YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6980d2017b8b1
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 5
Bugün : 34209
Dün : 57744
Bu ay : 91953
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48795266
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Milli Görüş partilerini iki kategoriye ayırmak gerekir.

1- Milli Nizam (MNP), Milli Selâmet (MSP) ve Refah Partisi (RP): Milli Görüş'ün; yerli ve tarihi geleneğe bağlı ama girişimci, insani ve asil bir değişim amaçlı, ama gerçekçi partileridir.
2- Fazilet (FP) ve Saadet (SP) partileri ise: Saf Milli Görüş düşüncesi ve Erbakan çizgisi ile hedefe ulaşılamayacağı kanaatına (propagandasına) kapılan, "dünya dengelerini gözetmek ve güç merkezlerini ürkütmemek gerektiğini" savunan ve marazlı medya ve malum odaklarca sahip çıkılan "yenilikçi" ekibe ve onları takip edenlere, ne denli haklı ve başarılı olacaklarını fiilen göstermek üzere fırsat ve ruhsat verilen ve programları buna göre şekillenen partilerdir.

 

  • AKP'yi ise, Milli Görüş'ün takipçisi ve temsilcisi olarak değerlendirmek ve onun kılıf değiştirmiş bir devamı gibi göstermek; eğer bir gaflet ve cehalet eseri değilse, kasıtlı bir çarpıtma, "Hak ile batılı karıştırma" örneğidir.

Çünkü AKP, bir siyasi irtidat (davasından vazgeçme ve önceki inanç ve ideallerini reddetme) ve bir fikri irtica (eski klasik düzene ve masonik güdüme geri dönme) hareketidir.

Yazar Serdar Şen'in tespitleri de bu gerçek ışığında değerlendirilmelidir.

Türkiye siyasal yaşamında önemli bir yeri bulunan ve kimi zaman kazandığı anahtar rol nedeni ile niceliğinin üstünde önem kazanan Milli Görüş çizgisinin partileri, özellikle 1994 yılında gerçekleştirilen Genel Mahalli Seçimler'in ardından siyasal gündemde çok daha fazla yer tutmaya başladılar. Necmettin Erbakan'ın Konya'dan 1969 yılında bağımsız milletvekili seçilmesi ile başlayan serüven, Milli Nizam Partisi (MNP), Milli Selamet Partisi (MSP), Refah Partisi (RP) ve Fazilet Partisi (FP)'nin kurulması ile devam etti.[1] FP'nin ardından, Saadet Partisi (SP)'nin yanı sıra ikinci bir partinin, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)'nin kurulması, çeşitli soruları gündeme getirdi ve Milli Görüş'ün gerçek temsilcisinin hangi parti olduğu konusunda tartışmalar baş gösterdi. Milli Görüş'ün tartışmasız lideri Necmettin Erbakan'ın Saadet Partisi'nde ve önde gelen isimlerinden (hormonlu bir propaganda ile şişirilen) Recep Tayyip Erdoğan'ın Adalet ve Kalkınma Partisi'nde yer alması ile kafalar daha da karıştı. Milli Görüş'ün gerçek partisinin hangisi olduğu sorusunun diğer yüzü ise, AKP'nin değişip değişmediğidir. SP, AKP'nin Milli Görüşçü oyları bir yanılsama neticesinde aldığını ve bu hareketin gerçek temsilcisinin kendisi olduğunu ileri sürmektedir. AKP'liler ise, köklerini reddetmemekle birlikte, özellikle 28 Şubat'tan gerekli dersleri çıkarttıkları ve kimi zaman dolaylı kimi zaman da doğrudan, değiştikleri mesajını vermeye çalıştılar. Diğer siyasal çevrelerde ise AKP konusunda, kafalar, çok daha karışık. Özellikle rejim merkezli sorgulamayı tercih edenler için AKP, Milli Görüş'ün değişim maskesi takmış halidir. Bu nedenle de Milli Görüş'ün diğer partilerinden bir farkı bulunmadığı gibi, çok daha tehlikelidir. Modern dünyayı esas almakla birlikte, rejimi demokrasi bağlamında sorgulayarak değişim talep edenlerin küçümsenmeyecek bir kesimi içinse, AKP'nin "Değiştik", beyanı esas alınmalı ve demokratikleşmeye katkısı sağlanmalıdır. Elbette değişim tartışmaları ve yapılan değerlendirmeler bunlarla sınırlı değil. Fakat bu yaklaşımları tek tek sıralamak yerine kısaca altını çizecek olursak, AKP'nin değişip değişmediği tartışmaları, gerçekçi bir zemine oturtularak yürütülmemektedir.

Tartışma sürecinin seyrindeki bu karmaşa, önemli oranda değişim sözcüğünün siyasal-ideolojik bir içerikle ele alınmasından kaynaklanmaktadır. Özellikle rejim merkezli siyasal duruş içindekiler için değişim; olumlu bir anlam içermektedir. Bu nedenle, AKP'de yer alanların değiştiğinden söz etmek, bir tür olumlama anlamına geldiğinden son derece tehlikeli kabul edilmekte ve Milli Görüşçü diğer partiler gibi, bu parti ile de mücadele edilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.

Farklı siyasal duruşa sahip çevrelerin ortak varsayımı, ise: Milli Görüşçü anlayışın değişmediğidir. Anılan hareketin, görüşlerini kendi partileri aracılığıyla temsil etmeye başlamasından bugüne yaşadığı değişim ise tek bir sözcükle ifade edilmektedir; takiye! AKP'nin, halen çok yeni bir parti olması nedeni ile hem bu partinin değiştiğini öne sürenler, hem de bunu şiddetle reddedenler, zamanla bu partinin gerçek yüzünün kamuoyu tarafından görüleceğini söylemektedir. Fakat tek farkla; bir taraf olumlu diğeri ise olumsuz bir sonuca işaret etmektedir.

Değişim sözcüğünün, yukarıdaki kavranışının dışında bir içerikle de kullanılabileceği son derece açık. Milli Görüş'ün, kimi konularda "eskiden kopuş anlamına gelebilecek bir farklılaşma" yaşadığı ve bu değişimin, sistemin yeniden üretim sürecine olumlu katkılarına karşın çeşitli toplum kesimleri adına olumsuzluk içerdiği rahatlıkla söylenebilir. Egemen paradigma bir kenara bırakıldığında, böylesi bir bakış açısının süreci açıklamak yönünde daha işlevsel olduğu ortaya çıkmaktadır. Milli Görüş'ü salt rejim karşıtı kültürel temelli bir muhalif hareket olarak açıklayan çerçevenin dışına çıkıldığında, bu hareketin partilerinin sistemle olan ilişkileri ve değişimin gerçek niteliği çok daha anlaşılır hale gelmektedir.

AKP'nin Milli Görüş çizgisinde bir kırılma noktası olup olmadığı ya da değişimi temsil edip etmediği sorularının karşılığı araştırılırken, elbette çok farklı çerçeveler oluşturulabilir ve tezleri güçlendirmeye yönelik örnekler verilebilir. Bunların her biri, elbette yadsınamayacak öneme sahiptir. Her ne kadar programlarda yer alan ifadelerdeki değişimi ve sergilenen düşünsel farklılaşmayı, "takiye" sözcüğünün sihirli gücünün arkasına sığınarak açıklayanlar olacaksa da, parti programlarının gerçeklikle ilişkileri de inkâr edilemez.

AKP üzerine sürdürülen değişim tartışmalarının bir sonuca ulaşabilmesi, Milli Görüş çizgisindeki içsel sürecin takibi ve bu hareketin diğer siyasal öznelerle ve tüm toplumsal dinamiklerle etkileşim içinde kavranılması ile mümkün olabilir.

Değişim tartışmalarının sağlıklı bir sonuca ulaşabilmesi için, hem Milli Görüş'ün bütünlükçü bir anlayışla değerlendirilmesi hem de değişim sorgulamasını AKP ile sınırlandırmak yerine; sorunun, Milli Görüş'ün zaman içinde değişip değişmediği şeklinde, sorulması gerekir. Serdar Şen gibi yazarların iddiası; Milli Görüş'ün, ülke içi dinamikler üzerinde yükseldiği ve uygulanan kapitalist modelin değişimine paralel olarak -gecikmeli de olsa- savunduğu görüşlerin, zaman içinde değişime uğradığıdır. Bu hareketin ilk yıllarından itibaren kalkınmacı, ithal ikameci birikim modeli ve bununla uyumlu devlet ve toplum örgütlenmesi savunulurken, zamanla dünya ekonomisiyle daha fazla bütünleşen serbest piyasa ekonomisini model olarak aldığı savunulmaktadır ki bunlar, Milli Görüş hareketini ve Erbakan Gerçeğini yeterince algılayamamaktan kaynaklanmaktadır.

Değişim tartışmaları, Refah Partisi içinde 1990'lı yılların ilk yarısında başlamakla birlikte, bunun program düzeyinde karşılık bulması ilk kez Fazilet Partisi ile oldu. FP programında kamuoyuna sunulan genel çerçeve Saadet Partisi ile Adalet ve Kalkınma Partisi programlarında çok daha kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Üstelik SP ve AKP programları arasında, şaşılacak düzeyde bir benzerlik bulunmaktadır. Savundukları ekonomik modelleri esas aldığımızda ortaya çıkan köklü farklılıklar nedeniyle, MNP, MSP ve RP programları neredeyse tekrar niteliğinde olduğundan bu partileri birinci dönem partileri; FP, SP ve AKP'yi ise programları arasındaki benzerlikler nedeniyle ikinci dönem partileri olarak adlandırmayı tercih ettim. Bu programlar, konu bazında ele alınıp değerlendirildiğinde ve yerel yönetimler ile hükümet deneyimleri -koalisyon ve bugünlerde AKP hükümeti- dikkate alındığında, genel olarak Milli Görüş'ün değiştiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Tesbiti yanlıştır. Çünkü AKP Milli Görüş'ün varisi veya evrimleşmiş bir örneği değildir. Olsa olsa, FP ile başlayan, elbette parti programları gerçekliğin tamamı değildir; fakat yine de birçok şeyin göstergesidirler. Bu hareketin yerli yerine oturtularak kavranabilmesi için, öncelikle sistemle/kapitalizmle ilişkisinin açıkça ortaya konulması gerekir. Milli Görüş'ün ilk dönem partileri, iktidarın egemen aktörlerinin kapitalizmin genişletilmesi ve derinleştirmesi için savunduğu ekonomik modeli -ithal ikameci birikim modeli- genel olarak kabullenmiştir. 1980 yılından itibaren sermayenin savunduğu ve uygulamaya koyduğu yeni birikim modeli -ihracata yönelik sanayileşme- RP programında karşılığını bulamamışsa da, zamanla RP içinde bu doğrultuda arayış dillendirilmeye başlandı ve FP, yeni ekonomik modelden yana tercihlerini programına yazdı. Üstelik FP programında ortaya konulan, SP ve AKP programlarında geliştirilen dünyaya açılma ve bölgesel düzeyde Türkiye'nin etkin bir rol almasına yönelik politikalar, hem küresel üstünlük mücadelesi veren ülkelerin-güçlerin uygulamaya koyduğu stratejiler ile uyum göstermektedir. Hem de 28 Şubat 1997 MGK Kararları ile başlayan süreçte, iktidarın egemen aktörlerinin -askeri bürokrasi, büyük sermaye- savunduğu politikalarla büyük benzerlikler taşımaktadır. (AKP için doğru olan saptama Milli Görüş için yanlıştır.)

‘İlkel bir kapitalizm yerine, zamanla daha gelişkin bir kapitalist modeli savunmaya başlayan Milli Görüş, diğer alanlara dair bakışını da bu değişime paralel olarak yeniden düzenledi.' (Tespiti de bir algılama hatasıdır. Çünkü Milli Görüş hem kapitalizme, hem de kominizme karşı olan ilmi ve insani temellere dayanan Adil Düzen Projesini savunmaktadır) yaşanan değişim sadece ortaya konulan hedeflerle sınırlı değildir. Milli Görüş, savunduğu politikaların değişimiyle birlikte meşruiyet kaynaklarını ve ortaya koyduğu kavramsal çerçeveyi de farklılaştırmıştır. Bu hareketin ilk partisi MNP, "Milletimizin fıtratında mevcut olan yüksek ahlak ve faziletin, kuvveden fiile çıkarılmasını, inkişafını"[2] "esas gaye" edinirken, "Milli ve manevi değerlerimize halel getirmeden… yeniden üstün bir medeniyet" kurmaktan[3] söz etmektedir. Milli ve manevi değerleri koruyarak ve geliştirerek, "şanlı" geçmişteki gibi ülkeyi yeniden dünyanın merkezine oturtmayı kendine amaç edinen MNP, "sathi batı özenti ve taklitçiliğine" tamamen karşı olduğunu ve karşı duracağını[4] söylerken, yerel ve milli olanı öne çıkartmaktan ve böylelikle siyasal mücadelenin meşruiyet kaynağını da ortaya koymaktadır. MSP de benzer bir şekilde programının "Ana Gaye" bölümünde,  "büyük şanlı tarihimiz", "anane ve örflerini hürmet ve saygıyla muhafaza" etmek, "milli şahsiyet"[5] türü ifadelere yer vererek, siyasal mücadelenin meşruiyet kaynaklarına dair önemli veriler sunmuştur. Milli Görüş'ün ilk dönem partilerine göre, meşruiyetin kaynağı milli ve manevi değerler olup; devlet, milli amacı organize biçimde ifade eden kurumdur.

Daha gelişkin bir kapitalizmi savunmaya başlayan ikinci dönem partilerine gelince, eskiyi çağrıştıran bazı değerlendirme ve kavramların varlığına rağmen, genel çerçeve dikkate alındığında meşruiyetin kaynakları da değişmeye başlamıştır. Dünya pazarına daha fazla eklemlenmeyi ve serbest piyasa ekonomisini esas alan ikinci dönem partilerinden ilki olan FP'ye göre, "Öncü ve Büyük Türkiye"den söz etmekle birlikte, savunduğu politikaların meşruiyetinin kaynağı artık milli ve manevi değerler temelinde örgütlenmiş, bireye ve topluma rağmen var oluşunu sürdüren ve dünyanın merkezi varsayılan devlet değildir. Öznel değerlendirmelerin ve moral değerlere seslenen hedeflerin bir kenara bırakıldığı FP programının amaç bölümünde, "dünyadaki bütün devletlerle karşılıklı menfaatlere dayalı ilişkilerimizi korumak ve geliştirmek" şeklinde nesnel ve çıkar temelli politikaların geliştirilmesi söz konusu edilmektedir. Artık ülke politikaları meşruiyetini şanlı geçmiş ile milli ve manevi değerlerde değil, piyasa ekonomisini temel alarak tanımlanmış çıkar kavramında bulmaktadır. Üstelik çıkar geçmişteki gibi tek boyutlu bir ilişkiyi ifade etmemektedir. FP için meşruiyetin kaynakları geçmişe göre farklılaşmakla kalmaz, aynı zamanda çeşitlenir. Amaçlar doğrultusunda yeniden yapılandırılan devletin, uluslar arası ilişkilerin, toplumsal yapının ve bireyin var oluşunu sağlayan zeminin yeniden üretimini sağlamak için, "Birleşmiş Milletler Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Beyannamesi, AGİT İlkeleri, Paris Şartı, Helsinki Nihai Senedi ve diğer uluslar arası hukuk normlarının" esas alınacağı FP tarafından, programının "Temel Haklar ve Özgürlükler" bölümünde açıkça ilan edilmiştir. Yani FP, daha önceki dönemde öteki medeniyete ait olduğu için reddedilen tüm değerleri-belgeleri, savunduğu politikaların meşruiyet kaynakları arasında saymaktadır. Temel ilkelerin-değerlerin farklılaşması, FP programında devlete bakışı da köklü biçimde değişime uğramıştır. Bu parti programında yer alan "Devlet" başlıklı bölümde, "devlet insan ve toplum hayatını tayin eden değil, kolaylaştıran, milletiyle barışık bir unsur olmalıdır. Toplum düzeninin sarsılmadan bireysel özgürlüklerinin geliştirilmesi esastır." Denilerek meşruiyetin kaynakları arasında birey de sayılmış ve buna karşın devletin konumu zayıflamıştır.

FP ile başlayan değişim, SP'de ve (Milli Görüş'ten tamamen kopan) AKP programlarında genişletilerek sürdürülmüştür. AKP'ye göre Milli Görüş'ün gerçek temsilcisi olarak gösterilen SP programında da, dünya pazarına gittikçe daha çok eklemlenecek ve serbest piyasa ekonomisini esas alan bir ekonomik yapı savunulduğundan, Milli Görüş'ün ilk dönem partilerinin aksine devletin rolü zayıflamaya başlamıştır. SP, "insan hakları ve özgürlükler"i korumak ve geliştirmekten söz etmekle kalmamış, aynı zamanda "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi"ni bu konuda temel kabul ettiğini açıklamıştır. Devlete karşı bireyi -ve haklarını- öne çıkartan SP, "sivil toplum kuruluşlarını ve siyasi partileri demokrasinin vazgeçilmez unsurları olarak kabul etmek"le kalmayıp, "sivil siyasetin önündeki engellerin kaldırılması"[6] öncelikli hedefleri arasında saymaktadır. Hatta bununla yetinilmeyerek SP programında, "devlet kültür ve sanat üretmeyecek. Kültür ve sanat faaliyetleri, tamamen bireylere ve sivil topluma ait olacak"[7] denilmektedir. Yani daha önce yok sayılan birey ve sivil toplum öne çıkartılırken, her şeyin merkezine konulan devletin rolü ise zayıflamaktadır. SP siyasal alanda yürütülen mücadelenin, savunulan politikaların meşruiyet kaynaklarını bunlarla sınırlandırmamış, FP gibi uluslar arası alana doğru da kaydırılmıştır. Parti programında birçok bölümde tek tek anılmakla birlikte genel bir ifade ile "uluslar arası sözleşmeler" ve "evrensel standartlar"[8] SP tarafından da esas alınmaktadır. Referansların değişmeye başlamasıyla birlikte, SP de uluslar arası ilişkileri çıkar temelinde tanımlamaya başlamıştır.

Öncelikle AKP de, öngördüğü ekonomik model paralelinde, devletin rolünü yeniden tanımlayarak etkinlik alanını daraltma hedefini ortaya koymuştur. (Aslında AKP, Siyonist sömürü sermayesinin simsarlığına soyunmuştur. Küreselleşme bahanesiyle ülkeyi köleleştirme yoluna koyulmuştur.) Programının "giriş" bölümünde "bireyi bütün politikaların merkezine alarak" faaliyetlerini yürüteceğini söyleyen AKP, "kamu yönetimine vatandaşları ve sivil toplum örgütlerini dahil etmek" gerektiğini belirtmiştir. Bireyi ve sivil toplumu devlete öncelikli hale getirmekten söz eden AKP, bu konuda "evrensel ölçütler"in esas alınması gerektiğini ifade etmekle yetinmeyip, "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Paris Şartı, Helsinki Nihai Senedi", "Kopenhag Kriterleri", "İLO Sözleşme ve İlkeleri", "Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi" gibi birçok uluslar arası belgeye gönderme yaparak, bunların bağlayıcılığından söz etmektedir. AKP için uluslar arası belge ve ölçütler savunduğu politikaların meşruiyet kaynakları arasında sayılmaktadır. Ayrıca Türkiye'nin dünya ile ilişkilerinde de "çıkar" anahtar sözcük durumuna gelmiştir.

Milli Görüş hareketinin birinci ve ikinci dönem partileri arasındaki ayrımlar sadece meşruiyet kaynaklarının farklılaşması ve çoğalması ile sınırlı değildir. Aynı zamanda kullanılan dil ve kavramlar da köklü biçimde değişime uğramıştır. Milli Görüş'ün birinci dönem partilerinin programlarında; kalkınma, ağır sanayi, planlama, milli menfaat, medeniyet, şanlı tarihimiz, manevi değerler, hak, adalet, hakikat, yabancı kültür istilası, manevi istila hareketi, milli vicdan, milli ahlak gibi kavramların yoğun kullanımı ile karşılaşılırken, ikinci dönem partilerinde daha farklı kavramların öne çıktığını görüyoruz. Bu kavramların hepsini saymamız olanaksızsa da bir kısmını şöyle sıralayabiliriz; küreselleşme, bölgesel ilişkiler, gerçekçi dış politika, dış piyasa, yeni dış ticaret alanları, uluslar arası rekabet, serbest pazar ekonomisi, özelleştirme, yabancı sermaye, bürokratik idari yapının ıslahı, yerel yönetimlere yetki devri ve güçlendirilmeleri, demokrasi, insan hakları, özgürlükler, birey, sivil toplum, özgürlükçü anayasa, uluslar arası değerler, evrensel standartlar, diyalog, kavramlar listesini daha da uzatmaya gerek yok.

"Yukarıda Milli Görüşçü partilerin programlarını zaman içinde niteliksel bir dönüşüme uğradığının altı çizildi. Elbette bu konuda, bitmez tükenmez bir samimiyet tartışması içine girilebilir. Fakat bu sonuçsuz çabalar yerine Milli Görüş'ün kapitalizmi kavrayışındaki değişimi ve bununla uyumlu olarak programları arasında her düzeyde yaşanan farklılaşmayı ele almak gerekir. Zamanla daha ileri bir kapitalist modeli savunmaya başlayan Milli Görüş, bu amaca paralel olarak büyük sermaye ve bürokrasi ile ilişkilerini yeniden tanımlamaya, bir yandan da kendi politikalarını destekleme olasılığı bulunan farklı sınıf ve tabakaların ilişkilerini de yeniden düzenlemeye çalışmaktadır. Yani hem iktidar içi hiyerarşinin hem de genel olarak toplumsal hiyerarşinin yeniden düzenlenmesi amaçlı mücadelenin içinde Milli Görüş'ün partileri de yer almaktadır." (Sözleri Milli Görüş'ün faziletli farkını ve Adil Düzen programlarını bilmemekten kaynaklanan iddialardır. AKP‘yi hala Milli Görüş'le bağlantılı zannetmek tarihi bir yanılgıdır.) "Oysa AKP hükümetinin attığı adımlar sistem adına sahici sonuçlar yaratmaktadır ve iktidarın etkin aktörlerinin büyük bölümünden de AKP Hükümeti'ne karşı ciddi bir muhalefet yükselmemektedir. Yerleşik değerleri ve ilişkileri sarstığı-sarsacağı düşünülen AKP, takiye kavramının kalıplarına sığdırılamayacak kadar kapsamlı ve karmaşık bir varoluşa sahiptir." Diyen yazar, AKP'nin madalya aldığı malum lobilerin işbirlikçisi ve hizmetçisi olduğunu gizlemeye çalışmaktadır.[9]


[1] Milli Görüşçü partilerin kuruluş ve kapatılma tarihleri: Milli Nizam Partisi; 26 Ocak 1970 / 20 Mayıs 1971, Milli Selamet Partisi; 11 Ekim 1972 / 12 Eylül 1980, Refah Partisi; 21 Eylül 1983 / 16 Ocak 1998, Fazilet Partisi; 17 Aralık 1997 / 22 Haziran 2001, Saadet Partisi; 20 Temmuz 2001 / …., Adalet ve Kalkınma Partisi; 14 Ağustos 2001 / ….

[2] madde-1

(Kitap içinde parti programları ile 58. ve 59. Hükümet Programlarından ve 3 Kasım 2003 Millet Vekilleri Seçimleri için hazırlanan Seçim Beyannamelerinden yapılan aktarmalardaki tüm vurgular bana aittir.)

[3] madde-3

[4] madde-23

[5] madde-3

[6] madde-II.1.3

[7] madde-III.9

[8] madde-III.1.1

[9] Serdar Şen / AKP Milli Görüş'çü mü? / Nokta Kitap

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Tevfik BALA

Tevfik BALA

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...