YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69ccc737d0521
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 1 3
Bugün : 12140
Dün : 56731
Bu ay : 12140
Geçen ay : 1803365
Toplam : 52157198
IP'niz : 216.73.216.63

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

İsrail Başbakanı Ehud Olmert'ten Başbakan Erdoğan'a mesaj:

"Arkadaşım Erdoğan'a minnettarlık duyuyorum"

İsrail'in kuruluşunun 60. yıldönümü kutlamaları çerçevesinde İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in dünya medyasından özel davet ettiği 4 gazeteden biri olan Hürriyet adına gazetenin yazarı Enis Berberoğlu İsrail'e gitmişti. Berberoğlu, İsrail Başbakanı Ehud Olmert ile sohbetlerinde Olmert'in konuyu Başbakan Erdoğan'a getirerek, "Hakikaten iyi arkadaşım, Başbakan Erdoğan bana, Suriye ile görüşme süreci yaratma girişimi amacıyla aracı oldu. Türk Başbakanı'na çabaları için minnettarım" dediğini yazdı. 

 

Erdoğan'ın tekrar geleceğini umuyorum

Enis Berberoğlu Hürriyet'te yer alan yazısında, 60'ıncı yılını kutlayan İsrail'e yaptığı ziyareti ve Olmert'le görüşmelerini şöyle anlattı: "Olmert'in ofisi bu özel hafta için dünya medyasından dört gazete seçti. İspanya, Hollanda ve İsveç'ten seçilen gazetelerin yanı sıra Türkiye'den Hürriyet Gazetesi de davet edildi. Olmert sözü dönüp dolaşıp sürekli Türkiye'ye getirdi. Olmert söze, "Babam 1933 yılında Çin'den İsrail'e göç ettiğinde bir rüyası vardı" diye girdi. Ardından İsrail'in 60 yıllık tarihindeki başarıları ve çözümsüz sorunlarını da sayarak ekledi: "İsrail bugün babamın hayallerinin çok ötesine geçti. Dünyanın gündemine oturduk. İngiltere, Fransa bize geliyor. İsrail Cumhurbaşkanı Türkiye'ye gidiyor. Türk Başbakanı eminim yakında yine gelir… Çin'de Yahudi olmamasına rağmen aramızda 5 milyar dolarlık ticaret hacmi var. Evangelist kilisenin olmadığı Türkiye ile yılda 3 milyar dolar ticaret yapıyoruz. Çünkü Türkiye ile İsrail'in çok ortak noktası var. Birlikte iş yapmak istiyoruz. Bakın ABD ile ülkemin ilişkisinden gurur duyarım. Ama bu ilişkiyi sadece ABD'de yaşayan Yahudi rakamıyla izah kalkıp küçümsemeyin. ABD'deki Yahudiler nüfusun sadece yüzde 3'ü kadar. ABD bu yüzden İsrail'i desteklemiyor. George W. Bush, İsrail'i ortak değerlerimiz için destekliyor." Berberoğlu, Olmert'in sohbetin devamında Başbakan Erdoğan'a minnettar olduğunu şu sözlerle belirtti: "Tek söylemek istediğim şudur: Hakikaten iyi arkadaşım, Başbakan Erdoğan bana, Suriye ile görüşme süreci (zemini) yaratma girişimi amacıyla aracı oldu. Umarım bu süreç hayata geçer ve başarılı olur. Bu kadarını söyleyeyim. Ama Türk Başbakanı'na çabaları için minnettarım."

Acaba Recep T. Erdoğan'ın akıl ve ahlak ayarını, Siyonist Olmert'in bu samimi övgülerinden daha güzel ne anlatabilir?

Bakınız, insaflı bir Yahudi Haham, David Vais, İsrail Felaketinin 60. Yıldönümünü değerlendirdi:

‘İsrail Batı'ya ve Siyonist safsataya hizmet için kuruldu' demektedir.

"İsrail Devleti düşüncesi batılı ülkelerin çıkarlarına hizmet etmek için üretilmiştir. Biz böyle bir devletin Tevrat'ın ruhuna ve Allah'ın rızasına uygun düşmediğine inanıyoruz. Bu nedenle, adına "Siyonizm" denilen, İsrail'in batı çıkarlarına hizmet için Yahudiliği kullanmasına karşıyız."

İsrail Devleti'nin kuruluşunun 60. yıldönümünü çeşitli etkinliklerle kutladığı şu günlerde İsrail'in ne zaman, kimler tarafından ve kimlere hizmet etmek için kurulduğu da konuşulmaya başlandı. Bu konuşmalardan en önemlilerinden biri de El-Cezire televizyonunda "Bila-hudud (Sınırsız)" adlı programa katılan haham David Vais ile yapılan söyleşiydi.

İsrail Devleti'nin Filistinlilerin enkazı üzerine kurulduğunu söyleyerek konuşmasına başlayan Vayz, Tevrat'a ve Allah'ın rızasına uygun olmadığı için İsrail devletini kabul etmeyen kendisi gibi New York'ta yaşayan birçok Yahudi'nin varlığından bahsetti.

Programın konuğu Vayz, İsrail Devlet düşüncesinin Theodor Hertzel'in öncülüğünde bundan yüz sene kadar önce geliştirildiğinin, bu tarihten önce Yahudilerin devlet düşüncesini taşımadıklarının altını çizerek şu açıklamaları yaptı: "İsrail Devleti düşüncesi batılı ülkelerin çıkarlarına hizmet etmek için üretilmiştir. İsrail devleti, Yahudilik dininden çok batının çıkarlarına hizmet etmek için vardır. Biz böyle bir oluşumun Tevrat'ın ruhuna ve Allah'ın rızasına uygun düşmediğine inanıyoruz. Bu nedenle İsrail'in batı çıkarlarına hizmet için Yahudilik dinini kullanmasını içimize sindiremiyoruz."  

Batılı ülkelerinin çıkarlarına hizmet için Yahudilik dininin kullanıldığı bu düşünceye Siyonizm dendiğinin altını çizen Vayz, "Bugün Gazze'de yaşananlara İsrail devletini kuran ve destekleyen Siyonistler neden olmuştur. Bu zulümle İsrail daha fazla ayakta kalamaz. Tanrımıza ve Tevrat'a karşı olan İsrail'in uzun yaşayacağına inanmıyoruz," şeklinde konuştu.

Siyonist kafalı hahamlar hem Tevrat'a hem insanlığa hıyanet etmektedir!

Kukla İsrail Devleti'nin Yahudi Devleti olmadığını söyleyen Vayz İsrail'in Hahamlar Devleti olduğunu belirterek, İsrail devletinin yaptıkları ve yapacakları çirkinliklere ve zulümlere meşruiyet kazandırmaktan başka bir işe yaramayan hahamları da, bin yıllık Yahudi geleneğine ve dini metinlere ters işler yapmakla suçladı. Vayz Filistinlilerle Yahudilerin yüzlerce yıl aynı bölgede barış içinde yaşadıklarını, ancak Batı ülkelerinin kendi içindeki Yahudileri defetmek için İsrail Devleti'ni çözüm olarak ürettiklerini ve o zamandan bu yana İsrail-Filistin sorununun yaşanmaya başladığını belirtti.

İsrailli hahamların çocuk, kadın ayrımı gözetmeden Filistinlilerin öldürülmelerine yönelik fetvalarını, New Yorklu hahamlar olarak, Tevrat'a uygun bulmadıklarını ve insanlık dışı olarak gördüklerini belirttikten sonra Vayz, "İsrail'in Filistinlilere insanlık dışı uygulamalarını asla kabul etmiyor, bunları vahşet olarak niteliyoruz" dedi.

İsrail geçmişteki nankörlük örneğini sergilemektedir!

İslam topraklarında yüz yıllarca barış içinde yaşadıklarını, bu misafirperverliklerinden dolayı İslam ümmetine müteşekkir olduklarını belirten Vayz, İslam âlemine teşekkür borcu olan İsrailli Yahudilerin de tarihte birçok Yahudi grubunun yaptığı gibi nankörlüklerini tekrarladıklarını kaydetti.  

Hamas başta olmak üzere Filistin ve Lübnan'daki direniş örgütleriyle, hem onların kendi bölgelerine gerçekleştirdiği ziyaretlerde, hem de New York'a gelenlerle görüşme fırsatı bulduğunu belirten Vayz, bunların sanıldığının aksine şiddet yanlısı olmadıklarını, işgalcilere karşı hakları olan direniş göstermek ve eğilen başlarını dik tutmaktan başka bir mücadele içinde olmadıklarının altını çizdi. Vayz bölgede asıl şiddeti uygulayanın İsrail olmasına rağmen, bunun tersi bir imajın hâkim olmasında batı medyasının yanlı politikası ve destekçilerinin payı olduğunu da sözlerine ekledi.

Mısırlı Düşünür Abdulvahab el-Messiri'nin benzetmesiyle "Yahudiler bakteriler gibidir!"

Siyonizm, Kabalist Hahamların, Yahudilerden doğma gayri meşru kızıdır. Bu yüzyıl, ırkçı milliyetçilik düşüncesinin ve Nazizm düşüncesinin doğmasına neden olan emperyalizm çağıdır.

Yahudilerin düşünce dünyasında yeterince aydınlatılmamış bir yan vardır. Batıl inançlarından kaynaklanan bir saplantıyla Sami düşmanlığının (Yahudilere ve Yahudiliğe düşmanlık) insanoğlunun doğasının gereği, mekân, zaman ve şartlar değişse de asla değişmeyeceği düşünülmektedir. Siyonizm düşüncesi de bu saplantının tiksindirici ürünlerinden biridir. Bu nedenle de Siyonistlerin, Batılı birçok Yahudi karşıtı söylemi, kategorik kavrayışa dayalı düşünüşlerini kabullenmiş olmalarının garipsenecek bir yanı yok. Siyonist edebiyat, Yahudi kişiliğiyle ilgili anlatımlarla süslenmiştir. Ne var ki bu kişilik, hasta, doğal olmayan ve çarpık, üretken olmayan ve ticaretten başka bir işte başarı gösteremeyen bir kişiliktir. Max Nordau, daha sonra Hitler, Yahudilere hücre biyolojisi-öjenik düşünceyi uyguladılar. Bu anlayış, insan tipinin biyolojik belirlemecilik kuramına tabi olduğunu, bunun doğal, kaçınılmaz bir durum olarak kabul edilmesi ve bu çerçeve içinde kalınması gerektiğini düşünür. Bu düşünüş aslında insanla hayvan arasında ayrım yapmayan Darwinist bir kuramdır. Nordau, bu çirkin biyolojik belirlemecilik (Bireysel farklılıkların biyolojik ve bu nedenle değiştirilemez olduğu düşüncesi) anlayışıyla Yahudileri, açık havada kaldıkları sürece zararlı olmayan, oksijensiz bırakıldıklarında ise en korkunç hastalıklara neden olan mikroorganizmalara (bakteri ya da virüs) benzetmiştir. Bu ırkçı bilim adamı daha da ileri giderek hükümetleri ve halkları, Yahudilerin böyle bir tehlikenin kaynağı olmalarına karşı uyarmıştır.

Siyonistler bu ırkçı görüşten hareketle Yahudi düşmanlığını, bütün insanlara has doğal bir kurum olarak görmektedir. Zira gerçekte biyolojik bir farklılık söz konusudur (Sami düşmanlığı için hücre biyolojisine gereksinim duyan biyolojik belirlemecilik anlayışın çelişkisine dikkat edelim). Yehuda Jordan, aydın Yahudilerin başarısının, bu gerçeği tanımalarında, Yahudi düşmanlığı tezlerini kabullenmelerinde yattığını söyler. Chaim Weizmann ile İngiliz ünlü lider Richard Crossmann arasındaki büyük dostluk, Crossmann'ın "Doğal olarak Yahudi düşmanı" (bunun anlamı: eşyanın doğası gereği, Yahudilerin doğası gereği ve başkalarıyla ilişkilerinin doğası gereği) olduğunu açıklamasından sonra gelişti. Weizmann bunu yorumlarken: "Crossmann bundan başka bir şey söylemiş olsaydı ya kendine ya da başkalarına yalan söylemiş olurdu", demiştir. Siyonist düşünür Jakob Klatskin, Yahudi düşmanlığını Yahudilere karşı meşru (doğal ve zorunlu) savunma olarak tanımlar. İsrail eski başbakanı İzhak Shamir, Polonyalıların Yahudi düşmanlığından söz ederken "bunu anlarının sütünden" aldıklarına işaret eder. Shamir bu ifadesiyle ahlaki davranış ile biyolojik belirlemeci davranışı aynı kefeye koymuştur. Weizmann, Yahudi düşmanlığını bazen etkisiz durumda olan, uygun koşullarda canlanan bakteriye benzeterek açıklar. Böylece Siyonistler Yahudi düşmanlığının değişik biçimleri arasında ayrım yapmaz, hepsini her yerde ve her zaman tekrarlanan tek vücut olarak değerlendirirler. Siyonistler bu fenomenle mücadelenin,   gereksiz olacağını düşünürler.

Siyonistler, tarihe çarpık bir görüş sunmuşlardır. Bu görüş: Yahudi ırkının parçalanmasından bu yana fiili zorunlu sürgün hayatı yaşadıkları, psikolojik olarak rahatsız oldukları düşüncesinden kaynaklanır. Buna göre, "işgal altındaki milli vatanları Filistin dışında yaşadıkları sürece değişik velayetler altında yaşamalarının neden olduğu kişilik yarılmasıyla hastalıklı kalacaklardır." Kendi hallerine bırakılacak olurlarsa, hastalıklarından kurtulmak için tereddütsüz vatanlarına döneceklerdir. Ne var ki Siyonist pek çok tarih yazarı: "Yahudi tarihi" olarak adlandırılan şeyde tekrarlanma özelliği görürler: Filistin'den sürgün, sonra ona dönüş; Mısır'a sürgün, sonra Filistin'e dönüş; Babil'e sürgün, sonra Filistin'e dönüş; son olarak da dünyanın hemen her yerine sürgün, sonra da İsrail'e, yani Filistin'e nihai dönüş. Bunun anlamı, tarihi melodramda mutlu son, vaat edilmiş topraklara dönüştür.

Burada her dönüş sonrasında sorulan soru tekrar sorulur: dönmek istemeyen ve vatanlarında kalmak isteyenlerin durumu nedir? Ancak İsrail'in kurulmasından sonra Yahudilerin heyecanlı bir acelecikle vaat edilmiş topraklara dönmedikleri dikkatleri çekmiştir. Siyonistlerin düşündükleri gibi, bütün sürgün edilmişlerin toplanması da gerçekleşmemiştir. Bu durum Ben Gurion'u, sürgünde yaşadıkları yerlerde ruhları acı çekse de rahat bir bedeni yaşamı olan Yahudileri tanımlamak için "ruhları sürgün" kavramını icat etmek mecburiyetine itmiştir. Ne var ki bu "ruhları sürgün"lerin dünya Yahudileri içinde büyük çoğunluğu oluşturdukları da bir gerçektir. Bunun anlamı da Yahudiliğin, İsrail devletinin kurulmasından sonra da "diaspora Yahudiliği" karakterini muhafaza ettiğidir. Bu nedenle de İbranice bir kelime olan ve "zorunlu sürgün" anlamına gelen "El-Calut" kavramı, yine İbranice bir kelime olan ve "tercih edilmiş sürgün yeri" anlamına gelen "Tefutsot" kavramıyla ikame edildi, bu da ortaya çıkan derin kavram çelişkisinin bir ifadesidir.

Görülen o ki Amerika Birleşik Devletleri, Yahudilerin sürgün iddialarına ciddi bir meydan okuma kaynağı teşkil etmiştir. Zira dünya Yahudilerinin ezici çoğunluğu için ABD çekim merkezidir. Yahudi topluluklar Doğu Avrupa'dan (Juda Yahudiler) ve dünyanın diğer bölgelerinden Amerika'ya göçmüş, yalnız küçük bir azınlık, Amerika'nın kapılarının kendisine kapalı olması nedeniyle Filistin'e yönelmiştir. Amerika'da yaşayan Yahudiler, İsrail'i artık milli vatan olarak değil, "asli vatan" ya da "doğum yeri" olarak, İrlanda asıllı Amerikalıların İrlanda'yı gördükleri gibi görmektedir. Ancak bu düşünüş Amerika'nın bir sürgün yeri olarak değil, Yahudi toplulukların kararlı iradeleriyle, yeni fırsatlar aramak üzere göçtüğü bir yer olarak görülmesini gerektirir. Amerika, Yahudiler için, dini hülyalarını -sonuçta domur vurmuş hayaller- gerçekleştirecek vaat edilmiş topraklar olmasa da, hiç değilse "altın şehir" anlamına gelen Juda deyimiyle "golden medina" idi. Doğu Avrupa Yahudileri (Jediş Yahudiler) bu deyimi, Amerika için (caddeleri gümüş, kaldırımları altın!) şeklinde söylemektedir. Amerika bugün de, aralarında İsrailliler de olmak üzere, dünya Yahudilerinin vaat edilmiş topraklar yerine göç ettikleri "golden medina"sı ya da "altın şehir" gibidir. Bu da bazılarını Amerika'yı "altın buzağı" anlamına gelen "golden calf" olarak adlandırmaya yöneltmiştir. "Golden medina" da modern yaşamın topraklarıdır ve manevi kurtuluşu vaat etmese de herkese tüketim ürünleri, bolluk ve rahat yaşamla cismani kurtuluşu vaat etmektedir. Dünya Yahudileri arasında laiklik taraftarlarının artışı, muhtemelen Yahudilerin bu düşünceyle Amerika'ya yönelmelerinin diğer nedenidir. Sovyet göçmenleri gerçek bağlılıklarının, bu laik Siyonistliğe yönelik olduğunu, İsrail devleti de; Amerika'dan göçmen vizesinin gelmesini bekledikleri geçici bir konaklama yerinden başka bir şey değildir.

Dahası, İsrail yerleşimcilerinin de (bunların içinde es-Sabra nesli olarak bilinen Filistin'de doğup yetişen göçmenler) "laik siyon", diğer adıyla altın şehir tarafından cezp edilmekte ve "dinci siyon"dan uzaklaşma sezilmektedir. Bu "laik siyon"da karar kılan göçmenlere "İsrail diasporası" adı verilmektedir. Bu da saçmalıktan başka bir şey değildir. Zira diaspora kelimesi, Yunanca bir kelimedir ve tehcir ve zorunlu iskan olan İbranice "calut" kelimesiyle eşdeğerdir. Öyle ise vaat edilmiş topraklardan zorla tehcir ettirilmemiş, dahası kendi mutlak iradeleriyle ondan kaçan bu topluluklara kelimenin hangi anlamında diaspora olarak adlandırmamız uygun görülecektir? Siyonist kavramların özelliklerinden biridir bu; cıvalı, süngerli bir kavram kullanma anlayışı, hem ifade ettiği şeyi hem de karşıtını ifade etme hilesidir.

Amerika Birleşik Devletleri'nde İsrail diasporası olarak adlandırılanların sayısı resmi rakamlara göre 500 bin, resmi olmayan bilgilere göre de 750 bindir. Ancak bu rakam göçmenlerin çocukları hesaba katıldığında bir milyonu geçmektedir. İsrail'de yayımlanan bir gazete: "İsrail devletinin kurulduğu 1948 yılında nüfusu 700 bini geçmezdi, dolayısıyla da İsrail'in dışarıya verdiği göç sayısından daha azdı. Bu durum onun meşruiyetinden çok şey eksiltmektedir. Bu "second exodus: ikinci çıkış" olarak ifade ederdi. Çıkış karşılığı olan Exodus kelimesi de Yunanca bir kelimedir ve Mısır'dan (esaret toprakları) Filistin'e (vaat edilmiş özgür topraklar) çıkışı anlatmak içindi. İkinci çıkış, birinci çıkışla karşıtlık içindedir, çünkü kendisinde ve çevresinde çatışmaların yaşandığı, kassam füzelerinin ulaştığı vaat edilmiş topraklardan, havası iyi, yaşamın güvenli ve istikrar içinde olduğu, tatlı esaret sürgününedir. Yani Amerika ve Kanada'ya gidiştir.

Ve Allah en doğrusunu bilendir.

İsrail kurulmasaydı, bölgemiz ve dünyamız nasıl olurdu?

·       Ortadoğu'da bir tarafta İsrailliler diğer tarafta ise Ürdün, Mısırlı ve Suriye'den oluşan Arap orduları arasında meydana gelen üç büyük savaş yaşanmaz, binlerce insan ölmezdi.

·       6 milyon Filistinli mülteci konumuna düşmezdi.

·       İnsan hakları ihlalleri yaşanmaz, İsrail diktatörlere ve işbirlikçi rejimlere ilham kaynağı teşkil etmezdi.

·       İsrail'e komşu ülkeler, Siyonistlerle silahlanma yarışına girip kaynaklarını tüketmezdi.

·       CIA bu topraklarda fink atıp fitne fesat üretmezdi.

·       Petrol geliri bölge ülkelerinin kalkınması için kullanılır, Siyonist sermayenin kasasına gitmezdi.

·       Lübnan'da iş savaş yaşanmaz, Irak'ta ABD işgali gerçekleşmezdi.

·       İsrail'in kurulmamış olması durumunda, insanlar enerji ve düşüncelerini daha verimli alanlara kanalize edecek ve Ortadoğu halkları belki de daha müreffeh bir hayat sürecekti.

·       Petrol geliri bölge ülkelerinin kalkınması için kullanılacak ve diktatör ülkeler kendi meşruiyet zeminlerini yitirirdi.

·       Ortadoğu'daki bazı diktatörlükler, halklarını İsrail tehdidini göstererek kendi oligarşik ve otokratik yönetimlerine meşruiyet sağlamayacaktı. Bir başka deyişle ölümü gösterip sıtmaya razı etmeyeceklerdi.

·       Her şeyden önemelisi beklide dünya halkları ABD'ye karşı bu kadar kin ve nefret beslemeyecekti.

·       Kısaca İsrail olmazsa biz çok daha iyi bir dünyada daha huzurlu ve onurlu bir hayat sürecektik.

İsrail'in İkinci Hükümeti: Bilderberg'e Bu Yıl 5 Türk Katılıyor!

Dünyanın önde gelen isimlerini biraraya getiren 'Bilderberg'e bu yıl 5 Türk katılıyor.

Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, CHPMilletvekili Faik Öztrak ve gazeteci-yazar Zeynep Göğüş'ün katıldığı bu yılki Bilderberg Toplantıları 5-8 Haziran'da ABD Virginia'da yapılıyor.

Daha önce katılanlar

Siyonist Yahudi sermayesine ve gizli Dünya devletine biat ve itaat tazeleyip talimat almak üzere tertiplenen Bilderberg toplantılarına daha önce Türkiye'den şu isimler katılmıştı: Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Mesut Yılmaz, Ali Babacan, Egemen Bağış, Mehmet Ali Birand, Ümit Boyner, Cengiz Çandar, Hasan Cemal, Nuri Çolakoğlu, Kemal Derviş, Cem Duna, Gazi Erçel, Sedat Ergin, Suna Kıraç, Bülend Özaydınlı, Arzuhan Doğan Yalçındağ, İmregül Gencer, Muharrem Kayhan, Mustafa Koç, Kemal Köprülü, Soli Özel, Ayşe Soysal, Erkut Yücaoğlu, Hikmet Çetin, Özdem Sanberk.

1954'ten beri yapılıyor

İlk kez 1954 yılında yapılan 'Bilderberg Toplantıları', Atlantik Okyanusu'nun iki yakasındaki ülkelerden etkin insanları bir araya getirmek ve bunlar eliyle ülkeleri yönlendirmek üzere tasarlanmıştır. Bilderberg'in mimarları arasında ünlü Yahudi İşadamı Rockefeller de yer almıştır. 1954'teki ilk Bilderberg Oteli'nde yapıldığı için bu ad takılmıştır. Toplantıların temel özelliği, basın mensupları da davet edildiği halde basına kapalı ve gizli olmasıdır. Bilderberg toplantıları 1959, 1975 ve 2007 yıllarında Türkiye'de yapılmıştır.

 

 

 

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Mehmet DENİZ

Mehmet DENİZ

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...