YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69f40bc94f8ca
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 4 2
Bugün : 9169
Dün : 60722
Bu ay : 9169
Geçen ay : 1737715
Toplam : 53891942
IP'niz : 216.73.217.100

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Ortak Pazar üç perdelik bir Siyonist oyunudur. Birinci ve görünen çerçevesi her bakımdan güçlü bir Birleşik Avrupa hayalini gerçekleştirmek arzusudur. İkinci perdesi ise Hristiyanlık kaynaşması ve Haçlı duygusudur. Üçüncüsü ve asıl gayesi de Avrupa'yı siyasi ve ekonomik yönden sömürmek ve Siyonist emellerine alet etmek için hazırlanan bir Siyonist senaryosudur.

 

Ancak Avrupa Topluluğu Siyonizm'in elinden kurtulabilir, İslam Birliği, Uzakdoğu ülkeleri gibi Dünyanın diğer bloklarıyla karşılıklı işbirliği ve ticaret anlayışına dayanan barışçı bir yapıya dönüşürse, o takdirde hayırlı ve yararlı bir kuruluş olabilir. O zaman Türkiye de bu oluşuma girip katkıda bulunabilir.

Şimdi, Avrupa'daki Siyonist hâkimiyetini daha iyi kavramak için önce Ortak Pazarın /Avrupa Topluluğunun (AT) kuruluşuna ve kurumlarına bir göz atalım:

1- Giriş:

Şu anda 320 milyon nüfuslu ve 12 üyeli olan Avrupa Topluluğu (AT) EFTA (Avrupa Serbest Ticaret Birliği) ülkeleriyle imzaladığı anlaşmalarla 380 milyonluk bir blok oluşturma çabasındadır.

Avrupa'nın en zengin ülkelerinin oluşturduğu bu pazar bütün dünyanın dikkatini çekmektedir.

1993 başında başlayan tek pazarla AT dünyanın en büyük ekonomik birliklerinden birini oluşturmakta ve dünya ticaretinin büyük bir kısmını eline geçirmektedir. Özellikle Doğu Bloğunun çökmesinden sonra Avrupa, ayrı ve yeni bir blok ortaya çıkmıştır.

Türkiye'nin 1963 Ankara Antlaşması ile ilişki kurduğu ve 14 Nisan 1987 tarihine tam üyelik başvurusunda bulunduğu, ithalat ve ihracatının büyük bir kısmını (EFTA ülkeleri de içine alınırsa %75) gerçekleştirdiği ve 1996 yılı başında Gümrük Birliğine geçtiği bu topluluğun nasıl kurulduğu ve kurumlarının neler olduğu önemine binaen inceleme konusu edilmiştir.

2- Avrupa Topluluğunun Kuruluşu:

1946 Yılında İngiltere başkanı Wilston CHURCHİLL'in Zürih'te yaptığı bir konuşmada Avrupa'da Nazizmi engellemek için bir Birleşik Avrupa Devletleri kurulmasını istemiştir. İkinci dünya savaşından sonra 9 Mayıs 1950'de Fransa Dışişleri bakanı Robert SCHUMAN tarafından yapılan bir konuşmada Avrupa'da kömür ve çeliğin üretiminin ve tüketiminin kontrol edilmesi için bir Avrupa örgütü kurulacağını söylemiş ve Almanya Maliye bakanı Jean MOMENT'in katkıları ile Avrupa Topluluğunun ilk temeli atılmıştır.

Belçika, Fransa, Hollanda, Almanya, Lüksemburg ve İtalya'nın katılımlarıyla 18 Nisan 1952 de Paris Antlaşması ile Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (ECSN) 25 Mart 1957'de imzalanan ve 1958'de yürürlüğe giren Roma Antlaşması İle Avrupa Ekonomik Topluluğu (EEC) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (EURATOM) kuruldu.

Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğunun amacı kömür ve çelik için ortak bir pazar oluşturmaktı. Avrupa atom Enerjisi Topluluğunun amacı ise, nükleer enerjinin barış için kullanılmasını sağlamaya yönelik sanayinin geliştirilmesiydi. Avrupa Topluluğunu oluşturan antlaşmaların en kapsamlısı olan Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun amacı ise ekonominin her alanında bütünleşme sağlayarak mal, hizmet ve sermayenin tıpkı ulusal sınırlar içinde olduğu gibi topluluk içinde de engelsiz dolaşabileceği bir ekonomik serbest bölge oluşturmaktır.

Roma Antlaşmasında Konsey ve Komisyonun yasal enstrümanları da sayılmıştır. Bu enstrümanlar: 1-Kararlar herkese yönelik olduğunda yönetmelikler (regülütions), 2- hukuki kararlar (dicisions), 3- Zorlayıcı gücü  olmayan öneriler (recommandtations) ve görüşler (opinions)dır.

8 Nisan 1965'de imzalanan ve 1 Temmuz 1967'de yürürlüğe giren birleşme antlaşmasıyla tek bir konsey ve AT komisyonu oluşturulmuştur.

Topluluğun genişlemesi ilk olarak 1 Ocak 1973'de İngiltere, İrlanda ve Danimarka'nın katılımlarıyla olmuştur. 1981'de Yunanistan Topluluğa katılmış, 1986'da İspanya ve Portekiz Topluluğa katılmış, topluluk 12 üyeli olmuştur. Bilindiği gibi daha sonra yeni katılımlar ve müracaatlar olmaktadır.

1985 ortasında AT komisyonunda beyaz rapor adı verilen bir rapor kabul edilmiştir. bu raporla topluluktaki fiziki, teknik ve mali engellerin kaldırılması öngörülmüştür. Fiziki engeller malların ve şahısların kontrolünü amaçlamaktadır. Teknik engeller malların, iş gücünün ve mesleklerin serbest dolaşımını sağlamak, hizmetler için ortak bir pazar oluşturmak, sermaye hareketlerinin serbest dolaşımına zemin hazırlamak ve endüstriyel işbirliği için uygun şartlar oluşturmak ve Topluluk Hukukunun uygulanmasını sağlamaktadır. Mali engellerin kaldırılmasında ise; ticaret tarifelerinin ve katma değer vergisinin uyumlaştırılması hedef alınmıştır.

17 ve 27 Şubat 1986'da imzalanan ve Ocak 1987'de yürürlüğe giren tek senetle Roma ve Paris antlaşmalarının bazı maddeleri değiştirilmiş ve bunlara yeni maddeler eklenmiştir. Bu senetle topluluğa kesin hedefler konulmuştur. Bu amaçlar 1992 sonunda Avrupa da bir iç pazar oluşturmak, aynı ekonomik ve sosyal politikaları uygulamak, araştırma ve teknolojik gelişmeyi sağlayıcı ve çevreyi koruyucu tedbirler almak ve ekonomik ve parasal birliği sağlamak olarak belirlenmiştir. 

Tek senetle Komisyonunun yetkileri artırılmış,  Avrupa Parlamentosu ve Bakanlar Konseyi ile ilgili yeni düzenlemeler yapılmıştır.  Ayrıca daha önceleri yarı resmi olarak desteklenen "Avrupa vatandaşlarını birbirine yakınlaştırmak amaçları"  pekiştirilmiştir.  Böylelikle Avrupa siyasi işbirliğinin, AT'nin etkinlikleri arasında yer aldığı kabul edilmiştir. 

1991 Aralığında imzalanan Roma Antlaşmasına benzeyen Mastricht Antlaşması ile Topululuğun ekonomik, parasal ve siyasi birliğe (Avrupa Birliği) giden yolda çok önemli mesafe kat edilmiştir. Bu antlaşmaya göre 1993 Ocak ayında kişiler, ticaret ve para üzerindeki engeller kaldırılacak, 1 Ocak 1994'te Avrupa Para Birliği'nin (EMU) ilk aşaması olan tek paraya hazırlanacak. 31 Aralık 1996'da AT maliye bakanları tarafından çoğunlukla kabul edilirse ECU  (Avrupa Para Birimi) kullanılacak. Ancak kabul edilmezse ECU'nun kullanma süresi 1997 Aralığında başlayacak ve en geç 1999'da tek paraya geçilecektir. Bu dönemin sonunda dünyadaki en önemli para birimlerinden biri olacaktır. 

Mastricht Antlaşması Avrupalının hayatını aşağıdaki noktalarda değiştirecektir. 

a) En geç 1999'da ECU kullanılmaya başlayacak ve işadamları ve bankalar işlemlerini tek parayla yapacaklardır. 

b) Merkez bankaları hükümetlerinden bağımsızlıklarını elde edecek ve Avrupa Merkez Bankası oluşturulacaktır. 

c) Topluluk Dışişleri bakanları bağımsız hareket edemeyecekler, ancak ortak hareket edebileceklerdir. 

ç) Maliye bakanları kendi bütçelerini yapmada bağımsızlıklarını kaybedeceklerdir. 

d) Avrupa tek devlet olacak, herkes muhatap olarak karşısında Batı Avrupa Birliğini bulacak ve bir Avrupa Ordusu oluşturulacaktır. 

e) AT vatandaşlığı oluşacak. Tek pasaport olacak ve vatandaşlar toplulukta serbestçe dolaşacaklardır. 

f) Avrupa Parlamentosunun seçimleri daha bir önem kazanacaktır. 

h) Suçluların değişimi,  terörizm, uluslararası suçlular ve dolandırıcılar için önlemler alınarak Avrupa Polisi (Europole) oluşturulacaktır.

ı) Sığınmacılar ve yabancı işçiler için ortak politika belirlenecek ve ortak vize uygulamasına geçilecektir. 

i) EFTA üyeleriyle tam üyelik görüşmeleri 1993'de başlayacaktır. Norveç, İsviçre, İzlanda,  Avusturya ve Liheştayn'ın üyesi olduğu EFTA  (Avrupa Serbest Ticaret Birliği) ülkelerinin herbiriyle AT arasında serbest ticaret antlaşmaları yapılarak bir Avrupa Ekonomik Alanı (EEA) oluşturulmuştur.  Bu serbest alanda malların,  sermayenin ve kişilerin serbest dolaşımı öngörülmektedir. 

EFTA ülkelerinden Avusturya İsveç, Finlandiya ve İsviçre topluluğa tam üyelik için başvurmuşlardır. Diğerleri ise başvurmak için hazırlanmaktadır. Bu da gösteriyor ki EFTA ülkeleri er veya geç topluluğa katılacaklardır.  2 Şubat 1993 tarihinde Avusturya, İsveç ve Finlandiya ile tam üyelik görüşmeleri başlamıştır. Dağılan Doğu Bloku ülkeleri ile ise yakında başlayacaktır.

Topluluğun kapısında tam üyelik başvurusunda bulunan Türkiye, Malta, Kıbrıs ve üyelik için hazırlanan Doğu Bloku ülkeleri beklemektedir.

Topluluğun Lome ülkeleri (Afrika Karaib Ülkeleri), Latin Amerika ülkeleri, Akdeniz ülkeleriyle çeşitli antlaşma ve programları vardır.

Son yıllarda topluluk için çeşitli senaryolar üretilmektedir. Bu senaryolarla topluluğun üye sayısının 24 'ün üzerine çıkacağı ve topluluğu ana çekirdek alarak etrafında halkalar oluşturabileceği var sayılmaktadır. Dünyanın 2000'li yıllarda tek paralı,  tek merkez bankalı ve ordusu bulunan Avrupa Birleşik Devletleri ile karşılaşacağı beklenmektedir. 

3 – Topluluğun Kurumları 

AT'ın dört ana kurumu: Avrupa Komisyonu, Bakanlar Konseyi,  Avrupa Parlamentosu ve Adalet Divanıdır. Bu kurumların yanında diğer yardımcı kurumlar yer almaktadır. Bunlar;  Sayıştay, Ekonomik ve Sosyal Komite, Avrupa Yatırım Bankasıdır.

A – Komisyon

AT politikasına ilişkin ilk adımı atma yetkisi, özerk bir kurum olan bu komisyonundur. (The Commission) Komisyon, Topluluğun yürütme organıdır. AT antlaşmalarının uygulanmasını antlaşmaların bekçisi olarak" gözetir ve topluluk politikası için önlemler alır. Ayrıca bakanlar Konseyi'nde Topluluğun çıkarlarını temsil eder, AT'nin yıllık bütçe tasarısını hazırlar ve uluslararası antlaşma görüşmelerini Topluluk adına yürütür. 

Komisyonunu önerisi olmaksızın Bakanlar Konseyi politika konularında karar alamaz.  Ayrıca Konseyin aldığı kararların uygulanmasından da sorumludur. Antlaşmaların yerine getirilmediği tespit edildiğinde üye ülkelere karşı işlem yapma yetkisine sahiptir. 

Komisyon 17 üyeden oluşur ve üye ülkelerin nüfuslarıyla orantılı olarak Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve İspanya'nın ikişer üyesi diğer ülkelerin birer üyesi vardır. Konsey tarafından her üye ülkenin gösterdiği adaylar arasında 4 yıllık bir süre için atanırlar.  Komisyon başkanı ve 6 yardımcısı iki yıl süreyle seçilirler ve bu süre iki yıla kadar uzatılabilir. Başkan ve yardımcıları süre sonunda tekrar atanabilirler.

Belçika'nın Brüksel şehrinde bulunan komisyonda, genel sekreterlik, istatistik ofisi gibi servislerin yanında 30'a yakın genel müdürlük (DG) vardır. Bu müdürlükler belli konularda uzmanlaşmışlardır. 

B –  Bakanlar Konseyi

Brüksel'de bulunan AT'nin son karar organı olan bakanlar konseyi,  üye ülkelerinin bakanlarından oluşur. Üye ülkeler bir ya da daha fazla üye gönderebileceği halde genellikle yetkili bakanlar katılırlar. Yapılan toplantıların konuları katılan bakanlara göre değişebilir. Örneğin Ulaştırma Bakanları ulaştırma ile ilgili toplantılara katılırlar. En kıdemlisi "Konsey Dışişleri Bakanları Konseyidir" ve öteki konsey çalışmalarını koordine ederek her altı ayda bir yapılan AT doğruluğunun hazırlığını yaparlar. Konsey toplantılarına katılan bakanlar kendi ülkelerinin ve Topluluğun çıkarlarını savunmada bir denge oluşturmak zorundadırlar.

Konsey Topluğunun en üst mercii ve yasama organıdır. Başkanlığını üye devletler altışar aylık dönemler için sırayla yürütürler.

Konseydeki üye ülkelerin oy dağılımı şöyledir: Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere'nin 10; İspanyanın 8, Portekiz, Yunanistan, Hollanda ve Belçika'nın 5, Danimarka ve İrlanda'nın 3 ve Lüksemburg'un 2'dir. Kararlar mali konularda, işçilerin serbest dolaşımı ve işçilerin sosyal haklarıyla ilgili konularda oy birliği ile alınırken, diğer bütün konularda çoğunlukla alınır ve oy çoğunluğu 76 üyenin 54'üdür.

C – Avrupa Parlamentosu:

Beş yılda bir doğrudan topluluk vatandaşlarınca seçilen tek kurum olan Avrupa Parlamentosunun 518 üyesi vardır. Parlamento yasal düzenleme tasarılarını inceler, komisyon ve konseye görüş bildirir. Konseyde yasal taslakların kabul edilmesinden önce Parlamentonun görüşünün alınması gerekir. Üçüncü ülkelerle yapılan işbirliği antlaşmaları yada topluluğa yeni üye kabulü gibi konularda parlamentonun onayının alınması gerekir.

Parlamentonun; yasaların hazırlanması, bütçenin kabul edilmesi, politikaların uygulanması, komisyon ve Konseyin denetimi ile ilgili rolleri vardır.

Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu ayda bir kez Strazburg'da toplanır ve oturumlar birer hafta sürer. Parlâmenterler geride kalan zamanlarında Brüksel'de komite çalışmalarına katılırlar. Parlamento da gruplar toplam 518 üye, ulusal esasa göre değil, siyasal çizgilere göre değişir. Yani İngiliz,  Fransız, Alman diye değil,  solcular, sağcılar hristiyan demokratlar, gibi…

D – Adalet Divanı:

Lüksemburg'da bulunan Adalet Divanı, Topluluğun yasal otoritesidir. Divan her üye ülkeden birer ve herhangi bir üye ülkeden ilave bir yargıç olmak üzere toplam 13 yargıçtan oluşur. Bu yargıçlara yardımcı olarak 6 başsavcı bulunur. Yargıçlar ve başsavcılar Bakanlar Konseyince altı yıl süreyle atanırlar ve görev süreleri bitiminde yeniden atanabilirler.

Kararları bağlayıcı nitelikte olan Adalet Divanı, ulusal mahkemelerde uygulama amacıyla topluluk hukukunu yorumlar ve üye ülkelerin, şirketlerin ve şahısların AT antlaşmalarıyla ilgili hukuki sorunlarını karara bağlar.

Ayrıca Divan, rekabet kurallarına uymayarak komisyon tarafından para cezasına çarptırılan şirketlerin anti-tekel davalarında temyiz mahkemesi görevini görür. Bununla beraber özellikle AT'nun etkinlik alanında içtihat hukuku oluşturarak politika kararlarını verecek kurumların ileride göz önünde tutması gereken esaslar belirlenmiştir.

1990 yılında Divana 380 olay aksetmiş ve bunlardan 255'i karara bağlanmıştır. Divandan üye olmayan ülkelerle olan antlaşmalarla ilgili görüş istenebilir. Tek senetle rekabet gibi bazı önemli konular için "Avrupa ilk Başvuru Divanı" oluşturulmuştur.

4 – Ekonomik ve Siyasal Komite:

Ortak pazarın gerçekleştirilmesi için bir danışma organı olan Ekonomik ve Sosyal Komite, işveren ve işçi temsilcileriyle, çiftçiler, tüketiciler gibi çıkar gruplarının temsilci üyelerinden oluşmaktadır. Komisyonun herhangi bir önerisi konsey tarafından kabul edilmeden önce, görüşü alınmak üzere parlamentonun yanı sıra Ekonomik Sosyal Komiteye gönderilir. Bu komitede çeşitli gruplar mevcuttur ve bu gruplar, işveren (Grup I), işçi (Grup II) ve değişik çıkar grup (Grup III) temsilcilerinden oluşur.   

Komitenin bir başkan, iki başkan yardımcısı,  büro üyeleri ve bölüm başkanları iki yıl için komite üyelerince seçilir.

Komitenin tek başına görüş bildirme yetkisi vardır. Konsey tarafından atanan 189 üyeden oluşur ve üye ülkelere dağılım şöyledir. Belçika 12, Danimarka 9, Fransa 24, Yunanistan 12, İspanya 21,  İngiltere 24.

Komite üyeleri kendi ülkelerinde ikamet ederler ve sadece Komite Toplantılarında Brüksel'e gelirler.

5 – Yasama Süreci

AT'da yasama sürecinde, komisyon tarafından hazırlanan tasarıları karara bağlanmak üzere Bakanlar Konseyine gönderilir. Konseyde görüşülen tasarı üzerinde Avrupa Parlamentosunun ve Ekonomik ve Sosyal Komite'nin görüşü alınır. Komisyon'da kabul edilen tasarı ilk görüşme için Parlamentoya gönderilir ve daha sonra Parlamentodan gelen tasarı üzerinde yapılan görüşmelerden sonra tekrar Parlamentoya ikinci görüşme için gönderilir ve görüşmeden gelen tasarı konsey tarafından kabul edilir.  Parlamentonun, tasarıları konseyce kabul edilmeden değiştirme yetkisi vardır, ancak Parlamento Konsey'in ilk görüşmede benimsediği ortak konumu ikinci görüşmede reddederse, Komisyon bu kararı oy birliğiyle geçersiz kılabilir.

AT bütçesinin kabul edilmesi için hem Konsey hem de Parlamento tarafından onaylanması gerekir.

6 –  Diğer Kurumlar

a – Avrupa Yatırım Bankası 

Lüksemburg'da bulunan Avrupa Yatırım Bankası  (EIB) üye ülkelerce sermayesi konarak kurulan ve kendi karar organlarına sahip bir bankadır. Bu banka bölgesel kalkınma, enerji, haberleşme, çevre,  şirketlerin modernizasyonu, yeni iş alanlarının oluşturulması ve üye ülkelerin çıkarlarına olan projeler için kredi verir. Ayrıca Topluluk ile işbirliği antlaşması bulunan ülkelere de kredi verir.

b – Sayıştay

1 Haziran 1977'de kurulan Sayıştay, Topluluğun bütçeden ve bütçe dışından elde edilen tüm gelir ve giderlerini denetler. Bağımsız bir şekilde çalışan Sayıştay'ın 6 yıllık bir süre için Konsey tarafından Avrupa Parlamentosuna danışarak atanan 10 üyesi vardır. 

Sayıştay,  bütün borçlanma ve kredi verme işlemlerini, özel amaçlı fonları denetler. Bu denetime bütün mali kayıtlar girer.  Denetim raporu denetim sonunda yayımlanır. 

Ortak Pazar'ın asıl anlamı ve amacı;

Yukarıda da görüldüğü gibi Ortak Pazar Almanya, İtalya, Fransa, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg devletlerinin 25 Mart 1957 tarihinde ROMA'da hudutsuz bir süre için imzalanan antlaşma ile kurdukları ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasi bir ortaklıktır. Avrupa Ekonomik Topluluğunun kısaltılmış adı olan AET'ye  (Ortak Pazar'a)  daha sonra İngiltere, İrlanda,  Danimarka ve nihayet Yunanistan'ın, arkasından İspanya ve Portekiz'in katılmasıyla üye sayısı 12'ye yükseltilmiştir. Şimdi yeni üyeler girmekte veya sıra beklemektedir. 

Ortak Pazar'ın kuruluşunda görünen ve gizlenen gayeler birbirinden farklıdır. Görünüşte "1. ve 2. Dünya harplerinde harabeye dönen Avrupa'yı yeniden imar etme ve dünyada saygın bir güç haline getirme projesine hazırlık olarak bir ekonomik işbirliği şeklinde göze çarpar.  Bu gayeyi Avrupa'da bir  "Katolik birliği kurma"  hevesinin teşvik ettiği sezilir. Çünkü Ortak Pazar fikri Roma antlaşmasından önce Roma Katolik Kongresinde karara bağlanmıştır. Bu kongrede devrim üç Katolik Başbakanı De Gasperi, (İtalya), Schuman  (Fransa), Adeneuer  (Almanya) da bulunmaktadır. 

Ancak Ortak Pazarının gerçek gayesi bunlardan çok daha başkadır. Bahsettiğimiz Roma anlaşmasının kâğıda yazılan maddelerini okumakla ortak pazarın hakiki hüviyetini tesbit etmek mümkün değildir. Ortak Pazar ve Roma anlaşmasının mana ve mahiyetini anlayabilmek için bu kuruluşta Dünya Siyonizm'inin oynadığı rolü bilmek mecburiyeti vardır. 

Bütün Semavi kitapların ve Kur'an'ın lisanıyla lanetlenmeye müstahak olmuş, din ve ırk taassubunu kaynaştırmış olan siyonistler muharref Tevrat'a göre "Tanrının öz ve seçkin kulları olarak kendilerine vaad ettiği Dünya hâkimiyeti " mukaddes gayesini(!) gerçekleştirebilmek için 2000 yıllık esaret ve zillet hayatının da kamçıladığı bir ihtirasla çırpınmaktadır.  Müslümanlıkla Hristiyanlığı ve çeşitli milliyetçi unsurları bu gayenin  (Siyonizm'in) gerçekleşmesine engel saydıkları için çeşitli oyunlar ve oluşumlarla bu engelleri kaldırmak için tuzaklar hazırlanmaktadır. 

Bundan yaklaşık 100 sene kadar önce Viyana'da yaşamış olan ve bugün İsrail Parlamentosu şeref bölümünde heykeli bulunan meşhur Siyonist hahamı Teodor Herzl, Yahudilerin Dünya hâkimiyetini gerçekleştirebilmeleri için bir plan hazırlamış ve İsrail oğullarına sunmuştur. Bu planın içerisinde bilhassa 3 madde her müslümanın mutlaka bilmesi ve hatırda bulundurması lazım gelen hususlardır. 

1. Madde: İslam ülkelerinin ortasında bir İsrail Devleti kuracaksınız.

2. Madde: Bu devletin hudutlarını çizdiğim haritadaki topraklara kadar genişleteceksiniz  (ki bu haritada Türkiye'mizin mühim bir kısmı İsrail'in vilayeti olarak gösterilmiştir)

3. Madde: Dünyadaki bütün ekonomik ve siyasi kilit noktalarını ele geçirdikten ve bu topraklara sahip olduktan sonra dünya hâkimiyeti kapılarını açmış ve "Siyonizm ideali"ni gerçekleştirmiş olacaksınız.

Verdiğimiz bu öz, fakat önemli bilgilerin ışığında yeni bir yaklaşımla Ortak Pazar konusuna tekrar dönelim. Acaba siyonistler niçin; Ortak Pazar ve Ekonomik işbirliğini sağlamak ve "Avrupa Birleşik Devletlerini" kurmak niyet ve hevesindedir… Şunun için, önce devletlerarasındaki gümrük duvarları kaldırılacak.  (vaktiyle Bismark'ın Almanya'da bir takım küçük feodal devletleri birleştirdiği plan gibi) artık sınırlar haritalardaki sembolik çizgilerden ibaret kalacak. Bir kaç yıl evvel kabul edilen (Ortak pasaport) uygulamasıyla bütün Avrupalılar tek devletin vatandaşları durumuna getirilecek. Ortak para birimine geçilecek. Ekonomik, ticari, siyasi, hukuki ve kültürel ortak kanunlar ve kurumlar geliştirilecek ve adım adım giderek üye ülkelerin hükümranlık hakları ellerinden alınarak ortak ve yetkili Avrupa Konseyine devredilmek suretiyle "Avrupa Birleşik Devletleri" doğmuş olacaktır. 

Evet, Siyonistler işte şu amaçlarla böyle bir Avrupa birliğini arzu etmektedir? 

1- Gümrük duvarlarının kaldırılması, servet hırsının ve şehvet iştihasının kamçılanması ile başlayacak sınaî, ticari ve turistik göçler ve kaynaşmalar sonucu İngiliz,  Alman, Fransız, Yunan vb. çeşitli unsurlardaki milliyetçilik damarlarını ve bağımsız şahsiyet duygularını körletip kozmopolit bir topluluk oluşturmak… Çünkü Faşizm ve Nazizm gibi milliyetçi hareketlerin Yahudi'ye pahalıya mal olduğu unutulmamalıdır… Müslümanları bağlıyacak ve barıştıracak tek unsur din olduğu için, İslam ülkelerinde ırkçılık cereyanlarını körükleyen Siyonistler, Avrupa'da ise tam tersine milliyetçi akımlarını körletmeye çalışmaktadır. 

2- Daha önceki Yahudi danışmanlarının tesiriyle Papa tarafından ortaya atılan ve bir kısım mutaassıp Katolik liderlerin heveslerini kamçılayan "Katolik Birliği" tezi,  giderek Protestan olan İngiltere ve İskandinav ülkelerinin de ortaklığa alınmasıyla Katolik-Protestan kaynaşması sonucu bir "Hristiyan birliği" oluşturma hadisesine dönüşmüştür. Böyle davranmakla Siyonistler, Hem bütün Hristiyanlara cazip gelecek bir Haçlı ruhunu okşayıp istismar ederken, bir yandan da zaten daha önce asırlar boyu dejenere ve tahrif ettikleri Hristiyanlığın din yerine kaim olan mezhep gayretlerini de hepten yozlaştırıp söndürmeyi düşünmektedir.  

3- Siyonizm'in Birleşik Avrupa Devletini kurmadaki üçüncü çıkarı ise  "ortada sermaye olsun ama bu sermayenin sahibi kimdir? Diye sorulmasın ve bilinmesin" temel tezine zemin hazırlanmış olmaktır.  Nitekim kuruluşundan bugüne kadar ortak pazar ülkelerinde 4000'den fazla büyük firma Amerikalı Siyonist çevreler tarafından satın alınmıştır. Bu firmaların her yıl Amerika'daki Yahudi kasalarına aktardıkları kâr ve faiz miktarı Türkiye'nin 10 yıllık bütçesinin üzerindedir.  Bugün Avrupa sanayiinin önemli bir kısmı Yahudi kökenli uluslar arası dev şirketler tarafından satın alınmıştır. Mesela meşhur Alman sanayiinin yüzde 40'a yakın bir bölümü Amerikalı Siyonist çevrelerin eline geçmiş bulunmaktadır. 

İşte Ortak Pazar bu maksatlarla kurulmuştur. Onun için Roma antlaşması çeşitli milliyetçi reaksiyonları önlemek amacıyla ile "Sadece Avrupa'nın çıkarlarını amaçlayan ekonomik bir ortaklık" olarak gösterilmiş,  antlaşma metni ve maddeleri titizlik ve ustalıkla Siyonistlerin asıl maksadını ve sinsi emellerini örten kılıflar olarak hazırlanmıştır. 

Ancak şeytanın maskesi düşmüş, bizzat Ortak Pazar ülkeleri içerisinde ortak pazara karşı haklı tepkiler başlamıştır. Bu yüzden mesela Fransa büyük hadiselere sahne olmuştur. Meşhur Siyonist Rotchild'in eski müdürü olan Fransa cumhurbaşkanlarından Pompido "Ortak pazarda tek devleti gerçekleştirelim" derken Fransız eski savunma bakanı Remet "Hayır bu kadar ileri gidemeyiz. Ortada Fransa kalmayacak" diye diretiyordu. O günlerin Lüksemburg başbakanı Wernerin "Bir an evvel Avrupa Ortak Pazarına geçme projesi" bu çekişmeler sonucu ertelenerek gerginleşen hava dağıtılmaya çalışılmış,  ne var ki ortak pazarın bir siyonist oyunu olduğu artık anlaşılmıştır. Avrupa'daki birçok milliyetçi çevrelerin sert tepkilerine hedef olmaya başlamıştır. Bugün Avrupa basını bu  tür  karşı  tepki  ve reaksiyonlara tercüman olmaktadır.

ORTAK PAZAR VE TÜRKİYE

Önce zihinleri kurcalayan şu sorunun cevabını verelim. Siyonistler Türkiye'yi niçin Ortak Pazara sokmak istiyorlar? Bu sorunun biri siyasi diğeri ekonomik iki önemli cevabı vardır:

Birincisi, Türkiye bugün 70 milyona yakın genç insan potansiyeli ile, nüfusu 1.5 milyara varan İslam âleminin başı konumundadır. Şu anda ipi kırılmış tespih taneleri gibi birbirinden koparılmış İslam ülkelerini "birlikte hareket" şuuruna ulaştırmada Türkiye "İmame" rolünü oynayabilecek, yeniden sağlam bir "ip" etrafında dizilip birleşmelerini sağlayabilecek imkânlara sahiptir. İşte, Siyonistler bu konum ve sorumluluktaki Türkiye'yi İslam âleminden koparıp 200 milyonu Katolik,  200 milyonu da Protes'tan olan yaklaşık 400 milyonluk Hristiyan potası içerisinde eritmek arzusu ile ortak pazara sokmaya çalışmaktadır. 

İkinci sebep, Türkiye'yi Avrupa'nın açık pazarı ve bir nevi Siyonizmin sömürgesi haline getirebilmektir. Ortak Pazar antlaşmasının içerisinde "ortak pazara üye ülkelerde iş bulmak,  mülkiyet sahibi olmak, yerleşip kalmak, toprak satın almak" serbest olacaktır. Yani Türkiye'yi harplerle işgal edemeyenler böylesine sinsi planlarla ve parayla satın almak gayesini gütmektedirler. Maalesef paraya muhtaç ve meftun hale getirilen vatandaşlarımıza cazip gelecek fiyatlar ödenerek tabiri caizse "boyalı kâğıt tomarları" ile şehit kanıyla yoğrulmuş mukaddes vatan toprakları elimizden alınmak istenmektedir. Yakın tarihte bunun en açık ve acı örneği Kıbrıs'ta görülmüştür. Yaklaşık 100 sene öncesine kadar Türkler Kıbrıs'ta hem nüfus bakımından hem de arazi sahibi olarak büyük bir çoğunluğa sahiptiler. Zamanla planlı olarak Rumlar arazi satın alarak yeşil adaya yerleşmiş bugün çoğunluğu elde etmişler ve siyasi hâkimiyet sevdasına düşmüşler ve bir noktada bunu başarmışlardır. Milli Görüşün gayret ve cesaretiyle 74 harekatı yapılmasaydı belki bugün KKTC bile olmayacaktı.  Filistin'de bir İsrail Devleti kurulması da aynen böyle yapılmıştır.

Türkiye'yi bir seferde değil de 22 yıllık bir hazırlık ve geçiş döneminden sonra tam üyeliğe kabul etmelerinin de iki sebebi vardır:

Birincisi; Ortak Pazarın Siyonist amaçlarından habersiz, sadece "Avrupa'nın ekonomik çıkarlarını ve geleceğini garantileyen bir ortaklık" olduğu kanaatine sahip olan Hristiyan Avrupalılar. Kin ve intikam dolu oldukları ve nefret nazarıyla baktıkları müslüman Türkiye'yi kendilerinden biri sayıp aralarına kabul edemeyeceklerini bilen şeytani çevreler. "Türkiye'yi bir açık pazar ve sömürge haline getirip, Türkleri de bir işçi ve uşak olarak kullanmak maksadıyla ortak pazara kabul edecekleri hususunu" Avrupa kamuoyuna inandırmak ve muhtemel tepkileri önlemek için belli bir zamana ihtiyaç duyulmuştur. 

İkincisi; Türkiye'de de ortak pazarın sinsi planlarını ve acı sonuçlarını anlayacak, en azından Avrupa'nın gelişen ekonomisi karşısında rekabet gücü bulunmayan Türk ekonomisinin çökme tehlikesine karşı çıkacak ve müslüman Türk halkının Hristiyan ve ahlaksız Avrupalılarla karışmasının yapacağı tahribata tahammül edemeyerek parlayacak milli ve manevi heyecan dalgalarını, planlanan bir sürede, çeşitli ve etkili propagandalarla söndürmek ve sindirmek…

 

TÜRKİYE ORTAK PAZARA GİRERSE NE OLUR?

Türkiye bu haliyle şayet ortak pazara girerse 3 tehlikeli sonuçla karşılaşacaktır.

1- Siyasi sahada Milli hâkimiyet prensibi ihlal edilerek hükümranlık haklarımız planlı ve sinsi adımlarla ortak pazar konseyine devredilmek suretiyle Türkiye bağımlı bir dominyon haline gelmek bahtsızlığına uğrayacaktır.

Ortak pazar Roma antlaşmasının aşağıda kaybedeceğimiz bazı maddeleri bu endişelerimiz haklı çıkarmaktadır. 

Madde 12: "Milli hükümetler gümrük vergisi veya gümrük vergisi yerine geçecek başka vergiler koyamazlar"

Madde 25: "ortak pazar dışı ülkelerden ithalat ve ihracat, mutlaka komisyonun iznine ve bilgisine bağlıdır."

Madde 40-45: Üye ülkelerdeki "Milli nizamlar kaldırılacak yerine ortak nizamlar koyulacaktır.

Madde 54: "Yerleşme serbestîsini sınırlayan kanunlar kaldırılacaktır. Serbest meslek sahipleri ve işçiler istediği anda ve istediği yerde yerleşip çalabilecek ve diğer bir ülkede gayrimenkul edinebilecektir."

Madde 58: "Şirketlere mülk edinme ve yerleşme hakkı tanınmıştır."

Madde 67: "Sermaye hareketleri serbesttir"

Madde 89: (Korkunç maddelerden biri) "Bu prensiplerin ihlaline son verilmediği taktirde komisyon gereğini tesbit edip kararını verir. Durumun düzeltilmesi için şartlarını ve şeklini yine komisyonun tayin edeceği tedbirleri almaya üye devletleri yetkili kılar."

Madde 100-101: "Konsey, üye devletlere direktif verebilecek, bunlara uyulmadığı taktirde ise aleyhlerine gereken tedbirleri alabilecektir."

Gerektiğinde konseyin (Tedbir alma) yetki ve tehdidi birçok maddelerde zikredildiği halde bu tedbirlerin ne olduğu açıklanmamıştır. Anlaşılan bu tedbir kapıları askeri istilaya kadar açıktır.

Madde 211: "Topluluk her üye devlette milli mevzuatlarla hükmi şahsiyetlere tanınan en geniş hukuki ehliyeti haizdir. Topluluk menkul ve gayrimenkul (taşınır ve taşınmaz) mallar alabilir, bunları devredebilir, dava açabilir, Her konuda topluluğu komisyon temsil eder."

Altında gizlenmeye çalışılan şeytani amaçların rahatlıkla anlaşıldığı bu maddelerin de gösterdiği gibi, ortak pazara katılma heves ve kararı, ekonomik cihetiyle bile bağımsızlığımızı ve geleceğimizi tehdit eden çok tehlikeli bir girişimdir.

2. Tehlike: Ekonomik sahada ortak pazar milli sanayimizi köstekleyecek, körletecek ve nihayet kökünden söndürecektir. Gümrük duvarları kaldırılacağından Avrupa'nın gelişmiş ve güçleşmiş sanayi mamulleri, açık pazar haline gelecek Türk piyasalarına hâkim olacak, Avrupa sanayii ile rekabet etme gücüne ulaşmamış yerli ve milli sanayimiz henüz emekleme ve canlanma devresinde iken boğulacaktır. Nispeten güçlü ve oturmuş sanayi kuruluşlarımız ve fabrikalarımız da bugün Avrupa'da olduğu gibi paralı siyonist çevrelerce satın alınacaktır. ve bu durum zaten şimdiden başlamıştır. Tehlike bununla da kalmayacak, şartların zorlaması sonucu orta halli tüccarımız, el emeği ile ve alın teri ile kazanan esnaf ve sanatkarlarımız iflasa sürüklenmiş olacaktır. O zaman Türkiye'de orta sınıf kaldırılıp baştan başa sefil işçiler ve "Demokrat köleler" ülkesi olacaktır.

Siyonizm'in bulandırdığı bu felaket ve rezalet asrının son bulunmasında ve inşallah saadet ve selamet çağının kapılarının yeniden açılmasında çok mühim rol oynayan Erbakan Hoca ortak pazarı 3 katlı bir binaya benzetmektedir; "Bu binanın en üst katında Siyonist sermayedarlar ve Yahudi patronlar oturmuşlardır. Bu binanın orta katında ise Avrupalılar kâhya ve sekreter olarak Siyonist sermayenin hizmetkarları durumunda bulunmaktadır. Alt kata gelince, buraya da işçi ve uşak gerektiğinden Türkiye işte bu maksatla birinci kata çekilmeğe hazırlanmaktadır."

Üçüncü tehlike: Ortak pazara girmekle çeşitli özendirici ve mecbur edici şartlar sonucu dejenere olmuş Avrupa halklarıyla karışmak suretiyle milli ve manevi değerlerimiz tamamen tahrip edilecek, Müslüman Türk toplumu yozlaştırılacak, batılılaşmak hevesiyle batırılacaktır.

Ortak pazar antlaşmasına göre yabancılar rahatlıkla ülkemize yerleşebilecekleri, iş ve meslek sahibi olabilecekleri, toprak ve mülkiyet satın alabilecekleri için bize göre nüfus yoğunluğu çok fazla olan Batı Avrupa'dan yurdumuza haliyle bir hristiyan akımı başlayacaktır. Bunlar her türlü adet ve rezaletlerini de birlikte getireceklerinden halkımızla karışıp kaynaşacak böylece bizi "Biz" yapan değerler ve ölçüler bütünüyle kaybolacak, ortada kozmopolit ve şahsiyetsiz bir kalabalık oluşacaktır.

 

SONUÇ

Ortak pazarla Türkiye'nin ilişkileri ne merkezde ve nasıl olmalıdır?

Türkiye bu tür birleşmeye asla yanaşmadan ortak pazar ülkeleriyle milli menfaatlerimize uygun ikili anlaşmalar yoluyla ilişkilerini sürdürebilir ve geliştirebilir.

Bu gün Avrupalı bir çok ülkeler, ortak pazarla birleşip tek devlet olmaya yanaşmadan yaptıkları ikili anlaşmalarla ilişkilerini pekala yürütmektedir. Çünkü ortak pazar aslında temel yapısı itibarıyla "büyük sermaye ağlarının kol gezdiği, kuvvetli sermayenin zayıf sermayeyi erittiği" bir düzen üzerine kurulmuştur. Ortak pazarın gerçek gayesi ve esas içeriği bütün çıplaklığıyla milletimize açıklanmalıdır. Ve ortak pazara girip girmeme konusundaki kararı ancak bir referandum sonucu milletimizin kendisi vermelidir Bu güne kadar ortak pazara girmek için can atan siyasi iktidarlar ve partiler ortak pazarın gerçek manasını ve maksadını milletimizden saklamış "basit bir ticari anlaşma" olarak savunmaya çalışmışlardır. İngiltere gibi birçok batılı ülkelerde bile ortak pazarın anlamı ve amacı samimiyetle topluma anlatıldıktan sonra, girip girmeme hususunda karar verebilmek için halkın oyuna müracaat edilmiştir.

Hâlbuki Avrupalılar iktisadi ve Ahlaki yapıları itibariyle pek farklılık arz etmeyen Hıristiyan topluluklarıdır. Birbirleriyle rahatlıkla kaynaşıp uyuşabilirler Ancak bizim gibi din ve dünya anlayışı milli ve manevi yapısı bakımından Hristiyan batı âlemiyle arasında derin farklılıklar bulunan Müslüman bir toplumun Avrupa Topluluğuna katılma konusunda onlardan çok daha titiz davranması ve gayet uyanık bulunması gerekmektedir. Türkiye'den sonra İsrail'in de AT'ye girmek hususundaki hile ve hazırlığı da üzerinde durulacak ve düşünülecek bir meseledir.

Biz batıya uşak ve kuyruk olacağımıza İslam alemine lider ve lokomotif olmaya çalışmalı, İslam birleşmiş milletleri, İslam ortak Pazarı, Askeri savunma Paktı, Eğitim ve kültür işbirliği Anlaşması ve İslam ortak dinarı gibi teşkilatlarımızı bir an evvel kurmalı ve bu maksatla Milli görüşü mutlaka iktidara taşımalıyız.

"Tuzlaya düşüp ölen bir merkebin eti tuz keseceğinden bunun helal olduğu ve yenilebileceği" fıkıh kitaplarında hükme bağlanmıştır.

Yani:

"Tuzlaya düşen tuzlaşır… Avrupa batağına giren çamurlaşır"

Ama girişte de belirttiğimiz gibi AT Siyonizm'in etkisinden çıkar barışçı hedeflere yönelirse elbette durum değişir. Bunun yanında ikili anlaşmalar şeklinde karşılıklı çıkar dengelerine dayalı her türlü ilişkiler Batı ile geliştirilebilir.

 

Bir Fransız yetkilinin itirafları;

Fransa'nın eski dışişleri bakanlarından ve Avrupa topluluğunun Akdeniz, Asya ve Latin Amerika sorumlularından, Fransız parlamentosunda sosyalist gurubun başkanı olan ve halen Fransa milletvekili olarak Avrupa Parlamentosunda üye bulunan, ayraca Fransa eski Cumhurbaşkanın eşi bayan Mitterand'ın  başındaki vakfın başkan  yardımcılığı ve meşhur Le Monde Gazetesinin yönetim  kurulu  üyeliği etiketlerini de  taşıyan Claude  CNEYSSON  adlı gavur, Türkiye'nin ortak  pazara  alınması konusunda  bir gazeteye  verdiği demeçte  bakınız neler geveliyor!..

"…Niye çok kısa vadede, Türkiye'nin Avrupa Topluluğuna girmesini mümkün görmedim? Onu da açıklayayım. Şu anda kendi içimizde çok büyük sorunlarımız ve denge arayışımız var. Türkiye'nin ekonomik durumunu bize ne kadar yakın olursa olsun, şu anda ayrıca başka kuşkularımız da var. Mesela,  Toplulukta  (Avrupa'da) nüfus azalıyor. Sizde (Türkiye'de ise) hızla artıyor. Diğer bir konu,  siz (Türkiye) tarım ürünlerinizi artırma çabası içindesiniz. Mesela; bu açıdan barajlar inşa ediyorsunuz. Oysa biz, Avrupa Topluluğu'nda, tarım ürünlerinin aşırı üretimini her alanda kısmaya çabalıyoruz.

Bir başka olay daha var. Siz  (Türkiye) tarihi büyük bir imparatorluktan geliyorsunuz. Devletinizin özerkliği var, bağımsız davranışı var. Avrupa Topluluğu ise, kararların çoğunlukla alındığı bir yapıya gitmekte. Bir merkezi büroksinin emrine girme durumundayız. Bunu da düşünmemiz lazım. Türkiye buna hazır mı? Yanlış anlaşılma olmasın, topluluk sizinle süratle ekonomik entegrasyon içine girmelidir. Bunu hemen yapalım ve elimizden geldiği kadar da hızlandıralım. Fakat nerede dikkatli davranalım? Topluluk kararlarının bürokratik biçimde tek merkezden çoğunluk prensibine göre alındığı noktaya Türkiye'nin gelmesi durumunu,  iki taraflı, siz ve biz düşünelim. Ben işte bu noktada daha hazır olmadığımız kanaatindeyim. Ama durum yakında değişebilir. Bunu da beraberce gözden geçirebiliriz." 

Şimdide gelin, bu sözleri biraz Türkçeleştirelim:

1- Avrupa Topluluğuna ve Ortak Pazara üyelik sadece ekonomik ve ticari bir anlaşma değil, tam aksine siyasi ve sosyal bir kaynaşmadır. Türkiye'nin Avrupa Topluluğuna alınmasının geciktirilmesi ekonomik yönden geri kalmışlığından ziyade, Hristiyan Avrupa'yla siyasi ve ahlaki bir bütünleşmeye hazır olmadığındandır.

2- Avrupa Topluluğu ülkelerinde nüfus azalır, insanlar kısırlaşır ve genç nüfus giderek kaybolup Avrupa alkolik yaşlılar ve bunaklar ülkesi haline gelirken, genç,  dinç ve dinamik bir nüfusa sahip olan ve nüfusu giderek artan bir Türkiye'yi Ortak Pazara sokmak Avrupa'yı Türklere tapulamaktan farksızdır.  Bunun için önce nüfus planlaması yoluyla Türkleri kısırlaştırdıktan ve ahlakınızı da iyice bozup milli benliğinizden uzaklaştırdıktan sonra sizi Avrupa Topluluğuna alacağız. 

3- Türkiye sadece kendisi değil, hem Avrupa'yı, hem Ortadoğuyu hatta Afrika'yı besleyecek çok geniş bir tarım potansiyeline, su ve toprak rezervlerine sahiptir ve siz bu potansiyeli geliştirecek ve değerlendirecek barajlar yapıyorsunuz. Hâlbuki biz Avrupa Topluluğuna almak ve köle diye kullanmak üzere aç ve muhtaç bir Türkiye istiyoruz.

4- Hepsinden önemlisi siz geçmişte büyük imparatorluklar kurmuş,  ülkeler yönetmiş,  tarih tecrübesi ve devlet geleneği olan, milli benliğine ve bağımsızlığına düşkün bir milletsiniz. 

Avrupa Topluluğuna katılmak ise her şeyden önce bütün bunlardan vazgeçmeyi ve merkezi Avrupa Parlamentosunun siyasi, hukuki, iktisadi ve ahlaki konularda alacağı bütün karar ve kurallara kayıtsız teslim olmayı gerektirir.

Sizin kanunlarınızı Türkiye Büyük Millet Meclisi değil, artık biz yapacağız buna hazır mısınız? 

Bir asırdır, yaptığımız her türlü yozlaştırma ve İslam'dan uzaklaştırma sonunda, her ne kadar aydın ve bürokrat kesiminde milli haysiyet ve hüviyetini yitirmiş köle ruhlu insanlar yetiştirdik ise de. Hala halkın çoğunluğu Müslüman olup dinine ve devletine bağlı bulunduğu ve özellikle ERBAKAN olayı ile milli şuurun giderek güçlendiği bir Türkiye'yi içimize sokmak istemiyoruz. Ama Türkiye'yi kendi haline bırakmak ve elden kaçırmakta istemiyoruz. Onun için önce Milli Görüşü söndürecek ve sindirecek gayret ve faaliyetler içine girmeli, sonra da, turizm patlaması, festival furyası, kültür sanat yaygarası, içki, kumar, fuhuş yaygınlaşması, Türk-Kürt kışkırtması, laiklik tartışması, din-devlet çatışması ve irtica bastırması vs. ile nihayet milli benliğiniz çürütülmeli, birliğiniz ve dirliğiniz çözülmelidir. İşte o zaman Türkiye Avrupa Topluluğuna namzettir ve böyle bir Türkiye bizim için en büyük nimettir. 

Bu gerçekleri Erbakan Hoca yıllardır söyleyip duruyor ama pek çokları bir türlü anlamak ve inanmak istemiyordu. Şimdi aynı şeyleri bir Fransız yetkili ağzından kaçırıyor… Hala uyanmayacak mısınız? 

Bayrağımız değişecek ve bağımsızlığımız elden gidecek:

DSP'nin ikiz kardeşi olan SHP'nin eski genel başkanı…  Eski Devlet bakanı ve başbakan yardımcısı sayın Erdal İnönü'ye gittiği Avrupa umresinde -Hac için Amerika'ya giderler-Türkiye'nin Ortak Pazar'a kabul edilebilmesi için şanlı bayrağımızdaki ay-yıldızın çıkarılması gerektiğini teklif ve telkin etmişlerdi… Bu alçakça teklifi yapanlar sıradan kimseler olmadığı gibi, bu teklife muhatap olan kişi de-işgal ettiği makam itibariyle- sıradan bir kimse değildi. Batılı gavurlara böylesine aşağılayıcı bir teklifi yapabilme cesaretini veren Türkiye'nin başbakan yardımcısı, bu teklifi yapanlar da Avrupa Topluluğunun üst seviye yetkilileridir. Bir ülkenin bayrağına,  bağımsızlığına, devlet onuruna açıkça ve alçakça bir hakaret özelliği taşıyan böyle bir teklif herhalde birden bire yapılmamıştır… Kim bilir belki de, bizimki batılı ağabeylerine şöyle yalvarmıştır:

-Aman, ne olur, çabuk davranın… Bizi içinize alıp, kendinize kul köle yapın… Yoksa Milli Görüş gelişiyor, Refah iktidara yürüyor… İslam'ın aydınlığı daha şimdiden karanlığa alışmış yarasa gözlerimizi kamaştırıyor!..

Otuz yıldır kapınızda yalvarıp duruyoruz… Her  emrinizi  yerine  getirdik, daha ne istiyorsunuz?..

"Değerlerinizi değiştirin" dediniz,  değiştirdik… İslam ahlakı yerine Batı hayranlığını yerleştirdik…

"Düzeninizi değiştirin" dediniz, değiştirdik… Demokrasi yerine despotizmi getirdik…

"Giyiminizi değiştirin" dediniz,  değiştirdik… Milleti çıplaklığa ve soytarılığa özendirdik…

"Dilinizi değiştirin" dediniz, değiştirdik, Türkçeyi kuşa çevirdik. Baba ile oğulu birbirini anlamaz hale getirdik. 

Şimdi de "bayrağınızı değiştirin" diyorsunuz… Ve bizi zor durumda bırakıyorsunuz… Çünkü bunu yaparsak millet uyanır… Hıyanetlerin farkına varır… Erbakan'ın ne kadar haklı olduğunu daha iyi anlar ve Milli Görüş etrafında toplanır! O zaman Avrupa'yla bütünleşmek, Hristiyan potasında eritmek ümitlerimiz boşta kalır… Hayallerimiz yıkılır!..

Hele bir Avrupa birliğine kabul buyurun… Bayrağımız zaten değişecek…  Bağımsızlığımız zaten sizin elinize geçecek… Milletimiz artık TBMM üyelerini değil, zaten 7 tane Avrupa parlamenterini seçecek… Zaten anayasamızı,  kanunlarımızı Brüksel tanzim edecek… Zaten ekonomimize Ortak Pazar yön verecek… Zaten Türkiye adım adım istila edilecek… Zaten askerlerimize Hans'lar, Coni'ler emir verecek!"

Evet, evet! Şanlı bayrağımızın değiştirilmesi teklifinin yapılması bile ülkemiz ve milletimiz için ne büyük bir şanssızlıktır… Ne  kadar onur kırıcıdır  ve ne denli  aşağılayıcıdır!?..

Batılı barbarların bu talihsiz teklifi yaparken öne sürdükleri "özürleri de kabahatlerinden büyüktür"

Ay-yıldız niye bayrağımızdan çıkarılmalıymış? Çünkü  bunlar İslamiyeti  simgeliyor ve İstanbul'un fethini  ve Osmanlının zaferlerini hatırlatıyormuş!…

Bunun  için Türkiye'nin  batılılık imajını  olumsuz  yönde  etkiliyormuş!..

Hristiyan olan Avrupalılar arasında psikolojik bir engel oluşturuyormuş!

Anlaşılıyor ki,  onlara uyup bayrağımızı değiştirsek bu sefer camileri, minareleri yıkın, ezanları kaldırın diyecekler… Ramazanları, bayramları, terk etmemizi bekleyecekler… Sünnet olmayı bırakmamızı emredecekler… Domuz yedirecekler, şarap içirecekler… Karımızı kızımızı isteyecekler…

Yani Kur'an'ın haber verdiği gibi  "Her yönüyle onların dinlerine dönmedikçe ve milletlerine benzemedikçe ve İslami bütün değerleri terk etmedikçe ne Yahudiler, ne de Hristiyanlar asla bizden razı olmayacaklar ve kendilerinden saymayacaklardır. "Eğer size gelen Kur'an'ı ilimden sonra onların şeytani arzularına uyarsanız, muhakkak Allah sizi sahipsiz ve yardımsız bırakacaktır!"

Ey millet, artık uyanınız! Ülkemizi Avrupa birliğine katmak isteyen… Bayrağımızın ve bağımsızlığımızı satmak isteyen bu kafaları artık tanıyınız.  Onların cinayet ve hıyanetlerine alet olmayınız.  Batılılaşmak adına her şeyimizi batıran masonların peşini bırakınız.  Ey İslami değerlerimizi ve şanlı tarihimizi hatırlatıyor diye bayrağımızdaki ay-yıldızı kaldırmamızı isteyen küstahlığa fırsat ve cesaret veren zihniyet ve şahsiyetleri oylarıyla destekleyenler! Ne korkunç bir vebal  yüklendiğinizi, Allah aşkına  daha ne  zaman anlayacaksınız?..

AKP'nin Türkiye'yi İşgal ve imha planının basit bir piyonu ve taşeronu olduğunu, bugün anlayamayanlar, yarın dizlerinize vuracaksınız!..

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Abonelik
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

AHMET AKGÜL KİMDİR?

INTRODUCTION OF USTADH AHMET AKGÜL

رسالة تعريفية لمعلمنا أحمد أكجول

قبل مؤتمر النظام العادل في جامعة قيرغيزستان أراباييف، والذي حضرناه، قدم أحد المحاضرين أستاذنا أحمد أكجول على النحو التالي: أحمد أكجول موجود في تركيا؛ إنه عالم ومثقف نادر جدًا يجمع بين المبادئ الإسلامية والمتطلبات الإنسانية، وفكر أتاتورك في التغيير والقومية الإيجابية والتوازن الاجتماعي. ألف حوالي 100 كتاب، بعضها في 3 مجلدات، وجميعها أعمال فريدة وأصيلة. 10 من الكتب؛ تمت ترجمته إلى الإنجليزية والروسية واليابانية والفارسية والفرنسية والعربية. البروفيسور الراحل، أحد رؤساء وزراء تركيا الأسطوريين. دكتور. ويعتبر من أكثر الطلاب المميزين وأتباع نجم الدين أربكان.
لقد حضر المؤتمرات العلمية في جميع أنحاء تركيا وأوروبا والجغرافيا الإسلامية منذ ما يقرب من 40 عامًا. إنه رجل حكيم تنبأ وشرح التطورات المهمة في تركيا ومنطقته والعالم قبل عقود، وتعرض للعديد من المشاكل والهجمات لهذا السبب، لكنه كان دائما على حق في النهاية. وهو رئيس تحرير مجلة الحل الوطني، التي يتابعها عن كثب كبار البيروقراطيين العسكريين والمدنيين، وأساتذة الجامعات، والكتاب والمعلقين المهمين، ومسؤولي الدولة في تركيا. ضد الأنظمة الرأسمالية والاشتراكية والليبرالية في العالم؛ فهو يحتوي على الجوانب الجيدة والمفيدة لجميعها، لكنه يترك الجوانب السيئة والضارة؛ سيدنا، الذي أعد ودافع عن برامج النظام العادل الأصلية القائمة على العقل والعلم والتاريخ والضمير والقرآن، يبلغ من العمر 74 عامًا وأب لخمسة أطفال. لا يتقاضى إتاوات أبدًا عن أي من كتبه أو مجلاته أو مقالاته أو مؤتمراته، ويعيش حياة متواضعة بعيدًا عن الترف والراحة، ويغطي نفقات كل ذلك بحوالي 40 من الرفاق المتطوعين والمخلصين في سبيل الله. المعلم الذي يدافع عن "حرمة التبشير بالعلم" وبالتالي لا يدين بالشكر لأي مركز أو حكومة. باستثناء ما يقرب من 105 من أعمال أستاذنا، حتى الأحزاب والحكومات تظل غير مبالية؛ الدين والأخلاق في المرحلة الابتدائية: 4-5، المرحلة المتوسطة: 1-2-3، المرحلة الثانوية: 1-2-3-4 والجامعة: 1-2-3، وفقاً للحقائق العلمية وجوهر الإسلام. ولكن بغض النظر عن أي طائفة، فقد أعد كتب العلم. خلال أحاديثهم المميزة جداً، كتلاميذه ومتابعيه المخلصين: "كيف أعددتم هذه (100) كتاباً يزيد عن مائة، كيف رتبتم وقتكم؟" أجاب أستاذنا أحمد أكجول على أسئلتنا كالتالي، ليكون قدوة وتشجيعًا لنا:



1- منذ ما يقرب من 60 عامًا، باستثناء الأمراض الخطيرة والصعوبات الكبيرة؛ ولم أؤجل عمل اليوم إلى الغد، كما أنني لم أحاول تأجيل عمل الصباح إلى الظهر أو عمل الظهر إلى المساء. لأنه لا ينبغي لي أن أضيع رأس مال حياتي المحدود في مساعي فارغة ومجانية يسميها القرآن الإلغاء ويحرمها

 

2- حتى لو كان شخصًا لديه معرفة وخبرة في موضوع ما، حتى لو كان أصغر منا كثيرًا... حتى لو كان شخصًا عاديًا وبسيطًا، فأنا لا أشعر بالإهانة أبدًا عند الاستماع إليه أو تعلم شيء ما، لأن أكبر عائق أمام التعلم والحصول على العلم هو الكبرياء والكبر

-3ما حصلنا عليه؛ حاولت أن أقرأ وأفهم كتابات وكتب الجميع، محليًا أو أجنبيًا، يساريًا أو يمينيًا، أعرفه أو لا أعرفه، أحبه أو أكرهه.
4- كنت أسجل المعلومات التي تعلمتها وأجد أهميتها منها أو مما سمعته في البرامج والمؤتمرات التليفزيونية، ولم أتردد قط في كتابتها ونقلها بذكر أصحابها
5- من خلال الوقوع في الرغبات والاعتراضات التعسفية من أقرب أقاربي ورفاقي وأعضاء الحزب وذوي المناصب ذات النفوذ والكفاءة... أو من منطلق حرصي على راحتي ومصالحي الشخصية، لم أخفي أبدًا الحقيقة التي قالها لي يجدها العقل والضمير نافعة ومفيدة، ولم أصعب فهمها بتغليفها بأغلفة مختلفة
6- كل الأشخاص الذين التقينا بهم في أي مناسبة وأصبحنا قريبين بما يكفي لتناول كوب من الشاي أو السفر لمدة ساعة على متن الطائرة؛ حاولت مساعدتهم على اكتساب وزيادة وعيهم الأخلاقي والضميري وكرامتهم، وخاصة سلامهم الروحي والعالمي. بمعنى آخر، كنت أهدف إلى أن أكون مفيداً له، وليس أن أستفيد من منصبه وفرصه ومجاملاته.
7- ولعل ذلك يعتبر ثمرة ومعجزة للأهداف والجهود المخلصة... وطبعا بفضل الله تعالى وفضله لا بد من قراءة كتاب ما يقارب 700 صفحة بسرعة في ساعة أو ساعتين. وتهنئة هذا الكتاب وانتقاده عمدا، والحمد لله أن إنتاج ملاحظات من 10 صفحات أصبح أسهل بالنسبة لنا.
أطيب التحيات…

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...