Get Adobe Flash player
Reklam

TÜRKİYE KÜRTLERİ VE IRAK SEÇİMLERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

 

Aşağıda okuyacaklarınız konu bir uzmanın önemli tespitleridir, kişisel yorum katmadan, aynen dikkatinize sunuyoruz;

  ‘Yakında Türkiye'nin Kürt politikasında önemli değişiklikler olacak, Barzani ve Ankara ilişkileri adına... Şu anda kamuoyunda tartışılanlar yeni Kürt politikası uygulanması konusunda, hem Kuzey Irak'ı hem de Türkiye'deki gelişmeleri kapsayacak bir zemin hazırlığıdır. Barzani, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde ve de Ankara'da, AKP içinde bazı milletvekilleriyle kurduğu sıkı dostluk sayesinde oldukça etkili hale geldi, Washington'la ilişkileri de zaten malumunuz. Türkiye'nin yeni Kürt politikasının belirlenmesinde ‘Barzani'nin sahip olduğu bu güç bu kartları' belirleyici olmakta, bizim-Türkiye'nin politika değişikliğinin asıl nedeni budur, malum bazı siyasilerimiz Barzani etkisiyle strateji belirlemeye başladı, göstermeye çalıştıkları gibi AB'nin talebiyle değil. Peki, Türkiye'nin yeni Kürt politikasında önümüzdeki günlerde nasıl açılımlar mı olacak?

 

  "K.Irak petrolü Türkiye'den-bizim kontrolümüzde denize açılsın" tezi, bizim milli tezimizdir Kuzey Irak'ın fiili başkanı Barzani bir süre önce "bağımsız Kürdistan" üzerine konuşurken önemli bir sorun olarak "denize açık olmamayı gösterdi, işte kırılma noktası. Türkiye, K.Irak petrolünün, kendi toprakları üzerinden, Türkiye'nin kontrolünde dünyaya pazarlanmasını istiyor. Ancak Barzani bu noktada yani Türkiye kontrolü aşamasında son derece rahatsız, kontrolü Türkiye'ye, ‘devlete' kaptırmayı şiddetle reddediyor, petrolün Suriye üzerinden ya da İsrail işbirliğinde oluşacak bir konsorsiyumun aracılığında pazarlanmasını ya da tamamen kendi belirleyeceği şartların oluşmasını istiyor.

  Anayasa'nın 66.maddesinin tartışılmaya açılması, alt-kimlik üst kimlik tartışmaları, büyük şehirlerde Şemdinli vakası benzerlerinin beklendiği ihbarları, etnik çatışma korkusunun pompalanması ve benzeri psikolojik operasyonlar kamuoyunun üzerinde baskıyı artırıp bu sebep sonuç noktasında kabulü sağlamak içindir. Gözüken o ki ‘Barzani'nin Kürdistan'ının Türkiye üzerinden denize açılması kararı da artık Ankara-Telaviv-Washington arasında nihai aşamada, fakat kesin detaylar hâlâ meçhul.

  Gelinen bu noktada, yurtsever her Türk vatandaşı Kuzey Irak petrolünün Türkiye kontrolünde, Türkiye üzerinden dünyaya pazarlanması önerisine sahip çıkmalı, bu tez, Barzani'nin değil bunu herkes bilsin. Biraz öncede belirttiğim gibi Barzani aksine kontrolün Türkiye'de olmasını istemiyor, bunu durdurmak için Türkiye içinde kendine yakın tüm güçlerle kamuoyunu yanıltıcı propagandalar yaptırıyor. Türkiye'nin menfaati, maksimum fayda sağlaması adına, Türkiye'nin bu anlaşma karşılığında nasıl ekonomik ve siyasi menfaat sağlayacağı, kazançlarının ne olacağı tüm gerçekleriyle kamuoyunun önünde tartışılmalıdır .'

  Uzmanımızın projeksiyonu kaçınılmaz gerçekleri gösteriyor, dün konuyu açtığım değerli yetkin-uzman isimlerin hemen hemen hepsinin ortak görüşü de bu yönde oldu zaten. Mesela, MİT eski uzmanlarından Sayın Mahir Kaynak'la yaptığımız sohbete bakalım, dedi ki;

  MİT, SON DERECE BAŞARILI STRATEJİ YAPIYOR ‘Barzani denize açılmak istiyor çünkü denize açılmadan o bölgede yaşayamaz başka şansı yok çok iyi biliyor ancak Türkiye'nin kontrolü altına girmemek içinde elinden gelen karşı politikaları oluşturuyor. Kuzey Irak petrolünün Türkiye kontrolünde pazarlaması tezi Barzani'nin işine gelmiyor, gücün kendi elinden gitmeyeceği daha başka yolları zorluyor. Barzani'nin Ankara'da, özellikle Güneydoğu milletvekilleri arasında büyük bir lobi yaratma gücü var, dolayısıyla da bu noktada Ankara'da devlet ve hükümet senkronize olamıyor, ortak düşünmüyor. Bu nedenle de Türkiye'nin yeni Kürt politikası, Barzani ile ilişkilerin seyri bir türlü netleşmiyor.

  Ankara'da 2 eğilim var kısacası, malum bazı siyasiler Barzani'nin yanında durur iken, devletin diğer birimleri de Barzani'nin istediklerini frenleyip şu mesajı veriyorlar; ‘Bak Barzani sen Türkiye'nin karşısındaki tek alternatif değilsin. Bu arada unutma PKK sadece bizim belalımız değil, asıl senin başına bela, bu mücadelede ortak hareket etmeliyiz, PKK'nın önü açılırsa Türkiye'den çok sana zarar verir, senin tahtın sarsılır. Sen bizimle oynama, biz de...' (Noktaları siz doldurun efendim. PKK-Barzani tartışmalarına daha dikkatle bakın)

  Barzani dayatmalarına karşın MİT ve devletin ilgili birimleri, askeri yetkiler gayet uyum içindeler ve bu paralelde gelişen MİT'in yeni başkanının stratejik açılımları da milli duruşlu vatandaşlar tarafından destekle izlenmelidir.'

  Artık, daha ne denebilir ki?[1]

Türkiye Kürtleri Ve Irak Seçimleri

Erich FEIGL, Die KURDEN. Geschichte und Schicksal eines Volkes, Müchen1995. Universitats Verlag. (132 orijinal belge, fotoğraf ve harita. 220 kaynak) 286 Sayfa.]

Yukarıda künyesini verdiğim eser Avusturyalı Profesör Erich FIEGL tarafından 1995 yılında Münih'te Universitats Verlag tarafından yayımlanmış olup, Türkler ve kendilerine yeni bir kimlik arayışında olan Kürtler tarafından yeterince bilinmeyen ve acilen Türkçeye çevrilmesi gereken bir kitaptır.

1995 yılına kadar 6 tarihî eseri yayımlanan E. Fiegl, pek çok belgesel filmin de yönetmenliğini yapmış bir bilim adamıdır. Bu eserden yayımlandığı tarihte haberim olmuştu. Sanırım, Devletimizin ilgili birimlerinin de haberleri vardı. Fakat ne yazık ki, o tarihlerde, belki de bazı kesimleri incitmemek için Türk ve Kürt halkının bilgisine sunulmaktan sakınıldı. Artık bütün kozlar açıldığına ve Türkiye üzerinde büyük oyunlar oynandığına göre, bir belgesel niteliğinde olan bu eserin de herkes tarafından okunup bütün gerçeklerin bilinmesinde yarar vardır.

Anadolu, bu topraklar üzerinde yaşayan herkes için kutsaldır. Bu güzel yurdun, misak ı millî sınırları içinde kalan herhangi bir köşesinden koparılacak bir kayasının bile Türk, Kürt, Arnavut, Laz, Gürcü, Çerkez, Abaza, Arap, Süryanî Keldanî kökenli Türk halkını da altında ezeceği gerçeği unutulmamalıdır. Anadolu'da yaşayan Kürtler kendi tarihlerini ve bu ülke içindeki mutlu geçmişlerini iyice öğrenmelidirler. ‘Kürtleşmiş Türklerin, yüzyıllar içinde Anadolu'nun Doğu ve Güneydoğusuna Batıdan göçürülmüş Avşar Kayı Kızık Beydili Peçenek Yüreğil Eymür Döğer vb. gibi 24 Oğuz Boyundan geldikleri gerçeği tarihî belgelere dayanılarak yazılıp anlatılmalıdır. Urfa yöresinde yaşayan Karakeçili oymağı mensuplarının kardeşlerinin Kütahya-Domaniç, Bilecik-Söğüt ve Kırıkkale-Karakeçili ilçesi yörelerinde yurt tuttukları; Dulkadir oğullarının Diyarbakır ve yöresinde torunlarının bulunduğu; Beydili aşireti mensuplarının Musul'dan itibaren Anadolu'nun pek çok yöresinde yaşadıkları ders kitaplarında yer almalıdır.

"Die Kürden' (=Kürtler) adını taşıyan eser, benzerleri arasında en gerçekçi, ciddî bir araştırma ürünü olup, 220 kaynaktan yararlanılarak yazılmıştır. Erich Feigl, 25 yıl gibi uzun bir süre Türkiye, İran, Irak, Suriye ve Ermenistan'da Kürt boyları arasında yaşamış, o yörelerde konuşulan farklı Kürt lehçelerini öğrenmiş, onların sosyal hayatlarını, gelenek ve göreneklerini incelemiş ve o bölgelerde belgesel filmler yapmıştır.

Bölgeler arasındaki farklı Kürt lehçelerini tarihî gelişim sürecinde derinliğine araştıran yazar, onların sorunlarını tek yanlı olarak ele alıp yazan pek çok Batılı yazardan farklı olarak, "Kürt sorununun bugünü ile PKK terör örgütünün gerçek yüzü konusunda insanları bilgilendirmek için yazdığını" özellikle belirtmektedir. Yazar, ayrıca, "Tarihî belge ve bilgiler ışığında bilimsel yansızlıkla yazdığı bu kitaptaki gerçekleri okuyanların kendisini Kürt düşmanı olarak algılamamalarını" da rica eder.

Aksine, Kürtleri çok sevdiğini, hatta 1970 yılında ‘İnsanlar ve Mitoloji' adlı TV dizisinin çekimi sırasında Ağrı Dağı'nda geçirdiği bir kazada hayatını kurtaran kişinin bir Kürt olduğunu açıkça ifade eder ve bu kişi ile çekilmiş bir fotoğrafını da kitabın arka kapağına koyar.

Kitabın ön iç kapağına ASALI'NIN ‘Büyük Ermenistan', arka iç kapağına da bu haritayla % 60 örtüşen PKK'nın ‘Büyük Kürdistan' haritasını koyan yazar, bu iki harita arasında 19 bölümde Kürt sorununu, Kürt tarihini, Kürt dillerini, Kürt ayaklanmalarını, PKK ASALA arasındaki anlaşmayı, uyuşturucu kaçakçılığını ve PKK terörünü sistematik olarak inceler. Sonuç olarak, kendisine göre bir çözüm önerisiyle kitabını tamamlar.

Yazar, tarihteki Ermeni Kürt ilişkileri ile Kürtler ve Ermeniler arasındaki uyuşmazlıklara da ayrıca yer vermektedir. I. Dünya Savaşı esnasında, Ermeniler ve Kürtler arasında meydana gelen karşılıklı baskın ve katliamları anlatırken, ASALI'NIN iddia ettiği 1915 yılı ‘Ermeni soykırımı'nın olmadığını o tarihteki Ermeni kilisesi kayıtlarıyla ispatlamaktadır.

Yazar, ayrıca, 1000 yıl bir arada yaşayan, aynı kaderi paylaşan, ortak düşmanlara karşı birlikte savaşan, karşılıklı kız alıp kız vererek evlenme yolu ile karma aileler oluşturan, Anadolu Kürt ve Türklerinin birbirinden ayrılamayacağı, bağımsız bir Kürt devletinin olamayacağı sonucuna varır. En iyi çözümün karşılıklı anlayışla bir arada yaşamaya dayanması gerektiğini vurgular. [Şu sonuca iyice bakın!] (Tarihte hiç olmayan) Kürt probleminin de İngiltere ile Rusya'nın zorlaması ile ortaya çıktığını ifade eder. [Yazar, bu kitabını 2000'li yıllarda yazsa idi, bu gerçeklere Fransa, Belçika, Danimarka gibi sözde dost(!) AB ülkelerinin adlarını da eklerdi.] Türkler tarih sahnesine çıktıkları MÖ. 4500 yılından beri hiçbir ırka ve halka zulmetmemişler, onların refahlarını da kendileriyle aynı görmüşlerdir. Hele, Anadolu'yu, yani Türk ülkesinin son kalesi Türkiye'yi ikinci vatan kabul ederek bu kutsal topraklara sığınan ve dillerini, inanışlarını, gelenek ve göreneklerini koruyabilen ve sonsuza kadar koruyacak olan insanlarımızı ‘alt kimlik', ‘üst kimlik' gibi Türk tarihinde görülmeyen bir şekilde bölmeye çalışanlara en güzel cevabı halkımız verecektir. Bu vatan hepimizindir. Başka TÜRKİYE olmadığına göre, bu vatana, bu bayrağa, bu birliğe tek yumruk olarak sahip çıkmamız gerekmektedir. Bu gerçekleri bize anlatmaya çalışan Alman asıllı bir Avusturyalı bilim adamının bu eserini okumamız, tespitlerini anlamamız, yarınlarımız, çocuklarımız ve torunlarımızın geleceği için önemlidir.

Bu arada şu tarihî olayı da burada bir defa daha hatırlatmayı görev addediyorum: Türkiye'nin yabancılar tarafından istilâ edildiği, Rusların Kars başta olmak üzere Doğu illerimizi istilâ ettiği; Fransız, İngiliz, İtalyan ve Yunanlıların Anadolu'yu bölmeye çalıştıkları yıllarda Türk halkına ve Türk Ordusuna isyan ederek, bölücülük ve Kürtçülük yapan, sonra da İstiklâl Mahkemesi kararı ile idam edilen Şeyh Sait, meslektaşı Said i Nursî'yi Kürt ayaklanmalarına katılmaya çağırır. Said i Nursî'nin bu ihanet çağrısına verdiği cevap şöyledir:

‘Sizin savaşınız, bir kardeşin yapmaması gereken savaş olup, hayır getirmez. Türk halkı 1000 yıldır İslâm'ın bayrağını taşıyor ve inancı uğruna sayılamayacak mücadele verdi. Kutsal dinimizin koruyucularının mirasçılarına karşı elime silâh alamam!'[2]

Irak seçimleri'nin değerlendirilmesi ve tarihsel gelişim

Geçmişe Bakış:

Osmanlı İmparatorluğu'nun en büyük eyaletlerinden biri olan Irak, zenginliği ve ticareti ile meşhur bir bölgeydi. Irak, Batılıların ilgisini 18. yüzyıldan itibaren çekmeye başladı. Araştırmalar sonucu Irak'ta bulunduğunun belirlenmesi ve aynı zamanda Hindistan yolu üstündeki stratejik konumu dolayısıyla İngilizler, bu eyalete gözünü dikmişti. Irak ve çevresi, Almanların da ilgisini çekiyordu.

1. Dünya Savaşı sırasında, başta İngiliz ve Fransızlar olmak üzere Osmanlı'ya dört bir yandan saldıran Avrupa devletleri, Ortadoğu'yu hedef almışlardı. Bu dönemde, buralara çeşitli vaatler vererek girmeye çalışan İngiliz güçlerine, bazı Arap kabileleri çok yardımcı olmuştur. Arabistan'da krallığın kurulmasına yardımcı olan İngilizler, kendileriyle işbirliği yapan "kabilelere" de ödül olarak, biri Irak'ta, diğeri Ürdün'de iki krallık kurdurmuşlardır.

Hemen söylemek gerekir ki; Irak halkı hiçbir zaman Osmanlı'ya karşı isyan etmemiş ve son dakikaya kadar ona sadık kalmıştır. Zaten bu nedenle İngilizler, Irak'ın başına dışardan bir hanedan getirmiştir.

1958'e kadar Irak'ta hüküm süren Haşimi Krallığı, çok kanlı bir halk ayaklanması ile sona erdi. Ardından General Kasım dönemi ile başlayan askeri diktatörlükler, 1979 yılına kadar devam etti. O yıl, Cumhurbaşkanı El-Bakr'ın istifası üzerine, yardımcısı olan Saddam Hüseyin Cumhurbaşkanı oldu. Böylece Irak'ta Saddam dönemi başladı. Saddam, uzun yıllar ülkeyi katı sosyalist Baas Partisi'ne dayanarak yönetti.     

Saddam Hüseyin daha ilk yıllarında, Batılı güçlerin teşvik ve yanıltması, kendisinin de yaptığı çok yanlış hesaplar sonucunda, İran ile 10 yıl sürecek savaş başlattı. Bu savaş, Irak'ı büyük zaafa uğrattı.

Hemen ardından, daha da büyük bir stratejik hata yaparak Kuveyt'i işgal etti. Saddam Hüseyin, böylece kendi sonunu kendi hazırladı.

Irak, 1990 yılında Birinci Körfez Savaşı sırasında işgale uğradı. Bu dönemden sonra sürekli olarak ABD ve İngiltere'nin baskısı altında hareketleri kısıtlandı ve sürekli savaş tazminatı ödemek zorunda bırakıldı.  2003 yılına gelindiğinde, İkinci Körfez Savaşı gerçekleşti. Böylece,  ABD ve Koalisyon güçleri Irak'ı tekrar işgal etti ve Saddam idaresine son verdi.

İkinci Körfez Savaşı, bilindiği gibi doğruluğu ispatlanamayan sözde istihbarat raporlarına dayanılarak başlatılmış bir savaştır. Birçok Avrupa devleti başta buna katılmak istememiş, Birleşmiş Milletler de müdahale yönünde karar vermemiştir. Lakin bu raporlara inandığını söyleyen ABD, Irak'ı işgal etmiştir. Daha sonra göstermelik güçlerle buna katılan devletlerle birlikte Koalisyon Güçleri'ni oluşturmuşlardır. ABD'den başka Irak'ı işgal eden askeri güç İngilizlere aittir.  Böylece İngilizler, 1948'de çıktıkları bu topraklara tekrar işgal gücü olarak geri dönmüşlerdir.

Irak gibi zengin bir ülke, kötü ve hatalı idareler ve idareciler yüzünden mahvolmuştur. Irak halkı hiç bir zaman rahat bir yaşam görememiş ve tabii zenginlikler boş yere heba edilmiştir. Sonuç ise, şu anda dünya'nın ibretle seyrettiği silahlar altında demokratikleşmeye (!) çalışan, her gün çatışmalara sahne olan, perişan bir Irak'tır.

Durum Tespiti:

Irak'ta 15 Aralık 2005 tarihinde silahların gölgesinde ve baskılar altında bir seçim yapılmıştır. Hala sonuçlarının ne kadar sağlıklı olduğu taraflarca tartışılmaktadır. Bu noktaya 3 aşamada gelinmiştir.

  • Birincisi, 28 Haziran'da yönetimin Yerel Koalisyon Güçlerine devredilmesi;
  • İkincisi, 30 Ocak 2005'te gerçekleştirilen ilk seçimler(Sünniler ve Türkmenler büyük ölçüde boykot etmişti).
  • Üçüncüsü, 15 Ekim'de yapılan Anayasa Referandumu.

Anayasa, özellikle Amerika'dan gelen uzmanlar ve bazı etnik kişilerce hazırlanmış ve yine silahların gölgesinde oylamaya sunulmuştur. Demek ki, Irak'ta demokrasi şimdiye kadar hep silahların gölgesinde gelişiyor  (!) gibi görünmektedir.

Seçim Sonuçları:

Özellikle Irak işgalinden bu yana üstünde çok durulan, çeşitli yollarla alt yapısı hazırlanan ve gerçekleşmesi umulan Irak'ta etnik ve dini-mezhepler bazında ayrışmanın kesin çizgilerle ortaya çıkması sağlanmak isteniyor. Nitekim son seçimde, bu çizgiler oldukça netlik kazanmıştır.

Şu ana kadar elde edilen sonuçlara göre; 275 kişilik parlamentoda,  en büyük payı 137 üye ile Şiiler almıştır. Bunu 57 üye ile Kürtler ve en son da 52 üye ile Sünni Araplar takip etmiştir. Türkmenler ise; tamamen etkisiz seviyede kalmış, içlerinden bir kısmı diğer partilerden seçime girmişlerdir. 

Kürtler açısından bakılınca,  Ocak 2005 tarihli ilk seçimden sonra onlar için çok olumlu gelişmeler yaşanmıştır. Barzani, Kuzey Irak'ta yapılanan Kürt bölgesinin başına geçirilmiş, Talabani de, bütün Irak için geçici koalisyonda Cumhurbaşkanlığı görevine getirilmiştir. Tüm bu gelişmelerde, Kürtlerin Batılı güçlerle yaptığı işbirliğinin verdiği kolaylık, ABD ve koalisyon güçlerinin onlar lehine verdiği desteğin de katkısı büyük olmuştur. 

Buna karşılık, son yapılan seçimin sonuçlarından ve ileride Şiilerle koalisyon kurma durumuna düşmekten şikâyetçi olan Kürtler, neticeden pek de memnun görünmemektedirler. 

Araplar kendi aralarında Şii ve Sünni olarak bölünerek, işgal güçlerine karşı direnişte birbirlerine yardım etmemektedir. Böylece, o sırada mücadele eden tarafın ezilip, yenilmesine ve ülkelerinin savunmasının zaafa uğramasına sebep olmaktadırlar. Aralarındaki mezhep farkı çok daha fazla öne çıkmıştır. 

Diğer taraftan, Kürtlerin büyük bir kısmı Sünni olmasına rağmen, onlar da ön planda etnik yapıyı tutmaktadır. Şu anda iş başındaki Kürtlerin çoğu "laik" yani seküler olanlardır. Bu da Batılı güçlerin işine gelmektedir. 

Türkmenler içinde her iki mezhep de olmakla beraber, Sünniler ağırlıktadır, ama onların da, Türkmen kimliği ağır basmaktadır.

Araplar arasında ki laik guruplar da şu anda iş başındadır.

Bu arada Batılılar, tarih boyunca Irak coğrafyasında yaşamış her topluluktan arta kalan küçük etnik grupları öne çıkartarak, bölgenin adeta pul, pul çözülmesini teşvik etmektedirler.

Irak'taki siyasi gelişmelerde etkili olan isimlerden bir tanesi de Amerikan büyükelçisi Zalmay Halilzad adlı, Afgan kökenli bir kişidir.  Batılı güçlerin, Ortadoğu ülkelerine yolladıkları elçilerin seçimleri ve etkinlikleri de başlı başına ayrı bir konudur.

Seçim sonrasında Irak'ta olası gelişmeler

Büyük hazırlıklar yapılarak Irak'ta 15 Aralık tarihinde genel seçim gerçekleştirildi. Seçim öncesinde ülkeye girişler kısıtlandı. Kısıtlamalar, yasaklar ve işgalcilerin ve silahların gölgesinde Irak'ta demokrasi dalaveresi gerçekleştirildi!

Seçimlerde hile yapıldığına inanan halkın büyük çoğunluğu bu durumu iki haftadan bu yana protestolarla kınamaktadır. Ne zaman protesto gösterisi yapmak üzere toplanılsa, işgal güçleri protestocuların üzerine ateş açmakta, onları zorla dağıtmaktadır. Bu şekilde iki kişi hayatını kaybetti bile.  Irak'ta demokrasi despotizme kılıf yapılıyor.  

Beklenen gelişmeler:

Irak'ta halledilmesi gereken dört önemli konu bulunmaktadır. Ele alacağımız kavramlar aslında en büyük çekişme alanlarının haritasını ortaya çıkartmaktadır:

Anayasa yazılımı: 

Şu ana kadar ülke dışından özellikle ABD'den gelen uzmanların çalışmaları ile hazırlanan anayasanın yerel ihtiyaçlara ne kadar cevap vereceği bilinemez. Asıl mesele, şimdiden sonra kimlerin anayasayı tamamlayacağı ve ne gibi maddelerin buraya yerleştirileceğidir.

Seçim sonuçlarına göre; Şiiler 138, Kürtler 48,  Sünni Araplar 44 sandalye kazanmıştır. Yeni seçim kanununa göre de, 45 sandalye doğrudan tayinle dolacaktır. Yani; ABD ve geçici merkezi hükümete yakın isimler buraya oturtulacaktır. Dolayısıyla, belli grupların sandalye sayısı da o miktarda artmış olacaktır. Türkmenler, en zayıf durumda olan gruptur. Sonuç olarak mevcut şartlar altında nasıl bir anayasa çıkacağı oldukça aşikardır.

  • 1. "Güç"ün kullanılması:

Güç deyince, İktidar olmak ve hükümeti kurmak birinci öge olarak algılanır. Hükümeti kimler kuracak ve koalisyondan birleşik bir Irak mı yoksa bölünmeye hazır bir Irak mı çıkacak?

"Güç"ün ikinci öğesi; güvenlik güçleridir. Asker, jandarma ve polis kuvvetleri kimin elinde olacak? Bunlar merkezden mi idare edilecek yoksa bölgelere göre mi dağıtılacak? Yetiştirilmeleri ve silah gücü nasıl tayin edilecek?

"Güç"ün üçüncü öğesi; para ve kaynak gücüdür. Yani; mali kaynaklar, nasıl paylaşılacak? Kim, vergi koymak hakkına sahip olacak? Para birimi ne olacak ve nerede hazırlanacak? Mali kaynaklar bölgeler arasında nasıl bölünecek?

"Güç"ün dördüncü öğesi ise; yeraltı kaynaklarıdır. Irak için en önemli kaynak olan petrol nasıl kullanılacak,? Daha şimdiden, Kürtler zorla Kerkük ve Basra'ya el koyarak buralardaki petrolün kullanım hakkının kendilerine ait olduğunu iddia etmektedirler. Güney'deki Şiiler de, bölgelerindeki petrollere sahip çıkmaktadırlar.  Ülkenin orta kısmındaki Sünnilere hiç bir şey bırakılmamıştır. Türkmenler ise zaten, cebren kendi ata topraklarından çıkarılmaktadırlar. Görünen o ki,  Irak'ta en büyük problem "petrol" olacaktır. Kısacası, bu ülkedeki kırılma noktaları net olarak belirmeye başlamıştır. 

  • 2. Federalizm nasıl olacak:

Federalizmin hangi tipi Irak'ta kullanılacak, hangisi bölgeye uygundur? Saddam zamanında Irak'ta "merkezi güçlü" bir federalizm mevcuttu. Şimdi, yeni düzen nasıl olacaktır?

Amerikan tipi mi? Bu yapılabilirse idari yetki, mali kaynak, güvenlik ve tabii kaynakların tümü merkezdeki federal idarenin kontrolünde olur. Irak'ta bu nasıl gerçekleşecek?

Yugoslavya  tipi mi?  Büyük ideallerle kurulan Yugoslavya 45 yıl içinde pul, pul parçalanmış, kanlı bir iç savaş geçirmiş ve şu anda esamesi bile okunmayan bir bölge haline gelmiştir.  Irak'ta da bunun olması mı istenmektedir?

Rusya (SSCB) tipi mi?  Bu federasyon da 73 yıl zor dayanmış, 1990'dan sonra dağılmış, büyük bir siyasi ve mali zaaf içine düşmüştür. Büyük kaynak ve alt yapısına rağmen perişan olan Rusya ile kıyaslandığında, 1980'lerden beri savaş şartlarında yaşamış ve tüm alt yapısı zedelenmiş olan Irak'ın durumu nasıl olacaktır? Başkalarının himayesinde yaşayan aciz bir devlet mi hedeflenmektedir?

Hindistan tipi mi? Burada da, kurulduğu 1947'den bu yana iç düzen ve huzur tam olarak temin edilememiştir. Hindistan'da son on yıldan bu yana da, ırk ve mezheplere dayalı çatışmalar artmış, çoğu güç merkezde toplanmış olmasına rağmen toplumdaki farklı sınıflar arasında gerginlik sürekli tırmanmıştır. O halde Irak'ta arzu edilen durum, böyle bir federal sistem midir? Bunların cevapları iyi düşünülmelidir.

•3.                        Demokrasinin  nasıl kurulacağı:

Demokrasi anlayışı, toplumsal gelişmenin ve deneyimlerin sonucudur. Ve bu anlayış ülkelerin kültür öğelerinden çok etkilenir. Tarihi deneyimler ise toplumun demokrasiyi algılamasına yardımcı olur.

Krallık, diktatörlük ve yabancı işgal dönemlerinden hiçbiri, Irak halkını demokrasiye hazırlamamıştır. O halde, silah zoru ve dayatma ile getirilen demokrasinin bu ülkede işleme ve yerleşme şansı nedir?

Irak nereye sürüklenmektedir?

  • Irak'ta kırılma hatları belirginleşmekte ve sertleşmektedir. Aşiret, kavim, ırk ve mezhep boyutlarında ayrışımlar gittikçe artmaktadır.
  • Bölgede zayıf merkezli bir Irak; Amerika'nın, İsrail'in ve Kürtler vb. grupların işine gelmektedir.
  • Irak'ın kısa bir sürede kendiliğinden birkaç parçaya ayrılacağı pek çok kişinin kanaati, en azından beklentisidir. Zayıf veya bölünmüş bir Irak, hem İsrail'in ve hem de Kürt grupların işine yarayacaktır.
  • Buna karşın, bölgede Irak'a sınır komşusu olan devletlerin hepsi, Irak'ın bölünmesinden son derece olumsuz bir şekilde etkilenecektir.
  • Ortadoğu dengeleri çok uzun bir zaman için bozulmuş olacaktır.
  • Irak'ın yeraltı zenginlikleri, başka güçlerce kullanılacak ve ülke halkları bunlardan yeterince yararlanamayacaktır.
  • Irak'ta direniş azalmayacak hatta yaşam şartları ve ekonomi bozuldukça daha da artacaktır.

Türkiye'nin ve tüm komşuların bu şart ve gelişmeleri dikkatle izlemeleri ve tedbir almaları, kararlarını öyle vermeleri gerekmektedir. Dış güçlerin çok uzun vadeli planları olduğu ortada, peki ya bölgedeki ülkelerin planları nelerdir?[3]

 



[1] Akşam / Güler Kömürcü

[2] Yeni Çağ / 01 Ocak 2006 / Tuncer Gülensoy

[3] Milli Gazete / 5 Ocak 2006 / Oya Akgönenç


Bu yazarin diger makaleleri

AKILLI YAŞAMA VE STRATEJİ AHLAKI
  “Bir işe başladığınız zaman çektiğiniz Besmele’nin ihlâsı ne kadarsa; başarınız...
Devami
TÜRKİYE ÜZERİNE KARANLIK OYUNLAR VE KİRALIK PİYONLAR
  "AB ile uyum safsataları, Demokratikleşme salataları, Küreselleşme yutturmacaları, Dinlerarası...
Devami
AB'CİLİK, HEM GERİCİLİK, HEM KAHBELİKTİR!..
  Gericiliktir.. Çünkü kurtuluş savaşı öncesi işgal ve esaret dönemine...
Devami
ABD ÇIRPINDIKÇA BATIYOR
  Nobel ödüllü yazarlar Morrison ve Soyinka Bush'a veryansın etti:...
Devami
ESARET KABUĞU ÇATLIYOR
  Erbakan Hoca 10.Eylül.2004 Cuma sohbetinde: ''Önde gelen bir Yahudi stratejisti, ...
Devami
CUMHURBAŞKANLIĞI TARTIŞMASI VE SİSTEMİN TIKANIŞI!
  Çok Önemli Gelişmelere Hazırlıklı Olmak Gerekiyor!? "Amerika, İsrail'in güvenliği...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 4235

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR