ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2040
mod_vvisit_counterDün4484
mod_vvisit_counterBu Hafta36372
mod_vvisit_counterGeçen hafta58521
mod_vvisit_counterBu Ay114517
mod_vvisit_counterGeçen Ay122941
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17565456

IP'niz: 3.235.25.169
Bugün: 18 Nis 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12491083

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

ÖCALAN CUMHURBAŞKANI, FETULLAH DİYANET VE DİYALOG BAKANI!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

Avni Özgürel, radikal gazetesi yazarı Neşe Düzel'le yaptığı röportajda:

·        "Anayasanın" Kürt aydınlarının, Abdullah Öcalan'ın ve DTP kurmaylarının istekleri doğrultusunda (Türkçesi AB'nin dayatmaları ve Sevr'in uygulanması kapsamınsa) yeniden yazılmasını.

·        Apo'nun İmralı'dan çıkartılıp geniş arazili bir çiftlik konağında ve ziyaretçileriyle rahatlıkla görüşebileceği şartlara kavuşturulmasını

·        PKK'nın artık terör örgütü sayılmaması ve Kürt meselesinin çözümü için birlikte masayla oturulmasını teklif ve tavsiye buyurmuşlardı!?.

·       

AKP yanlısı, AB sevdalısı ve ABD-İsrail kuklası Radikal gazetesinin yazarı Perihan Mağden Hürriyet'in ‘Türkiye Türklerindir' şeklindeki sloganını bahane ederek  ‘vicdani ret' hakkının yasallaşması çağrısının ardından bu kez de ‘İstiklal Marşı'nın sözlerinin değiştirilmesini'  tavsiye buyurmuşlardı.

İşte Perihan Mağden denen madeni karışık ve AKP'ye aşık kadının yazdıkları:

"Türkiye Kürtlerin değil miymiş?"..

Hakikaten: Türkiye, Kürtlerin değil mi? Lazların, Çerkezlerin, Gürcülerin, Alevilerin, Ermenilerin, Rumların, Süryanilerin değil mi aynı zamanda Türkiye?

Bu, Milliyetçi, ultra milliyetçi, feci milliyetçi, faşizan bir duruştur.

"İstiklal marşı'nın sözleri gibi zırvaların(!) değiştirilmesi gerekliymiş!..

Artık şiirler, şarkılar, oyun havaları, kokoz barış heyetleri ve içi boş zırvalıkların ötesinde çok temel, çok küçük; ama çok vahim adımlar atmanın zamanı. Tammm zamanı.

Diyelim: İstiklâl Marşı'nın topraklarımızda yaşayan diğer milletleri rencide eden sözleri.

İstiklâl Marşı'nın sözlerini değiştirebiliriz.

Aleviler'e Diyanet bütçesinden hak ettikleri payı verebiliriz.

"Türkiye Türklerindir" gibi yanlış sloganları alıp Tarih'in Yanlışlıklar Çöplüğüne fırlatıp atabiliriz.

Abdullah Öcalan'ın hapishane koşullarını düzeltebiliriz.

Kürtçe eğitimi ilkokul müfredatına dahil edebiliriz.

"Meclis'te Kürtçe yemin edilmeliymiş!...

Somut şeylerden başlayalım.

Sembolik olduğu kadar ağırlığı olan şeylerden.

Neden Meclis'te Kürtçe yemin edilmesin?

Ne sakıncası var?"

Dikkatlerden kaçmayan konu şudur: Perihan Mağden'in de, Avni Özgürel de açıkça dile getirdiği Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılması ve Kürdistan'a federatif bir özerklik sağlanmasıdır. DTP milletvekilleri de aynı şeyleri savunmaktadır. AB de aynı şeyleri dayatmaktadır. Üstelik Avni Özgürel ve Perihan Mağden gibi yazarlar AKP taraftarıdır. Yani şifre de, şerefsizlikte açıktır.

"Yahudilerin Abdullah Gül duası"

'Yüce Rab, Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü korusun, kutsasın.'

Hürriyet gazetesinin haberine göre, Aaron Kohen (45), beş yaşından itibaren dini müzik eğitimi almaya başlayan İstanbullu Musevi bir din adamı. Müzikle hep iç içe yaşadı. 2002'de ilk albümü Maftirim ile tanındı. İkinci albümü Şevahot Lael (Allah'a Övgüler) sinagoglardaki törenlerde Türk makamlarıyla okunan dualardan bir derleme. En dikkat çekici eser "Anoten" adlı Cumhurbaşkanını Kutsama Duası. Osmanlı döneminde sultanlar için okunan bu dua, cumhuriyetten itibaren cumhurbaşkanları için okunmaya devam etmiş. Aaron Kohen "Anoten" duasının ilginç hikâyesini anlattı.

"Yüce Rab, Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül'ü korusun, kutsasın. Onun beraberinde olsun. Onu yüceltsin ve onu görkemli kılsın."

Bu sözler sinagoglarda okunan Anoten duasının İbranice'den Türkçeye çevrilmiş bir bölümü. Bu dua, duahanlar (hazan) tarafından sinagoglardaki bazı özel törenlerin ardından okunuyor. Dönemin cumhurbaşkanı kimse, dua onun adı içinde geçecek şekilde icra ediliyor."

Ve 54. Hükümetin başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan dışında tüm cumhurbaşkanı ve başbakanlara okunduğu söyleniyor!

Ali Bulaç'ın Fetullah Gülen yalakalığı

Yine aynı günlerde Ali Bulaç, geçen ramazan bayramı öncesi, Türkiye'den seçkin bir heyetle gidip, Amerika'da ki CIA çiftliğindeki konağında Fetullah Gülen Hz.lerini ziyaret şerefine eriştiklerini... Papa ve Hahamların hocasının itikaf halinde iken, kendilerini kabul etme lütfunu esirgemediklerini (Riyakarlığın, takva reklamının ve din istismarının bu kadarına pes doğrusu!)

Ve bu yüce kişinin (her halde bütün korktukları Ergenekon kapsamında tutuklu bulunduğu için) artık büyük bir cesaret ve metanetle, üstün bir fazilet ve feragatle; Pansilvanya'da ki muhteşem çiftliği bırakıp, sefalet ve mahrumiyet ülkesi Türkiye'ye teşrif edeceklerini, içten bir hasret ve muhabbetle müjdelemişti.

Artık, her sorunumuz anında halledilecek, her zorluğumuz, Hoca efendinin kerametiyle kısa zamanda bitecekti.

Çünkü, ülkemizi, bölgemizi, ve insanlık alemini kurtaracak, (dolar faizi karışmış) feyizli fikirlerinin; ve BOP'u gerçekleştirecek ferasetli projelerinin, ta Amerika'dan buralara ulaşması çok büyük zaman kaybına sebebiyet vermekteydi.. Ah bir Hoca efendi geleydi. İnşallah, yine bir tutuklanma ve suikasta uğrama evhamına kapılıp, özellikle Ali Bulaç gibi siyasi ve sosyolojik emeller ve hayaller besleyenlerin, bu kutlu ve umutlu beklentilerine su koy vermeyeydi.

Bu Zevatı Kirama ve Hazerat-ı ihtirama, haddimiz ve yetkimiz olmadan, yapacağımız şu acizane ve naçizane teklifimizin, lütfen ve istirhamen kabul edilmesi, bütün milletimizi sevindirecekti.

Keşke APO Hz.lerinin cumhurbaşkanı; Feto Hz.lerinin Diyanet ve diyalog Şeyhülislamı, Ali Bulaç kullarını başbakan, Avni Özgürel yalakasını da AB'ye entegrasyon bakanı yapıverselerdi!.. Ha, nerdeyse unutacaktık; Kanada'da ki Haham çırağı ve Ergenekon'un dahi tanıdığı, Tuncay Güney'i de, tüm iç ve dış işlerinden yetkili süper Bakan atayıp bütün dertlerden kurtuluverselerdi.

İşte Fetullah Gülen kölelerinin ilgili yazısı..

Ali Bulaç Yazmıştı (Zaman-22.10.2008):

Ramazan Bayramı'ndan bir hafta önce Türk Kültür Derneği'nin New York'ta düzenlediği iftara katıldık. Bir gün sonra da -üstelik mübarek Kadir Gecesi'ne rastladı- Hocaefendi'yi ziyaret ettik. Ziyaretçiler arasında kamuoyunun yakından tanıdığı simalar, eski siyasetçiler, bürokratlar, bilim adamları-akademisyenler, gazeteciler, yazarlar vardı. Hocaefendi, bir sünneti ihya ederek i'tikafa çekilmişti, nezaket gösterip kaldığı katta, âdeti olmadığı halde bize iftar verdi. Sahuru da birlikte yapma fırsatını bulduk. (Önceden planlanmış tam bir riyakârlık reklamı.. M.Ç.)

Bu, Amerika'da iken benim kendisini üçüncü ziyaretimdi. İlkini 2001'de, ikincisini 2004'te yapmıştım. Bu sefer açıkça Hocaefendi'yi sağlıklı buldum. Her zamanki gibi şekeri vardı, insülin yapıp iftar sofrasına gelmişti. Ama hamdolsun gayet dinç görünüyordu. Sağdan soldan sohbet ederken haddim ve yetkim olmayarak -ama çok sayıda insanın emanet mahiyetindeki dilek ve temennisini dile getirmek üzere- söz alıp Hocaefendi'ye ne zaman Türkiye'ye dönmeyi düşündüğünü? sordum ve şunları söyledim:

Türkiye'de sorunlar bitmez, her zaman 'kritik bir dönem'den geçeriz, sizinle ilgili dava bitti, benim de şahsi fikrim ve arzum, hasretini derinden hissettiğinizi bildiğim ülkenize dönmenizdir. " (Ali Bulaç bir zamanlar küçümsediği ve tenkit ettiği Fetullah Gülern vesilesiyle Siyonist Lobilerin hizmetine hazır olduğunu ima ediyor. M.Ç.)

Sağ olsunlar, ziyaretçilerin tamamı beni destekledi, onlar da uygun bir yol ve tarzda Hocaefendi'nin Türkiye'ye dönmesinde herhangi bir sakınca olmadığını teyiden beyan ettiler. Bir anda ziyaretimiz "Hocaefendi'yi ülkesine davet etme"ye dönüştü. (Zaten hepiniz, bunun için gitmiştiniz. M.Ç.)

Hepimiz şunu müşahede ettik, Hocaefendi bundan hayli memnun oldu, teşekkür etti. Ancak haklı olarak bazı mülahazalarda bulundu. Bir kere gelişinin mesele olmasını, başka amaçlar uğruna istismar edilmesini, gürültü-patırtıya sebebiyet vermesini, başka liderlerin ülkelerine dönüşlerine benzetilmesini istemiyordu. Biz bu daveti yaparken, oturum meselesi henüz neticelenmiş değildi. Zannedersem Hocaefendi biraz da sonucu bekliyordu. Hocaefendi'nin işaret ettiği bir nokta da şuydu: Artık hizmetler küresel ölçekler kazanmış bulunmaktadır. Belki Amerika'da da yapılacak hizmetler olabilir ki, doğrudur. Amerika derin bir krizin içinden geçiyor, ama belli ki daha uzun bir süre dünyayı etkileyen güçlü bir platform fonksiyonu görmeye devam edecektir. (Zavallılar, Siyonist sömürü saltanatının asla yıkılmayacağını düşünüyor ve zalim Amerika'nın ayakta kalması ve krize atlaması için dua ediyorlar. M.Ç.)

Oturum meselesi olumlu yönde sonuçlandığına göre, Hocaefendi'nin dönüşüne daha ümit var bakabiliriz. Şahsi kanaatime göre "oturum hakkını kazanmış olması"nın Hocaefendi açısından önemi şudur: Anladığım kadarıyla Hocaefendi, Türkiye'ye dönse bile -Allahu a'lem- uzun süre kalmayabilir, sıklıkla yurtdışına çıkar, döner. Böylelikle gidiş-gelişlerde sorun olmaz.

Bir insanın sevdiği yurdundan uzakta kalması kolay değildir. Mekke'den Medine'ye hicret eden sahabelerden bir kısmı Mekke hasretiyle yataklara düştüler. Ne çare ki büyük insanların, büyük medeniyet hareketlerinin kaderinde 'hicret' olur." (Fetullah'ın dirençsiz ve dirayetsiz biçimde, korkarak ve cemaatini bırakarak Amerika'ya kaçmasını, sahabenin Hicretine benzeterek tam bir yalakalık ve yalancılık yapıyor. Çünkü Hz. Peygamberimiz, önce sahipsiz ve çaresizlerden başlayarak tüm sahabesini Medine'ye gönderdikten sonra kendileri Mekke'den ayrılmışlardı.  Hele şu Ali Bulaç hazırladığı mealdeki ayetlerle Gülen'in ve kendisinin tutarsız tavırlarını  bir karşılaştırsın. M.Ç.)

Ve işte Fetullah Gülen'in istidracı veya CIA kaynaklı keramet kırıntıları!

2005 yılı AKSİYON dergisinden bir alıntı:

Fetullah Gülen o zaman:

"Emniyet, JİTEM, askerî istihbarat ve MİT istese Türkiye'de kuş uçurtmaz. Eğer onlara sormadan bir kuş uçuyorsa vazifede kusur etmişlerdir. Onların durumlarını bir gözden geçirmek lazımdır. Çünkü başka noktalarda fevkalade hassasiyetlerini de biliyorum."

Devletin, gücünü vehimler ve hiç olmayacak mevhum şeylere kullanmasının hata olacağına değinen Fethullah Gülen, istihbarat, valiler ve Emniyet teşkilatının iyi çalışması halinde vaktinde bu işi yapmak isteyen insanların derdest edilebileceğini söyledi. Gülen, "Hele birkaç tanesi konuşturulunca işin arkasındaki güçler de anlaşılır, derin devlete ait şeyler de anlaşılır" diye konuşmuştu.

Gülen, "İnsanların bir de sürü tarafı vardır. Üç-beş tanesi sokağa dökülünce, öbürleri de hemen ne varmış diye arkasından gider. Buna meydan vermemek için bütün istihbarat örgütlerinin tetikte olması gerekir. Bana öyle geliyor ki, Emniyet, JİTEM ve Milli İstihbarat Teşkilatı istese Türkiye'de kuş uçurtmaz. Ben şahsen bir vatandaş olarak gönül koyuyorum vicdanımda. Eğer onlara sormadan bir kuş uçuyorsa vazifede kusur etmişlerdir. Onların durumlarını bir gözden geçirmek lazımdır. Çünkü başka noktalarda fevkalade hassasiyetlerini biliyorum ben. Falan öğle yemeğinde ne yedi, akşama ne yemeği hazırlanıyor, sabah kahvaltısında ne kullanacak ona kadar araştırma yapan insanlar Türkiye'de hercümerce sebebiyet verecek hadiseleri bilmiyorlarsa, ben ona bilemiyorlar demeyeceğim; teâmî yapıyorlar, görüyor, görmezlikten geliyorlar, diyeceğim. İçimden öyle geçiyor ki dişlerini sıksalar fitneyi, fesadı yuvasında boğarlar, Allah'ın izni ve inayetiyle" buyurmuştu...

Yine Fetullah Gülen'le bir başka yalakanın yazısı yıl 2004;

"Fetullah Gülen'in İstihbaratı Kuvvetlidir"

"Fetullah Gülen'in endişesini, gazetemizin manşetine taşıdık. Gülen, faili meçhul cinayetlerin yeniden ülkemizde başlayabileceğini ileri sürüyor. Kanaatimize göre, Türkiye'ye geri dönmek hususundaki tereddütleri de buradan kaynaklanıyor. Kendisini düşünmüyor ama, böyle bir cinayete kurban gittiği takdirde ülkenin karışacağından çekiniyor."

"Gülen, 8-9 ay evvel, "bu tür şeyleri bilen" çok üst seviyelerde vazife görmüş bir kişinin "Önümüzdeki aylarda Türkiye'de kan gövdeyi götürecek, seri cinayetler işlenecek" dediğini, bir dostu vasıtasıyla öğrenmiş. O dostu, "Falan filân tür simalar bu dönemde Türkiye'de bulunmasalar iyi olur. Belki de onlar hedef seçilmiş olabilir".

Gülen, "Kimi seçerler?" diye sorduktan sonra, yorumunu şöyle sürdürüyor: "Tabiî ki, sempati duyulan, kendisine alâka gösterilen, yaptığı işlerle beğeni toplayan insanları seçerler. Çok ses getireceği, toplum tarafından ciddi tepki olacağı için onların bertaraf edilmesine bakarlar" diyerek kendi zatı muhteremin hedef seçilip öldürüleceğini ima ediyor!

"Fetullah Gülen, bir takım gizli odakların mevcudiyetinden söz ediyor ve devlet bu konudaki hassasiyetini hissettirir, "Siz o hainleri bulup çıkarmazsanız, benim bulup çıkaracağım çok şey olur" derse, bu gibi meselelerin önünün kesileceğini belirtiyor. Belli ki Gülen, güvenlik ve istihbarat birimlerinin içine sızmış bazı kötü niyetli kişilerden söz ediyor."

"Türkiye, bir değişim sürecinden geçiyor. Bunun sebebi sadece Avrupa Birliği değil. Soğuk savaş sonrası dünya da değişti. Ama elbette, Avrupa referansı, değişime direnen güç odaklarının iradesinin kırılması açısından önemli bir rol oynuyor. Türkiye'ye gerçek demokrasinin yerleşebilmesi büyük ölçüde askerin tavrına bağlı. Bu hususta Genelkurmay Başkanı Hilmi ÖZKÖK bize umut veriyor."

"...Türkler, kendi kararlarını verecek ve kendi ülkelerini yönetecek kadar gelişmiş olduklarına inanmalarına rağmen, komutanlar hâlâ ikna olmamıştır. Kendilerini Atatürk'ün mirasçıları olarak görmekte ve yaptıkları her şeyi, Atatürk'ün ülkesi için ne istediğini, sadece kendilerinin anladığı gerekçesiyle açıklamaktadırlar. Atatürk'ün, ülkesi için istediklerini gerçekten savunuyorlar mı? Yoksa bunun gerçekleşmesini engelliyorlar mı?

...Giderek daha çok sayıda Türk, ordunun, kendi amaçlarına ayak uyduramadığını, -Avrupa değerlerine bağlılığını açıklamasına rağmen- Türkiye'nin çağdaşlaşması ve gerçek demokrasiye ulaşması önündeki belki de en önemli engel durumuna geldiğini düşünmektedir. Ordunun, tarihe, Türkiye'yi Atatürk'ün belirlediği yoldan geri çeviren güç olarak geçmeyi tercih etmesi düşünülemez." (Güya bir de Stefen KİNZER'den alıntı yapmış)" Evet Fetullah Gülen'e göre Türklerin huzur ve hürriyeti, ancak AB'ye girmesinde ve ABD'ye boyun eğmesindedir. Bunun en büyük engeli ise askeriyedir!

Zaman'ın münafıklığı, mide bulandırıyor:

Önce (ve şimdi de), Türkiye ve İslam düşmanı Siyonist ve emperyalist tayfanın TARAF'ını "demokrasi donkişotu" gibi alkışlayıp destekleyen ve referans gösteren Zaman Gazetesi, GKB. İlker Başbuğ'un caydırıcı tavrı üzerine hemen çark edip:

"Başbakan, Başbuğ'a sahip çıktı, medyaya yüklendi: üslup eleştirisi yapanlar, aynaya baksın" dedi şeklinde korkaklığının ve münafıklığının gereğini yerine getirmişti.(17. Ekim. 2008. sh.16)

Ama aynı gazetenin aynı sayıda 1. ve 17. sayfalarında "Taraf'a da nokta koymak istiyorlar" başlığıyla Yahudi Taraf'ında olduklarını söylemekten çekinmemişlerdi.

Ve aynı Zaman Gazetesi'nin aynı nüshasında ve 25. yorum sayfasında, eski ülkücü yeni Fetullah düdüğü Mümtezar Türköne, "Askerin Durduğu Yer" başlığıyla TSK'ya PKK ağzıyla hücuma geçmekte, Hüseyin Gülerce aynen DTP diliyle:

"Hâlbuki demokrasinin olduğu yerde kimse kimseye "doğru dur, doğru konuş, otur oturduğun yerde" gibi komutlar veremez. Bu anlaşılır, tasvip edilebilir bir şey değildir. Zira demokrasilerde tek bir doğru yoktur. Sadece totaliter rejimlerde tek bir doğru olur. Demokrasilerde doğrular vardı. Diyalog ve uzlaşma kültürü ile bu doğruların herkes için yararlı olanı, ülke için faydalı olanı üzerinde mutabakata varılır, ortak bir alan ihdas edilir. Hukukun üstünlüğü, şeffaflık, hesap verebilirlik, fikir ve ifade hürriyeti, özgürlüklerin kısıtlanmaması ilkeleri, herkes için geçerli kılınır. Demokrasilerde dayatma, buyurganlık değil, ikna ve paylaşma vardır.

3. Terörle mücadelenin Silahlı Kuvvetler'e havale edilmesi yanlıştır. PKK terörü bu ülkede Kürt meselesi ile doğrudan ilgilidir. Kürt meselesi çözülmeden terörü kimse bitiremez. Dağa çıkışın önünü kimse alamaz. Asker ve siyasilerdeki yüksek tansiyonun anlattığı tek gerçek, bu meselenin çözümünün acilen bulunmasıdır.

Birbirimizle uğraşacağımız yerde, ortak aklı, teenni ve sağduyu ile devreye sokmalı değil miyiz?" demekte;

Ve ihsan Dağı

Ben korktum! Ya siz?

Kuvvet komutanlarını arkasına alıp genelde toplumu, özelde de medyayı 'uyaran' Genelkurmay Başkanı'nın konuşmasına hiç şaşırmadım.

Önceki günkü 'çıkış', Orgeneral Başbuğ'un devir teslim töreninde yaptığı konuşmanın taşıdığı 'derin mesaj'dan ve üsluptan hiç de farklı değildi. Dolayısıyla son konuşmaya da şaşırmadım, ama doğrusu korktum!

Korkmayanlar da var; Orgeneral Başbuğ'un muhataplarından Ahmet Altan dünkü yazısında 'bizi korkutabileceğinizi sanmayın' diyordu. Ama ben korktum arkadaş! Nasıl korkmam?

Avrupa'nın en büyük ordusunun genelkurmay başkanı 'herkes dikkat etsin ve doğru yerde dursun' diyor. Bunu söyleyen, bu memlekette dört defa darbe yapan, başbakan asan, darbelerin ardından yüz binlerce insanı gözaltına alan bir ordunun genelkurmay başkanı. Elinde tankları var, savaş uçakları var, istihbaratı var, özel harp dairesi var... Böyle bir güç karşısında 'dikkat' etsem ne yazar? 'Doğru yerde durmayı' bırakın, ayakta duracak mecalim kalmadı...

Korktum korkmasına da anlamadığım bir şey var: Bizim ordumuz neden bizi korkutuyor? Bizi değil, düşmanlarımızı korkutması gerekmiyor muydu ordumuzun? Biz bu orduyu bize değil düşmanlarımıza gözdağı versin, onları caydırsın, korkutsun diye kurmamış mıydık?" şeklinde dalga geçmekten haya etmemişti.

Ve yine hem çok keskin Erbakancı, hem de çok gri ve sinsi Recep T. Erdoğancı yerel Elaziz gazetesi, aynen Zaman tiyniyetiyle, 15. Ekim. 2008 tarihli baskısında, 2 ve 3 sayfalarının sağ yanında AKP ve Recep T. Erdoğan'ı, Milli Görüşün hainleri ve iş birlikçileri arasında sayarken, sol tarafında ise Recep T. Erdoğan'ın:

"Krizden fırsat çıkar sözü, iş birlikçileri çıldırtıyor" başlığı atarak ve kahraman Recebe saygı ile sahip çıkarak kendi kendileriyle açıkça çelişkilere düşülmekteydi.










Bu yazarin diger makaleleri

ABD ve İSRAİL ÇÖKÜŞE HAZIRLANIYOR
  ABD İç Savaşa Doğru Gidiyor Dünyada son yıllarda yaşanan...
Devami
SİSTEM TIKANDI
  Masonlar Nasıl AKP'leşti? Sabahattin Önkibar önemli ve gizemli sırları deşifre...
Devami
AMERİKA'NIN IRAK BATAĞI VE SİYONİSTLERİN BAŞKANLIK ATAĞI
  Irak'ta korkunç bilanço Ürkütüyor! ABD'nin demokrasi vaatleriyle müdahale ettiği Irak'ta...
Devami
YA OLGUNLAŞACAĞIZ, YA ODUNLAŞACAĞIZ!
     Dünya hayatı, her yönden ama tedricen gelişip olgunlaşmak...
Devami
Siyonist Emperyalizme Karşı AVRASYA İSLAM’A YAKLAŞIYOR
Çin ve Rusya 34 anlaşma imzalıyor Rusya Başbakanı Vladimir Putin'in 3...
Devami
ENERJİ SORUNUMUZ VE ÇIKIŞ YOLUMUZ
    Enerjisiz Türkiye Türkiye, enerji tercihlerini yaparken dışa bağımlılığı o...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1810

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR