Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün48
mod_vvisit_counterDün3898
mod_vvisit_counterBu Hafta25246
mod_vvisit_counterGeçen hafta32296
mod_vvisit_counterBu Ay13465
mod_vvisit_counterGeçen Ay205231
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar15057749

IP'niz: 18.232.51.69
Bugün: 04 Nis 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11534298

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
feto2
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 

BUĞRA YAYINCILIK

Tel-Faks:

0212 516 52 62

 

Reklam
Reklam

HUZURLU YAŞAM İÇİN

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Derici, sevdiği deriyi döver

Hiç, kedi postundan, kemer olur mu?

Terbiyesiz deri, çirkefe döner

Zahmetsiz, külfetsiz; hüner olur mu?

                                                                                                                                                    

Bazen Hoş görelim, Bazen boş verelim;

Aman bazen da çoşu verelim!

 

His ve heves dürtüsüyle yapılan bazı davranışlarımızın tekrar edildikçe alışkanlık haline geldiği. Bu alışkanlıkların toplamının da zamanla ahlakımızı ve karakterimizi şekillendirdiği ilmi bir gerçektir. Birçok dinde veya felsefi düşüncede, bazı davranışların sıkça tekrar edilmesi, onun huy edinilmesi içindir. Ve unutmayalım ki, iyi veya kötü huylarımızın, olgun veya olumsuz davranışlarımızın toplamı: Kendimizin, değerimizin ve insanlık derecemizin göstergesidir.

Öyle ise, huzurlu ve hayırlı bir hayat yaşamak.. İmrenilen ve saygı gösterilen bir insan olmak için önce:

  • Sevilen ve şikâyet edilen yanlarımızı
  • Yararlı ve zararlı huylarımızı
  • Bize mutluluk veren ve strese sürükleyen davranışlarımızı belirlememiz gerekir.

Sonra, geliştirip güçlendirmemiz veya mutlaka değiştirip düzeltmemiz gereken huylarımızı, önem ve öncelik sırasına koyup; özellikle kötü huy ve davranışlarımızın tuzağından ve tutsaklığından kurtulmaya girişmelidir.

Bazı sorunlarımızı ve başka insanların bize verdiği sıkıntıları bahane ederek; çiğ ve çirkin davranışlara devam etmek, en azından basitliktir ve nefsimize esarettir.

Kaldı ki, çeşitli sorunlar, sıkıntılar; dert edindikçe derinleşecek... Ama bunları hoş görmeye, boş vermeye ve "vardır bir hikmeti..." bu da geçer Ya hu!.. "diyerek; kader çerçevesinde değerlendirmeğe yönelirsek, bize saldıran stres canavarının küçüldüğü ve mutsuzluğun ve umutsuzluğun bir nevi huzura dönüştüğü görülecektir. Yani başımıza gelen olayların mahiyeti, bizim onlara bakış açımıza göre şekillenmekte ve değişmektedir.

Şimdi daha huzurlu ve onurlu yaşamak ve mutluluğu yakalamak için bir kısmını çok acı ve pahalı deneyimlerle öğrenebildiğimiz bazı prensipleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

  • Sizi ilgilendirmeyen şeylerle uğraşmayın!

Ne din'i ne de uhrevi yönden sorulmayacağınız, sorumlu tutulmayacağınız konulara karışmayın... Yardımcı olmayacağınız, üstelik alakasızlık ve ahmaklıkla suçlanacağınız şeylere bulaşmak: vaktinizi, emeğinizi ve potansiyelinizi boşa harcamaktır, durduk yere psikolojinizi bozmaktır.

Bu dediğimiz. Kendisinden başkasını düşünmemek, kimseye yardım etmemek, sorumluluklarını yerine getirmemek şeklinde anlaşılmamalıdır.

"Felaha ulaşacak (ve huzurlu yaşayacak) olanların bir özelliği de:

Onlar (lağviyattan) gereksiz ve ilgisiz işlerden, boş ve nahoş sözlere girişmekten uzak durmaktadır."[1]

 Hadislerde "Kişinin kendisini ilgilendirmeyen işlerden uzak durması ve bilgiçlik taslamaktan sakınması, aklının ve ahlakının olgunluğuna alamet" sayılmıştır.

  • Basit şeyleri kafaya takmayın!

Sorunlarımızı da, sorumluluklarımızı da önem ve öncelik sırasına koymalı, küçük sorunları büyültüp başımızı ağrıtmamalıdır. Pek çoğumuz, hayat enerjimizi, bir sürü basit problemi dert edinerek harcamaktadır..

Bu kendimizi ve potansiyelimizi israftır.. Bir insan, herkesten önce kendisi ne acımalıdır.

"De ki: Ey nefislerini (potansiyelini) kendisi aleyhine israf etmiş kullarım!.."[2] ayeti bu konu da bizleri uyarmaktadır.

Bir şoförün trafik hatasına, araba beklerken birisinin yerini almasına, çocuğunun çay bardağını kırmasına, hanımının yemeğin tuzunu biraz fazla kaçırmasına, Görgüsüz birisinin canını sıkmasına... Hemen kızıp köpürmek, üzülüp küsmek ve haddini bildirmeğe yeltenmek, elbette kendimizi israftır. Ve karşımızdakine de insafsızlıktır..

 "Rahmanın (akıllı ve hayırlı) kulları, gezip dolaştıkları yerde, münasip ve mütevazi yürürler..

Bilgisiz ve görgüsüz kimseler, kendilerine sataştıklarında onlara: Selametle (barış ve güvenlik içinde olun..)! derler.."[3] ayeti kulağımıza küpe olmalıdır.

  • Karşılaştığınız sıkıntı ve saldırıların... Hastalık ve haksızlıkların geçici olduğunu hatırlayın!..

Hayatımızda asla bitmez ve baş edilmez zannettiğimiz nice musibet ve felaketler, gelip geçmiştir. Şimdi sadece bir hatıradır. Öyleyse, bu sıkıntılar da, yakında atlatılacak ve unutulacaktır. Öyle ise elimizden çıkan bir nimet veya fırsat için hayıflanmak.. Yahut başaramadığımız ve ulaşamadığımız şeyler için hayal kırıklığına uğramak boşunadır. Gönlümüzü ferah tutmak ve gerekli tedbirleri aldıktan ve görevimizi yaptıktan sonra işleri oluruna bırakmak, bizi huzura ve rahata kavuşturacaktır.

  • Ne yapacağınızı; His ve heyecanlarınızla, değil, akıl ve vicdanınızla kararlaştırın!..

Nerede savaşıp nerede sıvışacağımıza, Kiminle uğraşıp kiminle uzlaşacağımıza.. Nelere sıkıca yapışıp, nelerin peşini bırakacağımıza; doğru karar verebilmek hayatımızı anlamlı ve başarılı kılacaktır.

Hz. Ali'nin dediği gibi:

"Konuşulacak yerde susmak korkaklık, susulacak yerde konuşmak ahmaklıktır"

Bazen "(Tebliğ etmekle) Emrolunduğumuz Hakikatı (münkir ve münafıkların kafalarını) çatlatırcasına haykırmak ve müşriklere aldırmamak ve bizimle alay ve hakaret edenlere karşı Allah'a güvenip dayanmak"[4]

Ebu lehep gibi arsızlara ve karısı gibi huysuzlara karşı:

"Yuh olsun size, iki eliniz (ve diliniz) kurusun!.

(Şeytan ocağına) odun taşıyan kahpeler kahrolsun!"[5] demekte lazımdır.

  • Hiç kimse ile ve hiçbir nedenle münakaşa yapmayın!

İnancımız ve insanlığımız gereği, tebliğ ve tavsiye lazım, ama münakaşa haramdır. Çünkü münakaşa da nefisler devreye sokulmakta, karşıdakine üstün gelme hırsı ortalığı kaplamaktadır. Peygamber Efendimiz " Haklı bile olsa, münakaşayı terk etmedikçe kimse olgunluğa ve huzura kavuşamaz" buyurmaktadır.

Bırakalım, başkaları haklı çıksın.. Münakaşayı onlar kazansın...

"(Olgun ve onurlu kullar) Yalan konuşmaz, yalancı şahitlik yapmaz ve boş beleş konuşmalara (tartışmalara, sataşmalara) rastladıklarında vakarlı (ve ağır başlılıkla) oradan uzaklaşırlar"[6] ayeti bize ders olmalıdır.

Ve hele düşünün: sonu lüzumsuz ve huzursuz kavgalara, dargınlıklara sebep olacak yersiz ve gereksiz tartışmalar yüzünden ne felaketler yaşanmıştır.

  • İlgi toplamaya, öne çıkmaya ve kendinizi ispatlamaya kalkışmayın!.

Bu, hem başkalarının kıskançlığını artıracak, hem sizi kendini beğenen övünmeyi seven bir tip olarak tanıtacak ve nefret toplayacaktır.

Bir yakınınız veya arkadaşınız başarılı bir iş yaptığında veya imrenilecek bir olay anlattığında, hemen kendinizin de o sahadaki bir başarınızı veya kahramanlığınızı anlatma arzusu ve hatta o konuda bir yalan uydurma dürtüsü, şeytandandır.

Bırakın başkaları öne çıksın.. Bırakın başkaları alkışlansın.. Bundan gocunmayın.. Sizin şerefinizin rasgele insanların sevmesi veya övmesi ile artmayacağına inanın.. Kendinizi başkalarının terazisinde tartmayın.. Vicdanınızla barışık yaşayın, yeter... Huzurunuzu, başkalarının sizinle ilgili notunda değil, kendi ruhunuzda arayın..

  • Acılara, sıkıntılara, hastalıklara "manevi bir eğitici" olarak bakın.. Ve bunlarla birlikte yaşamaya alışın!.

Çünkü dünya cennet değil, mihnet mekânıdır. Hayat bir imtihandır ve bu imtihanda neler sorulacağını hangi sorunlarla karşılaşacağını belirleyen Allah'tır.

Elbette canınızı sıkan şeyler olacak.. Elbette hiç umulmadık sorunlar çıkacak.. Elbette her şey umduğunuz gibi sonuçlanmayacak. Bunlar tabiidir, normaldir. Anormal olan, hayatı süt liman sanmaktır

Üzülmek, endişelenmek, tedirginlik göstermekte doğaldır. Bunlar bir nevi savunma ve rahatlama mekanizmalarıdır. Ama bunlara esir olmak, kendini yenilgiye kaptırmak yanlıştır. Bu dünya, her şeyi dert edecek kadar önemli sayılmamalıdır.

  • İnsanların yanlış ve haksız tavır ve tutumlarının, perde arkasını görmeye ve mazeretlerini çözmeye çalışın!

Belki onları bu tür davranışlara iten mazeret ve mecburiyetleri vardır.. Belki sizi yanlış anlamıştır. Belki başka problemleri ve yoğun stresleri vardır da size çatmıştır.

Size karşı saygısızlık ve saldırganlık yapanları: Kendi çocuklarınızmış veya asla kıramayacağınız yakınlarınızmış gibi bakın...

Bir tek yanlışı yüzünden kimseyi yargılayıp mahkûm etmeye kalkmayın...

Biraz ağırda alan memura... İlgisiz davranan doktor'a... İsteğinizi geciktiren kapıcıya hemen çıkışmayın... Haklı bir nedeni olabileceğini hatırlayın... O anda bir güler yüzün, tatlı sözün, gergin ortamı yumuşatacağını unutmayın...

Elbette bilerek ve isteyerek yapılan ve toplumu tahribe çalışan haksızlıklar ve ahlaksızlıklar karşısında susmak dilsiz şeytanlıktır.

Bizim anlatmaya çalıştığımız, şahsımıza yönelik hataların bağışlanması ve hoş karşılanmasıdır.

  • Başkalarının "savcısı" kendinizin ise "yargıcı" gibi davranın...

Tam aksine, kendinizi sürekli savunur, başkalarını yargılarsanız, hem zalim, hem huzursuz olacaksınız. Evet, mutlu olmak ve olgunlaşmak istiyorsanız, başkalarını değil, kendinizi değiştirmeye çalışmalısınız... Ve bunu başarma şansınız ve fırsatınız vardır... Ama muhatap olacağınız bütün insanları değiştirip düzeltmeniz imkânsızdır.

Yağış ve sıcaklık gibi hava şartlarına ve tabiat ortamına göre kendimizi uyarlayıp ayarladığımız gibi, diğer insanlara göre de kendimizi ayarlayacak ve uyum sağlayacak bir esnekliğe kavuşmamız lazımdır. Bu durum, kendimiz kalarak, insanları idare etme sanatıdır... Çünkü herkesi bize göre ayarlamaya çalışmak; Tabiatı değiştirmeye çalışmak gibi bir ahmaklıktır.

  • Fazilet ve şefkat göstergesi olan yeni ve insani davranışlar kazanın!..

a-Her gün birkaç yakınınızı ve arkadaşınızı telefonla arayıp hal hatır sorun.

Böylece dostluklar tazelenir. Kırgınlıklar giderilir. Sılai rahim yerine gelir.

b-Her gün bir iki memur veya esnaf tanıdığınıza ziyarette bulunun... Kısa bir "gönül alma" ve "Hak'ta ve hayırda sabit kalma" sohbetinden ve kendisini sevip takdir ettiğinizi hatırlattıktan sonra ayrılın.

c-Her gün, devlet dairesindeki görevliden, kapıcınıza, hanımınızdan çocuklarınıza, bakkalınızdan ayakkabı boyacınıza, size iyilik ve ikramda bulunan herkese, içtenlikle tebrik ve teşekkürlerinizi duyurun... Teşekkür etmesini bilmeyen, terbiye edilmeye en muhtaç kimsedir.

d-Sık sık ve samimiyetle: Hanımınıza, çocuklarınıza ve dostlarınıza "onları çok sevdiğinizi ve beğendiğinizi söyleyip, ruhunu okşayacak ve size güvenini arttıracak şeyler konuşun!

Düğün taziyeleri, önemli günleri, mübarek geceleri vesile bilerek telefonla mesajlar gönderin...

Hatta bazı dostlarınıza kısa da olsa, mektuplar yazın... Unutmayın parasız veya çok ucuza da büyük iyilikler yapılabilir...

e-En sevaplı sadaka,  herkese ve güler yüzle selam vermektir.

Selam, en etkili sevgi ve barış elçisidir.

Hiçbir işimiz yoksa bile; hem yürümek, hem de karşılaştıklarımıza selam vermek hayırlı işler ve iyi günler dilemek için dışarıya çıkmamız bir fazilet ve fedakârlık gereğidir.

Sakın aklınızdan çıkarmayın; Her türlü niyet ve tavrınız, aynen size geri dönecektir. Siz başkalarına karşı ne düşünüyor ve nasıl davranıyorsanız, aynısıyla size karşılık verilecektir. Huzuru da kusuru da kendinizden bilin!

f-Özür dilemekten çekinmeyin. Özür dilemek, helallik istemek bir olgunluk alametidir. Ve hele size karşı yapılan yanlışlık ve haksızlıklar için yapılan özürleri sakın geri çevirmeyin. Affetmek, hoş görmek şereftir, yüceliktir. Hor görmek, kin gütmek ise, hafifliktir, basitliktir.

g-Sevgi ve barış elini, önce siz uzatın... Bağışlayacak ve dostluğa yeniden başlayacak kadar güçlü olduğunuzu ispatlayın...

Ve tabii her türlü iyi niyetinizi tepeleyen ve ters tepki gösteren fıtratı bozuklardan uzaklaşın!..

Her insanın, hataları yanında hayırlı yanları; Kötülüklerine karşılık, kabiliyetli tarafları olduğunu da kabul ederek, onları kökten dışlamayın... Zararlı tavırları yüzünden, yararlı taraflarını, yetenek ve kazanımlarını katletmeye kalkışmayın...

Hatalarını düzeltmek ve değiştirmek istediklerinize, önce hayırlı ve başarılı taraflarını tebrik ve takdir ederek söze başlayın...

Yani önce yıkayıp hazırlayın, sonra haşlayın!..

  • Tenkitten, terslenmekten ve hatta terk edilmekten korkmayın!...

Ders almasını bilenler için, tenkitler bir nevi terbiye ve ahlaki tedavi vesilesidir. Sen kendine güveniyorsan ve vicdanen rahat bulunuyorsan, başkalarının tekidi de, tebriki de, sizi fazla ilgilendirmemelidir. Size yönelik övgülerinde, sövgülerinde aslında bunları yöneltenlerin niyetinin ve seviyesinin bir göstergesi olduğu bilinmelidir.

Herkesi memnun etmek mümkün değildir. İnancın ve vicdanınla barışık olman yeterlidir. Kendimizi insani ve İslam'i değerlere göre ayarlamanız gerekir. Böyle olduktan sonra, başkalarının size yönelik yergisi de, yargısı da sadece manevi bir uyarı olarak görülmelidir.

Ani bir nefsi müdafaa hırsıyla harekete geçmek, daha ağır karşılık vermeyi ve haddini bildirmeyi düşünmek, sizin manevi enerjinizin mutluluk emeklerinizin boşa harcanması demektir.

Stres ve gerginlik; insan psikolojisini yıpratan ve ruh sağlığını hırpalayan en etkili sebeplerdir.

Dinimize, devletimize, milli geleceğimize ve güvenliğimize, namus ve haysiyetimize ve mukaddeslerimize yönelik kasıtlı saldırılar dışında, nefsimize zor gelen bazı tenkit ve tecavüzleri hoş görmek ve boş vermek gerekir... Rahmetli Üstadım Palu'lu Hacı Haydar Efendi Hazretlerinin, dediği gibi: Bir kulağınız ağır, öteki kökten sağır gibi davranmak... Ve cahillerin sataşmalarını evcil hayvanların hırlaması yerine koyup savuşmak pişkinlik ve erişkinlik alametidir.

  • Herkese, her halde ve rasgele iyilik yapmak için çırpının!..

Tanıdık, tanımadık her insana ve her mahluka iyilik yapmaya ve yardımcı olmaya çalışın...

İyilik ehli, yararlı yemleri denize atıverir. Atalarımızın dediği gibi: Balık bilmese de, Halık bilir...

Hz. Peygamber Efendimiz "Herkese iyilik yapınız... Bazıları belki o iyiliğe layık bile değildir, ama böyle davranmakla siz "iyilik ehli" sayılırsınız." Buyurmaktadır.

Unutmayın ki, iyilik, hiçbir karşılık beklemeden yapılandır. Aksi halde, bir alışveriştir, bir dünyalık yatırımdır.

Özellikle sakat, sahipsiz, çaresiz, ihtiyar, hasta insanlara, bütün hayvanlara, ağaçlara ve doğaya sahip çıkmak, katkıda bulunmak ve bütün bunları gösteriş ve reklâm amacıyla değil, vicdani sorumluluk duygusuyla yapmak lazımdır.

"Köy değiştirmekle, huy değiştireceğinizi" sanmayın!

Çünkü her gittiğiniz yere kendinizi de götüreceksiniz. Huysuz, uyumsuz ve huzursuz tavırlarınızla birlikte gideceksiniz... Öyle ise aradığınız ve arzuladığınız mutluluk ortamına ulaşmak için mekânınızdan önce ahlakınızı ve bakış açınızı değiştirmelisiniz.

Eğitim görmek, manevi terbiye edilmek, ilim öğrenmek, ticaret ve gezip eğlenmek için elbette seyahatler gereklidir ve güzeldir. Ama mutluluk için bunlar yeterli değildir. O' sizin elinizdedir. Köy değiştirmekle huy değiştirmek mümkün değildir.

  • Bütün yaratılanlarda ve tüm yaşanan olaylarda, Allah'ın tecelli ve takdirini görmeye ve ondaki hikmeti sezmeye odaklaşın!

Canlı ve cansız bütün varlıkları ve tüm olayları yaratan, bizzat ve her an Cenab-ı Hak'tır. Ve Allah'ın yarattığı her şeyde ve her hadise de nice hikmet ve hayırlar vardır. Felaket ve musibet gibi görünen şeylerin arkasında bile, büyük sırlar saklıdır. Bazı çirkinlikler ve eksiklikler dahi ilahi güzelliklerin daha iyi anlaşılması için birer vasıtadır. Her olaya, bu kutsal ve ruhsal yönüyle yaklaşan ve imtihan sırrını yakalayan kimse artık olgunluğa ve mutluluğa ulaşmıştır.

  • Sizi kızdıran yakınlarınıza... Canınızı sıkan insanlara, başka bir gözle bakmaya, hiç kıramayacağınız ve asla kızmayacağınız birisinin yerine koymaya çalışın!

Onları, bir anlık; kötülük düşünmeyen masum bir "çocuk" kabul edin...

Veya bunamış, ne yaptığını bilmeyen bir "ihtiyar" zannedin...

Hatta davranışlarından sorumlu olmayan ve karşılık verdiğinizde ayıplanacağınız bir "deli" olarak değerlendirin...

Dahası; O kişiyi, sizi ahlaken terbiye ve tedavi etmekle yetkili bir "veli" zat yerine koyup, öyle karşılık verin...           

Böylece, hem kendinize hem karşınızdakine daha ılımlı ve daha saygılı bir tavır gösterecek ve çok engin ve zengin bir iç huzuruna erişeceksiniz!..

Oysa kızıp köpürdüğünüzde, hem maneviyatınıza, hem de muhatabınıza zarar vereceksiniz.

  • Başkalarının karar ve kanaatlerinde de doğruluk payı arayın ve onlardan yararlanmaya bakın!

Her farklı görüş ve yaklaşımda, az da olsa sahip çıkılacak ve saygı duyulacak bir taraf mutlaka vardır. Kökten reddetmek yerine, çay'ın kumlarında süzgeçle altın tanecikleri arar gibi, doğru ve değerli yönlerini ayıklamak, yanlışlarını sonra ortaya koymak daha insaflı ve insancıl bir davranıştır.

  • Bu akşam ölecekmiş gibi davranın!

Her doğan gün bize yeni bir fırsat daha verilmiştir. Çünkü bugün dünyada ki son günümüz olabilir. Bugün öleceğini ve her şeyini bırakıp gideceğini bilen bir insan; nasıl kul hakkından, kalp kırmaktan... Çalıp çırpmaktan ve her türlü günahtan sakınır... Hak'ka ve halka zulmedenlerden uzaklaşır... Çevresinden, hakkını yediklerinden, kötülük ettiklerinden, iyilik gördüklerinden, helallik alır... Ve olanca samimiyet ve gayretiyle ahirete hazırlanırsa, bizim de öyle davranmamız gerekir. Çünkü bu akşam öleceğimiz ihtimali, yarını görebileceğimizden çok daha yüksektir. Dün taziyesini yaptığın, bugün cenazesine katıldığın arkadaşların ve tanıdıklarının kurtulamadığı bu son, seni de beklemektedir.

İnsan ölümü düşündüğü kadar, günah ve haksızlıktan sakınır. Günah ve kötülükten uzaklaştığı kadar, gönül huzuruna ulaşır. Artık kabir ona cennet kapısı, ölüm ona sonsuzluk şarabıdır.

  • Ruhunuzla barışın, vicdanınızla baş başa kalın!

Sizi ruhen dinlendirecek ve nefsinizi dizginleyecek ibadetlere vakit ayırın... Kur'anı ve kutsal kaynakları dikkatle okuyup tezekkür... Kâinatı ve mahlûkatı ibretle düşünüp tefekkür... Rabbınıza ve O'nun ihsan ve ikramına gönülden teşekkür etmeye çalışın... Kendinizi ve keyfinizi aşmaya bakın... Manen derinleşmeye ve ahlaki bir disipline girmeye ve yükselmeye uğraşın ve sonsuzluğa hazırlanın...

Son:

  • İmtihanda olduğunuzu unutmayın!

Her yerde ve her halde imtihandasınız... Unutma, her an Allah'ın huzurundasın!..

Alacağın artı ve eksi puanların toplamı, senin ahiretteki yerini ve dereceni oluşturacaktır.

Varlık ve rahatlık verilirse, şımarmamalı... Darlık ve sıkıntı gelirse şaşırıp sızlanmamalısın...

Kur'an da örnek gösterilen komutan Callut gibi; Biat ettiğin liderin, itaatle görevlendirildiğin cihat emirin, mürşid-i kâmilin veya özel ekip reisin de: Seni pişirmek, çıbanlarını deşmek ve yetiştirmek üzere tecrübe ve terbiye edebilir.

Vefakârlık ve fedakârlık seviyeni, sabır ve teslimiyet dereceni, yük taşıma ve zorluklara dayanma kapasiteni, beceri ve başarı yeteneğini belirlemek ve geliştirmek ve sonunda ayna tutup seni sana göstermek için; nefsine ağır gelen bazı teklif ve tavsiyelerde bulunabilir.

Sonuçta;

Fedakâr kazanır; fırsatçı ve sahtekâr kaybeder...

Cefakâr kazanır; calkazan ve riyakâr kaybeder.

Vefakâr kazanır; Hain ve hilekâr kaybeder.

ŞİİR

Derici, sevdiği deriyi döver

Hiç, kedi postundan, kemer olur mu?

Terbiyesiz deri, çirkefe döner

Zahmetsiz, külfetsiz; hüner olur mu?

 

Damlayı geçmemiş, derya arzular

Masiva peşinde, Mevla arzular

"Dava! Dava!" diye, dünya arzular

Güneşe dönmeyen, kamer olur mu?

 

Ruhuna yönelip derinleşmeden

Çıbanlar deşilmez irinleşmeden

Sabırla yanıp serinleşmeden

Çiğ et pişmedikçe, döner olur mu?

 

Umreye milyar ver, fakire kuruş

Bin türlü naz ile, bir sahte duruş

Önce içindeki gâvurla vuruş

Nefsini yenmeyen, tam-er olur mu?



[1] Müminun Suresi: 3. ayet

[2] Zumer:53

[3] Furkan:63

[4] Hicr:94-96

[5] Bilgi için bak: Tebbet Suresi

[6] Furkan:72


Bu yazarin diger makaleleri

AKP İÇİNDE İKTİDAR KAVGASI VE BİRKAÇ AY SONRASI!?
  AKP’de Davutoğlu’nu etkisiz kılma adımı! AKP MKYK'sında alınan kararla il ve...
Devami
STADLARIN YUHALAMASI VE ERDOĞAN’IN “HALIK’I”
Devasa stadyumlar; Firavun’lardan, Nemrut’lardan Neron’lara, Roma’lılardan Bizans’a kadar tüm barbarlık...
Devami
GÖNÜLDEN GELENLER VE ACI GERÇEKLER:
           BOZUK              Ne hakkına sahip...
Devami
ERBAKAN HOCA'NIN YAKIN ÇEVRESİNE İZLETTİĞİ
Erbakan Hoca, 2007'nin Mayıs ayında; Genel İdare Kurulu üyelerini ve...
Devami
MÜSLÜM GÜNDÜZ’ÜN UTANMAZLIĞI!
CNN Türk’te 32.Gün programına çıkarılan ve Sabataist zihniyetli Mehmet Ali...
Devami
AKP'NİN SON AKREPLİĞİ VE İSRAİL'İN KAHPELİĞİ
TBMM Şimon Peres'e peşkeş çekiliyor Aynen PKK teröristleri gibi, bize göre,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4701

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR