YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6980b69a23f41
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 5
Bugün : 27770
Dün : 57744
Bu ay : 85514
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48788827
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Papadopulos kin kusuyor

"Tek düşmanımız var. O da Türk ordusudur"

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, New York'ta 2004'te BM hakemliğini kabul ettiği için pişmanlık duyduğunu ifade ederek, ‘'Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yeni bir çabada BM'nin hakemliğine asla izin vermeyeceğini'' söyledi.

Papadopulos, düzenlediği basın toplantısında, ‘'BM Genel Sekreterinin hakemlik için ortaya koyduğum şartlara bağlı kalacağını değerlendirmem galiba hataydı'' dedi.

Seçim kampanyalarında tansiyonu düşürme çağrısı yapan Papadopulos, ‘'Beraberliğimizi, mücadelemizin en kıymetli zeminini korumalıyız. Aramızda düşmanlar yok. Tek bir düşman var, o da Türk ‘işgal' ordusudur'' sözlerini sarfetti.

 ‘'Annan çözüm planını reddederek Rum halkını büyük bir tehlikeden koruduğunu'' ileri süren Papadopulos, çözümün olmamasına rağmen, Rumların Avrupa Birliğine girdiğini ve sosyoekonomik açıdan büyük kazanımlar elde ettiğini dile getirdi. Peki bizde: "ordumuzu etkisiz kılma ve savunma bütçesini azaltma" gayretleri güdenler ve demokratikleşme görüntüsüyle ikidebir TSK'ya hücum edenler Rum Gâvurundan daha beter değil miydi? 

Rusya, Endonezya'ya 1 Milyar Dolarlık Silah satıyor

Bu arada, Rusya, Endonezya'ya 1 milyar dolarlık silah satacağına söz verdi. Rusya lideri Vladimir Putin'in Cakarta ziyaretinde imzalanan anlaşma gereğince, Moskova dünyanın bu en büyük İslam ülkesine 15 yılda 1 milyar dolarlık helikopter, tank ve denizaltı satacağı bildirildi. Endonezya, geçen ay da Rusya'ya 6 adet Suhoy-30 avcı uçağı sipariş etmişti. Uçakların bedeli 350 milyon doları geçmekteydi. Gözlemcilere, göre Cakarta hükümeti silah kaynaklarını çeşitlendirmek amacıyla Rusya'yla anlaşmaya gitmişti. Rusya'nın, Cakarta'yla enerji alanında anlaşmalar yapmayı da tasarladığı belirtildi. Böylece Rusya'nın Amerikan gelişmeciliğine karşı İslam ülkeleriyle çok yönlü ilişkiler geliştirmesi sevindiriciydi.

Savaşın özel sektörü ve siyonizm faktörü ürkütüyor

11 Eylül sonrası Yeni Dünya Düzeni'nde, önceden saman altından su yürüten şirketler doğrudan savaşın tarafı haline gelmişti. Pek çok hükümetten daha fazla sermayeyi ellerinde bulunduran bu çok uluslu Siyonist şirketler savaşta "silahlı" rol oymamaya da girişmişti. Savaşlarda paralı askeriyle cephede yer alan şirketler, artık kanlı kârlarını daha da artırma yoluna gitmişti.

Zamanın BM Genel Sekreteri Kofi Annan, 1998'te Ruanda'daki iç savaş sırasında, "teröristleri mültecilerden ayırmak için" özel bir şirketi görevlendirmeyi düşündüğünü, ancak o zaman "dünyanın barışın özelleşmesine hazır olmadığı"nı söylemişti. Oysa ABD'de paralı askerliğin gelişmesi Savunma Bakanı Rumsfeld'in orduyu küçültüp daha ölümcül bir yapıya kavuşturmak istemesiyle başlamış ve Rumsfeld'in politikası 1990'larda hayata geçirilmişti. Soğuk savaşın sona ermesiyle 2,1 milyon olan ABD ordusundaki asker sayısı 1,4 milyona düşürülmüş. Özel askeri şirketlerin rolünün genişletilmesi hamlesi ise, Bosna'da gerçekleştirilmişti.

Irak'ta 130 binden fazla ABD askeri, yaklaşık 9 bin İngiliz ve bazı müttefik ülkelerin sınırlı sayıda birlikleri bulunuyor. Paralı askerin sayısı ise 20 bin. Özel ordu uzmanı Peter W. Singer'e göre, Irak'ta her 10 askerden biri paralı asker. Özel şirketler paralı askerlere yılda 115 bin dolara kadar ulaşan ücretler ödüyor. Günlük ücretler ise 500 ila 1500 dolar arasında değişiyor. Zaten bu yüzden de The Economist dergisi Irak'ın işgalini "ilk özelleşmiş savaş" olarak adlandırdı. Bugün itibariyle 110 ülkedeki 90 askeri şirketin cirosunun 100 milyar dolara ulaştığı hesaplanıyor.

– Şu anda Pentagon'un anlaşmalı olduğu Caci International, Tati gibi özel askeri şirketlerin yaklaşık 20 bin personeli Irak'ta görev yapıyor. İngiltere'nin ise Global Risk adlı firmasının 1100 çalışanın Irak'ta görev yaptığı biliniyor. Bu şirketler içinde Amerikan ve İngiliz vatandaşı olmayan pek çok kişi görev yapıyor. İngiltere için Irak'ta 500 Nepalli, 500 de Fijili asker savaşıyor. Bugün Irak'ta, çeşitli şirketler için Nepalli, Fijili, Filipinli, Avustralyalı ya da Güney Afrikalı pek çok kişi savaşıyor.

Paralı askerlerin yetmemesi ise başka ülkelere de yönelişe yol açtı ki bunlardan biri de Türkiye. Nitekim ABD, Türkiye'de bazı günlük gazetelere ilan vererek paralı asker aradığını duyurmuştu. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın izniyle yayınlanan ilanda 'Kuzey Irak'taki ABD üslerinde görevlendirmek üzere: İngilizce bilen, silahlı kuvvetler, Emniyet veya özel güvenlik teşkilatlarında çalışmış güvenlik yöneticileri ve Arapça veya İngilizce bilen, silahlı kuvvetler, Emniyet, özel güvenlik teşkilatlarında çalışmış güvenlik elemanları aranmaktadır' deniliyordu. İlanın yayınlanmasının ardından henüz iki hafta geçmişken, Türkiye'den 4 bin kişi, ABD adına Kuzey Irak'ta görev yapmak için başvuruda bulundu ve proje hakkında bilgi aldığı bildirildi. Bu noktada eski Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel'in açıklamalarına katılmamak mümkün değildi: "Türkiye'nin Irak'ın işgaline bulaşması doğru değil. Türk insanının bölgedeki emperyalist çabalara, paralı asker olarak katılıp alet olması bence çok yakışıksız" demişti. 

Savaş şirketleri Mafyavari çalışıyor

Özel Savaş şirketlerinin, cephedeki rollerinin her geçen gün arttığı bir döneme girildi.

Başlangıçta teknik eğitim ve istihbarat hizmetleri verilmesi, dil bilimi uzmanları bulunması ve güvenliğin sağlanması gibi hassas işleri üstlenen şirketler; zaman içinde erzak konvoylarına eskortluk, yeniden imar projeleriyle petrol tesisleri ve boru hatlarının korunması, işgal yönetiminin başkanı Paul Bremer ve diğer üst düzey yetkililerin güvenliğinin sağlanması konusunda sorumluluk almaya yöneldi.

Bununla da yetinmediler, ABD ordusu yeterli askeri istihbarat ve CIA elemanı bulamayınca paralı askerler kullandı. Direniş şiddetlenince özel askeri şirketler operasyonlarda da bilfiil yer almaya başladı. Örneğin, Necef'te Sadr milisleriyle çatışmalara girdiler. Felluce'deyse, geçen yıl bir Amerikan helikopteri düşürüldüğünde, olay yerine ulaşan, bölgeyi abluka altına alan ve arama-kurtarma çalışmalarını yapan paralı askerlerdi. Ebu Garib cezaevindeki işkence skandalının da ortaya koyduğu gibi paralı askerlerden bazıları, yetkili olmamalarına rağmen sorgulara ve işkencelere katılarak askerleri yönlendirdi.

Hapishanede sorgulamayı üstlenen 37 kişiden 27'si ABD ordusuna mensup olmadığı ortaya çıktı. Bu kişiler, bir ABD şirketi olan, Virjinya'da kurulmuş CACI International'ın çalışanlarıydı. Sorgulama sırasında onlara yardım eden 22 çevirmen ise merkezi California'da olan Titan Corp. tarafından istihdam edilmişti.

Bu görevlilerden üçü Iraklı tutuklulara işkence ve tecavüzden dolayı suçlanmalarına rağmen (Leigh, 17 Mayıs 2004, The Guardian; Conachy, 3 Mayıs 2004) "sivil" oldukları için, ne askeri yasalara ne de Cenevre Anlaşması'na tabi değillerdi. Bu nedenle, yargılanmalarına izin verilmedi.

Daha önce de Bosna'da görev yapan Dyncorp adlı özel askeri şirkete bağlı çalışanların, kadınları ve genç kızları fuhuşa teşvik ettikleri belirlenmişti.

Şirketlerin kendilerine verilenin ötesinde görevler üstlendiği, kendi içlerinde kendi ellerini güçlendiren organizasyonlara giriştikleri de bilinmektedir. Washington Post'un haberine göre, saldırıya uğradıklarında işgal güçlerinin yardımını alamayan özel şirketler kendi acil kurtarma ekiplerini ve istihbarat verilerini toplayan kendi özel istihbarat birimlerini oluşturdular, özel komando birlikleri bile kurdular. Bu şirketlerden birinin kendi helikopter filosu var. Bazıları da aşiretlerle ittifak halinde çalışmaya başladı.

Müşteri memnuniyeti yeterli mi?

Bu şirketlerin müşterileri ABD ve İngiltere'den ibaret değil. EO (Executive Outcomes), özel askeri şirketlerin protipi ve adından en fazla söz edilen şirket. Apartheid'in kıdemli, emekli askerleri tarafından kurulan şirket, ününü, Angola hükümeti tarafından kiralandıktan sonra kazandı. İsyancı UNITA hareketi, EO tarafından öylesine kötü bir biçimde bastırıldı ki Lusaka Barış Anlaşması'nı imzalamak zorunda kaldı. Daha sonra EO, Sierra Leone'ye geçti. Şirketin bu ülkeden ayrılmasından sonra ise tam bir iç savaş, anarşi ve kanlı bir kaos yaşandı. Daha sonra Angola'da kurulan düzen de dağıldı. Böylece, özel askeri şirketlerin iç savaşlara geçici çözümler getirdiğini göstermiş oldu. Belki de bu şirketler ileride müşteri memnuniyetini artırmak için teknik destekte bulunmak üzere alışverişten sonra hizmet vermek üzere "yetkili servis" uygulaması başlatabilirler. 

Özel sektöre ait savaş sektörü sömürgeciliğin yeni yüzü olarak ortaya çıkıyor: Bazı yorumcular, özel askeri şirketlerin gelişimini ulusal devletlerin "çöküşü"nün bir göstergesi olarak ele alabiliyor. Fakat, bu üzerinde incelikle durulması gereken bir konu. Çünkü, özel askeri şirketlerin güçlü devletler, özellikle Amerikan hükümeti tarafından "ulusal" çıkarları doğrultusunda kullanıldığını bize gösteren çok açık kanıtlar var. Irak'taki özel askeri şirketlerin varlığı ve kullanımı buna kesin bir örnek oluşturuyor. Bu açıdan, "sömürgeciliğin yeni bir yüzü" olarak askeri şirketleri değerlendirecek çalışmalar daha elzem ve önemli görünüyor.

"Tahsin Yücel "Gökdelen" adlı romanında yargının özel sektör eliyle yürütüldüğü bir geleceği anlatmıştı. Ondan ilham alarak şunları da söyleyebiliriz: Yakın bir gelecekte savaşları "parlamentolar" değil de "şirket yönetim kurulları" ilan edebilir. Hele bir de büyük şirketlerin ülke yönetimlerini "yap-işlet-devret" yöntemiyle 49 yıllığına kiralaması formülü akıllara gelirse bilmem bu yaşadığımız Dünya'nın hâli nice olur?"7[1]

Demokrasi adına Afganistan'ı işgal eden ABD'nin "zehirli" yüzü sırıtıyor     

Türkiye'de 1960 ve 1971'de iki kez afyon üretimini yasaklatıp Türk çiftçisini perişan eden ABD; Taliban'ın yasakladığı uyuşturucu üretimini Afganistan'da serbest bırakıp insanlığı zehirleyerek milyar dolarlar kazanıyor. Vahşi Amerika binbir çirkin çehreyle karşımıza çıkıyor.

 11 Eylül saldırılarının ardından terörle mücadele bahanesiyle Afganistan'ı işgal eden ABD Afganistan'ı daha kötü bir bataklığa sürükledi. Çağdışı köpek dövüşleri ve Afyon ekimi tekrar serbest bırakıldı. Gazeteci Hüsnü Mahalli ABD'nin Afyon ekiminden yılda 70 milyar dolar kazandığını ifade etti. Amerika bütün bozuk siciline uyuşturucu tacirliğini de ekledi.

ABD Dışişleri Bakanı Rice'nin Ortadoğu'da 22 ülkenin haritasının değiştirileceğini söylemişti. İşgalcilerin girdikleri bütün ülkelerde mezhep çatışması çıkarttığı ve kendi menfaatleri uğruna bu yaşananlara sessiz kaldığı bilinen bir şeydi. "Önümüzdeki yüz yıl boyunca Irak'ta tek bir mermi atılmasa dahi, Irak halkının psikolojisi çok zor düzelecekti" dedi.

11 Eylül'ün ABD tarafından bilindiği, fakat bunun önlenmesi için harekete geçmediği yazılıp söylendi. "Bunca yıl oldu fakat ne Taliban'ın ne de El-Kaide'nin üst düzey yöneticileri yakalanmış değildi. Zaten şu anda Taliban Afganistan'ın bütün bölgelerinde kontrolü ele geçirmişti. Afganistan'da NATO yöneticiliği yapan Hikmet Çetin'in, Taliban tarafından yasaklanan Afyon ekimine ABD tarafından tekrar izin verildiğini, bunun sonucunda da ABD'nin yılda 70 milyar dolar kazandığını söylemesi ilginçti.

Irak savaşının bütün Ortadoğu'yu allak-bullak ettiği bir gerçekti. Emperyalistlerin savaş açtıkları ülkelerin hemen hemen hepsinde kirli bir oyun oynadıkları artık bilinmekteydi. İşgalin ardından sözde bir demokratik seçimle kukla bir yönetim iş başına getirilmiş onun ardından da ülke bir iç savaşa itilmişti. "Bu böyle devam ederse bütün İslam dünyası bir ateş çemberinin içine girecekti. Üzerine ateş sıçramayan hiçbir Müslüman ülke kalmayacak gibiydi. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'nin: "Ortadoğu'da 20 küsur ülkenin haritası değişecek" dediği bunun bir işaretiydi.  

Bugün Irak halkı sadece ölmeden nasıl eve gideceğini düşünmekteydi. Resmi rakamlar Irak'ta 2 milyon 300 bin dul, 4 milyon yetim çocuk kaldığını, Ortadoğu fuhuş piyasası mülteci olup evlerini terk eden Iraklı kadınlardan oluştuğunu göstermekteydi. PKK'yı destekleyip kışkırtan Amerika'nın hedefi Türkiye'yi de bu hale getirmekti. Buna rağmen hala Türk Ordusunu hedef alanlar koyu bir gaflet ve hıyanet içindeydi.

"Evet, askerlerimiz, çok sayıda sivil Afgan'ı öldürdü"

Polonya'dan vahşet itirafı düşündürüyor

Varşova, Afganistan'da NATO bünyesinde görev yapan işgalci Polonya birliklerinin kısa bir süre önce çok sayıda Afgan sivili öldürdüğünü itiraf etti.

Polonya Savunma Bakanlığı, Afganistan'da NATO bünyesinde görev yapan Polonyalı birliklerin kısa bir süre önce çok sayıda Afgan sivili öldürdüğünü kabul etti. Bakanlık sözcüsü Jaroslaw Rybak, 16 Ağustos'ta doğudaki Wazi-Khwa bölgesinde kimliği belirsiz kişilerin hedefine giren bir Polonyalı birliğin ateş açarak karşılık verdiğini ve açılan ateşte çok sayıda sivilin öldüğünü söyledi.

Açılan ateşte kaç kişinin öldüğünü belirtmeyen sözcü, Polonyalı devriyenin bir saldırıya konu olduğunu, zırhlı araçlarının altında bir mayının patladığını ve askerleri de ateş açarak karşılık verdiğini de belirterek, Polonyalı askerlerin 2 kişiyi yakalamayı başardıklarını öne sürdü. Sözcü, kurban ailelerine tazminat ödenmesiyle ilgili müzakereler başlatıldığını da kaydetti. Olay, Afganistan'da ilk Polonyalı askerin ölmesinden 2 gün sonra meydana gelmişti. Polonya'nın Afganistan'da 1200 askeri bulunduğu bilinmekteydi.

Yahudi kuruluşu ADL "soykırım" iddiasından vazgeçmiyor

Hani geri adım atmışlardı!

Türkiye'nin lobi yapması için çuvalla para ödediği Yahudi kuruluşu ADL'nin attığı iftiralardan geri adım attığı yönündeki açıklamalar yalan çıktı. ADL Başkanı bizzat kendisi "soykırım" dedi.

Ermenilerle ilgili 1915'teki olayların "soykırımla eşdeğer" olduğunu geçen hafta ileri sürerek Türkiye'nin tepkisini çeken Amerikan Yahudi kuruluşu Anti-Defamation League'ın (ADL-İftira ve İnkâra Karşı Mücadele Birliği) ulusal direktörü

Abraham Foxman, sözde soykırım iddiasına sahip çıkmaya devam ediyor. Foxman, Boston kenti bölgesinde yayımlanan The Jewish Advocate adlı Yahudi dergisinde çıkan ve ADL'nin internet sayfasında da yer alan son makalesinde, 1915 olaylarının "soykırım" olduğunu yineledi.

Foxman, The Jewish Advocate'taki son yazısında şunları ifade etti: "Osmanlı İmparatorluğu'nun elinde Ermenilerin başına gelen korkunç trajediyi ihmal edemezdik, ihmal etmedik de. Üst düzey Türk yetkilileriyle toplantılarımızda, onlara geçmişle yüzleşmeleri ve ne olduğu hakkında konuşmaları yönünde telkinde bulunduk. Bunu defalarca yaptık ve yapmaya devam edeceğiz." Foxman, daha sonra son haftalarda kuruluşunun birimlerini etkileyen bu konudaki bir tartışmanın patlak vermesi sonucu meseleye yeniden eğildiklerini ve 1915-18 olaylarının "soykırıma eşdeğer" olduğu kanısını paylaştıklarını anlattı.

Ermenilerle ilgili 1915'teki olayların "soykırımla eşdeğer" olduğunu geçen hafta ileri sürerek Türkiye'nin tepkisini çeken Amerikan Yahudi kuruluşu Anti-Defamation League'ın (ADL-İftira ve İnkâra Karşı Mücadele Birliği) ulusal direktörü

Abraham Foxman, sözde soykırım iddiasına sahip çıkmaya devam ediyor.

Foxman, Boston kenti bölgesinde yayımlanan The Jewish Advocate adlı Yahudi dergisinde çıkan ve ADL'nin internet sayfasında da yer alan son makalesinde, Kongrede bekleyen soykırım tasarılarının geçmesine bir kez daha karşı çıkmakla birlikte 1915 olaylarının "soykırım" olduğunu yineledi. Abraham Foxman, "Böyle konularda Kongre kararlarının zararlı olacağına ve Türk-Ermeni yakınlaşması sağlamayacağına inanmaya devam ediyoruz, ancak gelecekte de ‘soykırım' ifadesini kullanmakta tereddüt etmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

Foxman, ADL adına geçen Salı günü yayımladığı açıklamada, 1915 olaylarının "soykırımla eşdeğer" olduğunu ileri sürmüş, ancak sözde soykırım tasarılarının Kongreden geçmesine karşı olmayı sürdürdüklerini belirtmişti.

Bu gelişmenin Türkiye'de yol açtığı tepkilerin ardından geçen hafta sonuna doğru Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a bir mektup gönderen Foxman, kuruluşunun, "son günlerde Türk liderlerine ve halkına yaşattığı acıdan dolayı derin üzüntü duyduğunu" belirtmişti.

Foxman, The Jewish Advocate'taki son yazısında şunları ifade etti: "On yıllardır Türkiye'deki Yahudi cemaatiyle yakın temasımız var. Bu cemaatin liderlerinden defalarca, Birinci Dünya Savaşı sırasında Türklerin Ermenilere karşı yaptığı eylemlerin soykırım olarak tanımlanması çabalarında Amerikan Yahudilerinin yer almasının etkilerinden nasıl kaygı duyduklarını işittik. Yahudileri savunan bir kuruluş olarak biz, bu kaygılara karşı kayıtsız kalamazdık.

Ancak hâlâ bir ikilemimiz vardı. Sadece Yahudi düşmanlığının (anti-Semitizm) değil, her türlü nefretin yol açtığı tehlikeler konusunda insanları eğitmeye kendisini adamış bir kuruluş olarak biz, Osmanlı İmparatorluğu'nun elinde Ermenilerin başına gelen korkunç trajediyi ihmal edemezdik, ihmal etmedik de. Üst düzey Türk yetkilileriyle toplantılarımızda, onlara geçmişle yüzleşmeleri ve ne olduğu hakkında konuşmaları yönünde telkinde bulunduk. Bunu defalarca yaptık ve yapmaya devam edeceğiz."

Abraham Foxman, daha sonra son haftalarda kuruluşunun birimlerini etkileyen bu konudaki bir tartışmanın patlak vermesi sonucu meseleye yeniden eğildiklerini ve 1915-18 olaylarının "soykırıma eşdeğer" olduğu kanısını paylaştıklarını anlattı. Yazısının bu noktasında Foxman, sözde soykırıma ilişkin Kongre tasarılarına karşı çıktıklarını, ancak bundan sonra da "soykırım" terimini kullanmaya devam edeceklerini belirtti.

Foxman, "ADL, birinci olarak Yahudi halkının emniyetini ve güvenliğini gözeten bir kuruluş olmaya devam ettiği sürece, Türkiye'deki 20 bin Yahudi'nin iyiliğini ihmal edemeyiz. Ancak Türk hükümetine doğru yolda telkinde bulunmayı sürdüreceğiz" dedi.8[2] 

TSK'ya Irak'ta taşeron rolü verilmek isteniyor

Ankara, 10 Ağustos'ta kabul edilen kararla yetkileri genişletilen BM'nin Irak misyonuna gerekirse asker göndermeyi planlıyor. Kerkük referandumunun ertelenmesi sürecin havucu. TSK'ya Irak'ta BM misyonuyla yerleştirilecek Barış Gücü içinde taşeron rolü verilmek isteniyor. Dışişleri heyeti konuyu Crocker ve Petraeus'la görüşmek için Bağdat'a gittiği biliniyor.

10 Ağustos'ta kabul edilen Birleşmiş Milletler (BM)'in 1770 saydı kararı, Irak'ın geleceği açısından yeni dönemin ilk işareti olarak kabul ediliyor. Kararla birlikte Irak'taki BM Yardım Misyonu (UNAMI)'nun yetkileri güncellendi ve genişletildi. İlk aşamada sembolik de olsa artırılan asker sayısının ABD ve İngiltere'nin çekilmesiyle önemli ölçüde yükseltileceği belirtiliyor.

TSK'ya tehlikeli görev

Kararla birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), AKP ve ABD açısında kilit bir konuma yükseldi. Türk diplomatik kaynaklarının verdiği bilgiye göre, Ankara, Irak'taki BM gücüne asker göndermek dahil her türlü desteği yapmayı planlıyor. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, ABD'nin Irak Büyükelçisi Ryan Crocker ve Irak'taki güçlerinin komutanı David Petraeus ile birkaç kez görüştü. Crocker ve Petreus'un hazırladıkları raporda yer alması için Türkiye'nin görüşleri iletildi.

Ankara, görüşmelerde Kerkük referandumunun ertelenmesini istedi. Erteleme sonrasında kazanılan zamanda Türkiye, Kerkük'te tarafları masaya oturtmaya çalışacak. Bunun için 1770 sayılı kararda açıkça belirtilen BM'nin arabulucu rolünden yararlanılacak. Kürt, Türkmen ve Araplar ile Sünni ve Şiiler BM gözetiminde görüşmeler yaparak Kerkük'ün statüsü kararlaştırılacak. Ankara, görüşmelerde Kerkük'e özel statü verilmesini savunacak. BM'nin Irak'ta genişleyecek rolüne Türkiye asker dahil her türlü desteği sağlayacak. İhtiyaç duyulduğunda UNAMI kapsamında Türk askeri Irak'a yollanacak.

Kerkük havucu

Ankara'nın planına karşılık Kerkük havucu çoktan uzatıldı.

Ryan Crocker'ın Kerkük referandumunun ertelenmesi yönünde görüş belirtmesi bunun en açık kanıtı. Zaten BM'nin rolünü genişleten kararda, sınırların belirlenmesinden referandumlara kadar bütün alanları kapsayacak şekilde bir tarif yapılıyor.

Kararda, BM Genel Sekreterinin Irak özel temsilcisi ve yardım misyonunun "Irak hükümetinin talebi doğrultusunda ve koşullar elverdiği ölçüde" Irak hükümetine ve halkına "siyasi diyalog ve ulusal uzlaşma; seçim ve referandum; anayasayı gözden geçirme ve ülkenin tartışmalı iç sınırları sorununu çözme; sınır güvenliği, enerji ve mülteci konularını da içeren bölgesel diyalog, genel nüfus sayımı" gibi konularda danışmanlık, destek ve yardım sağlaması öngörülüyor. Buna göre Birleşmiş Milletler; Irak'ta farklı gruplar arasında uzlaşmayı ve sınır sorunlarının çözümünü teşvik edecek bir misyon üsleniyor.

Yardım misyonunun "insani yardım, mülteciler, ülkenin ekonomik açıdan yeniden yapılanması, ekonomik reform, insan haklarının korunması, adli reform" gibi konularda da Irak hükümetiyle eşgüdüm içinde çalışması isteniyor.

Genişleyen yetki alanıyla birlikte Irak'taki BM personelinin sayısı 65'ten 95'e çıkacak. BM askeri sayısının kararın ardından bile çok az düzeyde olması, kararın bir "ilk adım" olduğunu ve yakın gelecekte asker sayısını ve yetkilerini arttıran yeni kararların gündeme geleceğine dikkat çekiliyor.

ABD Başkanı George W. Bush kararı önemli bir sinyal olarak değerlendiriyor. BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun, BM'nin kararı doğrultusunda, Irak'ta "ulusal uzlaşma, bölgesel diyalog, insani yardım ve insan hakları alanlarında katkılarını artıracağını" söylüyor. Yeni BM ekibinin Ekim ayında Irak'ta olması bekleniyor.9[3]

"Peki, "Asker ne yapıyor?"

Türkiye terör konusunda Irak yönetimiyle bir mutabakata varıyor. Manşetlere bakarsanız PKK'nın son duasını okuması gerekiyor.

"PKK'ya ‘sıcak takip' darbesi… Kandil'e kilit vurma imzası… Irak'la PKK'ya karşı anlaşma…" gibi manşetler atılıyor.

Oysa, bu mutabakatın bir siyasi bir de hukuki boyutu var.

Hukuki boyutu şu: Bu anlaşma her iki ülkenin parlamentolarında onaylanması durumunda geçerlilik kazanacak.

Irak parlamentosunda Şiiler, Sünniler ve Kürtler var… Kürtler bu anlaşmayı onaylamaz.

Varsayalım onayladılar.

Bu anlaşmanın en kritik maddesi sıcak takip hakkına açıklık getiren 4. maddesidir.

Bu maddenin ilk cümlesi sınır ihlali yapılmaması gerektiğini söylüyor. İkinci cümlesi ise açıkça, "önce izin al sonra gir" diyor.

Diyelim PKK bir karakolu bastı ve 10 askerimizi şehit etti. Teröristler Irak sınırına doğru kaçıyor ve 2 saat içinde Irak sınırını geçecekler. Bu anlaşmaya göre asker önce Ankara'ya Genelkurmay'a baskını haber verecek. Genelkurmay Dışişleri'ne haber verecek. Dışişleri bu konuyla ilgili Bağdat'a ulaşacak. Yazılı olarak olayı bildirecek. Bağdat ne yapacak?

Irak Anayasası'nın 110. Maddesi'ne göre kuzey sınırının güvenliğinden sorumlu olan peşmergeye haber verecek. Yazılı olarak. Onlar da bir kısmı PKK saflarından devşirilmiş Peşmerge kuvvetleriyle olay mahalline intikal edecekler. Bu arada Selahaddin Bağdat'a Türkiye'nin sınırda sıcak takip yapıp yapamayacağını araştırdıklarını yazılı olarak bildirecek. Bağdat bu açıklamayı yazılı olarak Türk Dışişleri'ne sunacak…

Dışişleri de Genelkurmay'a yazılı olarak Irak'ın sıcak takip konusunu değerlendirdiğini söyleyecek

Bu arada 10 şehit ne mi olacak?

Onlar muhtemelen memleketlerine gönderilmiş ve defnedilmiş olacaklar.

Siyasi boyutu ise bir başka komedi…

Hatırlar mısınız bir terörle mücadele koordinatörlüğü kurulmuştu…

Ne oldu?

Şimdi koordinasyon kurulu kurulacak…

Onlar da iş takibi yapar mı bilemiyorum… Çay paralarını kimin ödeyeceği sıkıntısı olmasın gerisi kolay.

Bu arada askerin sessizliğini eleştiren bir kesim türedi.

22 Temmuz sonrası asker yenildiği için sessiz kalıyormuş. Böyle saçma sapan bir uğultu var bir kesimde.

Asker, ne sahada kurulan 1. ve 2. Cumhuriyetçi takımların karikatürize ilk 11'leriyle ilgileniyor…

Ne de arkasında kimsenin durmadığı bir taslak anayasa metni üzerinden kopartılan "Malezya olur muyuz?" saçmalığıyla vakit harcıyor.

Ama "karanlık savaş" konsepti içinde son derece kapsamlı asimetrik bir savaş düzeneğine geçiyor."10[4]


[1] 13.09.2007 /  Suavi Kemal / Milli Gazete

[2] (a.a)

[3] Özer Çetinkaya / 9 Eylül 2007 / Aydınlık

[4] 28/09.2007 / Serdar Akinan / Akşam

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Tevfik BALA

Tevfik BALA

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...