YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e3de5f00197
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 8 7
Bugün : 57069
Dün : 64668
Bu ay : 1036342
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53181400
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

İşte 1961 Yılı Dünya Mason Komitesi Şeref Üyeleri ve Delegeleri

Emerıtı Members Of Honour

 

 

Walter H. MORTLOCK, 33°, (Kanada)

Alberto MANSUR, 33°, (Brezilya)

Alejandro G. BUSTOS, 33°, (Meksika)

Raoult Louıs MATTEI, 33°, (Fransa)

B.J.D. ALBERTS, 33°, (Hollanda)

Miguel A. TEJEDA R, 33°, (Venezuela)

Kurt RASCHLE, 33°, (İsviçre)

C. Fred KLEINKNECHT, 33°, (ABD/GJ)

Herbert KESSLER, 33°, (Almanya)

Sidney R, BAXTER, 33°, (ABD/KJ)

Aemil POULER, 33°, (ABD/GJ)

Elvio SCIUBBA, 33°. (İtalya)

Henri L. BARANGER, 33°, (Fransa)

Jean Pierre GRENIER, 33°, (İsviçre)

Gordon L BENNETT, 33°, (Kanada)

Josef HANDL, 33°, (Avusturya)

Augusto De MEGNI, 33°, (İtalya)

Sami GÜRÜN, 33°, (Türkiye)

Tahsin YAŞAMAK, 33°, (Türkiye)

Adnan ERGENELİ, 33°, (Türkiye)

John A. BOURNE, 33°, (Kanada)

Peter OSTERREICHER, 33°, (Avusturya)

Rinaldo FRANCO, 33°, (İtalya)

Cavit YENİCİOĞLU, 33", (Türkiye)

Frank GAMBLEN, 33°, (Avustralya)

George KINT, 33°, (Belçika)

Antonios LOIZOS, 33°, (Yunanistan)

Joseph EA. SALEM, 33°, (İsrail)

Venancio IGREJAS, 33°, (Brezilya)

Orhan ALPYÖRÜK, 33°, (Türkiye)

Falih ERKSAN, 33, (Türkiye)

Jiri SYLLABA, 33°, (Çek Cumh.)

Augustın Arnega RIVERA, 33°, (Meksika)

Chaim ALMOG, 33°, (‘İsrail)

Robert O. RALSTON, 33°. (ABO/KJ)

Samuel J. Gonzales WINKLER, 33°, (Arjantin)

Mehmet Fuat AKEV, 33°, (Türkiye)

Ferdi ÖZMEN, 33°, (Türkiye)

Gabriel Jesus MARIN, 33°, (Arjantin)

Faruk ERENGÜL, 33°, (Türkiye)

Jacques Van de CALSEYDE, 33°, (Belçika)

Fahir TEZCAN, 33°, (Türkiye)

Leon M. KURİYEL, 33°, (Türkiye)

L.Fernando Rodrigues TORRES, 33°, (Brezilya)

Emin GÜROL, 33°, (Türkiye)

Mehmet Akif AKEV, 33°, (Türkiye)

Mithat ÖZKÖK, 33°, (Türkiye)

Şevki FİGEN, 33°, (Türkiye)

Lutfallah HAY, 33°, (İran)

Demir SAVAŞCIN, 33°, (Türkiye)

W.F.K.J.F. FRACKERS, 33°, (Hollanda)

(Bak: İsa Tatlıcan – Türkiye'de Masonluğun Gizli Tarihi sh: 641)

Bu listeden de açıkça anlaşılıyor ki, masonluk Gizli Dünya Devleti olan siyonizmin örgütlü bir karakoludur ve kökü dışarıda bulunan bir hıyanet kurumudur.

Mason cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar, belediye başkanları, yüksek bürokratlar ve iş adamları, kendi ülkesinin ve milletinin değil, dış güçlerin ve Siyonist merkezlerin hizmetinde ve güdümünde bulunmaktadır. Ve zaten Mustafa Kemal de Mason Localarını bu yüzden kapatmıştır.

Biraz sonra görüleceği gibi, Masonluk; üç kutsal kitabın (İncil, Tevrat ve Kur'anın) ve kutsal öğretileri bulunduğuna inanılan Konfüçyüs ve Hinduların, sözde insani amaçlarla, hoşgörü ve işbirliği çerçevesinde toplandıkları gizli kuruluşlardır. Fetullahcıların ve Dinlerarası Diyalogcuların da aynı söylem ve eylem içindeki tavırları ve aynı çevrelerle irtibatları hatırlanırsa, bunlarında bir masonik yapılanma oldukları kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Bu bağlamda AKP iktidarının ve ılımlı Amerikancı İslamcıların İsrail desteği ile Antalya ve Urfa gibi illerimizde oluşturdukları, cami, kilise ve havrayı birlikte açtıkları "Dinler Bahçeleri"nin sonunda Mescidi Aksa civarında büyük bir havra yapımına hazırlık olduğu anlaşılmıştır.

"Mescid-i Aksa ve Dinler Bahçesi

Dinlerarası Diyalog faaliyetlerinin İslâm Dünyası'nın hangi derdine deva olduğu sorusu hiçbir zaman sahici bir cevap bulmamıştır. Buna mukabil Müslümanların bilinçaltında yol açtığı tahribatın semerelerini geçen zaman daha net anlaşılacaktır

Cami ile kilise ve havrayı aynı ortam içine almanın, "yok aslında birbirimizden farkımız"ın kabullenilmesini mümkün kılan, ustaca kurgulanmış bir bilinçaltı atraksiyonu işlevi görmediğini kim söyleyebilir?

Böyle dendiğinde "Bizim geçmişimizde cami ile kilise ve havra zaten bir arada yaşamıyor muydu?" karşılığını vererek ikinci bir atraksiyona başvurulur genellikle. Oysa bizim geçmişimizde cami ile kilise ve havranın bir arada bulunabilmesinin, tamamen İslâm hâkimiyetinin sağladığı bir imkânla mümkün olduğu asla göz ardı edilemez, bir.

Söz konusu imkânın sağladığı hayat tarzı, farklı din ve kültür mensupları arasında bugünkünden çok daha fazla şeyin paylaşımını -hem de "mecburen" değil, "gönüllü katılım"la!- mümkün kıldığı halde, bugün olduğu gibi inançlar arasındaki sınırların flulaştırılması gibi bir duruma asla rastlanmaz, bu da iki…

Diyalog faaliyetleri söz konusu olduğunda gözden kaçırıldığını düşündüğüm çok hayatî bir noktanın yansımalarından birisidir burası. O nokta, Diyalog faaliyetleri zımnında yapılanlardan/söylenenlerden, yani işin "görünen yanı"ndan daha çok, bu faaliyetlerin Müslümanlar'ın bilinçaltında yaptığı yıkıcı etkidir.

Diyalog faaliyetlerinin diğer tarafları için çok fazla önem arz etmeyebilir, ama "mutlak hakikat" ile sahici bir "mensubiyet" ve "temsil" ilişkisi içinde bulunan Müslüman'ın, bilincini oluşturan kodlarla böylesine aymazlıkla oynanmasına müsaade etmesi söz konusu olamaz. Müslüman, Efendimiz (sav)'in ifadesiyle "Allah'ın yeryüzündeki şahidi"dir ve bu konumun en temel özelliği izafiliğe kapalı oluşudur. Dolayısıyla bir Müslümanın, "Ben hakikatin tek şahidi değilim" demesi eşyanın tabiatına aykırıdır…

www.filistinetkinlik.com sitesinde bir haber: İsrail, Camp David ve Oslo anlaşmasıyla Mescid-i Aksa ve el-Halil'e 400 metre mesafede kalmayı taahhüt etmişken, şimdi Mescid-i Aksa sınırları içinde bir sinagog inşa etmeye başladı. Bu yıl içinde tamamlanması planlanan sinagog, üstelik de bir camiin sınırlarını tecavüz ediyor…

Diyalog penceresinden bakıldığında, İsrail'in bu girişimini "Dinler bahçesi" projesinin yeni bir versiyonu, hatta İsrail'in söz konusu projeye "katkısı" olarak okumak -en azından "tutarlılık" adına- mümkün olsa gerek! Eğer böyleyse ya "çevresi mübarek kılınmış" Mescid-i Aksa için yeni bir konum belirlenme, ya da "mübarek kılınmış çevre" içine bir sinagogu da dahil etme zarureti kendini gösterir!.. Neresinden baksanız problem!..

Şu bir gerçek ki, Filistin meselesi hiçbir zaman bizim Diyalogcular için gündeme getirilmeyi hak edecek öneme sahip olmadı! Filistin'in, Mescid-i Aksa'nın, orada akan kanın ve yaşanan vahşetin bizimle hiç ilişkisi yokmuş gibi davranmayı tercih eden dünyanın bir parçası olmak nasıl bir şeydir?!.."[1]

Türkiye Masonları, kendilerine yönelik iddiaların arttığı dönemlerde, kendilerini yakın hissettikleri gazetelere ve yazarlara demeçler vererek itibarlarını korumaya çalışmışlardır. Daha önceki yıllarda Can Arpaç, Halil Mülküs, Necdet Egeran gibi Üstat Masonlar Hürriyet Grubu'na bağlı gazete ve dergilere röportajlar vererek kendilerini savunmaya çalışmışlardır. Bu bölümde Türkiye Masonları ile yapılan en kapsamlı röportaj Hürriyet Gazetesinde yayınlandı. Emin Çölaşan ile Büyük Üstat Orhan Alsaç'ın röportajını Masonların bir cevap hakkı olması gerektiğini düşünerek yayınlamayı uygun gördük.

Üstad-ı Azam Orhan Alsaç: "Masonlar Sırlarını Açıklayamaz" demişti.

Çölaşan- Simdi siz büyük locanın başkanı mısınız Türkiye'de? Mason deyimiyle en büyük Üstat siz misiniz?

Alsaç- Evet, benim… Büyük Locanın başkanıyım… Üstad-ı Azam'ım. Her ülkede bir tane büyük loca olabiliyor.

Çölaşan- Nedir efendim bu Masonluk denilen olay?

Alsaç- Bizim bazı ilkelerimiz var. Bunların benimsenmesi, talim edilmesi için çalışmalar yaparız ve bu ilkeleri günlük hayatımızda da uygulamaya çalışırız. Birincisi, Allah'a inanmaktır. Ruhun ölmezliğine inanırız, vatandaşı olduğumuz ülkenin yasalarına saygılı olmayı, insanlara saygılı olmayı, haktan ve adaletten yana olmayı amaçlarız. Bağnazlığa, taassuba ve totaliter rejimlere karşıyız, cehalete karşıyız. İnsanlar arasında hiçbir şekilde dil, din ve ırk farkı gözetmeyiz.

Çölaşan- Masonlar galiba Allah'a "Allah" değil de, "Evrenin Ulu Mimari" diyorlar.. Nedir bunun sebebi?

Alsaç- Evrenin yaradanı, her şeyin hakimi ve yöneticisi olduğu için böyle deniliyor. Mesela biz "Yücelerin Yücesi" de deriz. "Evrenin Geometrisinin Kurucusu" da deriz. Yazılı metinlerde kullandıklarımız bunlardır; ama konuşurken "Allah" deriz, "Tanrı" deriz.

Çölaşan- Peki dinler arasında bir ayrım yapıyor musunuz?

Alsaç- Hayır… Dinler arasında bir ayrım yapmak söyle dursun, bizde din tartışması yapmak yasaktır. Bizde, ayrıca politika tartışması yapmak da yasaktır… Çünkü bu iki konu tartışılınca, insanlar arasına kırgınlık ve soğukluk girer. Bizim çatımız altında bu tartışmalar kesinlikle yapılamaz. Mesela bizde, çeşitli politikacı kardeşlerimiz vardır. Bu çatı altında hiçbiri, kendi savunduğu politikaların doğru, başkalarının savunduklarının yanlış olduğunu söyleyemez. Aynı şekilde, din tartışması da kesinlikle yasaktır.

Çölaşan- Bu arada hemen sunu soracağım… Birbirinize "Kardeş" diyorsunuz galiba?

Alsaç- Evet… Her Mason diğerlerinin kardeşidir.

Çölaşan- Sayın Alsaç, önce şunu belirleyin okuyucularımız için… Sizin bu konuşmayı yapmadan önce beni mabedinize soktunuz ve gezdirdiniz. Aynı bina içerisinde bulunan dört ayrı mabedinizi de gezdim. Benim için gerçekten çok değişik ve ilginç bir olay oldu… Çünkü buraları, Mason olmayanlara yüzyıllardan beri kapalı olan yerler. İçeride yabancı sinek bile uçması mümkün değil. Penceresi olmayan, değişik bir biçimde ışıklandırılmış, çok ilginç yerler. İçeride çok sayıda kılıçlar gördüm, önlükler, duvarda Güneş ve Ay, tavanda yıldızlar, bir köşede siyah tüller, mum benzeri ışıklar, kürsüler, başka bazı semboller, gönye ve pergeller ve bazı yazılar… Ayrıca dikkatimi çekti, tam ortada kürsü benzeri bir yerde, üç Kutsal Kitap yan yana duruyor… Kuran, İncil ve Tevrat… Hangi amaçla kullanıyorsunuz bu Kutsal Kitapları burada?

Alsaç- Emin Bey, bir insan Masonluğa kabul edilmeden önce çeşitli incelemelerden geçirilir. Sonuç olumlu çıkarsa Mason olmasına karar verilir. Ancak bundan önce yemin etmesi şarttır. O yemini de, kendi inandığı kitabın üzerine elini koyarak etmesi gerekir. Onun için kutsal kitapları orada bulunduruyoruz ve yemin edileceği zaman onlardan istifade ediyoruz.

Çölaşan- Üç kitap üzerine mi yemin ediliyor?

Alsaç- Hayır, kendi inandığı dinin kitabi üzerine… Biz Müslüman olarak üç kitabı da kutsal saydığımız için, üçünü de bulunduruyoruz. Hangi kitap üzerine yemin etmek isterse, elini onun üzerine koyar.

Çölaşan- Yemin metniniz nasıldır efendim? Onu bana burada okuyabilir misiniz?

Alsaç- Ben, Evrenin Ulu Mimarı'nın huzurunda ve burada toplanmış bulunan Masonların önünde kendi isteğimle şeref ve namusum üzerine yemin ederim ki, yurduma ve aileme bağlı kalacağım. Onlar için, elimden gelen hiçbir şeyi esirgemeyeceğim. Cahillik ve taassuba karşı savaşacağım. Hak ve adaletten yana olacağım. Başkasının hakkını kendiminki gibi koruyacağım. Kardeşlerimin yardımına koşacağım, insanların mutluluğuna çalışacağım. Bana emanet edilen bütün sırları saklı tutacağım. Türkiye Büyük Locasını Türk Masonluğunda tek ve en büyük otorite olarak tanıyacağım. Onun yasalarına bağlı kalacağım ve kararlarına uyacağım. Evrenin Ulu Mimarı, Masonlar önünde etmiş olduğum bu büyük yeminimi yerine getirmede bana yardımcı olsun.

Çölaşan- Evet, Mason yeminini de böylece öğrenmiş olduk. Sayın Alsaç, siz Müslüman insanlarsınız. Bu durumda Hıristiyan ve Yahudi Masonları da kardeş olarak mı kabul ediyorsunuz?

Alsaç- Evet, biz bütün insanları kardeş kabul ederiz.

Çölaşan- Ama yine de, kapalı kapıların arkasındasınız.

Alsaç- Her kuruluş, bizim gibi kapalı kapıların arkasında olabilir. Siz bugün bir kulübe veya derneğe doğrudan doğruya gidip onun yönetim kurulunda çalışabilir misiniz Emin Bey? Hatta normal yerlerin kapısında bile "Üye olmayan giremez" diye yazı vardır.

Çölaşan- Ama sizin birçok gizli yönünüz var. Birtakım sırlarınız var, gizli tuttuğunuz şeyleriniz var… Niçin gizlilikleriniz var?

Alsaç- Evet, kardeş olduğumuzu belli eden sırlarımız, işaretlerimiz, kelimelerimiz var. Bunları ancak Mason olan kardeşlerimiz bilebilir… Bunun da sebebi, bizden olmayanların içimize karışmasını istemediğimiz içindir. Bizim binamıza iki kere bomba koydular Emin Bey!

Çölaşan- Şu arada Masonlukla ilgili epey kitap okudum sizin karşınıza gelmeden önce… Orada, "Masonluğun sırlarını hiçbir zaman dışarıya vermeyeceksiniz" diye şeyler var… Ne gibi sırlarınız var sizin?

Alsaç- Siz Mason olmadığınız için, ben size onları nasıl söylerim?

Çölaşan- Kıyısından köşesinden biraz söyleyin… Hiç söylenmez mi bunlar?

Alsaç- Hiç söylenmez…

Çölaşan- İşte bunlar merak uyandırıyor Masonluk hakkında.

Alsaç- Biraz da merak uyandırmak lazım ki, bize gelenler merakla gelsin.

Çölaşan- Peki size belli çıkarlar sağlamak için katılanlar da oluyor mu?

Alsaç- Bütün, telkinlerimizi bu yönde yapmamıza rağmen, maalesef böyle düşünenlerin de geldiğini biliyoruz. Ama bunlar, bir süre sonra bunun mümkün olmadığını anlarlar. Ya aramızdan ayrılırlar, yada bize katılırlar. Hatta bazıları, aramıza sırf merak ettikleri için gelirler. Öylelerini biliyorum ki, önce gelirler ve bir süre sonra kaybolurlar. Anlarım ki, merakla gelmişler, ilk merasimi görmüşler ve gitmişler.

Çölaşan- Atatürk Mason muydu?

Alsaç- Atatürk'ün Masonluğu konusunda elimizde maalesef bir belge yok. Ama kendisinin konuşmalarından ve yaptığı telkinlerden, bizde Atatürk'ün Mason olduğu kanısı uyanıyor. En azından, kesinlikle biliyoruz ki, Masonluk hakkında çok derin bilgisi vardı ve Masonluğu her zaman himaye etmiştir.

Çölaşan- İnönü Mason muydu?

Alsaç- Hayır.

Çölaşan- Demirel Mason muydu?

Alsaç- Bizim bir ilkemiz daha var Emin Bey… Biz kendimizden başka hiç kimsenin Mason olduğunu söyleyemeyiz. Bir kardeşimiz Mason olduğunu söyleyebilir ama bir Mason bir başkasının Mason olduğunu asla söyleyemez.

Çölaşan- Niçin söyleyemez?

Alsaç- Çünkü Mason olduğu ortaya çıkarsa, bulunduğu muhit ve çevre kendisine zarar verebilir. Bu durum, çok başımıza gelmiştir. Başarılı birisinin Mason olduğunu anladıkları zaman, onu bir tarafa bırakmışlardır veya layık olduğu imkânları sağlamamışlardır. Dışlamışlardır… İlk zamanlarda Masonları öldürdükleri bile olmuş Avrupa'da.

Çölaşan- Şu anda Türkiye'de devleti ve hükümeti yönetenler arasında Masonlar var mı?

Alsaç- Politikacılardan ve yöneticilerden yeteri kadar kardeşimiz var. Çok değil ama…

Çölaşan- Komutanlardan var mı? Mesela orduda rağbet görüyor mu Masonluk?

Alsaç- Bizim, emekli subay kardeşlerimiz çok. Fakat bu son çıkan Dernekler Yasası nedeniyle, memur kimseleri alamıyoruz… Çünkü, bakanlığından izin alması lazım. Hiç kimse de "Ben Mason olacağım" diye izin istemiyor. Askerlerin de başka kuruluşlara üye olması yasaklandı. Bu durumda askerlerden de üye alamıyoruz. Su anda hiç asker üyemiz yok.    

Çölaşan- Sayın Alsaç, bir şey daha soracağım… Siz Masonlar, diyelim ki bir başka yere gittiniz. Orada başka Mason olup olmadığını öğrenmek ve kendinizin de Mason olduğunu anlatmak istiyorsunuz. Bu iş için belli şifre, parola veya işaretleriniz mi var?

Alsaç- Bazı evrensel işaretlerimiz ve tanıtma şeylerimiz vardır.

Çölaşan- Ama parola, şifre gibi şeyler var galiba. Bunlar değişir mi arada sırada?

Alsaç- Hayır. Bazısı çok az değişir.

Çölaşan- Peki nasıl tanıtıyorsunuz kendinizi efendim? Yani yazılı belge götürdüğünüz durumlar dışında, el sıkışırken mi bir işaret çakıyorsunuz, ya da göz mü kırpıyorsunuz?- (Orhan Alsaç çok gülüyor)

Alsaç- Parola kelimemiz var, el sıkarken bir davranışımız var.

Çölaşan- Mesela ne yapıyorsunuz el sıkarken?

Alsaç- O söylenmez ki! O zaman size bir sır açıklamış olurum, siz de gidip kendinizi Mason diye tanıtırsınız. Tabii başka şeyler de var. Ben hepsini söylemiyorum.

Çölaşan- Diyelim ki, bir vatandaşımız Mason oldu. Sırlarımızı ona yavaş yavaş mı öğretiyorsunuz? İstekli bir insansa, kaç yılda öğrenir her şeyi?

Alsaç- Bizim bütün sırlarımızı herhalde ölünceye kadar ancak öğrenir.[2]

Erol Simavi Yahudisinin İtirafları ve Şeytani Gerekçeleri

Daha önceki bölümlerde Türkiye Masonları'nın medyada oldukça güçlü olduklarını belirtmiştik. Türk medyasındaki önemli Masonlardan birisi de Hürriyet gazetesinin eski sahibi Erol Simavi'dir. Milliyet yazarı Nail Güreli ile aynı locaya üye olan Simavi,  loca arkadaşları Mason Tufan Türenç ve Doğan Hızlan'ı Hürriyet gazetesine transfer etmiştir. 1988 yılında Hürriyet gazetesinden Emin Çölaşan'a çarpıcı açıklamalar yapan Erol Simavi'nin özellikle Demirel ile ilgili açıklamaları günlerce konuşulmuştur:

Çölaşan: Efendim, sizin Mason olduğunuzu duymuştum… Masonlar genelde kendilerini gizlerler… Gerçekten Mason musunuz? Yoksa Masonlukla hiç ilginiz yok mu?

Simavi: Eminciğim, iyi ettin bu soruyu sormakla… Şekerim ben, 27 yaşında Mason oldum. 30 yaşında üstat, 31 yaşında İstanbul Büyük Loca başkanı oldum ve 33 yaşına kadar başkanlık yaptım. Sonra bir gün bizim bağlı olduğumuz İskoç Büyük Locası'nın Büyük Üstadı buraya geldi… Meğer benden gençmiş! Adamla karşılaşınca bir tuhaf oldum.

Süleyman Demirel "Üstat Mason" Bir Kişiydi

Çölaşan: Şimdi devam ediyor mu Masonluğunuz?

Simavi: Efendim Masonluğum şöyle devam ediyor… Uyumamak için aidatımı ödüyorum. Ödemediğim takdirde uykuya geçmiş olurum.

Çölaşan: Uykuya geçmek? Yani o zaman üyeliğiniz askıya mı alınıyor?

Simavi: Evet askıya alınıyor. Masonlukta atılma diye bir şey yoktur. Ama beni Masonluktan soğutan olaylardan biri Demirel meselesi olmuştur. Süleyman Demirel Masondu. Hem de üstadlığa kadar çıkmış bir Masondu.

Çölaşan: Üstadlık nasıl oluyor?

Simavi: Girersin önce "çırak" olursun. Bir yıl sonra "refik" olursun. Ondan bir yıl sonra "üstad" olursun. Sonra da "üstad-ı muhterem" olursun. Ben üçüncü senede üstad-ı Muhterem, dördüncü senede İstanbul Büyük Locası başkanı oldum. O sırada, diyelim ki 2200 Mason vardı. İşte bunlardan 1800'ünün başı ben oldum. Çok inandığım bir şeydi Masonluk. Orada çok şeyler öğrendim. İlk kopmam Demirel'in AP Genel Başkanı olacağı zaman, Mason olmadığını belirten bir belge istemesiyle başladı. Bu mektup kendisine verildi.

Çölaşan: Peki niçin veriliyor?

Simavi: Masonlukta bir adet vardır. "Benim Mason olmadığımı belirten bir belge verin" diyen insana o belge verilir. O sırada Ankara'da İkinci Büyük Üstad olan Necdet Egeran bu belgeyi Demirel'e verince bizim Masonlar ikiye ayrıldı. Çünkü her yerde olduğu gibi orada da CHP-AP taraftarları vardı. Ben de maalesef AP tarafın da kaldım.

Mason Simavi Türkeş'le Ne Görüşmüşlerdi?

Simavi: Bak Emin, sana Masonlukla ilgili bir hatıramı anlatayım. 27 Mayıs 1960'ta ihtilal olmuştu. 9 Kasım 1960 Çarşamba günüydü. Benim de o gece Mason toplantım vardı gazetedeydim… Sıkıyönetimden bir albay telefon etti. Milli Birlik Komitesi üyesi Albay Alparslan Türkeş benimle görüşmek istiyormuş. "Peki, geleyim" dedim. "Hayır, gece gelip biz sizi alacağız" dediler… Neyse sonunda vardık ve Sayın Türkeş'le tanıştık. "Sayın Simavi sizin hakkınızda bize o kadar çok ihbar yapıldı ki. Ne kadar da seveniniz varmış? Ama tahkikat yaptırdık ve gördük ki ağabeyiniz de siz de Babı pırlantalarısınız. Yani hayatınızda hiçbir karanlık nokta bulamadık" dedi. Ben dinliyorum "sağ olun Albayım bir emriniz mi vardı? Dedim. Kendi içimizde darbe yapıp Yassıada'dakileri serbest bırakacağız. Aslında onların suçsuz olduğu anlaşıldı" dedi.

Çölaşan: Yani Hürriyet'ten destek mi istiyor?

Simavi: Evet… Ben Türkeş'i dinledim ve dedim ki: "Sayın Albayım; lütfettiniz beni çağırdınız. Ancak ben gazetenin teknik işleriyle ilgilenirim. Gazetenin yayın politikası ile ağabeyim ilgilenir. Acaba neden kendisiyle konuşmadınız?" Bunun üzerine Türkeş Haa bakın benim Türkçülük tarafım biraz kuvvetlidir. Ağabeyinizin Mason olduğunu öğrendim o yüzden çağırmadım" dedi. Ben de dayanamayıp bir kahkaha attım:

"Albayım edindiğiniz istihbarat yanlış. Ağabeyimin Masonlukla ilgisi yok. Mason olan asıl benim" dedim Bana Masonluğu anlatın" dedi. Anlattım "bende olayım" demez mi? Kendimi yine tutamadım: "O kadar kolay değil Albayım deyiverdim."[3]

Erol Simavi bu röportajda tarihi bir gerçeği de ortaya çıkarıyordu. 27 Mayıs darbesinde Milli Birlik Komitesi'nde yer alan Türkeş, Menderes'in idamına karşıydı. Yassıada'daki mahkeme heyeti üzerinde baskı kurarak ve ne pahasına olursa olsun idamları gerçekleştirmek isteyen Milli Birlik Komitesi üyelerine darbe yaparak idamların önüne geçmeye çalışıyordu. Bu nedenle Hürriyet gazetesinin sahibi Erol Simavi ile bağlantıya geçerek, medyanın desteğini arkasına almaya çalıştı. Ancak bu bilginin Milli Birlik Komitesi'ne ulaşması üzerine 13 Kasım 1960'ta Kurmay Albay Alparslan Türkeş ve "on dörtler" olarak bilinen arkadaşları Komite'nin diğer üyelerince emekliye sevk edilerek tasfiye edildiler. Zorla evlerinden alınıp yurtdışına görevlendirilmek suretiyle sürgün edildiler. Türkeş, 19 Kasım'da Türkiye'nin Hindistan Büyükelçiliği müşaviri sıfatıyla sürgüne gönderildi.[4]

Masonlar Gerçekten İnançlı Kimseler miydi?

Üstad Mason Selami Işındağ tarafından kaleme alınan ve Türkiye Masonları tarafından basılan Evrim Yolu isimli eserde materyalizmin köhne iddiaları bilimsel bir gerçek olarak loca üyelerine sunulmaktadır.

Masonluğun dünyaya olan etkilerini görebilmek için, öncelikle bu kuruluşun felsefesini anlamak gerekir. Bunu anlamak içinse, sadece Masonların kendilerini haricilere (Mason olmayanlara) tanıtmak için yaptıkları basın toplantılarıyla, söyleşi ve açıklamalarla yetinmek çok yanlış olur. Çünkü Masonluk, kendilerinin de kabul ettiği gibi, kapalı bir demektir. Dış dünyaya vermek istemedikleri pek çok sırrı vardır. Bu sırlar anlaşılmadığı surece, Masonların çizdiği "tozpembe' tablonun pek bir anlamı olmayacaktır.

Eskiden beridir hep tartışılan bir konu, Masonların Allah'a inanıp inanmadıklarıdır. Pek çok kişinin gözünde Mason olmakla ateist olmak özdeş gibidir. Oysa Masonlar bunu kesinlikle reddederler, Allah'a inanmanın masonluğun bir ön şartı olduğunu, bir ateistin Mason olarak kabul edilemeyeceğini iddia ederler. (Kuşkusuz inanıp inanmamakta herkes özgürdür, ama eğer bir kuruluş gerçekte "ateizm yuvası" ise ve bunu gizliyorsa, elbette bu tasvip edilecek bir tavır olmaz.)

Masonların bu konudaki inancı hakkında fikir verebilecek ilginç bir nokta, "Allah'a inanıyoruz" (veya Hıristiyanlıktaki gibi "Tanrı'ya inanıyoruz") demek yerine, "Kâinatın Ulu Mimarı'na inanıyoruz" demeleridir, Acaba böyle bir terimi neden ısrarla tercih etmektedirler?

Bu soru biraz incelendiğinde, ortaya çok ilginç bir gerçek çıkmaktadır.

Evrenin Ulu Mimarı Ne Demekti?

Masonluk gerçekte Allah'a değil, kendi felsefesi içinde ilahlaştırdığı "doğa", "insanlık" gibi materyalist kavramlara tapınmaktadır.

Masonların gerçek felsefelerini görebilmek için, Masonların kendi üyelerine mahsus olarak çıkardıkları yayınlara bakmak gerekir. Örneğin en kıdemli Türk Masonlarından biri olan Selami Işındağ'ın, genç Masonları eğitmek için yazdığı ve 1977 yılında sadece Masonlara mahsus olarak yayınlanan Masonluktan Esinlenmeler adlı kitabında, Masonların "Evrenin Ulu Mimarı" hakkındaki inancı şöyle anlatılır:

Masonluk Tanrısız değildir. Ama onun benimsediği Tanrı kavramı, dinlerdekinin aynı değildir. Masonlukta Tanrı bir yüce prensiptir. Evrimin son aşaması, doruğudur. Öz varlığımızı eleştirerek, kendi kendimizi tanıyarak, bilerek, bilim, akıl ve erdem yolundan yürüdükçe, onunla aramızdaki açı azalabilir. Sonra, onda insanların iyi ya da kötü nitelikleri yoktur. Kişileştirilmemiştir. Doğanın ve insanların yöneticisi sayılamaz. Evrendeki büyük ve yüce çalışmanın, birliğin, harmoninin Mimarıdır. Evrendeki tüm varlıkların toplamıdır. Her şeyi kapsayan total güçtür, enerjidir. Bütün bunlara karşın, onun bir başlangıç olduğu benimsenemez… Büyük bir gizem (sır)dır.[5]

 Yine aynı kaynakta, Masonların "Kâinatın Ulu Mimarı" derken, aslında doğayı kastettikleri yani "doğaya tapındıkları" şöyle ifade edilir:

Doğa dışında bizi yöneten, düşünüş ve davranışlarımızdan sorumlu bir güç olamaz… Masonik ilke ve öğretiler, temellerinde bilim ve akıl bulunan bilimsel gerçeklerdir. Ekosizmin temel koşulu budur… Tanrı salt evrimdir. Bunun bir öğesi de doğanın gücüdür. Böylece salt gerçek de evrenin kendisi ve onu kapsayan enerjidir…[6]

Türk Masonlarının üyelerine özel yayın organlarından biri olan Mimar Sinan dergisinde ise, ayni Masonik felsefe şöyle açıklanır:

Evrenin Ulu Mimarı "sonsuza doğru bir eğilim" demektir. Sonsuza bir gidişi anlatır. Bize göre bir "yaklaşımdır. Sonsuzluktaki saltığı (absolu/tamlık), mükemmelliği aramak ve tekrar tekrar aramak demektir. Düşünen Masonla, kısacası "bilinçle, yaşanan an arasında bir mesafe oluşuyor.[7]

İşte Masonların, "Biz Allah'a inanıyoruz, aramıza ateist olanları kesinlikle almayız" derken kast ettikleri "inanç budur. Masonluk gerçekte Allah'a değil, kendi felsefesi içinde ilahlaştırdığı "doğa", "insanlık" gibi materyalist kavramlara tapınmaktadır.

Masonların Materyalist Hurafeleri

Masonların din konusundaki gerçek felsefelerini görebilmek için, Masonların kendi üyelerine mahsus olarak çıkardıkları yayınlara bakmak gerekir.

Masonların ve diğer materyalistlerin söz konusu batıl inancının günlük yaşamda sıkça karşılaştığımız bir ifadesi, "Doğa Ana" kavramıdır. Evrim teorisini savunan belgesel filmlerde, kitaplarda, dergilerde, hatta reklamlarda dahi karşımıza çıkan "Doğa Ana" ifadesi, doğayı oluşturan cansız maddelerin (azot, oksijen, hidrojen, karbon gibi elementlerin, bunları içeren toprağın, suyun, atmosferin vs.) bilinçli bir güce sahip olduğu ve insanlar dahil tüm canlıları "yarattığı" şeklindeki bir batıl inancı ifade etmek için kullanılmaktadır. Hiç bir gözlemsel ve deneysel veriye ya da herhangi bir akılcı analize dayanmayan bu hurafe, sadece telkin yoluyla insanlara kabul ettirilmek istenir.

Oysa canlıları ve insanı yaratan gücün "doğa" olduğunu iddia etmek, bir yağlıboya tabloyu meydana getiren gücün "boyalar ve fırçalar" olduğunu iddia etmek kadar saçmadır. Boyalar ve fırçalar, tablonun "maddi" malzemeleridir. Ama tabloyu oluşturan asıl güç, onu çizen ressamdır. Tablodaki düzen ve tasarım, ressamın aklının bir ürünüdür.

Evren ve canlılardaki düzen ve tasarım da, tüm bunları yaratan, düzenleyen bir Yaratıcı'nın varlığını kanıtlar. Bu, Allah'ın ‘Yaratıcı" (Halik) sıfatıdır. Masonlar (ve diğer materyalistler) ise, akıl ve bilimin gösterdiği bu gerçeği reddetmekte, bunun yerine körü körüne materyalist felsefeyi savunmaktadırlar.

Masonların Gizlilik Prensibi

Masonlar dışarı yaptıkları bütün açıklamalarda, röportajlarda örgütün hayırseverliğinden, iyi niyetinden bahsederler. Gerçekten de bu bilgiler doğrultusunda, Masonluğun bir hayır kurumu olduğuna inanmak mümkündür. Fakat Masonların kendi kaynaklarını incelediğimizde durum biraz farklılaşır.

Her şeyden önce Masonlar, kendi üyelerine mahsus olarak çıkardıkları yayınlarda devamlı gizlilik, ketumiyet ve sırları açıklamamaktan bahsederler. Masonluğa yeni giren birisi ile Mason arasındaki şu diyalog, bu gizliliğin önemini ortaya koymaktadır.

Büyük Üstad: Önce sizden bir şeref sözü isteyeceğim; aramıza alınsanız da alınmasanız da, burada görüp işittiklerinizi dışarıda hiç kimseye açıklamayacağınıza söz verir misiniz?

Uçları size çevrilmiş bu kılıçlar yemininizi çiğnerseniz, Masonluğun sizden nasıl öç alacağını ve aynı zamanda çekeceğiniz vicdan azabını göstermektedir. (Türkiye Büyük Mason Locası, Birinci Derece Tüzüğü, Sf.35)

 Acaba bir hayır kurumu, niçin bu derece bir şiddetle çalışmalarını gizlemektedir?

Ortaya çıkmasından endişe edilen şey nedir? Başka bir Masonik kaynakta şunlar yazıyor:

Sembolleri ve localarda geçen olayları, tartışmaları açıklamak ahlak dışı bir harekettir; yemine ve davaya ihanettir. (Büyük Şark Dergisi, s.11,s.12)

Bir başka Masonik kaynakta, Masonik ketumiyetin önemi şöyle vurgulanır:

Arılar, karanlık olmazsa çalışamazlar… Sol elinizin yaptığını sağ eliniz bilmesin. Gizliliğin sayılamayacak kadar çok etkileriyle ilgili olarak ve daha büyük şeylerle alakalı sembollerin gizemli işlevleri vardır. (Şakül Gibi, 3/25 sf.20)

Dolayısıyla, Masonluğun aslında gizli ve içyüzü değişik bir örgüt olduğu açıktır. Masonlar, dış dünyaya açık açık belirtmedikleri bir felsefe ve amaca sahiptirler.

Masonluğun dışarıya karşı takındığı ‘hayır kurumu" maskesinin altında yatan gerçek ortaya çıktığında, yeni Mason bir seçim yapmak zorunda kalır. Ya Masonluğun gizli ilkelerini kabul eder ya da Masonluk dışı bırakılır. Mason dergisi Mimar Sinan, bu hayır kurumu görüntüsüne inanarak gelen, fakat sonra "hayal kırıklığına" uğrayan acemilerin toplantılara gelmeyi aksatmalarını şöyle anlatıyor:

Masonluğu bir yardım kuruluşu olarak görüp bu tür çalışmaları bulamayınca hayal kırıklığına uğramak devamsızlığın başlıca nedeni oluyor… (Mimar Sinan Dergisi, s.30 sf.11 – 1979)

 


[1] Ebu Bekir Sifil / Milli Gazete / 28.01.2007

[2] Hürriyet / 24 Aralık 1989

[3] Hürriyet / 4 Mayıs 1988

[4] Hürriyet / 5 Mayıs 1988

[5] Dr. Selami Işındağ, Sezerman Kardeş V, Masonluktan Esinlenmeler, İstanbul 1977, s.73

[6] Dr. Selami Işındağ, Sezerman Kardeş V, Masonluktan Esinlenmeler, İstanbul 1977, s.79

[7] Mimar Sinan / Yıl:1989 / Sayı:72, sf.45

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Necmeddin E. BİŞKİN

Necmeddin E. BİŞKİN

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...