YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e41ce97b72e
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 8 8
Bugün : 6499
Dün : 59412
Bu ay : 1045184
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53190242
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Türkiye Usame Bin Ladin ve El Kaide İle mi Hizaya Getirilmektedir?

El Kaide lideri Usame bin Ladin’in 11 Eylül saldırılarının altıncı yıldönümünde yayınlanan yeni ses kasetinde Ankara ile ilgili sarf ettiği sözler sizce yeterince irdelendi mi? (her ne kadar, ardından El-Cezire ekibi ‘çeviri hatası, Ladin Ankara demek istemedi’ dese de, mesaj adresini çooktan buldu).

‘Usame Bin Ladin’in “aleni” şifresinin analizi şudur;…. Şimdi de İslam dünyasını birleştirmeye soyunan El Kaide lideri Usame Bin Ladin, yine Bizans (Batı) – Türk (İslam) ve Ankara simgeleri üzerinden bir başka tarihi alıntıyla karşılık veriyor. Tüm bunları, Hizb’ut Tahrir’in Endonezya’da düzenlediği ve on binlerce kişinin katıldığı “Halifelik geri gelsin” temalı gösterileri de hatırlayarak bir kez daha düşünelim… Tuhaf ve ürkütücü, değil mi?’

Analizdeki ‘Ladin’in İslam dünyasını birleştirme planının Endonezya’daki ‘halifelik geri gelsin temalı gösterilere’ bağlanması, bilhassa bu vurgu SAM AMCAMIN ‘uzun süredir rafta beklettiği ‘HALİFELİK-HİLAFET’ planında ‘yeni bir aşamaya mı geçildi acaba’ sorusunu aklıma getirdi…

“ILIMLI HİLAFET” projesi; ‘BOP’un omurgasında yer alan belirleyici stratejinin ‘hızla terörize olduğuna inanılan Müslüman dünyasını, -ılımlı İslam modeli- ile törpülemek olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Washington’ın siyonist efendilerinin seçtiği ‘Ilımlı İslam modeli’nin temsilcisi de şimdilik AK Parti üzerinden Türkiye. Bunun için de Türkiye’nin geçmişteki mirasından faydalanmak isteniliyor, yani; ‘Osmanlı’ modelini bugüne uyarlayıp, ‘Yeni Osmanlı Modeli’ adı altında ‘Türkiye’nin hatta tarihsel yüklemelerden ötürü İstanbul’un merkez olacağı bir model hazırlanıyor. Bu modelin çekirdeğinde de İslam dünyasının liderlik kurumu olan HİLAFET makamı bulunuyor. Siyonist merkezler HİLAFET ile yani ‘uzlaşılarak seçilecek bir HALİFE’ ile tüm Müslüman dünyasını Türkiye üzerinden çok rahat yöneteceklerine inanıyor…’

Washington’ın malum uzmanlarına göre de; ‘Yeni Osmanlı modeli Türkiye için ideal bir model, bu çerçevede, Türkiye, İslam dünyasına ‘Hilafet’ kurumunun tekrar canlandırılmasıyla önderlik edebilir. İslam dünyasında şu anda yaşanan çok seslilik her kafadan çıkan farklı görüşü toparlayıcı olacak tek kurum ‘Yüksek İslam Konseyi’nin oluşturulması’ ya da hilafettir… (Bu plan, aynı zamanda Erbakan Hocanın D-8’ler ve İslam Birliği gibi gerçekçi projelerine de bir alternatif demektir.)

Tam bu yorumlamaların merkezine şimdi Usame Ladin’in son ‘Ankara’ şifresini yerleştirin. İslam alemini ‘mağduriyet’te birleştirmeye yarayacak “bu Ankara’da ‘yıkılacak kuleler’ imajının açılımında başka hangi planlar olabilir? Yıkılan ‘sanal’ kulelerin yerine inşaa edilmesi planlanan yeni yapı, herhalde, Ilımlı Hilafettir.

Hatırlayın bizler, ‘Ankara’ büyük tehlike atlattıktan hemen sonra ‘TV’lere servis yapılan kahraman köpek Rocky’ haberleri ile meşgul edilirken… Sınırlı-kısıtlı tezkere tartışmalarıyla oyalanırken…

Türkiye’mizin yeniden formatlanma süreci hızla tamamlanmak üzeredir… Bütün sistemi, bütün kurumlarımızı birileri istedikleri gibi yeniden şekillendirip, Amerikan güdümlü, HİLAFET sistemi, Kuzey Irak misali eyalet düzeni gibi karmaşık kavramlarla Türkiye nereye sürüklenmektedir?

Güler Kömürcü haklı olarak soruyor: Nerede bu ülkenin stratejistleri, uluslararası terör uzman bilgiçleri, ve de ilgili makamlara soru önergesi fırtınası başlatması gereken milletin vekilleri56

Bu konuda YOL-İŞ Sendikası Eğitim Daire Başkanı Yıldırım Koç’un tahlilleri de oldukça önemlidir:

ABD Niçin Ilımlı İslam Peşindedir?

ABD’nin önde gelen düşünce üretme merkezlerinden RAND Corporation, ABD Hava Kuvvetleri için 2007 Ağustos’unda yeni bir rapor yayımladı: Yeni Bir İşbölümü, Irak’ın ötesinde Amerika’nın Güvenlik Sorunlarıyla Başetme. Bu raporda, ABD’nin karşı karşıya bulunduğu sorunlar inceleniyor ve değerlendiriliyor. Yazarlar, Soğuk Savaştan sonra, Soğuk Savaş sonrası dönemin yaşandığını; günümüzde ise Soğuk Savaş Sonrası Sonrasından söz etmek gerektiğini belirterek, ABD’nin çıkarları açısından bu dönemde üç temel sorun kaynağı sıralıyorlar.

ABD’nin çıkarları açısından tehdit oluşturan birinci etmen, “terörist ve isyancı gruplar.” İkincisi, Kuzey Kore ve İran gibi, nükleer silah edinme kararlılığında gözüken devletler. Üçüncüsü ise, “Asya’daki askeri rekabet” başlığı altında Çin Halk Cumhuriyeti.

Yazarlar, “terörist ve isyancı gruplar” tarafından öldürme aracı olarak kullanılabilen araçların (güçlü patlayıcılardan biyolojik ve kimyasal silahlara ve hatta nükleer silahlara kadar uzanan bir dizi araç) küçük gruplara binlerce kişiyi öldürme gücü sağladığına değiniyorlar. Daha sonra da, “İslamiyetin militanca yorumu”nu yeni şiddet araçlarında kullanan El Kaide ve bağlantılı diğer grupların önemli bir tehdit oluşturduğuna değiniyorlar.

Radikal İslamcı gruplar ABD için gerçekten bir tehdit oluşturuyor mu? Yoksa 11 Eylül, Afganistan’a saldırarak ve işgal ederek, Büyük Ortadoğu Projesi’nde önemli bir mevzi elde edilebilmesi için CIA veya MOSSAD tarafından tezgâhlanan bir oyun muydu? Usame bin Ladin’i ve onun gibi binlercesini CIA yetiştirmedi mi? Hala onlar gütmüyor mu?

ABD, 11 Eylül saldırısından yararlanarak ve bu saldırıyı gerekçe olarak kullanarak Afganistan’a saldırdı. Ancak, ABD’nin “radikal İslam” diye bir sorunu da var.

(Batı emperyalizminin işgal ettiği ve ezdiği Müslüman ülkelerdeki) İslamcı örgütler, Rus İhtilalinden sonra 19181920 döneminde komünistlerle işbirliği yaptı. Bu işbirliği özellikle Endonezya’da başarılı oldu. Ancak, 1921 yılında bu politika değişti ve ittifak dağıldı. Daha sonra ise İslamcı örgütlerin genel çizgisi, anti-komünist cephede ittifak ve işbirliğiydi.

Bu ittifakta ilk gedik, 1979 yılında İran’da Şii radikal İslamcıların işbaşına gelmesiyle açıldı. Ancak, bu gelişimin diğer mezheplerden radikal İslamcılar üzerindeki etkisi sınırlı kaldı. Bazı İslamcılar, 1979 yılı sonunda Afganistan’ı işgal eden Sovyetler Birliğine karşı ABD desteğiyle savaşmayı tercih ettiler.

Afganistan deneyimi, radikal İslamcı hareketler açısından yeni bir dönemin başlangıcı oldu. 1982-1992 döneminde Ortadoğu, Kuzey ve Doğu Afrika, Orta Asya ve Uzak Doğu’daki 43 ülkeden yaklaşık 35 bin radikal İslamcı, Afganistan’da Sovyetler Birliğine karşı çarpıştı. Pakistan’daki medreselerde eğitim gören yabancılarla birlikte bu sayı 100 bini aştı. Böylece, farklı ülkelerden 100 binin üzerindeki radikal İslamcı birbiriyle tanıştı, birlikte eğitim yaptı, birlikte savaştı. Bu deneyim Bosna’da ve Çeçenistan’da da farklı boyut ve biçimlerde ortaya çıktı. Radikal İslamcılar çağdaş teknolojiyi kullanarak birbirleriyle internet üzerinde haberleşmeye başladı. Bu ilişkiler, merkezi bir yapıya bağlı hiyerarşik ve birbiriyle sürekli bağlantıya dayalı örgüt yapılarını da değiştirdi. Belirli bir eylem için bir araya gelen ve doğrudan örgütsel ilişkileri sınırlı kalan yapılanmalar çoğaldı. Bu ise, geleneksel örgütlerle uğraşmaya alışmış güvenlik güçleri için önemli sorunlar yarattı. (ABD ve İsrail bu örgütlere sızarak kontrolüne almaya çalıştı ve kısmen başardı.)

ABD’nin İsrail’e verdiği destek, ABD sömürü politikalarının sonucunda ortaya çıkan yoksulluk ve sefalet antidemokratik sistemler, zulümler ve işgaller; İslamcı hareketlerin ABD’ye karşı olan tavrının değişmesinde etkili oldu. 1982 yılında Güney Lübnan’ı işgal eden İsrail’in Sabra ve Şatilla kamplarında gerçekleştirdiği -vahşet, bu tavır değişikliğinde önemli rol oynadı. 1980’li yıllarda ABD’nin dış temsilciliklerine yönelik saldırılar ABD’ye önemli kayıplara mal olmaya başladı ve sonunda Sovyetler Birliğinin yıkılışı radikal İslamcı gruplarla ABD arasındaki ittifakı da gereksiz kıldı.

Radikal İslamcı gruplar, 1993 yılında ABD’de Dünya Ticaret Merkezi’nin garajında patlattıkları bombayla, ABD’ye ABD’de savaş açtılar. Aralarında Usame bin Ladin’in de bulunduğu bazı kişilerin 1998 yılı Şubat ayında yayınladıkları fetvada, “sivil ya da asker, Amerikalıların ve müttefiklerinin öldürülmesinin her Müslüman’ın bireysel görevi” olduğu belirtildi. Bu açılardan bakıldığında, 11 Eylül 2001 saldırısı gerçekten önemlidir.(Bu olayları, Müslümanlara saldırmak ve Ortadoğu’yu işgale bahane bulmak üzere yine aynı siyonist merkezlerin yaptırdığı da tartışılmaktadır.)

Radikal İslamcı gruplar, çok basit saldırı araçlarıyla ve (bir ABD’li yetkilinin belirttiğine göre) bir tankın maliyetinden daha düşük bir masrafla, ABD’de üç önemli hedefe saldırdılar ve 1941 yılında Pearl Harbour’da ABD donanmasına saldıran Japonların yol açtığı insan kaybından daha fazla sayıda insanın ölümüne yol açtılar. İkiz kuleler, emperyalist Amerika’nın ekonomik tahakküm ve sömürüsünün, Pentagon ise askeri saldırganlığının simgesi idi. Beyaz Saray’a (siyasi merkeze) yönelen dördüncü uçak ise bir biçimde düşürüldü.

ABD emperyalistleri ABD tarihinde ülke dışında 250 dolayında askeri operasyon gerçekleştirdiler. Ancak ABD kendi topraklarında savaş yaşamadı. Sıradan bir Amerikalı için, ABD sınırlarının içi “güvenli bölge”dir. Radikal İslamcıların ABD’de 1993 ve 11 Eylül 2001 saldırıları bu inancı ve umudu yıktı.

ABD emperyalizmi, 1979 sonrasında ve özellikle Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra güç kazanan ve kısmen kendi güdümünden çıkan radikal İslamcı hareketlerden çekinmektedir.

ABD emperyalizminin günümüzdeki hedefi, Büyük veya Genişletilmiş Ortadoğu olarak nitelendirilen ve halklarının büyük çoğunluğu Müslüman olan ülkelerde kendi çıkarları doğrultusunda siyasi ve askeri düzenlemeler yaparak, ekonomik sömürüsünü pekiştirmek ve yeni küresel güçlere karşı konumunu güçlendirmektedir. ( Ve siyonist Yahudilerin Büyük İsrail hayalini gerçekleştirmektedir.)

ABD soğuk savaş döneminde kapitalist sistemin tek sözcüsü konumundaydı. 1960’larda bazı Avrupa ülkelerinin yaptığı çıkışlar, bu ittifakın bozulmasına ve ABD önderliğinin zayıflamasına yol açmıyordu. Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından bir süre ABD’nin dünya hakimiyeti yaşandı. Ancak, 1990’ların sonlarına doğru, Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu ve Avrupa Birliği de birer küresel aktör olma çabalarını yoğunlaştırdılar.

Bu nitelikteki gelişmeler, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin daha da büyük bir önem kazanmasına yol açtı. Bu süreçte ABD’nin en önemli bahanesi, radikal İslamcı hareketlerdir. Bu ülkelerde anti-emperyalist ve/veya ulusalcı hareketler henüz büyük bir direniş örgütleyebilecek güçte değildir. Ayrıca, bu hareketlerin kullandıkları yöntemler ABD’ye büyük bir zarar da vermemektedir. Ancak, radikal İslamcı hareketler, neler yapabileceklerini ABD’de ve diğer bazı ülkelerde         göstermişlerdir.

Bu koşullarda, radikal İslamcı hareketlere alternatif bir hareketin geliştirilmesi, ABD emperyalizminin çıkarları açısından zorunlu oldu. Amaçlanan, radikal İslamcıların elindeki para olanaklarıyla ve bu kesimlerin örgütlülükleriyle baş edebilecek ılımlı İslamcıların geliştirilmesi ve güçlendirilmesidir.

Bu konudaki tartışmalar ve çalışmalar ABD’de uzunca bir süredir devam etmektedir. ClA ile bağlantılı bir yapılanma olan RAND Corporation tarafından 2007 yılında yayımlanan bir araştırma, bu doğrultudaki çabaların daha sistemli hale getirilmesini önermektedir. A.Rabasa ve diğerleri tarafından hazırlanan “Ilımlı Müslüman Ağlarının İnşası” raporunda, Soğuk Savaş döneminde düşman ülkelerde rejim karşıtı örgütlenmelerin inşası deneyiminden hareketle, radikal İslamcı örgütlere karşı ılımlı Müslümanların örgütlenmesine çeşitli biçimlerde yardımcı olunması savunulmaktadır. Bu uygulama zaten uzunca bir süredir devam etmektedir. Bu çabaların en yoğun biçimde sürdürüldüğü ülke ise Türkiye’dir.

Türkiye’nin önemli olmasının diğer bir nedeni ise, Büyük Ortadoğu Projesi’nde askeri üsler açısından en uygun konumda olmasıdır. Türkiye’de ABD emperyalistleriyle yakın işbirliğini yapmaya en uygun akım ise, “ılımlı İslamcı” hareketlerdir.

“Ilımlı İslam” projesi, Amerikan emperyalizminin yeni dönemdeki en önemli silahlarından biridir. Bir yazarın ifadesiyle, “ABD eğer medeniyetlerin çatışması tehlikesini önlemek istiyorsa, İslam dünyasında itibarlı bir ortağa ihtiyaç duymaktadır.” Bu taşeronun Türkiye olmaması için gereken tüm çaba gösterilmelidir.

Seçim öncesi Bahçeli’yi savunan ve şimdi pişmanlık duyan MHP’li Güler Kömürcü bile şunları yazıyordu:

Devlet Bahçeli Ilımlı İslam Projesinin Yedek Lastiği midir?

Seçim kampanyasında Erdoğan’a ağır suçlamalar yönelten Bahçeli’nin ‘Söğüt şenliklerinde’ Tayyip Bey ile ‘can cana’ görüntüsü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bahçeli, Erdoğan’a ikinci defa yol verdi. İlki 3 Kasım seçimleri öncesinde Bahçeli aldığı şok bir kararla -ki neden böyle bir karar aldığını hâlâ kimseye açıklamadı-, ülkeyi seçime götürüp, AKP’nin iktidara gelmesini sağladı.

3 Kasım seçimlerinden hemen sonra MHP’nin o tarihteki tepe isimlerinden-eski bakanlardan Koray Aydın, yaptığımız bir özel sohbette Bahçeli’nin apar topar seçim kararı almasında en büyük nedenin ‘Aydın Doğan’ın Almanya’da yaptığı bir toplantı’ olduğunu belirterek şunları söylemişti; ‘Aydın Doğan, erken seçim kararı alınmadan hemen önce, Doğan Medya Grubunun Almanya’daki tesislerinin açılışı için düzenlediği törende, Mesut Yılmaz, Çiller ve Erdoğan’ı bir araya getirip, Türk siyaset tarihi adına kadersel önem taşıyan bu toplantıda ‘king-maker’lık yaptı. Bu toplantıya MHP’den kimse katılmadı. İşte bu önemli toplantı üzerinden duygusal reflesleri çok iyi hesaplanan Bahçeli’ye manipülasyon-yönlendirme yapıldı ve Bahçeli, Aydın Doğan’ın organizatörlüğünde Almanya’da yapılan Çiller-Tayyip Erdoğan ve Yılmaz zirvesinin hemen ardından erken seçime yol verdi. (Bir anlamda da Erdoğan’a yol verilmiş oldu)’

Asıl ilginç olan da… O tarihte sadece seçimler erkene alınmamıştı, aynı zamanda Washington da ‘Irak işgalini’ erkene aldığını açıklamıştı. Bush, Irak operasyonunu erken tarihe çeker iken Ankara’daki derin stratejik ortağının kimler olması gerektiğini de acaba hesabına katmış mıydı?

Sayın Bahçeli, şahin muhalefet sözü ile seçmenden oy aldıktan sonra, AKP’nin adayını KÖŞK’e taşıyarak yine herkesi şaşırtmıştır. Hatta daha ötesi, Söğüt şenliklerine, AKP ile tam ittifak haline de katılmıştır. Bahçeli’nin 22 Temmuz seçimlerinden hemen birkaç gün sonra, sandıklar ortadan kalkalı daha 3-5 gün olmuşken alelacele AKP’nin KÖŞK adayını destekleyeceklerini açıklayıp- kenara çekilmesinin ‘asıl’ nedeni de bir sırdır.

Ve yine 3 Kasım öncesi benzer bir süreç bugün de yaşanmaktadır; Washington bu defa da İRAN’a operasyon hazırlıklarını hızlandırmıştır. 3 Kasım tablosu Irak, 22 Temmuz tablosu da İran… Bitmedi, Washington aromalı TÜRK-İSLAM SENTEZİ KARTI Türkiye’nin önderliğinde tüm TÜRK Cumhuriyetlerine dayatılmasında Devlet Bahçeli hangi rolü oynamaktadır? Söğüt’teki fotoğrafın fonunda (Türk; MHP-ılımlı İslam; AKP) TÜRK-İSLAM SENTEZİ projesi ne yoğunlukta görüntülere yansımıştır, hatırlanacaktır.

Bir önemli not daha; ‘MHP’nin tepe isimlerinden biriyle konuşuyor iken dedi ki; ”Sevgili Güler, Amerikalıların sıcak operasyon planları sanıldığı gibi öncelikli olarak Suriye’yi değil İran’ı kapsıyor. Amerikalılar son bir-iki aydır bize (MHP’nin tepe yönetimine) gelip, ‘İran’a olası bir saldırıyı, MHP ve milliyetçi cephe nasıl karşılar’ diye soruyor. Amerikalı uzmanlar bu soruya AKP’lilerin vereceği cevabı biliyor ve o cevaptan ürkmüyorlar, ancak milliyetçi çevrelerin bakışının Türkiye’nin genel muhalefeti adına belirleyici olacağını bildikleri için bu konuda MHP’nin takınacağı tavır çok daha fazla önemseniyor.’ İşte MHP’nin ABD’lilere cevabı; ‘Açıkçası Washington’ın İran’a yönelik bir operasyonu, AKP’liler gibi MHP camiasında da ‘büyük tepki TOPLAMAZ.’ İran’a karşı geçmişten gelen malum nedenler, ülkücüler-milliyetçilerin ABD’nin İran saldırısına tepkisini yumuşatacaktır.’ Bu tavır acaba MHP’den operasyona yeşil ışık yakmak mıdır?

Evet, Sam amcamın (yani Siyonist Yahudi güdümlü Amerika’nın) İran hesabı ve Türk-İslam sentezli BÜYÜK TURAN PLANI ‘can cana’ görüntü ile (AKP ve MHP’nin, Türkiye’nin mutlaka aleyhine olan stratejik konularda birlikte; ama taktik icabı danışıklı dövüş içinde) artık pürüzsüz çalışmakta mıydı?! Eksik parçaları tamamlamanız için notlar sundum.57

56 14 Eylül 2007 / Akşam

57 11 Eylül 2007 / Akşam

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Osman ERAYDIN

Osman ERAYDIN

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...