ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün5895
mod_vvisit_counterDün7320
mod_vvisit_counterBu Hafta17890
mod_vvisit_counterGeçen hafta43879
mod_vvisit_counterBu Ay131952
mod_vvisit_counterGeçen Ay149785
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17056092

IP'niz: 3.227.247.17
Bugün: 20 Oca 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12282019

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

FETULLAHÇILARIN VE EMPERYALİST FIRSATÇILARIN, MEVLANA İSTİSMARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

BOP kılıflı BİP (Büyük İsrail Projesi) nin, Müslümanları narkozlama ve kısırlaştırma ayağını oluşturan "Ilımlı İslam" safsatasının, ünlü softası Fetullah Gülen ve ekibi, şimdi de Amerika'da Mevlevihane açmaya başlamışlar... Anlaşılan, iyice yozlaştırılan ve İslam'dan uzaklaştırılan bir Mevlana motifine en uygun çağdaş model olarak Fetullah Gülen'i bulmuşlar. Bu barbar ve cebbar Batılılar, Hz. Mevlana'yı ve onun maneviyat ve mesajını bu kadar sevip sahipleniyorlar da, acaba, Mevlana ve Yunus'ların fikir ve feyiz kaynağı Kur'an'a ve Resulullah'a niye böylesine düşmandırlar?!..

Kamil Yeşil'in güzel tesbitleriyle:

Yozlaşmış Hıristiyanlığa ve Siyonist Moon tarikatına alet edilen Mevlana

UNESCO, 2007 yılını Mevlana'nın 800. doğum yılı sebebiyle "Mevlana Yılı" ilan ediyor. Batılıların ilgisine bakarak Türkiye'yi ve Türkleri tanıtmaya bir vesile olduğu için, bazıları buna seviniyor. Bu hem devlet yöneticilerince hem de İslam üzerinde hesabı olan kesimlerce hoş, güzel bir etkinlik sayılıyor. Çünkü Mevlana üzerinden İslam'ın ve hatta İslam'a rağmen Mevlana'nın ne kadar hoşgörülü bir din adamı olduğu yolunda nutuklar atarak AB'ye, dolayısıyla kendileriyle, dinimizden dolayı bin yıldır karşı kutupları oluşturduğumuz Hıristiyan dünyasına hoşgörülülüğümüzü ispata fırsat kabul ediliyor. Böylece hoşgörü adına Allah'ın Kur'an'da kâfirler olarak nitelendirdiği, (Allah, üçün üçüdür diyenler muhakkak kâfir olmuştur.) O'nun "gadabına uğrayan" ve "sapanlar" olarak tanıttığı kişilere olan bakışımızın değişeceği varsayılıyor. Hatta onların karşısında suçluluk psikozuna kapılanlar, neredeyse Hazreti Peygamberin, Mekke dönemine ait mücadelesini ve Medine dönemini içine alan cihat dönemini sulandırmaya, hatta suçlamaya kalkışıyor. Bunların göz ardı edilmesi bir yana savunma adına yaptığı savaşlar bile görmezden geliniyor.

Uydurmuşlar Mevlana adına bir şiir. Şuyûu vukûundan beter bir durum çıkmış ortaya: "Yine gel! Yine gel! Ne olursan ol, yine gel! /Hıristiyan, Mecusi, putperest olsan yine de gel! / Bizim dergâhımız umutsuzluk dergâhı değildir, / Yüz kere tövbeni bozmuş bile olsan yine gel..."

Kabul etmek gerekir, bu sözler Mevlana Hazretlerinin eserlerinin genel mesajına ters düşmüyor. Ancak ülkemizde ve İslam dünyasında bir tek Allah'ın kulu çıkıp da bu sözler Mevlana'nın şu eserinde, şu sayfalarda geçiyor diyebilir mi? Diyemez. Çünkü bu sözler ona ait olmadığı için onun eserlerinde geçmiyor...

Mevlana'ya nispet edilen bu sözler, acaba, "siz Hıristiyan, Mecusi, putperest kalın mı" diyor, yoksa bu inanışta olanları İslam'a mı davet ediyor? Tabi ki başka inanışta olanları, kurtuluşa davet ediyor. Ama yapılan yorumlara bakarsanız, Hazret, sanki onlara "sakın Hıristiyanlıktan, Yahudilikten, Mecusilikten, putperestlikten ellerinden gelse ateistlikten diyecekler vazgeçmeyin, siz böyle de cennete girersiniz" demiş oluyor... Böyle anlaşıldığı ve aşılandığı içindir ki Batılılar bizden bir kişiyi anmak ve bir yıl boyunca gündemde tutmakla neyi amaçlıyor olabilirler acaba? Sorusunun cevabında ortaya çıkıyor.

Bunların amacı: bu şahsiyeti yetiştiren İslam'ı ve tasavvuf ahlakını öne çıkarmak mı, yoksa Mevlana ile O'nu yetiştiren alt yapı arasındaki bağı koparmak mı?

Yapılan etkinliklere, söylenen sözlere baktığımızda ne görüyoruz? Müzikler, dans ve dönme hareketleri, müziğe eşlik eden figürler ve her şeyi hoşgören bir kişilik. "Vatanım ruy-ı zemin, milletin nev'i beşer" anlayışını destekler şekilde bir şiir seçimi. Dikkat edilirse bu anlayış Müslümanlığa ait toprakları kutsal olmaktan çıkaran, en önemli fark olan "dini inanışı" devre dışı bırakan bir anlayıştır. Ancak böyle bir tutum sayesinde bir toprak elden çıkarılabilir veya Müslüman bir millet başka dinlere, inanç sistemlerine yaklaştırılabilir.

Adeta denilen şudur: Sizin büyük şair ve ermiş olarak saydığınız kişi bile inanç farkı gözetmiyor insanlar arasında. Önemli olan herkesi sevmek ve her şeyi hoşgörmek ve boşvermektir. Dini ve itikadi sebeplerle kâfirlerden ve zalimlerden nefret etmeyin!.

Öylesine uydurma bir Mevlana ile karşı karşıyayız ki, dikkatle bakmazsanız onu yetiştiren iklimin bir İslam iklimi olduğunu göremezsiniz. Mevlana Hazretlerinin Müslümanlığı hiç söz konusu değil bu programlarda. Onda bulunan hoşgörü ve sevginin kaynağı İslam'la, yani onun peygamberi Hz. Muhammed Mustafa'yla (sav) hiçbir ilgisi yok. Mevlana Hazretleri sanki; din içinde yeni bir din getirmiş ve adeta bize diyor ki "İslam olmadan da, Kur'an'a bakmadan da, Hz. Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem'i, sünnetini ve sistemini yaşamadan da, iyi bir Müslüman, iyi insan olabilirsiniz, cennete gidebilirsiniz, biz sizi böyle de kabul ederiz. Nedir bu İslam inancı, Kur'an, Hz. Muhammed inadı bunlardan vazgeçiniz."

Buraya kadar yutturabilirlerse, bundan sonrası için büyük bir engel kalkmış olacak. Çünkü bundan sonra söylenecek söz şu: Mevlana Hazretlerinizdeki sevgi, dünyaya karşı isteksizlik Hıristiyanlıkta da var ve üstelik bu mesajları veren bir insan değil. "Üçün üçü."

Siz hiç, namaz kılan bir Mevlana ve Yunus Emre figürü seyrettiniz mi? İzlediğiniz filmlerde bu büyükleri canlandıran kişiler hiç oruç tutmuş, zekât vermiş, Kur'an okumuş ve hatta zikir adına kelime-i tevhit getirmiş olarak gösterilmiş mi? Ben görmedim. Çünkü bu kişiler, İslam'la bağı en aza indirgenmiş kişiler olarak sergilenir ve kişilerin böyle de Müslüman ve hatta makbul bir Müslüman olabileceği inancı yerleştirilmek istenir.

Bu, Hıristiyan dünyasının ilk işlediği cinayet değildir. İtalyan şair Dante, İlahi Komedya'da sevmediği, düşman olduğu bütün kişileri cehennemde gösterir. Bunların içinde hâşâ sümme hâşâ Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve selem ile Hazreti Ali radıyallahü anh de vardır.(28. manzume) Dante, Hazreti Peygambere bozguncuların katı olarak adlandırdığı cehennemin sekizinci katında yer ayırırken(!) Selahaddin-i Eyyubi'yi cehennemin birinci katına yerleştirir. Çünkü Selahaddin-i Eyyubi Hazretleri Haçlıları Kudüs Seferi'nde durdurmakla kalmamış, bütün Haçlı ordusunu kılıçtan geçirmeye gücü yetmesine rağmen onların bazı komutanlarını, zayıflarını, kadınlarını ve yaşlılarını affetmiş ve geri dönmelerine müsaade etmiştir. Ondaki bu insanseverliği ve insana olan saygıyı atlayamayan Dante, Selahaddin-i Eyyubi'yi kendi sanal cennetini bile çok görmüş ve ödül(!) olarak onu cehennemin birinci katına itivermiştir. Dante'de, dinden yani Kur'an'dan ve Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem'den bağımsız olarak ele alınan bu sahte insanseverlik şimdi Mevlana ve Yunus Emre ile sürdürülmek istenmektedir.

Çünkü onlar Mevlana'daki, Yunus Emre'deki, Selahaddin-i Eyyubi'deki inancın, insancıllığın ve insana olan saygının gerçek kaynağını bilmiyorlar veya biliyorlar da gizlemek istiyorlar (kâfirlik yapıyorlar). Hemen belirtelim ki Selahaddin-i Eyyubi'nin Kudüs'te Haçlıları kılıçtan geçirmeyip affetmesi Hz. Peygamber sallalllahü aleyhi ve sellem'in Mekke'yi fethetmesi sonucunda Mekke müşriklerine gösterdiği tavırdan kaynaklanır. Efendimiz, Mekke'yi fethetti ve onu on yıl önce Mekke'yi terk etmek zorunda bırakan kişiler orada bekliyordu. Efendimiz onlara döndü ve şöyle dedi: "Şimdi benden ne bekliyorsunuz?" Herkesin başı önde. Ne derse verilecek cezaya razı idi.

Orada bulunanlar "Bize ne yaparsan yap, haklısın, boynumuz kıldan ince" dediler. "Ancak biz seni merhameti çok biri olarak biliyoruz" diye eklediler. Efendimiz Mekkelilere döndü ve "haydi gidiniz" Hz. Yusuf'un kardeşlerine söylediği gibi; hepiniz bağışlanıp affedildiniz!.. Dedi.

Bunu bilmeyen hatta bilmek istemeyenler O'ndan bağımsız bir insan sevgisi icat etmeye kalkıyor ki Mevlana ve Yunus Emre ile ilgili programlarda görülen budur. Elimde Kültür Bakanlığı'nın (Konya Valiliği ve İl Kültür Müdürlüğü) hazırladığı beşli bir kitap seti bulunuyor. Rubailer'den Seçmeler, Fihi Mafih'ten Seçmeler, Mesnevi'den Seçmeler, Divan-ı Kebir'den Seçmeler ve Mecalis-i Seb'a ve Mektubat'tan Seçmeler adını taşıyan bu kitaplarda Mevlana ile ilgili verilen bilgiler çok sınırlı ve tabiri caizse suya sabuna dokunmuyor. Yani bu kitaplarda Mevlana ve Kur'an, Mevlana'da Hazreti Muhammed Sevgisi, Son Din İslam ve Mevlana'nın Mesajı, İslam'ın İlkeleri ve Mevlana gibi bilgilerin bulunması gerekmez mi? Diyorum ki bundan sonraki programlarda bildiri sunacak, konuşma yapacak olanlar sadece insan sevgisi, hoşgörü, bütün dinleri, inançları İslam seviyesine çıkaran veya İslam'ı diğer inançlar seviyesine indiren söylemler yerine mesela, "Men bende-i Kur'an'em" dizesi okunsun ve açıklansın.

Mevlana ve Kur'an, Mevlana'da Hazreti Muhammed Sevgisi, Son Din İslam ve Mevlana'nın Mesajı, İslam'ın İlkeleri ve Mevlana gibi konuşmalar yapılsın. Bakalım bundan sonra da Batılılar ve İslamsız dindarlar(!) Mevlana'yı aynı sitayişle sevecekler mi? Madem Mevlana Hazretleri Müslümandır, Mevlana'yı, Yunus Emre'yi İslam dini yetiştirdi, öyleyse İslam dini çok yüce bir dindir, onlara bu ahlakı veren Hazreti Muhammed gerçekten bir peygamberdir, İslam'daki insan sevgisinin kaynağı Hazreti Muhammed sallallahü aleyhi ve selemdir ve Allah'tır öyleyse ona teslim olalım mı diyecekler yoksa "haydi bize müsaade" mi?

Sözün özü şu: Mevlana Hazretleri ile ilgili etkinliklerin altında yatan saik Türklerin Hıristiyanlığa giden yolunu kısaltmak, Türkiye'de Hıristiyanca ve hatta inançsızca yaşayan kişilere ruhi bir tatmin sağlamak, Hıristiyan olan Türk çocuklarına olan bakışı yumuşatmaktır. Öyle değil diyen varsa beri gelsin.62

Oysa Mevlana Kafirler İçin Şunları Söylüyordu:

Hep gül, bülbül, raks, şarap şairi olarak takdim edilmeye çalışılan ve fakat Mesnevisinden değil de birilerinin yorumundan Mevlana'yı tanıyanlara hiç bir yorum yapmadan Tahir-ül Mevlevi'nin tercemesinden aynen naklederek Mevlana'nın kafirler hakkındaki sözlerini aktarıyoruz.

Verilen numaralar, Şamil Yayınevi'nin baskısındaki beyit numaralarıdır.

271- "Bu, yani, mü'min-temiz ve zirâate kaabiliyetli bir tarla gibidir.  Öbürü -yani, kâfir- ise çorak ve kötü bir yerdir. Yine mü'min, melek gibi mâsumdur, kâfir ise şeytan ve canavar misâlidir."

278- "Kâfirler, inkar ve inâd hûsûsunda maymun tabîatlıdırlar. Göğüs içerisindeki tabîat, bir âfettir."

279- "İnsanın yaptığını maymun da yapar, insandan ne görürse onu taklid eder."

280- "Maymun, ben de insan gibi yaptım sanır. O inatçı hayvan, aradaki farkı nasıl tanır?"

281-  "Bu; -yani mü'mini kâmil- mahzâ emre itâat için yapar; diğeri yani kâfir ve fasık ise mücâdele ve gösteriş olsun diye yapar. O gibi inatçı ve taklitçi adamların başına toprak saç."

638- "Kâfirler, cehennem cinsinden oldukları için dünyâ zindanından hoşlandılar ve ona yaklaştılar."

639- "Peygamberler ise illiyyîn cinsinden oldukları için can ve gönül illiyyînine girdiler."

1229- "Sende kâfirden bir kâf, yani küfrani itikad bulundukça; kâfirler gibi kokuşmuş bir şehvet makinası sayılırsın."

1375- "Taşlar ve taş yürekli kâfirler, o cehennemin içine mahrum ve mahcub olarak girerler."

2231- "Tâ ki, Allah yolunda infakına bitmez ve tükenmez bir hazine bulasın; bir de, kâfirler sırasında bulunmaktan kurtulasın."

3241- "Ne kadar kâfir vardır ki, kendilerinde din sevdası (ve örnek Müslümanlık havası) mevcuttur. Onların seddi de şunun bunun kibri ve nâmusudur."

3312- "Şüphesiz vahşileşmiş düşman kâfirlerin kanı da (Hakk'ın hatırına) ok atanlara ve mızraklara karşı mübah olmuştur."

3594- "Taş, ateşle imtihan edildiği için kâfirlerin azabı ateşle olmuştur."

3595- "O taş gibi kalbe biz ne kadar nasihat eylemiş ve rifk-u mülâyemetle söylemiştik de hakkı kabul etmemişti."

3596- "Kötü bir yaranın damarı, kötü bir ilaçla sarılır. Ölmüş eşek kafasına köpek dişi yakışır." (Kafirlere de zillet ve rezalet bulaşmıştır.)

3597- "Kötü sözler ve çirkin işler kötü kimseler içindir, kavl-i kerimi ayn-i hikmettir. Çirkinin çirkine eş olması yaraşır. Çünkü aynı cinsidir."

4112- "Git, kâfirlere karşı şiddetli bulunan eshâb-ı kirâm meşrebinde ol. Yabancıların dostluğuna karşı toprak saç, yani onlardan yüz çevir." (Kefereyi seven, nefreti hak etmiştir.)

4113- "Din düşmanları olanların başına kılıç ol. Sakın tilki oyununa ve onun gibi yaltaklanmaya kalkışma. Arslan ol ve arslan gibi heybetli ve cesâretli bulun."

4273- "O alçak kalpazanlar, yani, mürâiler, münâfıklar ve kâfirler; gündüzün, yani, kalbi münevver zevâtın düşmanıdırlar. Altın gibi olan hâlis ve muhlis mü'minler ise gündüz gibi nurlu olan o zevât-i kirâmın âşıkıdırlar."

4476- "Kâfir de, mü'min de Allah der. Fakat ikisinin arasında mühim bir fark vardır." (Kafir ve münafık Allah'ı haşa, hizmetçileri ve istismar vesilesi bilir. Müminler ise Allah'ı; Rableri, sahipleri ve efendileri bilir.)

4477- "Bir dilenci ekmek dilendiği için Allah der. Bir mütteki ise tâ samîm-i rûhundan gelen bir ihlâs ve coşkunlukla Allah'ı zikreder."

4478- "Eğer dilenci, söylediği sözün, yani, Allah lafz-ı şerifinin ne demek olduğunu hakkıyle bilseydi istismarcılık ve kolaycılıktan vazgeçerdi."

4479- "O dünya için din istismarı yapanlar: saman için Mushaf taşıyan eşek gibi senelerce Allah der."

4768- "Bütün kâfirlerin, peygamberlerin cevheri parıltısından, onların nübüvvet nurlarından feyz almaya kendilerinin kötü niyetleri ve bozuk hürriyetleri mani olurlar."

5559- "Kâfirler, Hz. Ahmed ve Muhammed Aleyhisselamı beşer gördüler. Çünkü ondan (inşakkalkamer)i görmediler."

5755- "Kâfirler görüp anlayacaklardır ki onlar, toprak kadar da cömerdliğe nâil olamamışlardır."

5756- "Kâfirlerin vücûdundan gül ve meyve yetişmedi. Bütün temizlikleri bırakıp fesaddan başka bir şey aramadı."

5757- "Onların her biri diyeceklerdir ki hayat çizgimde çok geri gitmişim. Keşke ben de toprak olaydım."

5758- "Keşke Topraklıktan sefer edip yükselmeyeydim, toprak gibi ben de dâne devşirip onu meyve hâline getireydim."

5759- " Topraklıktan insanlığa sefer edince yol beni imtihan etti. Bu sefer de bulunmaktan yol hediyem ne oldu?"

5760- "O, önünde bir fâide görmediği için gözü topraktadır."

5761- "Onun yüzünü geriye çevirmesi, dünyâya olan hırsındandır, gideceği yola teveccüh etmesi ise nefsi arzulardır."

Bir zamanların katı şeriatçı ve İslamcı yazarı Ahmet Taşgetiren, ılımlaştırılıp uyumlu hale getirildikten sonra, Fetullahçıların Aksiyon Dergisinde ve "Müslümanlığımızı önemsemek" makalesinde; öteden beri İslam'ı yozlaştırmak ve siyonizmle uzlaştırmak üzere hayattan ve hakikatten uzaklaştırmak isteyenlerin tekrarladığı "Din insanla Allah arasındaki bir vicdan meselesidir" safsatasını haklı çıkarak yorum ve yaklaşımlar içindeydi:

"Problem nerede? Yani insan kendisini "Müslüman" olarak tanımladığı halde 'İslam dairesi'ni zorlama noktasına neden geliyor?

Bana göre bunun sebebi, insanın Yaratan'ı ile, din ile ilişkisini sağlıklı biçimde belirleyememesi...

-İslam bizim neyimiz olur?

-İslam'ın kapsama alanı nedir?

İnsanımızın çok kullandığı bir söz var:

"-Din, kul ile Allah arasında bir şeydir."

İnsanımız bu sözü daha çok, kendi hayat tarzına ve dinle ilişkisine başkasının karışmasını istemediği zamanlarda söylüyor.

İnsanın 'özel'ine tabii ki saygı duymak gerekir.

Ayrıca din, birey olarak idrak edilmesi istenen bir disiplindir. Abdülkadir Geylani "İnsan tek başına doğar, tek başına Müslüman olur, tek başına tevbe eder, tek başına ölür, tek yargılanır" der. O bakımdan o tek başına idrake de önem vermek gerekiyor.

Belki gerçekte de dinin asıl alanı insanın Yaratan ile kurduğu bağla alakalıdır.

Öte yandan Din, oradan, yani kul ile Allah arasındaki ilişkiden yola çıkarak insan ve toplum hayatında somutlaşır."63

Ermeni vatandaşımız Garo Mafyan, Fetullah Gülen'in şiirlerini besteleyip seslendirmesini de Aksiyon Dergisi şu sözlerle değerlendirmişti:

"Türk popunun seyr-ü seferinde Garo Mafyan, ayrıcalıklı isimlerin başında geliyor. Barış Manço'dan Ajda Pekkan'a, Leman Sam'dan Zerrin Özer'e kadar birçok sanatçının yine birçok ünlü eserine imza atmış bir müzik adamı olmasının yanında, Mafyan, Türkiye'de senfonik müziği kulaklarımıza yerleştiren İstanbul Gelişim Orkestrası'nın da kurucuları arasında yer alıyor. Usta müzisyen, yakın zamanda "Bahar-Garo Mafyan Şarkıları" isimli albümde, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin yüreğinden dökülen on şiiri nağmeleyerek oldukça önemli bir işe imzasını koydu. Popüler müziğin usta ismi, bu farklı müzikal yolculuğu Aksiyon'a anlattı."64 Evet, acaba çok koyu şeriat düşmanı Garo Mafyanlar, nasıl böyle Fetullah hayranı olmuşlardı?

Irak'taki dehşet ve Gazze'deki vahşete Fetullahçılar sessiz kalıyordu!

Biz Türkiye'de 22 Temmuz seçimlerine endekslenmişken, yaklaşık iki milyon Filistinlinin "ikamet ettiği" Gazze'de büyük bir insanlık dramı yaşanıyordu.

İsrail tarafından dünyaya kapatılmış Gazze sahil şeridinde insanlar ikamet etmiyor, aslında temerküz kamplarında tutuluyordu. Uluslararası gözlemcilerin verdiği raporlara göre, iki milyon insanın iki haftalık gıda, üç haftalık ilaç stoku kalmış bulunuyordu. Yakıt ise her an kesilmek üzereydi, çünkü zaten yakıtı veren bir İsrail şirketiydi.

Hiç kimse Filistin halkının iki kampa ayrılıp bir iç savaşa doğru gitmesini arzu etmiyordu. Fakat Hamas ile El Fetih kuvvetleri arasında onlarca insanın hayatına mal olan çatışmalar yaşanıyordu. Yine birçok gözlemcinin ifadesine göre, bu çatışmaların arkasında İsrail sırıtıyordu. Belki oyuna gelmemek, sabır ve teenniyle hareket etmek lazımdı; fakat ortada apaçık bir haksızlık söz konusuydu. Şöyle ki: Yüzlerce gözlemcinin takip ettiği demokratik bir seçimden Hamas oyların yüzde 71'ini alıyordu. Meşru ve adil bir seçim yapılıyordu. Esasında İsrail'in yıllardan beri yürüttüğü propagandaya göre Arap halkları demokratik kültüre uzak olduğundan, bölgede demokrasiyi temsil etme imtiyazı sadece İsrail'e ait görünüyordu. Amerika da, bölgeye demokrasi getirmek üzere Irak'ı işgal ettiğini söylüyordu. Oysa bunların hiçbirine gerek yoktu. Bugüne kadar hiçbir Arap halkına özgür seçim yapma fırsatı verilmiyordu.

Filistin seçimlerinden sonra İsrail seçimleri kabul etmediğini açıklayınca, Amerika hemen İsrail'i destekleniyor, arkasından AB de bu koroya katılıyordu. Bu nasıl bir AB ki, Paris Şartı'ndan Kopenhag Kriterleri'ne kadar "insan hakları, serbest piyasa ekonomisi ve demokrasi"yi emredici değerler olarak ortaya çıkarıyor, Müslümanlar "Pekiyi, demokrasi olsun" dediklerinde, "Hayır, ben senin tipini, dünya görüşünü beğenmedim" deyip kendi değerlerini hiçe sayıyordu?

Dahası, İsrail, 41 Filistin milletvekilini esir alıp zindanlara atıyordu, içlerinde Filistin Parlamento başkanı ve bakan da bulunuyordu. 6 aylık bebeklerin de içinde yer aldığı 12 bin tutsağın yanına milletvekillerini ve meclis başkanını göndermenin hukuki gerekçesi olur muydu?.. Vicdan adına kırıntının kalmadığı bir dünyadayız. Gazze halkı ölüme terk edilmişti, vicdan sahipleri de sadece seyrediyordu65 diyen Zaman yazarı Ali Bulaç manevi patronları Fetullah Gülen'in tepkisizliğini ve ABD hizmetçiliğini niye dile getirmiyordu?

Ve Fetullahçı Ahmet Kurucan, küreselleşmek ve Siyonist dünya düzenine köleleşmek gerektiğini şöyle dile getirmekteydi:

"Dün böyleydi, bugün de böyle ve yarın da böyle olacak; insanların topluluk halinde birlikte yaşamaları ancak ve ancak ‘mutabakat unsurları' üzerinde anlaşmaya varmaları ile mümkün olacaktır. Yazıya böyle bir giriş yapmamızın sebebi şu; globalleşen dünya ile insanlık ailesi, her zamankinden çok daha farklı bir şekilde muhtaçtır birlikte yaşamaya. Ama bunun için din, dil, ırk, cins, mezhep vb. unsurların ayırıcı değil, birleştirici bir rol oynaması gerekir. Aksi halde dünyamızın geçmişte yaşadığı türden savaşların -ki bu unsurlardır söz konusu savaşlarda rol oynayan- yeniden yaşanmaması için hiçbir sebep yoktur. O zaman önce ayırıcı gibi gözüken unsurların ayırıcı değil aslında birleştirici, farklılıkların fakirlik değil, zenginlik kaynağı olduğu noktasında bir zihniyet devrimine ihtiyaç vardır. Başka bir ifadeyle; tarihe mal olmuş savaşların, kanların, gözyaşlarının, mağduriyet ve mazlumiyetlerin bugünlere kin ve nefret olarak gelmemesi gerekir. Zaten bu değil midir tabandan tavana bütün bir insanlık olarak içinde yaşadığımız şu dünyayı bize yaşanılır kılacak?"66

Fetullah Gülen'i örnek bir İslam bilgini olarak gösteren, Yahudi asıllı Leonid Sykiainen; vatanlarını, inançlarını ve temel insan haklarını savunan Filistinli mücahitleri,  ABD işgaline ve emperyalist vahşete başkaldıran Iraklı direnişçileri "terörist" sayan bir siyonisttir. Fetullah Güleni de, bu İslam cihat ruhunu körletip, Müslümanları köleleştirdiği için sahiplenmektedir.

Başka işimiz yok mu?

""Hoşgörü", "çoğulculuk", "herkese bulunduğu konumda saygı..." gibi "ayartıcı" davranış kodları ruhumuza sindikçe neyin önemli, neyin görmezden gelinebilecek önemsizlikte olduğu birbirine karışıyor.

Sözgelimi İslam Dünyası'nın ve ülkemizin içinden geçmekte olduğu bu zor dönemde konuşmamız gereken en önemli şey ne olmalı? İşgaller? Direnişler? Mücadele yöntemleri? Sindirilmiş ve uyuşturulmuş ruhların harekete geçirilmesi?.. (Evet bu konular üzerinde kafa yorulmalı ve yorumlar yapılmalıdır.)

Bütün bunlar gündemin birinci maddesi olarak tesbit edilmeyi hak edecek önem ve ağırlıkta. Bu doğru. Peki işgal sadece askerî ve ekonomik sahada mı olmaktadır? Bilincimize ve itikadî çizgimize yönelik bir tasalluttan söz etmek çok mu abes kaçacaktır?

Şurası kesin ki, İslam Dünyası fiilî işgallerden önce kültür ve bilinç istilasına uğramıştır. Bunun sonucu da itikadî çizgideki ve "Din tasavvuru"ndaki dejenerasyonlar yaşanmaktadır.

Yazının başında zikredilen "Hoşgör, Boşver" mantığı ve kavramlar, yaşadığımız durumun "yaşanması gereken" durum olduğunu bize telkin etmekle, aslında işgal ve istilanın en önemli ayağını oluşturmaktadır.

"Sizin başka işiniz yok mu; bakıyorum da hep Müslümanlarla uğraşıyorsunuz?" sorusunun niçin önemsenmesi gerektiği işte burada ortaya çıkıyor. Zira içinde bulunduğumuz durumda herkes neyi "iş" edinmesi gerektiğini alabildiğine titiz bir şekilde tesbit edemiyor...

Abdülhayy el-Leknevî merhum, "Niçin Rafızîler dururken Ehl-i Sünnet ile uğraşıyorsun?" tarzındaki sorusu üzerine, Tezkiretu'r-Râşid'de şöyle der: "Ulemanın görevi, önem sıralamasına göre hedef tesbitinde bulunmaktır. Malumdur ki Ehl-i Sünnet tarafından kaynağı bilindiği için Rafızîler'in hurafeleri o kadar zararlı değildir. Ancak Ehl-i Sünnet olarak bilinen kimselerin hurafeleri böyle değildir. Bunların zararı hem daha sür'atli yayılır, hem de daha kalıcı olur. Dolayısıyla bunlara gerekli mukabelede bulunmak ulemanın üzerine vaciptir."67

Bir başka yerde de şunları söyler: "... Bid'at ehli grupların çürük ve yanlış görüşleri Ehl-i Sünnet üzerinde çok fazla saptırıcı etki yapmaz. Çünkü Ehl-i Sünnet onların Sünnet'e ittiba çizgisinin dışında olduğunu bilir. Hadis ve Kur'an'a ittiba iddiasında bulunanların çürük ve yanlış görüşlerine ve "Ehl-i Hadis ve Kur'an"ın çoğunluğuna muhalif tercihlerine gelince, bunların yaptığı tahribat daha fazladır. Dolayısıyla onların görüşlerinin reddiyle iştigal etmek daha doğru ve isabetlidir."68

Sonuç olarak eşyayı, olayları, fikirleri ve kişileri feraset ile tanıyıp idrak eden müteyakkız mü'min, şu kısacık dünya hayatının hiçbir sıkıntısının, kendisini ve ahiretini tehlikeye atmak anlamına gelen bir "kayma" ve "sapma" durumuna itmesine izin vermez. "Dünyayı kurtarmak" adına Ehl-i Sünnet çizgisinden verilen her taviz, ahiretin biraz daha mahvolmasından başka bir anlam ifade etmez! Üstelik dünya da böyle kurtarılmaz!"69



62 05.07.2007 / Milli Gazete

63 28 Mayıs 2007 / Aksiyon

64 28 Mayıs 2007 / Aksiyon

65 09.07.2007 / Zaman

66 19.05.2007 / Zaman

67 (Tezkiretu'r-Râşid, 34.)

68 (A.g.e., 58.)

69  16.06.2007 / Dr. Ebubekir Sifil / Milli Gazete



Bu yazarin diger makaleleri

DİKKAT ET, GİTMESİN!
DİKKAT ET, GİTMESİN!          Tez kızıp da, çok köpürme Çünkü ağırlığın gider! Yediğin...
Devami
KURTARILMAKTAN USANDIK!
  Sanki hıyanete uğramak kaderimiz Bilmem bu hastalığa nasıl yakalandık? Hep meydanlarda...
Devami
UYANIN CANLAR!
  Şahsi ikbal ve ihtiras, uğrunda neler yapıyor, Ülke gitmiş, millet...
Devami
HAYDİ YÜREĞİM
  Haydi dayan yüreğim Kanadıkça kanacaksın Yandıkça uyanacaksın... Ey, kaidesinden kayan yüreğim! Saat sesi...
Devami
SİVAS KONGRESİ'NDE "MANDA" MÜNAKAŞASI
  86 yıl evvel 4 Eylül 1919 Perşembe günü açılıp,...
Devami
SEVMEYEN BİZDEN DEĞİL
Muhabbet ki imanın, en halis meyvasıdır Kin ve düşmanlık ise, gönüllerin...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3975

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR