YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6a6104abc1b75
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 1 0 1 0 6
Bugün : 48541
Dün : 57979
Son 30 gün : 1746331
Toplam : 58606478
IP Adresiniz : 216.73.216.25

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

“Terörsüz Türkiye” Projesinde; Cumhur İttifakı:
BAŞROL MÜ OYNAMAKTAYDI YOKSA FİGÜRAN MIYDI?

APO Teröristinin Çağrısı ve Hıyanetin Perde Arkası

İmralı Adası’nda yatan müebbet mahkûmu Abdullah Öcalan’a “PKK’ya silah bırakma çağrısı yaptırılması”; Abdurrahim Semavi’nin itiraflarıyla, İsrail Yahudi Lobileri ve ABD Derin Devleti planıydı. Bu tezgâh; artık görevini tamamlayan ve feshedilmesi kararı alınan PKK yerine, Suriye’deki PYD’yi meşrulaştırma ve SDG’yi (Özerk Suriye Kürt Bölgesi Projesini) amacına ulaştırma hazırlığıydı. Evet, Öcalan’ın çağrısı özetle: “Türkiye’de silahlı mücadele dönemi kapandı; artık siyasi ve demokratik yöntemlerle hedefimize ulaşacağız… Yani; PKK yerine Türkiye’de Dem Parti, Suriye’de YPG ile Siyonist projelere hizmetkârlık yapacağız” mesajıydı. Zaten PYD başı Salih Müslim: “Gerekli şartlar oluşursa, yani TSK operasyonlarını durdurursa, biz de ona göre tavır alırız!..” küstahlığında bulunmuşlardı.

 APO Teröristinin Çağrısı; Cumhur İttifakı’nın Büyük Kürdistan Hizmetkârlığı mıydı?

Abdurrahim Semavi’nin: “Türkiye; Doğu, Batı, Güney ve Kuzey Kürtleriyle İttifak Kuracak ve Onları Tanıyacak” itirafları!

Temel Strateji Araştırma Merkezi Başkanı Abdurrahim Semavi, Türkiye’de sözde Kürt sorununun çözümüne yönelik son dönemde atılan adımları ve yürütülen tartışmaları yorumlamıştı. 2013-2015 yıllarındaki Çözüm Süreci döneminde de Akil İnsanlar Heyeti’nde yer alan Semavi, gelinen mevcut durumda PKK lideri Abdullah Öcalan ile Kandil arasında anlaşmazlık olduğunu vurgulamıştı. Kuzey Irak’taki (Barzani Kürdistanı’nda) Rûdaw’da Hevidar Zana’nın sunduğu, “Kuzey Bülteni’ne” konuk olan Semavi, “Kandil ile İmralı arasında anlaşmazlık var. Sadece Öcalan ile Kandil arasında değil, Öcalan ile Rojava ve Öcalan ile Avrupa arasında da anlaşmazlık var. Bahsettiğim proje çerçevesinde sadece PKK meselesi çözülmüş olmayacak, PKK dışındaki Kürtler de muhatap alınacak” şeklinde açıklamalar yapmıştı.  

Bundan önce, yani Şubat (2025) içerisinde: “Türkiye’nin tüm Kürtlerle ittifak yapacağını” da hatırlatan Semavi, “Türk hükümetinin 15-16 aydır (AKP ve MHP iktidarıyla hazırladığı) bu proje sadece Türkiye’deki Kürt sorununun çözümüne yönelik sanılmamalıdır. Projeye göre Ortadoğu Kürtleriyle büyük bir ittifak kurulacak; Doğu, Batı ve Güney, Kuzey Kürtleriyle irtibat sağlanacaktır. Yapılanlar işte bu projenin hazırlığıdır. Bunu ifade etmem lazımdır!..” şeklinde çarpıcı ifadeler kullanmıştı. (Cumhur İttifakı’nca) Bir proje hazırlandığı fikrini aktaran Semavi, “Proje 5 yıl içinde tamamlanacak. Proje adım adım uygulanacak. Türkiye halkı ve Kürtler projeye hazır olana kadar proje dikkatle inşa edilip kurgulanacak. Kürtlerin barış istediği doğrudur. İnsanların aklında birçok soru var. Türklerin de birçok sorusu var. Bu sorunlar çözülmeden Kandil’i Ankara’ya getiremezsiniz, kimseyi başka bir yere taşıyamazsınız. Çok uzun zaman alır. Bahsettiğim proje kapsamında 5 yıllık bir program yapılmıştır. 5 yıl içerisinde sadece Kandil’de olanlar değil, diasporada yaşayanlar da geri dönmeye başlayacak ve onlara da geri dönüş yolu açılacaktır” şeklinde konuşmuşlardı. Bütün bu itiraflar, Öcalan’a çağrı yaptırma sürecinin dış güçlerce planlanıp dayatıldığını, yerli aktörlere ise sadece figüranlık yaptırıldığını ortaya koymaktaydı…

Barzanistan-Erbil merkezli; Kürtçe, Türkçe, İngilizce ve Arapça yayın yapan Rûdaw Medya’ya konuşan Abdurrahim Semavi, ardından özetle şunları aktarmıştı:  

Rûdaw: Süreç 2023 yılının mayıs ayında başladı. Kim başlattı ve nasıl başladı?

“Bu projenin bütün hazırlıkları (ABD ve AB’deki merkezlerin katkısıyla) yapıldı, ayrıntıları tartışıldı. Proje ve süreç yazıldı. Yani Sayın Bahçeli bu sözleri tek başına gündeme taşımadı. Bu sürecin hazırlıkları 7 Ekim 2023 öncesinde yapıldı. Ben, iki ay önce Avrupa’daki bazı televizyon röportajlarında bu projeyi ve süreci anlatmıştım. Sayın Bahçeli’nin de Sayın Erdoğan’ın da bu süreci gündeme getireceğini 2 ay önce açıklamıştım… Bu projede Kürtlerin istediği her şey vardır. Kürtler ‘kardeş ve eşit bir millet’ olarak anayasaya yazılacaktır. Adım adım okullarda Kürtçe eğitim başlayacaktır. Türk hükümeti adım atarken pazarlığa girişmeyecek, (tavizler için) kendisi adımlar atacaktır.”

Öcalan’ın “Silah Amacına Ulaştı, Şimdi Siyaset Zamanı!” Çağrısı!..

Bundan öncesi Açılım Sürecinde 21 Mart 2013 tarihini taşıyan açıklamasında, “Ben, bu çağrıma kulak veren milyonların şahitliğinde diyorum ki; artık yeni bir dönem başlıyor, silah değil, siyaset öne çıkıyor. Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir” diyen Abdullah Öcalan, şimdi yaptığı açıklamada ise: “Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.” ifadelerini kullanmıştı.

Anlaşılan o ki bu metin, Öcalan’ın (kendisine öğretildiği şekilde) aşamalı önerilerde bulunmaktaydı ve ‘çözüm süreci’ diye adlandırılan önceki sürece kıyasla, iktidar cenahı tarafından baskılanmış ve sınırlanmış bir çağrının motivasyonuyla çerçevelenmiş bir çağrı yapıldığı sırıtmaktaydı. Heyette bulunan Sırrı Süreyya Önder’in, metin Kürtçe ve Türkçe olarak okunup noktalandıktan sonra eklediği şu cümle DEM Parti’ye dokunulmazlık zırhının gizli bir şart olarak dayatıldığının kanıtıydı. Sn. Öcalan: “Bu perspektifi ortaya koyarken, şüphesiz silahların bırakılması ve PKK’nın kendini feshi, demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir notunu da bizlere iletti. Onu da sizinle paylaşmış olalım.” Yani bu hatırlatmaya dayalı olarak PKK’dan “Biz, bize yapılan çağrının gereğini yerine getirmeye yönelik süreci başlatıyoruz, ancak muhatabımızdan da demokratik siyasetin hukuki boyutuna uygun adımlar bekliyoruz” anlamında açıklamalar yapacağı anlaşılmaktadır.

Acaba Öcalan, S. Süreyya Önder’in açıkladığı o sözlü mesajı göndererek, “Israrla sadece örgüte çağrı yapmam üzerine, bir iklim söz konusu olduğu için resmi metni, sürecin hassasiyetini dikkate alarak bu biçimde hazırladım, ama ek olarak ifade ettiğim metin dışı mesajım da önemlidir” demeye mi çalışmıştı?

Cumhur İttifakı’nın “Barış” Tuzağı ve Hainlerin Son Tezgâhı

Ülkemizde, bölgemizde ve yeryüzünde gerçek bir barışa ve gerekli bir huzur ortamına karşı çıkmak, elbette vicdansızlık ve alçaklıktır. Ancak; küresel merkezlerin şeytani hesapları ve işbirlikçilerin iktidar ihtirasları uğruna, geleceğimizi karartacak sinsi ve Siyonist planların barış jelatini sarılmış palavralarına aldanmak ise, her halde ahmaklıktır.

Bu işin perde arkasını bilmeyen bölge halkının, terörden hayatı kararanların ve yandaş-yalaka takımının sevinç çığlıklarına aldanmayın; asıl, güya bu “Terörsüz Türkiye girişimine” alkış tutan ABD ve AB ülkelerinin, Siyonist güdümlü malum ve mel’un medya tröstlerinin neden bu denli sevindiklerine ve bu süreci desteklediklerine odaklanın!.. İşte o zaman bu sözde barış sürecinin nasıl bir tuzak ve tezgâh olduğunu daha kolay anlayacaksınız!.. Bu arada ABD Başkanı Trump’ın; “Erdoğan’la Suriye konusunu görüşüp bazı konularda mutabakat sağlayacağımızı ummaktayım!..” beyanları, acaba Suriye Kürdistanı SDG’ye, barış kılıflı ve demokratik yaftalı bir özerklik sağlama dayatması olmasındı!?

PKK, hâlâ oyun ve oyalama peşinde miydi?

Terör şebekesi PKK lideri Abdullah Öcalan’ın silah bırakma çağrısının ardından örgüt, kongresini 5-7 Mayıs 2025 tarihlerinde topladığını beyan etmişti. Fırat Haber Ajansı’nda yayımlanan yazılı açıklamada; PKK lideri Öcalan’ın çağrısı temelinde “tarihi öneme sahip kararlar alındığı” belirtilmişti. Açıklamada alınan kararlara ilişkin “geniş ve ayrıntılı bilgi ve belgelerin, iki farklı alandaki sonuçlar birleştirildikten sonra çok yakın zamanda kamuoyu ile paylaşılacağı” ifade edilmişti.

PKK; bu kongrenin “bütün çalışma alanlarını temsil eden delegelerle iki farklı alanda birbirine paralel olarak gerçekleştirildiğini” eklemişti. DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan aynı süreçte; “PKK her an kongrenin toplandığını duyurabilir. Biz de bu tarihi adımı, bu tarihi kararı büyük bir ciddiyetle bekliyoruz” demişti. Silahların “tümden devre dışı bırakılması için, siyasete çok büyük sorumluluklar düştüğünü” söyleyen Doğan, “Herkes cesaretle bu sorumluluğu taşımalı, bunun için gönüllü olmalı” diyerek, PKK’yı ve DEM Parti’yi memnun edecek hukuki ve siyasi girişimlere hız verilmesi gerektiğini dillendirmişti.

Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan ise 8 Mayıs’ta AKP Genel Merkezi’nde Bakanlar ve Milletvekilleriyle yaptığı toplantıda “Bütün engelleri aştık, PKK bugün-yarın silah bırakacak, örgüt feshedilecek. Ardından hepimiz için yeni bir dönem başlayacak” müjdesini vermişti.

PKK daha önce yaptığı açıklamalarda, Öcalan’ın kongreyi yönetmesine olanak tanınmasını istemişti. Ancak Öcalan’ın kongreye katılıp katılmadığına dair resmi bir açıklama gelmemişti. DEM Parti İmralı heyetinde yer alan Van Milletvekili Pervin Buldan, Öcalan’ın kongreye katılımına ilişkin “Muhtemelen teknik bir iletişim sağlanmıştır” açıklaması ile yetinmişti. KONGRA-GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal ise PKK’ya yakın medyaya, Öcalan’ın kongreye telekonferans yoluyla katıldığını söylemişti. ANF’ye göre Kartal, kongrede Öcalan’ın videosunun izletildiğini de kaydetmişti.

Süreç nasıl gelişmişti?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 22 Ekim 2024’te PKK lideri Abdullah Öcalan’a, örgütü lağvetmesi koşuluyla, “Umut hakkı için başvurması ve TBMM’de DEM Parti Grup Toplantısı’nda konuşması” çağrısını gerçekleştirmişti.

23 Ekim 2024’te DEM Parti Milletvekili Ömer Öcalan’a, amcası Abdullah Öcalan’la görüşme izni verilmişti. Böylece Öcalan’a 43 ay sonra ilk kez bir ziyaret gerçekleştirilmişti.

Aynı gün, PKK’nın, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş.’ye ait (TUSAŞ) Kahramankazan’daki tesislere düzenlediği saldırıda beş kişi yaşamını yitirmişti.

DEM Partili bir heyet, 28 Aralık 2024’te ve 22 Ocak 2025’te İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan ile görüşmüş ve Öcalan’ın mesajlarını kamuoyuna iletmişti.

PKK lideri Abdullah Öcalan 27 Şubat 2025’te kamuoyuyla paylaşılan “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nda tüm gruplara silah bırakıp PKK’yı kendini feshetmeye davet etmişti. PKK, bu doğrultuda 1 Mart’tan itibaren ateşkes ilan ettiğini bildirmişti.

İmralı heyeti siyasi partileri ziyaret etmiş, 10 Nisan 2025’te Beştepe’de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmüşlerdi. AKP Sözcüsü Ömer Çelik, 5 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetmesi sürecinin somutlaşmasını “günler içinde” beklediklerini söylemişti.

Şamil Tayyar’a göre: “PKK’nın silah bırakması bir oyun olabilir!”di…

Terör örgütü PKK’nın kongresini topladığının duyurulması sonrası alınan kararların açıklanması beklenirken, TGRT Haber’de Medya Kritik programında Gazeteci Şamil Tayyar, örgütün silah bırakması süreciyle ilgili çekincelerini açıklamıştı. Devlet Bahçeli’nin tarihi çağrısı sonrası başlayan Terörsüz Türkiye sürecinde önemli bir gelişme yaşanmıştı. Terör örgütü PKK, beklenen kongrenin toplandığını duyurmuşlardı. DEM Parti’den ise bu sürece dair 8 maddelik bir açıklama yapılmıştı.

Gazeteci Şamil Tayyar, örgütün silah bırakma süreciyle ilgili dikkat çeken yorumlar yapmıştı:

“Sahadan Gelen Haberler Var”

“Terör örgütü PKK’nın lafıyla iman etmem” diyen Şamil Tayyar “Daha önce de örgütün benzer silah bırakma açıklamaları olmasına karşın buna sadık kalmadıklarını” hatırlatmıştı.

“Terör örgütü PKK’nın tüm unsurlarıyla kendini feshettiğini açıklaması, silahlarını bırakıp teslim olması, Suriye’deki YPG’nin de buna uyarak silahlarını bırakması, merkezi yönetime entegre olması gerekir.” diyen Şamil Tayyar, “Ama sahadan gelen haberler var. Bunlar silah bırakacaklar ama bunları YPG’ye aktaracaklar.” uyarısında bulunmuşlardı.

“PKK’nın açıklamasını henüz görmedik. Bu açıklamanın içinde silah bırakma varsa silahların nereye bırakılacağı konusunda endişelerimiz devam etmektedir. Bu tür iddialar olacaksa o zaman işin şekli değişir. Bunları görmek lazım. Biz de diyoruz ki dereyi görmeden paçaları sıvamayın.” diyen Şamil Tayyar, haklı kuşkularını paylaşmıştı.

DEM Parti’nin Cumhur İttifakı’na Katılma İhtimali de Yüksektir!

AKP’li Şamil Tayyar, terör örgütü PKK’nın fesih ve silah bırakma kararı sonrası Türk siyasetinde yaşanacaklara ilişkin değerlendirmeler yapmıştı. Tayyar, sürecin başarıyla sonuçlanması ve PKK’nın tamamen tasfiye edilmesi halinde DEM Parti’nin Cumhur İttifakı’nın yeni bileşeni olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu hatırlatmıştı.

Gelişme kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, katıldığı TGRT canlı yayınında süreçle ilgili değerlendirmelerde bulunan AKP’li Şamil Tayyar, partiye yakın kaynaklardan derlediği kulis bilgilerini aktarmıştı. Tayyar, “Çözüm sürecinin başarıyla sonuçlanması halinde DEM Parti’nin AKP, MHP ve Büyük Birlik Partisi’nin ardından Cumhur İttifakı’nın dördüncü bileşeni olmasının yüksek ihtimal olduğunu” vurgulamıştı.[1]

Jeffrey Sachs: Suriye’de CIA’nın İstediği Gerçekleşti; Bölgedeki Savaşların ve Sonuçların Planlayıcısı ABD ve İsrail’dir!

BM Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı Başkanı Jeffrey Sachs, 11-13 Nisan 2025 tarihlerinde yapılan 4. Antalya Diplomasi Forumu’ndaki “Suriye: Ülkenin Yeniden Yapılandırılması ve Uzlaştırılması” isimli panelde dikkat çeken değerlendirmelerde bulunmuşlardı. İç savaşın “Beşşar Esad’dan kaynaklanmadığını, ABD ve İsrail’in sorumlu olduğunu” belirten Sachs, “Bu savaşın sonucu, CIA’nın 2011’de istediği şeydi. ABD’nin silahlandırdığı cihatçı bir grubun iktidara gelmesi (ve Suriye’de Irak Barzanistanı gibi bir SDG Kürdistanı’nın resmen olmasa da fiilen gerçekleşmesi) ABD ve İsrail’in projeleridir” ifadelerini kullanmıştı. Lübnan, Irak, Libya, Somali ve Sudan savaşlarına da değinen Sachs, “Bunların hepsinde ABD hükümeti ve müttefiki İsrail sorumludur” vurgusunu yapmıştı.

Aynı zamanda ekonomist, siyasi analist ve Columbia Üniversitesi profesörü olan Jeffrey Sachs, Antalya Diplomasi Forumu’nun 4. turunda ABD’yi eleştirerek, “Amerikan savaş kışkırtıcılığı bölgede barışın gerçekleşmesini engelledi ve bölge, yüz yıldan fazla bir süre önce imzalanan Versay Antlaşması’ndan bu yana Batılı güçler tarafından yönlendiriliyor” itirafında bulunmuşlardı.

Suriye’deki iç savaş için ABD ve İsrail’in rolüne işaret eden Jeffrey Sachs, şu değerlendirmeleri yapmıştı:

“Netanyahu’nun fikri, Ortadoğu’yu İsrail’in isteğine göre şekillendirmekti. İsrail’e bir şekilde karşı olan her hükümeti devirmekti… Bu konuda CIA ve ABD hükümeti de onun destekçisiydi. Yani savaş, Esad baskısından veya diktatörlüğünden kaynaklanmadı. Bu savaş, 2011 baharında Esad’ı devirmek için Başkan Obama’nın (ve Yahudi odakların) verdiği bir emirle başladı. Bu programın bir adı da vardı; Operation Timber Sycamore… ABD, bu bölgedeki diğer ülkelerle birlikte isyancıları eğitti. (Ahmet Şara ile birlikte) Şu anda iktidarı ele geçirenler de dahil olmak üzere, rejimi devirmek üzere özellikle cihatçıları ABD eğitti. Bu bir kaos yarattı. 14 yıl süren savaşta Suriye’de 600 bin kişi hayatını kaybetti. Bu savaşın sonucu, CIA’nın 2011’de istediği şeydi. (Yahudi Lobilerinin istediği) ABD’nin silahlandırdığı cihatçı bir grubun Suriye’de iktidara gelmesiydi…”

Bir yılda 700 milyar lira zarar eden Merkez Bankası’nın yöneticilerinin maaşları dudak uçuklatmaktaydı!

Kamuda tasarruf tedbirleri denilse de bu tedbirler Merkez Bankası yönetimine uğramamıştı. Yüksek maaşlı yöneticilerin olduğu Merkez Bankası’nın iki yıldır üst üste açıkladığı zarar 2023 yılı için 818,2 milyar TL olurken yeni Başkan Fatih Karahan döneminde 2024 yılı için 700 milyar 354 milyon TL olarak açıklanmıştı. Büyük zararlara rağmen yöneticilerin hâlâ yüksek maaş alması ise kamuoyunda tartışmalara yol açmıştı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 2023 ve 2024 yıllarında açıkladığı toplam 1,5 trilyon TL’yi aşan zarara rağmen yöneticiler yüksek maaşlar almaktaydı.

Halkımızın Perişanlığı!

Türk-İş Sendikası rakamlarına göre 4 kişilik bir aile için Nisan 2025’te açlık sınırı 24 bin 35 TL’ye varmıştı. Yoksulluk sınırı ise 78 bin 292 TL’ye dayanmıştı.

Birleşik Kamu-İş Sendikası’na göre ise; açlık sınırı 26 bin TL; Yoksulluk sınırı 80 bin TL’yi aşmıştı!

Gıda harcamaları yıllık ortalama artış (enflasyon) oranı ise %52 olarak saptanmıştı. Ve hâlâ Sn. Cumhurbaşkanı bu hava dolu balonları uçurtmaktaydı.

Dindar-Kahraman iktidara hatırlatalım!

-Deniz Feneri, Yimpaş, Kombassan yolsuzlukları…

-Kaybolan kurban paraları, ayakkabı kutuları, para sayma makine ve kasaları…

-KIZILAY üzerinden TÜRGEV’e vergi kaçakçılığı, TÜRGEV’den TURKEN’e döviz kaçakçılığı…

-Rıza Sarraf dosyaları, milyarlık saatlerin faturaları, Bakara, makara, din tüccarları…

-Habur’da kurulan çadır mahkemeleri ve davul-zurna ile karşılanan PKK maşaları, Oslo, Dolmabahçe, APO yandaşları ve İmralı ziyaretlerinin perde arkaları…

-Askerin yoluna döşenen mayınlar, kazılmasına göz yumulan hendek ve çukurlar, heba edilen yüzlerce kahraman Şehitlerin aziz kanları, unutulan Gaziler ve gözyaşları…

-Bir zamanlar mağrur ve cesur BOP eş başkanlığı itirafları, başına çuval geçirilen askerler, NOTA verilsin diyenlere ‘Müzik notası mı?’ çıkışları…

-Hâlâ iade edilmeyen Yahudi üstün liyakat nişanları, Allah Amerikan askerlerini korusun! duaları…

Üç beş şehit için meclis mi toparlanırmış? zırvaları, hatta şehit askere “kelle” diyenlerin safsataları!

-Belediyelerden, Kızılay Maden Suyu şişesine kadar kaldırılan T.C. levhaları, Türkiye Cumhuriyeti Devleti adından rahatsız olanlar, “devletin adı Anadolu olsun”, Türk bayrağı değil Türkiye Bayrağı olsun diye çırpınanlar…

-TRT’ye çıkarılan Osman Öcalanlar, İstanbul seçimlerinde okutulan terörist başının mektupları ve gözden çıkarılan Kıbrıs ve feda edilen Ege Adaları…

-Barzani’ye gönderilen paralar, sözde Kürt devleti televizyonuna TÜRKSAT’tan yayın hakları, Türk düşmanı, bölücü alçak Şivan Perver ve İbo ile gözyaşları dökülerek yakılan megri megri ağıtları, el ele kol kola verilen pozlar…

-Yandaş cemaat ve tarikat yurtlarında tecavüze uğrayan masum çocuklar, bağımsız basına yapılan baskılar, yandaş basına destek kıyakları…

-Tutulmayan sözler, siyasi yalanlar, büyük şehirlerdeki imar talanları, Katar’a satılan Milli varlıklar…

-Cumhuriyetin kazanımlarını babalar gibi satanlar, iç üreticiyi bitirip, tohumdan samana, diş macunundan deterjana kadar dışarıdan ithal edilen ihtiyaç malları… Devlet hazinesi müşteri garantili; otoyol, köprü, tünel, havaalanı, enerji santrali ve hastanelerle rant devşirilen uyanık yandaşlar…

-Her ihalede sağlanan avantalar, alınan üçer-beşer, çifte çifte maaşlar, çalınan sınav soruları…

-Açız diyen çiftçiye “ananı da al git” diyen yaklaşımları, milletin anasına küfreden yandaş iş adamları…

-Bitirilen tarım ve hayvancılık, zam yapıyor diye suçlanan esnaf, ucuz ekmek ve tanzim satış kuyrukları…

-Çöpten yiyecek toplayan insanlar, on beş milyona yaklaşan işsizlerin, mağdur edilmiş emeklilerin feryatları…

-Dünya’nın en pahalı elektriği, suyu, benzini, mazotu, doğalgazını kullanan mutsuz ve umutsuz milyonlar, sıkıştıkça ha bire yapılan zamlar, 20 yılda 20 kat artmış olan dolar ve 20 kat fakirleşmiş bir halk, icralar, iflaslar, intiharlar, artan boşanmalar, dağılan yuvalar…

-Kur korumalı mevduat sayesinde döviz artışından servetine servet katanlar, avantadan gemicikler, yatlar, villalar, saraylar, uçaklarla saltanat süren vicdansızlar…

-Kayıp damat ve buharlaşan 128 milyar dolarlar, bir tarafta pudra şekeri çeken “AK gençlik”, diğer tarafta üniversite mezunu işsiz “AÇ gençlik”, AB hatırına Türkiye’de tutulup bakılan milyonlarca Suriyeli mülteci sorunu, mültecilere harcanan 100 milyar dolarlar…

-İç borçla birlikte ve rantiyeci holdinglerin Siyonist bankalardan aldıkları ve geri ödemeye yanaşmadıkları borçlara kefil olan Devletin zararıyla beraber 1,5 trilyon dolara yaklaşan ve toplumdan saklanan dış borç batağı, artan enflasyon, planlı bir şekilde çökertilen milli ekonomi ve önlenemeyen krizlerin kaçınılmazlığı…[2]

Ve işte sonunda; artık görevi biten, işlevi sona eren PKK’yı devre dışı bırakıp, DEM Parti’yle ve siyaset etiketiyle… “Self Determinasyon” ulusların kendi kaderini tayin hakkı yolu ile… Doğu ve Güneydoğumuzu ayartıp, Barzanistan ve SDG (Suriye Kürdistanı) ile entegrasyonu sağlayarak Büyük Kürdistan’a = Büyük İsrail Programına hazırlık amaçlı, sözde “Terörsüz Türkiye” tuzaklarınız da elbette başınızda patlayacaktır!

Yoksa bütün bu yaptıklarınız, yanınıza kâr kalacak ve bunların hesabı sorulmayacak mı sandınız?

Bu arada özellikle ve içtenlikle vurgulayalım ki; bizim için milli birlik ve dirliğimiz ve bunu güçlendirici bütün girişimler elbette hayırlıdır, yararlıdır ve sahip çıkılacak olumlu ve sorumlu bir tavırdır. Bu bakımdan “Terörsüz Türkiye” vurguları da anlamlıdır ve önemli bir çağrıdır. Ancak dikkat edin, “Türk-Kürt kardeşliği ve vatandaşlık eşitliği sağlanmalıdır…” gibi ifadelerden de hep sakındık… Çünkü bu tür teklif ve temennilerin özünde, zımnen (üstü örtülü şekilde, dolaylı biçimde) “Türkler ve Kürtler farklı millettir, ayrı kesimlerdir; eşit ve adil vatandaşlar değildir!” anlamı saklıdır ve bu kanaatlerin dışarıdan kışkırtıldığı ve gerçekleri yansıtmadığı sırıtmaktadır.

  1. Haberler.com / 13.05.2025
  2. Yücel Yıldız – Alıntı
5 1 oy
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Abone Ol
Bildir
0 Yorum
En yeni
En eski En Çok Oylanan
Picture of Ufuk EFE

Ufuk EFE

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Görüşlerinizi duymak isteriz, lütfen yorum yazınız.x
Paylaş...