Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün3186
mod_vvisit_counterDün3688
mod_vvisit_counterBu Hafta21309
mod_vvisit_counterGeçen hafta32787
mod_vvisit_counterBu Ay46299
mod_vvisit_counterGeçen Ay205231
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar15090583

IP'niz: 3.233.215.196
Bugün: 10 Nis 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11544726

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
feto2
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 

BUĞRA YAYINCILIK

Tel-Faks:

0212 516 52 62

 

Reklam
Reklam

HEKİM GÖZÜYLE

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfMükemmel 

Kıymetli dostlar Hak Teala nasip ederse uzun soluklu olmasını temenni ettiğim bu dergide zaman zaman duygularımı, düşüncelerimi, bildiklerimi bazen de bilmediklerimi sizlerle paylaşacağım. Hani her şeyin zekatı kendi cinsindendir. Madem ki Allah CC bize tıp ilmi tahsil etmeyi nasip etmiş bizde dağarcığımızda bulunanı sizlere aktaracağız.

Sağlık Bakanlığının  10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü nedeniyle hazırladığı çalışmada yer alan Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre Türkiye'de, ruhsal rahatsızlık sıklığının yüzde 17.2 oranında olduğu ve en çok depresyona rastlandığı belirlendi. Uzmanlar, ruhsal bozukluktaki artışın nedenini, bilgisizlik, korku ve önyargılar olmasına bağlıyor. En çok da depresyona rastlandığı belirlendi. Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre, Türkiye de her yıl 6 binden fazla yeni şizofren hastanın ortaya çıktığı, 15-54 yaş grubu içinde en az 300 bin dolayında şizofrenik hastanın bulunduğu kabul ediliyor. Ekonomik sıkıntılar, sosyolojik baskılar, haksızlık ve ahlaksızlıklar insanları bunaltıyor.

Sağlık Bakanlığının hazırladığı çalışmaya göre, ruhsal bozukluklar, genel sağlık hizmetleri çerçevesinde tüm dünyada olduğu gibi, Türkiyede de en başta gelen sorunlardan biri olarak kabul ediliyor. Avustralyalı bilim adamları ise; depresyon, öfke ve tatminsizliğin stresli yaşam koşulları yanında, aşırı maddecilikten kaynaklandığını ileri sürüyor. Newcastle Üniversitesi'nden Shaun Saunders, "Maddeciliğin ve aşırı tüketimin, çevre kirliliği üzerindeki etkileri konusunda aşırı bir kaygılanma var, ama ruh üzerindeki etkilerine maalesef pek dikkat gösterilmiyor" diyor. Saunders'a göre; arzulanan ve sonunda satın alınan (ev, araba, elbise gibi) bir objenin hızlı değer kaybı, tüketim meraklıları için depresyon kaynağı oluyor.

 

TEDAVİ EDİLMEZSE SONU İNTİHAR

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Arif Verimli de yaptığı açıklamada, Türkiye'de nüfusun yüzde 25 inin ruhsal bozukluklar yaşadığını belirterek, bunların yüzde  1 ini şizofreni, yüzde 10-12 sini anksiyete bozuklukları (kaygı ve endişe halinin hastalık haline gelmesi) ve depresyonun oluşturduğunu söyledi. Tedavi edilmedikleri takdirde, bu vakaların önemli bir bölümünün intiharla sonuçlandığına dikkati çeken Doç. Dr. Verimli, birçok hastalığında çok sayıda fiziksel rahatsızlığa ve madde bağımlılığına zemin hazırladığını vurguladı. Toplumun 4 te birinin ruh sağlığı açısından tedavi ve yardıma muhtaç olduğunu belirten Dr. Verimli, ruh sağlığının çok ciddi bir şekilde, yalnız Türkiye de değil dünyadaki tüm ülkelerde insanlığı birinci derecede ilgilendiren bir durum haline geldiğini belirtirek, Örneğin ABD de de nüfusun 4'te birinin ruh sağlığı bozuktur, yani bu sadece ülkemizin değil, bütün dünyanın meselesidir. Bu bir insanlık meselesidir dedi.

Bütün bu sancıların ve sorunların sebebini sorgulamak zamanıdır. Öncelikle teşhisi doğru koyabilirsek elbette tedaviye ulaşmak da kolay olacaktır. Acaba insanlığın büyük ekseriyeti niye mutlu değil, niye huzurlu değil? Niye dünyada huzur mutluluk uyum tesis edilemiyor, ademoğlu neyi arıyor? Kuvveti üstün tutan günümüz medeniyeti (ki Üstad Bediüzzaman bunu mimsiz medeniyet yani deniyet=alçaklık olarak tarif ediyor.) İnsanlığı bir uçurumun kenarına, bir cinnetin eşiğine getirmiş bulunuyor. Yeniden Hakkı üstün tutan adil bir yeni dünya düzenine hararetle ihtiyaç var. Görünen o ki yiğit yine düştüğü yerden kalkacak. Anadolu topraklarından yeni bir medeniyet fışkıracak. Şeytanlar Talut ordusundan ayarı, değri düşük olanları ayıklayadursun, İbrahimleri ateşin yakmayacağı günlere gebeyiz.

"Biz ona 'iki yol-iki amaç' gösterdik. Ancak o, sarp yokuşa göğüs germedi. Sarp yokuşun ne olduğunu sana öğreten nedir? Bir boynu çözmek (bir köleye özgürlük vermek)tir; ya da açlık gününde doyurmaktır, yakın olan bir yetimi, veya sürünen bir yoksulu. Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak. (Beled Suresi, 10-20)  İşte bu noktada Fatih sultan Mehmet Han  geliyor gözümün önüne. Hakkı üstün tutan bir medeniyetin sahibi; sarp yokuşa göğüs geren, köleye özgürlük veren, açlık gününde doyuran,yoksulu,  yetimi, hastayı gözeten. Tarihin o altın sayfasından şöyle sesleniyor bizlere: Ben ki İstanbul Fatihi abd-i aciz Fatih Sultan Mehmet, bizatihi alın terimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım İstanbul'un Taşlık mevkiinde kain malümul-hudud olan 136 bab dükkanımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde vakf-ı sahih eylerim. Şöyle ki: Bu gayr-i menkulatımdan elde olunacak nemalarla İstanbul'un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim. Bunlar ki, ellerinde bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü olduğu halde günün belirli saatlerinde bu sokakları gezeler. Bu sokaklara tükürenlerin tükrükleri üzerine bu tozu dökeler ki yevmiye yirmişer akçe alsınlar; Maazallah herhangi bir gıda maddesi buhranı da vaki olabilir. Böyle bir hal karşısında bırakmış olduğum 100 silah ehl-i erbaba verile. Bunlar ki hayvanat-ı vahşiyyenin yumurtada veya yavruda olmadığı sıralarda Balkanlara çıkıp avlanalar ki zinhar hastalarımızı gıdasız bırakmaya Bizatihi alın terimle kazanmış olduğum akçelerimle 10 cerrah, 10 tabip ve 3 de yara sarıcı tayin ve nasib eyledim. Bunlar ki, ayın belli günlerinde İstanbul'a çıkalar, bilaistisna her kapuyu vuralar ve o evde hasta olup olmadığını soralar; var ise şifası ya da mümkün ise şifayap olalar, değil ise kendilerinden hiçbir karşılık beklemeksizin Darülacezeye kaldırılarak orada salah bulduralar. Ayrıca külliyemde bina ve inşa eylediğim imarethanede şehit ve şuhedanın harimleri ve Medine-i İstanbul fukarası yemek yiyeler. Ancak yemek yemeye veya almaya bizatihi kendüleri gelmeyup yemekleri güneşin loş bir karanlığında kapalı kaplar içerisinde evlerine götürüle..!"

Evet, artık ülkemizin ve insanlık aleminin, yeni Fatihlerle, yepyeni fetihlere ve adil medeniyetlere ihtiyacı var.

Şahsi kaprisleri ve şeytani hedef ve hevesleri için, tüm dünyayı savaş ve terör alanına çeviren... Denizleri, doğayı, havayı silah ve sanayi artıklarıyla kirleten Siyonist ve emperyalist kuşatmanın kırılması ve ülkelerin IMF kıskacından ve dış güçlerin kiralık iktidarlarından artık kurtulması lazım.

Kurtuluş bayramında buluşmak ümidiyle...

 

Dr. Yakup KÖSE


Bu yazarin diger makaleleri

ESARETE ASLA BOYUN EĞMEYECEĞİZ
  Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın,...
Devami
ANADOLU BOR GERÇEĞİ VE ERMENİ MESELESİ
  Bor, doğada saf element olarak oluşmayan ama oksitler halinde...
Devami
ADİL DÜZEN VE ÇEVRE KORUMACILIĞI
Günümüzde ormanları, yabani hayvanları, denizleri ve diğer tabii ve tarihi...
Devami
GEL HOCAM
  Seni anlamasa da Bir sürü nasipsiz... Kıymetini bilmese Saygı duymasa da... Sen...
Devami
GÜVENLİĞİMİZ VE GELECEĞİMİZ DEMOKRASİDEN ÖNEMLİDİR!
Türkiye'mizin bağımsızlığı ve bekası amaç, demokrasi ve laiklik araçtır. Ferdi...
Devami
KIBRIS'TA NELER OLUYOR?
  Kıbrıs Adası'nın iki ülke için hayati önem taşıyan stratejik...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 6438

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR