YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69ff94ea65004
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 8 3 4
Bugün : 51299
Dün : 62748
Bu ay : 549041
Geçen ay : 1737715
Toplam : 54431814
IP'niz : 216.73.217.63

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Türkiye, Temelinden Tahrip Ediliyor!

Şu anda Türkiye'de aileler dağılıyor, çocuklar suç makinesi haline geliyor. Uyuşturucu ve fuhuş ilköğretim okullarına kadar yaygınlaşıyor. Kapkaç çeteleri, hırsız şebekeleri cirit atıyor. İcra ve iflaslar, her gün insanları intihara sürüklüyor.

Bu tahribatın tesadüfî değil dış mihrakların planlı bir şekilde yürüttüğü stratejilerle gerçekleştiriliyor. Özellikle tahribatın arkasında Büyük İsrail'i kurmak, Süleyman mabedini inşa etmek ve bunu yapacak Mesih'in gelmesini bekleyen şartları oluşturmak isteyen emperyalist güç olduğu biliniyor.

 

 

Kabala öğretisi ve bu yanlış inançlarından dolayı tarih boyunca yeryüzünü ifsat eden bu güçlerin dünyanın her tarafındaki insanları Filistin'deki gibi kan ve gözyaşı ile köle haline getirmek istiyor. Türkiye'deki manevi tahribatın arkasında Güneydoğu'nun parçalanıp Arz-ı Mev'ud'a katılması suretiyle, Büyük İsrail'in emniyetinin sağlanması, yani ikinci Sevr amaçlanıyor.

Lozan'ın mimarlarından Hayım Nahum'un dördüncü doktrininin insanları dinden uzaklaştırmaktır. Bu doktrine göre millî ve manevî değerlerin planlı ve programlı bir şekilde nasıl tahrip edildiği ve AKP hükümetinin buna nasıl katkıda bulunduğunu artık görmemiz gerekiyor.

Manevî tahribatın arkasındaki gücün uyguladığı stratejik metotlar ise, euro-islam, ılımlı İslam ve dinlerarası diyalog ve tolerans çalışmaları. Bunun için de, din eğitiminin engellenmesi, laikliğin dine baskı olarak uygulanması ve medyanın silah olarak kullanılması sağlanıyor.

AKP'nin tahribata yaptığı katkılar

* Daha işe başlarken Abdullah Gül, Fazilet Partisi I. Kongresinde dağıttığı broşürde "Bizim medeniyetimiz, batı medeniyeti karşısında mağlup düşmüştür" demekten utanmadı.

* Başbakan Erdoğan; Irak'ı işgal eden, Müslümanları katleden ABD'li askerlere ülkelerine sağ salim dönmeleri için dua yaptı.

* Misyonerlik faaliyetlerinin önü açılırken, İmam-Hatip Liseleri ve Kur'an Kursları ile ilgili hiçbir düzenleme yapılmadı.

* "Hükümetin bedel ödemeye hazır olmaması" gerekçesi ile üniversite imtihanlarında katsayı adaletsizliğini gidermeye çalışmadı.

* Başörtüsü konusunda masum bir tavır takınır, hatta şikâyetçi olurken Leyla Şahin davasında üniversitelerdeki yasağın doğru olduğunu savunmaktan sakınmadı.

* Başörtüsü probleminin çözülmesi bir yana AKP hükümeti Özel Dershanelere ve Sürücü Kurslarına da başörtüsü yasağını genişletecek adımlar attı.

* Hükümeti kötüleyen imam ve müezzinlere iki yıldan üç yıla kadar ceza AKP hükümeti döneminde çıkarıldı.

* İçkili mekânların ilk ve orta dereceli okullara olan mesafesi azaltıldı veya bazı hallerde tamamen sıfırlandı.

* Ezan sesinin kısılmasına ses çıkarmadı.

* İmar yasasında "Cami yerlerinin", "İbadethane" olarak değiştirilmesine imza attı.

* Dinlerarası diyalog ve dinler bahçesi adı altında Hıristiyan ve Yahudi nüfusu olmayan bölgelerde Kilise ve Havra'ların inşası yaygınlaştı.

* Nüfus cüzdanlarında din hanesinin çıkarılmasına, şimdilik isteğe bağlı olarak, imkân tanınması sağlandı.

* Türk Ceza Kanununda zina suç olmaktan çıkarıldı.

Son yıllarda manevi tahribat planları çerçevesinde ne yapıldı?

* BOP'un kutsal kitabı başlığı ile yayınlanan ve üç dinin kitabı olarak tanıtılan Kur'an ayetlerinin de tahrif edildiği ve surelerin isimlerinin kullanıldığı "Kutsal Furkan" isimli kitap piyasaya çıkarıldı.

* Misyonerlik faaliyetlerinin önünün açılması için gerekli yasal düzenlemeler yapıldı.

* Fener Rum Patriğine Ekümeniklik statüsü verilmesinin alt yapısı hazırlandı.

* Daha da ileri gidilerek Cuma Hutbelerinde "Allah İndinde Tek Din İslam'dır" ayeti kerimesinin okunması yasaklandı.

* Hıristiyan ve Musevi kalıntılarının ihyası için izin ve destek sağlandı.

* Ahlakî değerlerin yozlaştırılması ve ailenin tahribi için "zinanın suç sayılmaktan çıkarılması" dayatıldı.

* Homoseksüellik ve lezbiyenlik serbest bırakıldı.

* Domuz etinin kasaplık hayvan sınıfına dahil edilmesi için kanuni girişim başlatıldı.

 

 

AKP'nin Borç Devrimi Ürkütüyor!

Dış borçlanmada Cumhuriyet tarihinin 58 hükümetini solladılar.

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, "İstersek IMF'ye olan borcumuzu öderiz. İki-üç taksit yapar, yine öderiz" şeklindeki sözleri iş dünyasında yeni bir tartışmaya yol açtı. Ancak hemen akabinde Maliye Bakanı Kemal Unakıtan tarafından yapılan açıklama, hükümetin IMF'ye olan borcu erken ödeme niyetinin olduğu yönündeki yorumları boşa çıkardı. Unakıtan, "Başbakanın sözleri ekonominin bu olanağa kavuştuğunu gösterme amacı taşıyordu. Erken ödeme konusunda Başbakandan gelen bir talimat yok" diyor.

AKP dış borcu 110 milyar dolar arttırdı

Prof. Dr. Osman Altuğ ise, Başbakanın açıklamasının gerçeği yansıtmaktan çok bir temenniyi ifade ettiğini belirterek, "2002 sonu itibariyle Türkiye'nin dış borcu 90 milyar dolardı. Bugün ise 200 milyar dolar. Cumhuriyet tarihinde ülkenin başına geçmiş olan 58 hükümet boyunca ülkenin toplam dış borcu 90 milyar dolarken, 59'uncu hükümetle beraber bu borç 200 milyar dolar oldu. Sadece bu hükümet döneminde toplam borç artışı 110 milyar doları buldu. Yani cumhuriyet tarihi buyunca 58 hükümetin getirdiği toplam dış borç, AKP hükümetinin son 3 yılda getirdiği borç miktarından daha az. Ülkeyi 80 yıllık Cumhuriyet boyunca en çok borçlandıran hükümet bugünkü hükümettir" açıklamasını yapıyor.

Borcu borçla ödüyorlar

Borcu borçla ödeme yöntemini eski hükümetlerin uygulaması gibi AKP hükümetinin de uyguladığını kaydeden Altuğ, "Türkiye'nin IMF'ye ödeyemeyecek kadar büyük bir borcu yok. Ama IMF Türkiye'ye borç veren öteki kurumlara öncülük ediyor. IMF raporlarında Türkiye'nin kredibilitesinin yüksek olmasının söylenmesi başka borç vericilerin tereddüt etmeden Türkiye'ye borç vermesini sağlıyor. Tabi bu borçlar da çok yüksek bir faiz uygulamasıyla veriliyor. Sayın Başbakan IMF'ye olan borcumuzu ödeyebilecek durumda olduğumuzu söylüyor. Tabi eğer borcu borçla öderseniz her türlü borcu ödeyebilirsiniz. Bunun anlamı Sultan Ahmet Camii'nde dilenilerek elde edilen parayla Valide Sultan Camii'nde borç ödemek demektir. A Bankası'ndan alınan borçla B Bankası'na olan borcun ödenmesine benziyor bu iş.

Kullanılmayan paranın faizi ödeniyor

Türkiye'de sözü edilen yüksek döviz rezervlerinin de borçlanma ile oluşturulduğunu ifade eden Altuğ, şöyle konuşuyor: "Türkiye'de döviz rezervleri yüksek. Ancak bir ülkede döviz rezervlerinin yüksekliği o ülkenin itibarını mı yoksa itibarsızlığını mı gösterir mali açıdan? Şayet döviz rezervlerini daha fazla ihracat ve daha az ithalat yaparak kazancınızdan oluşturduysanız, bu makbul bir döviz rezervidir. Ama döviz rezervini borç alarak oluşturduysanız, kullanmadığınız paraya bir de faiz ödersiniz. Türkiye'de ki döviz rezervleri alınan borçlardan oluşmuştur. Dolayısıyla Başbakanın IMF'ye borcumuzu ödeyebiliriz şeklindeki sözleri gerçekten çok, ancak bir temenniyi ifade ediyor aslında."[1]

Üretim Düşüyor, İthalat Patlıyor!

İhracat rakamlarının artıyor olmasına karşılık işsizliğin de artışının sürmesi birbiri ile çelişir bir gelişme olarak görülmesine karşılık ekonominin giderek tehlike işaretleri verdiği artık daha çok ekonomist ve ilgili tarafından kabul edilmeye ve dillendirilmeye başlandı. Söz gelimi enflasyonun tek rakamlı hanelere inmesi elbette iyi bir gelişme olmakla birlikte ekonominin durumunu enflasyon rakamlarına dayanarak izah edip, "Bakın gayet iyi yoldayız" şeklindeki bir değerlendirme ve takdim gerçek ile uyuşmuyor.

Pek çok üretime dönük tesisin tek tek kapandığını, çok büyük bir bölümünde ayakta kalabilmek için işçi azaltmasına gidildiğini biliyoruz. Halinden memnun olanlar ise sadece piyasayı finans kurumları ve medya ile birlikte ellerinde tutan holdinglerden ibaret. Bu ise işsizliğin ve dış ticaret açığının azalmasına yetmiyor. Bilakis ülkemizde işsizler ordusuna hergün yeni işsizler katılıyor, ihracattaki artışa karşılık ithalat rakamlarındaki artış çok büyük oranlara ulaştığı için dış ticaret açığımız giderek büyüyor.. Dış ticaret açığının 45 milyar dolara ulaştığını hatırlatacak olursak tehlikenin büyüklüğü daha iyi anlaşılacaktır. Peki dış ticaret açığının büyümesi ne demektir?

Dış borç yükünün hızla artmaya devam etmesi ve ülkemiz üzerindeki IMF hakimiyetinin daha pekişmesi anlamına geliyor.. Böyle bir ülkenin bağımsızlığından söz etmek mümkün olabilir mi?

Öte yandan ülkemizdeki sıcak para miktarı artık 60-70 milyar dolar olarak ifade ediliyor.. Sıkıntıyı gördüğünde çekip gidecek bir yabancı para.. Elbette bu miktardaki bir yabancı para bir gecede ülkemizi terkedecek değildir ama, 20-25 milyar dolarlık bir operasyon ile ülkemiz ekonomisini krize sokabilirler. Bu sadece benim düşüncem değil, ekonomiyi bilen ilim adamı ve uygulayıcılar da bunu söylüyorlar.

Bu arada 130 milyar dolar civarında değer biçilen İMKB'nin yüzde 60'dan fazlasının yabancıların eline geçtiği de belirtiliyor. Bankaların birkaçı hariç zaten yabancıların elinde.. Kısacası, finans sektörü hemen hemen tamamen yabancıların elinde.

Bütün bunlara karşılık ithalatta büyük bir patlama var.. Yani dışarıdan aldıklarımız ile sattıklarımız arasındaki fark giderek artıyor.. Şimdilerde bu fark 45 milyar dolar, yarın nereye ulaşacağı bilinmiyor. Yani yabancılar hem ülkemizi bir pazar olarak kullanıp mallarını satıyor, kar ediyor hem de finans sektörünü ele geçirmek suretiyle bu kanaldan da büyük karlar sağlıyorlar.. Diyebiliriz ki ülkemiz yabancılar tarafından yağma ediliyor.. Böyle diye yabancılara kızmanın, sövmenin de elbette bir anlamı olamaz.. Onlara beceriksiz yöneticiler sebebiyle bu imkânın verilmiş olması üzerinde durmamız ve bu yanlış gidişi engellememiz gerekiyor.

Dış borç yükü ve bu sebeple ödenen yıllık 46 milyar dolar olarak ifade edilen faiz ödemeleri üzerinde durmuyorum.

Peki ekonominin böylesine berbat bir noktada olmasına karşılık medya niçin bu gerçeği görmezden geliyor ve sadece laiklik ve başörtüsü gibi konularla toplumu oyalıyor? Ve dahi, tam bu sırada Danıştay cinayetini kimler tezgâhlıyor?

Bunun tek sebebi vardır; medya yukarıda sözünü ettiğim birkaç holdingin eline geçmiştir ve ülke ekonomisi, ne kadar kötü durumda olursa olsun bu holdingler tatlı karlarını hala sürdürmektedir. Bunu çoğu zaman yabancılarla işbirliği halinde  yapmaktadırlar.

AKP iktidarı bu gidişatı tersine çevirebilir mi?

Bu da mümkün görünmüyor. Çünkü onlar iş başına geldikleri günden beri birtakım kurumlarla mutabakat arıyor.. Mutabakat aranan kurumlar birtakım imkânlarının ellerinden çıkacağını bile bile gönüllü mutabakata yanaşmıyor![2]

AKP Süleyman Sami'nin Masonluğunu Hatırlatırken, Kendi Masonlarını unutuyor.

AKP  yönetimi, Demirel'den intikam almak için "Türkiye'nin Büyük Masonları" adlı kitabı teşkilatlara gönderecekmiş.

Daha bu duyulur duyulmaz kitap yok satmaya başlamış.

2001 yılında çıkmıştı. Çıkar çıkmaz alıp, kütüphanemize koymuştuk. Kim derdi ki gün gelecek yok satacak. Şimdi birçoğunuz bulamazsınız. O'nun için merakınızı biz giderelim.

 Kitapta Demirel'in, yani;

"Yahya Çavuş'un oğlu Süleyman Sami'nin, Ankara Vadisi Bilgi Locası'nın 15. sahife, 43 numara ve 48 matrükül kaydıyla 1956 yılında kaydolduğu, 15 Şubat günü Loca'da tekris edildiği, 27 Mart 1957 tarihinde ‘kalfa' derecesine oybirliği ile yükseltildiği" yazıyor.

Fakat kitapta sadece Demirel yok. "Türkiye'nin Büyük Masonları" arasında sayılan ve hayatta olan-olmayan birçok isim var. Başbakan, bakan, gazeteci, akedamisyen… Reşat Nuri Güntekin, Fahrettin Kerim Gökay, Ahmet Emin Yalman, Halide Edip Adıvar, Ziya Gökalp, Nadir Nadi, Enver Ziya Karal, Turhan Feyzioğlu, Ferit Melen, Ayhan Işık…

Cefi Kamhi, Özer Çiller, Sinan Erdem, Güneri Civaoğlu, Ali Koçman, Erol Simavi, Faruk Komili. Feridun Cemal Erkin, Kenan Mortan, Yunus Nadi, Selim Edes, Feyyaz Tokar, Zeki Alasya… AKP'nin bu kitap dağıtım işine Demirel'den çok bu isimler bozulabilir..

Ha bu arada bir gazetecinin de "AKP'nin içindeki büyük masonları" konu alan bir kitap yazdığını duyduk.

Yakında piyasaya çıkacakmış. Bakalım onda hangi kahraman Müslümanların masonluğu belgeleniyor?..

Ve AKP'yi hangi masonlar yönetiyor?

Kulis Ankara gibi bizde merakla bekliyoruz…

 

 

T. Erdoğan Amerika'ya Sığınıyor!?

ABD bastırınca Erdoğan randevu istiyor!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD'nin bölgede etkinliğini arttırmak üzere son bir buçuk yıldır düzenlediği diplomatik baskı üzerine Başkan Bush'la görüşme kararı aldı. ABD yolculuğu için henüz randevu alamayan Erdoğan'ın bu girişimi bölge açısından kritik görülüyor. Erdoğan'ın ilişkileri korumak adına yaptığı bu ziyaret ile Bush'a İran konusunda ne gibi taahhütlerde bulunacağı bilinmiyor. Ancak, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın ziyaretinde gündeme gelen stratejik vizyon belgesi göz önüne alındığında Türkiye'nin ABD'nin talepleri dışında farklı bir politika izlemeyeceği muhtemel gözüküyor.

İran'ın nükleer teknolojiyi geliştirme yönündeki çalışmalarına devam etme kararında ısrarlı olması ve ABD'nin de bunu bahane ederek bölge üzerinde Irak'tan sonra olası bir harekât düşüncesi gittikçe belirginleşiyor. Bu arada Türkiye bu harekât sırasında nerede duracağını belirlemek üzere ABD ile olan ilişkilerini daha sıcak tutma gayreti içerisine girdi. Bir yandan hükümet yetkilileri ABD ilişkilerinin daha da ilerlemesi yönünde beyanatlar verirken, diğer yandan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da ABD Başkanı George Bush ile görüşmeyi gündemine aldı. Erdoğan'ın Bush ile görüşme talebine ise henüz ABD net bir cevap ve tarih vermedi.

Erdoğan'ın bu ziyaret talebinin ise ABD'nin Türkiye ile yürüttüğü mekik diplomasinin sonuç vermesinden kaynaklandığı ifade ediliyor. Bir buçuk yıldan bu yana en alt seviyeden en üst seviyeye askeri ve diplomatik temasların ardından son olarak ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın Türkiye ziyareti ile ilişkiler bazında yeni bir dönem yaşanması Erdoğan'ın ziyaretini gerekli kıldı.[3]

Şimdi Recep T. Erdoğan Amerika'ya Ziyaret İçin Sıra Bekliyor.

Zaten AKP iktidarı, bir vesile bulup, Türk kamuoyu önünde İran'ı kabahatli çıkarmak için kendisini zorluyor. Bütün dünyanın nefretini kazanmış olan Bush'un yanında olmak veya yanında görünmek gibi bir büyük günahı kamufle etmenin sıkıntısını çekiyor.

Bütün bunları niçin yazıyorum? Erdoğan- Bush randevusunun, bizim kamuoyumuz nezdinde de faydadan ziyade zarar getireceğini vurgulamak için.

Bu mülakatı önerenler Sayın Başbakanı uyararak onu, olmayacak duaya amin demek kabilinden boşa kürek çektirecek bu girişimden vazgeçirmelidirler.

Aksi halde, Erdoğan'ın ABD macerası, Nasreddin Hoca merhumun fillerin tahribatından Akşehir halkını kurtarmak için, Timur'un karargâhına kadar gitmesi olayına benzeyecektir.

Bilindiği gibi Akşehir halkı Hoca efendiye gelerek:

– Hoca, Timur senin ahbabın, amma Akşehir'e bir fil getirmiş, bostanlarımızı çiğniyor, evlerimizi yıkıyor, kuyularımızı dolduruyor. Ne olur hep birlikte Timur'un karargâhına gidelim. Sen bizim sözcülüğümüzü yap, bu fili buradan defetsin, diyorlar.

Hoca efendi de hay hay olur diyor, halkın önüne düşüyor. Velâkin karargâha yaklaşırken, kalabalıktan birer ikişer, üçer kişilik çözülmeler başlıyor. Çünkü Timur'un şerrinden korkuyorlar. Kimi annem hastalandı, kimi taşradan yolcum geldi, kimi hoca sen zaten bu iş için yetersin de artarsın diyerek, sonunda Hoca efendi tek başına çadıra girmiş oluyor. Meğer Timur aksilik bu ya o gün çok öfkeli imiş. Hoca efendiyi azarlar gibi karşılamış. Hoca bakmış ki durum vahim, hemen sözü çevirmiş: Efendim ziyaretimin sebebi, Akşehir'e bir fil daha gönderilmesidir diyerek sözünü değiştirmiş.

Sanıyoruz ki, en doğru davranış, filleri ikiye üçe çıkartmaktan vazgeçip haklının yanında yer almaktır.

Bunlar cesur bir Katolik kadar olamıyor.

Hugo Chavez: "ABD, Kâğıttan Bir Kaplandır" Diyor!

Venezüela Devlet Başkanı Hugo Chavez, ABD'nin "iktidarsız imparator" olduğunu söyledi. Londra'da bulunan Chavez BBC'ye açıklamasında, ABD'nin ülkesine silah ambargosu kararına burun kıvırarak "Kuzey Amerika imparatorluğu kâğıttan bir kaplan" dedi. "İmparatorluğu bize karşı yaptırım uygulayacağı doğruysa en başta bu emperyal suistimalin, emperyal çaresizliğin göstergesidir. İkincisi, biz bunu dikkate almayacağız. Bu, iktidarsız bir imparatorluktur." Diye konuştu. ABD, "teröre karşı savaşta yeterince yardım etmediği" gerekçesiyle Venezüela'ya tüm silah satışlarının durdurulması kararı alındığını açıklamıştı. ABD'nin, Chavez'in Küba ve İran'la dostça ilişkisinden kaygı duyduğu belirtilmiştir, Chavez yönetiminin Kolombiyalı solcu gerillaların Venezüela topraklarını kullanmasını önlememesi de yatırım kararının diğer gerekçesi olarak gösterilmişti.

Mekke kuşatmasında, Mekke'nin ileri gelenlerinden Ebu Süfyan, Peygamber Efendimizle görüşmek için gelir. Efendimizin çadırına girerken yanına Peygamber Efendimizin çok sevdiği Aiz b. Amr'ı alır.

Efendimizin yanına girerlerken "ya Resulullah Ebu Süfyan'la Aiz bin Amr geldi" derler. Efendimiz "Aiz bin. Amr'la Ebu Süfyan geldi" diye uyarır. Yani iman etmiş fakir bir mümin de olsa kâfir bir kralın, sultanın, şahın adının önüne alınmasını istedikten sonra: "İslam yücedir. Üzerine çıkılmaz" buyurmuş.[4]

AKP'liler gözünü Harun'a değil, Karun'a dikti.

Hatay Milletvekili Fuat Geçen:

AKP'yi tuz sandık ama o da kokuyor

Kesin ihraç istemiyle AKP Müşterek Disiplin Kurulu'na sevkedilen Hatay Milletvekili Fuat Geçen, Müşterek Disiplin Kurulu Başkanı Hakkı Köylü'ye savunmasını vermiş. Savunmasında Hatay'daki yolsuzluk iddialarını tekrarlayan Fuat Geçen, "Bu millet AKP'ye oy verirken tuz nazarıyla bakmıştır. Ama maalesef tuz da kokmaya başlamıştır" demiş.

Fuat Geçen, Müşterek Disiplin Kurulu'na verdiği savunmayı, yazılı olarak basın mensuplarına da dağıttı.

Savunmasında yolsuzluğun gün geçtikçe derinleşen, kökleşen bir kültür olmaya başladığını vurgulayan Fuat Geçen, yolsuzlukla mücadale talebinin hükümet tarafından layıkıyla yerine getirilmediğini anlatmış.

AKP'nin seçim öncesinde yolsuzlukla mücadele konusunda halka taahhütte bulunduğunu ve bu taahhüdü nedeniyle önemli bir destek aldığını dile getiren Geçen, "Ancak ilerleyen süreçte yolsuzluk konsundaki tavır zamanla kararlılığını kaybettiği gibi AKP yöneticileri ile ilgili çok önemli bilgi ve gelgeler ortaya konularak yolsuzlukla ilgili iddia ve isnatlar başlamıştır".

 

Fuat Geçen, AKPli bakanlarla ilgili gensoruların verildiğini, parti olarak diğer iktidarların da düştüğü hata tekrarlanarak, bu iddiaların toptan reddine gidildiğini belirterek, "Muhalefet iktidarı yıpratmak istiyor mantığıyla gensoruların red edilmesi sağlanmıştır. ‘Ya iddia edilen şeyler doğruysa' ihtimali hiç değerlendirilmemiştir" 

Bu tutumun, parti mensupları ve teşkilatlarında, ‘ne yapılırsa yapılsın iktidar gücüyle bunu redederiz' rahatlığına neden olduğunu, bunun sonucunda da birçok teşkilat ve bakanlıkla ilgili yolsuzluk iddialarının gündeme geldiğini anlatan Fuat Geçen, "AKP yönetimi yolsuzlukların üzerine kararlılıkla gitme yerine iddia ve isnatları minimize etme, olayları iftira gibi görme ve zamana yayma eğilimine girmiştir. Yolsuzlukla mücadelede halkın istediği sonuç alıcı, teşhir edici bir çalışma yapılamamıştır" şeklinde konuştu.

Fuat Geçen, parti içinde yolsuzlukla ilgi bilgi ve belgeleri ortaya koyan kişilere suçlu gözüyle bakılmaya başlandığını, bilgi ve belgelerin görmezden gelindiğini ve bu gidişle çöküşe yaklaşıldığını" açıklamış.


[1] Milli Gazete / 06.05.2006

[2] Abdülkadir Özkan / Milli Gazete/ 06.05.2006

[3] Milli Gazete / 17.05.2006

[4] Beyheki, Sünen 6/205 Feth-ul – Bari 3/220. Darakutniden ve fevaidi Ebi Ya'ladan naklen.

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Abonelik
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Selman YÜCEL

Selman YÜCEL

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...