Get Adobe Flash player
Reklam

AHMET ALTAN'IN DARBE TELAŞI VE BATI AJANLIĞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Ahmet Altan denen, aslı ve ayarı malum kişi

   •Türkiye'de bir darbe ve değişim yaşanacağını

   •Bunun, ordunun ve bir mutlu azınlık grubunun saltanatlarını korumak üzere yapılacağını

   •Ama Avrupa'nın buna kesinlikle karşı çıkacağını

   •Amerikanın ise bu girişime sessiz kalması durumunda çok zararlı çıkacağını

   Çünkü:

   •Bundan sonra Türkiye'nin Rusya ve İran'la yakınlaşacağını

   •Hatta İslam Dünyasıyla kucaklaşacağını

   •Ortadoğunun bütün kontrolünü ele alacağını

   •Bunun da dünya dengelerini temelinden sarsacağını

   •Bu nedenle Avrupa ve Amerikanin çok dikkatli ve tedbirli olmasını ve çareler aranmasını

 

   Vurgulamış, Siyonist ve emperyalist ağabeylerini acil göreve çağırmıştı:

   "Üçüncü Dünya Savaşı, Türkiye'den çıkabilir..." başlığı altında şunaları yazmıştı:

   "Türkiye, son ve büyük bir hesaplaşmaya doğru gidiyor.

   Bu ülke korkulduğu gibi ırka ya da dine dayalı bir bölünme yaşamadı.

   Daha korkunç ve daha temel bir bölünmeyle      sakatlandı.

   Cumhuriyet boyunca süren "kültürel bölünme" artık iyice keskinleşti.

   Şimdi bir yanda, iyi eğitim alamamış, dini inançları kuvvetli kalabalık bir kitle var.

   Diğer yanda ise kız lisesiyle Robert Kolej yelpazesinde eğitim görmüş, entelektüel düzeyi çok yüksek olmasa da okumuş yazmış, Batı standartlarına yakın bir grup var.

   Bu iki grubun yaşam tarzı birbirinden kopuk.

   Hayatları, zevkleri, inanışları birbirinden farklı.

   Hatta birbirine düşmanca.

   Birinci grup Cumhuriyet boyunca horlanmış, aşağılanmış, itilip kakılmış.

   Şimdi bu grup siyasal olarak örgütlendi. Kalabalıklar. Ve her seçimi kazanacak siyasi bir güçleri var artık.

   İkinci grup ise azınlıkta. Ve artık bir daha seçim kazanma ihtimalleri yok.

   Bu noktada da tarihi bir paradoks ortaya çıkıyor.

Daha Batılı olan "ikinci grup", Batı'nın siyasi değerlerini kabul ederse bir daha asla iktidarı ele geçiremeyeceğini bildiği için Batı'ya ve Batı'nın demokratik değerlerine düşman oluyor.

   Yaşam tarzı olarak Batı'ya düşman olan kesim ise iktidarı ancak Batı'nın kriterlerini kabul ederek ele geçirebileceğini bildiği için Batı'yla ilişkileri geliştirmek ve demokrasiyi kabullenmek istiyor.

   Bu kültürel parçalanmada "ordu" önemli bir role sahip.

   Eğer, birinci grubu desteklerse ve Batı'nın demokrasisi burada kabul görürse, ordu da iktidarını kaybedecek.

   Aslında birinci grubun çocuklarından oluşan ordu, kendi iktidarını sürdürebilmek için, kendisine benzemeyen ikinci grupla işbirliği yapıyor. Bir anlamda kendi köklerine ihanet ediyor.

   Bu iki grup siyasi iktidar için son kez çarpışmak üzere hareketlenmiş gözüküyorlar.

   Birinci grup ekonomik olarak da güçlü artık, Anadolu'da üretim yapıyor, "devletle" arası iyi olmadığı için malını dış dünyaya satıyor. Para kazanıyor. Siyasi örgütünü destekliyor.

   İkinci grup parasal güç olarak da kuvvetli değil.

   Dış dünyayla iş yapan, dışardan borçlanan büyük burjuvazi, Türkiye'nin ancak demokrasiyle normalleşebileceğine inanan entellektüel kesim, devletin yapısının değişmesi ve dünyayla bütünleşmesi gerektiğini düşünen bir grup bürokrat, birinci grubun destekçileri.

   Yargı, ordu, bürokrasinin önemli bir kısmı ikinci grubun arkasında.

   İkinci grup, siyasetle, demokrasiyle iktidarı elinde tutmasının mümkün olmadığını kavradığından şimdi siyaset ve demokrasi dışında bir çözümün peşinde.

   Cumhurbaşkanı seçimi kavganın keskinliğini ve iki tarafın niyetlerini açıkça ortaya koydu.

   Ordu destekli ikinci grup artık seçim de istemiyor.

   Ve darbe söylentileri gittikçe artıyor.

   Cuntalardan söz ediliyor.

   Peki, darbe olursa ne olur?

   Yaşam tarzı Batı'ya daha yakın olan grup orduyla birlikte iktidara gelir ve Batı'nın desteğini kaybeder.

   Avrupa buna kesinlikle karşı çıkar.

   Amerika her zamanki pragmatizmiyle, Kuzey Irak ve Ortadoğu politikalarını desteklemesi karşılığında darbeyi kabullenebilir aslında. Ama Amerika'nın önünde de ciddi bir engel var. "Demokrasi getireceğim" diye Irak'ı işgal eden bir ülke, dünyaya ve kendi kamuoyuna Türkiye'deki "darbeyi" niye desteklediğini açıklayamaz. Ve Irak faciasından sonra ikinci bir "zorlamayı" gerçekleştirecek gücü yok. İstese de istemese de darbeye karşı çıkacak.

Silahını ve parasını Batı'dan alan bir ordu ve ülke, Batı'dan koptuğunda ne yapacak?

Sanırım uzun zamandır bunu düşünüyorlar ve korkarım bunun cevabını buldular.

   Türkiye'de darbe olursa, tarihte bugüne kadar hiç gerçekleşmemiş yeni bir oluşumla karşılaşacak dünya.

   Türkiye, olası bir darbeden sonra, Rusya ve İran'la ortaklık kurmak isteyecek.

   Silahı, enerjiyi ve parayı bu iki ülkeden alacak.

Rusya'yla İran'ın elindeki doğal gaz, petrol ve nükleer güç, Türkiye'yi bir süreliğine de olsa ayakta tutmaya yeter.

   Ama Rusya, Türkiye, İran bloku dünyanın bütün dengelerini değiştirir.

   Ortadoğu'nun kontrolünü tümüyle ele geçirir.

   Avrupa'yı küçük kıtasına hapseder.

   Kafkaslar'ı, Afganistan'ı, Pakistan'ı kendi gücüne katar.

   Müslüman dünyayla yakın bir ilişki kurar.

   Petrol kaynaklarına egemen olur.

   Çin'le işbirliği yapabilir.

   Bu gelişme, Avrupa, Amerika ve biraz da Japonya'dan oluşan "Batı"nın dünyadaki etkinliğini inanılmaz bir biçimde azaltır.

   Yeni blok asker, enerji ve para açısından çok güçlenir.

   Böylece, Türkiye'deki çatlama dünyada büyük bir çatlamaya yol açar.

   Eğer Üçüncü Dünya Savaşı çıkacaksa, sanırım, bu çatlamadan çıkar.

   "Asla böyle bir şey olmaz" diyebilirsiniz... Niye olmayacağına dair elinizde çok kuvvetli veriler varsa, söyleyin.

   Ama, ya olursa... Ki bana çok mümkün geliyor.

   O zaman ne yapacaksınız?

Bugün Türkiye'de kamplaşan ve bölünen insanların da...

   Türkiye'yi Avrupa dışına itmeye çalışan, eski bir imparatorluk olmanın bir yanıyla çok görkemli, bir yanıyla çok zayıf mirasına sahip olan bir ülkeye küstahça davranan, işbirliği yerine "başöğretmenlik" yapmaya kalkan Avrupa'nın da...

   Türkiye politikasında "ikili" oynayıp, kurnazlık ettiğini sanan Amerika'nın da...

   Bu senaryoyu bir düşünmesini isterim doğrusu.11

   Aynı kişi 5 Mart 2007 tarihli "Korkuyla parçalanmak" yazısında da, Kürdistan'ın kurulması, hatta güney doğuya özel ve özerk bir statü tanınması teklifini bile yapmıştı.

   "Osmanlı'nın işgal ettiği toprakların tümü "asıl sahipleri" tarafından geri alındı.

   Yunanlılar Yunanistan'ı, Bulgarlar Bulgaristan'ı, Sırplar Sırbistan'ı, Macarlar Macaristan'ı, Araplar Arabistan'ı Osmanlı'nın elinden kopardı.

   İmparatorluğun parçalanması dediğimiz şey aslında toprakların gerçek sahiplerine geri dönmesiydi.

Silahla aldığımız yerleri silahla koruyamadık.

   Zaten bu mümkün değildi.

   Tarih boyunca bunu kimse yapamadı.

   Romalılar da, İspanyollar da, Portekizliler de, İngilizler de, Hollandalılar da, Fransızlar da silahla aldıkları toprakları sonunda sahiplerine iade ettiler.

İngiltere ve İspanya dışında kimsenin pek sorunu kalmadı.

   İspanya'nın "Bask" bölgesi, İngiltere'nin de "İrlanda" ile yani "isimleri" yabancı olan bölgeleriyle dertleri vardı, bunları önce silahla çözmeye çalıştılar, olmayınca barışçı bir yol buldular.

   Biz niye parçalanmaktan korkuyoruz peki?

   Bu korkunun kaynağı ne?

   Bizim, "Kuzey Irak" ya da "Güneydoğu" gibi coğrafi terimlerle andığımız bölgenin gerçek adının Osmanlı'da "Kürdistan" olması belki.

   Değil Güneydoğu'ya, bize ait olmayan Kuzey Irak'a bile "Kürdistan" denmesine tahammül edemiyoruz.

Bir başka ülkenin dışişleri bakanı, bir başka ülkenin topraklarından "Kürdistan" diye söz etse tepki gösteriyoruz.

   Ve Ahmet Altan Kürdistan'ın kurulmasına, hatta Güneydoğumuzun da Kürdistan'a katılmasına çoktan razıydı:

Tepki göstermek sonucu değiştirmiyor, o bölgenin adı Kürdistan.

   Çünkü orada Kürtler yaşıyor.

   Sanırım, toplum ve devlet, "bilinçaltında" oranın "başkalarına" ait olduğuna inandığı için o bölgenin de ayrılacağından endişe ediyor.

   Devletler, binlerce yıllık alışkanlıklarıyla toprak kaybetmek istemezler, bunu biliyoruz.

   Ama hiçbir devletin kendisine ait olmayan toprağı silahla elinde tutamadığını da biliyoruz.

   Bunu bilmemize rağmen sürekli olarak silahla, baskıyla, yasakla Kürtleri Türkiye'nin parçası olarak tutmaya çalışıyoruz.

   Bu endişe, Türkiye'ye para, zaman, enerji kaybettiriyor.

   Kürtler de Türkler de özgürlüklerinden oluyor.

   Sürekli bir gerginlik yaşıyoruz.

   Mutsuzluk hayatın her yanına nüfuz ediyor..

   Bana sorarsanız, "ayrılmanın" yaratacağı herhangi bir kayıp varsa, ondan çok daha fazlasını "ayrılma korkusu" nedeniyle kaybediyoruz." (Ahmet Altan, 5 Mart 2007, www.gazetem.net)

Ahmet Altan 30 Nisan 2007 tarihli "Bu sefer, darbeciler bedelini öder..." yazısında ise açıkça orduya gözdağı vermişti:

"Şimdi de bir gece yarısı, genelkurmay sitesinde yayınlanan muhtıra tuhaflığıyla karşı karşıyayız.

Bir ordu, gece yarısı internet sitesinde ne diye muhtıra yayınlar?

Bir yanıyla bir trajedi bir yanıyla komedi olan böyle bir girişim, sanki ordunun kendi içindeki bir sorunla ilgiliymiş gibi gözüküyor.

"Kıpırdanan" birilerini zaptetmeye, yatıştırmaya çalışıyorlar sanki.

Şimdi bu duruma şöyle bir bakalım.

Bugün darbe girişiminin arkasında yabancı bir güç yok.

Dünya, Türkiye'deki askeri darbeyi de, muhtırayı da desteklemiyor.

Bir NATO ordusu, Amerika'ya, Avrupa'ya rağmen iktidar hırsını bastıramayarak darbe girişiminde bulunursa ne olur?

Belki kısa ve çok kanlı bir dönem yaşarız.

Darbeciler kendilerine karşı gördükleri siyasetçileri, aydınları hapse atar, belki öldürür ama darbeciler bu sefer paçayı kurtaramaz.

Yargılanırlar.

Ömürlerinin geri kalan kısmını da bir "adada" tutuklu olarak geçirirler."

Şimdi Ahmet Altan gibileri ve onlara alttan alta bilgi sızdıran Yahudi merkezleri, Türkiye'de, orduyu millet nazarında suçlu ve sorumlu konuma düşürüp yıpratacak klasik bir darbenin, artık yapılmayacağını bilir. Ama elbette, tıkanan sistemin önünü açacak, Milli çıkarlarımızı ön plana çıkaracak, hukuki süreçler yaşanabilir.

Ahmet Altan gibi piyonlar Amerikalı ve Avrupalı Siyonist patronlarına, işte bu endişeyle, işaret ve istihbarat göndermektedir.

Yani Siyonist ve emperyalist dünya düzeninin, yani küresel sömürü sermayesi hakimiyetinin kontrolü dışındaki, Milli ve haysiyetli gelişmeleri "Darbe" olarak göstermektedir. Ama korkunun ecele faydası hiç görülmemiştir.


11 Ahmet Altan, 7 Mayıs 2007, www.gazetem.net



Bu yazarin diger makaleleri

ASIL SUÇLU İTTİHACILAR MI, PADİŞAHLAR MI
  Yerli ve yabancı, tarafsız bütün araştırmacıların, aydınların ve yazarlarını...
Devami
"SERT İSLAM"DA "LAYT İSLAM"DA SİYONİST SENARYOSUDUR
  El-Kaide örgütünü C.A'nın Kurup kullandığı artık açıkça yazılmaya ve...
Devami
GAVUR, 301'DEN NİYE RAHATSIZ?
301 Değişikliği Yine Yeterli Görülmedi Avrupa'dan küstah rapor AP raporunda, Leyla Zana...
Devami
TEFRİKANIN SEBEPLERİ
  Hak dinlerin ve davaların en büyük belası fırkacılık ve...
Devami
UTANIN ARTIK, UTANIN!...
  Başörtüsüne karşı olanlar Ve sürekli bu konuyu kaşıyanlar: Ya ön yargılı...
Devami
TÜRKİYE'Yİ HIRİSTİYANLAŞTIRMAK VEYA İSLAMİYETİ ILIMLAŞTIRMAK
  Papa ve Avrupa, İslam'a hakaret edip, Müslümanlara saldırırken, AKP...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 4777

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR