Kıbrıs Doğu Akdeniz Üniversitesinde Bilim ve İnovasyon Kulübünce düzenlenen ve Milli Çözüm Kıbrıs Ekibince desteklenen "Ülke ve Bölge Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız" konulu konferans, oldukça ilgi görmüş ve verimli geçmiştir.
Konferansa katılan öğretim üyeleri, öğrenci liderleri ve sivil örgüt temsilcileri: "Tatil günü olmasına rağmen, bugüne kadar hiçbir konferansa, böylesine yoğun ilgi gösterilmemiş ve hiçbir konferans, sonuna kadar bu denli dikkatle izlenmemiştir" şeklinde tebrik ve teşekkürlerini bildirmişlerdir.
İşte karşılıklı soru-cevaplı ve zaman zaman tartışmalı geçen konferanstan bazı notlar:
Terör trajedisi
Konferansımıza acil ve acılı bir sorun olan terörle başlayalım:
A-Terörün gerçek sebebi: (Dış kaynaklı)dır
Türkiye'ye Sevr'i dayatmak, BOP çerçevesinde Kürdistan'ı kurup ülkeyi parçalamak isteyen ABD, AB ve İsrail gibi dış güçlerin kışkırtması ve arka çıkmasıdır. Kamran İnan: "AB ve ABD Türkiye'yi parçalamak istiyor" sözleri bu gerçeği yansıtmaktadır.
B-Terörün gevşek sebepleri: (İç kaynaklı)
Sivrisinek yetiştiren bataklık bir zemine fırsat verilmesi
1- Fakirlik işsizlik ve ekonomik dengesizlik
2- Sosyal ve kültürel horlama ve ırkçı-menfi milliyetçilik. E.Org. Aytaç Yalmanın: "Kürt yoktur diye eğitilmişiz!. Ve haksızlık etmişiz…" itirafı önemlidir.
3- İnanç zafiyeti, manevi tatminsizlik.
4- Dindar insanlara baskı ve adaletsizlik.
5- Materyalist eğitim sistemi ve Darwinizim felsefesi.
6- Hukuk sisteminin laçkalığı ve devlete güvensizlik
Çare:
a) Önce ahlak ve maneviyat
b) Milli ve yaygın kalkınma…
3 K formülü: Kafayı, kalbi, karını doyurma
İslam; milletimizin yedek lastiği, aksesuarı, boyası-cilası değildir.
İslam milletimizin mayasıdır, esasıdır, betonunun suyu makamındadır. Kum, çakıl, mozaik, çimento tozunun fiziki karışımı her an dağılabilir durumdadır. Ama bu karışıma su katarsanız betonlaşır.
Milletimizi ve devletimizi ayakta tutan iki temel unsur vardır:
1- İslam inancı ve dinamizmi
2- Atatürk milliyetçiliği..
İslam inancı, layt İslam, ılımlı İslam safsatasıyla yozlaştırılmakta; Atatürk milliyetçiliği ise, demokratikleşme ve küreselleşme bahanesi ile laçkalaştırılmakta, bekamız ve bağımsızlığımız tehlikeye atılmakta ve bunun için PKK terörü kullanılmaktadır.
Özellikle Amerika'nın İran'a saldırı öncesi, Türkiye'yi kendilerine mecbur ve mahkum etmek üzere PKK terörü azdırılmıştır.
Bütün gelişmeler gösteriyor ki:
1- Askerlerimize baskın yapan ve kaçırtan Amerika'dır.
2- Önce ilgimiz ve bilgimiz yok demişler, sonra eliyle koymuş gibi nasıl bulmuşlardır?
3- Türkiye'nin Kuzey Irak'a bir operasyon öncesi bunların yaşanması, halkımızı oyalamak ve aldatmaktır.
4- Süleymaniye de askerimize çuval geçiren bir ABD'li generalin, DTP'li millet vekillerinin ve PKK çete reislerinin, APO posteri önünde askerlerimizin teslimi, Türkiye için yüz karasıdır.
- Başbakan, halkımızı ahmak yerine koyan Amerika'dan hesap soracağına Bush'un ayağına koşmakta ve teşekkürlerini sunmaktadır. Çok şükür ki Genelkurmay 2. Başkanı ABD ziyaretine ve Bush görüşmesine katılarak askerin kararlılığını vurgulamıştır.
- Amerika'ya serçe, halkımıza şahin olan Mehmet Ali, "askerlerin bırakılmasına sevinemedim. Hiçbir Türk askeri böyle bir duruma düşmemeliydi" diye hem horozlanıp hava atmakta, hem BOP'un taşeronluğunu yapmakta, hem de dolaylı biçimde ordumuzu karalamaktadır.
- Daha birkaç hafta öncesinde "Canım Türkiye içindeki beş bin teröristi halledebildik mi ki bir de kalkıp birkaç yüz PKK'lı için Kuzey Irak'a saldıralım ve başımıza iş açalım" diyen başbakanın şimdi horozlanması, halkımızın havasını almak amaçlıdır ve sahte bir kahramanlıktır.
Tezkere hilesi kuzey ırak müdahalesi
Artık böyle bir müdahale kaçınılmaz hale gelmiştir ve bu T.C. Devletinin varlık ve bağımsızlık meselesidir.
İsrail'in 3-5 askeri ölünce, birkaç tanesi esir edilince Lübnan'a Suriye'ye savaş açıyor, aylarca oralara girip kalıyorsa; Türkiye binlerce şehidine ve PKK tacizine rağmen, hala beklemesi akıl karı değildir.
Ali Babacan'ın: "Bütün diplomatik yolları tüketmeden askeri müdahale düşünmüyoruz" sözleri zırvalamaktan başka bir şey değildir. Çünkü: o zamana kadar biz tükeneceğiz.
Kuzey Irak'a kesinlikle ve hemen girilmelidir. Ancak sınırdan 15-20 km. içeride bir tampon bölge hattı oluşturulup, sular duruluncaya kadar askerimizin orada kalması gerekir.
Zaten Atatürk, Kuzey Irak'ta bir Kürdistan kurulup, Türkiye'yi tehdit etme planlarını ta o zaman sezmiş, Musul ve Kerkük'ü Misakı Milli sınırları içerisine sokmaya gayret etmiş, ama maalesef yalnız bırakılmış ve çaresizliğe itilmiştir.
Irak-Türkiye sınırımızın da, yeniden ve savunulabilir şekilde düzeltilmesi gerekir.
Atatürk'ün Gençliğe Hitabesindeki:
"…Memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet, hatta hıyanet içinde olabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri (kendi) şahsi menfaatlerini, müstevlilerin (istilacı güçlerin) siyasi emelleriyle tevhit edip (birleştirmiş) olabilirler.
Ey Türk istikbalinin evladı işte bu durumlar ve şartlar içinde dahi, senin vazifen, Türk istikbal ve cumhuriyetini kurtarmaktır!"
Talimat ve tavsiyelerini yerine getirme zamanıdır.
Not Nutuk 2. cilt sh: 852-897 sayfalarında Musul ve Kerkük'e askeri müdahale emrini yerine getirmeyip, Ordu Komutanlığından istifa ederek gelip Meclise oturan Kazım Karabekir için:
"Memleketin üçte birine şamil koskoca bir orduyu, en kritik bir ortamda ve keyfinin istediği anda beş satırlık bir istifa kâğıdıyla başsız bırakmanın ne kadar hafif (mesuliyet hissinden uzak) ve ordunun moral ve maneviyatını ve inzibatını bozma noktasında ne derece tehlikeli olduğunu fark ve idrak etmeyen kişi"5[1] olarak nitelemektedir.
Ve zaten Mustafa Kemal, Kurtuluş Mücadelesini başlatırken, Halide Edip ve Ahmet Emin Yalman gibi Amerikan okullarından mezun, sabataist ve İttihat Terakki artığı sözde aydınlarla, İsmet İnönü, Bekir Sami, Refet bele ve Kara Vasıf gibi subaylar, açıkça Amerikan mandacılığını savunmaktadırlar. Atatürk'ün bunlara cevabı:
"Bu ne haysiyetsiz bir hayal ve ne hamiyetsiz bir gaflettir."
Ne yazık ki, Atatürk'ün şüpheli ölümünden sonra, İsmet İnönü, Adnan Menderes ve varisleri eliyle, Türkiye'miz gizli ABD mandası haline getirilmiştir.
Atatürk'ün hükümet merkezini, biran evvel İstanbul'dan Ankara'ya taşıma telaşının bir nedeni de; İstanbul matbuatına ve devlet mekanizmasına çöreklenmiş sabataist cuntadan kurtulma gayretidir.
Başbakan'ın boş palavrası
Sayın Recep T. Erdoğan:
"PKK silahı bırakıp Meclise gelsin" çağrısı yapmıştı. Bu talihsiz sözler:
"Peşmergeler dağdan inip sözde devlet kurdukları gibi, PKK'da Meclise gelip, silah yerine siyasetle Güneydoğu'yu Kürdistan'a çevirsin" anlamındadır. Ve dolaylı biçimde, Barzani yönetimini resmen tanıma adımıdır.
Tabi PKK'nın yanıtı Yüksekova'dan gelmiştir.
16 şehit, 10 kayıp-rehin ve 17 ağır yaralı… Yaklaşık 50 zayiat…
MHP kükrüyor: Efendim Mecliste 20 tane PKK'lı var zaten, yetmez mi? Sn. Bahçeli, yeni geleceklerin de ellerini sıkar, yollarını açarsınız!..
Talabani ve Barzani'nin horozlanması
"Irak bağımsız bir devletmiş..Ülkelerine bir dış müdahaleye izin vermeyeceklermiş.."
Hadi oradan, Amerikan kuklası satılmış işgal komiserleri…
Talabani'ye göre: "Türkiye içinden çıkmayacağı bir bataklığa girmeyi göze alamazmış…"
Yeni Şafak, Zaman, Vakit gibi sözde İslamcı ve AKP Borazanı gazetelerle, AB uşağı mütareke medyası da, aynen Talabani ağzıyla:
"Yok efendim, PKK kampları boşalmış mış ta… Türkiye böylesine tehlikeli bir maceraya atılamazmış ta…
Ey zavallı zırtolar, hala anlayamadınız mı, Türkiye Irak'a değil, Amerika'ya girecek… PKK ile birlikte Amerika'nın karizmasını çizecek…
Amerikalı Tümgeneral Ankara'dan kalkıp Kuzey Irak'a gidip, Peşmerge Komutanlarıyla görüşüyordu. Bu adam sözde Türkiye-ABD savunma İşbirliği Ofisi görevlisi oluyordu. Ve zaten Bush, İslam düşmanı Leo Straus'un felsefesine göre: Türkleri, yok edilmesi gereken Yecüc ve mecüc olarak görüyordu.
Zaman'dan Sami Uslu, halkımızı Ordumuza karşı kışkırtıyordu:
"Ancak, ordumuzu sevmek tepe yönetimini oluşturan komutanların yönetim becerilerini sorgulamamızı engellemez. Orduya emanet ettiğimiz evlatlarımızın yeterli ihtimam görüp görmediğini bilmek en doğal hakkımızdır. Bu bağlamda, Mehmetçiğin eşkıyanın üzerine sürülmeden önce gereken eğitimden geçip geçmediği hususunda aydınlatılmamız gerekir. Cesaret ve fedakârlığı dillere destan askerimiz çatışmalarda neden sık sık gafil avlanarak çift rakamlarla ölüyor, yaralanıyor, kaçırılıyor? Arka arkaya gelen acılı haberler sonunda hep aynı sözleri duymak artık insanlarımızı tatmin etmemeye başladı. Ordumuzun en değerli kaynağı kuşkusuz ki seve seve vatan görevine ve icabında ölüme koşan Mehmetçik, en büyük avantajı ise şehit verdiği sevgili oğlunun arkasından "vatan sağ olsun" diyebilen ebeveynlerdir. Türk ordusuna has bu muazzam üstünlüğün son yıllardaki terör mücadelesine tam olarak yansımadığı, yansıtılamadığı ortada" diyerek ordumuza olan güveni yıpratmaya çalışıyordu.
Evet, PKK Amerika demektir. ABD PKK'yı:
- 1- Avrupa'ya karşı kullanıyor
- 2- Silah ve uyuşturucu kaçakçılığında kullanıyor.
- 3- İran'a karşı kullanıyor.
- 4- Barzani ve Irak'a karşı koz olarak elinde tutuyor.
- 5- Türkiye'yi kendisine ve İsrail'e sürekli mecbur ve mahkûm etmek için kullanıyor.
Ve bu nedenle, Prof. Nurullah Aydın'a göre, ABD PKK ve Peşmergeleri Ruham adasında eğitiyor.
Ama onlar Mehmetçiği Kıbrıs'tan tanırlar…
Tezkeresi geldiği halde, vatanını ve kutsalını savunmak için, askerliğe devam etmek üzere dilekçe veren bir iman ve azim karşısında duramazlar. Size bir ev yaptıralım, diyen Bakan'a: Hayır, bu iki göz kulübe bize yeter, siz şehit oğlumun adına bir okul yaptırın" diyen analarla başa çıkamazlar.
Bayrakları bayrak yapan, üstündeki kandır
Toprak; eğer uğrunda ölen varsa, vatandır!
Gavur Bush ve kuklaları Celal Talabani ve Barzani güya yumuşama ve PKK'ya tavır koyma numaraları yaparken, Kürdistan Washington temsilcisi Kubat Talabani:
"Türkiye PKK'ya saldırırsa bomba yağdırırız" diye küstahlık yapıyor.
ABD, PKK'yı tasfiye etmez. Sadece gerektiğinde uyandırıp kullanmak üzere kış uykusuna yatırabilir. PKK'ya karşı ABD ile işbirliği yapmak, alçaklık değilse, ahmaklık alametidir.
Recep Tayip, gittiği İngiltere'de Oksford Üniversitesindeki konuşmasında "Kürdistan bizim değil, Irak'ın sorunudur" diyor. Bu gaflet ve cehalet değil, bizzat hıyanet kokan sözlerdir.
DTP eş başkanı Bayan Tuğluk:
"PKK'ya terörist dememizi bekleyenler bizi işlevsiz bırakmak isteyenlerdir" diyor.
Yani biz, PKK'nın siyasi ve demokratik temsilcisiyiz! Demeğe getiriyor.
Tezkere telaşı
AKP hükümeti, bu tezkereyi halkımızın havasını indirmek ve sahte kahramanlık rolüyle, ABD'ye daha büyük tavizler vermek için çıkardı. Ama inşallah Kahraman Ordumuz bu hileyi bozacak ve onurumuzu kurtaracaktır. Başbakanın boyunu aşan diklenmeleri de ABD'ye daha büyük tavizler vereceğini hatırlatmaktadır.
Daha birkaç ay öncesinde: "Türkiye içindeki binlerce teröristi hallettik mi ki, ülke dışındaki birkaç yüz PKK'lıyla uğraşalım" diyen adamın aynı başbakan olduğu unutulmamalıdır.
Böyle birden bire efelenmesi ve kahraman kesilmesi, sadece bir figüranın, verilen rolü oynamasıdır.
Tayip beyle görüşen star yazarı Adan Zentürk şunları yazıyordu:
"Amerikan-PKK / Barzani ve Amerikan-Ermeni ilişkilerin ön plana çıkartıp, neredeyse bu ülkeyle savaşmamız gerektiğini söyleyecek kadar ileri gidenlere mesajı çok açık: ‘ Sapla samanı birbirine karıştırmayın. Türkiye ile Amerika'nın çok önemli stratejik işbirliği var. Dostlar arasında anlaşmazlıklar olmaz mı? Olur. Bunları görüşerek çözerler…'
Yani… Başbakan Erdoğan, bize göre Türk-Amerikan ilişkilerinde ‘milat' özelliği taşıyan Washington ziyaretine ‘ en güçlü müttefiki ile birbirine girmiş bir lider' olarak gitmemekte kararlı… Aksine, Bush yönetimi ile yapıcı bir diyalog içerisinde bugün yaşanmakta olan sıkıntıları aşabileceğine ilişkin önemli umut işaretleri veriyor."
Şimdi sormak gerekiyor:
El Kaide ile savaşan NATO PKK'ya niye seyirci, hatta destekçi?
Askerlerimiz nasıl kaçırıldı?
Terör örgütü PKK tarafından kaçırıldığı iddia edilen 8 askerimizin fotoğraflarını, örgüte yakınlığıyla bilinen 'firatnews' adlı internet sitesi yayınladı.
ANF'nin yayınladığı resmilerde yer alan kaçırılan askerlerin isimleri şöyle: Piyade Er Ramazan Yüce – Mardin, Er İrfan Beyaz-Antep, Çavuş Mehmet Şenkul -Niğde, Er Nihat Başova -Konya/Cihanbeyli, Er İlhami Demir -Ağrı/Patnos, Er Fatih Atakul-Denizli, Uzman Çavuş Halis Tan -Adana, Er Özhan Şabanoğlu -Hatay.
"Biz sınır ötesi harekât batağa saplanmaktır" edebiyatı yaparken, PKK sınır ötesi saldırı yapıyor, 15 askerimizi katlediyor, 10 tanesini alıp kaçırıyor.
Bizim yetkililer "çok öfkeli olduğunu vurguluyor", onlar ise habire vuruyor!
Trabzon'da misyonerlik yapan bir papaz öldürülünce herkes Hıristiyan kesiliyor. Hrant Dink öldürülünce herkes Ermeni kesiliyor. Ama her ün onlarca Mehmetcik acımasızca katledildiği halde hiçbir gavur niye Türk olmuyor, Müslüman acısını paylamıyor!
Ve şu sorular hala yanıt bekliyor:
Terörist PKK'lılar veya CIA ve MOSSAD ajanları termal kameralara nasıl yakalanmamıştır. Yoksa içimizden haber verenler mi vardır? 2'si korucu 6 kişi tutuklanmıştır. Daha üst kademelerde de ajanlar olamaz mı?
Telekom'daki sabotajcı sendikacı!
Dikmen'de, Telekom'a ait kabloları kestiği iddia edilerek gözaltına alınan teknisyen kimlerden talimat almıştı?
Namık G. isimli Telekom'da çalışan bu teknisyen, Dikmen'de 4 gün önce Telekom'a ait kabloları kestiği iddiasıyla gözaltına alınmıştı. İşyeri temsilcisi ve grev gözcüsü olduğu öğrenilen zanlının, Ankara Emniyet Müdürlüğü Gasp Büro Amirliği'nde yapılan sorgulamasında neler anlatmıştı?
İstihbarat zafiyeti var mı?
Dağlıca'daki piyade taburunun emniyet bölüğüne saldıran terörist grubun 200 kişi olduğu ifade ediliyor. Bu grup sınırımızı nasıl geçmiştir? Bu kadar yüksek sayıda bir hareket bölgedeki termal kameralar tarafından nasıl algılanmamıştır? Bölgede istihbaratın her şey olduğu biliniyor "yerel kaynaklardan" o ana kadar bir bilgi alındı mı? Alındıysa bu bilgi hangi nasıl süzgeçlerden geçirildi? İstihbarat değerlendirmesini hangi unsurlar (MİT, JİTEM, Emniyet istihbarat, vs) yaptı?
Pusu mu? Baskın mı?
Bu çapta zayiat için "pusu" ifadesi kullanılıyor. "Pusu" intikal halindeki birliklere "kapan" veya "ağ" atılmasıyla düzenlenen ani ve planlı saldırıdır. Oysa teröristlerin taburun etrafındaki mevzilere sızdığı ve "baskın" verdikleri anlaşılmaktadır. Ahmet Türk'ün akrabası ve bazı PKK yandaşları, rehin askerler arasında mıydı?
Baskın nasıl gerçekleşti? 8 er nasıl kaçırıldı?
Bu çapta bir baskın için PKK'nın bölgede haftalar süren bir istihbarat ve gözleme faaliyeti içinde olması gerekir. Sabit mevzilerde nöbet bekleyen bu timlere 3 ayrı noktadan ağır silahlarla saldırıldığı söyleniyor. Ancak havan, RPG-7, bixi ağır makinelilerle gerçekleştirilen bu saldırıya karşın siperlere "girmeden" bu derece yüksek bir zayiat verilemeyeceği de bilinen askeri bir gerçek. Evlatlarımızın siperlerin içine kadar girebilen teröristlerce "yakın mesafeden atışla veya el bombası kullanılarak" şehit edildiği iddia ediliyor.
ABD, PKK'ya istihbarat desteği sağladı mı?
PKK'lı grubun saldırısı sırasında ve öncesinde bölgede uçuş yapan kaç ABD helikopteri olduğu niye gizleniyor? ABD'nin bölgede konuşlu belli unsurlarının hava fotoğrafları ve benzeri datalarla Kandil'e istihbari destek verdiği biliniyor.
Yoksa içimizde PKK'ya ve Amerika'ya bilgi ulaştıranlar mı var?
Artık hainliğe varan bu 5. kol faaliyetlerine dur demek yerine "Yazmayın, Konuşmayın" diye azarlamanın da vicdanla bağdaşır tarafı yoktur.
"Haksızlığa karşı susan, dilsiz şeytandır…"6[2] BAE El-Beyan gazetesine göre: İsrail özel şirketler eliyle PKK'yı ve Barzani'nin Peşmerge ordularını silahlandırıp eğitiyor.
İki vahim iddia vardı:
1- Kaybolan askerler (veya bir kısmı) kaçırılmadı, teslim oldular. İçlerinde en az birisi köstebek olabilir.
2- Saldırı sırasında telsiz ve telefonlara uydudan karartma uygulandı. PKK böyle bir teknolojiye sahip değil. Acaba ABD bu saldırının içinde mi?
Bu arada PKK'nın yayın organı Fırat Haber Ajansı'na konuşan örgütün lider kadrosundan Feyman Hüseyin'in ‘ Çatışmak istemeyen 8 Türk askeri elimizde' açıklaması da bu şüpheyi arttırır niteliktedir.
AB büyükelçileri Ahmet Türk'le görüşüyor!
AB ülkelerinin Ankara büyükelçileri, DTP Grup Başkanı Ahmet Türk ile bir araya geliyor.
AB Dönem Başkanı Portekiz'in Ankara Büyükelçiliği konutundaki 2 saat süren çalışma yemeğinin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Türk, bir soru üzerine, 'AB süreciyle ilgili siyasi parti liderleri ne düşünüyor, bu konuyla ilgili düşünceler alınıyor' diye geçiştiriyor.
AB büyükelçilerinin aylık olağan toplantısından sonra verilen yemek basına kapalı yapılıyor. Çalışma yemeğinden önce yapılan toplantıya ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson da katılıyor.
Pakistan'daki patlamalar
Biz, PKK'nın azdırılmasıyla, Pakistan'daki patlamaların aynı merkezlerce ve aynı şeytani hedeflere hizmet için CIA ve MOSSAD tarafından yapıldığını düşünüyoruz.
Benazir Butto ile General Müşerref'in anlaşıp uzlaşmasını ve Pakistan'da barış ve huzur ortamının sağlanmasını içine sindiremeyen güçlerin işidir. Radikal İslamcı militanlar sadece bir bahanedir. Çünkü aynı radikal İslamcılar Müşerref'e karşı da bir tavır içindedir.
Tam böyle bir süreçte, bazı Amerikalı uzmanların:
"PKK ile El-Kaide, Türkiye'ye karşı işbirliği yapıyorlar" iddiaları, dolaylı bir biçimde gizli bir gerçeğin ifadesidir. Çünkü PKK'yı da El-Kaideyi de, kurup kullanan ABD'nin kendisidir. Bu iddialar, aynı zamanda Müslüman Türk halkını İslam'dan soğutma girişimleridir.
Hatırlanırsa, kısa bir süre önce, Pakistan ve Afganistan Devlet Başkanları, Türkiye'ye gelip, T.C. Devletinin hakemliğini kabul edip, barışmış ve anlaşmışlardı. Yani artık Amerika'ya güvenmiyorlardı.
Şimdi bu korkunç patlama ile Pakistan'da bir iç savaş çıkarmayı ve ABD'nin bir İran müdahalesinde; Pakistan, Çin ve Rusya muhalefetini bozmayı amaçlayan Amerika, yine aynı günlerde:
a) Hem Yunanlıları kışkırtıp hücumbotlarla Türk gemilerine saldırtmış ve ""Irak'a girersen, Yunanistan'ı üstüne salarım" mesajı vermiş.
b) Hem de Telekom grevini başlatıp, Fiberoptik kabloları kestirerek özellikle Güneydoğu'daki illerimizde stratejik iletişim imkanlarını sabote etmiştir.
Bütün bunları sadece tesadüflere bağlamak ve altında bir şeytanlık aramamak, eğer ahmaklık değilse, bir alçaklık alametidir.
George Bush'un yaklaşımı asıl bize lazımdır!
ABD Başkanı George Bush, 21 Kasım 2001 günü Forth Campbell, Kentucky'de askeri birliklerin aileleriyle katıldığı yemekte aşağıdaki konuşmayı yapmıştı:
(Teröristlerle savaşacağız ve onlara destek veren herkesle savaşacağız. Buradan bütün dünya ülkelerine vermek istediğim bir mesaj var: Terörist barındıranlar da teröristtir. Terörist eğitenler de teröristtir. Terörist besleyenler de teröristtir. Teröristin cebine para koyanlar da teröristtir. ABD ve dostları böylelerinden bunun hesabını sorar da ödetir de.)
(Şu anda elini kolunu sallayarak gezen teröristler var, hala daha var; onları tek tek bulup şebekeyi çökerteceğiz. İşin en zor tarafı daha yeni başlıyor, düşman dünyanın en zor ulaşılan dağlık bölgelerinde gelişmiş sığınaklara dönüştürülmüş mağaralarda saklanıyor. Bu gözü dönmüşler güvenli yeraltı sığınaklarını ölümüne savaşarak koruyor.)
(Saldırana saldırmadıkça savaş kazanılmaz. Amerika olarak onların bize bir daha vurmasını bekleyecek halimiz yok. Nerede saklanırlarsa saklansınlar, ne tezgahlarlarsa tezgahlasınlar, teröristleri vuracağız.)
Türkiye'mizi ve bölgemizi hangi muhtemel gelişmeler bekliyor?
1- ABD, tüm dünyayı karşısına alarak, İran'a saldırabilir. Zaten ambargo kararı vermiştir ve resmi bir ordu olan Devrim Muhafızlarını terörist ilan etmiştir.
2- Rusya, Çin ve Pakistan İran'a arka çıkarak ABD'ye baş kaldırabilir.
3- Bu savaş yüzünden petrolün varili 100 doları aşabilir.
4- İran saldırısında dolaylı da olsa ABD'ye destek veren ve Tezkerenin gereğini yerine getirmeyen AKP iktidarına bir tepki ve nefret dalgası oluşabilir. Ve her şeye rağmen ordumuz Irak'a girecektir.
5- Böyle bir ortamda 100 milyar doları aşan sıcak para Türkiye'yi terk edecektir. Bunu üzerine çok kötü bir ekonomik kriz patlayabilir.
6- Referandum sonucu "Evet" çıkarsa 11. cumhurbaşkanı kim olacak? Tartışması alevlenir. Ve zaten AKP'nin geçici 18 ve 19. maddelerin metinden çıkarılması girişimleri bu endişe yüzündendir. CHP bu referandumun iptali için Anayasa Mahkemesine gitmiştir.
7- Böylesine kaotik bir durumda, mevcut cumhurbaşkanı ve AKP iktidarı aleyhine hukuki bir süreç işleyebilir.
8- Türkiye'de olağanüstü şartların gerektirdiği, Milli bir hükümet teşkili ve yeni bir Cumhurbaşkanı seçimi gerçekleşebilir ve bu; ülke ve bölge dengelerini değiştirebilir.
9- Tam böyle bir sırada, geleceğini ve güvenliğini tehdit altında gören İsrail, İran ve Suriye'ye saldırabilir, hatta Türkiye'yi taciz edebilir ve beklide nükleer silah kullanmaya kalkışabilir.
10- Sonuçta, Türkiye'nin ve bölge ülkelerinin desteğini alan İran Amerikan güçlerini hezimete uğratıp bütün bölgeyi terk etmeye mecbur bırakabilir.
11- Ve tabi İsrail hizaya sokularak, bu Siyonist çıban başı deşilebilir…Ve deşilmelidir.
Atatürk'ün: "Yurtta barış, Cihanda barış" sözü, maalesef: "Doğuya düşmanlık, Batıya uşaklık şeklinde yozlaşmış ve bu tavsiye:
"Vatanın da, dünyanın da, barış ve huzuru size emanettir. Ülkenin ve bölgenin sorumluluğu sizin üzerinizdedir" anlamında iken, tam tersine: "Müslüman halkımıza zahmet, Avrupa ve Amerika'ya hizmet" biçiminde uygulana gelmiştir.
Kıbrıs yavru vatan değil, vatandır!
Maalesef şu anda Rum tarafında bulunan Hala Hatun Sultan Türbesi, Kıbrıs fethinin ve Kıbrıs'ın Müslüman Türklere aidiyetinin simgesidir. Hz. Muhammed Mustafa'nın halasının makamı, İstanbul'un manevi fatihi Eyüp Sultan yerindedir.
Kıbrıs; Hz. Peygamberimizin, İstanbul'un fethedildiğini ve Anadolu Kıtasının Türkleşeceğini müjdelemesinin ilk mucizesidir. İslam Peygamberinin iltifat ve ifadesiyle: "ne mükemmel komutan ve ne güzel asker-millet" vasfıyla ve adil dünya düzeninin dengesi makamıyla nitelenen aziz milletimizin, Akdeniz'deki batmayan gemisi ve bağımsızlık güvencesidir.
Kıbrıs, iki ülke için stratejik ve hayati bir önemdedir. Bunlar Türkiye ve İsrail'dir. Ama örneğin, Kıbrıs ABD ve AB için ekonomik ve taktik, Yunanistan içinse sadece politik ve psikolojik değerdedir.
Kıbrıs, Türkiye'nin Akdeniz'deki son kalesi ve nefes borusu gibidir. Bu nedenle yavru vatan değil, bizzat vatan gibi görmek gerekir.
İsrail içinse Kıbrıs:
a) Arka bahçesidir.
b) Kaçış bölgesidir.
c) İkmal ve destek garantisidir.
Bu nedenle İsrail, Menderes, Demirel ve İnönü dönemlerinde, Kıbrıs'ın, Yunanistan'dan ziyade, Türkiye'nin güdümünde olmasını istemiştir. İki sebepten dolayı:
1- Çünkü o süreçte Türkiye, maalesef Yunanistan'dan daha fazla, Masonların Rotaryanların ve doğal olarak gönüllü İsrail ajanlığı yapan sabataist cuntanın güdümüne girmiştir.
2- Ve yine Müslüman Türkler, Yahudilere, Hıristiyan Yunanlılardan ve Haçlı Batılılardan, her zaman daha hoş görülü ve adaletli davranmışlardır. Ama onlar, fırsat buldukça bizi arkamızdan hançerlemiştir.
Ancak 1974 Şanlı Barış harekâtından sonra, Siyonist İsrail ve emperyalist Batı, Türkiye'yi AB'ye sokmak vadi ve hilesiyle; Kıbrıs'ı resmen olmasa da fiilen elimizden alma yoluna gitmiştir.
1974 Kıbrıs zaferindeki payı ve kararlığı yüzünden Erbakan Hoca, İsrail ve ABD tarafından kara listeye alınmış ve tehlikeli düşman ilan edilmiştir. Ve yine vicdani ve tarihi bir sorumlulukla soralım: 1974 harekâtı Ecevit'in gayret ve isteğiyle olsaydı, acaba aynı Kıbrıs'ı Helsinki'de, devlet bahçeliyle birlikte öylesine rahat ve ucuz feda edebilir miydi?
Kıbrıs Barış Zaferi, Kutlu Kurtuluş savaşımızdan sonra, Mehmetçiğin en büyük mucizesi ve Hilal'in Haç'a yeni bir galebesidir. Hatırlayınız:
İngiltere gibi süper donanmalara ve uçaklara sahip bir ülke, Amerika'yı da arkasına aldığı halde, Arjantin gibi beşinci sınıf bir ülkeden, Falkland gibi boş bir adayı 3-4 ayda geri alamazken, Peygamber müjdesine mahzar Mehmetçikler, bütün batının desteklediği ve stratejik müttefiklerimizin bile bizi kösteklediği Kıbrıs'ı, 3-4 saat içinde ele geçirmişti. Aziz şehitlerimize rahmet diliyor, gazilerimize hürmetlerimizi sunuyoruz. Aynı iman ve heyecanla, bugün terörle mücadele bölgesinde, tezkereleri geldiği halde, vatanını ve kutsalını savunmak üzere, askerliğe devam için dilekçe veren Mehmetciklerin; AKP'nin ürkeklik ve dönekliğine ve stratejik münafık ABD'nin desteğine rağmen PKK canavarlarını da, Peşmerge çapulcularını da kahru perişan edeceğinden asla şüphe etmiyoruz.
Yeri gelmişken, Barbar Batının bütün baskılarına ve AKP iktidarının kayıtsız tavrına rağmen; KKTC ile Suriye arasında haftada iki gün, karşılıklı Lazkiye-Gazimagosa gemi seferlerini başlatmak gibi tarihi ve cesaretli bir adım atan..
Ve yine NATO'nun ve ABD'nin küstahça tehditlerine rağmen, bir Kuzey Irak müdahalemizi destekleyeceğini açıklayan Suriye Devlet Başkanı Beşer Esad'ı tebrik etmek ve desteklerimizi bildirmek üzere, mümkünse en kısa bir süreçte, şu onurlu 2. Kurtuluş savaşı Kurmaylarımızın, Sn. Rauf Denktaş'ın başkanlığında, Şam'a bir ziyaret programı gerçekleştirmesini öneriyorum ve önemsiyorum.
Hepimizin bildiği ve herkesin bilmesi gerektiği gibi, tarihimizdeki bütün zaferler gibi, Kıbrıs Barış hareketi de Milli şuurla kazanılmış ve sahip çıkılmıştır. Bundan sonra da yine aynı ruh ve heyecanla korunacaktır.
"Türkiye'de zorunlu Din Dersi, düşünce özgürlüğüne baskı oluşturduğu için kaldırılmalıdır. Yaratılış ispatı ve Allah inancı, bilme aykırıdır" diyen AB'nin resmi kurumlarıyla; Batı emperyalizminin bir aracı ve uzantısı olan PKK terörizminin elebaşı Abdullah Öcalan'ın, aynı inkarcı Darwinist safsatayı savunmaları şu iki gerçeği ortaya koymaktadır:
1- Her türlü terör ve ahlaksızlığın kaynağı inançsızlık, fakirlik ve muhtaçlık ve kültürel baskıdır.
2- Milli birlik ve dirliğimizin ilacı ve teminatı ise İslam inancı ve milli kalkınmadır.
Darwin'in oğlu tarafından İngiltere'de kurulup, Avrupa ve Amerika'da yaygınlaşan Öjeni dernekleri: Üstün ve seçkin ırk olan Batılıları koruma, Asya ve Afrika halklarını ise kısırlaştırma, hatta tüm sakatları ve sürekli hastaları ötenaziye hazırlama yoluna gitmiş, Amerika'da Kızılderilileri ve zenci soykırımlarına ve Hitler gibilerce faşist barbarlıklara öncülük etmiştir.
1974 çıkarmasını kendi çapında irdeleyen, Meclis zabıtlarını ve o günkü komutanlarımızın anılarını inceleyen bir kardeşiniz olarak, üzülerek, insafa ve ilim adamlığına yakışır görmeyerek söylemeliyim ki: şanlı Kıbrıs Harekâtında ve KKTC'nin oluşturulmasında, o günkü koalisyon ortağı olan Erbakan Hoca'nın rolü, unutturulmaya çalışılmaktadır.
12 Eylül askeri mahkemesinde Milli Selamet Partisini, "illegal faaliyetler yapmakla" itham eden savcıya 54.hükümetin başbakanı Erbakan Hoca'nın şu yanıtını, mahkeme kayıtlarından okuyorum:
"Sayın yargıçlar, seviniyorum ki, şu mahkemede yabancı basın bulunmuyor. Çünkü Meclis zabıtlarından ve Bakanlar Kurulu tutanaklarından da anlaşılacağı gibi, 1974 şanlı Kıbrıs zaferimizin, başlatılmasında ve başarılmasında, üstelik koalisyon ortağımız Sn. Ecevit'e ve Muhalefet lideri Sn. Demirel'e rağmen; en büyük siyasi irade ve cesaret, Milli Selamet Partimize aittir. Şimdi Rumlar ve Yunanlılar, bizi illegal olmakla suçlayan ithamınızı duysalar, bütün dünyayı ayağa kaldırırlar!
"İşte biz, Türklerin illegal olarak Kıbrıs'ı işgal ettiklerini söylemiyor muyduk!? Bakınız resmi Türk mahkemeleri de aynı iddiaları savunuyor" diye kendilerine haklılık payı çıkaracaklar… Haydi bize neyse ama, lütfen ülkemizi ve devletimizi sıkıntıya sokacak iddialardan sakının.!.
Elbette, Milli Görüş gibi tarihi atılımlar ve talihli adımlar başlatan bir harekete, malum merkezlerce, kötü niyetli kişilerin sızdırılması ve onlara birtakım kasıtlı ve kışkırtıcı yanlışlıklar ve provakasyonlar yaptırılması ve hatta zamanı gelince bunların ayartılıp ayrılması mümkündür ve tabiidir. Çünkü hiçbir milli girişim, böylesi hıyanetlerden tamamen korunabilmiş değildir.
Evet, maalesef sonradan Kıbrıs kahramanı geçinenler, 1974 zaferinin mimarları değil, istismarcılarıydı.. Eğer böyle olmasaydı, Helsinki'deki gaflet ve hıyanet belgesini imzalamazlardı..
Değerli öncüler!
Milli şuurdan, İslam'ın ruhundan ve Kur'anın nurundan mahrum bırakılan nesillere, öyle dışı hoş içi boş sloganlarla sahip çıkılamayacağını, bu gençlerin nasıl AB hayranı, Rum yanlısı ve maalesef Türkiye düşmanı olduklarını ve Sn Denktaş'ın torununun bile, hangi ruhi noksanlık ve manevi hastalıkla Rum pasaportu aldıklarını, şimdi Sn. Cumhurbaşkanımız Rauf Denktaş'a sormalıyız ve artık saplantıları ve ön yargıları bırakıp, tarihi sorumluluklarımızı kuşanmalıyız.
Dava ve devlet adamlarına hiç yakışmayan tavır: gerçeklerden gocunmak ve onları gözlerden kaçırmaktır. Çünkü hiçbir hakikat, sonsuza kadar gizli kalmayacaktır.
Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyor, Milli ve manevi değerlerimize sahip çıkarak, Türkiye'mizi bu Haçlı kuşatmasından, bu Siyonist ve emperyalist kıskacından kurtaracağımıza inanıyorum.
İslam şuurunda Hz. Muhammedi, Milli duruşta Mustafa Kemal'i rehber edinenlerin, asla mahcup ve mağlup olmayacağını biliyorum.
[1] (sh:862)
[2] 23.10.2007 / Serdar Akinan / Akşam

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Mümin kişinin en büyük özelliklerinden birisi, inananların ümit ve heyecanını diri tutmalarını sağlamak ve onları…
Ümit imanın pilidir, pili bitenin imanı gitmiştir. Pili bitende Hak davasın güdemezmiş. Güder gibi yapsa…
"40 kilitle kilitlenmiş" o sinsi küresel fesatlık odakların fitne girişimlerini tam manasıyla okuyabilmek adına, bu…
ACİLEN MİLLİ ÇÖZÜM - MİLLİ MÜTABAKAT HÜKÜMETİNE İHTİYAÇ VARDIR! İŞBİRLİKÇİLER ELİYLE ÜLKEMİZ, UÇURUMUN KENARINA İTİLMİŞ…
İran'ın ABD ve İsrail tarafından vurulmasında,cılız tepki hatta hiç denecek kadarken Müslüman ülkelerdeki vurulan ABD…
Erbakan Hocamızın üstüne beton dökmeye çalışan iktidar ve Milli Görüşçü geçinen işbirlikçi münafıklarla Milli yaralar…
"Allah’ın iradesi, mümkün olmayanı mümkün kılar!.. Sayınıza bakıp gülenlere aldırmayın. Gücünüzü hafife alanlara takılmayın. Nemrut…
Va’ad edilen kutlu ve mutlu haberleri bekleyip gözlemek ve buna yönelik hazırlık ve hizmetlere yönelmek;…
"Atatürk’çe tescillendi, belgem İstiklal Marşı’mdır" "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şüheda fışkıracak,…
"Evet; yakın tarihimizde Milli Duyarlılık taşıyan ve dıştan kaynaklı ve kasıtlı sorunların aşılmasında cesur ve…