TRUMP’IN ÇİN ZİYARETİ VE CİN FİKİRLERİ
İŞE YARADI MI?
TRUMP’IN ÇİN ZİYARETİ VE
CİN FİKİRLERİ İŞE YARADI MI?
Bugün 15 Mayıs 2026. Trump’ın Çin Ziyareti ve İran Yenilgisi dün kesinleşti!..
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping; “Tayvan’ı kaşırsanız savaş çıkacaktır.” uyarısından sonra; “Tukidides Tuzağını aşmamız lazımdır.” teklifinde bulunmaları peşin bir öç almaydı.
“Yükselen bir ülkenin, bölgesel ve küresel bir güç olma olasılığından ve dünyayı onunla paylaşmaya yanaşmama duygusundan kaynaklanan savaş planlarına” Tukidides Tuzağı deniyordu.
Şi Cinping Trump’a: “Rakip değil ortak olmalıyız! Dünya bir yol ayrımındadır” diyordu. Ve Trump’ı olağanüstü bir törenle karşılıyordu.
Bugün klasik savaş ve silah üstünlüğü ABD’nin elinde, teknolojik üstünlük ve stratejik fırsatlar Çin’in elinde bulunuyordu. ABD 35 trilyon dolarlık, Çin ise 20 trilyon dolarlık ekonomilere hükmediyordu.
Trump, Tayvan kartını, Şi Cinping ise İran ve Hürmüz kartını elinde tutmaktaydı. Trump, Çin Başkanı Şi Cinping’e, şu konuda âdeta yalvarıvermiş ve övgüler dizerek yağcılık yapmaktaydı. Anlaşılan, Çin’den İran’a silah ve teknoloji desteğini çekmesini bekliyorlardı. Görünen o ki, Çin Trump’ı oyalamış ve olur diyerek avutmuşlardı. Ancak İran’a silah ve teknolojileri üçüncü ülkeler ve yabancı şirketler üzerinden sürdürecekleri anlaşılmaktaydı. Çünkü hem İran’ın petrolüne ihtiyacı vardı… Hem de ABD’nin burnunun kırılmasını istiyorlardı…
Siyonist sömürü sermayesinin yeni Üssü Çin Başkanı Şi Cinping, Trump’a: “Dünyayı tüm ülkelerle paylaşalım” demiyor, “Dünya çok büyük, ikimize de yeter” diyordu! Yani sadece kendilerini düşünüyorlardı. Bakınız Çin; Sri Lanka’dan, borcu karşılığı Hambantota Limanı’na el koymaktan sakınmamıştı. Yani emperyalist ve sömürü düşünceli bir ülke konumundaydı. Siyonist sermaye güdümlü IMF de borçlarını faizleriyle birlikte ödeyemeyen Sudan’ın yüzlerce kilometrekarelik verimli topraklarına el koymuşlardı. ABD emperyalizminden kurtulup Çin’in yanında yer alalım diyenler aldanmaktaydı.
Trump, Çin’deki temaslarında Doğu Türkistan zulmüne hiç parmak basmamıştı. Sincan; 1 milyon 800 bin km2 Türkiye’mizin 2,5 katı bir Türk ülkesi oluyordu. Çin kıtasının 5’te 1’ini oluşturuyordu… Burada 30 milyon Müslüman Türk yaşıyordu. 1949 yılından bu yana 35 milyon Doğu Türkistanlı kardeşimiz katlediliyordu.
Şi Cinping ise hiç Gazze katliamını gündeme taşımıyordu! Bunların insanlık diye bir derdi bulunmuyordu.
ABD’nin Çin ziyaretinin özeti şudur: Evet; Trump İran’a yenilmiştir ve mecburen Çin’den destek istemiştir!.. Hatta; EURO FIGHTER uçaklarının ve füze=dronsavarlarının, İran’a karşı devreye sokulması için, yalvar-yakar İngiltere’yi razı etmiştir!..
Tam bu sırada, kuduz İsrail Başbakanı uyuz Netanyahu, BAE’ye sürpriz bir ziyaret yapmıştır. Arkasından BAE’nin, Hürmüz Boğazı’ndaki İran’ın stratejik LAVAN Adası’na bir saldırı yapacağı medyaya sızdırılmıştır. Bu Ada meşhur HARG Adası’ndan sonra İran’ın en stratejik noktasıdır. Çünkü LAVAN Adası’nda askeri üssü bulunmaktadır. İsrail’in şeytanlığı, Körfez’deki kapışma sahasına bölge ülkelerini de katmaktır. Bakalım, Trump’ın uşağı, Netanyahu’nun maşası ve Sn. Erdoğan’ın en samimi arkadaşı BAE (Birleşik Arap Emirlikleri) Devlet Başkanı El Nahyan bu tuzağa kapılacak mıdır?
Bu arada Kuduz İsrail: “Türkiye HAMAS’a silah ve mühimmat veriyor!” diyordu, ama Kahraman Erdoğan iktidarı: “Vallahi billahi yalan… Hepsi iftira… Bir kurşun bile göndermemişiz!” diyordu. Ve maalesef doğru söylüyordu!.. Bu nedenle diyoruz ki; mevcut Cumhur İttifakı’yla ve AKP iktidarıyla bu badireler atlatılamazdı. Bir Milli Mutabakat iktidarına acilen ihtiyaç vardır!..
Bunun için de şuurlu bir cehdü gayret lazımdır; hem zalim kapitalist Amerika’nın ve emperyalist Avrupa’nın… Hem de Komünist ve Sosyalist zalim Çin ve Rusya’nın, bütün insanlığın hakkını çalan ve huzurumuzu kaçıran bu barbar dünya sistemini değiştirip; Müspet bilime, Aklıselime, Tarihi tecrübe ve birikime, Vicdani kanaate ve Kur’an-ı Kerim’e göre ittifakla hayırlı ve yararlı bulunan DOĞRU’ları esas alan ADİL DÜZEN’i getirmek için çalışıp çabalamaya CİHAD denir.
Farklı din ve düşünceden, ayrı kültür ve kökenden tüm vatandaşlarımızın ve bütün toplumların temel insan haklarını sağlayacak bir düzen mutlaka gereklidir.
İslam tarihinde ilk defa CİHAD İLMİHALİ yazan birisi olarak söylüyorum; Cihadın anlamı ve amacı, cihad hizmetinin farzları, vacipleri, sünnetleri, mekruhları ve müfsitleri nelerdir ve nasıl icra edilir? gerçeği bilinirse, Adil Düzen projelerinin ve onu tanıtma ve tâbi olma gayretlerinin önemi daha iyi anlaşılacaktır.
Allah; Hakkı kelimeleriyle, Kur’an’ın hikmetli ve isabetli meali ve marifetiyle, Hakka ve Kur’an’a tercüman olan makale, şiir ve tebliğ sohbetleriyle ve dahi harika savunma teknolojileriyle hâkim kılacaktır!
Ankebut Suresi ilk 6 ayetinde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“(Yoksa) İnsanlar; sadece ‘iman ettik’ demekle, (öyle çeşitli ve çetin) imtihan(lar)a tâbi tutulmadan (ve sonunda yeterli ve geçerli puan almadan terk edilip) bırakılacaklarını (ve kurtulacaklarını) mı (zan ve) hesap etmektedirler?
Yemin olsun (Biz) onlardan önceki (kavim)leri de (çeşitli) imtihan (kasıtlı, fitne ve belalar)dan geçirdik. (Böylece) Allah, kesinlikle (dininde ve davasında) sadıkları da bilecektir (bilmektedir) ve gerçekten yalancı sahtekârları da bilip (belirleyecektir.)
Yoksa (her türlü) kötülüğü yapıp (gizleyenler ve olduklarından başka türlü görünenler), Bizi (Allah’ı) atlatıp geçeceklerini (ve insanları sürekli aldatabileceklerini) mi sanıvermektedirler? Onlar ne kötü (ve yanlış bir) hüküm (ve kanaat) yürütmektedirler.
Her kim Allah’a kavuşmayı (O’nun va’adine ulaşmayı) umarsa, (acele etmesin) Allah’ın (tayin ve takdir ettiği) süresi gelmektedir. O (her şeyi) İşiten ve Bilendir.
(Hakk hâkim olsun, ülkemizde ve yeryüzünde Adalet Nizamı kurulsun diye) Kim cihad ederse, o ancak kendi nefsinin faydası için çaba göstermiştir. (Cihadın, adil devlet, izzet ve emniyet gibi dünyevi menfaatleri de; ebedi saadet ve cennet gibi uhrevi mükâfatları da kişinin kendi çıkarı gereğidir.) Allah âlemlerden Müstağnidir (hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç değildir).” (Ankebut: 2-6)
Erbakan Hocamızın 1990 yılında Arafat’ta sıraladığı Sünnetullah kanunları şunlardı:
1- Nefsinizi ıslah etmeden ve saadet istemeden selamete erişemezsiniz.
2- İçinizden Hakkı ve hayrı hâkim kılacak ve tebliğ yapacak bir ekip meydana getirmelisiniz.
3- Üzülmeyin gevşemeyin, eğer gerçekten inanıyorsanız üstün olan sizlersiniz… Zalim ve kâfir güçleri üstün göremezsiniz.
4- “Zafer inananlarındır ve zafer yakındır” vaadine güveneceksiniz.
5- “Allah mutlaka Nurunu tamamlayacak, Adil Düzen’i hâkim kılacaktır.” kanununu biliniz ve asla ümit kesmeyiniz.
Maalesef unutkanlık, çağımızın en büyük hastalığıdır. Bosna’daki Vahşetleri hatırlatalım…
– Yola dizilen 9 kız çocuğunun üstünden tankla geçiliyordu…
– Anne kucağındaki 3 yaşındaki bebeği duvara çivileyip, sonra etini kesip anne ve babasına yediriyorlardı…
En koyu gaflet; kendisine, ailesine, milletine ve mazlum ümmete yapılan zulümleri unutmaktır.
• Bugün Gazze, Sincan, Arakan ve İran’da aynı vahşetler yaşanmaktadır…
• Geçmişte Bosna, Kıbrıs ve Kurtuluş Savaşımızda bize bunları yapmışlardır…
• Sümeyra binti Kays, Uhud’da, evladını, babasını ve kocasını şehit verdiği halde, Efendimizi görünce de “Sen sağ olduktan sonra artık her musibet bana hiç gelir!..” diyerek teselli buluyorlardı. O da bir insandı. O da bir anaydı. Onun da babasına rahmeti, kocasına muhabbeti, evladına şefkati vardı. Ama Allah ve Resulüllah gayreti hepsinden fazlaydı.
Bakınız; Uhud’dakiler o çetin perişanlığa rağmen Efendimizin atadığı komutanlara itiraz ve isyan başlatmamışlar; hâşâ “yanlış görevlendirme yaptınız” diye Peygamberimizi suçlamaya kalkışmamışlardır.
• Hz. Peygamberimiz Uhud’da Ashabına seslenip: “Bu kılıcın hakkını kim verecek?” diye sormuşlardı. O kılıcın üzerinde şunlar yazılıydı; “Korkaklıkta utanç, cesarette şeref ve itibar vardır; kaldı ki insan korkaklıkla kaderden kurtulamayacaktır.” Ardından; şimdi kim bunun hakkını verecek ona emanet edeyim!.. buyurmuşlardı ve Ebu Dücane onu almıştı.
• Hz. Ali Hendek Harbi’nde meşhur müşrik silahşor Amr’la karşılaşmıştı. İlk hamlede miğferi parçalanmış ve omurlarından yaralanmıştı. İkinci saldırı öncesi:
“Ey Amr, hem yiğitlik taslıyorsun, hem de karşıma 10 kişiyle çıkıyorsun?..” deyince Amr şaşırıp arkasına bakarken hamle yapıp boynunu koparmıştı… Böylece “Zalime ve kâfire karşı mertlik ahmaklıktır!..” gerçeğini uygulamıştı.
• Hendek Harbi’nde müşrikler arasından Nuaym İbni Mes’ud, gelip İslam’a girmişti. Efendimiz onu Kureyza Yahudilerine gönderdi. Gidip onlara şunları söylemişti: “Mekkeliler kendi aralarında şöyle konuşuyor: Müslümanları yendikten sonra Yahudilere saldıralım ve hepsinden birlikte kurtulalım!..” Bunu duyan Yahudiler müşriklere desteklerini çekiyorlar ve onları geri dönmeye mecbur bırakıyorlardı…
Çin’in: “İran savaşı başlamamalıydı!” uyarısı
Zirve öncesinde Çin Dışişleri Bakanlığı, ABD ve İsrail’in İran ile yürüttüğü savaşa ilişkin sert bir açıklama yapmıştı. Açıklamada, “Bu çatışma hiç yaşanmamalıydı ve devam etmesi için bir neden kalmamıştır!” ifadeleri yer almıştı. Çin, enerji arzını ve küresel ekonomiyi etkileyen savaşın sona erdirilmesi için barış çabalarını desteklediğini vurgulamıştı.
Ticaret anlaşmaları sınırlı kalmıştı.
ABD tarafı, tarım ürünleri satışına yönelik bazı anlaşmalar yapıldığını ve gelecekteki ticaret mekanizmaları için ilerleme sağlandığını duyurmuşlardı. Tarafların yaklaşık 30 milyar dolarlık hassas olmayan ürünleri belirlemeyi planladığı anlaşılmıştı. Ancak Nvidia’nın gelişmiş H200 yapay zekâ çiplerinin Çin’e satışı konusunda herhangi bir ilerleme sağlanamamıştı.
Boeing anlaşması beklentilerin altında kalmıştı.
Trump, Çin’in 200 adet Boeing uçağı siparişi vereceğini açıkladı. Bu, yaklaşık 10 yıldır ilk büyük ABD yapımı yolcu uçağı alımı olacaktı. Ancak piyasalarda beklenti yaklaşık 500 uçaktan fazlaydı. Açıklamanın ardından Boeing hisseleri %4’ten fazla değer kaybetmiş durumdaydı.
Piyasalar anlaşmalardan ikna olmamıştı.
Uzmanlar, zirvenin diplomatik açıdan istikrar mesajı verdiğini ancak ekonomik içerik açısından zayıf kaldığını aktarmışlardı. Çin borsaları da sınırlı anlaşmalar nedeniyle düşüş yaşamıştı. Zirvenin en önemli çıktılarından birinin, Nisan ayında varılan ticaret ateşkesinin korunması olduğu vurgulanmıştı. Ancak bu ateşkesin süresinin uzatılıp uzatılmayacağı henüz netlik kazanmamıştı.
Tayvan uyarısı gerilimi artırmıştı.
Şi Cinping, Tayvan konusunda yaptığı açıklamada, “Tayvan meselesinin yanlış yönetilmesi çatışmaya yol açabilir” uyarısı bir meydan okumaydı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise Washington’un Tayvan politikasında değişiklik olmadığını hatırlatıp, “Tavrımız net, pozisyonumuzu her seferinde açıkça ifade ediyoruz” ifadelerini kullanmıştı. Tayvan Dışişleri Bakanlığı ise ABD’ye destek açıklamaları nedeniyle teşekkürlerini sunmuşlardı.
Hong Kong ve insan hakları hatırlatması!
Görüşmelerde, Hong Konglu medya patronu Jimmy Lai’nin tutukluluğu da gündeme taşınmıştı. Çin, Hong Kong meselelerini iç iş olarak nitelendirirken, ABD tarafı konuyu Şi’ye hatırlatmıştı. Medya patronu kılıflı küresel bir Mafya Babasına özgürlük sağlanmasını ele alan Siyonist uşakları Trump ve Şi Cinping, Sincan’daki 35 milyon mazlumun ve Filistin’deki masum ve mağdur insanların feryadına kulaklarını tıkamışlardı.
‘İlişkileri bozmamalıyız’ mesajı
Şi Cinping, devlet yemeğinde yaptığı konuşmada iki ülke ilişkilerine vurgu yaparak, “Dünyanın en önemli ilişkisini konuşmaktayız. Bunu yürütmek ve asla bozmamak zorundayız” ifadelerini kullanmıştı.
Trump’ın Çin ziyareti ve Tukidides tuzağı[1]
ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin ziyareti dünya kamuoyunda yakından takip ediliyordu. İki büyük emperyalist ülkenin liderinin bir araya geldiği görüşmede alacakları kararlar, yapacakları açıklamalar, verecekleri mesajlar elbette dünyanın gidişatı, paylaşım hesapları açısından büyük bir önem taşıyordu. 2017’den bu yana ilk kez bir Devlet Başkanı Çin’i ziyaret ediyordu. Son ziyaretçi de Trump olmuştu.
“Dünyanın bir yol ayrımında olduğunu, her iki ülkenin iyi ilişkiler sürdürmesi lüzumunu” ifade eden Şi; iki büyük güç olan Çin ve ABD’nin “yeni bir ilişkiler modelini” bulması gerektiğini ifade ederken, Antik Yunan tarihindeki “Tukidides Tuzağı”na dikkat çekiyordu. 5. yüzyıldaki Peloponez Savaşı’nı inceleyen tarihçi Tukidides, savaşın asıl nedeninin; yükseliş içinde olan Atina’nın Sparta’yı korkutması olduğu, bu nedenle savaşın kaçınılmaz hale geldiğini tespit ediyordu. Tukidides’in tespitleri siyasal bilgilerde ve uluslararası ilişkilerde “Tukidides Tuzağı” olarak tanımlanıyordu. Günümüzde ise ABD’li Siyaset Bilimci Graham Allison da bu kavramı ABD-Çin ilişkileri için kullanıyordu.
Yükselen güç Çin ile gücünü korumaya çalışan ABD arasındaki rekabetin nereye varacağı günümüzde en çok merak edilenler arasında bulunuyordu. Son 500 yılda benzer 16 durumu inceleyen Allison, bunların 12’sinin savaşla sonuçlandığını, dördünün savaşa dönüşmediğini aktarıyordu. Dönüşmeyenlere örnek ABD’nin İngiltere’ye, SSCB’nin ABD’ye karşı yükselişi gösteriliyordu.
Şi’nin bu önemli ziyarette Trump’a “Tukidides Tuzağı”nı hatırlatması ve “İlişkilerde yeni bir model önerisinde bulunması” emperyalist devletlerin barış içerisinde bir arada yaşayabileceği tezinin tekrarından ibaret görünüyordu. Ancak, her iki ülke arasındaki ilişkiler ve maddi koşullar, barış içinde bir arada yaşamanın imkânsız olduğunu gösteriyordu.
Ziyaret öncesinde bir değerlendirme yazısı yayımlayan Alman Handelsblatt gazetesi, son ziyaretten bu yana Trump’ın, kendisine daha fazla güvenen Şi ile karşılaşacağını yazıyordu. Zira aradan geçen dokuz yıllık sürede Çin’in ekonomik ve askeri gücü büyüyerek, ABD’ye birkaç adım daha yaklaşıyordu. Gazetenin yazdığına göre “ABD hükümetindeki Çin uzmanları aylardır bu görüşmeden endişe duyuyordu. Trump’ın bir avuç soya fasulyesi karşılığında Amerikan çıkarlarını Şi’ye satması ve basit manşetler uğruna kötü bir anlaşmaya razı olduğunu söylüyordu.”[2]
Trump’ın “manşetlik açıklamalar” yapmayı sevdiği doğruydu. Ancak bu uğurda ABD’nin çıkarlarını bir yana bırakarak, hem de bir tüccar olarak, “kötü anlaşmaya” imza atmayacağı düşünülüyordu. Trump, ticaretin ABD lehine dönmesi durumunda ilişkilerin sürmesinden yana görünüyordu. Heyette aralarında çok sayıda tekel yöneticisinin olması, küresel rekabete rağmen “ABD’nin gözünün devasa Çin pazarında, ucuz emeğinde ve nadir elementlerinde” olduğunu gösteriyordu. Şi’nin, Trump’ın iştahını kabartan bir anlaşmayla 500 Boeing uçağı almak istediği, muhtemelen bu ziyaret sırasında imzaların atılabileceği de ileri sürülüyordu, ama 200’de kalıyordu.
Denilebilir ki, Trump’ın ikinci Başkanlık dönemi âdeta yükseliş içinde olan Çin’i geriletme stratejisi üzerinden yürüyordu. Bunların başında gümrük vergileri geliyordu. Trump-Şi görüşmesinin arka fonunda asıl olarak emperyalist paylaşımdaki rekabet bulunuyordu.
2026 yılının başında önce Venezuela, sonra İran’a yapılan müdahalelerin aslında Çin’in petrol vanalarını kapatmaya yönelik hamleler olarak okunması gerekiyordu. Her ne kadar Çin son yıllarda güneş ve rüzgâr enerjisi üretimine hız verse de fosil enerjiye bağımlılığı güçlü bir şekilde devam ediyordu. Dahası, Trump’ın hamleleri sadece Pekin’in ihtiyaç duyduğu fosil enerji kaynaklarına el koymayı değil, daha önemlisi pazar alanlarını daraltmayı amaçlıyordu! ABD’nin Çin’in yükselişini durdurmak için attığı ya da atmayı planladığı adımlar az çok biliniyordu. Peki Çin bunlara karşı sessiz kalıp, kabul ediyor muydu? Enerjide dışa bağımlılığı azaltmak için devlet eliyle sürekli güneş, rüzgâr ve nükleer enerji alanlarına yatırımlar yapılırken, sahip olduğu nadir elementler avantajıyla elektrikli araç pazarında Çin’in payı sürekli büyüyordu. Çin, yeni pazarlara sahip olmak için gümrük vergilerini ise düşürüyordu. Trump’ın Pekin ziyareti öncesinde Afrika kıtasındaki 54 ülkeden 53’üne sıfır gümrük vergisi dönemi başlatılıyordu. Afrika’nın en büyük 20 ülkesine iki yıl boyunca Çin pazarına gümrüksüz erişim yolu açılıyordu.
Tayvan ve Güney Çin Denizi başta olmak üzere, değişik alanlar üzerinde ABD ile Çin arasındaki rekabet ise bu ziyarette hangi mesajların verileceğinden bağımsız olarak sertleşeceğe benziyordu. ABD’nin Asya’daki müttefikleriyle birlikte Çin’in mevcut egemenlik alanlarını daraltma tuzakları hiç eksik olmamıştı, bundan sonra da olmayacaktı. Ekonomik gücünü artıran, pazar alanlarını genişleten Çin’in ABD’ye karşı günümüzde en zayıf yanı askeri güç ve silah üretimi oluyordu. Öncesine kıyasla önemli hamleler yapılsa da, henüz ABD ile karşı karşıya gelebilecek güçte ve düzeyde sayılmıyordu. Bu nedenle, askeri olarak karşı karşıya gelmeyi, olanaklar el verdikçe erteleyerek zaman kazanmaya devam ediyordu. Bu nedenle Trump’ın sert çıkışlarına karşı yumuşak mesajlar vermeyi tercih ediyordu.
Genel çerçevede bakıldığında ABD’nin emperyalist paylaşımda, tıpkı Sparta gibi lider kalmak için yoğun bir çaba gösterdiğini, Çin’in de Atina gibi yükseldiği görülebiliyordu. Dokuz yıl öncesiyle kıyaslandığında, Çin’in güç topladığı, ABD’nin ise müttefikleriyle ilişkilerinin sarsılmasıyla güç kaybettiği anlaşılıyordu. Her iki ülke arasında küresel düzeyde süren rekabetin kilit noktasını Tayvan oluşturuyordu. Çin’i, Tayvan üzerinden bölge ülkelerinin de dahil olduğu bölgesel bir savaşa çekerek güçten düşürme Washington’un planları arasında bulunuyordu. Ancak, masa başındaki hesabın sahada tutmama olasılığı da hesaba katılıyordu. Çünkü Çin’in kazanacağı bir savaş, ABD’nin “dünya liderliği”nin sonu anlamına geliyordu.” saptamaları gerçekleri yansıtıyordu.
- yucel@evrensel.de
- Handelsblatt, 13.05.2026

Britanyali tarih felsefecisi Arnold Toynbee’ nin tarihin dongusel yapısını, medeniyetlerin yükseliş ve çöküş nedenlerini açıklayan meşhur
” meydan okuma ve yanıt ” teorisinde izah ettiği
“yaratıcı azinlik” diye tanımladığı,
Ibni haldun’ un toplumsal döngü tezini açıklarken ” öncüler” diye isimlendirdigi,
Kuran’ in
İçinizden (insanları Hakka ve) hayra davet edecek, (ve bunun sonunda elde edecekleri devlet ve hükümet imkânlarıylama’rufu) iyilikleri emredip yürütecek ve (münkeri) kötülükleri de nehyedip önleyecek bir ümmet bulunsun. (Bu hizmet ve hedefler için bir liderin çevresinde organizeli bir teşkilat kurulsun.) İşte asıl kurtuluşa ve başarıya erecek olan bunlardır( ali İmran 104)
Ayetiyle emir buyurduğu,
Erbakan hocamızın Arafatta onem verip saydigi,
Milli çözüm’ un
“Allah; Hakkı kelimeleriyle, Kur’an’ın hikmetli ve isabetli meali ve marifetiyle, Hakka ve Kur’an’a tercüman olan makale, şiir ve tebliğ sohbetleriyle ve dahi harika savunma teknolojileriyle hâkim kılacaktır!”
İfadeleriyle müjdeledigi, sayilari az ama inanmış, layık olmak için gayret edip yük olmaktan kacinan, sorumluluk bilincini taşıyan, hakiki müminlerden olmayı rabbimiz lütfetsin insaallah.
Sonrasının zafer oldugunu her dil, her kalem, her hakikat açıkça haykirmaktadir.
Bugünkü kullandığımız “Batı” kavramı sadece bir kıta, yön ve coğrafya kavramı ile açıklanamaz.. Bu kavram, bütün güç unsurları ile bir zihniyeti, bir medeniyet anlayışını iddia etmekte ve kendine münhasır tutumunu tüm insanlık üzerinde sergilemektedir..
Bugünkü Batı medeniyetinin eski Roma’ya, Antik Yunan’a, eski Mısır’a yani Firavunlara kadar uzanan bir anlayışın ürünü olduğunu, Prof Erbakan Hocamız defalarca hatırlatmıştır..
Temeli kuvvete, özellikle ekonomik ve askeri güce dayanan anlayışların ve bu anlayışa sahip devletlerin, uzun ömürlü olamayacağı, eninde sonunda yıkıma mahkum kalacağı, tarihi bir gerçektir..
Hangi emperyalist zihniyetle ve imkanla, hangi ekonomik ve siyasi proğram ve stratejileri geliştirseniz geliştirin, bunun sonu yıkım olacaktır.
Bugün Çin, 40 yıl’a yakın bir zamandır Amerikan menşeili Siyonist Yahudi sermayesinin üssü konumundadır.! Millî Çözüm’ün bu konuda yazdığı makale uzunluğu tabiri caizse, Çin Seddi kadar vardır!
Dolayısıyla Çin, batı medeniyetinin en büyük merkezi haline gelmiştir.. Bulunduğu coğrafya’nın, bize göre doğuda olması, bir anlam ifade etmeyecektir.!
Zemini Sevgi, Merhamet, Adalet ve Ahlâki değerlere oturan bir anlayışın, artık toplumlar nezdinde bir arayış ve ihtiyaç unsuru olduğu, günden güne kendisini gösterirken, diğer taraftan dünya genelindeki siyasi baskılar, ekonomik yıkımlar, Hukuki yozlaşma ve askeri saldırılar ve gelişmeler, Adil Düzen inkılabının müjdecisi olan öncü rüzgarlar gibidir.!
Millî Çözüm zihniyetinden başka, bu müjdeyi insanlığa aşılayan da müjdeleyen de neredeyse yok hükmündedir(!)
Muhammed Muhtar Han’ın hazırladığı “Siyasi Siyaset” kitapçığının kapak resmindeki mesajda da verildiği üzere ;
“Komunizm nasıl yıkıldıysa, Kapitalist sömürü düzeni de aynen bir karton gibi yırtılıp atılacak ve Siyonist şer Düzen çok kısa bir süre içerisinde, tarihin zillet çöplüğüne gömülecektir.”
Ahmet Akgül Hocamızın veciz ifadesiyle;
“Karanlığın bulutları dağıldığı zaman, gökyüzünde Erbakan Mührünü göreceksiniz” tanımlamasının, başta Türkiyemiz olmak üzere tüm dünyanın ekonomik, siyasi, hukuki, ahlaki, ilmi ve savunma mecralarında, Millî Çözüm merkezli bir anlayışla, yerini bulacağına şahit olacağız inşallah.
Milli Çözüm ve Adil Düzen projeleri; Hakka ve Kur’an’a tercüman olan kelimelerdir!
Farklı din ve düşünceden, ayrı kültür ve kökenden tüm vatandaşlarımızın ve bütün toplumların temel insan haklarını sağlayacak bir düzen mutlaka gereklidir.
Meali Kerim’in hakkını kim verecek?!
“… Oysa Allah, bâtılı yok edip-ortadan kaldırır ve Kendi kelimeleriyle (Kur’ani hüküm ve hikmetleriyle) Hakkı Hakk olarak pekiştirip (gerçekleştirir). [Not: Yani; Allah, Kur’ani hükümleri ve Adil Düzenin hâkimiyetini; tebliğat ve cihad gayretleriyle, siyaset ve strateji hikmetleriyle ve üstün teknoloji harikaları ile yerleştirir.] Çünkü O, sinelerin özünde olanı (mü’min gönüllerin samimi arzularını) Bilendir.” (Şûrâ 24) https://www.mealikerim.com/42/sura/24
Milli Çözüm’ün hakkını kim verecek?!
Allah; Hakkı kelimeleriyle, Kur’an’ın hikmetli ve isabetli meali ve marifetiyle, Hakka ve Kur’an’a tercüman olan makale, şiir ve tebliğ sohbetleriyle ve dahi harika savunma teknolojileriyle hâkim kılacaktır!
Adil Düzen projelerinin hakkını kim verecek?!
Allah mutlaka Nurunu tamamlayacak, Adil Düzen’i hâkim kılacaktır.
Erbakan Hocamızın hazırladığı üstün teknoloji harikalarının hakkını kim verecek?!
Erbakan Hocamızın hazırladığı üstün teknoloji harikalarının üzerinde Erbakan Hocamızın “İsrail laftan anlamaz. Zalimler ancak güçten anlar” yazmaktadır.
Erbakan Hocamızın buyurdukları gibi; “kendinize gelin ve görevinizi yerine getirin!”
Meali Kerimin… Milli Çözüm’ün… Adil Düzen Projelerinin… Erbakan Hocamızın hazırladığı üstün teknoloji harikalarının… Hakkını verenlere Selam olsun!
Üzerinde; “Korkaklıkta utanç, cesarette şeref ve itibar vardır; kaldı ki insan korkaklıkla kaderden kurtulamayacaktır” yazan “Bu kılıcın hakkını kim verecek?” diye seslenen Hz. Peygamberimiz SAV Efendimize günümüzden cevap verenlere selam olsun!
TRUMP’IN 13-15 MAYISTAKİ ÇİN ZİYARETİ NASIL ÇARESİZ KALDIKALRININ RESMİYDİ. SON ÇIRPINIŞLARIYDI. VE BUGÜN ABD İRAN İLE ANLAŞMAYI İMZALADIKLARINI DUYURDULAR. Kİ BU İRAN’IN ABD’YE, İSRAİL’E, SİYONİZM’E KARŞI GERÇEK BİR ZAFERİNİN İLANI OLMAKTAYDI. TRUMP İRANLA İLGİLİ ŞUNU YAPACAĞIZ BUNU YAPACAĞIZ DEDİKLERİNİN HİÇ BİRİSİ GERÇEKLEŞMEDİ. HİÇ BİR ŞEY ELDE EDEMEDİLER. DEMEKKİ NEYMİŞ ABD DE İSRAİLDE SİYONİZM DE YENİLEBİLİRMİŞ. SEN DE YETER Kİ O İMAN OLSUN O İNANÇ OLSUN. “BANANE AMERİKADAN” DİYEN AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN İNANCI OLSUN. KUVVET KUDRET SAHİBİ YALNIZ ALLAH’TIR VE ALLAH KİMİN YANINDAYSA O KAZANACAKTIR. ALLAH’IN İZNİ İNAYETİYLE, AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN PLAN PROGRAM VE PROJELERİNE SAHİP ÇIKAN, YERYÜZÜNDE ADİL DÜZEN KURULSUN DİYE ÇALIŞAN ÇABALAYAN GAYRET GÖSTEREN MİLLİ ÇÖZÜM ÖNCÜLÜĞÜNDE ADİL DÜZEN’E DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR.
Allah; Hakkı kelimeleriyle, Kur’an’ın hikmetli ve isabetli meali ve marifetiyle, Hakka ve Kur’an’a tercüman olan makale, şiir ve tebliğ sohbetleriyle ve dahi harika savunma teknolojileriyle hâkim kılacaktır!
YETER Kİ BİZLER, AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN HEP HATIRLATTIKLARI ŞU GERÇEKLERE SIKI SIKIYA BAĞLANIP GEREĞİ GİBİ DAVRANALIM;
Erbakan Hocamızın 1990 yılında Arafat’ta sıraladığı Sünnetullah kanunları şunlardı:
1- Nefsinizi ıslah etmeden ve saadet istemeden selamete erişemezsiniz.
2- İçinizden Hakkı ve hayrı hâkim kılacak ve tebliğ yapacak bir ekip meydana getirmelisiniz.
3- Üzülmeyin gevşemeyin, eğer gerçekten inanıyorsanız üstün olan sizlersiniz… Zalim ve kâfir güçleri üstün göremezsiniz.
4- “Zafer inananlarındır ve zafer yakındır” vaadine güveneceksiniz.
5- “Allah mutlaka Nurunu tamamlayacak, Adil Düzen’i hâkim kılacaktır.” kanununu biliniz ve asla ümit kesmeyiniz.
AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN 1980 YILINDA TRT DEKİ KURTULUŞUN MİLLİ ÇÖZÜM’LE OLACAĞI MÜJDESİNİ DE BİR HATIRLAYALIM;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)
Tüm Dünyada vicdan ehli şahıslar bu siyonist şebekenin sonunun gelmesini beklerken ve birçok yazar, siyaset bilimci artık ABD’nin çökme evresine girdiğini söylerken ne yazık ki Türkiye’de mandacı bir kafa oluşmuştur. Cumhur ittifakının ABD sevici politikaları ile yetişen bu kafa alttan üste birçok bürokrata sirayet etmiş söz konusu şahıslar artık ABD’nin sonsuza kadar yaşayacağına inanmaya başlamışlardır. Makalede belirtilen Erbakan hocamızın ” En koyu gaflet; kendisine, ailesine, milletine ve mazlum ümmete yapılan zulümleri unutmaktır.” cümlesinin tezahürlerini gördüğümüz bu ekipler mazlumlara yapılan tüm zulümleri unutmuş kendilerine öğretilen sahte beka kavramına tapınmaya başlamışlardır.
Bunlar böylesine körü körüne ABD mandacılığı yaparken ABD ardı ardına teknik hatalar yaparak kendisinin ve işbirlikçilerinin sonunu hazırlamaktaydı.
İnşallah Adil DÜzen medeniyetine az kalmıştır. Zafer inananlarındır ve zafer yakındır. Allah zafere ve Adil Düzen’e olan imanımızı arttırsın İnşallah.
• Tarih gösteriyor ki, savaşta başarı sadece güçle değil; akıl, strateji ve doğru zamanda doğru hamleyle kazanılır.
• Hz. Ali’nin ve Nuaym bin Mesud’un tavırları, zulme karşı mücadelenin sadece cesaret değil, aynı zamanda hikmet ve strateji gerektirdiğini gösterir.
• Zalime karşı mücadelede saf duygusallık değil, basiret ve stratejik akıl öne çıkmalıdır.
• ABD ile Çin arasındaki rekabet, ideallerden çok, küresel güç, pazar ve kaynak paylaşımı üzerinden şekillenmektedir.
• Bugünün dünyasında diplomasi masaları, çoğu zaman ekonomik ve askerî hesapların gölgesinde kurulmaktadır.
• Büyük güçlerin barış söylemleri, çoğu zaman kendi çıkarlarını koruma arayışının bir parçasıdır.
• Tayvan meselesi, yalnızca bölgesel bir sorun değil; küresel güç dengesinin geleceğini belirleyecek kritik bir eşiktir.
• Çin’in yükselişi ile ABD’nin liderliğini koruma çabası, uluslararası siyasette “Tukidides Tuzağı” tartışmalarını yeniden gündeme taşımaktadır.
• Emperyal güçler arasındaki rekabetin bedelini çoğu zaman mazlum halklar ödemektedir.
• Filistin’de akan gözyaşı da, Doğu Türkistan’daki sessiz çığlık da küresel güç mücadelelerinin gölgesinde kalmaktadır.
• İnsan haklarını çıkarlarına göre savunanlar, mazlumun değil, gücün yanında saf tutmaktadır.
• Adalet, güçlülerin menfaatine göre şekillendiğinde; barış, sadece geçici bir ateşkesten ibaret kalır.
• Dünya yeni bir kutuplaşma dönemine girerken, kalıcı barış ancak, hakkın ve adaletin, güçten üstün tutulmasıyla mümkün olacaktır.
• Gelinen noktada, Adil Düzen, insanlığın beklediği ve özlediği tek kurtuluş çaresidir.