Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün5593
mod_vvisit_counterDün4509
mod_vvisit_counterBu Hafta31316
mod_vvisit_counterGeçen hafta32128
mod_vvisit_counterBu Ay23519
mod_vvisit_counterGeçen Ay205231
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar15067803

IP'niz: 3.234.244.18
Bugün: 05 Nis 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11537161

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
feto2
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 

BUĞRA YAYINCILIK

Tel-Faks:

0212 516 52 62

 

Reklam
Reklam

Hz. NUH'UN GEMİSİ VE SELAMET GARANTİSİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Hocamızla Kur'an Sohbeti:

Hz. NUH'UN GEMİSİ VE SELAMET GARANTİSİ

Hud Suresi: 25 ile 48. ayetler:

"Andolsun ki, Biz Nuh'u risaletle (görevlendirip) kavmine gönderdik. (onlara) Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım" (25)

"Allah'tan başkasına kulluk etmeyin (Yarar ve zararı sadece Allah'tan bilin. İbadet ve hizmetlerinizde sadece Onun rızasını gözetin) Gerçekten ben, sizin için acı bir günün azabından korkuyorum" (dedi) (26).

"Kavminden ileri gelen kâfirler (Hükümet, servet ve etiket sahibi kimseler) Biz seni, sadece bizim gibi bir beşerden başka (bir şey olarak) görmüyoruz... Ve sana, sığ bakışlı ( ve kıt akıllı aşağı tabakadan) rezil ve zelil kimseler dışındakilerin tabi olduğunu da görmüyoruz... Ve sizin bizden bir üstün tarafınızı (farklı ve faziletli bir yanınızı) da görmüyoruz. Tam aksine sizi yalancı (hürmet ve menfaat toplamak için plancı) olduğunuzu zan ve tahmin ediyoruz" Şeklinde cevap verdiler.(27)

 

"Nuh Dedi ki: Ey Kavmim, samimi reyinizi (vicdani kanaatinizi) söyleyin: Eğer ben, Rabbimden verilen apaçık bir delil üzerinde bulunuyorsam... Ve Rabbim bana kendi katından (özel) bir rahmet (hikmet ve hidayet) vermiş de (bu gerçek) sizin (basireti körelmiş) gözlerinizden gizli tutulmuşsa!. (O taktirde kime karşı çıktığınızı ve nelerden mahrum kalacağınızı bir düşünüverin)

Ve tabi siz bu (nimet ve fazileti) istemiyorsanız, biz onu size zorla mı kabul ettireceğiz?.. (28)

"İyi (düşünün) Ey kavmim! Ben bu (tebliğ ve tavsiyelerime) karşılık sizden bir mal (makam ve menfaat) istemiyorum. Benim ücretim yalnızca Allah'a aittir. (Siz hor görüyor ve hoşlanmıyorsunuz diye) Ben İman edenleri (yanımdan) kovacak değilim. Onlar mutlaka Rablerine kavuşacak (niyet ve  gayretlerinin karşılığına erişecek)tir. Ne var ki, Ben sizi gerçekten cahillik eden bir toplum (olarak) görüyorum" (29)

"Ey kavmim! (Siz istemiyorsunuz diye) Ben bunları kovarsam, Allah'tan (gelecek azaba karşı) bana kim yardım edebilir? Hiç düşünmez misiniz? (30)

"Ben" Allah'ın hazinelerini yanımdadır (istediğim şekilde dağıtabilirim) demiyorum... (Allah'ın öğrettiği ve haber verdiği dışında Gaybı da bilmiyorum. Melek olduğumu söylemiyorum. Sizin gözlerinizde aşağılık (basit ve bayağı kimseler olarak) görünen (mümin)lere, (Sizin gibi) Allah hiçbir hayır vermez (Bunlara izzet, servet ve devlet reva görülmez)de demiyorum. Nefislerinde olanı (içlerinde taşıdıklarını) Allah daha iyi bilir. Bu durumda (söylediklerimin aksini yaparsan) gerçekten o zaman zalimlerdenim (demek)tir." (31)

"(Kavmi kendisine) Ey Nuh! Dediler yeter bizimle çekişip tartıştığın ve bu mücadeleyi çok uzattın!. Eğer haklı ve sadık isen; bize vaad ve tehdit ettiğin (azabı) getir (de görelim) dediler. (32)

"(Nuh) Dedi ki: (o benim elimde değil) Eğer dilerse, onu size Allah getirecektir ve onu aciz bırakacak (bu azaba mani olacak)ta değilsiniz" (33)

"Eğer (inkâr ve isyanda inadınız ve bozuk fıtratınız yüzünden) Allah sizi azdırıp sapıtmayı dilemişse, Ben size öğüt vermek istesem de bu nasihatimin size yararı olmaz. Sizin Rabbiniz O'dur ve ona döndürüleceksiniz.(34)

"Yoksa" bunu kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki, Eğer bunları ben uydurmuşsam, suçum ve sorumluluğum bana aittir.  Ama (Allah'da biliyor ki) Ben sizin işlemekte olduğunuz iftira ve günahlardan uzağım."(35)

"(Bunların üzerine Hz.) Nuh'a Vahy yedildi ki: (Artık) senin kavminden, ciddiyet ve samimiyetle iman edenlerin dışında, kesinlikle hiç kimse inanacak değildir. O halde, sakın onların davranışlarına üzülme!. (36)

"(Şimdi) Sana vahyedip öğrettiğimiz biçimde ve gözetimimizle, (emredilen) gemiyi sanatlı ve sistemli şekilde İmal edip yapıver...

(Ve artık) O zalimler hakkında bana hitap edip (talepte ve şefaatte bulunma)... Çünkü Onlar (sapıklık ve saldırganlıklarının karşılığı olarak) suya batacak ve boğulacaklardır" (37)

"(Hz. Nuh), Bilgi ve beceri ile Gemiyi yaparken, kavminin (servet ve siyaset bakımından) ileri gelenleri, yanından geçerken (kendisine her uğradıklarında) Onunla alay ediyor (ve hiçbir deniz, göl ve nehir bulunmayan bu bölgede gemi ne işine yarayacak, aklını mı kaçırdın? Diyor) lar dı. O ise dedi ki: Eğer bizimle dalga geçiyor ve hor görüp gönül eğliyorsanız... (devam edin. Çünkü yakında) Sizin bizimle alay ettiğiniz gibi, (asıl) biz sizinle alay edeceğiz!."(38)

"Artık ileride bilecek (ve göreceksiniz): Acı ve alçaltıcı azap kime gelecek ve sürekli azap kimin üstüne çökecek!." (39)

"Nihayet emrimiz geldiği anda ve tandır feveran ettiği (yerden gökten suların kaynayıp fışkırdığı) zaman, (Nuh'a) Dedik ki: (Lazım olan hayvanlardan) ikişer çift ile aleyhine söz geçmiş(ve küfrü kesinleşmiş) olanlar dışındaki aile fertlerini ve iman edenleri gemiye yükle!." Zaten çok az bir gruptan başka, kimse onunla birlikte iman etmemişti.." (40)

"Hz. Nuh, (İman ehline ve ailesine) dedi ki, Geminin içine binin. Onun yüzmesi de, durup demirlemesi de, Allah'ın ismiyle ve izniyledir. Şüphesiz Rabbim bağışlayandır, acıyıp esirgeyendir." (41)

"(Gemi) onlarla birlikte ve dağlar gibi dalgalar içinde akıp giderken, (Hz.) Nuh, bir tarafa çekilip duran (ve bitaraf olan, safını tam belirleyememiş bulunan) oğluna seslendi: Ey oğlum! (Gel) Bizimle birlikte (gemiye) bin... (inadı bırak iman et) ve kâfirlerle birlikte olma! (42)

"(Oğlu) Dedi ki: Ben yüksek bir dağa sığınacağım o beni sudan korur. (su orayı da basarsa, daha yüksek bir tepeye çıkacağım...)

(Hz. Nuh) Dedi ki: Bugün Allah'ın (azab) emrinden, rahim olan (Allah)dan başka koruyucu yoktur!

(Ve derken) Nuh ile oğlunun) her ikisinin arasına (bir) dalga girdi, böylece o da boğulan (ve helak olan)lardan oldu..." (43)

(Bu gün de, Kur'anın hükmünden ve İslam'ın hâkimiyetinden kaçarak güçlü ve yüksek gördükleri şeytanî nizamlara, Siyonist odaklara ve masonik iktidarlara güvenip dayanan... Amerika ve Avrupa gibi süper güçlere sığınan... Ekonomik ve teknolojik imkânlarıyla zulüm saltanatlarını koruyacaklarını sanan gafiller de, bu batıl sistemlerin ve haram servetlerin batağında boğulacaktır. Milli Görüş, Nuh'un Gemisi yerindedir. Binmeyen batacak ve pişman olacaktır)    

"Ve (ardından) Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de (suyunu) tut! Denildi... (Bu ilahi emir üzerine) Su(lar) çekildi, (zalimlerin) iş(leri) bitirildi... Gemi de Cudi (Dağı) üzerine oturup yerleşti... Ve zalimler topluluğu için de: (Hayırdan ve huzurumuzdan) uzak kalsınlar, kahrolsunlar! Denildi..." (44)

(Bu olaylar sırasında) Hz. Nuh Rabbine seslenip dedi ki: Ya Rabbim şüphesiz oğlum, benim ailemdendir. Ve senin (ailemi kurtaracağın yönündeki) vaadin de elbette haktır. (Ama işte oğlum boğuluyor!) Sen hâkimlerin hâkimisin! (Her şeye güç yetiren ve karar verensin!) (Oğlumu boğulmaktan, bizi de ızdıraptan kurtar) (45)

"(Allah) buyurdu: Ey Nuh, kesinlikle, O senin ailenden değildir... Çünkü O, Salih olmayan bir iş (Batıl ve bozuk amel sahibidir... Sadık ve Salih olmayan bir kişidir... Tavrı ve Tabiatı, amel-i gayr-ı salihtir)

O nedenle, hakkında (kesin) bilgi sahibi olmadığın şeyi benden isteme! Doğrusu, Sen cahillerden olmayasın, (evladın diye zalim ve kafirlere sahip çıkmayasın) diye sana öğüt veriyorum!" (46)

"(Hz. Nuh) Dedi ki: Ey Rabbim! Bilgim (ve yetkim) olmayan şeyi senden istemekten (artık) sana sığınırım... Ve (beşeri bir zafiyet ve şefkatle yaptığım yanlışlıklardan dolayı) eğer beni bağışlamaz ve acıyıp merhamet buyurmazsan hüsrana uğrayanlardan olurum!" (47)

"(Bunun üzerine) "Ey Nuh" denildi... Sana ve seninle birlikte olan ümmetlere bizden selamet ve bereket (verilmiş olarak gemiden) inin...

(Kıyamete kadar; sizin gibi iman ve itaat ehli olup hidayet davetine uyan ve selamet gemisine oturan bütün topluluklar da barış, bereket ve emniyet içinde olacaktır. Ama küfre ve nankörlüğe düşen) Diğer ümmetleri de (dünya da bir müddet) yararlandıracağız. Sonra (hidayet Gemisine binmeyenlere, yine) bizden çok acı ve alçaltıcı bir azap dokunacaktır" (48)

"(Ve Hz. Şuayb azgın ve arsız topluluğa dedi ki) Ey kavmim, (elinizden geldiğince ve gücünüz yettiğince) Yapabileceğiniz ne varsa ardınıza bırakmayın; Şüphesiz Ben de (tebliğimi, kulluk görevlerimi ve haklı mücadelemi) yapacağım...

Acı ve aşağılatıcı azap kime gelecektir ve asıl yalancı kimdir, yakında bilecek (ve göreceksiniz)!. Siz de (merak ve telaşla) gözleyin; ben de (zaten) sizinle birlikte gözleyip beklemekteyim!"[1]

Çağımız dünyası ve insanlık çok büyük sorunlarla karşı karşıyadır. Bunlara kısaca "sosyal tufanlar" diyoruz. Bunların sadece isimlerini saymam onları bizzat yaşadığınızı hatırlamanıza vesile olacaktır.

  • I. Grup: 1. Hava, 2. su, 3. toprak ve 4. tabiat ve çevre kirliliğidir.
  • II. Grup: 1. Serbest cinsi ilişki sapıklığı, 2. tedavi tababeti(suni ve sentetik ilaç tahribatı ) , 3. kitle imha savaşları 4. doğum kontrolüyle insan neslinin kurutulması girişimleridir.
  • III. Grup: 1. Biyolojik, 2. kimyasal, 3. tahrip edici 4. Nükleer silahların, dünyayı her an patlamaya hazır bir barut fıçısına döndürmesidir.
  • IV. Grup: 1. Rüşvet mafyası, 2. iş mafyası, 3. uyuşturucu mafyası ve 4. terör mafyası tüm sosyal yapıyı kanser gibi kemirmektedir.

Ayrıca; 1- işsizlik, 2- dış borç, 3. güdümlü yargı, 4. dışa bağımlı basın, ülkemizi çürüme ve çözülmenin eşiğine getirmiş bulunmaktadır.  Özetle, insanlık ve tabii Türkiye uçuruma doğru kaymaktadır.

Peki bu sorunların çözümü ve kurtuluş nedir?

  • a- Renksizler, yani gömleksiz muhafazakâr gömleksizler, kurtuluşu Avrupa Birliği'nde;
  • b- Kapitalistler kurtuluşu Amerika Birleşik Devletleri'nde;
  • c- Sosyalistler ise, kurtuluşu Marksizm'de görmektedir.
  • d- Millî Görüşçüler ve Adil Düzenciler olarak, bizler ise, kurtuluşu İslam'da görmekteyiz. Çünkü İslam; Bütün insanlığı kucaklayıp kurtaracak ilahi ve ilmi, barış ve bereket reçetesidir.

Renksizler, kapitalistler, sosyalistler ve bazı bağnaz ve bilgisiz gelenekçi-dinciler, sadece inanıp güvenmek, bir sistemi benimsemek ve onu sevmekle sorunların çözüleceğini sanıyorlar. Bir kısmı da  "Allah'a dua ve niyazda bulunursak, bizim çalışmamıza gerek kalmadan, O bizi kurtarır!.." diye bekliyorlar.

  • Renksizlerin (Milli Gömleksizlerin) fanatikleri; "Biz Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirir de Avrupa Birliği'ne katılırsak, kurtuluruz, onların sayesinde huzur ve hürriyete kavuşuruz " hayalini kuruyorlar.
  • Kapitalist ve liberalistlerin fanatikleri: "ABD'nin gönlünü yaparsak ve Onun himayesine sığınırsak kurtuluruz, yoksa batar boğuluruz!.." diye inanıyorlar.
  • Sosyalistlerin fanatikleri de: "Sosyal demokratlar iktidar olursa, bütün sorunlar biter" safsatasıyla avunuyorlar.
  • Biz Millî Görüşçüler ve Adil Düzenciler bu kanaatteyiz:"Sadece dua ve temenni ile Allah sorunlarımızı gidermez ve başarıya eriştirmez. Kur'anın adalet kurallarını uygulamak üzere, sünetullah gereği, ciddi ve disiplinli bir gayret ve insani bir gaye ile bütün gücümüzle çalışırsak, o zaman Allah bizi mahrum ve mahkum etmez !

Yani, sadece inanmak ve dua etmek yetmez; ayrıca Allah'ın emirlerine uymamız, O'nun dediklerini yapmamız da gerekir. ‘Allah'ı seviyorsanız bana tâbi olun, o zaman Allah sizi sever.(Ali İmran - 31) ' Demek ki sadece sevmek yeterli değildir, O'na tâbi olmak gerekir. Yani, Millî Görüşçüler ve Adil Düzenciler sadece mistisizmin yeterli olmadığına, pozitivizmin de gerekli olduğuna inanırlar. Sadece imani ve manevi düşünce ve disiplin yeterli değildir, İslâm düzenine de gerek vardır."

Kapitalistler, "ABD ne derse o kapitalizmdir ve doğrudur!" diyorlar... Renksizler, "AB ne diyorsa o doğrudur!" diyorlar... Sosyalistler, "Marx ne demişse o doğrudur!" diyorlar...

Millî Görüşçüler ve Adil Düzenciler olarak biz, "Allah ne diyorsa doğrusu odur." diyoruz. Allah bize iki reçete öğretmektedir. Menkul ve makul deliller ile sorunların çözüleceğini emretmektedir. Menkul Kur'an'dır, makul de akıldır müspet ilimdir, yanı içtihadımızdır, icmalarımızdır. Biz geçmişteki bütün çalışmalardan yararlanırız, ama çağımızın sorunlarını içtihat ve icmalarımızla biz çözmek zorundayız.

Kapitalistler, sosyalistler, renksizler ve cahil kesimler başkalarını yanlış yolda görüp onları güçleri yeterse zorla düzeltmek isterler. Başkalarını iktidardan indirip kendileri onların yerine geçmeye girişirler.

Oysa Millî Görüşçüler ve Adil Düzenciler zalim düzenci olanlara sadece anlatırlar. "Bu Kâinatın bir sahibi vardır, bu zulmünüzle devam ederseniz Allah bu haksızlık ve ahlaksızlık yüzünden helâk eder." Diye uyarırlar. Ama kendileri asla onlara karşı cephe alıp helâk olmaları için çalışmazlar. Evinizde bir hastanız var. Ona ilaç alıp içirmek istersiniz. İlacı içmediği takdirde öleceğini söylersiniz. Ama ilaç içmiyor diye hastayı öldürmezsiniz.

Millî Görüşçüler ve Adil Düzenciler ‘Adil Düzen'e karşı olanlara saldırmazlar, onları zorla düzeltmeye kalkışmazlar. "Siz iktidardan inin biz çıkalım!" diye dayatmazlar. Sadece "Böyle giderse Allah sizi kendi tabiî ve sosyal kanunları ile yani "sosyal tufanları" ile helâk edecektir." Gerçeğini hatırlatırlar. Ondan sonra beklerler... Onlar kendileri yapmış olduklarından yani "sosyal tufanlar"dan dolayı helâk olurlarsa -ki düzelmezlerse olacağı budur- o zaman Millî Görüşçüler ve Adil Düzenciler kendi yönetimlerini kurarlar. İstiklâl Savaşımız bunun tipik örneğidir. İmparatorluğu biz yıkmadık, kendi yanlışlık ve uyuşuklukları ve sinsi Siyonist entrikaları onları yıktı. Sonra biz Cumhuriyet'i kurduk. Bugün de bu ateist ve zalim sistemi biz yıkmayacağız. Düzelmezlerse, zalim düzenden vazgeçip adil düzene gelmezlerse, kendileri kendi zulümlerinden yani "sosyal tufanlar"dan dolayı yıkılacaklardır. Allah'a inanmayanlar, Allah'a şirk koştukları tanrıları da fos çıkınca; yani sosyalizm, kapitalizm, karma düzen başarısız olunca; ondan sonra kendi inançsızlıkları içinde çözülüp dağılacaklardır. Dıştan saldırıya uğramasalar bile, panikleyip kaçacaklardır.

Biz şimdi onlara siz iktidardan inin, biz adil bir düzen kuralım demiyoruz; size yardım edelim, zalim düzenin yerine adil düzeni siz kurun, iktidarda siz olun diyoruz.

Ama ne yazık ki onların kulakları tıkalı, gözleri kapalı ve beyinleri çalışmaz durumdadır. Onlar son devranı yaşamaktadır ve sabah yakındır.[2]



[1] Hud:93

[2] Milli Gazete / 27 EYLÜL 2004 /  Reşat Nuri EROL


Bu yazarin diger makaleleri

ŞIMARANLARA VURULACAK İLAHİ ŞAMAR !
  Müminler için en etkili ve en tehlikeli "azdırıcı"lar, Nas suresinde...
Devami
ÖFKENİN DİZGİNİ VE BEYİN DİSİPLİNİ
  Öfke, ya haklı nedenlerle ve ayarlı ölçülerde verilen bir tersleme...
Devami
D-8'LER VE ERBAKAN
  D-8'ler; son birkaç asırdır, Siyonist merkezlere ve emperyalist güçlere...
Devami
Oğuzhan Asiltürk’ü Anlamayan Ahmaktır! KAÇAK OYNAMAK DEĞİL, AÇIK KONUŞMAK ZAMANIDIR
      Mustafa Kamalak’ın Talihsiz Tavrı 20 Mart 2012 tarihinde ÇAY TV. Bakış...
Devami
SANA SIĞINDIM EY DOST! (ŞİİR)
  SANA SIĞINDIM EY DOST!          Hidayet ve hikmet, bulayım diye Sıbğatullah renge,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4660

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR