YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69eacc347f10d
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 1 1
Bugün : 9991
Dün : 64042
Bu ay : 1348462
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53493520
IP'niz : 216.73.216.73

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Bir kısım Yahudilerin "her şeye sahip olma, bütün insanları hükmü altına alma ve büyük İsrail'i kurma" gayesine Siyonizm denmektedir. Siyonist olmayan Yahudiler hiçbir şekilde hedefimiz değildir. Çünkü Yahudi bir ana babadan doğduğu için bir insanı suçlu ve sorumlu tutmak hem inancımızın hem de insanlığımızın izin vermediği bir şeydir.

Masonluk ise aslen Yahudi olmayan insanları kendi amaçlarına hizmet ettirmek için kurulan çok sinsi ve siyasi bir dernektir.

 

Bugünkü gibi gelişmiş, her tarafa yerleşmiş ve sistemleşmiş olmasa da, Siyonizm ve masonluk Yahudi tarihi kadar eskidir

Siyonist Yahudilerin İslam'a düşmanlıkları ve insanlık dışı davranışları Asrısaadette ve özellikle hicretten sonra da açıkça görülmektedir.

Bazı kaynaklar Yahudilerin Bizansın Suriye ve Filistin'i istilasından sonra gelip Hicaz'a yerleştiklerini, bazıları da Hz. Musa'dan beri bu bölgede varola geldiklerini bildirmektedir.[1]

Hicret döneminde Medine'de yaşayan başlıca 3 Yahudi kabilesi vardır. Bunlar:

1- Kaynuka Oğulları,

2- Kureyza Oğulları,

3- Nadir Oğulları idi.

Kaynuka oğulları altın ve gümüş kuyumculuğu ile, Nadir oğulları hurma bahçeciliği ve çiftçilikle, Kureyza oğulları ise genelde esnaflık ve ticaret işleriyle meşgul bulunuyordu ve hepsi de zengin kimselerdi.

Özellikle faizcilik ve tefecilik yaparlar ve halkın kanını emerek geçinirlerdi.

Sadece ticaret, ziraat ve sanat yönünden değil, dini ve ilmi yönden de diğer Hicaz ehlinden ileride olmakla beraber yine de Medine'deki Evs ve Hazrec kabilelerinin himayesinde yaşıyorlardı.[2] Yani ekonomik üstünlüklerine rağmen siyasi yönden bugün de olduğu gibi sığınmacı durumundan kurtulamıyorlardı.

Bazı tarihçiler, Efendimizin Medine'ye de geldiklerinde özellikle Yahudilerin sağlam kalelerde yaşadıklarını ortaya koymaktadır.[3]

Bu durum Siyonistlerin değişmez özelliğidir ve halen de böyledir. Sadece Türkiye'mizde değil bizzat gezip gördüğümüz Fransa, Avusturya, İsviçre gibi bütün Avrupa'da ve Amerika'da bulundukları her yerde Siyonistlerin semtleri ve mahalleleri ayrıdır ve kaleler misali özel koruma tedbirleri alınmıştır. Zannediyorum bu durum bile bile yaptıkları hıyanetler yüzünden duydukları suçluluk ve korkaklık psikolojisinden kaynaklanmaktadır.

Ve zaten Siyonist ve emperyalist düşüncenin sahipleri: "Kendilerinden olmayanlara asla güvenmediklerinden ve onlara insanca muamele etmediklerinden"[4]

"Her türlü zulmü işlediklerinden ve İnsanları Allah yolundan çevirdiklerinden", "Yasaklandığı halde bir türlü faiz ve sömürüden vazgeçmediklerinden ve insanların malını haksız ve haram yollarla ele geçirdiklerinden"[5]

"İsyan ve inkârları yüzünden Allah tarafından lanetlenmişlerdir"[6]

Ve "(Ne zaman ve nerede olsalar) üzerlerine zillet ve esaret damgası vurulmuş "Kimselerdir."[7]

Yani, asla Yahudi soyundan geldikleri için değil, işte böylesi zülüm ve küfürleri yüzünden Siyonistler lanetlenmişlerdir. Bizim de Siyonist amaçlar taşımayan ve başkalarının temel insan haklarına saygı duyan Yahudilere karşı hiçbir düşmanlığımız ve kötü davranışımız söz konusu değildir.

Çünkü "Musa kavminden, hidayete eren gerçeği gösteren, hak ve adalet çizgisinde yürüyen bir topluluk"  buluna gelmiştir"[8]

"Onlarda samimiyetle Allah'a ve Ahirete inanan ve iyi şeyler yapan kimselerdir"[9]

Evet, yıllar boyu Medine'deki Evs ve Hezrec kabileleri arasındaki maşhur Buas Muharebelerini kışkırtan ve onları birbirine kırdırarak zayıflamalarını ve üzerlerine bir parça hâkimiyet sağlayan. Yahudiler bu iki kabilenin önemli kişilerinin İslami seçmesi, peygamberimizin Medine'ye göçmesi ve İslam'ın giderek güçlenmesi karşısında eski saygınlık ve sapıklıklarının son bulacağı korkusuyla gizli gizli düşmanlığa ve fesat çıkarmaya başladılar.

Bir yandan Müslüman oldukları için aralarında kardeşlik bağları kurulan Evs ve Hazrec kabileleri arasındaki eski düşmanlıkları körüklerken bir yandan da Ensar'la Muhacir'in arasına fitne düşürmek için uğraşıyorlardı Bir taraftan Mekke müşriklerini Müslümanlara karşı tahrik ederken, bir yandan da Medine'deki İbni Selül gibi münafıkları kullanıyor ve kışkırtıyorlardı.

Medineli Yahudilerin İslam aleyhinde kullandıkları kimseler ise bu günkü masonlara benziyorlardı… Onlara elbette mason denmiyordu ama bu günkü masonların işlevini görüyorlardı… Şöyle ki:

Yahudilerin hem zenginlik ve refah yönünden hem de bilgi ve kültür yönünden müşrik kabilelerden üstün durumda bulunduklarını ve diğer Arapların Yahudilere özenti içinde olduklarını yukarıda belirtmiştik. işte bu yüzden erkek evlatları ölen veya hiç erkek çocuğu olmayan aileler şayet bir oğlu doğarsa onu Yahudiliğe adar ve böylece onun çok yaşayacağına hem de üstün bir insan olacağına inanırlardı.[10] Ve yine Evs'li ailelerin Yahudi Nadir oğulları ile süt emzirmek ve evlat edinmek yolu ile özel bir ilişki modeli geliştirdikleri bilinmektedir.[11]

İşte Müşrik Arap kabilelerinin Yahudiliğe adadığı çocuklar sözde Yahudi sayılıyor ve Yahudiler bunları hem yüceltiyor hem de özel maksatları için kullanıyorlardı. (bu günkü masonlar gibi)

Diğer kabilelerin çocukluk döneminde emzirmek ve yetiştirmek için aldıkları Yahudiler ise sözde o kabileye mensup sayılıyor ve bugünkü dönme Yahudilerin işlevini görüyorlardı.

Asrı Saadetteki masonlara en tipik örnek ise meşhur ve melun şair Ka'b bin Eşref'tir. Bu adamın babası, Arapların Tayy kabilesine mensuptu. Ve Yahudi Nadir oğullarının müttefiki idi. Ka'bın babası Yahudilere hizmet ve sadakatte öylesine ileri gitmiş ve onların yanında öylesine büyük bir rağbet elde etmiş idi ki. "Hicaz Taciri" diye tanınan ve o dönemin en büyük İthalatçısı ve İhracatçısı durumunda bulunan Yahudi kodamanlarından Ebu Rafi'nin kızı ile evlenmiş ve bu evlilikten Ka'b bin Eşref dünyaya gelmişti.[12]

Ka'b zamanla çok zenginleşmiş, buna şairliği de eklenince nüfuzu ve şöhreti oldukça genişlemişti. Araplar onu kendilerinden sayıyor ve onunla övünüyorlar Yahudiler ise kendi yeğenleri biliyor ve "Yahudiliğe adanmış" biri olarak görüyorlardı

Asrı Saadet döneminin meşhur masonu şair Ka'b bin Eşref, Müslümanlar Medine'ye yerleşince, İslam devleti aleyhinde müşriklerle ittifak etsinler diye daha önce Yahudi hahamlarına verdiği maaş ve tahsisatı bile kaldırmıştı.[13]

Hatta Bedir'de katledilen Kureyş büyüklerinin taziyesi için kalkıp Mekke'ye gitti, Kureyş'in Ölüleri için, Müşrikleri İslam aleyhine kışkırtan şiirler ve kasideler söyledi.

"Bedir değirmeni nice kahramanları öğüttü

Nice kızlar gelinler günlerce gözyaşı döktü.

Çünkü Mekke'nin şereflileri toprağa düştü."

Anlamındaki şiir de ona aittir.

O zamanlarda şiir ve hitabet bugünün medyası gibiydi ve oldukça etkiliydi. Bir şair koca bir kabileyi ayaklandırabilir ve korkunç savaşlar başlatabilirdi.

Ka'b Medine'ye dönünce Efendimizi inciten hicivler ve şiirler söylemeğe, hatta daha illeri gidip özel bir ziyafete davet ederek Peygamberimize suikast düzenlemeye girişmişti.

Artık iyice azıtan bu mason şair nihayet Efendimizin emir ve izniyle Muhammed b. Mesleme ve Arkadaşları tarafından hicretin 3. yılında temizlendi.

Olay şöyle gelişti: Bir gün efendimiz (sav) "Beni Ka'b bin Eşrefin dilinden kim kurtaracak?" buyurdu. Sahabeden Muhammed b. Mesleme'de (r.a):

"Ya Resulûllah, izin verirseniz Onu ben öldüreceğim" diye teminat ve tesellide bulundu.

Sonra Resulûllah'a gelip "Ben bu işi ancak bir hile ve tuzakla halledebilirim. Bunu başarabilmem için de Ka'bın yanında sizin aleyhinize konuşmam ve sana düşmanmış ve Müslüman olduğuma pişmanmış gibi davranmam gerekirse buna izniniz var mı?" diye sordu. Efendimiz ise "Bu maksatla istediğini söylemen sana caizdir" buyurdu.

Bunun üzerine Muhammed b. Mesleme (r.a.) güvendiği birkaç arkadaşıyla anlaşıp plan kurdular ve Ebu Naile'yi Kaab bin Eşrefe yolladılar.

Ebu Naile Silkan bin Selame'de şiirden anlayan ve Ka'bla önceden tanışıklığı olan birisiydi.

Ebu Naile, Kab'ın kale içindeki konağına gitti. Karşılıklı bir iki dostluk şiirleri ve eski hatıra ezgileri söylendikten sonra, sana söyleyeceklerim var? Dedi.

Ka'b bunu "hay, hay olur" cevabını verince Ebu Naile:

"Ya Ka'b, şu adamın (Peygamberimizin) Medine'ye gelmesi başımıza bela oldu. Onun yüzünden bütün kabileler bize düşman kesildi. Zekât diye, sadaka diye elimizde avucumuzda olanı bizden alıyor. Kazanç ve ticaret yollarımız tıkandı. Çoluk çocuğumuz perişan oldu. Senden bize parasını ileride ödememiz şartıyla bir miktar yiyecek satmanı rica ediyoruz. Eski dostluğumuz hatırına bizi mahrum etmeyeceğine inanıyoruz…" anlamında sözler söyledi.

Ka'b bin Eşref ise:

 – Ey İbni Seleme. Ben ta başından sizi uyarmıştım. Bu işin sonunun böyle olacağını hatırlatmıştım.  Bak sözüm çıktı… Şimdi size yiyecek satarım amma kadınlarınızı ve çocuklarınızı rehin olarak isterim." Deyince, Ebu Naile:

"-Sen bizi bütün Araplara rezil etmek mi istiyorsun?.. Hem senin cazibene hangi kadın dayanıp ta  kocasına sadık kalabilir?. Üstelik ben yalnız da değilim. Yeni gelen peygamberden usanıp sana sığınmak isteyen başka arkadaşlarım da var… Ama istersen silahlarımızı sana rehin olarak bırakabiliriz." şeklinde karşılık verdi.

Ka'b bu teklife razı oldu. Bu gönüllü İslam fedaileri silahlarını Ka'b'ın yanında bırakıp ayrıldılar.

Ve nihayet anlaştıkları gibi birkaç gün sonra mehtaplı bir gecede,  Ka'b'ın konağına vardılar ve onu dışarı çağırdılar. Ka'b'ın yeni evlendiği hanımı  "Sakın gecenin bu vaktinde ve tek başına dışarı çıkma. Sana bir tuzak kurabilirler!" diye yalvardıysa da Ka'b dinlemedi ve:

"Onlarla anlaşmam var. Hem zaten Muhammed'den de usanmışlar. Dışarı çıkmamak erkekliğe yakışmaz!" diyerek kaleden indi.

Bir müddet konuştuktan ve birlikte dolaştıktan sonra "Saçların ne güzel kokuyor.  İnsanı böylesine mest eden kokuyu ilk defa sende görüyoruz. Biraz eğil de bari şu başını iyice bir koklayalım" diyerek Ka'b bin Eşref'in boyununu eğdirdikten sonra işini bitirdiler.

Masonlar

İSTANBUL Yakacık'ta bir Mason locasında patlama olması, Masonluğu bir anda Türkiye'nin gündemine getirdi. Masonların en hoşlanmadığı şey, açığa çıkmaları, göze batmalarıdır. Bu uluslararası çok güçlü kuruluşun ana prensiplerinden biri gizliliktir. Masonluk sırlarla dolu bir teşekküldür. Türkiye'de bu konuda halk yığınları, hatta okur-yazarlar, çokbilmiş geçinenler fazla bir malumata sahip değillerdir. Masonluğa muhalif olanlar vakitlerini ucuz bir edebiyatla geçirirler. Aslında ilk yapılması gereken şey, ilmî bir araştırma enstitüsü kurmak ve Masonluk hakkında sahih bilgilere ve belgelere dayanan ciddî tedkikler yapmaktır. Masonluk hakkında bilinmesi gereken gerçekler şunlardır:

1) Türkiye Masonları, tek bir Mason teşkilâtı bünyesinde birleşmiş değillerdir. Ülkemizde, -benim bildiğime göre- birbirinden ayrı ve kopuk dört Mason teşkilâtı bulunmaktadır. Masonlar birbirlerini kardeş ilân ederler ama bu dört ayrı locanın üyeleri pek de kardeşçe geçinmezler. Hatta zaman zaman birbirlerini kıyasıya tenkit ettikleri de olur.

2) Allah'a inanç konusunda Masonlar birbirine zıt iki gruba ayrılmışlardır: "Kâinatın Yüce Mimarı"nı yani Allah'ı kabul eden teist Masonlar; bunların karşısında ateist ve agnostik Masonlar.

3) Masonluk kendisini dinlerin üzerinde görür. Allah'a inanan Masonlar localarına Müslümanları, Hıristiyanları, Yahudileri kabul ederler, Mason olunca hepsi de "Kardeş" olur.

4) Türkiye Masonlarının hepsi istisnasız su katılmadık Atatürkçü ve Kemalist geçinirler. Ancak 1935'te Mustafa Kemal Mason localarını kapattırmıştı. Daha sonra ikinci cumhurbaşkanı nâm-ı diğer Millî Şef İsmet İnönü zamanında Masonluk tekrar açıldı, yasallaştırıldı. Onlar kapalı bulundukları yıllar için "Masonluğun uyku devri" derler. Masonlar localarını kapattıran bir devlet büyüğünü nasıl candan sevebilirler? Bu da onların sırlarından biridir.

5) Masonluk uluslararası gizli bir teşkilâttır. Onların kendi tabirleriyle evrenseldir. Tabiatıyla kökü dışarıdadır.

6) Masonluk elitist-seçkinci bir teşkilâttır. Tahsilsizleri, işçileri, çiftçileri, fakirleri aralarına almazlar. Mason olabilmek için yüksek tabakaya mensup olmak gerekir. Bende 1930'lu yıllardan kalma "Muhibban-ı Hürriyet" locasına ait bir yazı var, biri tramvay deposunda memurluk yapan iki vatandaşımız Mason olmak için müracaat etmişler, müracaatı inceleyen raportör "Bunlar her ne kadar namuslu ve dürüst vatandaşlar ise de, içtimai seviyeleri Mason olmalarına yeterli değildir, binaenaleyh taleplerinin reddine…" diye şerh vermiştir.

7) Masonlar birbirlerini son derece tutarlar, korurlar. Onlar makamları, mevkileri, memuriyetleri, kürsüleri kendi üyelerine kardeşlerine verirler. Bu konuda Mason olmayan bir aday, Mason olandan daha ehliyetli olsa yine işe alınmaz. Masonluk ehliyetten önce gelir.

8) Masonlar ülke rantlarını kendi aralarında paylaşırlar. Geçim sıkıntısı çeken tek bir Mason gösteremezsiniz, refahları yerindedir.

9) Türkiye Masonlarının İslâm dinine karşı tutumları: İngiltere'de, ABD'de, vaktiyle İmparatorluk Almanya'sında Masonlar dinle iyi geçinirler, en azından açıkça savaşmazlardı. Türkiye'de ise, Masonluk İslâm dinine, Kur'an hükümlerine, Şeriata karşıdır. Üç yıldızlı kardeşlerin bir kısmı İslâm düşmanlığında hayli agresif hareket etmektedirler. Bu tutumlarıyla insan haklarına, medeniyete ters düştükleri tartışmasız bir gerçektir.

10) Türkiye'nin son iki asırdaki bütün ihtilâl, inkılâp, büyük değişim hareketlerinde Masonların büyük rolü ve parmağı bulunmaktadır. Profesör Ahmet Yüksel Özemre, "Tapınak Şövalyeleri" başlıklı gerçekten çok değerli makalesinde, Osmanlı devletini Aşırı Bektaşilerle, Masonların yıktığını beyan etmektedir.

11) Yakın tarihin bazı ünlü İslâmcıları da Mason olmuşlardır. Cemaleddin Afganî bunlardan biridir. Bu zatı Müslümanlara büyük önder, büyük rehber, peşinden gidilecek lider olarak tanıtan bazı ilâhiyatçılar, Masonlukla İslâmcılığı nasıl uyuşturabiliyorlar? Bu konuda samimi açıklama yapmaları gerekir.

12) Masonlukla Yahudiliğin ilişkileri: Masonluk tarihinin, Mason dogmalarının, Mason mitolojisinin Yahudilikle çok yakın ilgisi bulunmaktadır. Hazret-i Süleyman mabedini inşaa eden Hiram Usta, Masonların büyük atasıdır. Bilhassa geleneksel Masonlukta, Yahudi Kabbalasının büyük yeri ve tesiri bulunmaktadır.

13) Türkiye Masonluğunda bozulma var mıdır? Bu konuda kesin hüküm verecek derecede bilgiye ve uzmanlığa sahip değilim. Ancak kulağıma şöyle bir rivayet geldi: İki yaşlı Mason, yeni Mason nesillerinden acı acı şikâyet etmişler, "Bunlar Masonluğun da içine ettiler" demişler. Türkiye'de genel bir kokuşma, bozulma, yozlaşma görülmektedir, Masonların da bundan hisse ve nasiplerini almadıkları düşünülemez.

14) Masonlar güçlü bir lobi midirler? Gerçekten güçlüdürler. Ancak zaman zaman güçleri azalmakta veya çoğalmaktadır. Adnan Menderes'in başvekâlet (başbakanlık) müsteşarı Masonların "Üstad-ı Azam"ıydı. Müsteşar ve Üstad-ı Azam olarak Menderes'in gölgesinde ülkeyi el altından bir imparator gibi idare etmiştir. Yassıada mahkemesinde kendisine çok az bir ceza verilmiştir.

15) Masonlar üniversite, medya, yüksek bürokrasi, yüksek finans, adalet sahalarında kadrolaşmışlardır.

16) Genelkurmay Başkanlığı geçenlerde bir açıklama yaparak ordu mensubu subayların, Mason locası gibi gizli derneklere, lobilere girmelerinin doğru olmadığını bildirmiştir.

17)İslâmiyet'i kadın-erkek eşitliği konusunda tenkid eden bir kısım Masonlar, localara kadın üye alınmaması konusunda acaba ne gibi gerekçe gösterirler?

18) Sultan Abdülhamit'i deviren güçlerin başında Masonlar ve Sabataycılar gelmektedir. (Erbakan Hoca aleyhindeki fikirlerin ve faaliyetlerin içinde de hep masonların olduğu görülmektedir. Kökü kirli ve gizli olan masonların ve onların bağlı bulunduğu dış mihrakların neden sürekli Milli Görüş'ü yıkmak, olmazsa yozlaştırmak ve Erbakan'ı yıpratmak için çırpındıkları üzerinde durulması gerekir.

Son zamanlarda, güya "halka açılma, şeffaf olma, herkesin katılabileceği toplantılar yapma" sadece göz boyamadır ve halkı aldatma ve dikkatleri dağıtma girişimleridir.

Evet, ülkemizi bu hale getiren kendileridir. Ancak suçu ve sorumluluğu "gericiler, şeraitçiler" diye Müslümanlara yüklemek konusunda, maalesef mahirdirler.

19) On dokuzuncu asrın sonuyla, yirminci asrın başlarında Fransa'da Masonluğa karşı bir hareket başlamıştı, ancak Katolikler bu savaşı sonunda kaybettiler. Türkiye halkı ezici çoğunluk olarak Masonluğu ve Masonları sevmez.

20) Siyaset, eğitim, üniversite, iktisat, medya, finans sahalarında büyük ağırlığı olan Masonlar, Türkiye'yi ilerlettiler mi, gerilettiler mi? Onların güdümünde ülkemiz Ortadoğu'nun bir Japonya'sı, en azından bir Güney Kore'si olabildi mi? Ülkemizin güçlü, ağırlıklı lobisini teşkil eden Masonlar, bize şimdiye kadar kaç Nobel kazandırdılar?.. gibi konuları tartışmak yasak ve tabu değildir. Masonlar ülke, halk, devlet için mi çalışıyor, yoksa kendileri için mi? Her konuda gürültülü, patırtılı açıkoturumlar tertipleyen büyük televizyonlarımız Masonluk konusunu niçin gündeme getirmiyor? Masonların icraatını niçin sorgulamıyor? Bugünkü Türkiye onların ve Sabataycıların eseridir.[14]


[1] Ebul  Ferecü'l İsfehani-Kitabül Ağani sh. 94

[2]  Ağani 19/15

[3]  Vakidi, Kitabül Meğazi

[4]  Ali İmran: 73

[5] Nisa:160-161

[6] Bakara: 88

[7] Al-i İmran: 112

[8] Araf:159

[9] Maide: 69

[10]  Taberi Tefsiri Kahire 1954, sh. 407

[11]  R.B. Serjeant – Medine Anayasası. 1994. Sh.5

[12]  Mevlana Şibli-Ö.R. Doğrul Asrı  Saadet C.1, sh.278

[13] Bak. Zerkani

[14] 13 mart 2004 Milli Gazete M. Şevket Eygi

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Diğer Yazarlar

Diğer Yazarlar

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...