YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69ff6c0a0f9c7
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 8 3 3
Bugün : 47119
Dün : 62748
Bu ay : 544861
Geçen ay : 1737715
Toplam : 54427634
IP'niz : 216.73.217.63

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

AKP'nin akreplik başarıları?! 

Gerçekten Adalet ve Kalkınma Partisi iddia ettiği gibi ekonomiyi geliştirdi mi, enflasyonu tek haneli rakamlara indirdi mi, milli gelirimizi yükseltti mi, bütçe açığını azaltıp geriletti mi?!

 

Eğer bunlar gerçekten AKP'lilerin dediği gibi doğru olsaydı; ücretlerin reel olarak artması, yatırımların çoğalması, piyasaların canlanması, işsizliğin azalması, yeni iş imkanlarının oluşması, gelir dağılımında düzelme olması, suç oranlarının azalması ve refahın yükselmiş olması gerekirdi.

Demek ki Türkiye'de yolunda gitmeyen bir şeyler var. İktidar olan AKP'nin dediği gerçekler ile halkın yüz yüze olduğu gerçekler birbirini tutmuyor.

Evet, ekonomide rakamlara bakılırsa muazzam bir büyüme yaşanıyor. Ancak uzmanlar bu büyümenin borçlanma, özelleştirme adı altında varlıkların satılması, spekülatörlerin getirdiği sıcak para ve ihracatın çok fazla üstünde gerçekleşen ithalatın katkısı ile gerçekleştiğini söylüyor.

Faiz ve rant geliri ile geçinenler her ilde vergi rekortmenleri sıralamasına giriyor. Vergi kaçıranlar ise dünyada en zengin olanların listesine girerken, Türkiye'de vergi listesinde ilk 100'e dahi giremiyorlar. Kayıt dışını önleyin diye her sektörden ses çıkarken, hükümet bunlara kulaklarını tıkamışçasına, kayıt dışını özendirir uygulamalara imza atıyor.

Bunun en bariz örneği petrol ürünlerinde görülüyor. Trafiğe çıkan araç sayısı önceki yıllara göre oldukça artarken, petrol ürünleri tüketiminde ise azalma gerçekleşiyor. Bu nasıl oluyor diye yapılan araştırmalar devletin kaçak petrole göz yumduğunu ortaya çıkarıyor.

Özellikle son bir yılda özel sektörün borçlarında aşırı bir artış söz konusu. Bunun yanında bankacılık sektöründe yabancıların payı yüzde 50'leri zorlarken vatandaşın cebindeki kredi kartları sayesinde de borçlanmanın tabana yayılması hız kazanıyor. Artık 3. sayfa haberleri kredi kartı yüzünden yapılan soygunları, intiharları ve aile parçalanmalarından oluşuyor.

IMF ve Dünya Bankası ile ilgili haberler artık daha küçük verilir oldu. Fakat hükümetin bunlara karşı boyun eğmişliği ve isteklerine karşı eli kolu bağlı oluşu hala devam ediyor.

Bunlar, zaten zorlukla geçinen asgari ücretlinin gelirinin kısıtlanmasını, memur ve emekli maaşlarının azaltılmasını, sağlık yardımlarının kısıtlanmasını istiyor. Bankalarla birlikte devlet kuruluşlarının satışının devam etmesini, vergilerin artırılmasını ve millete hizmet demek olan kamu yatırımlarının kısılmasını istiyorlar.

Milletimiz ise aş, iş, huzur istiyor. Refah ve saadet istiyor.

Cumhurbaşkanı seçimini yüzüne gözüne bulaştıran AKP, sonunda seçimden kaçamadı. Ama işi uyanıklığa getirip yazın ortasında millete seçim dayatıyor. Sanıyor ki rakipleri olan partilerin seçmenleri tatile gidecek, kendi seçmenleri sandık başına gidecek.

Oysa millet bu tür hesapların peşinde değil. Millet sofrasında azalan bir dilim ekmeğin hesabını yapıyor. Kendi ülkesinde yabancıdan daha aşağı bir duruma düşürülmenin sonucunda kırılan gururunun hesabını yapıyor. Ama bunların hepsinin ötesinde Allah'a vereceği hesabın muhasebesini yapıyor.

Seçim günü 22 Temmuz olarak belirlendi. 72 milyon artık her şeyi bir kenara bıraktı, seçime endekslendi. Ekonomi ise ikinci plana itildi. Yatırımlar ertelendi, planlar projeler seçim sonrasına bırakıldı. Bu, AKP'nin halka en az 3 ay daha zaman kaybettirmesi demek. Bu, kargaşa ortamı demek, fırsatçının ekmeğine yağ sürmek demek. Bu, yabancı sermayeye, yani para sihirbazlarının cebine bu milletin alın terini akıtmak demek.

 AKP'nin iktidarı döneminde gerçekleşen bazı rakamlardan bahsedeceğim. İlk önce enflasyonu ele alalım. Rakamlara bakılırsa enflasyonun artış hızı azalmış görünüyor. Fakat hükümetin açıkladığı hedeflenen enflasyon oranına bakılınca bunda da büyük bir başarısızlık göze çarpıyor. Hedefledikleri enflasyon ile gerçekleşen enflasyon arasındaki fark neredeyse iki katı. 2007 yılı için açıklanan hedef yüzde 4, yıllık enflasyon ise yüzde 11'lerde. Ekonomiden hiç anlamayan bile bu rakamın gerçekleşmeyeceğini rahatça görür.

Çarşıda pazarda alışveriş durdu. Nakit dönüşü yok. Esnaf siftahsız kepenk kapatıyor. Piyasalarda bir durgunluk almış başını gidiyor. Herkes kredi kartına yükleniyor. Borç üstüne borç yapıyor. Faizin kucağına düşenin anası ağlıyor.

İthal ürünler en ücra köşelere kadar girerken, ihracatçı karsız çalışıyor. Kendi ürettiğimizi karsız satarken, yurt dışından gelen ürünlere paraları akıtıyoruz.

Hükümetin övündüğü başarılardan biri 2006 rakamlarına göre GSMH'nın 380 milyar doları bulması ve kişi başına düşen milli gelirin 5318 dolara çıkması, dışarıdan gelen sıcak para, aşırı ithalat ve devlet kuruluşlarının satılmasıyla bu rakamlar yükseltilmişti.

Oysa bunlar doğru olsaydı işsizlik oranları azalmalı, toplumun gerçekleşen büyümeden aldığı pay artmış olmalıydı. Genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 19'larda iken bu rakam orta yaş grubunda alarm düzeyinde. AKP'nin övündüğü bu rakamlar ülke ekonomisine fayda sağlamadıktan sonra kuru laftan öteye geçmez.

Diğer taraftan toplam borç yükü 141 milyar dolar arttı. Bu AKP döneminde gerçekleşti. AKP'den önceki 80 yıllık dönemde yapılan borçların yüzde 61'ine denk geliyor bu rakam. Sadece biz değil, gelecek nesillerimizi de borç yükü altına soktular. Kişi başına 5103 dolar borçluyuz yani.

Halktan alınan vergilere bakıldığında ise burada büyük bir başarı görünüyor. Çünkü AKP döneminde vergi gelirleri yüzde 130 oranında arttırıldı. Daha açık bir ifadeyle AKP iktidara geldiğinde yıllık 100 lira vergi veren mükellef, 2006 yılında 230 lira verir duruma geldi. Vergi gelirlerinin bu artışına rağmen, vergilerin yüzde 48'inin rantiyeye ödenmesiyle milletin alın teri buhar olup uçtu. Bütçedeki payı da yıllara göre artış gösteren vergiler, 2006'da kişi başına 1883 YTL'ye yükseldi.

İşin bir de tarımsal boyutuna bakalım. Buğday alım fiyatları son 4 yıldır aynı rakamlarda seyretmesine karşılık, çiftçinin kullandığı ürünler yüzde 100'ün üzerinde arttı. Mesela mazot 2002'de bin 98 YTL iken, 2006'da 2 bin 100 YTL'ye çıkmıştır. 1990'da 2,5 kilo buğdaya karşılık 1 litre mazot alabilen çiftçi 2006'da 5,6 kilo buğdaya ancak 1 litre mazot alabilir hale getirildi.

Bugün çalışan memurların yüzde 30'a yakını açlık sınırının altında yaşamlarını sürdürüyor. Yüzde 66'sı ise açlık ile yoksulluk arasında gidip gelirken, yoksul sayılmayan memurların oranı ise sadece yüzde 5,6'sı oranında.

Bu durumda geçimini sağlamak için günü kurtarma derdine düşen vatandaşlar, borca yükleniyor. Son iki yılda kredi ve kredi kartı borçlarını ödemeyenlerin oranı bir sosyal patlamanın eşiğine gelindiğini gösteriyor. 2005'te 170 bin olan borçlu sayısı, 2006 sonunda 262 binleri aştı.

Peki, vatandaş böyle de esnafın durumu nasıl? Bunu da ödenmeyen çeklerin durumuna bakarak anlıyoruz. 2001 krizinde 180 bin civarında olan karşılıksız çek oranı 2006'da 1 milyon 145 bine dayandı. Esnaf, tüccar, pazarcı, velhasıl ticari hayat krizin eşiğinde.  Protestolu senetlerin sayısal adedi 2001 krizini çoktan geçti, miktar olarak ise 2005 rakamları 2006'da ikiye katlandı.

İşsizlik, ticari hayattaki durgunluk, borçlanmalar, ekonomik sorunları beraberinde getirdi. Bunun sonucunda ise gelir dağılımındaki bozukluk, toplumu suç işlemeye teşvik eder hale soktu. Bu yüzden son yılların en önemli sorunu güvenlik oldu. Bu sadece terörden kaynaklanan bir güvenlik sorunu değil. Yokluktan, açlıktan kaynaklanan bir sorun ve terörden daha tehlikeli. İşte AKP iktidarının ülkemizi getirdiği durum.[1]

Mağduriyet numaraları:

Nedim Odabaş'ın dediği gibi son haftalarda yaşadığımız Cumhurbaşkanlığı seçim süreci, asker bildirisi, sistem partileri ANAP ve DYP'nin seçim sürecini tıkama oyunları, CHP'nin meclise bile girmeden kapıdan oturum sayısını alıp Anayasa Mahkemesi'ne koşturmasıyla ortaya çıkan tablo, ülkemizdeki güdük demokrasinin siyaseti savurmasına yol açtı. Laiklik kavramını eğip bükerek kendilerine göre bir dünya inşa eden, bu dünyayı insanların zihinlerine enjekte etmek için medyayı bir manivela gibi kullanan, ülkenin tepe noktalarındaki makam ve koltukları kendilerine tapulu zanneden zihniyet, bu süreçte milleti kamplara bölebilmek için vargücüyle çalıştı.

AKP, tek başına iktidar olup, meclis çoğunluğunu elinde tutup Cumhurbaşkanı'nı seçemeyen tek parti olarak tarihe geçti. AKP'liler, bu seçimin bir kriz olarak önlerine geleceğini hesap etmiyorlardı. Belki de, hesap ediyorlardı da, her halükarda önlerine çıkacak engellerin "mağdurun kar hanesi" olarak kendilerine döneceğini düşünüyorlardı. AKP, Cumhurbaşkanı'nı seçemedi. Peki bu süreçte mağdur olan kim? AKP mi?

Biz böyle düşünmüyoruz… Bu güdük ve savruk demokraside yaralanan, "Ya AKP, ya CHP" sloganıyla 3 Kasım seçimlerinde oyları savrulan, beş sene boyunca milletin hiçbir derdine melhem olmayan AKP'ye bel bağlayan milletin iradesi olmuştur!

Bu süreçte mağdur olan, din ve vicdan hürriyetlerinde iki adım ileri bir adım geri giden, "Biz başörtüsü meselesini çözeceğiz demedik ki" diyerek kendisine bel bağlayan tabanından köşe bucak kaçan, ÖSS katsayı adaletsizliğini çözme noktasında YÖK sultasına başeğen AKP'ye bunca milletvekili bahşeden bu garip millet olmuştur.

Olayları tek vechesiyle değerlendirmemek, bir bütün olarak almak gerekir… Yoksa, hadiseyi "körlerin fil tarifi"ne benzetiriz… Soruyu iki türlü sorabilirsiniz: Cumhurbaşkanı'nı AKP'ye seçtirmediler mi? AKP, Cumhurbaşkanı'nı seçemedi mi?

Bize göre, AKP; Cumhurbaşkanı'nı seçememiştir… Ortaya çıkan krizi doğru dürüst yönetememiştir… Krizin çıkacağını hesap ederek, A, B, C planlarını yapamamıştır… Şimdi ortaya çıkan kadük ve güdük demokrasi tablosu için "Ben mağdur oldum" oyunu oynamaktadır.

Yalaka medya kalemşörlerinin, "Ekonomiyi çok iyi yöneten iktidar" şeklindeki pohpohlamalarına kanmayın… Türkiye'yi yönetmek, para babalarının ceplerini şişirdiği borsa-faiz-döviz üçgenine sıkışmış, kağıt üzerinde rakamların şişirildiği ekonomiyi yönetmek değil ki? Dış politika, AB ve ABD'nin kuyruğunda… İç politika AB'nin mevzuatlarına paralel… Ekonomi, IMF'nin buyrukları ve üç kuruşluk yardımlarıyla sübvanseyle ayakta duruyor… Memleketin en verimli, karlı ve stratejik kuruluşları, yerli ortaklı yabancılara peşkeş çekilmiş durumda… Galata'yı Oferler, Boğaz'ı lüferler basmış vaziyette….

"Ben mağdurum, Cumhurbaşkanını bana seçtirtmediler"… diye meydanlara çıkacak, Demokrasinin yeniden inşası için yapılacak seçimlerde AKP, kar hanesini bu mağduriyetten dolduracak… 5 sene boyunca halkı mağdur edenler, mağduriyetten beslenecekler… Neydi reklam sloganı: Yerseniz!..

 Hangi mağduriyet?  Mazlum rolü AKP'yi kurtarır mı?

Millî Gazete'nin manşeti, içerde yaşadığımız krizi izah ediyordu. AKP yönetimi herşeyi eline yüzüne bulaştırıp bir krize sebep oldu. Yaşadığımız siyasi krizin diğer alanlarda yansımalarının nasıl olacağı; belirlenen seçim takviminin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği henüz belli değil. Ama görünen o ki, aşırı kibir ve böbürlenme AKP'nin hiç beklemediği sonuçlar doğurdu.

Özetle söylemek gerekirse, Başbakan Erdoğan ve AKP polit bürosu üç hususu mağrur bir edayla dile getirdiler. Cumhurbaşkanını mevcut Meclis seçecekti ve seçilecek cumhurbaşkanı AKP'den birisi olacaktı. Hatta AKP milletvekillerinden birisi seçilecekti. Üçüncü iddiası da cumhurbaşkanlığı seçilememesinden dolayı veya başka her hangi bir sebeple erken seçime gidilmeyecekti. Çünkü seçimler 4 Kasım 2007 tarihinde yapılacaktı ve erken seçim ülkenin geleceğine ihanetten başka bir şey olamazdı.

Yukarıdaki iddialar Başbakan Erdoğan tarafından defalarca söylendi. AKP polit bürosuna mensup kişiler de aynı iddiaları dile getirmede birbirleriyle yarışıp durdular. Ama üçü de olmadı. Cumhurbaşkanı seçilemedi ve seçimler her halükarda öne alındı. Ne kadar erken bir seçim yapılacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz.

 Bu meselenin bir krize döndürülmesi AKP'nin kibirli davranışlarının eseridir. Önce 367'nin gerekli olmadığında ısrar edip, sonra 367 rakamını bulmak için yapılan hiç de hoş olmayan girişimler, milletvekili borsası kurulması ve sonuçta 367'den dolayı seçimlerin imkansız hale gelmesi. Oysa diğer partilerle uzlaşma zemini aranabilirdi. Anavatan ile son haftalarda yapılan görüşmeler ve uzlaşma zemini arayışı haftalarca önce daha ciddi bir şekilde yapılabilirdi. Hatta CHP ile bile bütün bu tartışmalar sertleşmeden önce bir yoklama olabilirdi. Uzlaşma olmazsa da sorumluluğu halka daha kolay anlatılabilirdi. Hiç birisi yapılmadı; çünkü o büyük ‘ben' duygusu buna mani oldu. Bütün bunlardan sonra mağduriyet arayışı inandırıcı olamaz. Bunun adına beceriksizlik ve kibirlilik denir. Bütün bunlardan sonra, halka mağduriyet olarak neyi anlatacaklar? Türkiye'nin başta bankaları olmak üzere bütün finans sektörünü yabancılara satmaktan duydukları mutluluğu mu? Yoksa kamu ve özel sektör varlıklarını peşkeş çekercesine yabancılara verdiğini mi anlatacaklar?

 Veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Bakan Gül'ün onayı ile yapılan savunmada türban/başörtüsünün Türkiye'deki demokratik ve laik rejimi ortadan kaldırmak isteyenlerin bir sembolü olduğunu ve bundan dolayı üniversitelerde yasaklandığını mı anlatacaklar? Anavatan lideri Erkan Mumcu defalarca türban/başörtüsü konusunda bir anayasa değişikliği teklifi hazırlandığı takdirde, buna destek vereceklerini ve bu düzenleme ile üniversitelerde yaşanan sorunun çözülebileceğini söylemedi mi? Ne yaptılar da mağdur olacaklar? Dahası, dış politikada Türkiye'nin hangi menfaatini koruyacak girişimlerde bulundular? Irak'ta gözümüzün önünde bir kukla Kürdistan devleti kurulurken, buna destek olacak politikalar uygulamanın dışında ne yaptılar? Halka Amerika ve İsrail'in Ortadoğu'daki kirli projelerinin ‘eş başkanı' olmaktan neden gurur duyduklarını mı anlatacaklar?

 Açıkça ortaya koymak gerekirse, Türkiye ağır ve organize bir saldırı altındadır. Amerika neredeyse bir trilyon dolar masraf edip, Irak'ı kontrol altına almaya çabalamış; binlerce kayıp vermiş; ama buna rağmen Irak büyüklüğündeki bir ülkeyi bırakın zaptü rapt altına almayı; ortalama düzeyde kontrol dahi edememiştir. Ama Irak'ın üç katı büyüklüğündeki Türkiye AKP politikaları sayesinde tam manasıyla Amerika-İsrail projelerinin uygulama alanı haline gelmiştir.

Son günlerde yabancı basın ve yabancı çevrelerin utanmaz-arlanmaz bir tavırla AKP'den yana tavır koymaları boşuna değildir. The Economist dergisi bugüne kadar hangi seçimlerde şu veya bu parti lehinde tavır koymuştu? Veya Barzani-Talabani ikilisi AKP'ye zarar verecek girişimlerden kaçınacaklarını neden dillendiriyorlar? AKP halka bunları mı söyleyecek?[2]

Nuray Mert'in Kuşkuları!..

"…Abdullah Gül'ün kişiliğinden ve politika kariyer ve kalitesinden bağımsız olarak söylüyorum. Aynı bağımsızlık çerçevesinde, başörtülü kızların üniversiteye girmesinin, mesleklerini icra etmelerinin yasak olduğu bir ülkede, bu sorunu çözemeyen bir iktidarın, eşi başörtülü bir cumhurbaşkanı adayı çıkarmanın zafer coşkunluğunu büyük bir hüzünle izliyorum. Yıllardır başörtüsü özgürlüğü savunuculuğu yapmış birinin bunları söylemesini yadırgayabilirler. Ancak, ben tam da bu nedenle, haklı bir burukluk hissettiğimi düşünüyorum. Bu ülkede 1950'lerden bu yana, sağ-muhafazakâr politika ve partiler iktidar olmuş olmasına karşı, dindar vatandaştan alınan oyun iktidara ciro edilip, sorunların ertelendiğine tanık olduk. Kim ne derse desin, sorunu çözen değil, rövanş alan bir havanın hâkim olması, yani 'Çankaya fetih şenlikleri' bana aynı çizginin, aynı anlayışın, aynı üslubun devamı duygusu yaşatıyor, umarım gelişmeler beni yanıltır.[3]

Siyonist ağzıyla muhalefet ve işbirlikçi siyaset anlayışı

Son aylar içinde hızlı gelişmelere sahne oldu Türkiye. Daha evvel erken seçim çağrılarına karşı "Bunun lafını bile etmek vatana ihanettir" diyen iktidar son gelişmeler üzerine erken seçimin ihanet değil bir çıkış yolu olduğunu gördü ve vakit kaybetmeden Meclis'i toplayarak gerekli kararı çıkarttı.

Şüphesiz iktidarı buna zorlayan sebeplerin başında Anayasa Mahkemesi'nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birinci turunu iptal etmesi geliyor.

Çeşitli vesilelerle; yaşamakta olduğumuz kaosu defalarca dile getirdik.

Elbette ki iktidar genel seçimlerde halktan yeni bir icazet isteyecekti. Ancak geçmiş beş yıllık bilanço bu icazetin çıkmasını zora sokuyor. Kasım'da yapılacak seçimlerde halka ödetilen faturanın hesabı mutlaka iktidarın önüne getirilecekti.

Cumhurbaşkanlığı konusunda çıkartılacak bir kavganın ana özeti şu idi:

"2002 yılında sizden aldığımız iktidar gücüyle beş yıl içinde hiçbir şey yapamadığımızı biliyoruz ama Köşk, sizin lehinize bir şey yapmamıza izin vermedi. Eğer orada bizden biri oturursa size olan borcumuzu ödeyeceğiz."

Bu propaganda seçimin birinci ve en önemli malzemesi olacak, millet bir kez daha cambaza baktırılacak; ve işbirlikçi siyaset yeniden güç kazanırsa BOP'un yarım kalan hedefi tamamlanacak.

Maalesef bu propagandaya ayarlanmış siyasi yapıda, mazlum rolünü üstlenenler de, saldırganlıktan pay çıkartmaya çalışanlar da BOP'un önünde tek engel olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni zayıf düşürdüklerini idrak edecek şuura sahip değiller.

Bir yandan AKP, mazlum rolünü sürdürürken öte yandan ona muhalefet edenler ne yazık ki Türkiye'nin yıkılan dinamiklerini gündeme getireceklerine tam bir siyonist ağzıyla muhalefet yaparak milleti adeta işbirlikçi siyasete mahkum ve mecbur etmeye çalışıyorlar.

Bir yanda AKP var; işbirlikçi zihniyetle Türkiye'yi yumuşak lokma haline getiriyor.

Diğer yanda ona muhalefet eden birleşik bir cephe var; muhalefetlerini siyonist ağzıyla yaparak, yani AKP'nin beş yıldır uyguladığı yıkım politikalarının hesabını güdeceklerine onun üzerinden milletin dinine, inancına, tarihi değerlerine küfür ederek işbirlikçi siyasetin değirmenine su taşıyıp onu daha da güçlendirmeye çalışıyorlar.

AKP'ye karşı muhalefet edenler onun işbirliği yaptığı çevrelerin tek hedeflerinin BOP'un önünde engel olan Müslüman Türkiye'yi çökertmek olduğunun farkında bile değiller. Bunlar, bu milleti bin yıldır tarih sahnesinde var eden inancını kenara koyduğunuzda "Tam Bağımsız Türkiye"den zerre eser kalmayacağının şuurunda bile değiller. Akıl etmiyorlar ki bağımsızlık, bu milletin inancının olmazsa olmaz bir zorunluluğudur.

Bizim bu kaos konusunda dikkat çektiğimiz şey, yaygın kanaatin aksine başka bir şeydi.

Türkiye'yi yıllardır olmaması için hem dua ettiğimiz, hem var gücümüzle gayret gösterdiğimiz bir uçurumun kenarına getirip bıraktılar. Bu yutucu uçurumun adı "inananlar" ile "inanmayanlar" ayırımıdır. Gözleri kör, kulakları sağır ve kalpleri mühürlenmiş yobaz bir grup, bu yakıcı ateşi yıllardır bizim yakamıza yapıştırmaya çalıştılar fakat, sonuçta bu ateşi yakan yine kendileri oldular.

İş yine Türkiye'mizi bu ateşten korumaya çalışan Milli Görüşçülere düştü.

Hem dua hem gayret göstereceğiz. İnşallah onlar kapımızdaki seçim vesilesiyle bir kez daha milletimizi bu ateş çemberinden çekip kurtaracaklar.."[4]

Cem Uzan'ın ABD Büyükelçiliği'ndeki Gizli İrtibatları

Milliyetçi nutuklar atan Cem Uzan'ın Pearson döneminden itibaren Amerikan Büyükelçiliğinde gizli bağlantıları var. Maiyetinde çalışan gazeteciler aracılığıyla irtibat kurduğu Deutsch ve Kunstadter'den büyükelçi ile randevu için yardım istedi. Cem Uzanın çocukları zaten Amerikan vatandaşı.

Cem Uzan 2002 seçimlerinden bu yana kamuoyuna milliyetçi, antiemperyalist, Amerikan karşıtı bir görüntü vermeye çalışıyor. Bunun için milyonlarca dolar tutan reklâmlar ile Motorola'yı dolandırması malzeme olarak kullanılıyor. Oysa Cem Uzan Amerika ile ilişkiye geçmek ve Washington'un güvenini kazanmak için değişik yollar deniyor. Bunların başında Amerikan Büyükelçisi ile görüşme ayarlamak geliyor. Uzan'ın basına yansıyan telefon konuşmalarında bu konu ortaya çıkmıştı. Aydınlık ise Cem Uzan'ın kısa süre öncesine kadar Amerikan Büyükelçiliği'ndeki gizli irtibatlarını öğrendi.

Büyükelçiliğin İkinci Adamı

Cem Uzan'ın Hakan Uzan'la yaptığı, gazeteci Nedim Şener'in www.kodadimedya.com internet sitesinde 1 Temmuz 2005'te yayımlanan telefon konuşmalarında Amerikan Büyükelçiliği ile ilgili bölüm şöyle:

Cem Uzan: Star'da çalışan bir kız var Zeynep Gürcanlı. Diplomasi muhabiri. Bu büyükelçilikteki iki numaralı kişiyle çok yakın. Onun üzerinden Edelman'la randevu alacaktı.

Hakan Uzan: Hıı hı.

Cem Uzan: Şimdi haber almış, kontakt ona söylemiş, Edelman Washington'dan onay bekliyor demiş, "Cem Uzan'la görüşebilir miyim görüşemez miyim" diye.

Hakan Uzan: Bunu neden söyledin sen?

Cem Uzan: Bunu enformasyon olarak söyledim.

Cem Uzan'ın bu konuşmayı 2005 yılında zamanın Amerikan Büyükelçisi Eric Edelman ile görüşmek üzere yaptığı anlaşılıyor. Maiyetindeki gazetecinin büyükelçilikten çok yakın olduğunu söylediği ikinci adam Robert S. Deutsch. Büyükelçilikte uzun süre Kuzey Irak bağlantısını sağlayan "Kürt uzmanı" olarak görev yapan Deutsch'un şimdiki görevi Savunma. Irak'ın kuzeyindeki kukla devletin oluşturulmasında önemli roller üstlendi. Körfez Savaşı'nın ertesinde ABD Dışişleri Bakanlığı'ndaki Kuzey Körfez Dairesi denilen İran ve Irak bölgesinde sorumlu olarak görev yaptı. Üst düzey bir CIA görevlisi olarak Türkiye'de bulunan James Jeffrey'nin yerine atandı. Hep perde gerisinde çalıştı. Dışişleri'nde görev yaptığı sırada onlarca kez Irak'ın kuzeyine ve Güneydoğu Anadolu'ya gitti. KDP ve KYB ile toplantılar yaptı. 1996'da KDP-Bağdat yönetimi işbirliği yaptığı ve Çekiç Güç'ün bölgeden kaçtığı dönem öncesi ve sonrasında aktif görev yaptı. "Türkiye himayesinde Kürdistan" planını Türkiye'ye dayatan ekipteydi. ABD şemsiyesi altında Türkiye-PKK görüşme önerisini getirdi.

İkinci İrtibat Kunstadter

Ancak Cem Uzan'ın büyükelçilikte ikinci bir irtibatı vardı: Politik İşlerden Sorumlu Müsteşar John W. Kunstadter. Bu kişi, başta AKP olmak üzere partiler ile ilişkilerden sorumluydu. 1 Mart Tezkeresi sürecinde AKP ve CHP milletvekillerinin ikna edilmesi için özel görüşmeleri yürüten ekibin başındaydı. Ankara'da CIA istasyon şefi görevini yürüttü. Büyükelçilikten ayrıldıktan sonra Bilkent Üniversitesi'nde ders vermeye başladı

Deutcsh ve Kunstadter neredeyse aksansız Türkçe konuşuyor. Deutcsh, iyi derecede Kürtçe ve Arapça da biliyor.

Çocukları Amerikan Vatandaşı

Aydınlıkta konuşan Dışişleri yetkilisi, Uzan ile ilgili önemli bir ayrıntı daha veriyor. Uzan, "Amerika'yı dolandıran adam" olarak sunulmak isteniyor. Ama Uzan, çocuklarının Amerikan vatandaşı olabilmesi için doğumlarını ABD'de yaptırdı.

Amerikan Büyükelçiliği ile gizli irtibatlar kuran Cem Uzan'ın üç çocuğunun Amerikan vatandaşı olduğu dördüncü çocuğunun İsviçre vatandaşı olması için eşi Alara Uzan'ın bu ülkeye gittiği basına yansımıştı.

Dışişleri yetkilisi, Uzan'ın Amerikan Büyükelçisi ile görüşmek için yeni girişimler içinde olduğunu da ekliyor.

Cem Uzan'ın Sır Görüşmeleri

Yabancı devletlerin yetkilileri ile Türk siyasetçiler arasındaki özel görüşmeler her zaman merak konusu oldu. Hele bu görüşmeler seçim gibi kritik zamanlarda gerçekleştiğinde… Geçmişte bu tür görüşmelerden parti içinde sınırlı sayıda yöneticinin haberi olur, yabancı yetkililerden seçimlerde destek istenirdi.

Türkiye'de iktidar olmak için Amerika'dan icazet almak uzun süredir tartışılan bir olgu. Erdoğan da partisini kurar kurmaz Washington'a gitmiş, "beni destekleyin birlikte çalışalım" mesajı vermişti.

Şimdilerde ise Genç Parti lideri Cem Uzan'ın yabancılarla kapalı kapılar arkasında yaptığı görüşmeler Ankara'da konuşuluyor. Bunlardan gizemini koruyan ikisi var ki hala soru işaretleriyle dolu. Biri Papa'nın Türkiye ziyaretinde yapılan ayin, diğeri Amerikalı başkan adayı John Mc Cain ile yapılan görüşme.

Papa'nın Türkiye ziyaretinde Patrik Bartholomeos ile yaptığı ayine Cem Uzan davet edildi. Cem Uzan Aya Yorgi'de düzenlenen Şükran Ayini'ne davetli tek siyasi liderdi. Cem Uzan, Papa ile baş başa bir süre görüştü. Ancak bu görüşmeye ilişkin net bir bilgi Genç Parti yöneticilerinde bile yok. Partinin yöneticileri, Papa'nın Cem Uzan'a söylediği "seni biliyor ve takip ediyorum" sözünden başka bilgiye sahip değil.

Diğer bir gizemli görüşme ise Bush'un Cumhuriyetçi Partisi'nden gelecek yılki seçimler için başkan adayı olan Senatör John Mc Cain ile Boğaz'da yapılan gizli görüşme. Görüşmeye dört senatör katılmış, Cem Uzan'ın Amerikalı senatörlerle Irak, Lübnan ve enerji konularında konuştukları belirtiliyor. Ancak bu konularda hangi sözleri verdiği hala gizemini koruyor.[5]

Tek hedefleri dokunulmazlık

Çeşitli suçlardan ceza alan ya da halen haklarında devam eden davalar bulunan isimlerin, milletvekili seçilerek dokunulmazlık zırhına bürünmeye çalıştıkları savunuluyor. İşte seçilirlerse dokunulamayacak isimler:

İbrahim Tatlıses

Bunlardan biri olan şarkıcı İbrahim Tatlıses, Genç Parti'den İstanbul 1. Bölge 1. sıradan aday gösterildi. Tatlıses, Sauna Çetesi olarak da bilinen çete davası sanıklarından biri. Suça azmettirmek amacıyla çeteye yardımdan 18.5 yıla kadar cezalandırılması istenen Tatlıses hakkındaki dava karar aşamasında.

Ayhan Çevik

Genç Parti Antalya 4. sıra adayı eski Tokat Valisi Ayhan Çevik ise yeraltı dünyasının ünlü isimlerinden Sedat Peker'in adamlarına menfaat karşılığı silah ruhsatı vermekten yargılanarak beş ay hapis cezası aldı. Çevik'in davası halen temyiz aşamasında.

Sedat Bucak

Susurluk davasının kilit isimlerinden Sedat Bucak ise Demokrat Parti'nin Şanlıurfa 1. sıra adayı olarak siyasete yeniden dönmeye hazırlanıyor. Bucak, hakkında önceki yargılamalardan 1 yıl 15 gün hapis cezası var. Dosya aylardır Yargıtay'da bekliyor.

Muzaffer Atılgan

Demokrat Parti'de yolsuzluk iddiasına adı karışan Mümtaz Yavuz ile cinayet davasından yargılanan Muzaffer Atılgan da listelerde yer bulmuş durumda.

Necat Birinci

AK Parti adayları arasında da haklarında dava bulunan isimler var. İstanbul 2. Bölge 10. sıra adayı olan eski Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Necat Birinci yargı kararlarını uygulamayıp görevi kötüye kullanmak suçundan beş mahkumiyet aldı.

Necdet Ünüvar

Yine AK Parti listelerinden aday gösterilen Necdet Ünüvar da yargı kararlarını uygulamayarak görevi kötüye kullanmaktan yargılanıyor.

Mustafa Mit

MHP'de ise Bahçelievler katliamında ismi geçen Mustafa Mit, Sivas'ta birinci sıra adayı.

Aile boyu Uzan!

Cevat Pilav: Uzan'ın dayısı. (Sakarya 1. sıra)

Hasan Pilav: Anne tarafından akrabası. Ticaretle uğraşan Pilav, Adapazarı'nın en zengin kişileri arasında. (İstanbul 3. Bölge 5 sıra)

Müştak Ayvaz: Cem Uzan'ın dayısının kızıyla evli. (İzmir 2. Bölge 1. sıra)

Gökhan Akboru: Uzan'ın yakın koruması. (Tekirdağ 2. sıra)

Sebahattin Tazıcı: Uzan'ın makam şoförü. (Çanakkale 2. sıra)

Şaylan Çığgın: Uzan'ın askerlik problemi dahil çok sayıdaki davasında avukatlığını yaptı. (Edirne 1. sıra)

Ayla Çekiç: Telsim'in eski yöneticilerinden Bülent Çekiç'in eşi ve bir dönem Uzan'ın sekreteri. (Antalya 1. sıra)

İsmet Kalafatoğlu: FM 99.5 Radyo Kapital'in sahibi ve Uzan'ın en yakın arkadaşlarından. (Ankara 1. Bölge, 1. sıra)

Vasıf Soner Çokbilgin: Uzan Grubu döneminde Telsim Genel Müdürlüğü yaptı. (İstanbul 1. Bölge, 2. sıra)

Bedriye Yudum Şaşmaz: Bir süre önce vefat eden Uzan Medya Grubu'nun eski yöneticilerinden Cem Şaşmaz'ın eşi. (İstanbul 1. Bölge, 5. sıra)

Sait Selahattin Sakarya: Uzan'ın Alman Lisesi'nden sınıf arkadaşı ve Telsim'in eski Yönetim Kurulu üyesi. (İstanbul 2. Bölge, 1. sıra)

Ali Cenap Ermutlu: Eski Telsim Yönetim Kurulu üyesi. (İstanbul 2. Bölge, 2. sıra)

Tunç Buruşukoğlu: Uzan'a çok yakın isimlerden. Uzan'ın özel mülkleri, yatları, uçak ve helikopterlerinin yönetiminden sorumlu. (İstanbul 3. Bölge, 3. sıra)

Duran Dündaroğlu: Eski Star TV Genel Müdürü. (İstanbul 4. Bölge, 4. sıra)

Nedim Türkmen: Uzan'ın TMSF ile görüşmeleri yapan ekibinde yer aldı. Özel mali müşavirlik görevini yürüttü. (İzmir 1. Bölge, 3. sıra)

Ali Yüksel Onural: 2002 seçimlerinden bu yana başta mitingler olmak üzere Genç Parti'nin seçim faaliyetlerini yürütüyor. (İzmir 1. Bölge, 4. sıra)

Arzu Karakadılar: Uzan'ın asistanı. Medya ile ilişkileri dahil Uzan'ın günlük trafiğini yöneten isim. (İzmir 2. Bölge, 2. sıra)

Selahattin Bal: Telsim'in eski yöneticilerinden. Uzan Grubu'nun Kepez ve Çukurova yatırımları başta olmak üzere enerji işleriyle ilgilendi. (Kocaeli 1. sıra)

Çağdaş Ergin: Uzan Grubu'na ait Adanaspor'un başkanıydı. Uzan'ın yakın arkadaşları arasında yer aldı. (Muğla 1. sıra)

Cevat Keser: Uzan'ın çiftliğinin de bulunduğu Sakarya'nın Pamukova Beldesi Belediye Başkanı. (Sakarya 2. sıra)


[1] 06-07.05.2007 / Celil Çakır / Milli Gazete

[2] 08.05.2007 / Hasan Ünal / Milli Gazete

[3] 26.04.2007/Radikal

[4] 07.05.2007 /  Necdet Kutsal / Milli Gazete

[5] Aydınlık / 27.05.2007

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Abonelik
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Mehmet DENİZ

Mehmet DENİZ

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...