YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
693ffa5a1dbc1
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 0 5 8
Bugün : 16541
Dün : 52078
Bu ay : 633910
Geçen ay : 1284993
Toplam : 46322724
IP'niz : 18.97.9.169

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Artık Türkiye, sosyal transferlere Avrupa Birliği’ne üye ülkelerinin ancak yarısı kadar kaynak aktarabiliyordu. Yoksulluk açığını kapatmak için kullanılan transferler ise, toplam sosyal yardımların sadece yüzde 20’si civarında bulunuyordu.

DPT uzmanı Sırma Demir Şeker’in hazırladığı “Türkiye’deki Sosyal Transferlerin Yoksulluk Üzerinde Etkileri” konulu rapora göre, transferler artmakla birlikte ulaştığı, kesimdeki yoksul oranı azaltılırken, Türkiye’de beklenilenin aksine yoksulluğu azaltmayı hedefleyen transfer türlerinden yararlanan kesimin içindeki yoksul olmayanların oranı oldukça yüksek çıkıyordu.

Ama AKP iktidarı kış ayında ve evlerinde su şebekesi bulunmayan Tunceli kasabalarında sömürü sermayesine para kazandırmak için milyarlar harcanıp satın alınan buzdolabı ve çamaşır makinası dağıtarak, kömür ve un çuvalları taşıyarak oy avcılığı yapıyor ve sosyal tıkanıklık kangrene dönüşüyordu.

Sosyal transferler dengesiz yapılıyor

Türkiye’de sosyal transferler gelir eşitsizliğini azaltıcı bir yapı sergilemesine rağmen, transfer alan yoksul kesiminin oranındaki artış, transferlerdeki artış seviyesinde olmuyordu. Etkin kullanıldığında yoksulluk üzerinde oldukça etkili olabilen sosyal transferlere Türkiye’de ayrılan kaynak gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) yüzde 12’si ile AB ülkelerinin yarısı düzeyinde kalıyordu. AB üyesi ülkelerde sosyal transferlere ayrılan kaynak GSYİH’nin yüzde 26’sı seviyesindeydi. Sosyal transferlere nispeten geniş kamu kaynaklarının ayrılması özellikle gelişmekte olan ülkeler için önem arz ediyordu. Sosyal transferler, ülkeler arasındaki yoksulluk farklılıkların açıklanmasına yardımcı oluyordu.

Orta sınıf 6,3 milyon insanda yoksulluğa kayıyor.

Türkiye’de sosyal transfer alan yoksul kesimin dışında hiçbir devlet desteği sağlayamayan milyonlarca ailenin varlığına işaret edilen raporda, şu tespitler yer alıyor: “Türkiye’de yoksulluk sınırı altında yaşayan nüfusun dağılımına bakıldığında yoksulluk sınırının çok altında olan kesimlerin bulunduğu görülüyor. Nispeten az bir transferle, daha fazla yoksulun yoksulluktan kurtarılabileceği düşünülüyor. Ancak 2005 yılı sonuçlarına göre yoksul olmayan ama geliri yoksulluk sınırının hemen üzerinde olan ve kırılgan nüfus olarak da adlandırılabileceğimiz 6,3 milyon kişilik bir nüfus da dikkat çekiyor. Bu kesimin küçük bir gelir azalışıyla yoksul hale gelebileceği bu nedenle yoksulluğun önemli ölçüde artabileceği göz ardı ediliyor.”

En yoksul kesimler yararlanamıyor..!

Halen transfer almayan yoksul kesim olduğu dikkate alındığında, transferlere erişebilen yoksul sayısı ve oranının artırılması önem arz ediyor. Transferlerin yapıldığı kesimdeki yoksul oranının azalması, oransal olarak yoksullara harcamanın da azaltılmasında da etkisi bulunuyor. Transferlere yapılacak müdahaleler ile söz konusu kesimin yoksulluğu azaltılması mümkün olurken, ancak Türkiye’de yoksul kesimin yaklaşık yüzde 30’u hiç bir transferden yararlanamıyor. Söz konusu rakam 2005 yılı sonuçlarına göre de yaklaşık 1 milyon kişiye tekabül ediyor. Buna karşın primli sistem transferi alan ve yoksul olan kesimin oranı ise oldukça ürkütüyor!

Yoksullukta en başarılı transfer

Yoksulluk açığını kapatmak için kullanılan transferlerin toplam transferlerin yüzde 20’sini oluşturması transferlerin yoksulluk üzerinde etkisini sınırlandırıyor. AB’de ise sosyal transferler yoksulluk üzerinde oldukça etkili olurken, AB’de sosyal transferlerle birlikte göreli yoksulluk yüzde 60 civarında azaltılıyor. Türkiye’de yoksulluğun azaltılmasında en başarılı transfer türünü ise, kapsam ve tutar olarak en yüksek sosyal transfer harcaması olan emekli aylığı oluşturuyor. Emekli aylığının asıl amacı doğrudan yoksulluğu azaltmak olan bir transfer olmamasına karşın, ulaştığı kesimdeki yoksulların çoğunluğunu yoksulluktan kurtarıyor.

Bu gidişle gençlik patlamaya itiliyor

Türkiye’de genç nüfusun sadece yaklaşık yüzde 30’unun iş bulduğu, genç katılım ve istihdam oranlarının AB ortalamalarının oldukça altında olduğu ve gençlerin faal olmama oranlarının “endişe kaynağı” oluşturduğu bildiriliyor. Dünya Bankası İnsani Kalkınma Sektörünün hazırladığı “Türkiye’nin Gelecek Nesillerine Yatırım Yapmak, Okuldan İşe Geçiş ve Türkiye’nin Kalkınması” konulu raporda, Türkiye’de genç nüfusun istihdam sürecinde yaşadığı zorluklara ve çözüm önerilerine yer veriliyordu. Türkiye’nin bugünkü büyük genç nüfusunun sunduğu potansiyel faydalardan yararlanabilmek için gençlerine yatırım yapmak zorunda olduğu vurgulanan raporda, “potansiyel faydalar oldukça büyük olmakla birlikte, eğer günümüzdeki büyük genç nüfus grubu yarının iş gücü piyasasında ve toplumda yerini bulamazsa, riskler de oldukça büyük olacaktır. Bu demografik profilin potansiyel dezavantajı da oldukça riskli bulunmaktadır. Eğer Türkiye’nin gençleri çalışma dünyasına iyi hazırlanmazsa ve iş gücü piyasası da bu gençler için daha fazla iş oluşturmazsa, büyük genç nüfus grubu sosyal ve ekonomik baskı ve gerilim kaynağı halini alacaktır.” deniliyordu. Gençlerin rekabet ortamının zorlu ve standartların yüksek olduğu açık bir ekonomide yerlerini bulmalarının önemine işaret edilen raporda, “Eğer Türkiye Avrupa’daki ve OECD içerisindeki daha yüksek gelirli ülkelere yakınlaşma doğrultusunda yoluna devam etmek istiyorsa, ekonomik stratejisini düşük maliyetler üzerine dayandıramaz” şeklinde görüş bildiriliyordu.

Gençlerin yüzde 40’ı ne okula gidiyor, ne çalışıyor

Türkiye’nin 15 ve 24 yaş arası olarak tanımlanan genç nüfusunun sadece yaklaşık yüzde 30’unun istihdam edildiğine dikkat çekilen raporda, bu nüfus grubundaki işsizlik oranının ulusal oranın iki katından daha fazla olduğu kaydediliyordu. Türkiye’nin genç katılım ve istihdam oranlarının da AB ortalamalarının oldukça altında olduğuna işaret edilen raporda, gençlerin faal olmama oranlarının da “endişe kaynağı” olduğu ifade ediliyordu. Gençlerin yaklaşık yüzde 40’ının “ne okula gittiği ne de çalıştığı” belirtilen raporda, özellikle genç kadınların da oldukça düşük bir istihdam oranına sahip olduğu belirtiliyordu. Ama AKP iktidarı ve ılımlı İslamcılar, Türkiye’nin kalkındığını ve bir “Cennet Adası halini aldığını” söylemekten sıkılmıyordu.

Patlamaya hazır başıboş mayınlar: Sokak çocukları ürkütüyor!

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) Genel Müdürü İsmail Barış’ın “Sokakta Yaşayan Çocuklar ve Aileleri-İstanbul Örneği” konulu doktora tezi, “Sokakta yaşayan çocuklar kimsesizdir” imajının doğru olmadığını ortaya koyuyor.

İstanbul Üniversitesi’nce geçen yıl kabul edilen tez çalışmasında, İstanbul sokaklarında yaşayan çocuklarla ilgili araştırma yapan İsmail Barış, farklı çalışmalarda 5 bine ulaştığı ifade edilen sokakta yaşayan çocuk sayısının, araştırma dönemini kapsayan 1-31 Mart 2007 tarihleri arasında 135 olduğunu belirledi. Bunlardan 114’ünün araştırmaya katılmayı kabul etmesi sonucu bulgular, İstanbul sokaklarında yaşayan tüm çocukların profili ortaya koydu. Sokakta yaşayan çocukların, “18 yaşın altında kısa-uzun süredir sokak ortamında yaşayan, oradan oraya başı boş mayın gibi dolaşan, kendi arkadaş grupları arasında ve sokakta ilişkilerini sürdüren, ana-baba, öğretmen gibi kendilerinden sorumlu yetişkinlerle çok az ilişkisi olan veya hiç ilişki kurmayan” şeklinde tanımlanan tezde, şu bulgular yer aldı: “-Sokakta yaşayan çocukların yaş grupları 15-19 arasında yoğunlaşıyor ve gün geçtikçe yaş grubu sınırları aşağı ve yukarı olmak üzere değişiyor.

  • Araştırmaya katılan her 5 çocuktan biri 9 yaşından önce, her 5 çocuktan 2’si ise 11-12 yaşlarında sokakta yaşamaya başlıyor.
  • Sokakta yaşayan çocukların yüzde 43.4’ü okula gitmezken, yüzde 71’i ilköğretimi terk etmiş.
  • Çocuklar ortalama 2-3 yıl sokakta yaşıyor. Yüzde 55.3’ü bir yıldan az bir süre sokakta kalıyor.
  • Sokakta yaşayan çocuklar, parçalanmış da olsa aileleriyle ilişkilerini sürdürüyor. Çocukların yarıya yakını ailesiyle sıklıkla görüşürken, sadece yüzde 9.6’sı yakınlarıyla hiç görüşmüyor. Tez çalışması, çok yaygın olan ‘sokakta yaşayan çocuklar kimsesizdir’ imajının doğru olmadığını ortaya koyuyor.
  • Yarısından fazlası ekonomik yetersizlik, ihmal ve parçalanmış aile gibi etkenler nedeniyle sokağa itilen çocuklar, arkadaş etkisi, aile içi şiddet, aile içi problemler ve üvey ebeveynle çatışma gibi nedenlerle de sokakta yaşamaya başlıyor.
  • Çocukların yüzde 33,3’ü sokağa çıkmadan önce ya üvey anne babayla ya da tek ebeveynle yaşıyor.
  • Her 4 çocuktan biri evde şiddet gördüğünü ifade ederken, çocuklara şiddet uygulayan aile fertlerinin başında babalar geliyor.

Sokaktaki yaşam toplum hayatını tehdit ediyor!

Sokakta yaşayan çocukların yüzde 33’ünün geçmişte sokakta çalışma deneyimi olduğu tespit edilen tezde, “Sokakta yaşamanın bu çocuklar için travmatik hayatın ne başlangıcı ne sonu olduğu” belirtiliyor. Çocukların yüzde 61’inin uçucu madde bağımlısıyken, bunların yüzde 14’ünün bir yıldan az, 18.4’ünün 2 yıl, 14.9’unun da 3 yıldır uçucu madde kullandığı tespit edilen tezde, çocukların yarıdan fazlasının maddeyle sokakta tanıştığı da ulaşılan bulgular arasında. Araştırmaya katılanların yüzde 45’inin sokak yaşamında herhangi bir suça bulaştığı belirlenen tez, bunların yüzde 36.8’inin madde kullandığı, yüzde 10.5’inin ise evde şiddet gördüğü için suç işlediğini, çocukların daha çok hırsızlık, yaralama ve gasp suçlarına karıştığını ortaya koyuyor.

Yüzde 61’inin ailesi açlık sınırın altında bulunuyor

Sokakta yaşayan çocukların ailelerine ilişkin bulguların da yer aldığı tezde, ailelerin yüzde 57’sinin göçle İstanbul’a geldikleri belirlendi. Bunların yüzde 39’unun Güneydoğu, yüzde 24’ünün Doğu Anadolu, yüzde 11’inin de Karadeniz bölgesindeki illerden İstanbul’a göç ettikleri tespit edildi. Ailelere ilişkin tezde yer alan diğer bulgular ise şöyle:

  • Çocukların annelerinin yüzde 59.6’sı, babalarının ise yüzde 35’i okuryazar değil.
  • Annelerin tamamına yakını ev hanımı, babaların yüzde 27’si ise işsiz.
  • Ailelerin yüzde 61’i açlık sınırının altında bir gelirle geçinmeye çalışırken, yüzde 49’unun sosyal güvencesi bulunmuyor.
  • Sokakta yaşayan çocukların ailelerinin yüzde 74’ü Avrupa yakasında yaşarken, yüzde 69’u kirada oturuyor.
  • Çocukların yarıya yakını parçalanmış ailelere sahipken, annelerin yüzde 27’si babaların ise yüzde 39’u başka biriyle evli ya da birlikte yaşıyor.
  • Ailelerin 3’te 2’si 5-9 kişiden oluşuyor.”

Tezde, İstanbul gibi metropol bir kentin varoşlarında yaşayan, özellikle göç yoluyla gelen ailelerin çocuklarının risk altında olduğu vurgulanarak, sosyo-ekonomik düzeyin düşük olduğu ve çarpık kentleşmenin yoğun yaşandığı İstanbul’un gecekondu bölgelerinin “adeta sokakta yaşayan çocuklar sorununun üretildiği merkezler” durumuna geldiğini ifade edildi.

“Toplum dışına itiliyorlar”

Sokakta yaşayan çocukların toplum tarafından olumsuz algılandığı kaydedilen tezde, “Suçlu”, “Tinerci”, “Yankesici” ve “Öteki” şeklinde tanımlanan çocukların toplumun dışına itildiğini belirtildi. Medyanın, toplumda sokakta yaşayan çocuklara karşı ön yargı oluşmasına neden olduğu savunulan tezde, “Bu çocuklar medyada çoğu kez birer suçlu, toplumsal ur, kurtulunması gereken kitleler olarak temsil edilmektedir. Kamuoyu oluşturma konusundaki gücüne dayanarak bu sorunun çözülmesinde medyanın konumunu ve tavrını gözden geçirmesi gerekmektedir” denildi. Tezde, sokakta yaşayan çocukların sayısının ve ailelerinin sosyolojik kriterleri göz önünde bulundurularak hükümet programları oluşturulması gerektiğinin de altı çizildi.

Yoksul kesime dönük neler yapılması öneriliyor?

Raporda, yoksul kesimin sosyal transferlerden daha fazla ve etkin bir şekilde kullanabilmesi için şu önerilerde bulunulmuştu:

  • Kısıtlı mali imkânlar göz önüne alınarak, yoksulluğu azaltmayı hedefleyen transferleri alan kesimdeki yoksul olmayanların, bu transferlerini almalarını engellemek için kişilerin gelir ve harcamalarının tespiti konusuna ağırlık verilmeli ve bu alandaki denetim güçlendirilmeli,
  • Özellikle ayni (parasal) sosyal yardımların hedef kitlesine çok dikkat edilmeli,
  • Yoksul olmayan kesime verilen transferlerin hiç transfer alamayan yoksul kesime aktarılması suretiyle adil denge gözetilmeli,
  • Kısa vadede yoksulluğa daha fazla müdahale edebilmek için yeşil kart sahibi, ayni ve nakdi yardım alan yoksul kesimlere yönelik yoksulluğu azaltıcı uygulamalar gerçekleştirilmeli,
  • Transferler yoksul kişinin gelirini yoksulluk sınırına getirinceye kadar verilmelidir. Bunun için muhtaçlık ölçütü ve kişinin yaşam düzeyi belirlenmeli ve aradaki fark transfer olarak ödenmeli,
  • Yapılan transferlerde bireyin kendi gelirinin yanı sıra, yaşadığı hanenin toplam geliri ve hane halkının kompozisyonu da dikkatle incelenmeli,
  • Sosyal yardım yararlanıcılarının belirlenmesinde belirli muhtaçlık ölçütleri getirilmeli, mükerrer yardımları önleyerek, bu alana ayrılan kaynakların daha etkili kullanılmasını sağlamak amacıyla sosyal yardımlardan yararlananlarla ilgili ulusal ölçekte bir veri tabanı geliştirilmeli ve izleme değerlendirme sistemi işletilmelidir.

Sosyal depresyon yaşanıyor!

AKP Hükümeti’nin icraat diye topluma sunduğu hizmetlerin(!) toplumsal depresyonu tetiklediğine dikkat çeken uzmanlar  “Bu kriz AKP Hükümeti’nin sonu olacaktır…” diyerek karşı karşıya olduğumuz felaketin boyutlarına dikkat çekiyor.

Dünyanın unutmadığı 1929 Ekim’inde başlayan ekonomik krize, ağır bir sosyal çöküntü yaratması nedeniyle ‘Büyük Dünya Buhranı ‘veya ‘Büyük Depresyon ‘ deniliyor. Bu büyük buhranda intiharlar artmış… fakirlik artmış… Birçok insan işini kaybetmişti.

Hükümetin bir kriz programı yapmıyor olması, herkesin kendi başının çaresine bakmasına neden oldu… Sosyal anarşi oluştu… Kimse borcunu vermek istemiyor… Bankalar kredi vermiyor…

Sosyal olaylar da arttı… İntihar edenlerin sayısında artış var.. Boşanmalar artıyor…  Suçluluk oranı artıyor… Anarşi ve terör tırmandı…

Öte yandan siyasi dejenerasyonda arttı… Cumhuriyet döneminde bakanlık erkinin istismarı tartışmaları bu denli fazla olmamıştı… Başbakan ve bakan çocuklarının ticari faaliyetleri bu kadar tenkit edilmemişti ve bu kadar kamuoyu tarafından tartışmaya açılmamıştı.

Son 4-5 yılda kamu ihale kanununda 17 defa yapılan değişiklik ve birçok kamu ihalesinin ihale kanunu dışında tutulması da, bugünkü sosyal dejenerasyonu hızlandırdı…

AKP iktidarının, ciddi bir kalkınma projesi olmadı… Bu durum hem ekonominin ve üretimin dışa, ithalata bağımlı olmasına neden oldu… Hem de bölgesel gelişme farklarını artırdı… Doğu ve Güneydoğu Anadolu, daha fakir kaldı.

Örneğin, 2008 yılında teşvike bağlanan yatırımların toplam teşvikli yatırımlara oranı, Doğu Anadolu’da yüzde 4.6 ve Güneydoğu’da ise yüzde 5.7 oldu.

AKP iktidarı, yatırım yaptırıp, istihdam yaratmayınca, terörü önlemek imkânı olmuyor… AKP halkı önce işsiz ve fakir bırakıp kendine muhtaç ediyor.. Sonra suyu olmayan köye çamaşır makinesi dağıtıyor… İçine gıda koymak için parası olmayan köylüye buzdolabı dağıtıyor… İşi olmayana, geliri olmayana, gıda alacak parası olmayana buzdolabı dağıtmak… Giysisi olmayana çamaşır makinesi dağıtmak… Bu, toplumla alay etmektir.. Bu şartlarda toplumsal depresyon artıyor.

Bu kriz AKP hükümetinin sonu olacaktır… Çünkü bugüne kadar, ekonomik buhran yaşamış ülkelerde, iktidarda kalan hükümet görülmemiştir.

AKP, bir rekor daha kırıyor!

Türkiye’nin karar vericileri bir numaralı sorunumuz olan ekonomik durgunlukla ilgili ortak bir platformda buluşamıyor. Oysa üretim yavaşlıyor.

İstihdamdaki daralma kısır döngüye dönüşüyor. İşsizlik kasıp kavuruyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) açıkladı. İşsiz sayımız 2008’in son çeyreğinde 2 milyon 995 bin kişiye çıktı. Hatırlatalım. 2004 yılının ilk çeyreğinde 2 milyon 830 bin işsiz olunca kıyamet kopmuştu. Bu kez Türkiye tarihinin işsizlik rekorunu kırdık. Ekim-Kasım-Aralık ayı verilerine göre işsizlik konusunda bir numaralı gösterge olan “Tarım Dışı İstihdam” yüzde 12.6’dan yüzde 15.4’e ulaştı. 3 puanlık bir artış var. Tarım dışı istihdamda 165 bin kişiye iş yaratılmış. Bu sayı Türkiye’ye yeter mi?  Türkiye genç bir nüfusa sahip.  Gençler arasındaki işsizlik oranı 4 puan artarak yüzde 20’den yüzde 25.1’e çıktı. İşgücü piyasasına yeni girenlerin iş bulma şansı zor. Bu tablo sosyal hayatımızı tehdit ediyor. Türkiye, suç toplumuna dönüşme tehdidi altında!  2001 krizine bakın yeter!  2001’de ilk defa lise mezunu olan, suç işleyen, kapkaç yapan yepyeni bir suç profili ile tanışmıştık. 2009 krizinde ise fabrika ırkçılığı küresel ticareti tehdit ediyor. Gençleri iş ve meslek sahibi yapacak projeler geliştirmek için TOBB-TÜSİAD işbirliği yapmalı, siyasetçiye paket sunmalı. Kaybedecek vakit yok.[1]

R. Nuri Erol’un dediği gibi: Ümük/boğaz sıkma edebiyatı ve boş laflar karın doyurmuyor

Recep Bey’in “IMF’ye boyun eğip, yarınımızı karartmayız!’ İfadeye bakar mısınız? Demek ki 6 yıldır IMF ile geçen günleri karartmışız, ama bundan sonra karartmayacakmışız! Ülkesini ‘boğazına kadar borca batıran’ bir başbakan, ‘ümüğümüzün/ boğazımızın sıkılmasına fırsat vermeyiz’ diyor! Böyle diyene şunlar sorulmalıdır:

  • 2002’den beri ekonominin direksiyonu kimdeydi; sizde mi, yoksa IMF’de mi? 6 yıldır ümüğümüz sıkılmadı mı, yarınlarımız karartılmadı mı?
  • IMF ile imzalanan anlaşmalar gereği Türkiye’nin tarımı, sanayisi, fabrikaları, KİT’leri, KOBİ’leri, üretim gücü ve daha nice ekonomik değerleri tasfiye edilip yağmalanmadı mı?
  • İç ve dış borçların kendileri değil, sadece faizleri ödensin diye bu ülkenin kıt kaynakları ve Cumhuriyet’in 85 yıllık kazanımları Siyonist sömürü sermayedarlarına ve uluslararası tefecilere ‘özelleştirme’ adı altında peşkeş çekilip satılmadı mı?
  • Bu milletin dişinden tırnağından artırdığı paralarla ödediği vergiler nereye gidiyor? Bu kan emici faizcilere her hafta ortalama bir milyar dolar FAİZ aktarıldı mı?

Biz ancak bu soruların cevabı alındıktan sonra, IMF’ye horozlananların söylediklerini dinler ve itibar ederiz. Aksi halde söylenenler siyaseten söylenmiş ‘kof laflar’ olmaktan öteye geçmez. Malum, ‘lafla peynir/devlet gemisi yürümez’…

Hatırlatmakta yarar var, yoksa tarih yeniden tekerrür eder.

Kasım 2000’den itibaren yaşadığımız krizi hatırlayalım. Türkiye o zaman IMF’nin hazırlayıp dayattığı bir sözde istikrar programını uygularken krize sürüklenmişti. Hatta AKP de 2002’de işte o kriz sayesinde iktidara geldi ve 6 yıl boyunca IMF ile kucak kucağa sürdürdükleri ekonomi politikaları sayesinde ülke ekonomisini içinde yaşamakta olduğumuz bu fakirlik, işsizlik, açlık, yokluk, yolsuzluk günlerine getirdi. Bu durumda kim kime efeleniyor?!. 2002’de ‘kanımızı emen IMF’ye esir olduk’ diyerek iktidar olanlar, Kasım 2008’e geldik, ‘ümüğümüzü/ boğazımızı sıkmazlarsa anlaşma olabilir’ demeye getiriyor.

Türkiye çok ciddi dış ve kamu finansman açıkları olan bir ülkedir. Bu ülkeyi geçmişte merkez partileri, son 6 yılda da AKP bu hâle düşürmedi mi? 6 yıldır Türkiye’nin ekonomi kamburlarından hangisi düzeldi veya hiç olmazsa düzelme yoluna girdi; hangisi, hangisi?

  • Dış ve iç borçlar mı?
  • Cari açık, bütçe açıkları mı?
  • İşsizlik, yoksulluk, ya da açlık mı?
  • Giderek açılan ithalat-ihracat makası mı?
  • Veya bunlara benzer daha niceleri; hangisi, hangisi? Laf etmek kolay ama;
  • Lafla peynir/devlet gemisi yürümüyor.
  • Lafla, ya da borçla ülke ekonomisi iflasa sürükleniyor.
  • Lafla, bundan sonra seçmeni aldatma politikaları da halkı aldatmaya yetmiyor.
  • Lafla, cambazlıkla şimdiye kadar yürütülen siyaset, bundan sonra para etmiyor.

“Ümük” halk ağzıyla “boğaz” demektir. Bir halk deyimi de benden. “Boğazına kadar borca batmak” da halk deyimidir. Ülkeyi boğazına kadar borca batıran bir başbakan, şimdi ‘ümüğümüzün/ boğazımızın sıkılmasına fırsat vermeyiz’ diyorsa, bu bir laf ebeliğidir.

Recep Beyefendinin bu durumda bir şeyler söylemesi, siyaseten ‘laf’ etmesi gerekiyorsa; bu durumda biz de bir halk deyimini hatırlatalım: “Laf olsun, torba dolsun.”

 

 

 



[1] Meliha Okur / Sabah

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of E.Zeynep GÖZÜBÜYÜK

E.Zeynep GÖZÜBÜYÜK

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...