YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69ffbfa8ce683
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 8 3 4
Bugün : 2984
Dün : 52099
Bu ay : 552825
Geçen ay : 1737715
Toplam : 54435598
IP'niz : 216.73.217.63

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

5 milyar doları kim sattı? Aracısı kim?

Devlet eski bakanlarından, para piyasalarının duayenlerinden Yaman Törüner kamuoyunun dikkatine çok önemli bir konu sundu ve hükümetten açıklama istedi, ama beklenen açıklama gelmedi.

‘Merkez Bankası yaklaşık 5 milyar dolarlık döviz aldı, ama kur kıpırdamadı. Müdahale, şimdiye kadar yapılan müdahalelerin en yükseği idi. Köşe yazarları tartışıyor: -Rezervler yeterli mi, değil mi?- Rezervlerin maliyeti nedir? Hiçbir Merkez Bankası neden bu denli yüksek rezerv tutmuyor?- Kuru yükseltmek için, demek ki döviz almak çare değil.

 

Peki neden bugün? Yazıların hiçbirinde şu soruların cevabı yok:

Yılbaşından beri bekleyen Merkez Bankası alım için neden bu günü seçti?

Neden azar azar alım yapılmadı da toptan alım yapıldı?

Neden yaklaşık 5 milyar dolarlık alım yapıldı? Alım miktarı önceden belli miydi?

Alım hangi bankalardan ve hangi miktarlarda yapıldı?

Neden kur artmadı?

Alımdan IMF'nin haberi var mıydı?

Alımdan başka kimlerin haberi vardı?

Yabancılar nasıl oluyor da alımı bekliyorlardı?

Alım hükümete yaranmak için mi yapıldı?

Alım sonrasında, hangi enstrümanların fiyatları arttı?

Bu arada, Ekonomiden Sorumlu Bakan Babacan'ın açıklamaları var:

Bu müdahale bir seviye müdahalesi değildir. Kurdaki aşırı oynaklığı önleme müdahalesidir. (Bu açıklama, tarihin en yüksek tutarlı müdahalesi olmasına rağmen kurun artmamasını, bu işin önceden anlaşmalı olarak yapıldığı ve Bakan'ın da bundan haberdar olduğu izlenimini veriyor.)

Yüksek rezervin bir maliyeti vardır, ama her riskten kurtulmanın da bir maliyeti vardır. (Risk nedir? Cari açık mı yoksa, yabancı fonlara verilen bir garanti nedeniyle oluşan bir risk mi?)

Ben eski bir Merkez Bankası Başkanı olarak diyorum ki, bu müdahale bir soruşturma gerektirir. Çünkü:

Böyle bir müdahale, IMF'nin emri olmadan yapılamaz.

Böyle bir müdahale, hükümetin bilgisi olmadan yapılamaz.

Böylesi yüksek ve ani bir müdahalede normal olarak kurlar artar. Çünkü hiçbir bankanın elinde bu denli yüksek tutarda atıl döviz bulunmaz.

Piyasaya verilen Türk lirası borsaya mı gitmiştir? Bu alımdan sonra borsada hangi kâğıtlar yükselmiş ve bu kâğıtlardaki alımı kim yapmıştır? Dövizi satanla, borsada alım yapan aynı kişi veya bu kişinin ortak çalışan kuruluşları mıdır? Alımları hangi aracı kurum gerçekleştirmiştir?

Kimin isteğiyle? Merkez Bankası faiz düşürmek yerine döviz alma seçeneğini neden ve kimin isteğiyle kullanmıştır? Bu operasyondan kimler kârlı çıkmıştır? *Merkez Bankası, Babacan'ın da açıkladığı gibi döviz fiyatının yükselmesini neden istememektedir? Kime karşı taahhüdü vardır? Döviz alımı gerçekten bir riske karşı ülkenin kendisini korumak için mi, yoksa sıcak para çıkışı sırasında yabancı fonlarına kur garantisi sağlamak amacıyla mı yapılmıştır? Bunlar sadece benim şüphelerim. Elimde belge filan yok. Ama, bu müdahalenin araştırılması gerekir. ‘

Yaman Törüner'le uzun uzun son gelişmeleri konuştuk, Yaman Bey ısrar ediyor, bir daha bir daha altını çiziyor; ‘Amerika Merkez Bankası dahi dövize müdahalede 2 milyar dolardan fazla alım yapmaz iken Türkiye nasıl 5 milyar dolarlık alım yapıyor, rakam inanılmaz, böylesi yüksek ve ani bir müdahalede normal olarak kurlar artar, ama bizde kuru etkilemedi, hayret! En önemlisi bu 5 milyar doları Türkiye'ye kim sattı, para kimin, tekrar ediyorum, dövizi satanla, borsada alım yapan aynı kişi veya bu kişinin ortak çalışan kuruluşları mıdır? Alımları hangi aracı kurum gerçekleştirmiştir? Bu soruların cevabı çok çok önemlidir' diyor, haklı da…

Birkaç hafta sonra görev süresi bitecek olan Merkez Bankası Başkanı Serdengeçti'nin giderayak bu denli kritik-akıl karıştırıcı bir operasyon yapması ve cevapların meçhulde kalması bir başka tuhaf durum.

5 milyar doları bize kim sattı satışı yapanlara Ankara'dan pardon piyasalardan kim-kimler aracı oldu peki? Soruya sahip çıkın ey vergi veren okur… Cevap tahmininizden öte sarsıcı olabilir… Birileri adına…[1]

Post-Şemdinli Kaosu: TSK ve TCMB

Daha önce Kemal Derviş'in döviz kuruna ilişkin önerilerinin kilit noktasında, Merkez Bankası patronunun yer aldığını ifade etmiştim.

Ancak, bu zamana kadarki şikâyetlerinden anladığımız kadarı ile AKP Hükümeti Merkez Bankası Başkanını kendi inisiyatifi ile değiştirmek istiyor. İşte bu inisiyatifi AKP Hükümeti'nin elinden almak ve istedikleri birini (ya kendilerini çok iyi tanıyan ya da hiçbir şeyden anlamayan) Merkez Bankası patronluğuna getirebilmek için post-Şemdinli Kaosu operasyonu başlatılıyor.

Muhtemelen Başsavcı, (Sn. Vural Savaş'ın meşhur ifadesi ile) "gaza gelerek" iddianameyi hazırlamıştır. Nitekim gaza gelmesi için Meclis Araştırma Komisyonu da gerekli bilgileri göndermiş zaten. Kim bilir, daha kimler yardımcı olmuştur!

TSK'yı temsilen, KKK'nın seçilmesi önemli. Çünkü bu komutanın etnik kökenine ve inancına ilişkin basında çıkan haberlerden dolayı muhafazakâr taban ses çıkarmayacaktır. Komutanın kendisinin zaman zaman anti-avrupacı, anti-emperyalist çıkışlarından dolayı da liberaller ile Avrupacılar da ses çıkarmayacaklardır. Dolayısıyla bir "yargılansın canım ne olacak? Bu iddianameden hiçbir şey çıkmaz!" durumunda bırakılacaktır. Bu arada, elde hazır bazı yolsuzluk/soygun dosyaları da epey işe yarayacaktır tabi ki!

Bu olay, AB'nin de işine yarıyor. Yunanistan'daki gazeteler "askerin üzerine cesaretle (!) giden hükümet"e övgülerde bulunurken, Batı basını da bu minvalde örtülü ifadeler ile olaya destek vermektedir.

Bu olay, Hükümetin de işine yarıyor. Asker karşısında bazı meselelerde "boynu bükük duran" hükümet, belki de ilk defa boynu bükük bir asker ile muhatab oluyor. Önümüzdeki YAŞ'da, Genel Kurmay Başkanı'nın belirlenmesinde de elinde bazı kozlar olmuş olacaktır. Hatta Cumhurbaşkanlığı meselesinde bile askere karşı elinin güçlendiği hissi ile hareket edecektir.

Bu olay bölgedeki emperyalist güçlerin de çok işine yarıyor. Bölgenin en güçlü ordusunun içerisinde oluşacak bu tür hadiseler ile ordu yıpratılacak ve moralman da etkilenecektir. Bir kuruma yapılacak en büyük kötülük, o kurumun üst yönetimi ile orta ve alt kademeleri arasında "şüphe" oluşturmaktır. Şimdi bu olay, böyle bir şeye hizmet eder hale sokuldu!

Tabi, bütün bu sıkıntılar içerisinde "bir de Merkez Bankası Başkanı krizi oluşturmayalım" diye Hükümet, önüne getirilen bir başkana razı olacaktır.

Bu irdelemeleri daha da sürdürebiliriz. Belki de siz bunu okurken, operasyon bitmiş olacak! Ancak, konuyu uzatmamak için şimdi şu sorunun cevabını arayalım. Bütün bu kaos, sis, toz, duman ortadan kalkınca geriye ne kalacak?

Temelde, geriye iki şeyin kaldığını göreceğiz. Bir, gururu ile oynanmış bir ordu. İki, yeni bir Merkez Bankası Başkanı!

Yeni ya da süresi uzatılmış (!) bir Merkez Bankası patronunun, zamanla Derviş'in önerilerini öyle ya da böyle yerine getirdiğine de şahit olacağız. Hem de başka alternatif yok diyerek bunu yapacaktır.

Şimdi Hükümete, Derviş'in önerisini ve belki de onun arka planında oluşturulan muhtemel senaryoyu bozacak bir ekonomi-politik öneri yapmak istiyorum. Derviş'in de dediği gibi, Merkez Bankası piyasadan dövizi alsın. Tabi, karşılığında piyasaya bol miktarda TL vermiş olacaktır. Piyasa da canlanacaktır. Hazine de DİBS karşılığında Merkez Bankası'nın topladığı dövizi alarak dış borçlarını ödesin.

Bu öneri, netice itibarıyla, Derviş'in talep ettiği ile aynıdır. Farkı ise, piyasadaki parayı artırarak, piyasayı canlandırmasıdır. Yani, bir tatlı reçetedir.

Keşke, Hükümet bu söylediklerimizi anlayabilse. Hem kendileri, hem de millet kurtulmuş olur![2]

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?

Türkiye, yıllardır ‘kırık plâk' misali özelleştirmeyi konuşup durdu.

Şimdi de konuşuyor. Hem de daha bir hızla!

Tabi ki, sadece konuşmakla da kalmıyor, icraata geçerek kâr ettiği gün gibi ortada duran stratejik kurumlarını, ‘verimsiz' oldukları gerekçesiyle süratle elden çıkarıyor.

Ve bütün bu kurumlar, yabancıların ya da onların ortağı olan yerli (!) kuruluşların eline geçiyor.

Peki, sonrasında ne oluyor?

Hem geleceğimiz bir çırpıda tarumar ediliyor, hem de devlet büyük gelir kaynaklarından yoksun bırakılıyor.

Daha açık bir ifadeyle, çocuklarımızın yarınları ‘üç kuruşa' birilerine satılmış oluyor.

İşte bu yüzden, bizim gibi gelişmekte olan ülkeleri sahneden ortadan kaldırmak için, kapitalistler tarafından yürütülen özelleştirme operasyonunun yeniden ele alınması ve dikkatle tartışılması gerekiyor.

Özellikle de, özelleştirmenin ne götürdüğünden ziyade ‘stratejik kuruluş' kavramının inceden inceye irdelenmesi gerekiyor.

Ama ne var ki, bugün bu önemli tartışma, bilinçli bir propagandanın ürünü olarak zihinler iğdiş edilme pahasına adeta sulandırılmış durumda.

Dolayısıyla milli reflekslerin harekete geçirilmesi hiç mi hiç hoş karşılanmıyor, bu mahfillerde.

‘Bu açık bir işgaldir' diyenler hemen ‘ulusalcı' yaftasıyla yaftalanıyor.

O da yetmiyor, dünyada yaşanan hızlı gelişmeleri kavrayamamakla, başlarını kuma gömmekle suçlanıyor.

Deyim yerindeyse, ‘aforoz' ediliyor.

Bunları size şunun için anlattım…

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) bizim de tartışmaya açılmasını istediğimiz ‘stratejik kuruluş' kavramına ilişkin bir tanımlama çalışması yapmış. Ama ne çalışma!..

Hamdi Boyacı tarafından hazırlanan çalışmada tam da ‘büyük biraderlerin' istediği şekilde özelleştirme tarifleri yapılıyor.

Ekonomist'teki haberde yer alan şu ifadelere dikkat: "KİT'lerin kendilerine atfedilen stratejik şirket olma yaklaşımı önemini yitirmiştir. Özelleştirme sonucunda bir kişi veya grubun pozisyonu ne kadar etkileniyorsa o KİT, o grup için o kadar stratejik oluyor. Bu nedenle söz konusu stratejiklikle tüm toplum menfaati ve devletin stratejik anlayışı tamamen zıttır"

ÖİB'e göre, bırakın ticari alanda faaliyet gösteren KİT'leri, kamu hizmeti üretmekle görevlendirilen KİK'ler bile stratejik şirket olarak görülmüyor.

Çalışma sadece tanımlamayla kalmıyor, somut olarak hangi kuruluşların ‘stratejik' olduğunu da açıklıyor.

Buna göre, Türkiye'de beş stratejik kuruluş var: "THY, Ziraat ve Halk Bankası, TPAO, TMO Alkoloid Müessesesi (Afyon) ve Türk Telekom"

Diğerleri, yani Petkim, Tüpraş ve Erdemir gibi kuruluşların adları bile listede geçmiyor.

ÖİB, bir de stratejik kuruluşların öyle peşkeş çekilmediğini vurgulamak adına satışa sunuldukları anda kanun gereği devletin bir adet imtiyazlı hisseyi elinde bulundurduğunu savunuyor.

İşte, ÖİB bu tavrıyla, bir taraftan ‘yarın gerekirse el koyarız' maskesi altında milli yararı koruduğunu söylemeye çalışarak önce bize ‘havuç' uzatıyor, öbür taraftan ise stratejik olarak açıkladığı, Halk Bankası'nın göz göre göre özelleştirilmesi için düğmeye basıyor.

O zaman herhalde şunu sormak gerekiyor; "Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?"

Görüldüğü gibi, ‘stratejik kuruluş' kavramını bazıları sadece yabancıların istediği gibi bize pazarlıyor.

Pazarlamakla da kalmıyor, devreye giriyor; ne varsa satarak geleceğimizi ipotek altına sokuyor.

Şunu da hatırlatmadan geçemeyeceğim; kambur olan kuruluşları satarak, bu yolla sermayeyi tabana yayma sözünü de asla ve kat'a yerine getirmiyorlar.[3]

ASO: Kura önlem alın

Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Zafer Çağlayan, döviz kurunun yükselmesi için kuru kendiliğinden arttıracak bir sistem kurmak gerektiğini kaydetti. Çağlayan, "Kurun yükselmesi için Merkez Bankası'nın faizleri çeyrek puanlar şeklinde düşürmesi ve Hazine'nin borçlanma politikasını yeniden gözden geçirerek, borçlanmayı döviz bazında yapması gerekli" dedi.

ASO Başkanı Çağlayan, kurun yükselmesinin Merkez Bankası müdahalesi ile olamayacağını artık herkesin bildiğini kaydederek, yapılacak işin kuru kendiliğinden arttıracak bir sistem kurmak olduğunu söyledi. Kurun yükselmesi için Merkez Bankası'nın yapacağı işin faizleri çeyrek puanlar şeklinde düşürmesi olduğunu ifade eden Çağlayan, Hazine'nin de borçlanma politikasını yeniden gözden geçirerek, borçlanmasını dövize endeksli TL bazında değil, döviz bazında yapması gerektiğini ve dövize cazibe yaratılması olduğunu belirtti.

Çağlayan, ihracatçıların 100 bin doların üzerinde ihracat yaptığı zaman (DAB) döviz alım bordrosu ile dövizi bozdurmak zorunluluğunun kaldırılmasının piyasaya daha az döviz girmesi nedeni ile döviz kurunun yükselmesine katkı sağlayacağını bildirdi.

Yeni Merkez Bankası Başkanı

ASO Başkanı Çağlayan, yeni belirlenecek Merkez Bankası Başkanı ve yönetiminden beklentileri ile ilgili olarak da Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti ve ekibinin iyi işler yaptığını ancak, Merkez Bankası'nda geçmiş dönemden bir reaksiyon zafiyeti bulunduğunu söyledi.

3 sene evvel MB'nın dövize müdahale imkânına sahip olduğunu ama bunu yapmadığını kaydeden Çağlayan, bunu bir reaksiyon zafiyeti olarak değerlendirdiğini ifade etti. Yeni gelecek Merkez Bankası Başkanı ve ekibinin "benim işim sadece fiyat istikrarı" deme lüksüne sahip olmadığını kaydeden Çağlayan, MB'nın ekonomik piyasalarda belirleyiciliği çok önde olan bir kurum olması nedeniyle ekonomide aktif politikalara katılmak zorunda olduğunu söyledi.

Çağlayan, "MB'nın yeni yönetiminden beklentim, bağımsızlığını yine koruması, benim işim sadece fiyat istikrarı ve enflasyon dememesi. Mutlaka bunlar önemli ama genel ekonomik gidişat ile ilgili politikalar da üretsin" dedi.

Tekstilde KDV indiriminin son derece doğru olduğunu ve işletmeler açısından yüzde 10'luk bir işletme tasarrufu getireceğini kaydeden Çağlayan, kayıt dışı ekonominin azalması açısından da son derece önemli olduğunu bildirdi. Tüm bunlara rağmen konfeksiyon sektöründe tatminsizliklerin bulunmasının nedeninin, sektörler arasında öncelik farkları olduğunu belirten Çağlayan, tekstilde enerji, hammadde girdisi ve istihdamın, konfeksiyonda ise öncelikle istihdam maliyetlerinin önem taşıdığını söyledi.

Konfeksiyonda üretim maliyetlerinin yüzde 60'ından fazlasında istihdamın öne çıktığına dikkat çeken Çağlayan, "Yöresel ve Sektörel Asgari Ücret"in burada devreye girdiğini belirtti. Çağlayan, "Konfeksiyon sektöründeki sorun, yöresel ve sektörel asgari ücret ile çözülebilir" dedi.[4]

'Kimse kafaları karıştırmasın'

IMF ile yapılan ve hâlâ yürütülen programın hazırlayıcısı Kemal Derviş'in 'kur değerli' açıklamasına hükümetten tepki geldi Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan 'Kimse kafaları karıştırmasın' dedi ve ekledi: Bu politikaların siyasi sahibi biziz.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Başkanı Kemal Derviş'in, kur rejimine ince ayar istemesi ve cari açık uyarısında bulunmasının yarattığı tartışma alevleniyor. Derviş'le halef-selef durumunda olan Devlet Bakanı Ali Babacan, dün Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu Toplantısı öncesinde isim vermeden Derviş'e yüklendi. Babacan, "Serbest kur rejimi sürdürürken müdahale önerisinde bulunamazsınız. Kimse kafaları karıştırmasın. Zerre taviz yok. Siyasi sorumluluğu olmayanın söylediği ikinci derecededir" derken Sanayi Bakanı Coşkun Derviş'in sözleri için "Yaptığı lüzumsuzluk" değerlendirmesinde bulundu. Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener de ihracatçının kur yakınması için "Merkez Bankası'na sormak lazım" demekle yetindi. Derviş'in sözlerini yorumlamak istemedi.

Babacan'dan Jet Yanıt

Devlet Bakanı Babacan, hükümetin kur politikasındaki kararlılığını ve Derviş'in yorumlarına ilişkin tepkisini şöyle ifade etti: "Bu ülkede serbest kur rejimi var derken bir yandan müdahale önerilerinde bulunamazsınız. Eğer kur piyasa tarafından belirleniyorsa o, serbest kur rejimidir. Başka rejimleri de vardır. Açıkça dersiniz sabit kur, bant olacak diye. Kimse, kafaları karıştırabilir miyiz, çelme takabilir miyiz diye umutlanmasın." Babacan, Derviş'in, ekonomik programın mimarı olarak gazetelerde yer almasından duyduğu rahatsızlığı da üstü örtülü biçimde şöyle dile getirdi: "Bu politikaların siyasi sahibi biziz. Kimin eli taşın altındaysa sorumluluk ondadır."

'Türkiye'de kur lobisi var'

BM Kalkınma Programı Başkanı Kemal Derviş ile Devlet Bakanı Babacan'ı karşı karşıya getiren kur tartışmasına eski Merkez Bankası (MB) Başkanı Rüştü Saracoğlu da katıldı. Saracoğlu, YTL'nin aşırı değerli olduğunu savunanların topluma fatura ödeterek kâr sağlamaya çalıştığını belirtti ve Türkiye'de kur lobisi olduğunu öne sürdü. Koç Holding Finansman Grubu Başkanı Saracoğlu, CNBC'ye verdiği demeçte, "Kur lobicileri kendi verimliliklerinin faturasını topluma ödeterek kar sağlamaya çalışan bir kesim" diye konuştu. Türkiye'de zaman içinde bazı sektörlerin öleceğini savunan Saracoğlu, "Tekstil sektörü ölecek" diye konuştu.

'Biz çağırmadık, Derviş günah çıkardı'

"Derviş'i Türkiye'ye TİM davet etti" söylentisi kulislere bomba gibi düştü. Satıcı "Davet etmedik ama görüşüyoruz konuşuyoruz" dedi.

UNDP Başkanı ve bugün yürütülen ekonomik programın mimarı Kemal Derviş uzun süredir Türkiye ekonomisi hakkında demeç vermemişti. Piyasaların kafasını "Derviş neden şimdi konuştu" sorusu kurcalarken kulislerde Türkiye İhracatçılar Meclisi organizasyonuyla geldi yorumu yapılıyordu. Bu yorumları sorduğumuz TİM Başkanı Oğuz Satıcı organizasyon yaptıklarını doğrulamazken "Sayın Derviş ile sürekli görüşüyoruz. Ona eskiden verdiği sözleri hatırlatıyoruz. Sanırım günah çıkarma ihtiyacı duydu" diye konuştu. Satıcı şöyle devam etti: "Sayın Derviş 'Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı' uygulaması başlarken belli bir süre zorluklara göğüs germemizi istemişti. Kendisi 2 yıllık süre sonrasında üretim ve istihdama sıra geleceğini kaydetmişti. Bu süre sonunda bize destek olacağına dair söz vermişti. Biz de onunla sürekli konuşup verdiği bu sözleri hatırlatıyorduk. Sanırım günah çıkarmak istedi. Ancak bizim davetimiz ve organizasyonumuzla geldiği konusu doğru değil.

Derviş'i Çağıracağız

'Güçlü Ekonomiye Geçiş' programını tartışacağımız bir organizasyon düzenleyeceğiz. Bu aktiviteye Kemal Derviş'i konuşmacı olarak çağıracağız. Sayın Derviş'in konuşmaları gerçekten önemli. KDV indiriminin açıklanmasıyla bu açıklamalar biraz gölgede kaldı. Onlar iyice tartışılıp oturunca biz de görüşlerimizi açıklarız."[5]

İsteyen komplo der isteyen ciddiye alır

Yeni dönemde Merkez Bankası ile uygulanmakta olan para politikalarında bir değişiklik olur mu? Merkez Bankası Başkanlığı bir süre vekâletle geçecek. Vekâlet demek, Merkez Bankası'nın bağımsızlığının iğdiş edilmesi demek. Biz bu vekâlet döneminde, reel sektörün sorunlarına çare olması adına kurun yükselmesi için çaba sarf edileceğini, faizin biraz yükseleceğini tahmin ediyoruz. Ardından IMF, 'Hoop ne oluyor kardeşim' diye diklenecek ve sonuçta asaleten atanmış bir başkanla tekrar eski politikalara dönülecek. Bu arada da ciddi bir sıcak para dalgası Türkiye'ye yeni bir giriş yapacak, kur daha da yerlerde sürünecektir. Önceden gelmiş sıcak para da, bir sonraki dönem yerlerde sürünecek kuru toplayıp kar realizesi yapacak kurun biraz toparlanmasını sağlayacaktır.

Neden böyle düşünüyoruz?

Bundan 8 gün kadar önce Başbakan İzmir'de sanayicilerle toplantısında, şu anlama gelecek açıklamalar yapmıştı: 'Merkez Bankası Başkanı yakında değişecek. Yeni başkanla birlikte kur politikasında beklentiler çerçevesinde bir değişiklik olacağını düşünüyoruz.' Bu konuşma ertesi gün, birçok konuşmanın sonrasında olduğu gibi basın sözcüsü Akif Beki tarafından yalanlandı, ama toplantıya katılan sanayiciler, 'biz yeni başkanla birlikte kur politikasının değişebileceği imasını anladık' demeye devam ettiler.

Hemen akabinde Devlet Bakanı Ali Babacan'ın kesin ifadelerle 'kur politikası değişmeyecek' açıklaması geldi. Bu açıklamalardan bir süre önce de, Merkez Bankası 5 milyar dolarlık döviz alımı yaptı. Ancak kur yine yükselmedi.

Bunların ardından uygulanan ekonomi programının mimarı Kemal Derviş, 'Türk lirası aşırı değerli, sanayinin yarışmacı gücünü zedeliyor. Biz bu programı uygularken, Türkiye'den döviz çıkıyordu, şimdi döviz yağıyor. Dalgalı kur sistemine devam ama bazı rötuşlar yapılmalı' türünden açıklamada bulundu. Kur politikasından memnun olanlar da memnun olmayanlar da Kemal Derviş'in bu açıklamaları hangi sıfatla ve neden yaptığını sorguladılar.

Kemal Derviş'in bu açıklamasından sonra Merkez Bankası'nın 5 milyar dolar almasına rağmen yükselmeyen kur biraz yükselmeye başladı, borsa düştü. Faizde de hafif yönlü bir yukarı tırmanma oluştu. Tabii bütün bunlarda ABD'de faiz artışının da önemli etkisi vardı.

Bütün bu haberleri alt alta koyunca ben şöyle yorumluyorum.

Sıcak para, kurt gibidir puslu havayı sever. Dünya piyasalarında önemli değişimler yaşanırken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası vekâletle yönetilme sürecine girmiştir.

Sıcak paraya yeni fırsat

Merkez Bankası'nın aldığı 5 milyar dolar, piyasadan para toplama ve kura destek verme operasyonu değildir. Bir ya da birkaç fon Türkiye mali piyasalarına yatırım yapma kararı vermiştir. Borsadan hisse senedi ve Hazine'den kâğıt alacaklardır. 5 milyar dolar Türkiye'ye yeni girecek bir paradır. Bu fon yöneticilerinin 5 milyar doları piyasada Türk Lirası'na çevirmeye kalkışmaları halinde 1 lira 32 kuruş olan dolar bir liranın da altına 75 – 80 kuruşa kadar düşebilecektir. Böyle bir durumda Türkiye'deki tüm ihracatçılar batacaktır. Bu nedenle Merkez Bankası 5 milyar doları 1.32 TL'den almıştır. Yeni giren sıcak paranın fon yöneticileri de dövizleri değer kaybetmeden TL'ye geçebilmiş, düşen borsadan hisse senedi almıştır. Sıcak paracılar için bulunmaz bir nimettir bu. Geçtiğimiz hafta bunlar aynen yaşanmıştır. Ve önümüzdeki günlerde de devam edecektir.

Vekâleten Merkez Bankası Başkanlığı döneminde, piyasada belirsizlik havası estirilecek, 'İşte bakın sanayicinin beklediği kur yükselmesi başladı' diyerek piyasa oyalanacak ve bu arada yüksek miktarda yeni bir sıcak para dalgası kayıpsız şekilde elindeki dövizi TL'ye çevirecektir. Geçen hafta olan budur ve bu süreç biraz daha devam edecektir. Sonraki dönemde kur daha da yerlerde sürünecektir.[6]

Uyarmaktan sıkılmaya başladık

Kemal Derviş bir konuştu, hala yankıları devam ediyor. Önce borsa sallandı. Ardından dolar tırmandı. Hepsinden önemlisi, düne kadar iktidarın tepkisinden korkan işadamları bile şikâyete başladılar. Haber TÜRK'ün 'Basın Kulübü'nde, 'Ekonomide krize mi gidiliyor' sorusuna cevap arandı. Enerji maliyetlerindeki yükseklik ele alındı. İşgücünün, inim inim inleyen işçilere rağmen pahalı olduğu öne sürüldü. Sanırız en doğru birleşme 'İstihdamın-İşsizlik-büyük sorun olduğunda' gerçekleşti.

TİM Başkanı Oğuz Satıcı'dan Tezcan Yaramancı'ya kadar saatlerce konuştular. Masum Türker ile Prof. Dr. Eser Karakaş ortak noktalarda buluştular.

Katılımcıların dillerinin ucuna kadar getirip, söyleyemediklerini biz açıklayalım. Bu Kemal Derviş var ya, Türkiye'yi karıştırmaya geldi. Zaten ne zaman ekonomimizden söz etse 'Felaket Habercisi'. ABD, zaman zaman ona özel görev veriyor. Tıpkı, Birleşmiş Milletler'e atattığı gibi. Önümüzdeki yıllarda BM Genel Sekreteri yapılırsa hiç şaşırmayacağız. Washington DC'nin 'Mutemed adamı'![7]

 

 

 


[1] Güler Kömürcü / Akşam / 03.03.2006

[2] Mete Gündoğan / Milli Gazete / 12.03.2006

[3] Necmettin Çakmak / Milli Gazete / 13.03.2006

[4] Milli Gazete / 13.03.2006

[5] Sabah / 08.03.2006

[6] Meriç Köyatası / Akşam / 14..2006

[7] Burhan Ayeri / Akşam / 14.03.2006

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Abonelik
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of İsmet SEZGİN

İsmet SEZGİN

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...