaları hızlandı. Devletin en tepesinde askeri harekât seçenekleri tartışılırken yine ABD devreye girdi. 22 Ekim'de Başbakan Erdoğan'ı arayan Dışişleri Bakanı Condeleezza Rice, herhangi bir karar verilmeden önce 3 günlük bir süre istedi. "Bize 72 saat müsaade edin" diyen Rice, Türkiye'yi frenledi. Ve aradan tam üç ay geçti.

ABD'nin bu oyalama süresinin arkasında ise, iki neden aranıyor. Birincisi, PKK'nın Kuzey Irak'ın daha güvenli bölgelerine çekilmesi için zaman kazandırmak. İkincisi ise, sıcağı sıcağına yapılacak ani baskınlarda ABD ile PKK'nın ortak organizasyonuna ilişkin belgelere ulaşılmasını önlemek. Çünkü TSK'nın PKK'ya yönelik şok operasyonlarında ABD'nin PKK'ya verdiği ileri sürülen destek ortaya çıkacaktı.

Uzmanlara göre, bizden süre isteyen ABD; bu süre içinde Türkiye'ye yardım etmek bir yana muhtemel bir operasyonda açık vermemek için kendi paçasını kurtardı. PKK-ABD ilişkilerini ortaya çıkaracak bütün deliller karartıldı. Bundan sonra artık Türkiye'nin operasyon yapmasının önünde kendileri açısından hiçbir engel kalmamıştı..

Apache uçuşları

Öte yandan ortaya atılan bir iddia, gündeme bomba gibi düştü. 21 Ekim'deki PKK saldırısından bir gün önce Dağlıca bölgesinde ABD'ye ait bir askeri Apache helikopterinin keşif yaptığı belirleniyor. ABD'liler 20 Ekim Cuma gecesi Kuzey Irak sınırından Türkiye'ye giren Apache taarruz helikopterinin sadece keşif uçuşu yaptığını savunuyor.

Ancak bütün Türkiye'yi ayağa kaldıran 12 şehit, 16 yaralı ve 8 askerin kayıp olduğu baskının bu Apache'nin keşif uçuşundan 24 saat sonraya denk gelmesinin, sadece bir tesadüf olamayacağı konuşuluyor.

Gece görüşlü Apache'nin sınırda keşif yaparken Dağlıca ve çevredeki askerlerin konuşlanma şekli, uydu bilgilerine ek olarak bu Apache tarafından detaylandırılıp PKK'ya ulaştırıldığı iddiası ise PKK'nın ABD tarafından desteklendiği tezlerini bir kat daha güçlendiriyor.

‘Uyuşturucu Baronları,

İktidar borazanlığını meslek edinmişlerin, TMSF eliyle önemli görevlere atandığı dönemdeyiz. Bunlar, yüklü bordrolara imza atıp, paraları götürmekle kalsalar lafımız olmayacak. Üstüne üstlük, kendilerine ayrıca köşe yaratanların üslubu ilginç. Gerçek gazetecilere saldırmayı ihmal etmiyorlar. Arena'yı dikkatle izledik. Bizim gibi Karagümrük Ortaokulu mezunu Uğur Dündar ve arkadaşlarının hazırladığı PKK'nın uyuşturucu dosyası dikkat çekiciydi. Her şeyden önemlisi, zamanlaması güzeldi. Ayrıca İstanbul Polisi'nden, Bolivya'dan Peru'ya oradan İstanbul'a uzanan operasyonun final görüntülerini alabilmenin adı 'Gerçek gazeteciliktir'. Düşünün bölücü örgütün 'Uyuşturucu Baronları' yıllar yılı Afganistan, İran, Irak ve Türkiye Hattı'ndan Avrupa ve Amerika'ya sevkıyat yaptılar. Uzunca bir süredir, Güney Amerika'dan kokain getirip, büyük kentlerimizde pazarlıyorlar. Sırf bu yolla bölücü örgüte sağladıkları gelir yılda bir milyar dolar civarında.

Norveç Gizli Servisi raporlarına göre PKK, Şemdinli, Çukurca ve özellikle Yüksekova'dan vazgeçemez. Çünkü onların en önemli uyuşturucu yolu bu bölge. DİE kayıtlarına göre milli gelirden en az pay alan yerlerde nasıl oluyor da İsviçre tipi modern evler yükselebiliyor. İstanbul plakalı son model araçlar kapıların önünde. Bu zatların, İstanbul'daki ikametgâhları da belli. Bir zamanlar Ataköy'dü. Şimdilerde Bahçeşehir'den Selimpaşa'ya kadar, yayıldılar. Sadece bu kentte geçen yıl suçüstü yapılan uyuşturucu patronunun sayısı 26'yı buldu. Perakendeciler -Okul önleri, sokak satıcılığı- bunların denetiminde. Gençliğimizi zehirleyenler işte bunlar.

Olayın bir de yurt dışındaki organizasyonu var. Bugün Rotterdam-Amsterdam, Paris-Marsilya ve Hamburg-St Pauli denilen yerler tamamen PKK denetiminde. Hatta, işin boyutlarını genişletip, kadın ticaretini tekellerine aldılar. Örgüt kisvesiyle her türlü yasadışı işleri yapmaktalar. Atarken mangalda kül bırakmayan Sarkozy Fransa'sı -O zaman İçişleri Bakanı idi- bunları suçüstü yakaladı. Sonuçta, 'Ajanımız' ya da 'Muhbirlerimiz' denip, bu baronları teker teker serbest bıraktılar.

Son olarak size daha ilginç bir tespiti açıklayalım. Bölücüler bir süredir New York ve yakınındaki New Jersey'e de el attılar. İşbirliği yaptıkları ise Kolombiyalılar. Dileriz, ABD'nin başına dert üstüne dert açarlar...36


Kaçakçılıkta PKK'nın piyonluk payı

Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Daire Başkanlığı, Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü ve Adana Emniyet Müdürlüğü raporlarına göre, yıllık 2,5 milyar dolarlık sigara kaçakçılığında büyük pay terör örgütü PKK'ya gidiyor.

Emniyet birimlerinin 2005'te yaptığı 1478 operasyonda 4 milyon 842 bin 604 paket kaçak sigara ele geçti. Bu yıl içinde ise 10 aylık süreçte bu rakamlar yüzde 49 artış gösterip, 2003 olayda 7 milyon 212 bin 872 paket kaçak sigara elde edildi. Sigara kaçakçılığının en fazla yapıldığı iller arasında Van, Hatay, Mersin, Şırnak ve Gaziantep ilk sıralarda yer aldı. Gümrük Muhafaza Genel Müdürlüğü de geçen yıl gümrüklerde 463 milyon 391 bin YTL değerinde kaçak eşya ele geçirdi, bunların 22 milyon 484 bin YTL'lik bölümünü sigara kaçakçılığı oluşturdu. Araştırmalarda Türkiye'de satılan 6 paket sigaradan birinin kaçak olduğu ortaya çıktı. Bu bilgiler, Gümrük yetkilileri ve Avrupa Yolsuzluklarla Mücadele Birimi (OLAF) tarafından yürütülen çalışmalar sonucu hazırlanan raporlara dayanıyor.

Kaçak sigarada PKK'nın pastası

KOM raporlarına göre, kaçak sigaralar, ihraç malı gösterilip, transit geçiş yapılarak yurt içinde piyasaya sürülüyor ya da Irak, Suriye ve İran üzerinden TIR'ların gizli bölmelerinde veya katır sırtında yurda kaçak sokuluyor. Son yıllarda da deniz yolu tercih edilirken, Mersin Serbest Bölgesi'nde üretilen sigaraların da başka ülkelere götürülmek üzere deniz yoluyla çıkarıldıktan sonra, açık denizde balıkçı teknelerine kaçak sigara aktarılıyor, yurda kaçak girişi yapılıyor. Emniyet raporlarına göre, sigara kaçakçılığındaki kârı fark eden terör örgütü PKK, birkaç yıl öncesine kadar Çin ve Batı Avrupa ülkelerinin elinde tuttuğu piyasaya girdi. Kuzey Irak'ta, TIR kasalarında oluşturulan seyyar fabrikaların yanı sıra, Dahok ve Erbil'deki 2 fabrikada, kaçak sigara üretimi yapılıp, Türkiye'deki Tekel Fabrikaları'nda üretilen sigaraların sahte paketlerine konuluyor, katır sırtında Türkiye'ye gönderiliyor.

K. Irak Pazarı PKK'nın

Kuzey Irak'taki kaçak sigara pazarının da tamamıyla PKK'nın elinde olduğu belirtiliyor. Sigara kaçakçılığının kontrolünü elinde tutan PKK'nın, gizli bölmelerde kaçak sigara götüren kamyon, TIR şoförleri ile katırlarla kaçakçılık yapanlardan sigaranın satış değeri üzerinden yüzde 10 haraç aldığı da raporlardaki bilgiler arasında yer alıyor. Kuzey Irak'ta paketi 25 Ykr'ye üretilen sigara her el değiştirmede fiyatı artıp, kaldırım tezgâhlarında satış yapanlara ulaştığında 1,25 YTL' ye mal oluyor. Tezgâhta paketi ortalama 4 YTL' ye satılan sigaranın karının bir bölümü de PKK'ya haraç olarak gidiyor.

Sınır ötesi mi, sınırlı mı? Askere "tezkere tuzağı"

Hükümet'in tezkereyle yükü bütünüyle askerin sırtına yıkma amacı taşıdığı kesninleşti. Tereddütlerin nedeni Hükümet'in bu aşamaya kadar izlediği tutum. 13 askerimizin şehit edildiği 7 Ekim günü Erdoğan ilk yaptığı açıklamada, "gelecek ay Amerika'ya yapacağım ziyarette konuyu Başkan Bush'la görüşeceğim" demişti.

PKK saldırılarının arttığı yaz aylarının başında sınır ötesi harekât yine gündemdeydi. Erdoğan, 12 Haziran'da yaptığı açıklamada "içerideki 5 bin teröristle mücadele bitti mi Kuzey Irak'taki 500 kişi ile uğraşalım" diyen kişiydi.

"Ne deniyor, Kuzey Irak'ta 500 tane terörist var. Ne deniyor? Türkiye'de dağlarda 5 bin terörist var. E şimdi Türkiye'deki 5 bin terörist ile ilgili mücadele bitti mi yani bu halledildi mi, Kuzey Irak'taki 500 kişi ile uğraşma safahatine gelinecek..."

Erdoğan, en çarpıcı açıklamalarından birini 30 Eylül 2006'da Amerika yolunda yapmış, "Eğer terör örgütü sözünde durursa güvenlik güçleri durup dururken operasyon yapmaz" demişti.

Askeri kesimdeki değerlendirme, Hükümet'in "tavşana kaç, tazıya tut" yaklaşımı içinde olduğu şeklindeydi. Kamuoyunun ve askerin beklentisi doğrultusunda tezkere çıkartılırken, konunun yeniden ABD ile yapılan görüşmelere havale edilmesi samimiyetsizlik işaretiydi.

Askerin talebi: kapsamlı, kalıcı, sonuç alıcı bir siyasi karar

Askerin talebi ise geniş kapsamlı siyasi bir karar alınması. Zaten, hükümetin yanaşmadığı nokta burası. Askerin talebini Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt 12 Nisan tarihli konuşmasında açıkça belirtmişti:

"Şu soruyu bana sorabilirsiniz: 'Peki Kuzey Irak'a bir operasyon yapılmalı mı?' Yapılmalı. Olayın iki boyutu var. Birincisi sadece asker olarak baktığım zaman, evet yapılmalı. Fayda sağlar mı? Evet, sağlar. Olayın ikinci boyutu, siyasi olaydır. Bir hudut ötesi operasyon yapılması için bir siyasi kararın ortaya çıkması lazım. TSK, yasal zeminde görev verildiğinde bu operasyonları yapma gücüne fazlasıyla sahiptir. Bu tür söylemler güvenlik unsuru olan bizleri üzdüğü gibi Türk insanını da rencide etmektedir. Tabii bu sözlerin arkasında onları bu duruma getiren, tabirimi mazur görün, şımartan, kimler olduğunu sizler benden daha iyi biliyorsunuz. Onlar bu noktaya getirmiştir. TSK mensupları, bütün komutanları, hepsi terörle mücadelede artan bir azimle mücadeleye devam ediyor, edeceğiz."

31 Mayıs'ta Harp Akademileri Komutanlığı'nda düzenlenen uluslararası güvenlik sempozyumunda gazetecilerin soruları üzerine Irak'a yönelik sınır ötesi harekât konusunda şunları söylemişti:

"12 Nisan'da biz hem Türkiye'ye, hem dünyaya söyledik. Biz asker olarak hazırız. Hedefleri politik makamlar belirleyecek. İçeri girip sadece PKK ile mi mücadele edeceğiz, yoksa Barzani ile de bir şeyler yapacak mıyız? Hedef ne olacak?

Erdoğan'ın danışmanı İhsan Arslan'dan tehdit:

Sınır ötesine İstanbul, İzmir ve Diyarbakır'da büyük tepki olur"

Türkiye, Kuzey Irak'a yapılacak operasyonu tartışırken AKP Diyarbakır Milletvekili ve Erdoğan'ın gayrı resmi danışmanlarından İhsan Arslan, Türkiye'yi tehdit etti.

İhsan Arslan, Türk ordusu'nun Kuzey Irak'a girmesi halinde içeride tepki olacağını söyledi. Arslan, katıldığı bir televizyon programında "PKK sorununu Ankara yarattığı ve büyüttü" dedi. Arslan şöyle konuştu:

"Sayısı bugün binleri aşan bir silahlı örgütle karşı karşıyayız. Yani silahlı militanların tamamını güvenlik güçlerimiz ortadan kaldırsa sizce bu sorun bitmiş oluyor mu? Bunun cevabı çok önemlidir. Hele hele Kuzey Irak'a girdiğimizde dış tepkileri hep konuştuk ama içeride halkımızın göstereceği tepkileri ifade edemedik; etmekten de kaçıyoruz doğrusu. Bölgede büyük tepki olacağından hiç şüpheniz olmasın. İstanbul, İzmir, Antalya, Diyarbakır veya Şırnak'ta ne gibi tepkiler olacağının hesap edilmesi gerekiyor."

Dikkat çeken bir başka açıklama ise AKP Grup Başkan vekili Nihat Ergün'den geldi. Ergün, TRT'ye verdiği demeçte "yangını daha fazla büyütmeyecek, rasyonel çözümler üretilmeli" dedi.

Hilmi Özkök yine sahneye alındı:

Tezkereyi savundu, çuvalcılar haklı çıkarıldı!?

Ne zaman Türkiye kritik bir süreçten geçse, O sahneye çıkartılıyor. Em. G.K. Başkanı. Hilmi Özkök, ABD'nin 1 Mart'a benzer taleplerle Ankara'nın kapısını çaldığı bu günlerde yeniden sahneye çıktı ve "tezkerenin geçmemesi bir anayasal kazadır" dedi. Üstü örtülü bir şekilde ABD'nin Türk askerinin başına çuval geçirmesini de haklı tepki olarak gösterdi.

Emekli olduğu 30 Ağustos 2006'dan bu yana hep sinsi bir zamanlamayla sahneye sürüldü. Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, ABD'nin 1 Mart'a benzer talepleri yeniden gündeme getirdiği bu günlerde Milliyet gazetesinde yayımlanmaya başlayan açıklamalarıyla gündemde.

Yazı dizisinin ilk bölümü Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın Harp Akademileri açılışında konuşma yapacağı 1 Ekim günü yayımlandı. "Tezkerenin geçmemesi bir anayasal kazadır" diyen Hilmi Özkök, Türkiye ne zaman kritik günlerden geçse sahnedeki yerini alıyor. Şimdi Kenan Evren'le aynı binada oturan Özkök, Amerikan askerlerinin geldiklerinde Türkiye'den çıkmayacağını söyleyenleri ise cehaletle suçluyor. Dizinin ilk bölümünde tezkereden sonra Türk askerinin başına çuval geçirilmesini Özkök neredeyse haklı bir tepki olarak gösteriyor ve yaşananları şöyle değerlendiriyor:

"Şimdi, ABD'yi geçirtme, adamların gemilerini dalgalarda haftalarca salla, bilmem ne yap, şimdi bizi dinlemiyor. Eee, niye dinlesin ki? ...Dolayısıyla, onu pişman etmek gibi bir davranış içine girer."

Hilmi Özkök, söyleşinin devamında, 3 Ekim'deki yayında komutanlığını yaptığı askerlerin başına Amerikan askerleri tarafından çuval geçirilmesini savundu: "Düşmana yakalanmak, baskın yemek, baskına uğramak askerin en utanacağı konudur. Ama dostundan, müttefikinden yapılan bir şeyi, bir düşman baskınıyla da bir tutman mümkün değil.

"Aslında, ben ABD'lilerin çuval olayının bizi bu kadar rencide edeceğini bildiklerini de zannetmiyorum. Çünkü onlar için bu çok normal. Göz bağlamak yerine, tamamen pratik bir çözüm."

Sinsi zamanlama ayarı

Ve işte Özkök'ün zamanlaması:

11 Nisan 2007: Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt, 12 Nisan'da açıklama yapacaktı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en kritik aşamasıydı. Halk sokaklara dökülmek üzereydi. Hilmi Özkök, Anadolu Ajansı'na demeç verdi. Cumhurbaşkanlığı için "Meclis en iyisini bulacaktır" diyerek Tayyip-Gül ikilisine açık destek verdi.

18 Temmuz 2007: Büyükanıt, 19 Temmuz'da Harp Akademileri'nde önemli bir konuşma yapacaktı. Hilmi Özkök, yine bir gün önce konuştu. TSK'nın internet sitesinde bütün genelkurmay başkanlarından farklı olarak özgeçmişinde "Başbakan'a bağlıdır" ibaresinin yayınlanmasını göğsünü gere gere savundu. "Tabii ki Başbakan'a bağlıydım" dedi.

31 Temmuz 2007: Seçimler yapılmış, AKP oyunu artırmıştı. 1 Ağustos'ta YAŞ toplantıları başlayacaktı. Hilmi Özkök, Ajans'a yine demeç verdi. Askerin Kuzey Irak politikası için, "katı politikalarla bir yere varılamaz" dedi. Ve son olarak Milliyet gazetesine verdiği röportaj. Amerika, güneydoğumuza Irak'tan çekilme perdesi altında yeniden asker konuşlandırma dayatmasını yaparken, Özkök, 62 bin Amerikan askerinin Türkiye'de konuşlanmasını öngören 1 Mart 2003'teki tezkereyi savundu.

Siyonist Wolfovitz'den recep Bey Ricası!.

Hilmi Özkök hakkında bir ayrıntı da Tayyip Erdoğan ile ilgili: Erdoğan, 2002 seçimlerinden bir gün sonra 4 Kasım 2002'de, zamanın Amerikan Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfovitz'e "Orgeneral Hilmi Özkök'le mahrem, özel bir toplantı yapmak istiyorum" ifadelerini içeren bir mektup yazdı. Bu mektuptan 10 gün sonra Özkök'le Erdoğan özel bir görüşme yaptı. O günlerde Erdoğan değil milletvekili parti başkanı bile olamıyordu. Bu görüşmenin ardından Erdoğan önce milletvekili sonra Başbakan yapıldı.37



36 24.10.2007 / Burhan Ayeri / Akşam

37 7 Ekim 2007 Aydınlık


Bu yazarin diger makaleleri

DTP'NİN ARSIZLIĞI, AKP'NİN AYARSIZLIĞI
TSK'ya saldırı sürüyor, iktidar tepkisiz kalıyor Asker kaçakları, sicilli terör mahkûmları,...
Devami
AKP ÖNÜNÜ GÖREMİYOR
  Zorunlu din derslerinin kaldırılması hem millete, hem İslamiyete hıyanettir!...
Devami
TÜRKİYE'Yİ GİZLİ SÖMÜRGELEŞTİRME SÜRECİ
Lozan, ülkemizin tapusuydu. Şanlı Kurtuluş Savaşımız sonunda; sınırları belirlenmiş, bağımsızlığı...
Devami
DEMOKRASİYİ DEVRE DIŞI BIRAKAN AB DİKTATORYASI
Kopenhag kriterlerinden Ankara bozkırına... 1980'li yıllara gelinceye kadar, Türkiye'nin AET...
Devami
MERKEZ BANKASI, AMERİKA'DAKİ FEDERAL REZERVENİN ŞUBESİ Mİ YAPILIYOR?
Ankara Ticaret Odası (ATO), Merkez Bankası, Halk Bankası, Ziraat Bankası,...
Devami
İSRAİL KAŞINIYOR
  İsrail, Hizbullah yenilgisinin intikamını almak, Türkiye ile Suriye'nin arasını...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4263

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR