Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1442
mod_vvisit_counterDün4984
mod_vvisit_counterBu Hafta37280
mod_vvisit_counterGeçen hafta44068
mod_vvisit_counterBu Ay88281
mod_vvisit_counterGeçen Ay215469
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar14407710

IP'niz: 3.215.182.36
Bugün: 14 Ara 2019

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11237469

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
feto2
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 

BUĞRA YAYINCILIK

Tel-Faks:

0212 516 52 62

 

Reklam

İSRAİL'İN NATO'SU, İBLİS'İN ŞATOSU

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

 "NATO İstanbul Zirvesi" vesilesiyle, 10-19 Temmuz 1995'te Sırplar tarafından "Bosna Savaşı" sırasında gerçekleştirilen "Srebrenitsa Katliamı"nı hatırladık. Neden? Çünkü Sırplar binlerce Müslüman Boşnak'ı katlederken NATO oradaydı!.. Müslümanlar, NATO askerlerinin gözleri önünde doğranmaktaydı...

Bu sefer de aynı NATO'nun Zirvesi İstanbul'da yapıldı!..

 

Aradan bu kadar yıl geçtikten sonra, Bosna Sırp Hükümeti, "Srebrenitsa Katliamı"nı ilk kez resmen kabul etti! Gazetelere yansıyan haberlere göre, Bosna Sırp Hükümeti'nin, Bosna-Sırp güçlerinin 1995 yılında Srebrenitsa'da "binlerce Boşnak'ı öldürdüğünü" ve "öldürenlerin suçlarını sakladıklarını"  resmen kabul ettiği bildirildi.

"Bosna Savaşı" sırasında işlenen savaş suçlarını araştırmak üzere geçen yıl kurulan "Hükümet Komisyonu"nun yayımladığı raporda, 10-19 Temmuz 1995'te, binlerce Boşnak'ın "uluslar arası insan hakları ihlâl edilerek öldürüldüğünü" belirterek, bu raporun Bosna-Sırp Hükümeti tarafından kabul edildiği kaydedildi. Sözkonusu katliama -NATO askerleri orada olduğu halde- askeri birlikler, polis birlikleri ve Bosna-Sırp İçişleri Bakanlığı'na bağlı özel birliklerin katıldığının itiraf edildiği raporda, ayrıca, katliam kurbanlarının gömüldüğü, daha önce bilinmeyen 32 yeni toplu mezar bulunduğu açıklandı.

Bosna'daki Sırp yetkililer, bugüne kadar 7000 (yedi bin) den fazla kişinin ölümüne neden olan "Srebrenitsa Katliamı"nı kabul etmeye yanaşmamıştı...

Bosna'da 1992-1995 yılları arasında yaşanan "Bosna Savaşı"nda öldürülenlere ait yüzlerce toplu mezar bulunmuş, mezarların katliamları gizlemek üzere başka yerlere taşındığı ortaya çıkmıştı...

İşte, artık resmen kabul edilen bu katliamlar yapılırken, Müslüman Srebrenitsalı Boşnaklar sözde NATO askerlerinin himayesinde bulunmaktaydı!.. Bu himaye(!)ye rağmen, Bosnalı Boşnaklar katledildi, toplu mezarlara gömüldü, bu mezarlar gizlendi, kadınların ırzlarına geçildi... Hattâ, daha sonra NATO askerleri ile bizzat NATO Kuvvetleri Komutanı'nın da bu ırza geçme eylemlerine katıldığı anlaşıldı...

NATO "Srebrenitsa Katliamı"nda oradaydı!.. Ama Müslümanların değil, barbar Sırpların yanındaydı.

ABD'nin öncülüğünde G-8 ülkeleri tarafından ortaya konan "Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi"nin (GOKAP) askerî temelleri "NATO İstanbul Zirvesi"nde atılacak. "İstanbul İşbirliği İnsiyatifi" adıyla anılan NATO diyalog programı, Ortadoğu ülkeleri ile askeri işbirliğine imkân sağlayacak... Zirvede, G-8'in "Kuzey Afrika" olarak andığı Akdeniz'e komşu Müslüman ülkeler ile NATO arasındaki "Akdeniz Diyaloğu" süreci de "ortaklık" konseptine taşınacak... NATO ülkeleri, GOKAP'ın hedeflediği siyasi fikir altyapısının askeri benzerini İstanbul'da açıklayacak... Zirvede, başta Körfez ülkeleri olmak üzere Ortadoğu'ya "güvenlik konularında ortak anlayış ve işbirliği" çağrısı yapılacak... Nitekim, AB'nin Akdeniz ülkeleri ile yürüttüğü siyasi işbirliği sürecinin askeri uzantısı "NATO Akdeniz Diyaloğu" olarak konmuştu... NATO ülkeleri, siyasi ve askeri işbirliğinin birleştirilmesi peşinde... "NATO İstanbul Zirvesi"nde, "Akdeniz Diyaloğu"na katılan Mısır, Cezayir, Ürdün, Moritanya, Fas, Tunus ve İsrail (Evet, yanlış okumadınız "İsrail"); ve de tabi ki AKP Hükümeti yönetimindeki Türkiye, yeni ve ileri bir ortaklığa gidilmesini onaylanacak!.. NATO ve Batı dünyası, Bosna ve Balkanlar'da döktüğü kanlara doymamış görünüyor...

 NATO "Srebrenitsa Katliamı"nda oradaydı; Bu sefer ve AKP'nin sayesinde, aynı NATO'nun Zirvesi İstanbul'da yapıldı!.. 

BATI dünyası; ABD, AB, BM, NATO veya herhangi bir isim altında BOP, BİP veya GOKAP projeleriyle, eski OSMANLI topraklarına hükmetmeye hevesleniyor. Ancak, bu hakimiyeti katliam, soykırım, tecavüz, işkence vs. ile gerçekleşemeyeceğini bir türlü anlamak istemiyor...

Zulüm ile âbâd olunmaz. Zulüm ile âbâd olanın sonu berbâd olur...

OSMANLI buralara beş asır hükmetti? Nasıl ve neden? Kısaca özetleyelim:

"Osmanlılığın asıl mahiyeti ve marifeti, çeşitli din ve kökenden oluşan bir alay halkın, birbirinin kanının akmasına meydan bırakmak şöyle dursun, hattâ bunları bir milliyet ve belki bir siyasî kardeşliğe bağlamak meselesidir. Böyle güzel bir topluluğun, insanları gerçekten mutlu edebileceği ve bütün dünyanın Osmanlı himayesine can atacağı da kuruluşunun başında her tarafça kabul edilmişti... Halk da bir kere ‘Osmanlılık' ünvanı altında saklı olan medeniyet nimetini ve hürriyeti görünce ve siyasî genel kardeşlik tadını tadınca, dünya saadetinin olsa olsa bundan ibaret olabileceğine inanarak candan ve gönülden Osmanlı olup kalmışlardır."[1]

Ne diyorduk? Tekrar hatırlayalım.

NATO "Srebrenitsa Katliamı"nda oradaydı!..

İşte, bu sefer aynı NATO'nun Zirvesi İstanbul'da!..[2]

NATO taşeron olarak kullanılıp tüm İslam çoğrafyasını ABD ve İsrail'e bağlamaya çalışmaktaydı.

Recep T. Erdoğan'ın AKP hükümeti ise, Türkiye'yi NATO'nun bir karakolu yapma sevdasındaydı...

Bari Tayip ve Güllerin sonu, Türkiye'yi NATO'ya sokanlar gibi olmasaydı!?...

Evet, bu NATO Siyonist Yahudilerin ve İsrail'in hizmetkarıdır.

"Suikast hastalığı"yla bilinen Mossad'ın, Kürtlerden oluşturduğu suikast timlerini kime karşı, nerede kullanacağı ve hangi tür provokasyonları örgütleyeceği, geçtiğimiz 10 yılda Türkiye'de yaşadığımız olaylardan ortaya çıkmaktadır.

Önce Çekiç Güç'ü hatırlayalım. 1. Körfez Savaşı'nda bölgede oluşan boşluğu doldurmak için, 1993'te göreve başlayan ve görev süresi 2. Körfez Savaşı sonrasına kadar, TBMM tarafından sürekli uzatılan ve nihayet Erbakan hükümetinin dirayetiyle evine gönderilen, sözde çokuluslu olan Çekiç Güç, Kuzey Irak'ta; hem bir Kürt devleti oluşturulması, hem de otorite boşluğu meydana getirerek terör örgütü PKK'ya lojistik destek sağlaması doğrultusunda, hem Mossad, hem de CIA tarafından, Ankara by-pass yapılarak kullanıldı!

Çekiç Güç-PKK ve ABD-İsrail ilişkileri sanıldığı ve sunulduğu gibi değildi, Çekiç Güç'ün göründüğünden farklı "pis ve karanlık hedefleri" olduğunun göstergesi ise Çekiç Güce karşı çıkan bazı önemli askerlerin ortak akıbetleriydi. Ortak özellikleri Çekiç Güç'ün gitmesini isteyen bu isimler "fail-i meçhul" kurbanı oldular. Korgeneral olan Hulusi Sayın ve İbrahim Selen'in ikisi de Güneydoğu'da Jandarma Bölge Asayiş Komutanlığı yaptılar ve iki emekli korgeneral de Çekiç Güç'e karşıydılar. Çekiç Güc'ün gitmesi gerektiğini belirten Jandarma Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis uçak kazası süsü verilen bir sabotaja kurban gitti. Eşref Bitlis'in en güvendiği kişilerden ikisi, Bitlis'in Güneydoğu'daki özel kadrosunda yer alan Emekli jandarma Binbaşı Cem Ersever ve onun yakın arkadaşı Yüzbaşı Mustafa Deniz de fail-i meçhul cinayete kurban edildiler. Bu ikiside Çekiç Güç'ün bölgedeki varlığına karşıydı. "Yeşil"in bu isimleri öldürttüğü medyada pompalandı ve Mossad temize çıkartıldı. Yeşil de kayıplara karıştı. Lice'de Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Süleyman Demirel'in deyimiyle "bir kör kurşunla" can verdi. Bahtiyar Aydın'ın da en önemli özelliği Çekiç Güç'e karşı çıkmasıydı. Suikastlara kurban giden askerlerin bir diğer özellikleri, "Kürt Sorunu"na "mümkün olduğunca barışçı çözüm" bulunması gerektiğini savunmalarıydı. "Dağları bombalamakla, bölgedeki savaşı bu biçimde yürütmekle bir şey kazanılmayacağına inanan" insanlardı. "Bölgeden Amerikan ve İsrail uzantılarının kaldırılmasını ve Türkler ve Kürtler arasında kardeşlik temelinde bir birlik kurulmasını" savunuyorlardı. Uğur Mumcu'nun ölümünden önce yine Kürt sorunu ile ilgilendiğini ve çok önemli bazı bilgiler ele geçirdiğini açıklaması ilginçti. Mumcu, Mossad'ın yalnızca Kuzey Irak'taki değil, Türkiye'deki ayrılıkçı Kürtler'le de olan ilişkisini çözme yolundaydı. PKK elebaşısının MİT ile irtibatını kanıtlayan belgeyi eski asker ve milletvekili olan Baki Tuğ'dan almış ve bunu Ankara temsilcisi 5 gazeteci arkadaşıyla paylaşmıştı. Suikastla öldürüldüğünde medya yine hep bir ağızdan "İslamcı teröristler"den söz etmeye başlamıştı! Ülkemizde dindar kesimlere karşı sürekli kullanılan provokasyonlardan Jak Kamhi suikast girişiminin yanı sıra, Çetin Emeç ve Muammer Aksoy cinayetleriyle de ilgili bazı ilginç bilgiler hep göz ardı edildi. Bu iki suikast kullanılarak sürekli İran ve Suriye bağlantısı kurulmak istendi. İsrail'in İran ve Suriye ile aramızı bozmak için kullandığı provokasyonlar bunlarla sınırlı değildi. MİT kontrollü olduğu ileri sürülen, hatta Yeşil'in Batman'da elemanlarını eğiterek PKK'ye karşı kullandığı varsayılan Türk Hizbullah'ının İran ve Lübnan Hizbullah'ı ile ilişkide olduğu ve Hizbulterörü İran'ın tezgâhladığı medyada çok yazıldı çizildi. Ama üzerine gidilmedi.

Türk Hizbullah'ının nereden çıktığını bilmeyen İran ve Lübnan Hizbullahları'nın bu oyunda Mossad'ı işaret etmesi alaya alındı, es geçildi. Hizbullah içinde tespit edilen Müslüman gözüken Yahudi asıllı Amerikalılardan medyamız hiç bahsetmedi! 1996'dan başlayarak Mossad'ın MİT ile ilişkilerini geliştirmesi bazı kesimlerce yadırganırken medyamız nedense gururla bahsetti. Doğu bölgemizde 3000 casusun faaliyet gösterdiği Emniyet ve MİT raporlarına yansıdı, ancak bunların yakalanıp sınırdışı edilmesi hiç gündeme gelmedi. Mossad'ın ülkemizde üst düzey askerlere kadar suikast gerçekleştirdiği iddiaları ayyuka çıkmışken, 28 Şubat dönemi öncesi ve sonrası, bugün tasfiye edilen "postmodern cunta" ekibinin aracılığıyla İsrail ile 5 milyar doları bulan silah alım anlaşmaları imzalandığı hep gizlendi.[3]

İsrail, 50 yıldır Kuzey Irak'ta

Mossad, Kürtlerin Ortadoğu çapında istihbarat sağlama ve istikrarsızlık yaratma, dolasıyla İsrail'in çıkarlarına hizmet etme gücünün farkına 1950'lerin sonunda vardı.

Özellikle Irak'ta bir başlayıp bir biten Kürt isyanları, İsrail'in bölgeye ilişkin ‘büyük resim'ine cuk oturuyordu. İlk adım 1958'de atıldı; İsrail, Bağdat hükümetine karşı mücadelelerini canlandırabilmeleri için Kuzey Irak'taki Kürtleri İran Şahı'yla işbirliği içinde yavaş yavaş silahlandırıp eğitmeye başladı. 1963'te yardımın boyutları artırıldı, o tarihe kadar bölgeye ara sıra silah sevkıyatı yapılır ve birkaç kişilik bir istihbarat birimi bulundurulurken o tarihten sonra bölge silaha boğuldu ve askeri danışmanların da ardı arkası kesilmedi. Tüm bunlar İran üzerinden gerçekleştiriliyordu. Tahran'da İsraillilerle Kürt politikacılar arasında toplantılar yapılıyordu. Bu toplantılardan birinde alınan bir karar doğrultusunda 1965'te İsrailli askeri eğitmenler Kürdistan dağlarında Kürt subayları için ilk kursu düzenledi. İsrail ayrıca Kürtlere ayda 50 bin dolar veriyordu. Molla Mustafa Barzani 1967 ve 1973'te İsrail'i ziyaret etti. 1975'te İran, Irak'la arasını düzeltince İsrail'in Kürtlere her türlü yardımı kesildi. Bu, Kürt isyanının sonu demekti, çünkü tüm İsrail yardımı İran üzerinden yapılıyordu. Mossad tarafından terk edilmiş olsalar da Kürtler İsrail'le sınırlı işbirliğini sürdürdü, özellikle de İran-Irak Savaşı sırasında. Körfez Savaşı'nda Irak Scud'ları İsrail'i vurmaya başlayınca İsrail'le Kürtlerin ilişkileri yeniden canlandı...[4] 

İstihbarat Çekişmesi

Bağdat'taki Ebu Garib hapishanesindeki işkence skandalını ortaya çıkaran Hersh, İsrail istihbarat ve askeri yetkililerinin şu sırada KUZEY IRAK'TA AYRILIKÇI KÜRTLER'LE BERABER ÇALIŞTIĞINI ve bazı OPERASYON'lar için KUZEY IRAK'A GİRDİĞİNİ belirtti.'... İsrailli ajanların Kuzey Irak'ta Kürtler'e askeri eğitim verdiği iddiasını ortaya atan Amerikalı gazeteci Hersh tekrar açıklama yaptı, İsrail'in Türkiye'ye doğruları söylemediğini öne sürdü... Irak'ta ayrılıkçı Kürtleri destekledikleri iddia edilen İsrail'in mevcut yetkilileri, Başkan Bush'un yakın çevresiyle de oldukça samimidirler. Mesela; Kuzey Irak'a gidip oradaki Kürt gruplarla temas kuran, bağımsız Kürt devletini savunan ABD Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz'in Yahudi lobileri ile ilişkisi malumdur... Kısacası, iddia o ki; Amerika içindeki dengelerde, sağduyulu davranan Amerika'nın askeri kanadı, Ortadoğu'daki politika tarzını beğenmedikleri Bush'a sessiz bir darbe başlatmıştır. Askere yakınlığıyla bilinen gazeteci Hersh'in haberlerine bu çerçeveden bakınız...[5]

Sabah Şerifleri Hayrolsun!

Herkese "Günaydın" demek lazım. Çünkü, sonunda İsrail'in, Kuzey Irak'taki Kürtlerle ilişkilerini keşfettik. Elbette bu işler resmen yapılmaz. Yapana da ya "aptal" derler, ya da ABD usulü kafalarına çuval geçirirler!

Ve maalesef bunun farkına biz varamadık. Tabii, aslında bunu biz yapmadık. ABD'linin biri, Kuzey Irak'taki peşmergelerin İsrail tarafından eğitildiğini yazdı. Biz de uyandık. Üstelik, tam olarak kendimize geldiğimiz söylenemez. Hâlâ içimizde "acaba?" sorusunun peşinde koşanlar var. İsrail'in Ankara Büyükelçisi ise, "yalan" diyor: -Bizim, Kuzey Irak'ta resmi bir faaliyetimiz yok. Eğer, böyle bir faaliyetimiz olursa, bunu da Türkiye'ye bildiririz. Büyükelçi doğru söylüyor... Yaptığı açıklama, son derece samimi... Bu sözlerin altına ben de imzamı atarım. Elbette bu işler resmen yapılmaz. Yapana da ya "aptal" derler, ya da ABD usulü kafalarına çuval geçirirler! İsrail'in Ankara Büyükelçisi haklı... Ortada "resmi" bir faaliyet yok!. İsrail, Kuzey Irak'ta paravan şirketler kullanıyor... Değişik isimler ve unvanlar altında faaliyet gösteriyor. Bu işi yapanların tamamının ortak bir özelliği var. Büyük bir bölümü eski MOSSAD ajanı. Diğerleri de MOSSAD'la ilişkili. Adamlar enayi mi, bütün bu işleri açıktan yapacaklar?[6]

Siyonist Yahudisi ve Amerikan kahbesi böyledir. Hıyanet ve cinayetlerini merlikle ve resmen yapmazlar... Sürekli paravan ve hatta Müslüman adresler kullanırlar!..



[1] Ahmet Mithat Efendi, Üss-i İnkılâp, c.1, s.33

[2] Milli Gazete / 26 06 2004 / R. Nuri Erol

[3] Tercüman - 25.6.2004/Nuh Gönültaş

[4] Radikal - 25.6.2004 / Erdal Güven

[5] Akşam - 25.6.2004 / Güler Kömürcü

[6]   Tercüman - 25.6.2004 / Emin Pazarcı

Mehmet DENİZ -

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

TÜRKİYE HER TÜRLÜ SAVAŞA HAZIR MI?
Türkiye, barışı ve bekasını sağlamak istiyorsa, savaşa hazır olmalıdır! Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda...
Devami
İRAN VİRAN OLURSA?
  Son zamanlarda marazlı medyada "ABD İran'a vurdu, vuracak" manşetlerine...
Devami
ATATÜRK'ÜN FİLİSTİN ENDİŞESİ VE DİNLERARASI DİYALOG DALEVERESİ
  Mustafa Kemal: Filistin için kanımızı dökmeye hazırız! Hâkimiyeti Milliye...
Devami
SİYONİZMİN ERMENİ KARTI VE YERLİ HIYANET ODAKLARI
Tanzimat fermanı, Sevr, Mondros ve Lozan... Hedefleri hep aynı:...
Devami
SİYONİZM;“ŞEYTANIN DÜZENİ VE TARİHİ DERİNLİĞİ”
Siyonizm; Şeytanın dini ve sapkın Yahudilerin dünyaya hakimiyet projesidir. Siyonizmin...
Devami
DOSTU AMERİKA OLANIN POSTU MEZATA ÇIKAR!
  Amerikancı ve Fetullahçı Zaman'daki bir haberde: Birleşmiş Milletlere göre: PKK...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4867

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR