Kemal Derviş İhaneti'nin Kilometre Taşları; Bahçeli ve Ecevit'in Günahları:
Hazine Müsteşarlığı'ndan Merkez Bankası'na, Ziraat Bankası'ndan Sermaye Piyasası Kurulu'na (SPK), Türkiye Halk Bankası'ndan Türkiye Kalkınma Bankası'na, Türkiye Emlak Bankası'ndan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) gibi önemli kurumların Derviş'in kollarına bırakıldığı dönem; bu Amerika'dan ısmarlama Ekonomiden (Siyonist sermayenin selametinden) Sorumlu Devlet Bakanı'nın ünlü "Derviş Yasaları'na" imza koyup Türkiye'yi tamamen kuşatacak "küresel çember"i yapılandırmasıyla sonuçlanmıştır.
Suskun Bahçeli ve Ecevit İkilisi'nin de sonsuz desteği ile "IMF'ye Kendini Beğendirme Yasaları" olarak özetlenebilecek Derviş Yasaları peş peşe çıkarılmış ve Türk Ekonomisi, altından kalkamayacağı ciddi bir kuşatma altına alınmıştır.
Açıkladığı "Acil Önlemler Paketi" ile eş zamanlı olarak Merkez Bankası Başkanlığı'na getirilen Süreyya Serdengeçti'den Hazine Müsteşarlığı'na getirilen Faik Öztrak'a kadar, Derviş'i çevreleyen yeni kadro ise; ekonomiye gerçekten de büyük bir açılım (!) getirmiş; ancak her nedense bu açılım Türk Ekonomisi'nden ziyade "küresel ekonomi"nin kar hanesine yazılmıştır!?
Yine aynı dönemde BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) Başkanlığı'na getirilen Engin Akçakoca gibi bir ibrikçinin göreve geldikten sonra sergilediği, her yerinden kuşku damlayan uygulamaları da bu yenilenen kadronun bir yan ürünü durumundadır.
Haziran 2005'te yaptığı Türkiye çıkartması, deşifre olduğu için direkten dönen Soros'u parlatabilmek için emrindeki gazetecileri seferber eden Aydın Doğan'lar, Doğan'ların arkasını toparlayabilmek için; ihlal üzerine ihlal yaparak koltuğunu araçlaştıran Engin Akçakocalar ve canı sıkıldıkça kriz çıkaran "küresel tefeciler"in insanlık dışı politikalarının altında ezilen milyonlar…!?
Evet, Onurla Olgunlaşıp "Mustafa Kemal" Olanlar da Var; Derviş, Unakıtan ve Nehrozoğlu Gibi masonlara hamal olanlar da var!..
"Kemal" var, "Kemalcik" var sonuçta!
Bir yanda ekmeğini yedikleri, varlıklarını borçlu oldukları topraklara yaraşır, asil bir mücadeleye girişen "kemale ermişler" var; diğer yanda ise yedikleri kaba klozet muamelesi yapmaya kalkan masonik Dervişler var!..
Bir yanda yangın yerine dönmüş bir imparatorluğun yıkıntıları arasından yeniden bir devlet çıkaran, bir enkazdan "cumhuriyet"e yelken açan Mustafa Kemaller var, diğer yanda kendi vatanını yad ellere ikram eden Derviş gibi, taş taş üzerine koyacağına bulduğunu zimmetine geçiren Unakıtan gibi, Türkiye Cumhuriyeti'nin en önemli makamlarından biri olan koltuğunu niyeti bozukların kirli emellerine basamak etmekte hiçbir sakınca görmeyen Nehrozoğlu gibi "Kemalcikler var!..
Bırakalım bu "Kemalcikler", ibrikçisi oldukları "küresel tefeciler"den parçası oldukları "masonik tarikat örgütlenmeleri"ne ya da "Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği gibi önemli bir makamdan RTE'nin etrafını alan yakın korumalara kadar uzanan Kürtçü teşkilatlanmalar"a varıncaya kadar esneyebildikleri kadar esnesinler, uzayabildikleri kadar uzasınlar!
Bırakalım bu Kemalcikler'in yakın dostu ve yandaşı olan Zapsu'lar kendilerini aklayabilmek için "Benim dedelerim gayet de cici adamlardı!" mesajı vermeye çalışan kitaplarını imzalayıp kendini gazeteci zanneden zavallılara göndersin; RTE'nin diğer yakın korumaları "bölücülük" üzerine kurguladıkları sakat anlayışlarıyla "danışmancılık" oynamaya, kendi hazin geleceklerini görmekten aciz gözleriyle pek mübarek şahıslarını "bakan" zanneden "küresel aşiretçiler" de keyifle şişinmeye devam etsinler… Nasıl olsa sona gelindi..!
Nasıl olsa bu "Kemal", değil "Kemalcik olanlar" çok yakında, bu ülkenin Mustafa Kemal'lerinin her daim bu ülkeye yetecek ve al sancağı ilelebet onurla yükseltecek güçte ve bu "satılmışları ve bütün yol arkadaşları"nı hizaya getirecek kudrette olduklarını yakinen görecekler..!
"Derviş – Sorosçular – Rockefeller Zinciri"
"Küresel rüzgâr"a göre şekil alan analizleriyle nam salan Asaf Savaş Akat'tan Hurşit Güneş'e, Oya Ünlü'den bir çok isme kadar Kemal Derviş'in ve Küresel çetenin sadık müritleri ise; aslında söz konusu "küresel denizaltı"nın en belirgin bağlantı noktalarını da ele vermektedir.
Zira tüm küresel halkaların aynı merkez tarafından programlandığı hafızada tutulup, zincirleme bir mantıkla alıp yürüyen ortak paydalara da biraz daha yakından bakıldığı vakit; "Siyonist sermaye" gün gibi ortaya çıkıvermektedir!
İşte bu bağlamda Bilderbergçi Derviş'ten; ekonomi, medya ve siyasetteki müritlerine, Rockefeller Çatısı'ndan Soros'a uzanan kısa bir ufuk turu…
Derviş ilk kez Türkiye'ye geldiğinde ona evini açacak kadar yakınında bulunan isimlerden Asaf Savaş Akat; Bilgi Üniversitesi gibi Sorosçuluk konusundaki namı Ortadoğu ve Balkanları aşmış bir üniversitenin eski rektörlerinden biri ve hala da bu üniversitenin mütevelli heyeti üyesi ise bu ne anlama gelir?
Peki Akat'ın halen yazmakta olduğu Vatan Gazetesi'nin sahibi olan Serdar Mutlu da aynı şekilde Sorosçulukta sınır tanımayan Bilgi Üniversitesi'nin mütevelli heyeti üyelerinden biri ise bu ne anlama gelir?
Pekala CHP içi küresel operasyonun nadasa bırakılmak zorunda bırakılan uzantılarından Mustafa Sarıgül de aynı üniversitenin mütevelli üyelerinden biri ise, bu ne anlama gelir?
"Bilgi" Merkezli Sömürü de Bu Olsa Gerek…
Gelelim Soros'un Açık Toplum Enstitüsü (ATE) adı verilen operasyonel ve fazlasıyla geniş kapsamlı organizasyonunun Bilgi Üniversitesi içindeki en kilit ismi ve Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı – ATE Danışma Kurulu Üyesi Oğuz Özerdem'in başını çektiği "Soros'un Aydınları Listesi"ne…
(Ermeni Sempozyumları ve Kürt kışkırtmaları gibi dış yazılımlı aktiviteleri fazlasıyla önemseyip üstlenip, nerede bir "etnik kaşıntı" yaratılabilecekse orada bitiveren Sorosçu Anlayış'ın, Boğaziçi, Sabancı ve Bilgi Üniversitesi gibi bu tarz organizasyonları üstlenmede birbiriyle yarışan aydınlık mı aydınlık üniversitelere verdiği yoğun desteği anlayışla karşılamak lazım elbet…)
Özerdem gibi yavru küresellikten çıkıp, iyice serpilen bir "Soros Yumurtası"nın ardından gelen sözde aydınlar kadrosu ise; • Ermeni Sempozyumu'na ev sahipliği yapan Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ayşe Soysal'dan Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tosun Terzioğlu'na, • Bir çokları gibi hem Bilderbergçi hem Sorosçu olan Eski Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Üstün Ergüder'den Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Belge'ye, • Sabancı Üniversitesi Akademisyenlerinden Doç Dr. Halil Berktay'dan Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağlar Keyder'e, • Yine Boğaziçi Üniversitesi Akademisyenlerinden Prof. Dr. Ethem Eldem'den Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cemil Koçak'a, |
• Faaliyet amacı ortada olan "Rockefeller Vakfı"nın finansmanını karşıladığı ve ATE'nin en çok destek verdiği 15 kurumdan biri olan Tarih Vakfı'nın çok sayıda ilde yürüttüğü "Yerel Tarih Grupları" projesinin başındaki isim olan Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Akşin Somel'den "Türkiye'nin haksız bir devlet olduğunu kanıtlayacağım!" deyip yetiştirildiği Alman İstihbaratı tarafından taktir edilen Dr. Taner Akçam'a, • Azınlıklar Raporu'nun hazırlayıcısı ve Ermeni Sempozyumu konuşmacılarından olup "Türkiye'de Azınlıklar" adlı kitabı ATE finansörlüğünde TESEV Yayınları'ndan çıkan Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Baskın Oran'dan Ermeni Sempozyumu Hazırlık Komitesi Üyesi Prof. Dr. Selim Deringil'e kadar bir çok "sözde aydın"dan müteşekkildir… |
Sorosçu TESEV'in 2003'te CFR Üyeleri ile bir araya gelip Milli Güvenlik Kurulu'nun Türk Silahlı Kuvvetleri'nin etkisinden sıyrılması ve bu iki kanalın birden zafiyete uğratılması çerçevesinde derin bir toplantı yapması ve bu toplantıya TESEV Başkanı Can Paker'den, Cengiz Çandar'a ve diğer Amerikancı Vakıf üyelerine kadar bir çok ismin katılması ise; TESEV'in CFR, Bilderberg ve Trilateral Komisyon ile olan göbek bağının doğal bir sonucudur.
Ve tabi tescilli Sorosçular'dan Baskın Oran'a hazırlatılan ve "Türk Milliyetçiliği'nin "Yükseliyor!" diyerek öcüleştirilip, "Ulus-devletten demokratik devlete geçiyoruz!" mesajının verildiği son "Türkiye İnsan Hakları Bilançosu; 2005 Yılı İzleme Raporu" da TESEV'in bu rutin ürünlerinden bir diğeridir.
"TESEV-CFR-Bilderberg-Trilateral Komisyon" şeklindeki bu yapının AKP içindeki uzantılarının başını, aynı zamanda bir "TÜSİAD ELÇİSİ" olan Cüneyt Zapsu'nun çekmesi ise yine deşifre olmuş bilindik küresel dayanışmalardan birisi…
"Küresel darbe ve para sihirbazı Soros"un STK'lar ve demokrasi içindeki en önemli truva atı olan NED (National Endowment For Democracy – Ulusal Demokrasi Fonu) ise; belki de ekonomik ve siyasal dalgalandırmaları usta elleriyle harmanlayan Soros ve Sorosçular için en önemli kavşak noktasıdır!
TESEV'in İnsan Hakları Raporu'nun ve Liberal Düşünce Topluluğu'nun yaptığı TSK aleyhindeki anketin finansörünün de NED olması ise; elbette "demog-rasi" uğruna sergilenen ve son derece taktire şayan (!) bir başka girişimdir..!
Ve başa dönüp, tescilli bir Sorosçu olan Bilgi Üniversitesi'nin analiz ve makalelerine son derece önem verdiği Derviş'e gelinecek olunursa; Asaf Savaş Akat gibi o dönem Derviş'in en yakınında olan isimlerden ve "Yeniden CHP Hareketi"nin öncülerinden Hurşit Güneş'in de içinde bulunduğu siyasi kanadın da yine aynı kapıya çıkan hazırlıklar içinde olduğu görülür.
O dönemki "Yeniden CHP Hareketi"nin çıkardığı Açılım Dergisi'nin Taner Berksoy, Serhat Güvenç, Erol Katırcıoğlu, Ayhan Kaya, Şule Kut, Pınar Uyan, Bogaç Erozan gibi yazı kurulu üyelerinden oluşması ve bu üyelerin de yine birer Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi olmaları ise; yine geniş kapsamlı bir tesadüften (!) ibaret olsa gerektir..!
Dolayısıyla açığa çıkan bu manzaradan sonra uzun bir süredir "Alternatif Kalkınma Stratejileri" adıyla Prof. Dr. Asaf Savaş Akat tarafından, "ihracata yönelik sanayileşme modelleri" genel başlığıyla da Prof. Dr. Taner Berksoy tarafından yürütülen "derin propaganda çalışmaları"nın nerelere hizmet ettiği ve hangi amaçları güttüğü de açıkça görülebilecek durumdadır.
Ve Prof. Dr. Asaf Savaş Akat, ayrıca Bilgi Eğitim ve Kültür Vakfı'na ait olan ve tam anlamıyla bir Amerikan Üniversitesi mantığıyla işletilen Bilgi Üniversitesi'nin kurucuları arasında yer almakta; bu Sorosçu oluşumun diğer küresel neferleri ise Latif Mutlu, Zafer Mutlu, Oğuz Özerdem, Halit Kakınç, Ali Ekmekçi, Orhan Gemicioğlu, Prof. Dr. Gülten Kazgan, Prof. Dr. Toktamış Ateş ve Bülent Akarcalı şeklinde sıralanmaktadır.
Ayrıca Soros'un kanatlarıyla uçmayı tercih eden Bilgi Üniversiteli bu sahte aydın kadronun devamı ise Prof. Dr. İlter Turan'dan Prof. Dr. Mete Tuncay'a, yine "sözde Prof.lar"dan Murat Belge ve Ali Nesin'e, Prof. Dr. Haluk Şahin'den Prof. Dr. Rona Aybay, Prof. Dr. Uğur Alacakaptan, Prof. Dr. Sefa Reisoğlu, Barış Pirhasan, Ömer Kavur, Yavuz Turgul, Aliye Mataracı, Bülent Somay, Can Kozlu, Reşet ve Nükhet Ruacan, Dr. Pınar Kür, Dr. Kürşat Bumin, Zeynep Göğüş ve Umur Talu gibi ünlülere kadar uzayıp gitmektedir…
"Bilgi Üniversitesi ve ATE arasındaki en etkin bağlantı noktası olan Oğuz Özerdem" ile "Sabah Yayıncılık A.Ş Murahhas Üyesi ve Yayın Grubu Başkanı, Sabah Pazarlama, Medya Holding ve Etibank Yönetim Kurulu Üyesi ve aynı zamanda Bilgi Üniversitesi kurucularından Zafer Mutlu" arasındaki Dinç Bilgin Şirketleri'ne dayanan dostluğun bir diğer meyvesi olan Zeynep Mutlu Eğitim Vakfı ise; yine sözü edilen bir çok tanıdık simayı bir araya getiren farklı bir buluşma noktasıdır.
Zira 1999 Yılı'nda Kemer Özel Koleji'ni açan Zeynep Mutlu Eğitim Vakfı'nın mütevelli heyeti yine on parmağında on marifet olan Sorosçular'dan geçilmemekte; heyet, Asaf Savaş Akat gibi tescilli bir küreselden Dinç Bilgin, Ercan Arıklı, Ertuğrul Özkök, Hikmet Çetin, Cem Boyner, Cem Kozlu, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Tanla, Mustafa Sarıgül, Mustafa Tavillioğlu, Toktamış Ateş, Yavuz Donat, Zülfü Livaneli ve Oğuz Özerdem gibi her taşın altından çıkan bir hayli tanıdık simalara kadar uzanmaktadır.
Bu kısa ufuk turuyla bile, Derviş'ten "Soros'un dört bir yanı saran küresel kanatları"na ve oradan da Rockefeller'in çatısını oluşturduğu "Derin Dünya Devleti"nin önemli uzantılarına kadar birçok önemli bağlantı noktası su yüzüne çıkmakta; Türkiye'yi kuşatan ancak karaya vurmaya bir hayli az zaman kalan "küresel denizaltı"nın en kilit parçaları en yalın ifade ile açığa düşmektedir… Manzara bu olduğuna göre; tek tek birilerinin Sabetaycı geçmişini ya da soy ağacını çıkarıp "Derviş'in perde arkasında Sabetaist Rahşan Ecevit ve saz arkadaşları var! Onun kamuoyuna ‘mesih – kurtarıcı' olarak lanse edilmesi de "mesih sıfatı ile taçlandırılan Sabetay Sevi'den geliyor!" gibi, şu apaçık görüntü karşısında oldukça sığ ve gereksiz kalacak tespitlere girmek de bir hayli anlamsız olsa gerektir… Ancak yine de, Derviş'in kendi geyik fikirlerinden doğduğunu ifade eden İsmet Berkan'a, "Ecevitler'in Derviş'i nerelerden ve ne kadar zamandan beri tanıdığını iyi bilip bilmediğini" sormak; hiç de beyhude bir iş olmayacaktır… Dikkatleri AB'ye kilitleyerek Türkiye'yi birçok açıdan hareketsiz hale getirme stratejisinin aynı noktalara işaret eden bir başka okuması ise; 17 Aralık'ta vizyona koyulan "tarih verir gibi yapma ilüzyonu"nun hemen öncesinde POSTACI Dergisi'nin Ekim Sayısı'nda yayınlanmıştır. |
Ve işte söz konusu analizden en net yorumlar;
"ABD ile AB, Türkiye üzerine anlaştı!"
Bu anlaşmanın diplomasi kulislerine sızan maddeleri şöyle sıralanıyor:
- AB, Türkiye'yi üyelik süreci ile oyalayacak ve dikkatini sürekli AB'ye odaklayacak!
- Türkiye'nin Orta Doğu'ya yönelik her açılımı AB tarafından Batı'ya yöneltilecek. Türkiye'nin Orta Doğu ve Kafkaslar'la olan ilişkisi minimum noktada tutulacak!
- ABD ve AB; "Rusya, İran ve Türkiye"nin birlikteliğini engellemek için işbirliği içinde olacak, birlikte hareket edecek!
- AB, Türkiye'yi üyelik için onurlandıracak ama "tam üyelik" kapısını aralayarak, dönülemez süreçlere girilmesine sebep olmayacak!
- AB, Türkiye'nin üyeliğini 10 temel şarta bağlayacak!
- 1) Türkiye, Fırat'ın doğusunda bir Kürdistan Devleti'nin varlığına kesin olarak razı olacak!
- 2) Hatay'ın, Adana'nın ve Mersin'in self-determinasyon haklarını tanıyacak!
- 3) "Rum Patriği'nin Ekümenikliği"ne resmiyet kazandıracak!
- 4) Ermeni Soykırımı'nı tanıyarak mağdur Ermeniler'e ya da Ermenistan'a tazminat ödenmesini onaylayacak!
- 5) "Laiklik"te ısrarcı olmayacak. Amerika'nın desteklediği bir din adamı kalkar da "halifelik" ilan ederse buna karşı çıkmayacak.
- 6) Türkiye'nin belediyeler tarafından yönetilmesi yönündeki tüm yasal hazırlıkları yapacak!
- 7) Tapu kadastro kanunu yeniden ve Bizans'ın diriltilmesi yönünde yapılandıracak!..
- 8) İslam baskı altına alınacak!
- 9) Türklük baskı altında tutulacak!
- 10) Anayasa "federalizme açık" hale sokulacak!..
Bunların ardından:
- AB üyeliği ile Türk Sistemi'nin çözülmesi sağlanacak. Türk Devleti'nin Atatürkçülük, üniter devlet, üniter millet gibi kavramları terketmesi için zorlanacak!
- AB, Türkiye ile Orta Doğu ve Kafkaslar'a yönelik operasyon için çalışmayacak!
- AB, anlaşmayı bozarsa; ABD, Almanya'nın Doğu Anadolu, Fransa'nın Güney Anadolu'daki çıkar bölgelerini tanımayacak!
- Rusya ve Türkiye'deki Avrasyacılık akımı "İsrail, Türkiye, Rusya" ekseni üzerine oturtularak İsrail tarafından kontrol altına alınacak!
- Evet; AB Süreci, Türkiye'nin enerjisini tek bir noktada toplayan bir mıknatıstan ve Türkiye'nin özellikle de Orta Doğu Coğrafyası'nda yapacağı açılımları engelleyen bir uluslararası tuzaktan başka birşey değildir!
Aslında bir "öğütücü" olan AB'nin dikenli bahçesinde oynatılan Türkiye; artık dünya üzerinde izlenen politikaların kendi tarihindeki adalet üzere yürütülmediğini kabul ederek, milli güvenliğini gözeten ve çok boyutlu bir strateji ile hareket etme başarısını sergileyebilen bir siyasi irade ile yol almalıdır!
"Muhteşem Üçlü''nün Yemlediği AKP ve Havanda Su Döven Türkiye
İşte bu temel küresel taktikler eşliğinde verilen "sözde destek'' ile AB'nin önüne iteklenen Türkiye; kendisini "iktidar koltuğu'' ile ödüllendiren "küresel amcalar''ın sözünden çıkmayan Erdoğan başkanlığındaki hükümetin öncülüğünde, maalesef siyonist senaryonun oyuncağı yapılmaktadır. Elde edilen neticeler ise; – alınmayan AB üyelik tarihi üzerinden şov yapmak, – milletin yüreğini ağzına getirecek stratejik hamlelerle Kıbrıs'ı hem de üste para vererek Rumlara bağışlamak, – Rum ve Ermeniler'i, daha önce karşımıza geçip lafını etmeye cesaret edemedikleri asılsız iddialar üzerinden tepemize çıkartmak, – ve Gümrük Birliği gibi bir soygun yükünü, imza koyulan Ek Protokol ile AB'ye alınırken gıkımızı çıkaramadığımız GKRY (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) dahil tüm yeni AB üyeleri için genişletmeye çalışmak. – ve AB'ye cici görünmek adına Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bağımsızlık garantisi olan TSK'yı pasifize edip zayıflatmak olmuştur. |
Satın Ülkenizi! Batı Heykelinizi Diksin!
GKRY (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi)'nin Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanınıp KKTC'nin (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) defterinin dürülmesinden çok memnun olan AB ve ABD; Recep Tayyip Erdoğan'ı göklere çıkartmakta ve böylelikle "saygın'' başbakanın Kuzey Kıbrıs'ı satışı ve Türkiye'nin tabii ve tarihi kazanımlarını bağışlayışı kamufle edilmektedir.
Konunun bir diğer ilginç yanı ise; "küresel tefeciler''in diğer siyasi veletleri, Batı'nın olası desteğini kaybetmemek için, Kıbrıs'la ilgili tepkilerini yarım ağızla ortaya koymaktadırlar.
Medyadaki "sözde aydın tayfa''nın köşeyazarlığı yapan mensupları ise; yine "küresel tefeciler''den aferin alabilmek için; insanı iğrendirecek bir yaltaklanma profili çizmek ve işbirlikçilerini taçlandırıp, Kıbrıs'ın satışını Recep Tayyip Erdoğan'ı alkışlayarak kutlamakla meşguldürler.
Tayyip'in Velinimetleri Abramowitz ve Grossman'dan AB Yolu'ndaki Türkiye'ye "Küresel Öğütler''
Erdoğan'daki "küresel cevher''i çok eski yıllarda keşfederek ona "Siyon Merkezli Küresel Krallık''a giden yolda etkin bir rol biçen eski ABD Ankara büyükelçileri Abramowitz ve Grossman'ın, AB Yolu'ndaki Türkiye'ye verdikleri öğütler yine AB Süreci ile "küresel senaryo'' arasındaki ince senkronizasyonu göremeyenlere iyi bir seyir imkânı sunuyor…
Tayyip'in ilk keşfedicisi olan ünlü küresel deha Morton Abramowitz'in geçtiğimiz günlerde Wall Street Journal'de "Türkiye Kavşakta'' başlığıyla yayınlanan makalesi ise söz konusu seyrin en önemli parçalarından birini oluşturuyor.
Makale boyunca Erdoğan'ın icraatlarını öven Abramowitz, yine de Türkiye'nin önünde üç büyük çukurun olduğunu ifade ediyor.
İlki AB meselesi. İkincisi Kıbrıs ve üçüncüsü de Irak'ın getirdiği belirsizlikler ile Suriye'ye ilişkin Türk-Amerikan İlişkileri.
"Yani'' M. Abramowitz; "Eğer bu konularda ödevlerinizi ihmal eder de yanlış yollara saparsanız, kendinizi çukurun dibinde buluverirsiniz!'' demek istiyor.
Ayrıca bir konuda daha parmak sallamayı ihmal etmiyor Abramowitz. O da askerin, hükümetin gücünü sınırlaması meselesi.
Eğer asker hükümetin gücünü sınırlamaya devam ederse; Türkiye'nin AB çabaları kaçınılmaz olarak erir ve AKP ile asker arasında çatışma yaşanabilir (miş)…!?
Anlaşılan MGK'nın sivilleştirilmesi çalışmalarıyla başlatılıp Genelkurmay'ın Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanma girişimleri ile sürdürülen ve sonunda Tayyip'in görevlendirdiği bölücü milletvekillerince sürekli aşağılanır hale getirilen TSK'yı pasifize etme operasyonu Abramowitz'i henüz tatmin edebilmiş görünmüyor.
Tayyip'in küresel yaratıcıları arasında önemli yere sahip olan Marc Grossman, yine geçtiğimiz günlerde ulusal basında boy gösteren isimlerden biriydi.
Abramowitz gibi mütemadiyen AKP icraatlarını öven Grossman, Refah-Yol Dönemi'nin ABD Ankara Büyükelçisi olması hasebiyle Fırtınalı 28 Şubat Günleri'ni değerlendirerek "Erbakan Hükümeti'nin devrilmesi konusunda bir etkiniz oldu mu?'' sorusuna doğal olarak "Olmadı.'' deyip geçiyor. Ve zaten soranda bu cevabı bekliyor! Oysa, 28 Şubatın, Milli Görüşü parçalayıp AKP'yi iktidara taşımak için Amerikalı Siyonist Lobilerce tezgahlandığını artık herkes biliyor.
"Küresel Link"in Önemli Parçaları; "Fischer – Citi Bank – Rockefeller Zinciri" Her halde AKP'nin akibetini hızlandıracak yeni krizin kaymağını da Yahudi sermayeli Yunan bankaları yemiş olacaktır.
Yerkürenin dört bir yanını süratle dolaşan "küresel denizaltı"nın, yani "dünya coğrafyasını kuşatan küresel link"in ne denli "sistematik ve zincirleme bir kurgu" olduğunun en somut işaretlerinden birini ise; 2001 Ekonomik Krizi'nde büyük rant sağlanan Citi Bank oluşturmaktadır.
Zira Citi Bank, yani Türkiye'nin Şubat 2001 Ekonomik Krizi'nden tarihi kazanç elde ettirilen Citi Bank, yani Türkiye'yi "küresel ekonomik konjonktür" çerçevesinde yönlendirmede iyi vazife gören Fischer'i çatısı altında değerlendiren Citi Bank; "derin dünya devleti" olarak kodlanabilecek Siyonist sistemin köşe taşlarından David Rockefeller'e ait lokomotif bir yapıdır!
Kısacası Citi Bank, "küresel sermaye"nin kalelerinden biridir ve bu özel konumunu da tesadüflere değil, Rockefeller gibi "namı tüm yerküreyi kuşatmış heybetli bir küresel tefeci"den almaktadır!
Bu "küresel tefeci"nin namı ise; kendi şahsı kadar, dünyanın kanını emen bir küresel şebekeden başka bir şey olmayan köklü ailesine dayanır! Zira Rockefeller Ailesi; Amerika'daki Yahudi Lobisinin başını çeken, tıpkı ünlü Rothschild Ailesi gibi banka ve finansman işi ile yola koyulup zaman içinde aşırı güçlenen ve Amerika'da "150 yılı aşan bir Rockefeller Hanedanlığı"ndan söz ettirecek kadar dev boyutlara ulaşıp finanstan endüstriye ve abartısız petrol krallığına varıncaya kadar büyümüş dev bir sermaye saltanatıdır.
Amerika'nın en önemli petrol şirketlerini elinde tutacak ve bir tröst halini alacak kadar komplike hale gelen Rockefeller Ailesi'nin "Rockefeller Vakfı" adıyla kurdukları vakıfları ise; onları bu kadar büyüten "küresel tezgah"a yeni adam yetiştirmek için oluşturulan bir "avlanma merkezi" konumundadır.
Zira "CFR'nin onursal başkanı olan ve 1973'te de ünlü teoriysen Z. Brezezinski ile birlikte Trilateral Komisyon'u kuran David Rockefeller" ve ailesi; "derin dünya devleti"nin bu önemli noktalarından İlluminati, Bilderberg ve Yuvarlak Masa Şebekesi'ne varıncaya kadar çok geniş bir ağ oluşturmuş ve bu "küresel link"in diğer kuşaklara gelişerek aktarılabilmesi için vakıf türü bu girişimlerle de taze kan hazırlamaktadır.
Tıpkı bir başka "küresel tefeci" George Soros'un kendine münhasır yöntemlerinde olduğu gibi, kurulan bu vakıfla geleceğin "yavru küreseller"ine burs türü yardımlarda bulunulmakta ve gelecekte "küresel link"in herhangi bir notasında bulunabilecek olan iyi yumurtalara "küresel yatırım" yapılmaktadır.
"Rockefeller Vakfı"nın danışmanları arasında ünlü Siyonist savaşçılardan Henry Kissinger gibi isimlerin bulunması ve vakfın hem "yavru küreseller"e yatırım yapıp hem de Beyaz Saray'a strateji üreten bir think tank gibi çalışması ise; "vaat edilmiş topraklara erişim projesi"nin en temel dayanağını oluşturmaktadır.
Ve bu genel sistem bilgilerinden Şubat 2001 Krizi'nde Citi Bank'tan sonra aslan payını alan ikinci adrese gelinirse; işte bu ikinci adres de (CMB) Chase Manhattan Bank'tır!
Yani yine Rockefeller Ailesi'nin finans kurumlarından biri! Kurumun adında geçen Manhattan, New York'ta Yahudiler'in oldukça yoğun oldukları adanın isminden geliyor. Ve ne ilginçtir ki; kriz döneminde alelacele elden çıkarılan dövizlerin % 55'ini tek başına alan 7 bankadan 2. sıradaki CMB de Rockefeller Ailesi'ne çıkan bir adres olmaktadır!?
Kısacası Türkiye'nin "dalgalı kur"a geçmesine neden olan Şubat 2001 Krizi'nde önemli rol üstlenen ünlü Erçel-Fischer İkilisi'nin katılım rekoru kırdıkları Bilderberg ile birlikte CFR ve Trilateral Komisyon'un da merkezindeki isim, yani "boğanın gözü" olarak adlandırılan David Rockefeller tarafından sistematize edilen ve Türkiye Ekonomisi üzerindeki kirli gölgelerinden bir türlü kurtulamadığımız "küresel link"; işte böylesi karanlık bir net work'tür… Kökleri 1800'lü yıllara dayanan, John D. Rockefeller tarafından kurulup Rothchild ve Warburg gibi soydaş ailelerin desteği ile büyüyüp serpilmiş, Protestan görünümü altında gerçek Yahudi kimliğini koruyan ve "CFR-Trilateral Komisyon-Bilderberg Zinciri"nin en tepesinde yer alan Yahudi dönmesi bir hanedanlık ve aynı sistem üzere yürüyen son derece geniş bir küresel ağdır! Ve oturdukları yerden haksız kazanç elde etme gelenekleri yetmiyormuş gibi gerekirse dünyanın dört bir yanını kana bulamaktan da çekinmeyen bu "küresel çete"; böylesine karanlık bir yapı olmasına rağmen ne yazık ki Türkiye içindeki önemli adreslerin de fazlasıyla cazip bulup su taşıdığı küresel bir değirmen durumundadır! Sadece Türkiye dahil 100'ü aşkın ülkede faaliyet gösteren, net aktif değerleri toplamı 1.05 trilyon Dolar'ı aşan Citi Group'un sahibi David Rockefeller'ın organizatörlüğünü yaptığı Bilderberg Toplantıları'na olan yoğun ilgiden söz edilse bile; açığa çıkan yelpaze, siyasilerden medyaya, iş dünyasından sivil toplum örgütleri ve bürokratik yapıya kadar son derece geniş bir aralık olmaktadır. |
Zira Türk Siyaseti'nin en tepe noktalarında bulunup Başbakanlık hatta Cumhurbaşkanlığı yapmış (ya da yapmaya niyet etmiş) Demirel, Ecevit, Erdal İnönü, Mesut Yılmaz, İsmail Cem gibi isimlerin derin Bilderberg ilgisinden 2001 Krizi'nin inşasında değilse bile tatbikinde önemli roller üstlenen Eski Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel'in katılım rekorlarına, ya da Eski Meclis Başkanı ve bugünün Afganistan Kıdemli NATO Temsilcisi Hikmet Çetin'den Prof. Dr. Şerif Mardin, Selahattin Beyazıt, Sakıp Sabancı, Bülent Eczacıbaşı, Jak Kamhi, Cem Boyner, eski bakanlardan Emre Gönensay ve Vahit Halefoğlu, Mehmet Ali Bayar, Dinç Bilgin, Emin Karamehmet, işadamı Sinan Tara, Şarık Tara, Eski Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Üstün Ergüder, İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı Meral Gezgin Eriş, Koç Holding'ten Suna Kıraç ve Bülend Özaydınlı, Eski Özelleştirme İdaresi Başkanı Uğur Bayar, Emekli Büyükelçi Gürbüz Aktan, Gazeteci Sedat Ergin, Hasan Cemal, İlter Türkmen, Eski TÜSİAD Başkanı Erkut Yüceoğlu, Emekli Büyükelçi ve TESEV Başkanı Özdem Sanberk, NTV Yöneticisi Nuri Çolakoğlu, TÜSİAD Üyesi Muharrem Kayhan, Kemal Derviş ve Ali Babacan gibi önemli isimlerin Bilderberg merakına kadar bir çok açılım yapılabilir sonuçta…
Ve artık Bilderbergçiliği ile daha da geliştirdiği küresel ilmini 2001 Ekonomik Krizi'ni "çözmek" değil, "derinleştirmek" adına kullanan "sözde kurtarıcı"ya gelerek, "Derviş Türkiye'ye niye servis edildi, tam olarak ne yaptı ve uzun metrajlı küresel planda şimdiki rolü ne?" sorularına can sıkıcı ama gerçek yanıtlar aramanın da zamanıdır.
Bilderberg'in bu yılki Türkiye katılımcılarından birinin de ılımlı İslamcı, Fetullahcı ve dahi AKP yandaşı gazeteci Fehmi Koru olduğuna göre, bu da önemli ve gizemli bir aşamadır!…
Bir ömür bilderberg gibi masonik merkezlerin nasıl siyonizm adına İslama ve insanlığa hıyanet tuzakları hazırladığını yazan ve anlatan Fehmi Koru'ların hidayetleri kararınca şimdi fehimlerini (anlayış ve vicdani kavrayış kabiliyetlerini) de yitirdiklerini görmek ne hayret verici olaydır.

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Yahya CANDAŞ beyden Allah razı olsun. Dizeleri ile bizlere de tercüman olmuşlar. Bu dizelere verdiği…
Tanıma ve tâbi olmayı lütfeden rabbimize sonsuz şükürler olsun. Ayaklarımızı ve kalbimizi sabit kılsın, İnsanlığın…
KARARLAŞTIRILMIŞ VE YAKLAŞMIŞ OLAN KUTLU VAKİT'E RAMAK KALA!.. Makale bilgi ile hikmeti birleştirmemizi sağlayacak açıklıkta…
ER bakanların özelliği ; onlar her asırda veya her yüzyılda bir gönderilirler ve geldikleri asra…
Şiirde de değinildiği gibi; Hocamızın netliği ve sertliği, asaletinden, mertliğinden ve merhametindendir. Bizlerin dünya ve…
Teşkilat çalışmalarına ve dava süreçlerine ilişkin çok kritik bilgiler içeren, marazlı tiplerin tespitine ve kişisel…
Haddini bilmeyen hadsizlerin halleri! Nefsinin kötülüklerinden, imtihanının sırrından gafil olanlar, eline imkân ve fırsat geçince,…
Balık baştan kokar demişler; Türkiyenin değil dünyanın kurtuluşu Adil Düzen projelerine bağlı olduğunu sağır sultan…
Muhterem Ahmet Hocamıssınız Siz bir çiçekle başlayan baharın Akgül’üsünüz Siz kuruyan gönüllerimizi sulayan Rahmet…
Böylesi büyük bir rahmet ve nimetle bizleri şerefli ve izzetli kılan Rabbimize sonsuz şükürler olsun..…