4, Şubat 2006 Kanal 5'te AB ve Avrupalılaşmak la ilgili bir program'a Prof. Dr. Ferit Hakan Baykal ve ilahiyatçı Prof. Bekir Karlığa katılmıştı.
Ferit Hakan Baykal; Milli ve yerli kafalı, ulusalcı, özgür tavırlı, Siyonist ve emperyalist sömürüye karşı duyarlı ve tutarlı bir aydınımız..
Bekir Karlığa ise; İslamcı, ilahiyatçı, Diyalog ve Hoşgörü edebiyatçısı, AB yanlısı bir din Hocamız…
Ferit Hakan Bey dostumuz:
‘'Avrupa'yı yöneten iktidarlarla, o ülkelerde yaşayan halkları ayırmak gerekir. AB'yi oluşturan 150 kadar holdingdir. (ki bunların tamamına yakını Siyonist ve Evanjelik kökenli sermayesidir.) Biz AB'ye kabul edilirsek; 70 milyonluk halkımız değil, sadece beş on holding girmiş ve kâr etmiş olacak demektir.
Bazı yöneticilerimizin ve aydın geçinen çevrelerin: ‘'AB'ye girersek demokrasi, insan hakları ve din özgürlükleri gibi faziletlere.. Ve ekonomik nimetlere erişeceğiz'' beklentileri, hem gerçek değildir, hemde bizler için bir utanç vesilesidir. Çünkü bu değerleri onlar zaten bizden öğrenmiştir.. Osmanlı gibi, dünyaya adalet ve medeniyet öğretmiş bir tarihin varisleri olduğumuzu, bazıları bilmezden gelmektedir. Biz Batı deyince, aklımıza Çanakkale, Kurtuluş savaşı, Bosna, Kıbrıs, Afganistan ve Irak gelmelidir.
Ve Türkiye Tabii coğrafyası, Tarihi mirası ve talihli fırsatlarıyla, kendisi yeni ve adil bir medeniyete öncülük etmelidir..''
İşte bu gerçekçi, cesaretli ve hasiyetli yaklaşım elbette saygıyla alkışlanır, sahip çıkılır ve selam çakılır..
Bir de ilahiyatçı ve dahi Fetullahçı hemi de AKP hayranı AB şakşakçısı Prof. Bekir Kalığa konuşuyordu:
‘'AB, bir barış projesidir. Çok tarihi ve önemli bir girişimdir. Türkiye'nin bu birliğe katılması gerekir. Böylece Batılılar da bizim güzel gelenek ve göreneklerimizden etkilenip düzelecektir. Böylece tarihi düşmanlıklar sona erecektir. Batıyı ve Avrupa'yı çok kötü görmemek gerekir…''
Stüdyodaki öğrenciler bile, hayretler içindeydi. Çok bilinçli ve seviyeli tesbit ve tahlilleri, Bekir Karlığa'yı terletmekteydi…
Evet, bir kere daha ve açıkça anlaşıldı ki; insanların gerçek ayarı ve değeri, tarafgirliği ile doğru orantılıydı..
Aynı günkü Milli Gazetede ki Dr. Lütfü Özşahin'in yazısı da çok mutlu bir tevafukla, bu konuyu ele almaktaydı. Milli kafalı aydınla Batı hayranı ilahiyatçıların, bir mukayesesi yapılmaktaydı.
Okuyucularımıza kolaylık olsun diye bazı kelimeleri sadeleştirmek ve genişletmek suretiyle, istifadenize sunuyoruz:
Gelenekten beslenen ilahiyatçı ve oryantalist kılıklı ilahiyatçı
Boyalı ve Batı uşağı basınımızda bazı yazarların karpuz ısmarlar gibi "devrimci ilahiyatçı aranıyor" çağrısı bizde ilgi uyandırdı. Devrimci ilahiyatçıdan ne kast ettiklerini tahmin etsek bile, tam olarak açıklığa kavuşturmadıklarından dolayı, şimdi iki devrimci ilahiyatçı (doğrusu İslam âlimidir. Zira ilahiyat, Batı dillerinde kullanılan "teoloji-Tanrı bilim" karşılığı olarak kullanılır ki, İslam da Tanrı bilimin konusu değildir) prototipi çizeceğiz. Acaba Sayın Batı aşığı ve aynı zamanda kafası kiralık yazarlarımız, hangisinin yanında yer alıyor? Hangisini kendisine numune-i imtisal olarak seçiyor, doğrusu merak ediyorum. Bunu onların diliyle iki şekilde kavramsallaştırmak istiyorum. Birincisi gelenek denilen (Tradision): Kökleri ezelde dalları ebede olan, kaynağı vahye dayanan, üzeri kapatılmak istenen kutsal hayat ağacından beslenen, her ortamda ve her türlü koşullarda hak, adalet, ahlak, sevgi, aşk, merhamet, ihsan, cihad ve gaza kültürünü kaybetmeyen "Şahsiyetli ilahiyatçı;" ikincisi; özellikle "Kur'an'ın tarihselliği, sayntizim (bilimperestlik) ve modernitenin anlam ve kavram çerçevelerini merkeze alarak yazan çizen, konuşan, gelenekle ilintisi kesildiği için bir nevi idraki hadımlaştırılmış "Oryantalist kılıklı ilahiyatçı." Şimdi her ikisinin en bariz özelliklerini sıralayalım:
- 1. Gelenekten beslenen devrimci ilahiyatçı, daima halkın dilinden konuşur. Ama asla halk dalkavukluğu yapmaz. Eleştiriel bir tavrı vardır. Hem âlimdir, hem aydın. Referanslarını daima Kur'an ve sahih sünnete dayandırır. Onun nazarında Peygamber, hâşâ, bir "postacı" değildir. Peygamberin Kur'an'ı natık olarak, Kur'an'ın teorik ve pratik hayata olan ilişkisini en iyi bildiğini önsel (apriori) olarak kabul eder. Bu yönüyle Son Peygamberin tüm insanlığa gönderilen en son numune-i imtisal ve usve-i hasene olduğuna iman eder.
Oryantalist kılıklı ilahiyatçı ise halkın dili ile konuşmaz, batılı anlam ve kavram çerçeveleri ile konuşur. Vahyi dışlayarak akla öncelik verir. Yani vahyi sulandırılmış kaba pozitif bir rasyonalizmin payandası yapar. Onun nazarında Kur'an belli tarihsel koşullarda gelmiştir. Bundan dolayı emir ve yasaklarının evrenselliği yoktur. O sadece Arap yarım adasının tarihsel, sosyal, ekonomik ve politik koşullarına özgüdür, o kadar. Peygamber sadece vahyin taşıyıcısıdır. Bundan dolayı uygulamaları Müslümanlara her zaman örneklik teşkil etmez.
- 2. Gelenekten beslenen devrimci ilahiyatçı, vahiy ve tevhid kültürüne temelden karşı olan hiçbir makam ve otoriteyi meşru saymaz. Karşısında Firavun olursa Hz. Musa'nın, Nemrut olursa Hz. İbrahim'in, Ebu Cehil ve Ebu Süfyan olursa Hz. Muhammed'in tavrını sergiler. Daima mustazafların yanındadır. Tüm insanlığın selameti için müşrik, kâfir, müstekbir, mele ve mürtefin ile mücadele halindedir.
Oryantalist kılıklı ilahiyatçı ise daima müesses düzenden beslenir. Müesses düzenin Kur'an karşıtı uygulamalarını rasyonalite ve ictihad çerçevesinde değerlendirerek, mevcut düzenin inananlara yaptığı zulme dini anlamda meşruiyet kazandırır. Güç kimde ise onun çizmelerini yalar. T. Hobes'cu ve makyevelist karaktere sahiptir. Tıpkı meşhur kardinal Richeliu gibidir. Gerçek İslam âlimlerinin açıklama ve beyanlarını, tıpkı Ferisi Hahamların Hz. İsa'yı ele verdiği gibi suç sadedinde değerlendirerek, beslendiği makam ve otoritelere şikâyet eder. Zira hepsinin bağlı olduğu bir Pontius Pilatus'u vardır. Dalkavuktur, halktan yana gibi gözükür, ancak gücü gördüğünde darbelere destek verir, televizyon televizyon dolaşarak şu hanımların eşlik ettiği bir koroyla, "İmama-hatipler ve Kur'an Kursları Türkiye için en büyük tehdittir" mistifikasyonunu seslendirir. Başörtülü kızlar gerçekte potansiyel militanlardır, yaygarasını basar.
- 3. Gelenekten beslenen değişimci ilahiyatçı, hafif meşrep değildir. Asaleti ile temayüz eder. Dini bilgisini makam, mevki, şehvet, şöhret ve politik amaçlar için kullanmaz, takva ve izzet sahibidir. O, sadece yaşadığı dönemin her türlü epidemik ahlaksızlığı meşrulaştıran modern paganizmle (müşriklikle) mücadele halinde değildir. O, aynı zamanda 1400 yıllık İslam tarihinde geleneğimize yerleşmiş olan Kur'an ve sahih sünnet temelinde anlamını bulmayan İslam dışı örfi uygulamaları da sorgular. İslam kılıfı geçirilmiş tüm çıkar ilişkilerini, çürümüşlüğü ve yozlaşmışlığı meşrulaştırmaz.
Örneğin müesses düzenin ismi İslam veya zulmeden Halife dahi olsa, İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi gibi alimlerin kırbaçlanmasına; Gaylan ed-Dımeşk, Caad bin Dürhüm, Molla Lütfi, Şeyhülislam Sünizade gibi alimlerin katledilmesine onay vermez. Efendimizin mübarek torunu Hz. Hüseyin'in şehit edilmesini devletin bekası veyahut siyaseten katl müessesi altında meşrulaştırmadığı gibi, Onun şehadetini zulüm ve adaletsizlikle mücadele için en belirgin bir kilometre taşı sayar.
Oryantalist kılıklı ilahiyatçı ise hafif meşrep bir karaktere sahiptir. Bütün gücünü çıkar amaçlı ilişkiler ve İslam'ın Protestanlaştırılması için kullanır. Ya magazin basının konuğu ya da konusudur. ‘İslam için iyi örneklik teşkil etmiyor' gibi gerekçelerle Müslüman alimlere yönelen katliamları meşrulaştırır. Örneğin Şeyh Yasir'in hunharca katledilmesi, İskilipli Atıf Hoca ve Seyyid Kutub'un idam edilmesi, Ali Şeriati'nin hunharca öldürülmesi olaylarında takındıkları tavırlar gibi. İdare-i maslahat icabı "şeriat geliyor" bahanesi ile her türlü katliamı devletin bekası için meşru sayar.
- 4. Gelenekten beslenen ilahiyatçı, kadının toplumun tüm katmanlarından, ibadet alanından dışlanmasını kabul etmez. Onu aynen erkek gibi vahye muhatab olmada eşit sayar. Kadının mütesettir olmak kaydıyla her türlü meşru mesleği, sahih sünnet uygulamalarının sınırları içerisinde kendisine farz ve sünnet olan her türlü ibadeti yapabileceğini kabul eder. Ancak onun annelik duygularının dumura uğratılarak vahşi kapitalizmin elinde bir tüketim aracına, tabiri caizse bir libidoya dönüşmesine onay vermez.
Tesettür, kurban gibi konuları, dinin furuundan (teferruatından) sayarak modernitenin kucağına düşmez. "Kadın da imamlık yapabilir, erkeklerle karışık namaz kılar, çıplak namaz da sahihtir" gibi bahanelerle İslam'ın ibadet anlayışını sulandırmaz. Fitneye yol açmaz. Ancak bunu yaparken, geleneğimizde az da olsa bahis mevzu olan Rasulullah'ın sahih sünnetinde olmayan kadın aleyhine olan tarihsel ve örfi uygulamaları eleştirir.
Oryantalist kılıklı Batıya teslimiyetçi ilahiyatçı ise geleneğimizde yer yer bahis mevzu olan kadın aleyhine olan uygulamalardan hareket ederek, "İslam erkekleştirilmiştir" savıyla, onun özgür olması gereğinden dem vurarak, onu modernite ve vahşi kapitalizmin tüketimine sunmanın dinsel meşruiyetini oluşturur. Her meslek ve emek kutsaldır ilkesini çarpıtarak, kadının vücudunun teşhir edilmesini hoşgörü ve tolerans olarak algılar. Bunun dini gerekçesi olarak da cariyeliği örnek verir.
- 5. Gelenekten beslenen olumlu ve olgun ilahiyatçı, vatan ve milletini sever. Ancak onun vatan ve millet severliği ümmetçi olmasına, yani diğer Müslüman kardeşlerinin dertleriyle ilgilenmesine engel değildir. Onun milletini sevmesi, diğer İslam ümmetinin ve genelde insanlığın aleyhine değildir. Zira o antropolojik düzlemde anlamını bulabilecek her türlü milliyetçilik ve etnik kökenli bölücülük anlayışlarına karşıdır. Tüm insanlığı Hz. Ali'nin buyurduğu gibi, ya hilkatte ya da dinde kardeş kabul eder.
Oryantalist kılıklı ilahiyatçı ise vatan ve millet sevgisini çarpıtarak İslam ümmetinin diğer üyelerini görmemezlikten gelir. "Araplar bizi arkadan vurdu" gibi bahanelerle İslam Birliği gibi projeleri hayal olarak niteler. Menfi anlamdaki milliyetçiliği tırmandırarak, "önce vatan ve milletimiz önemli" gibi kavramların arkasında saklanarak; "bize ne elin Arabından, yahut Filistin, Bosna, Irak, Türkistan, Darfur, Çeçenistan, İran ve Endonezya'dan, bizim İslamımız Türk İslamıdır" diyerek bölücülüğe ve emperyalizme çanak tutar. Metafizik kavramları dünyevileştirir.
- 6. Gelenekten beslenen özgün ve özgür ilahiyatçı, geleneğin merkezini oluşturan Kur'an, sahih sünnet ve ona bağlı olan ilim dallarına vukufu olduğu gibi; batı medeniyetinin düşünsel arka planını oluşturan Aristo, Platon, Dekart, Russeau, Volter, Kant, Hegel, Marx, Şopenhaur, Neitszche, Haidigger, Sartre, Derrida, Facuault gibi filozof ve düşünürlerden ayak üstü bahsedecek kadar donanım sahibidir. En az Elmalılı Hamdi Yazır'ın felsefi bilgisi kadar felsefi ve düşünsel meselelere vukufiyet kesb eder. Reel politiği bilir ama reel politiği bir kader olarak algılamaz; onu gücü yettiği ölçüde ilahi irade doğrultusunda değiştirmeye ve dönüştürmeye çalışır. Kendisine dayatılan sayntizmin, biyolojizmin, sosyolojizmin, historizmin (tarihselciliğin) zindanlarının farkında olarak daima teyakkuz halindedir. Vahiy ve akıl dengesini iyi kurar, onları biri birlerinin mütemmimi (tamamlayıcısı) sayar
Oryantalist kılıklı ve Protestan akıllı ilahiyatçı ise geleneğin merkezini oluşturan Kur'an, sahih sünnet ve bu merkezin etrafında oluşan beyan, burhan, irfan gibi ekolleri derinlemesine bilmez; bildikleri oryantalist kırıntılardır. Batı medeniyetinin düşünsel arka planı ve bu medeniyetin gerko-romen, anglo-sakson kollarının dayandığı anlam ve kavram çerçevelerini biri birinden ayıramaz. Onların sofralarındaki kırıntılardan aldığı yüzeysel kavramlarla İslamı ve Müslüman toplumlarını analiz etmeye çalışır. Çünkü bir medeniyet tasavvuruna ve metafiziğine sahip değildir. Zihinsel yapısı protestan rahipler gibi dönüştürülmüş yahut tamamen sekülerleştirilmiştir. Anladığı akıl, Kur'an'ın kastettiği akıl değildir. Hakikatte pozitivist bir akıldan söz eder ama bunun bile farkında değildir. Batı medeniyetine hizmet etmekten başka bir anlam taşımayan sosyal bilimlerin diliyle konuşur ve onları hakikatin kendisi gibi zanneder.
- 7. Gelenekten beslenen Milli ve bilinçli ilahiyatçı, gücünü Kur'an, sahih sünnet ve Müslüman halktan aldığı için yaşama standardı toplumun vasatını teşkil eder. Toplumun mele ve mütefini ile aynı katmanda değildir. Beş yıldızlı otellerde, tatil köylerinde, katlarda, yatlarda zamanını geçirmez. Zira daima yaratılış gayesinin farkındadır. "Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir" ezeli ve ebedi ilkesini içselleştirdiği için, daima ezilenlerin yanında saf tutar. Sosyetenin ve devletlülerin alkışlarına, tebriklerine, takdirlerine ihtiyacı yoktur. Çünkü gücünü onlardan almaz.
Oryantalist kılıklı ve kiralık kafalı ilahiyatçı ise zihinsel kalıpları ve aldığı güç itibarı ile topluma yabancı olduğu için, toplumu ezen, hakir gören, aşağılayan, sömüren kesimlerle daima iç içedir. Onların vermiş olduğu partilerde ve davetlerde boy gösterir. Bunu çağdaşlığın ve laikliğin bir gereği olarak yapar. Ve bu yaptığına da dinsel bir kılıf geçirmek için, İslamın dünyadan nasibini unutmamayı emrettiğini söyleyerek, ayeti gerçek amacından ve bağlamından koparır. Bir nevi Belam'ı Baur gibi davranır. Nevrotik bir aşağılık kompleksi yaşadığı için, toplumun sosyetik ve jakoben kesimlerinin takdir ve alkışlarına çok önem verir.
- 8. Gelenekten beslenen gerçek ilahiyatçı, gerçek cihad-ı ekberin ve gazanın (Büyük cihad) insanın kendi nefsine karşı olduğunu bilmekle beraber, bütün Müslümanların vatanının, milletinin, dininin, namusunun tehlikeye düştüğü, işgale uğradığı anda fiilen savaşmayı farz-vücub olarak kabul eder. Her türlü emperyalizme ve sömürgecilikle mücadele eder. Onun nazarında hak dinin İslam, son peygamberin de Hz. Muhammed (sav) olduğu gerçeği asla değişmez ve hatta yorum ve te'vile dahi izin vermez.
Oryantalist kılıklı ve batı hayranı ilahiyatçı ise, "efendim, İslam barış dinidir, cihad nefse karşı yapılır" gibi sureti haktan olan kavram ve anlamları kullanarak Müslümanın kendisini işgal eden ve köleleştiren düşmana karşı silahlı cihad yapma fikrini ortadan kaldırmaya çalışır. Bunu yaparken, artık küreselleşen dünyada İslamın çağdaşlaşması, muasır medeniyet seviyesine ulaşması gerektiğini söyleyerek; diyalog, tolerans, İbrahimi dinler, Dinlerin Aşkın Birliği gibi dış gerçekliği olmayan kavramları kullanarak İslamın tek gerçek biricik din olduğu gerçeğini sulandırmaya çalışır. Bu yönüyle Müslümanların zihninde bir kaosa yol açar. Hz. Muhammed (sav) ve Kur'an olmadan İbrahimi din kavramının kandırmaca olduğunu, İbrahimi din denilen sürecin, orijinal şekliyle tahrif olmadan en mükemmel şekliyle Efendimizin şahsında temsil edildiği gerçeğini gizleme eğilimindedir.
- 9. Gelenekten beslenen yapıcı ilahiyatçı, cennet, cehennem, kıyamet, mahşer günü, öldükten sonra dirilme, ceza, berzah, mükafat gibi; Allah'ın yaratması, kudreti gibi konularda te'vile gitmez, onları olduğu gibi kabul eder.
Oryantalist kılıklı yıkıcı ilahiyatçı ise bütün bunların cismani-fiziksel olarak vuku bulamayacağını, bunların sadece ruhani düzeyde gerçekleşeceğini iddia ederek, Müslümanların ahiret fikrini fesada uğratmaya çalışır.
- 10. Gelenekten beslenen ve geleceği projelendiren ilahiyatçı, dinin özünün tevhid, kula kulluk etmeme, sevgi, aşk, ahlak, adalet, ihsan ve barıştan ibaret olduğunu kabul etmekle beraber, dinin sosyo-politik, ekonomik ve kültürel düzeyde evrensel ilkeler getirdiğini de inkar etmez. Hatta bu ilkelerin sağlıklı ve fazıl bir toplum oluşturmada başat rol oynadığını savunur.
Oryantalist kılıklı ve uşak yapılı ilahiyatçı ise dinin sadece ahlak, barış ve sevgiden ibaret olduğunu iddia ederek; dinin ukubat, (cezalar) ibadat, muamelat ve muhakemat alanındaki ilke ve prensiplerini inkar ederek, son tahlilde sekülarist ve laisistlerle aynı noktada buluşur.
- 11. Gelenekten beslenen ama günümüze ve geleceğe rehberlik eden ilahiyatçı, hiçbir halifenin, şeyhin, dervişin, mutasavvufun, fakihin, müctehidin layüsel olduğunu iddia etmez ve onları ilahlaştırmaz.
Oryantalist kılıklı ve ilahiyatçı ise bazı cahil Müslümanların türbelerdeki maksadı aşan hareketleri ve şeyhlerine karşı takındıkları tavırları, onları ilahlaştırdıkları gerekçesi ile eleştirirken; halka ilah gibi dayatılan çağdaş ve seküler, monarklara ve rab işlevi gören, başkan ve kahramanlara değinmekten özenle kaçınır.[1]
[1] Dr. Lüffü Özşahin 4 Şubat 2006 Milli Gazete

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah (CC) Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır! “Şeytan'ın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"…
Bu reçeteleri bizlerin anlayabileceği şekilde şiir haline getiren muhterem Üstadımızdan Allah razı olsun.. Katmanlarını kavrayabilmeyi,…
Milletimizin artık bu Suriye yalanlarına kanmaması gerekiyordu. Şara'nın gelişinin ilk gününden bu yana sürekli olarak…
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…