YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69f40bae3c67f
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 4 2
Bugün : 9169
Dün : 60722
Bu ay : 9169
Geçen ay : 1737715
Toplam : 53891942
IP'niz : 216.73.217.100

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

İslamca ve insanca bir hayat geçirmek ve sonunda imanla ölmek bir müslümanın en önemli davası ve en büyük sevdasıdır.

Zira imanla ölmek "kulluk imtihanını kazandı" belgesini almak ve cenneti hak kazanmaktır.

İmanla ölmenin çok önemli bir şartı ve sigortası ise, din gayreti taşımak ve şuurlu cemaate katılmaktır.

Al-i İmran suresinin şu ayetleri bu gerçeğe işaret buyurmaktadır;

"Ey iman edenler! Gerçek  bir takvaya yakışır şekilde Allah'tan korkun. Ve ancak müslüman olarak ölmeye bakın.." (Bunun için de) cemaat halinde (hep birlikte) Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve (sakın cemaatte tefrika çıkarıp) ayrılmayın"

 

"İçinizden, insanları hayra çağırarak, iyiliği emredip kötülüğü yasaklayacak bir ümmet (cemaat ve teşkilat) bulunsun. İşte kurtuluşa ulaşacak olan bunlardır."[1]

Özellikle son ayet üzerinde duralım.

"Veltekün: -Bulunsun" emri, vacip makamında kesinlik ifade eden bir hüküm olmaktadır.

"Minküm: -Sizden, içinizden" anlamındadır.

"Ümetün: -Şuurlu ve sorumlu topluluk" manasını taşımaktadır.

Ümmet kavramı, bir imam (lider) etrafında toplanan ve teşkilatlanan ve hizmet düzenine uyan bir cemaati gerekli kılmaktadır.

"Yed'une ilel hayr: -Hayra ve Hakka davet edecek" zamanın ve mekanın şartlarına göre parti, vakıf, dernek gibi, meşru ve münasip kurumlar çerçevesinde, kendisine itimat ve itaat edilen bir imamın-liderin çevesinde oluşturulan ve sorumluluk zinciri ve disiplini içerisinde çalışan bu şuurlu ve sorumlu cemaat / teşkilat, önce herkesi hayra ve Hakka davet edecektir. Bu safhada asla zorba ve kaba davranışlara kalkışılmayacaktır. Hayra davet , tatlı bir dille ve hikmetle yapılacak , sabır ve sukünetle sonuca varılacaktır.

Bu davet ve hikmetler giderek bereketlenecek, insanlar gerçeği farkedecek ve onların desteğiyle toplum adil bir hükümete, yani huzur ve hürriyete kavuşacaktır.

Ayetin, "Ma'rufu emredecek , münkerden nehy edecek" kısmı ise; kurulacak olan bu olumlu ve sorumlu "Ümmet-teşkilat", nihayet, devlet ve hükümet imkanlarıyla ma'rufu (İslam'a ve insanlığa uygun hüküm ve hizmetleri) yürütecek, münkerden (küfür ve kötülüklerden) de çekip çevirecektir.

Zira emretmek ve yasaklamak, yetki ve iktidar işidir.

İşte felaha kavuşacak ve imtihanı kazanacak olanlar, ancak bu şartları ve sıfatları taşıyan kimselerdir. Yani;

  • a- İmtihan ve itaat bağıyla bir başkanın etrafında düzenli ve disiplinli bir ümmet- teşkilat oluşturan,
  • b- İnsanları ilim ve iyilikle hayra ve hakka çağıran,
  • c- Ve nihayet kuracakları demokratik hükümet ve adil devlet imkanlarıyla ma'rufu uygulayan ve münkeri yasaklayan, bu "hizmet cemaatı" kurtuluşa ve başarıya erecektir.

Bütün bu ayetleri birlikte ve birbirleriyle ilişkili biçimde düşündüğümüz ve değerlendirdiğimiz takdirde; şu geçekler ortaya çıkmaktadır:

  • 1- Müminler için en önemli mesele, imanla ölmek ve kulluk imtihanını kazanmaktır.
  • 2- İmanla ölmenin vazgeçilmez şartı ise; Allah'ın ipine sıkıca yapışmak ve Kur'anın hükümlerini "Cemian- topluca" yaşamaktır.
  • 3- Kur'anı bir bütün halinde hep birlikte yaşamanın ilk çaresi ve reçetesi de "Ümmet- oraganizeli bir teşkilat"ı oluşturmaktır.
  • 4- Böyle bir teşkilatı kurmak müslümanlar üzerinde farzdır. İçlerinden birilerinin böyle bir teşkilatı kurması farzı kifaye olup, diğer bütün müslümanların bunlara destek çıkması ise mutlaka lazımdır.
  • 5- Bu ümmet, yani "bir otorite etrafında halkalanan organizeli cemaat ve teşkilat" önce insanları hayra ve hakka davet edecek, islami şuurun ve sorumluluk duygusunun uyanmasına ve yaygınlaşmasına çalışılacaktır.
  • 6- Bu planlı ve sabırlı çalışmalar sonucunda, milli irade demokratik mücadeleyle hükümete dönüşecek, artık devlet imkanlarıyla iyilikler yaptırılacak, kötülükler kaldırılacaktır.
  • 7- Bu amaçla kurulan hayırlı bir cemaat ve teşkilat içerisinde fitne ve tefrika çıkarmak ve ayrılıp yeni cepheler açmak kesinlikle yasaktır.
  • 8- Bu tür hizmet ve hareketlere destek yerine köstek olmak, adil ve asil bir nizamın kurulmasına karşı çıkmak, böylesine haklı ve hayırlı bir "ümmeti- cemaati" bırakıp ayrılmak suretiyle zalim ve zorbalara taraf olmak "Müslüman olarak yaşamayı ve ölmeyi zorlaştıracaktır!"
  • 9- Felaha- kurtuluşa ulaşacak, yani dünyada huzur ve hürriyete, ahirette ise sonsuz nimete ve cennete kavuşacak olanlar, sadece teşkilat düzeni ve ibadet disiplini içerisinde gayret eden "cemaat- ümmet" olacaktır.

Müslümanlar içerisinde bulunan ve kurulması farz olan böylesi hayır ve hizmet teşkilatlarına ve onların kuracakları adil ve milli hükümetlere tabi olmayı içine sindirmeyen ve din adına bağımsız ve başıboş hareket eden kimselerin en tipik örneği ise; yalancı peygamber Müseylemetül- Kezzabtır.

Yemame Kasabası civarında, beni hanife kabilesinden olan bu adam hicretin 10. Yılında etrafıyla birlikte Medine ye gelip müslüman olmuşlardır.

Daha sonda Hz. Peygamberimize mektup ve elçiler gönderip, O'nun risaletine ortaklık iddiasına kalkışmıştır. Efendimiz ise diğer önemli meşguliyetleri yüzünden bunlarla uğraşmaya vakit bulamamışlardır. Hz. Ebu Bekir'in hilafeti döneminde islam birliğinden kopan ve çok tehlikeli bir fitne merkezi halini alan Müseyleme'ye karşı gönderilen Hz. İkrime ve Şurahbil komutasındaki üç ordu maalesef yenilmiş, ama sonunda Halid bin Velid tarfından hezimete uğratılmıştır.

Bu savaşlarda mürtedler 20 bin ölü vermiş, İslam askerlerinden ise 2 bini şehit düşmüştür. Bunların 700 kadarı muhacir ve ensardan olan sahabi, 70 kadarı ise Kur'an hafızıdır. Bu olaydan sonra Hz. Ebu Bekir Kur'anı bir kitap halinde toplamak ihtiyacını duymuştur.

Müseyleme'nin özelliklerine gelince;

  • a- Müseyleme görünüşte iman esaslarının ve İslâm'ın şartlarının hepsini inkar etmiyordu. İslami kuralların sadece bir kısmını gereksiz görüyordu ve "hayırlı hizmet erbabı" geçiniyordu.
  • b- O sadece İslami otoriteye ve ümmete (merkezi teşkilata) tabi olmayı reddediyor, bağımsız kalmak istiyordu. Ve İslam düşmanlarıyla gizli irtibat ve ittifaklar kuruyordu.
  • c- Bu nedenle O'na kafir veya münafık gibi bir sıfat uygun düşmediğinden, kendisine Müseyleme (müslümancık-yapmacık ve sahte müslüman) deniliyordu.
  • d- Merkezi otoriteye ve ümmete karşı, sahte kadın peygamber Secah gibilerle işbirliğine girişiyordu.
  • e- Sabah ve yatsı namazlarını kaldırmak ve zekat sorumluluğunu kolaylaştırmak gibi bir takım islami hükümleri yozlaştırmaya ibadetlerin önem ve öncelik sırasını bozmaya çalışıyordu.
  • f- Kendisi çok etkileyici ve cazibeli-çekici bir hatipti ve bu meziyetini çok iyi kullanıyordu.
  • g- Özel reklamcıları vasıtasıyla her tarafta keramet ve mucizeleri anlatılıyor, devamlı olarak hayırlı hizmetleri övülüyordu. Dönemindeki Bizans ve İran gibi İslam düşmanları, Yahudi ve Hrıstıyan odakları da, Müseyleme'yi destekliyor ce sürekli öne çıkarıyordu.

Bunun gibi, her asırda İslamı gerçek özellikleriyle ve bir bütün halinde ortaya koymaya ve hakim kılmaya çalışan gerçek müceddit ve mücahit liderleri karşısına müseyleme misali yalancı mehdiler ve sahte mürşitler çıkagelmiştir.

Müseyleme, namazı ve zekatı kaldırdığı ve kolaylaştırdığı gibi, bugünkü benzerleride  özellikle cihat sorumluluğunu kaldırmakta, muamelat hükümlerini önemsiz ve gereksiz saymakta ve çevrelerine "şeytani düzenlerin himayesinde, güya takva hayatı yaşanabileceğini" öğütlemektedirler. İlmi, insani ve islami temellere dayalı bir adalet düzenini ve İslam Birliğini gereksiz görmektedirler.

Müseyleme- Secah ittifakı gibi bütün islami hareketler ve liderler karşısında, bütün din istismarcılarının birleşmesi de dikkat çekicidir.

Bu sahte dincilerin kimisi güya hizmet adına zekat, sadaka toplayıp saltanat sürüyor.

Kimisi sözde tarikat adına nice sapıklık ve saçmalıklar sergiliyor. Kimisi sinsi ve siyonist hainlerin gözlerine girmeyi keramet sayıyor.

Kimisi sünnet adına zinaya kılıf uyduruyor.

Kimisi maneviyat adına ne melanetler işliyor. Yani bunlar aslında makbul ve mübarek olan kurum ve kavramları istismar ve suistimal ediyor!..

Ve bunların hepsi de hakkı temsil eden ve hayra hizmet eden islami hareketlerin karşısında yer alıyor, masonlarla işbirliği yapıyor ve asla "ümmete-bir imam etrafında oluşturulan sorumlu ve şuurlu teşkilat ve cemaate" katılmıyor ve katkıda bulunmuyor…

Çünkü gerçek İslam'dan, en çok din istismarcıları ve sahtekarlar korkuyor ve istemiyor.

Velhasıl, "hayırlı hareket"ten ayrılan veya "bu haklı hizmet"e dahil olmayan şöyle veya böyle ayağı kaymaktan kurtulamıyor!


[1] Al-i İmran: 102-104

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Abonelik
Bildir
1 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Gerçek İslam’dan, en çok din istismarcıları ve sahtekarlar korkuyor ve istemiyor.
“Gerçek İslam’dan, en çok din istismarcıları ve sahtekarlar korkuyor ve istemiyor.” Bugün de böyledir çünkü gerçek anlaşıldığında hepsinin foyası meydana çıkacağı için Meal-i Kerim’den uzaklaştırıyorlar insanları, “okumayın anlamazsınız, bizim hocaların kitaplarını okuyun” diyorlar. Halbuki Hacc Suresi 16’da Rabbimiz bizlere “Apaçık Ayetler” indirdiğini bildirimiş: “İşte Biz Onu (Kur’an’ı) böyle apaçık ayetler olarak indirdik; şüphesiz Allah, dilediğini hidayete yöneltip eriştirir.” İmamlar, hafızlar bile acaba ömürlerinde kaç kez mealini baştan sona anlamak ve yaşamak gayesiyle hatmetmişlerdir?!.. Günümüzdeki Müseylemeleri tanımak ve tedbir almak için de Meal-i Kerim’i dikkatle okumak ve “Ayetleri “Rivayet Etmek” değil, “Ayetlere Riayet Etmek” zorundayız.

Picture of Selman YÜCEL

Selman YÜCEL

YORUMLAR

Son Yorumlar
1
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...