16 MART 2007 TARİHLİ SESAR HABERİ:
RECEP TAYYİP ERDOĞAN BAŞBAKANLIKTAN VE MİLLETVEKİLLİĞİNDEN İSTİFA EDEREK YURT DIŞINA KAÇABİLİR!
16 MART 2007 TARİHLİ SESAR HABERİ:
RECEP TAYYİP ERDOĞAN BAŞBAKANLIKTAN VE MİLLETVEKİLLİĞİNDEN İSTİFA EDEREK YURT DIŞINA KAÇABİLİR!
RTE'nin tekrar nükseden (!) rahatsızlığı (!) başka bir arka plana sahip.
AKP'ye ait Balgat'taki çok önemli bir binada, yine RTE'ye çok yakın, harim-i ismete rahatlıkla ziyaret edebilen bir politikacı, "Başbakan sağlık sorunları sebebi ile hem Başakanlık'tan, hem de milletvekilliğinden istifa edecek. Çok ciddi sağlık sorunları var. Göreve devam etmemesi yönünde hayli etkili telkinlerle karşılaşıyor."
Politikacı devamla, "Aldığım izlenim Cumhurbaşkanlığı'na adaylığı kesinlikle düşündüğü yönünde idi. Ancak nükseden rahatszlık hayati nitelik taşıyor.
Sadece politikayı bırakmakla kalmayacak; Başbakan öncelikle Dubai, Suufi Arabşstan, ABD veya Ürdün'e yerleşme seçeneklerine de bakıyor. İstifa edip yurt dışında yaşayacak. Her an gizlice yurt dışına çıkabilir. Mart sonu ve Nisan başlarında her şey olabilir.
SAHTE ŞEYHİN SAHTE MÜRİDLERİ
Adı, Haydar Baş…
Önce sahte şeyhlikle işe başlıyor. Elazığ'da medfun Hacı Ömer Hudai Hz.lerinin Malatya'daki bir dervişinin vefatı üzerine:
"Bana özel bir vasiyet ve manevi verasetle irşat halifeliği verildi." Diyerek, yani yalan söyleyerek bir sürü insanı aldatmaya başlıyor. Çünkü aslında böyle bir icazet falan bulunmuyor.. Varsa göstermesi gerekiyor.
Ardından reklamını yaptırdığı müritleri vasıtasıyla kurduğu şirketlere ve tarikat hizmetlerine paralar ve bağışlar toplanıyor. Gariban köylülerin fındıkları kandırılıp alınıyor ve parası ödenmiyor…
Derken yine para lie Azerbaycan'dan diplomalar, doktorolar ayarlanıyor.. İsminin önüne sahte prof. Ünvanı taktığı konusu, meclise ve mahkemelere taşınıyor…
Makam ve menfaat dağıttığı kiralık müritleri, Onun keramet ve marifetlerini gazete ve televizyonlarında huşu ve çoşku ile anlatırken, O üç ayrı gözdesiyle saray yavrusu konaklarında nefis terbiyesi ile uğraşıyor…
2003 seçimlerinde %40 oy alacakları ilhamının, Rahmani değil, şeytani olduğu anlaşılıyor. Ama "yalandan kim ölmüş" mantığıyla yeni palavralar uyduruluyor. Ve kim, İsrail hesabına Erbakan'a saldırırsa, o kadar Siyonist sermayenin lütfuna mahzar olacağını bildikleri için, Müritleri 13 Mart Salı meltem TV Taraflı Bölge Özel programında hala utanmadan aynı sakızları çiğneyip duruyor… Ama;
"Yahu bu Erbakan, madem İsrail'e ABD'ye ve AB'ye bu kadar yarıyordu da, neden onun iktidarına bir yıl bile dayanamayıp bütün dünyayı ayağa kaldırdılar?" Sorusunun yanıtı bir türlü verilmiyor…
İkide bir "Recep tayip bunların belediye başkanıydı" diye Milli Görüş suçlanmaya kalkışılıyor ve yine bir sahtekarlık sergileniyor. Çünkü sahte şeyh, sahte prof Bay Haydar Baş'ın da bir zamanlar MSP Trabzon İl Başkanı olduğu özenle ve özellikle niye gizleniyor?
Peki bu neyi gösteriyor? Demek ki şeytani merkezler ta başından beri Erbakan Hoca'yı bri tehlike olarak görüyor ki: Çevresine bu tiyniyetteki tipleri yerleştiriyor ve zamanı geline ayartıp ayırıyor!
Ne yapsınlar, zavallılar görevlerini geveliyor!
BOP'UN EŞ BAŞKANLIĞI RESMEN HIYANET ORTAKLIĞIDIR!..
"Medeniyetler İttifak"ı palavrasıyla neden İspanya ve Türkiye, öncü ülke ve başbakanları BOP'un eş başkanı?..
Çünkü:
1- İspanya'da Endülüs İslam medeniyeti mağlup ve mahkûm edilmişti.
2- Türkiye ise, ikinci Endülüs olma sürecindedir. Osmanlı Türk İslam Medeniyetinin kökü kurutulmak istenmektedir.
SAMİ SELÇUK'UN İĞRENÇ BENZETMESİ
15 Ocak 2007 günlü; Ilımlı İslamcılara, Fetullahçı münafıklar ve Batıya teslimiyetçi Diyalogcular güdümlü Star Gazetesindeki "Ölüm cezasının etkileri" başlıklı, kof bilgiçlik kokan yazısında Bay Sami Selçuk, ölüm cezasını "iğrençlik" olarak niteliyor ve şunları söylüyor:
"Ölüm cezası 81 yıl daha yaşadı Cumhuriyetimizde.
Ancak böyle süremezdi, bu.
Sonunda Türkiye AB'ye girmek için başvurdu. AB duruma el koydu da, 2004'te bu iğrenç ceza kaldırıldı.
Yıllarca ölüm cezası ile ilgili araştırmaları toplamıştım.
Bu ‘mutlu ilga' üzerine ülkem ve halkım adına bayram etmiş, onları çöpe atılacak bir yığın gibi görmeye başlamıştım.
Bir daha yazı yazacağımı hiç düşünmemiştim.
Yanılmışım.
Küreselleşme bu satırları yazmaya zorladı beni."
Oysa Cenabı Hak Kur'anı Kerimde:
"Ey temiz akıl sahipleri, kısasta (suçsuz insanların canına kıyan katillerin ölümle cezalandırılmasında) sizin için hayat (huzur ve emniyet sigortası) vardır. (Bu caydırıcı ceza sayesinde) umulur ki (cinayet ve anarşiden) sakınırsınız.."[1] buyuruyor.
Akıl da, vicdan da, tarihi ve tabii hukuk ta, gerektiğinde ve hak ettiğinde ölüm cezasını uygun bulmakta ve onaylamaktadır.
Asıl iğrençlik; aklın, vicdanın tarihi olguların ve Kur'anın gerekli gördüğü bu cezayı iğrenç bulmaktır. Asıl iğrençlik, Allah'tan daha akıllı ve duyarlı olduğunu sanmaktır.
Asıl iğrençlik; ölüm cezasını hala uygulayan Amerikanın kucağında kurtuluş arayan Fetullah Gülen gibi sahte İslamcıların safında sözde hukuku savunmaktır. Asıl iğrençlik; kurtuluş savaşımızda, Kıbrıs'ta, PKK arkasında Bosna'da ve şimdi Irak'ta ve Afganistan'da her gün yüzlerce masum Müslüman'ı acımasızca katleden Haçlı barbarların Siyonist ittifakı olan AB'ye girme karşılığı egemenliğimizi devretmeye hazır olmaktır.
Bay Sami Selçuk, iğrençlik senin kafandadır!.
Elbette, idam cezasını haksız ve dayanaksız infazlara alet etmek yanlıştır ve ahlaksızlıktır. Ancak, gerçekten bu cezayı hak edenler için ise, Kur'anın tabiriyle: hayat ve huzur sigortasıdır!..
GUANTANAMO MEDENİYETİ
Gazetelerde yer alan haberlerde The Independent Gazetesi'nden alıntı yapılarak verilen bilgiler sanki uzay yeniden keşfediliyormuş gibi medyamızda büyük heyecana yol açtı. Kimileri haberi, "Irak petrolünün aslan payı Batılı şirketlere" başlığı altında verirken olayı, "Maskeleri düştü", "Petrol Batı'ya akacak", "Irak'ı istikrarsızlığa sürükleyen Batı, ülke petrollerini 30 yıl boyunca sömürecek" şeklinde okuyucularına duyuruyordu. Ve bu gerçeği The Independent Gazetesi'nin ortaya çıkardığı da özellikle vurgulanıyordu. Halbuki ortaya çıkartılan bir şey yoktu. Irak işgalinin daha başından itibaren ABD'nin hedeflerinden birisinin de zengin Irak petrollerine el koymak olduğunu tüm dünya biliyordu.
SOMALİ'YE DE DEMOKRASİ!
Ne kadar sevinseler(!), ne kadar gurur duysalar(!) yeridir!
Amerika sonunda Somali'ye de demokrasi ve özgürlük(!) götürmeye karar vermiş olmalı ki, Amerikan uçakları Somali'yi bomba yağmuruna tuttu!
Tıpkı Irak'ta yaptığı gibi!
Evet, bugün Amerikancıların, Amerika yanlılarının ve Bush dostlarının bayram(!) günüdür!
Zira Amerika, Somali'yi de kana boğmaya karar vermiştir!
Hepinizin de bildiği gibi dünyamızın büyük hamisi(!) ve efendisi(!) ABD hiçbir ülkeyi işgal(!) etmez!
Amerika sadece diktatörlerin zulmü(!) altında inim inim inleyen ülkelere demokrasi(!) ve özgürlük(!) götürür![2]
KERKÜK'TE GAZA GELMEMEK
Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça Erdoğan'ın milliyetçi söyleminin tonu sertleşiyor. Kıbrıs'ta uzlaşmacı, Kerkük'te şahiniz. Bölge halkları arasında düşmanlık, gerilim yaratacak olaylar özenle kışkırtılıyor.
Ortadoğu'da suların yeniden karışacağı, sınırların yeniden belirleneceği, bol bol füze, tank satılıp çok kanın para uğruna akıtılacağı bir dönemin eşiğindeyiz sanki. Böyle dönemlerde gaz veren çok olur. Kıyıda köşede Musul, Kerkük muhabbetleri başladı. İlkbaharda Kuzey Irak'a yönelik bir operasyon artık kahve sohbeti haline gelirken bir de Kerkük resti çıktı. Hep altını çiziyorum, bölge hiç beklenmedik olaylara gebe. Bizim kaderini belirleyemeyeceğimiz olayların tohumu hızla atılıyor. Şii-Sünni gerilimi özellikle tetikleniyor. Bölge halkları arasında düşmanlık, gerilim yaratacak olaylar özenle kışkırtılıyor. Belirli merkezlerden işareti alanlar gaza basıyor.
Oysa, bu günümüzün en büyük sıkıntısı enerji ile ilgili bir kavga. Bölgeye verilecek şekilde enerji pastasından alınacak pay önem taşıyor. Enerji kaynaklarına sahip olamayan, yönlendiremeyen, silahlı gücü böyle bir kaderi çizecek kadar güçlü olmayan bir ülkenin kendisini ham hayallere kaptırmaması gerekir.[3]
SABATAY MÜZESİ İZMİR'İ KARIŞTIRDI
Ticaret Odası yönetiminin kente bir Sabatay Sevi Müzesi kurulmasını önermesi, İzmir'i karıştırdı. Çarşamba günkü meclis toplantısında, Agora semtindeki Portekiz Sinagogu'nda, 370 bin YTL' ye bir Sabatay Sevi Müzesi kurulması önerisi sunulması bekleniyor. Toplantıda, kurumun 2007 yılındaki 21 milyon YTL'lik bütçesinin de dahil olduğu 10 maddelik çalışma programı görüşülecek. Bazı meclis üyeleri, öneriye şiddetle karşı çıkıyor.
İzmir Ticaret Odası'nın (İZTO) 65 bin üyesi bulunuyor. İZTO'nun 2006 yılı son meclis toplantısı, önümüzdeki Çarşamba yapılacak. İZTO yönetimi, toplantıdan bir hafta önce, 179 meclis üyesine, Yönetim Kurulu Çalışma Programı ve Bütçesi'nin yer aldığı 425 sayfalık bir kitapçık gönderdi. Kitapçıkta, 2007 faaliyetlerinin ele alındığı 378. sayfasındaki Sabatay Sevi Müzesi başlığı altında yer alan iki paragraftaki şu ifadeler dikkat çekti: "Sabatay Sevi, Musevilik tarihinde önemli yer tutan bir kişiliktir ve İzmir'de yaşamıştır. Hatta Sabataycılık, Museviliğin bir kolu olarak varlığını sürdürmüştür. İzmir'in tarihinde önemli yeri olan olay ve kişiler, kent belleğinin bir parçasıdır. Bu nedenle, Sabatay Sevi'nin Musevi tarihindeki rolünü ortaya koyabilecek ve çeşitli eski eserlerin de yer alacağı bir müze kurulması, müzenin eski bir sinagog veya eski bir binada yapılması düşünülmektedir."
STAR GAZETESİNİN MANDACILIK KAFASI!
Sayın Başbakan Erdoğan'ın ‘Önümüzdeki konjonktürde Irak bizim için AB'den çok daha önemlidir' açıklamasına içerleyen Star Gazetesinin Eser Karakaş'ı bakınız neler yumurtluyor:.
"Irak ve AB meselelerini aynı kefeye koymanın bir hata olabileceğine yönelik görüşümü bu yazıda açmaya çalışacağım.
Irak meselesi, bizi ne kadar ilgilendirirse ilgilendirsin, özünde bir dış politika meselesi.
Konfederal ya da tümü ile parçalanmış, böylece kuzeyinde bağımsız bir Kürt devleti oluşan Irak coğrafyasının dahi bizi çok derinden etkileyebileceğine, şayet AB süreci düzgün işlerse, inanmıyorum.
Irak bir dış politika konusu ama AB öyle mi?
Oysa AB meselesi, dün olduğu gibi bugün de asla bir dış politika konusu değil, doğrudan bir iç meselemiz.
Temel hak ve özgürlüklerimizi, tarımsal yapılanmamızı, ekonomimizin rekabet düzeyini, soluduğumuz havanın kalitesini, kullandığımız paranın değerini, yargının etkinliğini, sivil-asker ilişkileri gibi konuları doğrudan ilgilendiren AB meselesini bir dış politika konusu olarak görmek olanaksız.
İşte tam da bu nedenden AB meselesinde ülke içinde son günlerde alınan pozisyonlar, saflar çok belirginleşiyor.
Bugün için Kıbrıs meselesi yol haritamızda önemli bir engel olarak duruyor ve içeride AKP, KKTC'de de Talat yönetimleri; Annan Planı'na ‘evet' çizgisi, izolasyonların kaldırılması karşılığında limanlarımızı Kıbrıs gemi ve uçaklarına açma önerisi, Lokmacı üst geçidi jesti gibi önemli hamlelerle AB üyesi ülkelerin Papadopoulos'un bıktırıcı Denktaş vari politikalarından sıkılmış sağduyu sahibi yönetimlerine önemli mesajlar veriyorlar.[4]
İşte tam bir Batıya uşaklık ve soysuz mandacılık kafası!..
IRAK'TA BİR YAHUDİ!
John Dimitri Negroponte
İşgalden sonra Irak'ta ABD büyükelçiliği görevini başarıyla yürüttü. Ekiplerini kurdu..
Onun döneminde getirtilen Pakistan malı patlayıcılarla bir Sünni bir Şii camileri bombalanıyordu. Şimdi CIA ve NSA dahil 16 istihbarat örgütünü yönetmekle görevli Ulusal İstihbarat Merkezinin başında. Henry Kissinger'in yetiştirmesi olan Negroponte, babası nedeniyle Yunan kökenli Amerikalı, eşi nedeniyle İngiliz Kraliyet ailesiyle akraba. Dış İlişkiler Konseyinin (CFR) gözdesi.. CIA'nin Richard Helmsten sonra gelmiş geçmiş en özel "kasap"ı.. Haçlı Seferini ne olursa olsun tamamlamak isteyen, Washington'daki durmayacak ve kana doymayacak az sayıda insandan biri.
ESKİ MİT MÜSTEŞARI SÖNMEZ KÖKSAL'IN KÖKSÜZLÜĞÜ:
15 Ocak 2007 tarihli Star Gazetesinde Selin Ongun'la (Sabataist mi?) yaptığı röportajda Sönmez Köksal:
"Irak'ta federal bir Kürt devletinin kurulmasını tehdit olarak görmek yerine, olumlu bir unsur olarak değerlendirmek de mümkün" diyor.
Böylece İsrail'in izinde ve sabataist Yahudi dönmeliğinin azminde olduğunu gösteriyor!
Dışarıdan Siyonistler, içeriden Sabataistler, Kürdistan'ı kurmak ve Türkiye'yi parçalamak hususunda tam bir ittifak içinde görülüyor..
Ve tabi eceli gelenler cami duvarına koşuyor!..
AĞIN'I DOMUZLAR, ANKARA'YI SOYSUZLAR BASTI!
Elazığ'ın Ağın ilçesinden bir dostu Ahmet Akgül Hocamıza telefon açıp Bayelması köyünü yaban domuzlarının bastığını söylüyor.
Bunu üzerine Hocamız şu yanıtı veriyor:
Bu da dert mi can yoldaşım, Ankara'yı soysuzlar bastı!…
SAHTE ATATÜRKÇÜ
Bar ve pavyonlarda, içki ve kumarda kendisini ve ailesini perişan eden eski müdürlerden ve şehrin ileri gelenlerinden ve üstelik Atatürkçülüğü ile bilinen bir kişiyle karşılaşan Ahmet Akgül Hocamız:
"Artık toparlanman lazım. Kendine de ailene de yazık ediyorsun" şeklinde bir uyarıda bulununca, adam, Atatürk'ünde devamlı içki içtiğini hatırlatan bir havayla:
"Biliyorsun, biz Atamızın izindeyiz ve asla vazgeçmeyiz" diyor.
Bunun üzerine Hocamız:
"Atatürk önce yedi düvelle savaştı, ülkesini ve milletini kurtardı. Sonra akşam sofralarına katıldı… Şimdi sen de hiç değilse önce şu aileni perişanlıktan kendini de bataklıktan kurtar sonra Atatürkçülük yap!.. deyince zavallı susuveriyor..
BİLİN BAKALIM BU KİM?
Halkının inançlarına oldukça soğuk…
Sürekli somurtkan ve cumhurdan kopuk..
Öz Türkçelik görüntüsüyle, sözlerini ve demeçlerini anlamak için özel sözlük kullanmak zorunda kalınacak kadar, Türkçesi bozuk…
Sanki içimizden birisi değil de, malum seçicilerin başka diyarlardan getirip oturttuğu geçici bir konuk…
Sanki din istismarcılarına, ılımlı İslamcılara ve işbirlikçi iktidarlara mazeret ve meşruiyet kazandırmakla görevli bir korkuluk!…
SİNAN AYGÜN SİYASETE Mİ SOYUNUYOR?
Sinan Aygün aslında yaptığı çalışmalar, ülke sorunlarına yönelik araştırma ve açıklamaları ile tek kişilik parti görüntüsü vermektedir. Ancak, Anamur'da Aygün'ü tek kişilik bir parti değil, belki bir Milli Cephe -buna bazıları Ulusal Cephe diyebilirler- Ya da Kemalist Atılım Birliği adı verilebilecek bir hareketin lideri gibi gördüm… En azından öyle takdim edildi ve Aygün de bu takdime itiraz etmediği gibi yaptığı konuşmada yapılan takdimin içini sözleri ile doldurdu. Anamur Muz Üreticileri Birliği'nin açılış töreni davetiyesinde katılımcılar arasında ATO Başkanı Sinan Aygün, Mersin Bağımsız Milletvekili Ersoy Bulut, Türkiye Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) Başkanı Veli Sarıtoprak, Sağlık eski Bakanı Halil Şıvgın, Türkiye Sebze ve Meyve Komisyoncuları Federasyonu Genel Başkanı Yüksel Tavşan, Diyanet İşleri eski Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz, Gazeteci-Yazar Nazif Okumuş, Kıbrıs Kalkınma Bankası Yönetim kurulu Üyesi Engin Arı olarak sıralanıyordu.
Şimdi de gelelim Sinan Aygün'ü niçin bir Ulusal Cephe ya da Kemalist Atılım Birliği hareketinin liderliğine soyunmuş olarak algılamamıza… Hemen belirteyim ki, konuşmacıların tümü muz toplantısını adeta Atatürk'ü anma toplantısına dönüştürdüler. Sanki Atatürkçülük tehlikeye düşmüş ve konuşmacılarda bu tehlikeye dikkat çekiyor, toplumu söz konusu tehlike ile mücadeleye çağırıyorlardı. Diyanet İşleri eski Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz konuşma yapmamış olmakla birlikte takdim edilirken Atatürkçülüğü ve Cumhuriyete olan bağlılığına vurgu yapılıyordu. Ersoy Bulut, Atatürk'ün gençliğe hitabesini okuyor, Sinan Aygün ise herkesi Nutuk'u okumaya çağırıyordu.[5]
Eski MHP'li Bakan Enis Öksüz:
"BAHÇELİ APO'YU MANDELA YAPACAK"
Eski MHP'li Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz, Abdullah Öcalan'ın F tipi cezaevine naklini isteyen Bahçeli'yi şiddetle eleştirdi. Öksüz, F tipine nakledilerek Abdullah Öcalan'ın "Mandela" yapılmak istendiğini söyledi.
Öksüz, şöyle konuştu: "Bahçeli'nin F tipine nakil istemesi, Apo'ya yardım etme telaşından kaynaklanıyor. Neden? Çünkü, terörist başının yandaşlarının, etrafı denizle çevrili bir yere, her gün gidip de patırtı gürültü yapıp sempati toplamaları mümkün değil…"
Gerçekten de, Abdullah Öcalan'ın Avukatı İrfan Dündar, Bahçeli'nin konuşmasının ardından, kendisine teşekkür etti. Bahçeli'nin açıklaması, PKK'nın yıllardır "tecride son" sloganıyla yürüttüğü F tipine nakil kampanyasına destek oldu.
CHP-MHP ARASINDAN SU SIZMIYOR!
Milliyetçi Hareket Partisi Kongresi'ndeki konuşması yüzünden eleştirilen Devlet Bahçeli'ye, Cumhuriyet Halk Partisi lideri Deniz Baykal destek verdi. Baykal'ın hemen ardından, MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır da CHP'ye "gül uzattı".
Aydın Doğan'ın Milliyet gazetesinin adeta bir kampanya tarzında yer verdiği haberlerde Deniz Baykal, Bahçeli'nin AKP'nin izlediği politikalara karşı "sağ-sol ayrımı yapmadan çağrı yaptığını", bunun çok önemli olduğunu öne sürdü. Baykal, MHP Kongresi'ndeki tabloyu, "ulusalcı yükselişin cumhuriyet değerlerine ve Atatürk'e karşı gelişmesinin önünü kesen bir tablo" biçiminde değerlendiriyor, Bahçeli'nin, "cumhuriyet ilkeleri ve kurucu felsefe ortak paydasında çağrı yaptığını" belirtiyordu. Kongrede yaptığı konuşmada AKP başta olmak üzere diğer partileri de eleştiren Bahçeli'nin ana muhalefet partisi CHP'ye yönelik hiçbir eleştiride bulunmaması da dikkat çekmişti.
Baykal'ın açıklamalarından bir gün sonra MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır, CHP'yi öven açıklamalar yaptı. Mehmet Şandır, "CHP gibi partilerle, itiraz etmede aynı noktada buluşmaya başladık. Ortak paydalarımız çoğaldı" diye konuştu. MHP Merkez Yönetim Kurulu üyesi Meral Akşener de CHP ile MHP arasında eski gerginliklerin kalmadığını söyledi.
MHP Kongresi'nin ardından Cumhuriyet Gazetesi'nde MHP'yle ilgili haber ve köşe yazılarına sıkça yer verildi. Cumhuriyet Gazetesi, MHP Kongresi haberini birinci sayfadan şu başlıkla sundu;
"MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, kongrede milli varlığa tehdit için adres gösterdi: Gayri milli iktidar".
21 Kasım günü Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, Cumhuriyet'teki köşesinde "Türkiye Brüksel'den yönetilsin diyenlerle, Ankara'dan yönetilsin" diyenler arasında bir ayrımın olduğunu, CHP ile MHP'nin "Türkiye Ankara'dan yönetilmeli" diyenler olduğunu öne sürdü. "Süreç, şeriatçılarla ikinci cumhuriyetçileri, ulusal solcularla milliyetçileri yakınlaştırıyor" diyen Balbay, CHP ve MHP'nin "önce Anadolu'nun birliği, sonra Avrupa Birliği" noktasında birleştiğini yazdı.
22 Kasım günü de Cumhuriyet Yazarı Hikmet Bila, MHP'ye övgüler dizen bir yazı yazdı.
ÇİN-HİNDİSTAN İŞBİRLİĞİNDE YENİ DÖNEM
Çin Devlet Başkanı Hu Jintao'nun ziyareti sırasında, dünyanın en kalabalık iki ülkesi, ticaret hacimlerini yılda 40 milyar dolara çıkarma kararı aldı.
Çin Devlet Başkanı Hu Jintao, Yeni Delhi'de Hindistan Başbakanı Manmohan Singh'le bir araya geldi. Jintao, ziyaretinin amacının iki ülke arasındaki dostluğu, işbirliğini ve karşılıklı güveni artırmak olduğunu söyledi. Hindistan Başbakanı ise, iki ülke arasındaki ticaret hacmini 2010'a kadar yılda 40 milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini belirtti. Dünyanın en hızlı gelişen ekonomilerine sahip olan Hindistan ve Çin, aralarındaki sınır anlaşmazlıklarını çözmek için ortaklaşa çalışma kararı almıştı.
ÇİN 10.000 MÜSLÜMANI HACCA GÖNDERDİ
Çin'de devlet denetimindeki İslami kuruluş, Kasım sonundan Ocak sonuna kadar sürecek hac yolculuğuna yaklaşık 10.000 hacı için 31 charter seferi ayarladı. Resmi "Çin'in Günlüğü" gazetesinin haberine göre, Çin Yurtsever İslami Birliği hac yolculuğu için ilk kez doğrudan charter seferleri ayarladı. Haber de, yaklaşık on bin Müslümanın katıldığı bu seneki yolculuğun, şimdiye kadarki en büyük katılımla gerçekleştirildiği belirtildi.
Geçen yılın başlarında resmi Xinhua Haber Ajansı da, son yıllarda hacca giden Müslümanların sayısının gittikçe arttığını bildirmişti. Ajans, geçen hac sezonunda yaklaşık 7000 Çin vatandaşının Mekke'ye seyahat ettiğini ve 1985 yılından bu yana 100 bine yakın Çinli'nin hac yolculuğunu tamamladığını belirtti.
Çin'de 21 milyon Müslüman bulunuyor. Bunların yarısını Hui topluluğu, yaklaşık 7,5 milyonunu da Çin'in Orta Asya bölümünde yer alan Sincan'daki en büyük azınlık olan ve çoğu Müslüman olan Uygurlar oluşturuyor.
BM GENEL SEKRETERİ: "ABD IRAK'TA KAPANA KISILDI"
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak'ta kapana kısıldığını söyledi. Annan, Cenevre'deki BM merkezin de yaptığı konuşmada, Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak'taki koşulları olduğundan daha kötü hale getirmemek için ülkeden askerlerini çekerken çok dikkatli olması gerektiğini belirtti. "Amerika Birleşik Devletleri bir ‘biçimde Irak'ta kapana kısılmış durumda" diyen Annan, "Ne kalabiliyor ne de Irak'tan ayrılabiliyor. Askeri varlığının sorunun nedeni olduğunu düşünenler de var, alelacele ayrılmasıyla durumun daha da kötü olacağını söyleyenler de" görüşünü dile getirdi.
AHMEDİNECAD: "BAZI BÜYÜKBAŞLARIN BOYNUZUNU KIRMAK LAZIM"
Gönüllü milis teşkilatı Besic haftası dolayısıyla bir konuşma yapan Iran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad, yine açık konuştu:
"Dünyada adaleti hakim kılmak için bazı büyükbaşların boynuzunu kırmak lazım". Büyük ve zorba güçlerin nükleer teknolojiyi tekellerinde tutup dünya milletlerini zayıflatmak istediğini ifade eden Ahmedinecad, bu ülkelerin bazı uluslararası kurumların desteğiyle kendi kanun dışı isteklerini gerçekleştirmeye çalıştığını söyledi. ABD'deki son seçimlere değinen ve ABD Başkanı George Bush'u eleştiren Ahmedinecad, Bush'un Endonezya'da tepkiyle karşılandığını anımsattı, "ABD'nin şeytan başkanı Endonezya'ya gitti. Endonezya halkının Bush'a nasıl karşı çıktığını gördünüz" diyen Ahmedinecad, dünyanın her yerinde milletlerin uyandığını ve adalet istediğini söyledi.
GENELKURMAY 2. BAŞKANI'NDAN KOORDİNATÖR YORUMU:
Org. Saygun: ‘İki Emekli asker aralarında konuşuyor' yani Türkiye avutulup oyalanıyor!
ABD'nin PKK Koordinatörü Ralston, bir ay içinde iki kez Ankara'ya geldi. Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Ergun Saygun ise koordinatör mekanizması için "iki emekli general aralarında konuşuyorlar, Bir şey değişmez" dedi. 15 Ekim'de Karayılan ile Kandil yakınlarında görüşen Talabani, Bağdat'a dönüp Ralston ile PKK ateşkesini görüştü.
JEOPOLİTİK'İN UĞUR YILDIRIM'I ANTİSİYONİST PUTİN'DEN NİYE RAHATSIZ?
Ocak 2007 sayısında şunları yazıyor:
"Son bir yıldır, "İslam manevrası" yapıyor. Sibirya'da bir Hıristiyan "Müslüman oluverdi" ve kendi kontrolünde onu bölgesinde bir lider haline getirdi.. Moskova'nın emriyle, Rus gazetelerinde ard arda İslam'ı öven yazılar çıkmaya başladı.. Orta Asya'da özellikle Türk kökenli Müslümanlara karşı hassas bir çizgi izliyor..
Babasının hayrına değil elbette, Putin, son olarak Yakutistan'da bulunan bir kaynağımızın deyişiyle, "İsam'ın Amerika'ya bırakılamayacak kadar önemli olduğunun" bilincinde.. Zamana ihtiyacı var ve güçlü dostlara..
50 yılda tamamlanması öngörülen büyük bir savunma sanayi hamlesi başlattı.. Zira kıtalararası balistik füzelerinin çoğu işe yaramaz durumda. Bu da, füzelerin yapımında emeği geçmiş, bir bilim adamının deyişi. Orgeneral Kıvrıkoğlu döneminde oluşturulan Karadeniz Deniz Gücü Anlaşması'na katıldı katılmasına ama Deniz Kuvvetleri de o dönem hiç iyi durumda değildi..
Bazılarının küçümsediği Türkiye sadece 17 gemiyle Karadeniz'i kontrol ediyordu.. Tarkovsky'nin dahi ders verdiği ünlü psikolojik terör üssünden mezun olan binlerce kişi, SSCB çökünce dört bir yana dağıldı.. Çoğu CIA ve MOSSAD'ın emrine girdi.. Putin, hem istihbaratı ve oyunu yeniden kurmaya hem de dağılan bu büyük potansiyelin hala "Slav" kalmış küçük bir kısmını kucaklamaya çalışıyor."
İyi de sizin sıkıntınız ne?
BEYAZ SARAY'DA ÜST ARAMA SKANDALI
Dışişleri: O meseleyi kapattık!
Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Ergin Saygun'un Beyaz Saray'da üstünün aranmak istenmesine Dışişleri'nden bir tepki gelmedi. Baş müzakereci Ali Babacan'ın üstünün Danimarka'da aranması karşısında bu ülkeye nota veren Dışişleri, ABD söz konusu olunca olayı büyükelçilik açıklamasıyla geçiştirdi. Bakanlıktan "O konuyu kapattık" açıklaması geldi. [6]
HOLLANDALILARIN YÜZDE 82'Sİ EŞCİNSELLERİN RESMİ EVLİLİĞİNİ SAVUNUYOR
Avrupa Komisyonu'nun Eurobarometer adlı kuruluşa "eşcinsellerin resmi evliliği, eşcinsellerin yasal olarak evlat edinmesi ve hafif uyuşturucunun yasallaşmaşı" konularında yaptırdığı araştırmanın sonuçları 18 Aralık 2006 tarihinde açıklandı. Her AB ülkesinde bin kişi üzerinde yapılan ve iki yıl süren araştırmanın sonucuna göre Avrupalıların yüzde 44'ü eşcinsellerin resmi olarak evlenmelerinde, yüzde 32'si eşcinsellerin yasal olarak evlat edinmesinde, yüzde 25'i de hafif uyuşturucunun yasallaşmasında hiçbir sakınca görmüyor. Bu oranlar Hollandalılar arasında çok daha yüksek.
Araştırma haberinin yer aldığı Hollanda'nın ünlü haftalık dergilerinden Elsevier; bu oran yüksekliğini "Hollandalılar diğer Avrupa ülkelerine göre çok daha ilericiler" başlığıyla verdi. Hollandalıların yüzde 82'si eşcinsellerin resmi olarak evlenmesinden, yüzde 69'u eşcinsellerin yasal olarak evlat edinmesinden, yüzde 46'sı hafif uyuşturucunun yasallaşmasından yana.[7]
İSRAİL DESTEKLİYORSA, BİR ŞEYTANLIK VAR!
Uluslararası Avrasya Hareketi Sekreteri Zarifulin, Aydınlıktan Teoman Alili'ye:
"Kıbrıs'taki İngiliz üsleri Türk-Rus üsleri olmalı"
"Rusya ve Türkiye birlikte hareket ederek Amerika'nın yaratığı sorunları çözebilir. Balkanlar, Kafkaslar'daki problemler Rus-Türk işbirliğiyle çözülebilir. Ortadoğu'da Amerika'ya karşı Türkiye ile Rusya, İran'ı da yanlarına alarak birçok sorunun üstesinden gelebilirler. Yeter ki Amerikan tarafı işin dışında bırakılsın. İsrail'de de bu süreci destekleyen insanlar var" diyor.
Halbuki İsrail'in desteklediği her girişimde bir şeytanlık aramalıdır. Üstelik bazı Amerikancı münafıklara: "Bu ulusalcı solcuların kapitalizm karşıtlığı komünizm sevdasından kaynaklanıyor" dedirtecek yanlışlıklardan sakınmalıdır.
TOBB'dan IMF'ye:
"CARİ AÇIK KIRILGANLIK YARATIYOR" sızlanması
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, cari işlemler açığını azaltmak için "sanayi politikasına" ihtiyaç olduğunu söyledi. IMF 1. Başkan Yardımcısı John Lipsky ve beraberindeki heyet, TOBB'u ziyaret ederek, Başkan Hisarcıklıoğlu ile yaklaşık bir saat görüştü. Lipsky ziyaret sonrası bir açıklama yapmazken, Hisarcıklıoğlu Türkiye'de cari işlemler açığının yapısal tedbirlerle azaltılabileceğine işaret etti.
HİSARCIKLIOĞLU İSRAİL'E BEL BAĞLAMIŞ!
Türk, İsrailli ve Filistinli iş adamları Erez Projesi etrafında yeniden buluştu
Türk, İsrail ve Filistinli iş adamları bölge barışına temel teşkil edecek örnek proje olan "Erez" ya da yeni adıyla "Filistin Sanayi Bölgesi" projesi etrafında aylar sonra yeniden Tel Aviv'de buluştu.
Tel Aviv'de İsrail İmalatçılar Birliği'nin ev sahipliğinde buluşan üç taraf, hem projeyle ilgili umutlarını hem sıkıntılarını ortaya dökerken yapılması gerekenlerin bir an önce hayata geçirilmesi konusunda görüş birliğini sürdürdüler.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, "Bu proje hayati önemde. Ya engelleri aşıp bacaların tüttüğünü göreceğiz ya da bölgedeki tek somut projede ümitlerin söndüğüne şahit olacağız" dedi. Tel Aviv'deki toplantıya projenin mimarlığını yapan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, yönetim kurulu üyeleri Faik Yavuz, Halim Mete ve İbrahim Çağlar, Filistin Koordinatörü Vehbi Dinçerler, TEPAV direktörü Güven Sak'ın da aralarında bulunduğu heyet Tel Aviv'e geldi.
BAŞBAKAN ERDOĞAN 15 YILLIK FABRİKA AÇTI!
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın son Konya ziyaretinde "açtığı" ve açılışla ilerleyen günlerde yaptığı ulusa sesleniş konuşmalarında "6 bin 680 vatandaşımıza iş, 25 ila 30 bin arasındaki vatandaşımıza geçim kapısı açtık" diye lanse ettiği 111 fabrikanın 1980 ile 2000 yılları arasında kurulduğu ortaya çıktı.
Konuyla ilgili TMMOB tarafından bir basın toplantısı düzenlendi. Makine Mühendisleri Odası Konya Şube Başkanı Vekili İsmail Özkarakaya, Başbakan Erdoğan'ın son Konya ziyaretinde yeni açıldığı iddia edilen 111 fabrikanın eski olduğunu söyledi. Özkarakaya, yeni açıldığı söylenen 111 fabrikanın kuruluş tarihlerini açıklayarak, "Yapılan gerçek olmayan açılışlarla vatandaşımız, kentimiz ve ülkemiz yanlış sevinçlere boğulmuştur" dedi.
BİZ DE DELİ SEÇERİZ!
Demokrasinin nimetlerinden yalnız Amerika yararlanıp "Dünya Delisi" Bush'u Cumhurbaşkanı seçmez ya.
İznik'e bağlı 2376 nüfuslu Müşküle köyü 29 Ekim 2006 günü yaptığı İhtiyar heyeti seçiminde köyün dört tane delisine oy vermişler ve Muhtar Emin Tektaş'a tepkilerini böylece ortaya koymuşlar.
Amerika, Saddam'ın otuz yılda otuz bin insan öldürdüğünü az görerek üç yılda yedi yüz bin Müslüman öldüren adamı Cumhurbaşkanlığına seçerek İznik'in Müşküle köyüne örnek olmuş gibi.
Amerika'yı örnek alan bu Müşküle köyü, Çorum'un Osmancık ilçesine bağlı 308 haneli Akören köyü 07 Ocak 2007 günü zihinsel engelli beş vatandaşı ihtiyar heyetine seçer.
Bizim özürlülerimizin kimseye bir zararı olmadığı gibi, ajans muhabirlerinin yaptığı görüşmelerde özürlülerimiz, köye yol yapacaklarını, su getireceklerini söylüyorlar.
Amerika'nın delisi ise Afganistan'ın patika yollarını, Irak'ın asfalt yollarını cehennem çukurlarına döndürdü ve de şehirlerin su şebekelerini kesti.[8]
İsrail Dünya ile dalga geçmeye devam ediyor
KÜSTAH SİYONİSTLER!
İsrail'in genişlemeyi durdurmasını ön gören yol haritası adlı sözde çözüm planıyla alay eden Siyonist yönetim, Rice-Olmert görüşmesi sırasında Batı Şeria'da 44 yeni yerleşim biriminin inşası için şirketleri ihaleye davet etti.
Dünyanın sessiz kalmasından cesaret alan Siyonistler, uluslararası girişimlerle dalga geçerek Batı Şeria'da 44 yeni yerleşim biriminin inşası için şirketleri ihaleye davet etti. İsrail İskan Bakanı, İsrail gazetelerinde yayınlanan reklamlarla Kudüs'ün doğusundaki Maale Adumim yerleşim alanında yapılacak yerler için ihaleleri ilan etti.
İsrail'deki barış taraftarı gurup Peace Now ise ihale çağrısını eleştirdi. Gurubun Sözcüsü Yariv Oppenheimer, "Olmert'in Rice ile bir araya geldiği gün İsrail hükümeti ilk ihaleleri yayınlıyor. Bu Amerikan hükümetine gerçeği söylemenin en iyi yolu: İsrail yol haritası kapsamında onların kararlarını önemsemiyor" dedi. ABD'nin sözde iki devletli çözümü öngören yol haritası, İsrail'in yerleşimdeki genişlemeyi durdurmasını öngörüyor.
ÜÇ ÖNEMLİ HABER KİMSENİN UMURUNDA DEĞİL!
Dünya Bankası Başkanı hızlı neocon Paul Wolfovitz geçen hafta Türkiye'deydi.
Evet… İstanbul'daydı. Adeta gizlice geldi ve gitti. Kimsenin haberi olmadı!
İşin ilginç tarafı İstanbul'da kalabalık bir heyet ile Boğaz'da bir lokantada esrarengiz bir toplantı da yaptı. Yüzün üzerindeki katılımcıdan toplantıda konuşulanlar adına bir şey de sızmadı. Elbette bu durum bu toplantıyı daha da esrarengiz kılıyor!
Wolfovitz, uçakla Bulgaristan'a geldi ve oradan karayoluyla İstanbul'a geçerek ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Groosman ve Eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris ile İstanbul'da buluştu. 80'i Amerikalı, 11'i AB ülkelerinden ve 75-80 civarında da Türk vardı yemekte.
Burada neler konuşuldu? Oldukça esrarengiz bir toplantı olduğu kesindi! Çünkü hiçbir medya organına haber verilmedi, katılımcılardan da toplantı hakkında en ufak bir ayrıntı sızmadı! Toplantı Robert Koleji Mezunları tarafından düzenlenmiş güya. Rüştü Saraçoğlu da, Halis Komili de ve dahası Türkiye'deki iş dünyasının üst düzey kesimlerinin temsilcileri de oradaydı.
Bence bu toplantı aydınlatılmalı ve yerli neoconlarımız ile Amerikalı neoconların neler konuştuğu ortaya çıkarılmalı.
Türkiye için yeni bir lider mi arıyorlar? Türkiye ekonomisinin sıkıntılı olduğu bir zamana gelen bu toplantı acaba Türk ekonomisi daha nasıl yönetilir sorusu gündeme geldi mi? [9]
ÇOCUKLARI VE GENÇLERİ SEKS VE UYUŞTURUCU İLE MAHVETMEK
Komünist Sovyetler Birliği'nde iki değere savaş ilan edilmişti: Biri din, ikincisi edeb, haya ve iffet. Bezbojnik cemiyetleri vasıtasıyla dini yıkmaya çalışıyorlar; okullarda, yurtlarda kız erkek öğrencileri sıkı fıkı, pek samimî bir şekilde kaynaştırarak iffet ve namus kavramını yok etmeye çalışıyorlardı.
Sovyetler Birliği yıkıldı, Marksist felsefe ve ideoloji iflâs etti ama bir kısım kemikleşmiş, fanatik taraftarları hâlâ mevcuttur. İşte bunlar, birtakım yurtlarda bu felsefeyi canlı tutmaya, hayata uygulamaya çalışıyorlar.
Tecavüze uğrayan, ırzlarına geçilen yetim ve sahipsiz çocukların feryatları ayyuka çıkıyor. Tecavüze uğrayan kız, hattâ erkek çocukları. Bunları koruyan kanunlar var ama kanundan, hukuktan önce alınması gereken tedbirler var.
Evcilik oynuyorlarmış, biraz ileri gitmişler… Ya öyle mi?
İDAM SEHPASINDAKİ ÇELİŞKİ!
Vatan ve millet için ölüyorlardı ve ancak devlet onları asıyordu!
12 Eylül'de bir sağdan bir soldan mantığı ile başlayan idamlar ülkücülerle yapılan bir anlaşma ile değişti. 18 solcu idam edilirken, ülkücülerden 9 kişi idam edildi. Anlaşma şuydu: Ülkücüler Ermeni Terörü ile mücadelede yardım edecekler, buna karşılık daha fazla idam yapılmayacak. Abdullah Çatlı ve arkadaşları bu anlaşma ile ülkücülerin daha fazla idam edilmesinin önüne geçtiler.
12 Eylül'den sonra idam edilen ülkücülerin idam esnasındaki tavırları incelendiğinde her birinin kendilerinin "şehit" olduğuna inandığıdır. Başkaları ne düşünürse düşünsün, önemli olan onların kendilerini nasıl hissettiğidir… Vatan ve millet için ölüyorlardı ve ancak devlet onları asıyordu! Hiçbiri bu çelişkiyi düşünmeyecek kadar davalarına bağlı insanlardı. Onlar idam edilebilirdi ama, onlar sayesinde bayrak inmeyecek, ezan susmayacaktı![10]
MİT'İN "FEDERASYON TEHLİKEDE" AÇIKLAMASINA KAÇ SENE VAR?
MİT'in şu meşhur açıklamasını bir de sayfalarından okuyayım diye www.mit.gov.tr adresine girdiğimde bir de ne göreyim…
MİT; sayfasının bir önceki versiyonunda yeralan; Mustafa Kemal'in bağımsızlığa dair veciz sözünü kaldırmış, yerine "Biz Türk Milleti'nin hizmetindeyiz" cümlesini yerleştirmiş.
Yeni MİT Müsteşarımızı kutlamak lazım.
Devlet içinde ABD'nin en güvenilir müttefiki konumundaki; İmralı'daki İ.T.'i "teorisyen" olarak algılayanların üst mevkilere yükselebildiği bir kurumun sayfasında Mustafa Kemal'in bir ülkenin nasıl bağımsız olması gerektiğine dair o sözü gerçekten sırıtıyordu.
Yerine; Atatürk'ün ayan-ı beyan niteliğindeki bir sözünün yerleştirilmesi fazlası ile isabetli olmuş.
(Adamcağız bazılarının zannettiğin aksine Cumhuriyet'i Rumlarla kurmadığı için, "Rum Milleti'nin hizmetindeyiz" demeyecekti herhalde)
Fakat Emre Taner'in esas başarısı açıklamada gizli.
Karşımızda istihbaratçı pragmatizminin rafine bir eseri duruyor.
Bir ruh hali ile okuduğunuzda; "gördünüz mü; ulus devleti ayakta tutmak için neler yapmamız gerektiğini ortaya koyuyor" demeniz içten bile değil.
Karşı yakadan baktığınızda ise; "Gördünüz mü; küreselleşmeye dahil olurken ulus devletin risklerini ortaya koymuş; küreselleşmeyi ne kadar doğru okumuş" yorumuna teşne bir metin sözkonusu.[11]
BAŞOĞLU: "TALAT'IN NİYETİ KKTC'NİN SONUNU GETİRMEKTİR" DİYOR
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Rum kesimi arasında Lefkoşa'da Kurulu bulunan Lokmacı Sınır Kapısı'nın kaldırılmasının batıya verilmiş gereksiz bir taviz olduğunu söyleyen Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası Genel Başkanı Mustafa Başoğlu yaptığı yazılı açıklamada şunları söyledi:
"KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Lokmacı Üs Geçidi'nin açılmasında ısrar etmesi ve Türk Hükümeti'nin de ona bu kolaylığı sağlaması Batı'ya verilen gereksiz bir tavizdir. Taviz vererek Batı'nın tatmin edilemeyeceğini, onların istediklerinin Kıbrıs'ın tamamını ele geçirmek olduğunu anlamamak ileri derecede saflık göstermektir. ‘Talat ne diyorsa o' dememek lazımdır. Talat'ın niyeti, iki tarafı birleştirmek ve KKTC'nin sonunu getirmektir."
ATAM, HİÇ ÇALIŞMAYA VAKTİMİZ YOK, "HEP İZİNDEYİZ"
Türkiye'de bir yıl içerisinde 119 gün ve hafta kutlaması yapılıyor. Kutlamasız hafta geçmiyor.
Türkiye'de bir yıl içerisinde 119 gün ve hafta kutlaması yapılıyor. Kutlanan 119 gün ve haftanın 35'i ise okullarda da resmi olarak kutlanıyor.
Milli Eğitim Bakanlığı'nın "www.meb-gov.tr" adresinden derlenen bilgiye göre, Türkiye'de "Belirli Gün ve Haftalar" kategorisinde 119 gün ve haftanın kutlaması yapıldığı belirtildi. 119 kutlamanın 35'inin okullarda da resmi olarak kutlandığı kaydedildi. En çok kutlamanın 21 gün ve hafta ile Mayıs ayında yapıldığı ifade edilen sitede, kutlama yapılan aylar hakkında şu bilgilere yer veriliyor: Ocak'ta 7, Şubat'ta 2, Mart'ta 20, Nisan'da 13, Mayıs'ta 21, Haziran'da 4, Temmuz'da 3, Ağustos'ta 2, Eylül'de 6, Ekim'de 15, Kasım'da 15 ve Aralık'ta 11 olmak üzere yılda 119 gün ve hafta kutlanıyor. Ayrıca, Ocak'ta 1, Şubat'ta 1, Mart'ta 10, Nisan'da 2, Mayıs'ta 6, Haziran'da 1, Eylül'de 2, Ekim'de 4, Kasım'da 5 ve Aralık'ta 3 üzere toplam 35 gün ve haftanın, okullarda resmi olarak kutlaması yapılıyor.
PAPAZ, TERÖRÜ ÖVMÜŞTÜ
Papaz ne demişti?
Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos, Maki gazetesine verdiği demeçte, "kiliselerimizi geri isteyeceğiz. Yağmalanan mabetlerimizi ve mezarlıklarımızı isteyeceğiz" demişti. Hrisostomos ayrıca, terör örgütü EOKA'yı överek, "Rum halkı EOKA'cıları saklamayı ve onlara yiyecek vermeyi, hatta İngilizler tarafından tutuklanıp darp edilmeyi şeref saydı. O dönemi özlemle anıyorum" demişti.
DİASPORA…
ABD'den gelen haberlere göre diasporanın uzantıları, şimdi de "Türklerin soykırım yaptığının kabul edilmesi" amacıyla Kongre'ye sunulan öneriye Türkiye'nin karşı çıkmasına çok kızmışlar. Bu öneri altında imzası olan Temsilciler Meclisi üyeleri Frank Pallone ve Joe Knollenberg, Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Tom Lantos'a bir mektup yollayarak, Türkiye'nin ABD'yi "utanma duygusundan yoksun" bir şekilde "tehdit" ettiğini ileri sürmüşler ve "Türkiye'nin, söz konusu karar Kongre tarafından kabul edilirse, iki ülke ilişkilerinin derin yara alacağına hatta kesilmesi taleplerini göğüslemenin çok güç olacağına" ilişkin görüşlerini "kabul edilemez ve derin(den) tahkir edici" bulduklarını söylemişler.
Bu iki üyenin ayrıca dediği gibi Türkiye, ABD'nin Irak'taki birliklerine ikmal yollarını kesme tehdidinde bulundu mu, bilmiyoruz. Kızgınlıklarının bir sebebi olarak da bunu ileri sürüyorlar.
Biz Türkiye adına hiçbir yetkilinin bu kadar ahmakça bir şey söyleyeceğini sanmıyoruz. Çünkü onu diyecek ülkenin ABD'ye bu kadar bağımlı olmaması gerekir.
EHUD OLMERT: ERDOĞAN TAKDİR ETTİĞİM BİR LİDER
İsrail Başbakanı Ehud Olmert, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın resmi konuğu olarak yarın Ankara'ya geliyor. Olmert, ziyareti öncesinde, Erdoğan'ın, görüşlerine saygı duyduğu ve çok takdir ettiği bir lider olduğunu söyledi. Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi Namık Tan, göreve başlaması nedeniyle Olmert'e dün bir nezaket ziyaretinde bulundu. Olmert, verdiği mesajda, bu ziyarete çok önem verdiğini, ikili ilişkileri siyasi ve ekonomik alanda da daha ileri taşımak istediğini bildirdi. Olmert, "Türkiye ziyaretine çok önem veriyorum. Erdoğan, görüşlerine saygı duyduğum, çok takdir ettiğim bir lider" dedi.[12]
AHİD'İN ÇOCUKLARI VE ERMENİ TASARISI
AJC: Orijinal adı American Jewish Comittee. Türkçesi Amerikan Yahudi Komitesi. AIPAC: Orijinal adı; American Israel Public Affairs Comittee. Türkçesi; ABD-İsrail Kamu İlişkileri Komitesi. "Her şey İsrail için" felsefesiyle çalışıyor. (Komite'nin üyeleri 15 Nisan'da İstanbul'da toplanıyor)
Bnai Brith: İbranice anlamı "Ahid'in Çocukları!" 1843 de 12 Siyonist Yahudi tarafından New York'ta kuruldu. Masonluktaki gibi üyeleri sadece Yahudi erkeklerden oluşuyor. Dünyanın en geniş Yahudi örgütlenmesi. ADL: Orijinal adı; Anti Defamation League. Türkçesi; Antisemitizm yani Yahudi ayrımcılığıyla mücadele. 1913 senesinde kuruldu. Amerika'nın en güçlü Siyonist Yahudi lobi kuruluşlarından biri. Bnai Brith'e bağlı. Mesut Yılmaz'a ve Tayyip Erdoğan'a verdiği "ödüllerle" biliniyor.
Sonra, Ortodoks Yahudiler Birliği var. Sonra ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler komitesi var. Bunun da başkanı Yahudi asıllı Tom Lantos..
Ne bu? Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün ABD programı. Geçen haftaki Amerika ziyaretinde bunlarla görüştü. Gündem, Amerikan Kongresi'nin gündemindeki Ermeni Tasarısıydı. Tasarıya karşı yardım istedi.
O zaman bir başka ayrıntıya geçelim. Türkiye 1981 yılında Ermeni tasarısına karşı Türkiye lehinde lobi yapmak üzere Washington'daki lobi kuruluşlarıyla ilk anlaşmayı yaptı. 1997-2003 yılları arasında sırf bunun için 15.5 milyon dolar ödedi.
9 Milyon doları Solomon Group'a gitti. Yine Türkiye'nin 1989'da "benim adıma lobi yap" diye el sıkışıp anlaştığı bir başka lobi firması Hill-Knowton. Yönetim Kurulu üyesi kim? Yahudi asıllı Richard Perle.
Peki sonuç; 1981'den beri "Ahid'in Çocuklarına" gidip yardım istemişiz. Yetmemiş, onların kontrolündeki Lobi firmalarına milyonlarca dolar ödemişiz. Ama 25 yıl önce Ermeni tasarısını kabul eden 4 ülke varken bugün 24'e çıkmış.
Amerikan Kongresi'de kafamızın üzerinde sallandırmaya devam ediyor.
Ne Bnai-brith'in önünde divan durmamız ne de akıttığımız milyon dolarlar hiçbir işe yaramamış.
Herhalde Yahudi Ticareti dedikleri tam da bu olsa gerek…[13]
ÜLKER'İN ULUSAL ÇİZGİSİNE NE OLDU?
1980 darbesiyle birlikte bu memlekete pek çok kötülüğü dokunmuş olan Evren Paşa'nın kültürel katliam hanesine sadece Yorgun Savaşçı'nın yaktırılması yazılmayacaktır. 1983'te hiçbir yargı kararı olmadan, Atatürk'ün kurduğu Türk DÜ Kurumu'nun (TDK), Atatürk'ün mirası göz ardı edilerek, Başbakanlığa bağlı Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu içine alınıp bir devlet dairesine dönüştürülmesi eklenecektir eski günahlarına…
Dil Derneği işte bu oluşuma tepki olarak 1987'de kurulmuş. Ve pek çok ciddi işe (etkinlikler, yayınlar vs.) imza atmış. Web adresleri şöyle: www.dildernegi.org.tr. Girin bakın. Bu kuruluşun zaman zaman koyduğu tepkiler var. Bunlardan bir tanesinde de Ülker'e yönelmişler. Başkanları Sevgi Özel'in İmzası ile Murat Ülker'e giden mektupta deniyor ki: "Sayın Murat Ülker, Cafe Crown, King Top, Chewy Dent, Alpella, Choxx gibi ürün adlandırmalarında Türkçeyi ve Türkçeyi sevenleri incitiyorsunuz".. İşte bu, Ülker'e kavgada bile söylenmez… Ülker'in Cola Turka'nın lansmanındaki konumlandırılmasını hatırlayanlar, markanın ulusal vurgusundan sonra böyle bir uyarıda küçük dillerini yutmuşlardır. Bu Kadir İnanır'ı 'yumuşak' olmakla suçlamak gibi bir şeydir… O etek giyse bile erkeğin harman yerindendir. Ülker de ulusalcılığın kalesi…
Ülker bu uyarıya yanıt vermiş. Demiş ki: "Ülker grubu 110'u aşkın ülkeye mamul satışında bulunmaktadır. Yurtiçi pazarda büyük ilgi gören mamullerimiz yurtdışı pazarlarda da yoğun şekilde ilgi görmektedir. Bu nedenle ürün isimlerimizi bu pazarlara da uyacak şekilde seçme gayreti içindeyiz."
Sizce ne kadar ikna edici?… Şu Chevvy Dent'in son reklâmındaki müzik de pek ikna edici değil aslında. Bana bir GSM operatörünün reklâmlarını çağrıştırıyor sanki…
BU DESTEK NEYE KARŞILIK?
Türkiye'deki Musevilerin yayın organı ŞALOM gazetesinin haberine göre Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Amerika gezisi sırasında Washington'da "Yahudi Lobisi"nin üst düzey(!) yöneticileri ile bir araya gelmiş.
Yahudi Dernekleri temsilcileriyle görüşmeler yapmış.
Hangi derneklerle mi görüşmüş?
ABD Yahudi Komitesi ile görüşmüş!
ABD-İsrail Kamu İlişkileri Komitesi ile görüşmüş!
Bnai Brith ile görüşmüş!
Anti Defamation League ile görüşmüş!
Ortodoks Yahudileri Birliği ile görüşmüş!
Bu kuruluş isimlerinin hepsini Türkiye'deki Musevilerin yayın organı ŞALOM gazetesinin internet sitesinden aldık!
Yoksa taa Washington'lara uzanıp Gül'ün peşinden iz sürmüş değiliz!
Yine ŞALOM gazetesinin haberine göre bu Yahudi derneklerinin oluşturduğu lobi Ermeni tasarısının Temsilciler Meclisi Genel Kuruluna gelmemesi için desteklerini iletmişler!
Peki, Ermeni Tasarısının Temsilciler Meclisi Genel Kuruluna gelmemesi için verilen bu Yahudi desteğini neye borçluyuz?
Yani bu Yahudi desteği neye karşılık?
Malum "Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez" sözü en çok Yahudi lobisi ile ilişkilerimizde geçerlidir!
Yahudiler Türkiye'ye böyle destek verme kararı aldıklarına göre Türkiye'den iyi bir şeyler koparmış olmalılar![14]
BAYAN ROSA İLE BAY MARTİN
"Karargahın önüne sivil bir araç geldi. Sivil araçtan uzun boylu 45-50 yaşlarında, bakımlı bir bayan indi. Komutanımız karşılayıp odasına almıştı. ‘Kim bu bayan' dedim. ‘ABD Büyükelçiliğinden Bayan Rosa' dediler. (ABD Büyükelçiliği Güvenlik Müsteşar Yardımcısı) Rosa Hanım haftanın 3-4 günü okula gelir önce komutan odasında kahve içer, sonra spor salonuna gider 30 dakika yürüyüş, 1 saat tenis, 1 saat sıcak su havuzunda yüzme ve masaj yaptırırdı. Daha sonra Komutanın odasında birer çay ve yan odada yemek yerlerdi…
Havuz, akşama kadar boş kalıyor, akşama doğru Bayan Rosa için hazırlanıyordu."
"Gelen peşmerge ve PKK'lı ekibin başında ABD'li Martin Rollinson varmış. Aklıma Beytepe'deki ABD'li Rosa gelmişti. Nereye gitsek karşımıza ABD'li, Batı da Rosa, Güneydoğu'da Martin çıkıyordu. Ülkemizin her köşesinde bunlar vardı. Albay Martin Rollinson'un Türkçe bildiğini bilmiyordum… Sorgusunda 8.5 yıl Türkiye'de bulunduğunu, 2 yıl ataşelik yaptığını, 2 yıl harp akademilerinde okuduğunu, son dönemde Silopi'de irtibat subaylığı yaptığını, özellikle K. Irak'taki PKK kamplarının yerlerini ve Türkçeyi bizler kadar çok iyi konuştuğunu gördük."
Son dönemde emekli askerlerin kitap yazma modası oldukça yaygın. Albay Aziz Ergen de emekli olduktan sonra bir kitap yazdı. Aziz Ergen, Kopkitepe'de ABD'li Subay Martin Rollinson'un üstünü soyan ve Süleymaniye'deki Çuval Skandalının rövanşını alan Albay olarak adını gündeme taşımıştı. Yazdığı kitap oldukça yankı uyandıracak gibi görünüyor. Albay Ergen'le uzun bir sohbet yaptık. Amerikalı Subay Rollinson'un, Türk timinin üzerine "Siz Amerika'nın işgal ettiği topraklara nasıl girersiniz" diyerek geldiğini ve amacının Süleymaniye'deki olayın bir benzerini gerçekleştirmek olduğunu söyledi. Daha da ilginci Amerikalı Albay beraberinde Peşmerge ve bazı PKK'lılarla birlikte geliyor. Ama ne yaman çelişkidir ki; biz koordinatörler atayarak PKK sorununu Amerikalılarla çözmeyi hayal ediyoruz. Oysa kitabı okuduğunuzda ilk akla gelen soru şu oluyor:
"Biz bu Amerikalılara hala nasıl güvenebiliyoruz?"
Not: Albay Aziz Ergen, aynı zamanda Türkiye'nin en büyük yolsuzluk operasyonu olan Beyaz Enerji operasyonunun da kilit ismi. Bu konuda da inanılmaz olaylar anlatıyor.[15]
BUSH, NEDEN EL FETİH'E SİLAH SATAR?
Geçmişte 'dost'lara satılan silahların dönüp dolaşıp ABD'yi vurduğunu 'unutan' Bush, İsrail'e Hamas'tan daha ılımlı davranan el Fetih'e silah veriyor…
Bush, Fetih kasalarına 86 milyon dolar dökecek. Bu miktar, ABD'nin 1994'te kurulduğundan beri Filistin Kurtuluş Örgütü'ne verdiği paraların toplamından bile fazla. Fetih 2006 seçimlerini kaybetmeseydi, bu yardımın en ufak bir kısmı bile gerekli olmayacaktı. Para, Fetih'in seçim sandığında kaybettiğini yeniden kazanmasına yardım edecek. Bush da seçim sandığında kaybettikten sonra başkan olabilmek için Yüksek Mahkeme'ye gitmek zorunda kalmış biri olduğundan, bu düşünce tarzını anlayabiliyor.
Aralık sonunda basında İsrail ve ABD'nin ortak izniyle çıkmış haberlere bakarsak, Abbas'ın çoğu Fetih'e sadık güvenlik güçlerine 2 bin AK-47 ve 2 milyon mermi sevk edilmiş. Fetih'in el Aksa Savaşçıları diye bilinen silahlı kanadı İsrail'e düşman, dolayısıyla Fetih'ten bir kesim hem ABD hem İsrail'e karşı terör saldırıları başlattı, ama Bush silahların o kötü adamlara verilmeyeceğini umuyor.
86 milyon doları aldıktan sonra Fetih'e daha çok silah gönderileceğine şüphe yok. Daha fazla silah, bölgede barış sağlamak için en güvenli yol ne de olsa.[16]
"TÜRKİYE'NİN İNTİHARI" ABD'YE KAFA TUTMAKMIŞ!
Yukarıdaki başlık bana ait değil. Daha önce Türkiye'nin bölünmesi teklifinde bulunduğu "Kanlı Sınırlar" isimli yazısıyla herkesin hışmını üzerine çeken emekli albay Ralph Peters'a ait.
Pentagon kökenli Peters, adı sanı duyulmamış bir emekliyken 11 Eylül'den bu yana neo-con camiasında önemli bir isim haline geldi. New York Post'taki sütunundaki son yazısını da, yukarıdaki başlıkla Türkiye üzerine yazmış… Peters, Türkiye'nin 1 Mart'ta Amerika'yı "arkadan hançerlediğini", şimdiyse Kuzey Irak'ta PKK ile mücadele sevdasına AB üyeliğini kaybetmek üzere olduğunu söylüyor. "Türkiye Irak'ta Sünni Araplara yatırım yaparak yanlış ata oynadı, 'Kürt devleti takıntısı'ndan kurtulamadı" diyor Peters. Bu hafta Ermeni soykırımını "dolaylı" olarak kabul eden yasa teklifi, ABD Temsilciler Meclisi'ne geldiğinde, inanın Peters'ın yazısını cebinde dolaştıran Kongre üyeleri olacaktır. Bu propaganda ve çabalar karşısında Türk ve Amerikan hükümetleri, Kongre üyelerine "Yasa geçerse Irak'taki askerlerimizin ihtiyaçlarının karşılanması ve İncirlik'in kullanımı zorlaşır" diyor.
ÇANKAYA HESAPLARI
Başbakan'ın stratejik suskunluğu sürerken Bülent Arınç'ın yaptığı açıklama ‘acaba AKP şöyle bir taktik mi geliştiriyor' sorusunu sorduruyor insana: Başbakan'ın Cumhurbaşkanı olmasının toplumun bir kesiminde rahatsızlık yarattığı tartışılmaz ve o durumda bir siyasi krizin çıkacağı korkusu da var toplumda. AKP, Başbakan'dan daha sert tavır sergileyebilen bazı isimleri ön plana çıkartarak, ‘tedirgin toplum kesimlerine bu isimler olacağına Erdoğan Cumhurbaşkanı olsun daha iyi' mi dedirtecek acaba?..[17]
BOZGUNA UĞRAYACAKLAR
Havada dolaşan ve bomba atacağı terör evini vurduktan sonra vurduğu yerin düğün evi olduğunu gizlemeye gücü yetmeyen Amerikanın helikopterleri bir bir vurulurken en büyük kaybı vurulan hava kuvvetleri subayları değil, Amerika'yı ilahlaştıran, dünyanın her milimetresini görür diye iman eden kullarını birer birer değil milletler veya devletler halinde kaybetmesidir.
Bu güne kadar Irak'a taşıdığı paralı katillerin 150 bini yeterli gelmeyince 22 bin katil daha getireceğini söylüyor ve Irak'ı baştanbaşa tarayacağını basın yayın megafonlarıyla ilan ediyor.
Bizim köylerde gece yolculuğundan korkan insanlar ıslık çalarak, sesli türkü söyleyerek yol alırlardı.
Korkmayanlar ise yalnız ayak sesleriyle yollarına devam ederlerdi.
Korku yürekleri sarmış ki, "Geliyoruuuuz" diye bağırıyorlar. İstiyorlar ki vatanını, dinini korumaya çalışan Sünni ve Şii direnişçiler çatışmaya girmeden kaçsınlar.
İSRAİL MESCİDİ AKSA'YI, AKP'Lİ İLLER BANKASI İSE MALTEPE CAMİİNİN ALTINI OYUYOR!
Siyonistler Mescid-i Aksa'yı yıkma çalışmalarını hızlandırdı
Siyonistler kutsal mabedimiz Mescid-i Aksa'yı yıkma emellerinden vazgeçmediler ve mescidi yıkmaya yönelik kazı çalışmalarını sürdürüyor.
Son bulunan tünel bunun açık bir delili. Haber 7'nin servise koyduğu "Mescid-i Aksa delik deşik" başlıklı haberde Siyonistlerin kazı çalışmaları fotoğraflarla anlatılıyor.
"İsrail Müslümanların kutsal mabedini tehdit eden kazı çalışmalarını bütün hızıyla sürdürüyor. Yapının altında uzanan yeni bir tünel daha keşfedilmesi Siyonistlerin bitmek bilmeyen oyunlarını bir kez daha gözler önüne serdi.
Ortaya çıkarılan yeni tüneli fotoğraflarla ve video kayıtlarlıyla belgeleyen El-Aksa Kurumu, tünelin Ayn Selvan bölgesinden başladığını, Hıristiyanlara ait bir vakıf arazisinin altından geçerek Mescid-i Aksa'nın güney surlarına doğru yöneldiğini bildirdi.
[1] Bakara:179
[2] Zeki Ceyhan / 12.01.2007 / Milli Gazete
[3] Ergun Babahan / 11.01.2007 / Sabah
[4] 15.01.2007 / Star)
[5] 24.11.2006 / Abdülkadir Özkan / Milli Gazete
[6] 26 kasım 2006/ Aydınlık
[7] 24 Aralık 2006 / Aydınlık
[8] 16.01.2007 / Mahmut Toptaş / Milli Gazete
[9] 13.06.2006 / Nuh Gönültaş / Bugün
[10] 14.01.2007 / Nuh Gönültaş / Bugün
[11] Behiç Gürcihan
[12] 13 Şubat 2007 / Hürriyet
[13] 13 Şubat 2007 / Kulis Ankara / Milli Gazete
[14] 10 Şubat 2007 / Zeki Ceyhan / Milli Gazete
[15] 8 Şubat 2007 / Kulis Ankara / Milli Gazete
[16] 30 Şubat 2007 / C. Brauchlı / Counterpunch / Radikal
[17] 30 Ocak 2007 / Serdar Turgut / Akşam

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
ER DOĞAN DEĞİL, ER BAKAN LAZIM! Şiirinden: Ne zor imtihanmış, ahir zamanda Selamet Saadet, Milli…
Yahya CANDAŞ beyden Allah razı olsun. Dizeleri ile bizlere de tercüman olmuşlar. Bu dizelere verdiği…
Tanıma ve tâbi olmayı lütfeden rabbimize sonsuz şükürler olsun. Ayaklarımızı ve kalbimizi sabit kılsın, İnsanlığın…
KARARLAŞTIRILMIŞ VE YAKLAŞMIŞ OLAN KUTLU VAKİT'E RAMAK KALA!.. Makale bilgi ile hikmeti birleştirmemizi sağlayacak açıklıkta…
ER bakanların özelliği ; onlar her asırda veya her yüzyılda bir gönderilirler ve geldikleri asra…
Şiirde de değinildiği gibi; Hocamızın netliği ve sertliği, asaletinden, mertliğinden ve merhametindendir. Bizlerin dünya ve…
Teşkilat çalışmalarına ve dava süreçlerine ilişkin çok kritik bilgiler içeren, marazlı tiplerin tespitine ve kişisel…
Haddini bilmeyen hadsizlerin halleri! Nefsinin kötülüklerinden, imtihanının sırrından gafil olanlar, eline imkân ve fırsat geçince,…
Balık baştan kokar demişler; Türkiyenin değil dünyanın kurtuluşu Adil Düzen projelerine bağlı olduğunu sağır sultan…
Muhterem Ahmet Hocamıssınız Siz bir çiçekle başlayan baharın Akgül’üsünüz Siz kuruyan gönüllerimizi sulayan Rahmet…