Get Adobe Flash player
Reklam

AKP'NİN TIKANIŞI VE TAYYİP BEY'İN ŞIMARIKLIĞI!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mersin'de kendisini protesto eden ve "anamızı ağlattınız" diyen bir çiftçiye "Lan terbiyesizlik yapma" diye azarlıyor!

Mersin merkeze bağlı Kuyuluk Beldesi'nde çiftçilik yapan Kemal Öncel'in  "Anamızı ağlattınız be Aşk olsun size aşk olsun. Tarım Bakanı Anayasa'yı ihlal ediyor. Yetmedi mi? Öldük, bittik sayın başbakanım. Hangi yüzle geldin buraya?" diye bağırması üzerine çiftçiyle Başbakan arasında şu konuşma geçiyor:

Başbakan: Böyle bağırılmaz ki terbiyesizlik yapma!

Kemal Öncel: Terbiyesizlik yapmıyorum Lütfen bana hakaret etmeyin.

Başbakan: Artistlik yapma lan!...

Kemal Öncel: Artistlik yapmıyorum. Ben sanatçı değilim...

 

Başbakan: İyi bir sanatçısın!.

Kemal Öncel:Tarım Bakanımızın Anayasa'yı ihlal ettiğini biliyor musunuz?

Başbakan: Lan terbiyesizlik yapma!

Kemal Öncel: Lan mı?

Başbakan: Evet!..

Kemal Öncel: Lan mı? Canın sağ olsun.

Başbakan: Şu anda çiftçiye ne verildiğinin farkında mısın?

Kemal Öncel: Ne zaman?

Başbakan: Şimdi.

Kemal Öncel: Benim mahsulüm öldükten sonra mı? 2 senedir anamız ağlıyor.

Başbakan: Hadi ananı al git buradan!...

Çitçi Öncel, Başbakan'ın bu sözleri üzerine korumaların da kendisini uzaklaştırması üzerine "Suya muhtaç olduk. Lan diye hitap etme. Ayıp be" diye söylenerek ayrılıyor.[1]

İşte Başbakan'ın bu şımarıklığı aslında tükenişin ve tıkanışın bir ifadesidir.

28 Şubat'ın Sepetinden AKP Çıktı!

2006'nın Sepetinden de "Yüce Divan" Çıkmasın!

"28 Şubat Dolmuşu'na bindirilen Türkiye" sayesinde "Yenilikçiler'e hazırlanan yumuşak minder"; üç yıllık kullanım süresini doldurmuş bulunuyor. Aradan geçen üç yılı aşkın süre içinde minder bir hayli yıprandı ve deforme oldu. Ancak Yenilikçiler'e hazırlanan ve bu zamana kadar hasbel kader gelen bu yumuşak minderin en büyük S.O.S'i 2006 Yılı içinde vereceği de yadsınamaz bir gerçek!

Zira Türkiye'yi bir anda çepeçevre sarıveren "şer'i tehlike" nasıl bize AKP İktidarı olarak döndüyse; 3 yıl içinde AKP tarafından vizyona koyulmuş olan tüm "kısa ve uzun metrajlı filmler" de Yüce Divan olarak geri döneceğe benzer.

(Gerçi Erdoğan ve siyasetteki yakın korumaları için "koltuksuz kalma"nın "Yüce Divan Süreci'nin onur kırıcılığı"ndan çok daha vahim bir hadise olduğunu biliyoruz ancak önümüzdeki süreç içinde iki durumun birden yaşanacak olması da sanırız pek engellenebilir bir durum değil.)

Ve bu dönüşüm, şüphesiz 3 Kasım 2002 Genel Seçimleri öncesindeki uluslararası hazırlıklar ile 2002 sonrasındaki iktidar döneminin 2006'ta doğuracağı "bumerang etkisi" olacak... Yani AKP İktidarı, 28 Şubat Süreci'yle kendilerine hazırlanan iktidar koltuğunun ve bu meşakkatle hazırlanmış büyülü koltuğa oturduktan sonra izlediği apolitik ve astratejik siyasetin asıl meyvesini, "eşiğinde bulunduğumuz yakın siyasi süreç" ile almış olacak.  

Sonuçta yapılan işler "doğru" olduğunda size geri dönmesi elbet pozitif bir durum. Ancak yapılanlar Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin başına çorap örmek gibi tehlikeli işler ise; bu dönüş pek de hayra alamet değil! Tıpkı 4 Temmuz 2003'de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin dik başına çuval geçirmeye kalkanların "ana bellek"e düşülen "tarihi" kayıtları gibi...

Ne var ki 2002'den bu yana devam eden ve özellikle 2005 Yılı içinde birbirine değmeye başlayan kuyruklarla iyiden iyiye su üstüne çıkan "politik ve diplomatik kısadevreler"i bir kez daha hatırlamakta fayda var.

Hatırlanması gereken "tehlikeli iktidar oyunları"nın başında, suyun başını tutan IMF ve Dünya Bankası'nın yüksek (!) kontrollerinde götürülen ve sözde bir "AKP inisiyatifi" olarak gerçekleşen "özelleştirme süreci" geliyor. Dolayısıyla bu "bol keseden harcayan mirasyedi siyaset anlayışının hesap çizelgesi"; 2006 Yılı içinde "ilgililer"e teslim edilecek dokümantasyonun en önemli bölümlerinden biri.

ABD'nin Irak'ı işgali ile entegre götürülen Kuzey Irak'taki PKK yapılanması, buna karşı verilen "sanal mücadele" ve ABD Askerleri ile Kürtler'in "ortak" bir operasyonu olan Türk Kırımı'na karşı izlenen "kör sağır politikası" ise çizelgenin bir diğer kısmı.

İngiltere gibi tebessümkar bir "truva atı"ndan Avustralya'ya geçen dönem başkanlığıyla da iyiden iyiye karaya oturacak olan "AB serüveni" ise; AKP'nin elinde patlamaya aday bombalardan bir diğeri olarak hesap çizelgesinde yer tutan belki de en kapsamlı madde.

(AB Macerası'nın yakın süreçteki hediyelerinden biri olan yargısal atraksiyonların, Türkiye'ye, "sonu pek hayra alamet olmayan bir af zinciri" olarak yansıması ise; "yama tutmaz bariz açıklar"dan yalnızca bir tanesi.)

Gerçi bu bomba (AB Süreci), patlama aşamasına çok yaklaştığı günümüze gelinceye değin görmesi istenen işlevi fazlasıyla gördü. Zira müzakerelerin başlaması hususunu "BOP-AB senkronizasyonu" çerçevesinde verdiği sözlere borçlu olan AKP, bu aşamada gümlemeden yoluna devam edebildiyse; bu "sanal başarı"nın kerameti işte tam da buydu!

Sonuçta AKP, Türkiye'nin uluslararası arenada gümlemesini kendi siyasi gümlemesine tercih ederek, "hiçbirşey almadan ve garantilemeden sürekli bağışlama stratejisine dayalı olan AB seçeneği"ni körükörüne kuvvetlendirme yoluna gitti. Nasıl mı? Bundan on yıl önce AB'ye ateş püsküren bir siyasi kadro olmalarına rağmen şimdilerde "medeniyetler ittifakı" gibi bir "diplomatik aldatmaca"nın formülünü AB şeklinde özetleyip, bu fazlasıyla sırıtan aldatmaca üzerinden siyasi nutuklar atarak...

Şimdi ise zorlu AB sürecini yerinden kıpırdatabilmek için "Alın şu özelleştirmeleri, başlatın müzakereleri!" demenin de dümende kalabilmek için yeterli olmadığı noktaya gelmiş bulunuyoruz!

ABD-İsrail ve İngiltere'den müteşekkil "muhteşem üçlü"nün BOP Sofrası konusunda kabaran iştahı ve sıfırlanan sabrı, bu üçlüyü Afganistan-Irak ekseninden İran-Suriye hattına doğru çekmeye başlar başlamaz, talep edilen aynı şey de olsa talep edenlerin birden fazlalaşıvermesi ise; gelinen sınır noktasının doğal bir ürünü durumunda. 

Tescilli bir AKP yayını olan gazetelerden birinde takma isimle yazdığı "derin" köşesiyle AKP'nin arkasını toplayabilmek adına cansiperhane çalışan bir yazarkasamız; her ne kadar basının üzerinde durduğu sıcak uluslararası trafiğin dikkat çekiciliğini "Bunlar çok önemli şeyler değil!" diyerek hafifletmeye çalışsa da, bu kabağın neresini kapatabileceksiniz ki!

Zira bu kabağı örtmeye ne AKP'nin arkasını toplamak için şekilden şekle giren binbir suratların ya da sahte kalemşörlerin fedakar çabaları, ne de "Ziyaretlerin hepsi rutin ve bu ziyaretler İran ile Suriye konularıyla bağlantılı da değil. Bu savların hepsi hayal ürünü!" diyen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün fazlasıyla inandırıcı bulduğumuz açıklamaları yeter.

CIA, FBI, ABD Askeri Kanadı, NATO Cephesi, İsrail ve İran'dan gelen ağır misafirler derken, yeni yılın ilk aylarında Türkiye bir de ABD Dışişleri Bakanı ve kendisi reddetse de yakındaki başkanlık seçimleri için ismi geçen C. Rice'ı ağırlamaya hazırlanıyor. Ayrıca İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ile ABD Genelkurmay Başkanı da yeni yılın ilk aylarında beklenen ağır misafirler arasında.  (Ve Allah sizi inandırsın, bunlar da rutin! Eskiden de bu kadar rutin miydik biz...?)

 "Hangi Sandık"la Geldiniz ki, şimdi yine Sandığa Sarılmaya Kalkıyorsunuz Sayın Başbakan!

AKP'ce izlenen tutarsız ve teslimiyetçi politikalar sayesinde sürekli pres hale gelmeye alıştırılan Türkiye, ABD-İsrail Kanadı ile İran arasında çapraz ateşe tutuladursun; bu "kaos"un yüksek mimarı Sayın Tayyip Erdoğan ise kendini "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!" yargısına olan derin bağlılıklarını bildirmeye veriyor!  

Başbakan Erdoğan'ın "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!" yargısına karşı apansızın beliren bu derin muhabbetinin arkasında acaba hangi korku yatıyor?

Sayın Başbakan Devleti'ni yönetebilmek konusundaki beceriksizliğini kapatabilmekte başarısız olduğu için başına gelecekleri anladı da; pazarlık masalarındayken aklına bile getirmediği millet iradesine mi sarılmaya başladı acaba?

Eğer öyleyse, "Sandıkla geldim, sandıkla giderim!" mesajları üzerinden siyasi bir hamaset rüzgarı yaratmaya çalışan başbakana, kendisini iktidara getiren sandığın kimler tarafından, hangi entrikalarla hazırlandığını hatırlatmamız gerekecek!

"AKP'nin ampulü Yüce Divan'a kadar yanar!" şeklinde modernize edebileceğimiz bir tanesini hemen hatırlatalım mesela..!

"Abbas Yolcu!" Diyenler Haksız Görünmüyor!

Sonuçta artan uluslararası trafiğin içinden çıkabilecek kredisi kalmayan bir iktidar resmi, yükselen meclis tansiyonu, Erdoğan'ın daralan sabrı ve sertleşen üslûbu da açıkça gösteriyor ki; Ana Muhalefet Lideri Sayın Baykal'ın dillendirdiği "Abbas yolcu!" mesajı, hiç de yersiz bir yükleniş değil!

Kaldı ki bu açık mesajın köklerini YÖK ile yaşanan polemikler, siyasi gaflarla dolu Diyarbakır ziyareti ve sonrasında yaşanan tartışmalarla da yakinen gördük.

Sayın Başbakan, "Türkiye'nin olmayan kimlik sorunu"nu kendine has yöntemlerle çözmeye çalıştı ancak bu süreç içinde sanırız kendi kendisini bağladı!

Köksüz Bir Siyasi Oluşum, Bir Siyaset Mantarı AKP; "Reform Partisi" Olarak Pazarlanınca...

Türk Siyasi Hayatı'nda "tek başına iktidar başarısı"na erişebilmiş 3. parti AKP! Evet, bu "nesnel bir gerçeklik"! Ancak acaba AKP'yi "DP ya da ANAP gibi ‘kemik oy' yapısına sahip, yükselişi bu ‘kemikleşme'ye parelel arz etmiş bir kitle partisi" ile eşleştirmek ne kadar mümkün?

Yanıtı hemen verelim! Bunun ne kadarı falan yok! Böylesi bir eşleştirme tamamen imkansız! Zira AKP, "sistem partilerine duyulan yoğunlaşmış seçmen tepkisinin bir anda zuhur ettiği zorunlu bir adres" olarak Türk Siyasi Hayatı'na girmiş ve "küresel tefeciler"in "28 Şubat" gibi, "YSK'ya müdahale" gibi etkili destekleri ile "iktidar gücü"ne eriştirilmiş "köksüz sapsız bir siyaset mantarı"dır. Bu siyaset mantarının ani boyverişini bir "demokrasi kazası" olarak nitelemek de mümkün aslında.

Dolayısıyla AKP'nin iktidar merdivenleri tırmandığı gibi, aynı  hızla eriyip tuzla buz olması da son derece mantıksal bir durum. Zira AKP; DP ve ANAP gibi kökünü besleyerek gelişip serpilmiş bir siyasi yapı olmanın çok uzağında.

Peki böylesi bir "köksüz sapsız siyaset mantarı"nın bir "reform partisi" olarak pazarlanmasına ne demeli! "Reform" yapmak için şüphesiz önce yıkmak gerekir. Yüklü olduğu "dış yazılımlar"dan aldığı güç ve fikirle varolan tüm "toplumsal değerler"e ve "bütünleştirici semboller"e saldırmayı vazife bilen bu iktidarın birçok yapıyı yıkıp yerle bir etmeye çalıştığı; hatta AB Uyum Yasaları çerçevesinde birçok yapıyı yok ettiği söylenebilir. Bu anlamda AKP'nin "zemine format atmak" adına gerçekten de yıkıcı olduğu kesin. Ne var ki yapılanın bir "reform" olabilmesi için yıkılanın yerine koyulan birşeyin olması ve yeni inşaanın eskisinden çok daha etkin ve gelişmiş bir yapı halini alması da bir zorunluluk. O halde soralım? Bir "reform partisi olan AKP, yıktıklarının yerine ne koydu?

Ortaya konulan birşey varsa; o da yaratılan alt-üst kimlik tartışmaları türünden dış yazılımlı virüslerden başka birşey değildir. Ancak şu unutulmamalıdır ki; Türkiye ve Türk Toplumu, tarihini bu ve buna benzer virüslerle mücadele içinde geçirmiştir ve "Türk Toplumu ile Türkiye Cumhuriyeti'nin ebedi varlığı", üzerimize salınan bu virüsler için geliştirilmiş "en etkili anti-virüs programı"dır.

Ayrıca "Tayyip Cumhurbaşkanı, Gül Başbakan! İşte atılımın, çözümün formülü!" gibi "tehlikeli bir hayal"e kapılanlar ile bu hayali destekleyenlere de şunu söylemek gerekir; Bu formülasyon, zamanında Ali Şen muhaliflerinin dillendirdiği "Ali Şen Başkan, Galatasaray Şampiyon!" sloganından öteye gitmeyecek olan "son derece hazin ve imkansız bir formülasyon"dur.

Zira böylesi bir formülün hayatiyet kazanması ihtimali, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bekasını tehlikeye sokacak ve mevcut anti-virüs programlarının hız ve kapasitesini fazlasıyla yükseltecektir..!

Erdoğan'ın Belalıları Artıyor! TÜSİAD AKP'ye Ne Demek İstiyor?

Ve Sayın Erdoğan'ın nasırına basıp 2006'da açığa çıkacak olan "bumerang etkisi"nin en önemli sinyallerinden birini veren başka bir cenah; TÜSİAD!

"Nasırına basan" diyoruz, çünkü zamanında AKP Teşkilatlanması'nda önemli bir halka işlevi gören TÜSİAD, Sayın Başbakan'ın en önemli emniyet şeritlerinden biri olan Zapsu'nun üzerinden iktidara verilebilecek en önemli desteklerden birini sağlamış olmasına rağmen; son dönemde başbakanı fazlasıyla huzursuz edecek sinyaller göndermeye başladı.

Kısacası gel zaman git zaman arada yaşanan dalgalanmalar bu sahte dostluğu sekteye uğratmış ve en son yaşanan TÜSİAD-Erdoğan polemiğiyle gerginlik daha da artmış durumda.

Gelelim TÜSİAD'a...

TÜSİAD, Çin Seddi'nin batısı ile Viyana'nın doğusu arasındaki en güçlü işadamı örgütüdür ve açılımı da Türk Sanayici ve İşadamları Derneği'dir.

TÜSİAD'ın açılımından sonra çok fazla söz söylemeye gerek yok. Bu derneğin tarihindeki en isabetli karar; Ecevit'e karşı vermiş olduğu gazete ilanlarıdır. O ilanlar Ecevit'in iktidarını sonlandırmış ve TÜSİAD, altı harflik kısaltmasının ilk iki harfini bu operasyonla haketmiştir. Ardından da SİAD'ı haketmek için çabalamıştır.

Ne var ki TÜSİAD, Ecevit'in iktidarını sonlandırarak kazandığı TÜSİAD'ın TÜ'sünü; IMF, Kemal Derviş ve nihayet AKP'ye limitsiz destek vererek yine kaybetmiştir.

TÜSİAD'ın Türkiye'nin en etkili ve güçlü derneği olarak bugüne kadar kendisinden beklenen kapsamlı ve derinlikli yaklaşımlarını hemen hemen hiç göremedik. Dernek daha çok elindeki ekonomik gücü, "iktidara gelen partilerden istediğini elde etmek" şeklinde kullanarak en kolay yolu tercih etti.

Kamuoyu desteğini hiç önemsemeyen TÜSİAD'ın son yıllarda "demokrasi", "insan hakları", "demokratik temsil", "demokratik seçim" gibi kavramlarla gerçekleştirmeye çalıştığı hamleler ise marjinalleşmesine sebep oldu.

Çünkü kullandığı terminoloji, marjinal örgütlerinki ile aynıydı. Halkı çıldırtan, "Bunca özgürlük varken, daha ne istiyorlar!" dedirten marjinal örgüt talepleri son yıllarda en çok AKP, TÜSİAD, DEHAP ve PKK tarafından dillendirilmişti.

TÜSİAD'ın AB'deki ve batının diğer varyantlarındaki ülkelerin entellektüel, politik ve ekonomik apartlarından "aferin" almak için kullandığı terminolojiyi, en çok ihtiyaç duyacağı kamuoyu açısından analiz ettiğine yazık ki hiç şahit olamadık.

Daha açık bir ifade ile marjinal terminoloji; IMF ve AB'ye her halükarda sınırsız destekle önplana çıktı. Kamuoyunun (örgütü de ilgilendirmesi gereken) kaygılarını hiç dikkate almadı.

Hatırlatmak gerekirse; Sabancı'nın Güneydoğu Sorunu'na ilişkin çıkışı, şahsının sempatikliğine rağmen kitlelerde "soğuk duş etkisi" yapmıştı.

IMF'nin Türkiye'ye dayattığı her şey, (TÜSİAD'ın altını oymasına rağmen) dernekten geniş destek görmüştü. Dernek Mustafa Süzer'i, Mehmet Emin Karamehmet'i, Cem Uzan'ı ve daha birçok işadamını küresel hilelerle soyan ve varlıklarını birilerine peşkeş çeken Kemal Derviş gibi kirli bir bürokratı sonuna kadar desteklemiş ve korumuştu.

Kısacası derneğin bu anlamda daha birçok etkinliği sıralanabilir, ama TÜSİAD'ın TÜ'sü düşeli bir hayli olmuştur...

TÜSİAD ve AKP'yi nelerin biraraya getirdiğini ve tuttuğunu ise; özelleştirme ihaleleri, IMF politikaları ve AB'nin dayattığı kriterler bağlamında gördük. Her iki kuruluşun da niyetlerinin kötü olduğunu hiç düşünmedik (!) ama icraatlarının çoğunun kamuoyunu yaraladığını bilmelerinde fayda var.

Karşılaştıkları genel direnç de; "kamuoyu" dediğimiz milletten, Türk Milleti'nden kaynaklanıyor. Artık açık ve nettir ki; AKP ve AKP'yi destekleyen her türlü oluşum "meşruiyet"ini yitirmiştir.

Çünkü T.B.M.M.'nin ekseriyetini artık "işgal" eden AKP, çoktan beri marjinalleşmiş ve bunu gizlemek için de toplumun sıcak bakacağı "içki yasağı", "cami yaptırma" ve güya "AB'ye rest çekme" gibi "kozmetik operasyonlar"a girişmiştir.

Akşam Gazetesi'nde Ömer Sabancı, Ahmet Necdet Sezer ve Mustafa Koç'un yanyana görüntülendiği fotoğraftaki resimde Recep Tayyip Erdoğan'ın da olması gerekmez miydi mesela? Gerekirdi. Çünkü bu dörtlü fotoğraf, "kamuoyu desteğini yitirmiş ya da hızla yitirmekte olanlar"ı gösterecekti.

Gerçekten de Orhan Pamuk Davası'na TÜSİAD'ın tepkisi böyle mi olmalıydı? Hayır! "Milli duruş sergilesin!" gibi - hiç gerçekleşmeyecek - bir beklentimiz yok. Ama TÜSİAD hükümeti eleştirdiği kadar Pamuk'u da eleştirebilir ve "objektiflik ilkesi"ni baz alabilirdi. TÜSİAD Pamuk'u savunarak, yazarın düşüncelerini paylaştığı izlenimi vermiştir.

Ayrıca TÜSİAD'ın, "cari açık" ile sınırladığı "ekonomik risk"in çapını gizlediğini düşünmek de çok zor değil! Tabi TÜSİAD'ın bu tavrını devam eden bir AKP desteğinden çok Türkiye Ekonomisi'nin asıl yönlendiricisi olan "küresel tefeciler"e ve onlarca yürütülen politikalara duyulan derin bağlılık olarak okumak daha gerçekçi bir yaklaşım olacak.

Ve resim bu olunca; TÜSİAD'ın yaptığı çıkışların "asimetrik etkisi hesaplanmış planlı vuruşlar" olduğunu düşünmek ve bu vuruşların milli menfaatler açısından kendi kalemize atmış olduğumuz gollerden ibaret olduğunu görmek de tercihi bir etkinlik olmasa gerek...

Gerçi bizim bunu görmemizden ziyade Sayın Erdoğan'ın TÜSİAD'a pek güven olmayacağını ve "filmin asıl aktörleri"yle nikah tazelenmediği müddetçe (ki artık biraz zor) bu dirsek göstermelere yenilerinin eklenebileceğini görmesi gerekiyor.

Asli vazifesi sürekli AKP'yi kollamak olan "cici manşetler"in birdenbire renk değiştiriverdiğini bir düşünsenize..!

Ne de olsa "küresel tefecilerin top on listesi"nde hiç değişmeyen bir hittir Ajda Pekkan'ın o meşhur şarkısı... "Kimler geldi, kimler geçti!" ...[2]

 



[1] Milliyet / 11.02.2006

[2] SESAR / 17.01.2006


Bu yazarin diger makaleleri

TÜRKİYE NEREYE?
  Başörtülülere saldırtılan polis, Hizb-ut Tahircileri seyrediyor!... Ürdün kökenli İslami Hizb-ut...
Devami
STRATEJİK DÜŞMANIMIZ ABD; VE TRAJİKOMİK İKTİDARIMIZ AKP
Siyonist Amerika ile faşist Amerika çatışıyor! Siyonist mason ve Yahudi...
Devami
GİZLİ VE KİRLİ SENARYOLAR
  Bugünlerde Herkes Birbirine Aynı Soruyu Soruyor:   Asker, Erdoğan'ın Çankaya...
Devami
DAVA, DÜRÜSTLÜK İSTER!
  Tebliğ ve davet, davanın temelidir ve Müslümana farz olan bir...
Devami
ORDUMUZ HER YÖNDEN VE HER ZAMANKİNDEN DAHA GÜÇLÜ OLMALIDIR
  Papadopulos kin kusuyor "Tek düşmanımız var. O da Türk...
Devami
AKP, UÇURUMA YAKLAŞAN ABD DOLMUŞUNA MUAVİNLİK YAPIYOR!
  Amerikan Ulusal İstihbarat Direktörü John Negroponte: Irak'ın Vietnam'dan beter olduğunu...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 4695

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR