YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6a5b6ee976c9e
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 1 0 0 9 1
Bugün : 19975
Dün : 53755
Son 30 gün : 1697903
Toplam : 58335016
IP Adresiniz : 18.97.9.175

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

“YENİ YOL” YAMUKLUKLARI
VE
FEHMİ ÇALMUK’UN ÇARPIKLIKLARI

Abdullah Gül Cumhurbaşkanı Adayı mı Yapılacaktı?

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Cumhurbaşkanı adayları hakkında: “İsmini açıkladığımızda tüm Türkiye, 86 milyon ‘Oh be’ diyecek” ifadelerini kullanmış, ancak adayın ismini açıklamamıştı. Arıkan’ın sözünü ettiği adayın eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olabileceği iddiası gündeme gelirken Bülent Arınç’tan, Gül’ün adaylığına ilişkin açıklama yapılmıştı.

Gözler Gül’e çevrilirken daha net bir açıklamanın eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’tan gelmesi enteresandı. “Suriçi İstanbul Buluşmaları”na katılan Arınç, Gül’ün aday olacağı iddiasına değinirken “Abdullah Gül’ün yeniden Cumhurbaşkanı adayı olmak gibi bir niyeti yoktur. Haşim Kılıç, Hüseyin Çelik gibi arkadaşlar ‘demokrasi buluşmaları’ yapıyorlar, parti kurmak gibi bir niyetleri bulunmuyor. Abdullah Bey bu işlerin içinde değil” ifadelerini kullanmıştı.

Fatih Erbakan’dan ‘Cumhur İttifakı’ mesajı…

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan; seçimler, ittifak ve partisinin oy oranı üzerine değerlendirmelerde bulunmuşlardı. Erbakan, “Abdullah Gül” ve “Mansur Yavaş” iddialarını da yanıtlamışlardı. Ulusal Kanal’da Adnan Türkkan ve Aykut Diş’in sorularını yanıtlayan Erbakan, “Ciddi bir şekilde milletin içindeyiz ve milletimiz de, çok ciddi bir şekilde ‘kesinlikle bir daha Cumhur İttifakı‘nda yer almayın!’ diye bize söylüyorlar. ‘Kendi başınıza seçime girin, kendiniz olursanız biz size destek oluruz!’ diye ifade ediyorlar. Bir de tabii siyaseten, mantıken bir kere denediğimizi bir kez daha denemenin, bir kez daha yanılmanın bir manası yok diye düşünüyoruz” görüşlerini açıklamıştı. Erbakan, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda yaptığı açıklamalar için şu sözleri kullanmıştı:

“Parti sözcümüz Suat Kılıç Bey de bu adayın Fatih Erbakan olması temennisini dile getirdi. Elbette böyle bir destekten memnuniyet duyarız. Saadet Partisi ile karşılıklı saygıya dayalı, olumlu ilişkilerimiz var. Genel Başkanlar düzeyinde ziyaretler ve görüşmeler gerçekleştirdik.”

“Abdullah Gül” İddiası!..

Siyasi kulislerde dile getirilen ve “Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün öncülüğünde bir blok oluşturulacağı” yönündeki iddialara da açıklık getiren Erbakan, “Bu yönde ortaya atılan iddialar bize de ulaşıyor ancak bizim tarafımıza iletilmiş herhangi bir teklif ya da yürütülen bir çalışma söz konusu değildir. Sayın Abdullah Gül ile uzun zamandır doğrudan bir temasımız da olmadı” yanıtını aktarmıştı.

Abdullah Gül’ün, İngiltere CFR’si “Chatham House” Bağlantısı…

E. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 9 Kasım 2010 tarihinde, İngiltere’nin başkenti Londra’da düzenlenen bir törenle, Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (Chatham House) tarafından verilen “2010 yılının Devlet Adamı” ödülünü İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in elinden almıştı. Yahudi asıllı ve Siyonist amaçlı Kraliçe; Abdullah Gül’ün: “Saygın bir liderlik performansı ve uluslararası devlet adamlığı” sergilediğini vurgulamıştı. Abdullah Gül’le arkadaşlıkları İngiltere’deki Exeter Üniversitesi yıllarına dayanan Fehmi Koru şimdilerde Abdullah Gül’ü gündeme taşıma telaşındadır. Birleşmiş Milletler sistemine bağlı Siyonist sermaye hizmetkârı Dünya Bankası’nın gizli bir yan kuruluşu gibi çalışan Cidde İslam Bankası’na İktisat Uzmanı olarak atanmasına ve zaten İngiltere’ye yollanmasına vesile olan Korkut Özal ise bu malum ekibin ağabeyi konumundaydı ve “Milli Görüş’ü Erbakan’dan kurtarma!” operasyonlarının bir numaralı elemanıydı!?.. Şimdilerde bu marazlı takıma çalışan eski Milli Gazete muhabiri Fehmi Çalmuk’u da bu yönüyle tanımak lazımdı.

Fehmi Çalmuk: “Neler Oluyor Hayatta-1”[1] Yazısındaki:

Türkiye’nin faili meçhul cinayetler karanlık odasını hatırladığınızda Ahmed Arif’in şu dizeleri yine aklınıza gelebilir: “Dört yanım puşt zulası Dost yüzlü, dost gülücüklü Kulak çınlasın.” aktarımı, kendi ayarını da mı yansıtmaktaydı?

Şaşıracağınız bir şeyler anlatayım[2]:

“Merhum cennetmekân Necmettin Erbakan gibi Cumhurbaşkanımız Recep T. Erdoğan da Uhud Savaşı’nın Müslümanlar açısından bir zafer değil de hezimet olduğu görüşündedir. Bunu kamuoyuna açıkça belirtmeseler bile, hatta Uhud Savaşı’nın Müslümanlar açısından büyük bir mukavemet ve direniş mücadelesi olduğunu söyleseler de özel konuşmalarında Uhud Savaşı’nın sonucuna ilişkin hezimet görüşü ağır basmaktadır. Profesör Doktor Mehmet Görmez Hoca’yı tanırsınız. Diyanet İşleri Başkanlığının kudretli bir Başkanıydı. Şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olan Numan Kurtulmuş Beyefendinin Başbakan Yardımcılığı döneminde kadrine uğramış; görevden el çektirilmiş veya kamuoyuna ilan edilen şekli ile “affını bildirerek” kenara çekilmişti. Mehmet Görmez, Milli Görüş camiasının içinde büyüyen bir hadis hocasıdır. Belagat ve hitabeti yanında olayları muhakeme edebilme kabiliyeti, onu görev yapmış Diyanet İşleri Başkanlarından ayrı bir yere koyar.

Yıllar öncedir… Necmettin Erbakan Hoca’nın Balgat’taki konutunda Lütfi Doğan Hoca, Fehim Adak ve Necmettin Erbakan konuşmaktadır. Konu istişaredir ve masaya yatırılan olay ise Uhud Savaşı’dır. Necmettin Erbakan; lidere tâbi olmayanları, lider görüşünün dışında etkilenerek olaylar karşısında fikir değiştirerek bir görüşü istemeye istemeye lidere dayatanları anlatırken Uhud Savaşı’nı örnek verir: “Şayet Hazreti Muhammed (SAV) Efendimiz dinlenseydi, Uhud Savaşı’nda böyle bir hezimet olmazdı.” Bu nedenle Milli Görüş geleneğinde merhum cennetmekân Necmettin Erbakan’a da Cumhurbaşkanımız Recep T. Erdoğan’a da parti tabanlarının attığı en önemli sloganlardan biri “Lidere sadakat şerefimizdir” sözüdür.

Lider her zaman haklıdır (Madde 1). Liderin haksız olduğu yerlerde Madde 1 geçerlidir (Madde 2).

Böyle bir anlayışın mizah değil, reel ve uygulanabilen bir siyaset anlayışı olduğunu belirtmemde sakınca yok. Zannederim böyle bir tartışma ortamına genç bir akademisyen olarak Lütfi Doğan Hoca’yla birlikte gelen Mehmet Görmez’e Necmettin Erbakan sorar: “Genç âlim söyle, istişarenin İslam’da hükmü nedir? Sünnet midir, vacip midir?” Cevap hiç beklenmeyen bir yerden gelir: “Farzdır Efendim!”

Erbakan şaşırır, izah ettirir. Tartışma sonunda “Uhud Savaşı’nın sonuç itibarıyla zafer mi, hezimet mi olduğu?” görüşü ortaya konur. Erbakan Hoca’nın aksine Mehmet Görmez, Müslümanlar açısından sonucun zafer olduğunu belirtir. Cennetmekân Erbakan, yorumu beğenmemiş olacak ki: “Genç âlim der, dersine çalışmamışsın.”

Mehmet Görmez, Milli Görüş gelenekleri ve lideri konusundaki tahkikatının ne kadar derinden olduğunu gösterme zamanının geldiğini düşünerek; Necmettin Erbakan’ın 1977 yılında Trabzon Milli Selamet Partisi Kongresi’nde yaptığı ve “10 maddede Uhud Savaşı’nın bir zafer olduğunu” belirttiği tarihi konuşmasını hatırlatır. Erbakan dillere destan o tebessümünü yapar: “Genç âlim, dersine iyi çalışmışsın” der.

Bu olayın yaşandığı tarih 1990’ların başıdır. Aradan geçen yıllar sonra bu kez Mehmet Görmez, Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın Külliye’deki bir sofrasında aynı bahisle bir tartışmaya taraf olur. Cumhurbaşkanımız Recep T. Erdoğan da lider görüşüne sadakat göstermeyenlerin, Uhud Savaşı’nda örneği yaşandığı gibi bir hezimetle karşı karşıya kalındığı görüşünü sarf eder ve istişarenin İslami olarak hükmünü sorar. Mehmet Görmez zaman tüneli içinde iki olayla aynı üslupla ve bakış açısıyla karşılaşmasının şaşkınlığı içindedir. Der ki: ‘Efendim, istişare farzdır ve istişare sonucu alınan kararın ve meydana gelen olayın rahmet olduğu görüşünü sarf eder.’”

“Yüce Divan’ın faili meçhul çocukları girişimi, AKP’de yapılan bir istişarenin sonucu mudur? Biz Merhum Cennetmekân Necmettin Erbakan döneminde Hocamızın görüşünü “Padişahımız şöyle istedi” diye belirtirdik. Bu dönemde “Sultanım böyle istedi” diyerek parti kadroları yeni hedefe doğru, lidere doğru şekillenmektedir. İşin aslı; Bilal Erdoğan’ın geliş hazırlığında mayınlar temizlenmektedir, arazi sürülmektedir. Eylem planı gereği AKP içinde 53 tane İl Başkanı değiştirilmiş; bunun yanında onlarca İlçe Başkanının yerine yeni atamalar olmuş, parti kadrolarına bir çekidüzen verilmiştir ve verilmeye de devam ediyordur.”

Fehmi Çalmuk bazı doğrularla yanlışları harmanlayarak, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı hazırlıklarına katkı sunma çabasındadır. Güya Erbakan Hoca’yla ilgili bazı hatıralarını aktarırken de; hem gerçekleri çarpıtmakta, hem de bilgiçlik taslayıp haddini aştığını ve ilim adamları arasında hakemlik rolüyle şahsiyet hamlığını açığa vurmaktadır.

Oysa Âl-i İmrân 121 ve 179 arasındaki ayetler;

“Asr-ı Saadet’teki Uhud Savaşı’nı, önce mü’minler kazanmış iken, stratejik tepeye Efendimizce yerleştirilen okçu birliğinin, kesin talimatlara rağmen, itaatsizlik gafleti ve ganimet hevesi yüzünden, nöbet bölgelerini terk etmeleri sonucu ağır bir yenilgi ve hezimete uğradıkları… Ancak bu hezimetin “Münafıkları tanımak, emirlere itaatin önemini kavramak, daha kalıcı ve başarılı hizmetlere zemin hazırlamak…” gibi birçok hayırlara vesile olması bakımından da yararlı olduğu” gerçeğini zaten açıkça beyan buyurmaktadır. Bu münasebetle Fehmi Çalmuk’a bir hatırlatma yapalım:

“Ahmak odur; Erbakan’ın, ardından kuyu eşer

Yükseklere tükürme ki, dönüp yüzüne düşer!”

Ali Çağıl Kardeşimiz Hatırlatmıştı!

Londra’da iken Nazım Kıbrısi ile Kadir Mısıroğlu Arasındaki “Saltanât’ın Şer’î Delîlleri” Konulu Konuşmadan Kısa Bir Kesit Aktarmıştı.

Kadir Mısıroğlu: Bugün Erbakan’ı İktidar yapsanız (O şeriattan uzaktır;) güçlü bir Cumhuriyet kafasındaki adamdır, beraber çalıştık biz, iyi tanırım…

Nazım Kıbrısi: (Hiddetlenerek) Sancağı taşıyacak adam mühürdar (kelime farklı da olabilir çok anlaşılmıyor) olacak, sokaktan (ve sıradan bir) adam (o makamı) taşıyamaz. Padişah torunu olacak, onu taşımak üçün; süprüntü taşıyamaz… (Yani Erbakan bu görevi kaldıramaz, bir padişah torunu bulmak lazımdır!.. demeye getiriyor!.. Ve kendisinin İngiliz kuklası bir süprüntü olduğunu ortaya koyuyor… Çünkü) Padişahlardan sonra gelenlerin hepsi zorbadır; tirandır. Osmanlı Padişahlarından hepsi Kureyşi’dir… (Yani o soydan gelmesi lazım demeye getiriyor.)[3]

Tespitler:

1- Şeyh Şeytan Nazım Kıbrısi ile Kadir Mısıroğlu, Türkiye’ye ve özellikle de iki kahraman Türk’e neden düşmanlardı? Bunların biri Atatürk, diğeri Erbakan’dı.

2- Osmanlı’yı yıkan zihniyet, o günler için “Yeni Osmanlıcılık” kılıflı FETÖ yapılanması üzerinden bir HALİFE tasarlıyorlardı; ama başarılı olamamışlardı.

3- Bunu başaramayanlar, “Cumhuri Krallık” yani “Partili Cumhurbaşkanlığı” kısaca şimdiki Başkanlık Sistemi’ni tasarlamışlardı. Aslında güya karşı oldukları “Tiranlık” iddialarıyla AKP’ye sahip çıkıyor ve methiyeler diziyorlardı. Yani halifelik yutturmacasıyla Cumhuri Krallık = İşbirlikçi Başkanlık Sistemi oluşturmuşlardı.

4- Osmanlı’dan sonraki sistemleri “zorbalık ve tiranlıkla” suçlarken Atatürk’e dolaylı şekilde “Barbar” demek istiyorlardı. Yani aslında bu belge bile, Kadir Mısıroğlu’nun ta o yıllarda Erbakan Hoca’ya “İngiliz ajanı” iftirasının perde arkasına ışık tutmaktaydı. Ayrıca Atatürk’e de “İngiliz ajanı” diyenler kendi ayarlarını açığa vuruyorlardı. Neticede Ahmet Akgül Üstadımızın “Erbakan Devrimi” ve “Bizim Atatürk” kitaplarının yazılmasının haklı gerekçeleri de anlaşılmış olmaktaydı.

5- Nazım Kıbrısi ile Kadir Mısıroğlu, İngiliz patronları adına, Türkiye’de Demokratik bir Cumhuriyet’in Siyonist ve emperyalistler için gelecekteki tehlikelerini konuşuyorlardı. Bunun için Erbakan’ın “Gerçek ve Güçlü Cumhuriyet” hesapları onları korkutmaktaydı. Asıl korkuları Cumhuriyeti esas alan Adil Düzen sistemi, Siyonizm’in uykularını kaçırmaktaydı.

6- Bütün bu sebeplerden dolayı, bu karanlık kafada olanlar şimdi Erbakan’ın gerçek takipçisi ve temsilcisi olan Milli Çözüm’ü hedef alıyorlardı. Saadet Partisi ve Yeniden Refah’ın birleştirilmesi değil, yan yana getirilmesi de aslında bir erken seçimle, Erdoğan’a ikinci dönemini bitirmediği yorumuyla tekrar aday olma yolunun açılmasıydı. Ve bu şeytani senaryoda figüranlık yapmaktı. Siyonist İngiltere Kraliyet ödüllü Abdullah Gül’ün, Bilderbergci Ali Babacanların, CFR’ci Davutoğullarının hevesleri ise kursaklarında kalacaktı.

Sonuç: Milli Görüş’ü rayından çıkararak ve ruhunu karartarak geçmişte ya Erbakan’a direkt cephe açmış, ya da gizli düşmanlık yapmış İslamist söylemlerle YENİ YOL belirleme ve işbirlikçi iktidarları devam ettirme çabaları boşunaydı. Bugünlerde ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın, “Ortadoğu’da işe yarayan tek şey (bir kişilik) güçlü liderlik rejimleri olmaktadır!” sözü ile Milli Görüşçü geçinen partiler kullanılarak Erdoğan Krallığına yeni DEMOKRATUR kılıf hazırlanmaktaydı. İster şimdi inanın, isterse bekleyip görün ve anlayın! Bizler de beklemekteyiz, fakat bir farkla; bizler Kur’an nuruyla işin sonunu görür gibi inançla ve heyecanla bekleyip durmaktayız.

Fehmi Çalmuk’un aktarımına göre Fehmi Koru, meslek hayatının 50 yılını doldurmuş bir gözlemcinin dış açısıyla (şunları) söylemektedir:

“Mahmut Arıkan ve siyaset arkadaşları, ancak iktidara gelerek ülkeye hizmet edebileceği esasına dayalı Erbakan projesini yeniden canlandırarak Saadet Partisi’ni uzun verimli bir yolculuğa hazırlıyorlar. Zorluklarının elbette farkındalar. Pazar günü Ankara’ya koşan Saadet kitlesinin heyecanı ve Mahmut Arıkan’ın konuşması, çerçevesini çizdiği İktidar Programı, Yeniden Refah ve Gelecek Partileri yönetimlerini düşündürmeli. Hiç değilse önlerindeki %7 seçim barajının varlığını hatırlatmalı.

Fehmi Koru’yu çocukluğumdan beri izlerim, okurum, takip ederim. Olacağı ve olması gerekenleri “erken uyarı sistemi” gibi bildirir. Belki bu anlamda yönlendirir, hedefe doğru gidişatın yol işaretlerini belirler. Necip Fazıl’ın şiirlerini okuduğu longplay plağın yapımcısı da odur. Merhum Özal’ın DPT’de iken aldığı ilk bilgisayarı kullanmasını teşvik eden gelişmeleri haber veren bir isimdir. Roger Garaudy’nin kitabını ilk kez Türkçeye tercüme ederek kamuoyuyla buluşturan isim de odur. Fehmi Koru, AKP’nin kuruluşunda Amerika başta olmak üzere yaptığı lobi faaliyetleri kurmay kademesinin çok işine gelmiş; belki de gençlik arkadaşı Abdullah Gül’e çok önemli bir tahkimat yapmıştı. Şimdi köşesine çekilmiş gibi görünse de Saadet Partisi üzerine yazdığı yazıyla yeni bir yol haritasının işaretlerini vermektedir. Unutmadan, Saadet Partisi içinden Milli Görüşçü yeni bir parti çalışması daha yapılıyor. Şu ana kadar örgütlendikleri il sayısı 30’u geçti. Haziran ayında kamuoyu önüne çıkmayı hedefliyorlar.

Abdullah Gül ve Fehmi Koru’nun yol haritası bir fermuar gibi birbirine o kadar bağlıdır ki neredeyse rüyalarını bile bir görür haldelerdir. AKP karşısında yeni bir yol oluşturma gayreti bir süredir devam etmektedir. Devam eden bu gayret; geçen seçimlerde CHP üzerinde yapılan ittifakın, şimdi muhafazakâr seçmeni kapsayacak bir şekilde Yeniden Refah Partisi, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, DEVA Partisi ve buna katılacak muhafazakâr ve milliyetçi çizgilerdeki partilerle ete kemiğe bürünecektir. Fehmi Koru’nun belirttiği %7 barajı yalnızca Yeniden Refah Partisi tarafından egale edilmiş durumdadır. Bu haliyle yeni seçim ittifakının şekilleneceği, aynı davaya hizmet eden iki parti de olacaktır. Fehmi Koru yazısıyla hem Ali Babacan’a hem de Ahmet Davutoğlu’na -tabirimi mazur görün- “oturun oturduğunuz yerde” dercesine bir istikamet göstermektedir.

Şimdi bu projenin asıl mimarının Abdullah Gül olduğu anlaşılmaktadır. Kimse Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı makamından ayrıldıktan sonra İstanbul Maslak’taki köşkte çelik çomak oynadığını düşünmesin. Belki Dışişleri Bakanlığından daha fazla yabancı diplomatların uğrak yeri olan Köşk; aynı zamanda uluslararası unvana sahip birçok kuruluşun da hem siyasi hem de ekonomik olarak adım atmadan önce başvurduğu önemli bir kapıdır. Gül, kendisinin ve zamana karşı tarihin kendisine yüklediği sorumluluğu en ince ayrıntısına kadar uygulayan bir siyasi figürdür.  AKP içine baktığımız zaman Hakan Fidan’ı bulup getiren, onun üzerine bir gelecek inşa eden siyasi kişilik de odur. Hakan Fidan’ın Londra’da İngiltere ile Stratejik Ortaklık Belgesi imzaladığında nedense ilk aklıma gelen isim de Abdullah Gül olmuştur. Gül boş durmadı; Yunanistan’a, İngiltere’ye gidip lobilerde konuştu.” [4] diyen Fehmi Çalmuk, kendisinin Fehmi Koru gibilerin çömezi, Abdullah Gül gibilerin hesabî (hasbi değil) hizmetçisi olduklarını açığa vurmuşlardı. 

“Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’a göre, bir müjde olarak Cumhurbaşkanı adayını açıklayacaklar ve Türkiye “Oh be!” diyecekti. Ancak gelinen noktada Saadet Partisi, “Vah be!” dedirtecek bir sürprizle karşılaşabilir. Bilindik bir kelâmdır; “Şeriatın kestiği parmak acımaz.” Şeriat, hükmünü kılıçla verir. Bu yazı, Saadet Partisi’nin kılıçla olan imtihanını anlatıyor. Dedik ya, şeriat hükmünü kılıçla verir… Peki, şeriat ne? Merhum cennetmekân Necmettin Erbakan’ın, 163. Madde kâbusu nedeniyle “kuş dili” konuşmak zorunda kaldığı bir dönemde; şeriat yerine kullandığı “Milli Görüş” veya ekonomik düzenlere ilişkin bir muhalefet şerhi olarak ortaya koyduğu, ekonominin yanında sosyal hayatı birlikte yaşama kültürünü hedefleyen “Adil Düzen” ismini de şeriat yerine kullanıyordu. Ona göre şeriat, “çok şeritli bir otobandı.”[5] diyen Fehmi Çalmuk, hem cehaletini sergiliyor, hem de Erbakan’a ve tarihi programlarına iftira atıyordu. Çünkü “Adil Düzen”, 163. Madde korkusundan uydurulmuş ve klasik ŞERİAT yerine kullanılmış bir kavram değil; çağdaş şartlara ve ihtiyaçlara uygun hazırlanmış, inanç esaslarımızla bilimsel olguların gereği olarak tartışılıp olgunlaştırılmış orijinal bir SİLM = Barış ve Bereket nizamıdır…[6] Bu cahil cesaretinin Fehmi Çalmuk’un başına ne işler açacağını da ömrü olan yaşayarak anlayacaktır…

“Neyse, konumuz bu değil. Siyasi hayatımızda herkes Kemal Kılıçdaroğlu’nun sürpriz bir şekilde Genel Başkanlığı kaybettiği kongre ile ilgili mahkemenin vereceği “mutlak butlan” davasına, yani “CHP’ye kayyım atanacak mı, atanmayacak mı?” sorusuna kilitlenmişken; Ankara’nın yargı çevrelerinde Saadet Partisi’ni bekleyen bir kayyım davasının sonuçlanmasına az kaldı.

Saadet’in Birinci İmtihanı: 11 Mayıs 2026 günü saat 11.00’de, Ankara 37. Asliye Hukuk Mahkemesi karar duruşmasını yapacak.

 Davanın konusu ne? 24 Kasım 2024 tarihinde gerçekleşen Saadet Partisi 9. Olağan Kongresi’nde usulsüzlük yapılması ve parti yönetimine üç kişilik kayyım atanması dilekçesi… İddialar net: Mahmut Arıkan’ın seçildiği kongrenin iptal edilmesi isteniyor. Kongrede 1026 kişinin oy kullandığı ancak bu delegelerden 789’unun delegeliğinin düştüğü iddiası var. Bunun nedeni ise Saadet Partisi’nin, Siyasi Partiler Kanunu’nun kendine tanıdığı süre zarfında; aralarında Ankara, İstanbul, İzmir, Konya Gaziantep gibi büyük illerin de bulunduğu 49 il ve 750 ilçenin zamanında kongreye gitmemesi ve büyük kongre delegelerinin belirlenmemesi. Mahkeme, YSK’dan gelen yazının ışığında, kongresini yapmayan ve münfesih duruma düşen illerin durumunu karara bağlayacak. Yani Saadet Partisi, 2024’teki 9. Olağan Kongre’ye bir önceki dönemde var olan delegelerle gitmiş. İşin ilginç yanı; İstanbul büyük kongre delegelerinin sayısı, Siyasi Partiler Kanunu gereğince Milletvekili oranıyla hesaplanan sayıdan 29 kişi daha fazla. Kongrede toplamda 237 delegenin delegelik vasfını halen koruduğu belirtiliyor.

Bütün bunlar olurken; Saadet Partisi Teşkilat Başkanı Mahmut Arıkan idi. (Halefi olduğu), Genel Başkan Temel Karamollaoğlu’nun olağanüstü kongreyi erteleyip yeni bir kongreye karar vermesi ve mevcut adaylar konusunda bir ittifak oluşmaması karşısında yaptığı stratejik hatalar, Saadet Partisi’ne ağır patlayacak cinsten… Hukuki çevrelerin iddiasına göre açılan davada gündeme getirilen iddialar, YSK’nın mahkemeye gönderdiği Saadet Partisi İl Teşkilatlarının kongreleri ile ilgili yazıda da netçe belirlenmiş. Bu arada Saadet Partisi yönetimini umutlandıran en büyük gelişme ise mahkemenin görevlendirdiği bilirkişinin yazdığı rapor. Davayı açanların bilirkişi raporuna karşı itirazları da 11 Mayıs’ta mahkemenin verdiği kararla neticelenecek. Saadet Partisi Van Eski İl Başkanı Mehmet Necip Yavuzer ve arkadaşları tarafından açılan davada; Saadet Partisi Ankara Keçiören Eski İlçe Başkanı Davut Açıkgöz, Sedat Tarhan ve akademisyen Kenan Karagüzel’in parti yönetimine kayyım olarak atanmasını istediklerini de belirtelim. Zamanında Mustafa Kamalak, Saadet Partisi’nin 4. Olağanüstü Kongresi’nin iptalini gerçekleştirmiş ve partinin kayyım heyetine devredilerek kongreye gitmesini sağlamıştı. Görünürde Mustafa Kamalak yok ancak “partinin şahini” olarak nitelendirilen Birol Aydın da mahkemenin vereceği kararı bekliyor. Eğer mahkeme Saadet Partisi’nin 9. Olağan Kongresi’ni iptal ederse, parti yönetimine kayyım heyeti getirilecek ve partinin hızlı bir şekilde olağanüstü kongreye gitmesi sağlanacak. Eğer bu gerçekleşmez ise, Saadet Partisi’nin erken veya zamanında seçime girmesi de mümkün olmayacak.

Davayı açan Mehmet Necip Yavuzer’in ifadesiyle; Saadet Partisi içinde “Okçular Tepesi’ni terk etmeyen üç kişi” ile açılan bu dava, belki de önümüzdeki günlerde siyaseti karıştırdığı gibi Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda da önemli ipuçlarını ortaya çıkaracak. Şimdi YENİ YOL Partisi’nin neden kurulduğunu ve Saadet Partisi’nin böyle bir tehlike karşısında zamanında nasıl bir yol haritası çizdiğini daha iyi anlıyorsunuz değil mi? Peki, Saadet Partisi’nin kılıçla imtihanı yalnızca 11 Mayıs’ta görülecek dava ile mi ilgili?

“Firakın Çocukları” başlıklı yazım kamuoyunda çok tartışıldı. 2028’deki Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik Abdullah Gül moderatörlüğünde siyasetin yeniden şekillendiğini yazdığımda, trollerin marifetiyle “Abdullah Gül yeni bir parti kuruyor” diye olay tam bir bombardımana tutuldu. Tekraren yazayım; yerinde durduğumuz siyasi kişilik Abdullah Gül, neredeyse siyaseti ima yoluyla yıllardır sürdüren ve hep kazananlar cephesinde olan biridir. Uzun bir süredir Recep T. Erdoğan’a ve AKP’ye karşı siyasetini vekalet savaşları ile yönetiyor. Hatırlar mısınız Muhterem Hayrünnisa Gül Hanımefendinin “intifada” sözlerini… İntifadayı yeni bir yorumla, başka başka senaryolarla ancak aynı sonuca çıkan pratiklerle gerçekleştiren bir siyasi kişilik. Geçen Cumhurbaşkanlığı seçiminde ve yerel seçimlerde Abdullah Gül’ün siyasette belirleyici konumda olduğunu belirttiğimde, gazeteci arkadaşım Turgay Türker; “Fehmi abi sana göre her yol Abdullah Gül’e çıkıyor, böyle mi diyorsun?” diye sormuştu. Halen belirtiyorum ki; 28 Şubat döneminden bu yana Fazilet Partisi Kongresi Genel Başkan adaylığından başlayarak, Anayasa Mahkemesi’nin Fazilet Partisi’ni kapatması, 3 Kasım 2002 seçimleri sonrası Başbakan olarak görevlendirilmesi, 2007 yılında Cumhurbaşkanı seçilmesi ve görev süresi bittikten sonra siyasi arenalarda gelişen her türlü etkinliğin yol kavşağında Abdullah Gül’ü görmemiz mümkündür.

Saadet’in İkinci Kılıçla imtihanı

Evet, gelelim Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ın; “Biz öyle bir isim üzerinde çalışıyoruz ki, o ismi açıkladığımızda 86 milyon insanımız ‘Oh be, işte aradığımız bu’ diyecek” sözlerinin altında yatan Cumhurbaşkanı adayı kim? Saadet’in kılıçla imtihanı bu kadar değil demiştik ya: (İşte o kişi) Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı Haşim Kılıç. Saadet Partisi’nin eski Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, partisinin Cumhurbaşkanı adayı olarak Haşim Kılıç’ı açıklamaya hazırlanırken; hatta bu konuda eğitimden sağlığa, adaletten iç işlerine kadar değişik bürokratları çağırıp neler yapılması gerektiği konusunda görüş aldıktan sonra birdenbire (ve mecburen) ibreyi Kemal Kılıçdaroğlu’ndan yana koymuştu. Merhum Turgut Özal’ın Türk yargı sistemine hediye ettiği Haşim Kılıç; Refah Partisi’nin kapatılma davası başta olmak üzere Fazilet Partisi davasında da, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kapatılma davasında da etkili rol oynamıştı. Haşim Kılıç’ın asıl efsanesi, başörtüsü konusunda Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karardaydı.” ifadeleriyle Fehmi Çalmuk; Erdoğan’ın uzun tahribat iktidarlarından sonra, “Milli Görüş’ün devamı ve İslamcı mağdurların sığınağı” kılıfı geçirilmiş, ikinci işbirlikçilik devranının yaklaştığına… Malum ve mel’un odakların bu Siyonist senaryoda Abdullah Gül’e baş figüranlık yakıştırdıklarına, hem kendisini inandırmıştı, hem de toplumu ve özellikle Milli Görüş tabanını inandırmaya çalışmaktaydı…

  1. Fehmi Çalmuk – 28.04.2026
  2. Fehmi Çalmuk – 29.04.2026 – Neler Oluyor Hayatta-2 – Uhud’un Çocukları
  3. Video Dökümünden Kesit 1991 Londra – https://www.youtube.com/watch?v=-r-J0EG8Agw
  4. Neler Oluyor Hayatta-3 – Fehmi Çalmuk – 30.04.2026
  5. ‘Oh Be’den ‘Vah Be’ye – Fehmi Çalmuk – 07.05.2026
  6. Bak: Ahmet Akgül Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya – Adil Dünya Yayınevi
5 1 oy
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Abone Ol
Bildir
0 Yorum
En yeni
En eski En Çok Oylanan
Picture of Kâzım GÜLFİDAN

Kâzım GÜLFİDAN

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Görüşlerinizi duymak isteriz, lütfen yorum yazınız.x
Paylaş...