YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
66297e9aed029
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 7 6 4 4
Bugün : 591
Dün : 28016
Bu ay : 588043
Geçen ay : 453014
Toplam : 23367007
IP'niz : 3.239.91.5

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

BIÇAK KEMİĞE DAYANDI!

      

2023 Eylül ayı başında G20 Dönem Başkanlığı’nı Hindistan yapmıştı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in sabırsızlıkla beklediğini açıkladığı G20 zirvesinin bu yılki parolası “Tek Dünya, Tek Aile, Tek Gelecek” olarak saptanmıştı. Bu slogan, Siyonist-emperyalist odakların Gizli Dünya Hâkimiyeti hayalinin bir yansımasıydı. Acaba Erdoğan iktidarının Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Siyonist Sermaye baronlarına taşeronluklarını mı açığa vurmaktaydı?

İşte Mehmet Şimşek’in 17.07.2023 tarihli notları:

I would like to congratulate #India for hosting a seamlessly organized #G20 Finance Ministers and Central Bank Governors’ summit and the great hospitality.

I look forward to the G20 Leaders’ summit in September, focusing on “One Earth, One Family, One Future”

İngilizce dilinden Google tarafından çevrilmiştir.

“Sorunsuz bir şekilde organize edilen #G20 Maliye Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları zirvesine ev sahipliği yaptığı ve büyük misafirperverliği için #India ı tebrik etmek istiyorum.

Eylül ayında ‘Tek Dünya, Tek Aile, Tek Gelecek’ odaklı G20 Liderler zirvesini sabırsızlıkla bekliyorum.”!?

İsrailli uyuşturucu kaçakçısı serbest bırakılırken çok özel olarak çıkarılan MİT kanununa mı dayanılmıştı?

Türkiye’de uyuşturucu kaçakçılığı suçlamasıyla 10 yıl hapse mahkûm edilen İsrail vatandaşı Danny Aweke’nin 4,5 yıl cezaevinde kaldıktan sonra İsrail Cumhurbaşkanı’nın ricasıyla ülkesine iadesi, “Nasıl?” sorusunu da gündeme taşımıştı. Aslında Aweke örneği ilk değil. Rahip Brunson’ın Türkiye’de yargılandıktan sonra ABD’ye dönüşü; dönemin ABD Başkanı Trump’ın ricası ile olmuş, Trump da bunu resmen açıklamıştı. Gazeteci Deniz Yücel’in hapisten çıkması da bu kez dönemin Almanya Başbakanı Merkel’in ricası ile yapılmıştı. Ama bu iki örnekte de, şeklen de olsa yargılama yapılmış, adli süreçler çalıştırılmıştı.

İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’un ricası ile ülkesine gönderilen, uyuşturucu kaçakçılığından hükümlü Danny Aweke’de ise durum farklıydı. Aweke bir hükümlüydü, 10 yıl ceza almıştı. Cezasının 4,5 yılını çektikten sonra hapisten çıkarıldı ve İsrail’e yollandı. Buradaki prosedür 2018 yılında MİT Kanunu’na eklenen bir maddeye dayanılarak uygulandı. O madde, “Türk vatandaşları hariç olmak üzere tutuklu veya hükümlü bulunanlar; ırkı, etnik kökeni, dini, vatandaşlığı nedeniyle cezalandırılmayacağı, onur kırıcı ceza veya muameleye tâbi tutulmayacağı ya da işkence ve kötü muameleye maruz kalmayacağına ilişkin güvenceler bulunması kaydıyla, milli güvenliğin veya ülke menfaatlerinin gerektirdiği hallerde Dışişleri Bakanının talebi üzerine Adalet Bakanının teklifi ve Cumhurbaşkanının onayı ile başka bir ülkeye iade edilebilir veya başka bir ülkede tutuklu ya da hükümlü bulunanlar ile takas edilebilir” şeklinde hazırlanmıştı.

TCK’nın mimarlarından hukukçu Prof. İzzet Özgenç’e göre bu menfaatin ne olduğu şeffaf bir biçimde kamuoyu ile paylaşılmalıydı. Prof. Özgenç sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Türkiye’de uyuşturucu madde ticareti suçundan mahkûm İSRAİL vatandaşının cezasını çekmeden serbest bırakılması gereğini hisseden Dışişleri Bakanı Sayın Fidan’ın bu gereği neden hissettiği hususundaki resmi görüşünü kamuoyuyla paylaşılması lazımdı.” Evet, memleketine gönderilen İsrail vatandaşı için verilen mahkûmiyet kararı yanlışsa, bu yanlışın düzeltilmesi için hukuk yolu çalıştırılmalıydı. Türkiye’de cılız tartışmalar sürüyordu ama Herzog’un ricası ile serbest bırakılan Danny Aweke ülkesine çoktan ulaşmıştı. İsrail Dışişleri Bakanı da bu tasarrufu için Erdoğan’a teşekkür mesajı yayımlamıştı.

“Amed”e (Diyarbakır’a) Resmen Başpiskopos Atanmıştı!..

Türkiye, Lozan’da sadece Rum-Ortodoks, Ermeni ve Musevilerden oluşan gayrimüslimleri azınlık olarak kabul etti. Onlar da 1926’da Medeni Kanun’un kabulüyle azınlık haklarından vazgeçip, “Türk vatandaşı” olmuşlardı. Ne yazık ki, AKP döneminde, 2000’li yıllardan itibaren yeniden hem AB hem -kurucusu olduğumuz- Avrupa Konseyi hem de ABD, üç koldan, “azınlık” tanımının genişletilip Kürt kökenli ve Alevi vatandaşlarımız başta olmak üzere “Katolikler, Protestanlar, Süryaniler, Keldaniler, Bahailer, Yahova Şahitleri” hatta Lazlar ve Çerkezlerin de azınlık sayılmasını istiyordu. Yetmedi, her fırsatta bu grupların ülkemizde “soykırıma” uğradığını öne sürüyorlardı.

Diyarbakır Sur’da tarihi bir Keldani Katolik Kilisesi vardı. 1915’ten beri din görevlisi bulunmayan kilise 1960’lardan sonra yıkıldı. İlk olarak 2011’de restore edilerek ibadete açıldı. Ancak 2015’te PKK’nın hendek kalkışması sırasında bir kez daha büyük hasar gördü. Yine restore edilip 8 yıl aradan sonra Temmuz 2023’te yeniden açıldı. Ancak bir “ama”sı vardı. Bizlerin seçimlere odaklandığımız 2023 Mayıs’ta buraya bir Başpiskopos atandı. Atayan kim? Bağdat Keldani Kilisesi Meclisi. Onayan da Papa Francis. Atanan kim? Uludere’de doğan, İstanbul’da Minör Fransisken Semineri’nde okuduktan sonra 1985’te Bağdat’taki Keldani Patrikhane Semineri’ne katılan, 1990’dan bu yana da Fransa’nın çeşitli yerlerinde Keldani cemaatine rahiplik yapan Sabri Anar’dı. Keldaniler ülkemizde azınlık sayılmadığına göre bu atama nasıl yapıldı, Ankara’dan onay alındı mı? soruları kafamıza takılmıştı. Ülkemizdeki “Latin, Ermeni, Süryani ve Keldanilerin” dini yetkililerinin oluşturduğu Katolik Ruhani Reisler Kurulu’nun resmi internet sitesinde bu atama şu ifadelerle duyuruldu: “Ekselansları Sabri Anar Keldanî (Türkiye), Diyarbakır (Amed) Başpiskoposu olarak atandı.”

Anlıyoruz ki Sabri Anar hem Türkiye hem Diyarbakır’daki Süryanilere Başpiskopos olmuş. İyi de bu ayırım, özellikle de “Amed” vurgusu ne amaçlıydı?

Yeni atanan Başpiskopos da bundan 15 gün sonra İstanbul’a gelip Saint Esprit Kilisesi’nde düzenlenen özel bir ayinle göreve başladı. Keldani, Rum, Ermeni, Süryani ve Latin cemaatlerinin ruhani liderleri ve temsilcileri başta olmak üzere; Türkiye, Ortadoğu ve Avrupa’dan bine yakın konuğun katıldığı dini töreni ise, Dünya Keldanileri Patriği Kardinal Louis Rafael Sako’nun yönettiğini hatırlatalım.

2015’te Papa Francis’in Irak’a tarihi ziyaretini organize etmesiyle tanınan Kardinal Sako, Türkiye’ye atanan Sabri Anar’ın göreve başlama ayinine katılmak üzere İstanbul’a gelmeden önce Irak Cumhurbaşkanı’na, Başbakanı’na ve Meclis Başkanı’na mektup yazıp “Patrikhaneyi Bağdat’tan İstanbul’a çekiyorum!..” Keldani Patrikhanesini Bağdat’tan İstanbul’a taşımak mı?.. Bu ne yahu?.. Hangi yetki ve kimin izniyle?! Keldaniler için Türkiye ve Diyarbakır (Amed)’e Başpiskopos atanmasının üstüne bu. Eş zamanlı ne tesadüftür!..

Hatırlarsınız; 2023 Mart’ında oynanan Bursaspor-Amedspor maçından sonra MHP Lideri Devlet Bahçeli şöyle tepki göstermişti: “Bize göre Amed diye bir yer yoktur, Amedspor diye bir kulüpten de bahsedilemeyecektir. Diyarbakırspor’un Amedspor olarak isimlendirilmesi bizim nezdimizde yok hükmündedir.” İktidarın Lozan hassasiyeti (!) malûm olduğundan, sorumuz Bahçeli’ye; acaba şu olanlara ne derler?!” diyen Sn. Müyesser Yıldız’ın sorusu hâlâ yanıtsızdı.[1]

Kıbrıs’ta neler yaşanmaktaydı?

ABD, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne silah ambargosunu kaldırdıktan sonra, Kıbrıs’ta askeri bir hareketlilik yaşanmaktaydı. Pile Köyü’ne Kıbrıslı Türklerin ulaşımını kolaylaştıracağı düşünülen yol projesine Birleşmiş Milletler askerleri tarafından engel çıkarılmıştı. Peki, 25 yıllık yol projesi niçin engellenmeye çalışılmıştı?

Kıbrıs’ın Yeşil Hattı olarak bilinen Pile Köyü’nde hem Kuzey Kıbrıs Türk vatandaşları hem de Güney Kıbrıs Rum vatandaşları yaşamaktaydı. Neredeyse her iki milletin de aynı oranda nüfusunun bulunduğu bölgede bir denge vardı. Bu bölgede yönetim ne Türklerde ne de Rumlardadır. Yeşil Hat sınırları çizildiğinde bölgede belli bir yönetimin söz sahibi olmasına, nedense Birleşmiş Milletler mani olmuşlardı. Ek olarak bu köyde yaşayan Rumlar, Rum yasalarına; Türkler ise kendi yasalarına göre yaşamlarını sürdürüyorlardı.

Pile Köyü’nde neler olmaktaydı?

Ancak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni ayıran Yeşil Hat üzerindeki Pile Köyü’ne Rumların geçişi çok rahatken, Türklerin bölgeye geçişi bir saati aşmaktaydı. Bunun nedeni köye KKTC’den direkt bir geçişin olmamasıydı. Kıbrıs yerel yönetimi bu projeyle Pile Köyü’ne ulaşımı daha kolay bir hale getirmeyi amaçlamıştı. Çünkü bir dakikada geçilecek yolun bir saatte geçilmesi Kıbrıslı Türklerin sabrını taşırmaya başlamıştı. Aynı zamanda yolun hem genişletilmesi hem de iyileştirilmesi lazımdı. Bu yolu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yapacaktı. Problemler tam da bu noktada ortaya çıkmıştı.

Yeşil Hat’tı kim hazırlamıştı?

İngiliz komutan General Peter George Francis Young, takvimler 30 Aralık 1963’ü gösterdiğinde Kıbrıs Adası’nın kaderini belirleyecek bir hareket yapmıştı. General, eline yeşil bir kalem almış ve Kıbrıs adasını ortadan ikiye, göz kararı olacak şekilde yeşil bir kalem ile ayırmıştı. Yeşil bir kalem ile kaderleri tayin edilen bu iki milletin sınırları “Yeşil Hat” ile çizilmiş olmaktaydı. Ateşkes hattının günümüzdeki sınırları ise 1974 yılında Ecevit döneminde ve Erbakan Hoca’nın özel dirayet ve cesaretiyle gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekâtı sonucunda oluşmuştu. Açıkça bir tampon bölge olan Yeşil Hat, 1964 senesinden itibaren Birleşmiş Milletler’in kontrolü altında bulunmaktaydı.

KKTC, BM’ye giderek yol çalışması hakkında bilgileri aktarmış ve böylece çalışmalara başlamıştı. Fakat Birleşmiş Milletler, KKTC’nin bölgede izin almadan çalışma yaptığı iddiasıyla 25 yıllık projenin söz konusu olduğu yola beton bariyerler ve teller konularak projenin hayata geçmesini engellemeye kalkışmıştı. Yaşanan tüm bunlardan sonra akıllara tek bir soru takılmıştı: Yoksa yeni bir işgal için yine bir bahane mi aranmaktaydı? Çünkü Rum halkı mevzubahis köye ellerini kollarını sallayarak girerken, bir Kıbrıs Türkü’nün önce İngiliz üssünün bulunduğu noktaya gidip kontrolden geçmesi lazımdı. Kısacası Türk halkı, Pile Köyü’ne girip çıkarken bir yabancı muamelesine tâbi tutulmaktaydı ve bu durum gün geçtikçe daha da can sıkıcı bir hal almaya başlamıştı.

Kuzey Kıbrıs’taki Siyonist CHABAD tam bir suç örgütü gibi çalışmaktaydı!

Yavru Vatan’daki Siyonist işgalin arkasında yer alan Chabad-Lubavitch isimli örgüte dair bilgiler aktaran KKTC’de bir kamu görevlisi, önemli açıklamalar yapmıştı. Güvenlik kaygısı nedeniyle ismini açıklamadığımız KKTC kamu yöneticisi, “Chabad birçok suç işliyor. Kara para aklıyorlar ve MOSSAD’a bilgi sızdırıyorlar. Tüm askeri noktaları deşifre ediyorlar. Geçitkale’de olduğu gibi askeri alanların yakınlarından toprak alıyorlar” diye uyarmıştı.

2008’den Sonra Siyasi Ayağı Oluşmaya Başlamıştı

Chabad’ın KKTC yapılanmasının başında bulunan Haim Azimov’un 2006’da ABD tarafından KKTC’ye gönderildiğini söyleyen KKTC’li kamu görevlisi, “2008 seçimlerinde Rauf Denktaş’ın çekilmesi ve Mehmet Ali Talat’ın seçilmesinin ardından Chabad’ın siyasi ayağı KKTC’de oluşmaya başladı. Kısa süre içerisinde yüzü aşkın şirket kurdular. Avukatlar ve inşaatçılar üzerinden parsel parsel toprak satın almaya başladılar. Pandemi döneminde bir de banka kuruldu. Bu banka aracılığıyla para transferlerini gerçekleştiriyorlar” tespitinde bulunmuşlardı.

“Askeri Noktaları Deşifre Ediyorlardı”

Çok sayıda Yahudi’ye KKTC vatandaşlığı verildiğini de dile getiren kamu görevlisi, “Faaliyetleri yasal değil. Herhangi bir izinleri yok. Ben bunlarla mücadele ettim ancak polis beni uyardı ve öldürülmemin dahi olası olabileceğini söyledi. Chabad, mafya ile çalışıyor” ifadelerini kullanmıştı. Chabad’ın LGBT’yi de desteklediğini kaydeden kamu görevlisi, “Chabad birçok suç işliyor. Kara para aklıyorlar ve MOSSAD’a bilgi sızdırıyorlar. Tüm askeri noktaları deşifre ediyorlar. Geçitkale’de olduğu gibi askeri alanların yakınlarından toprak alıyorlar ve Chabad’ın KKTC lideri Haim Azimov’un birçok siyasetçiyi finanse ettiğini!” belirtmişti.

Kıbrıs’taki toprak satışının engellenmemesi halinde Yavru Vatan’ın, “Büyük İsrail Projesi”nin bir parçası olmasından endişe edilirken, KKTC’deki işgalin arkasında Chabad-Lubavitch isimli örgüt yer almaktaydı. Satın aldıkları 2 bine yakın şirket üzerinden KKTC’de 25 bin dönüm civarında toprak satın alan Siyonistlerin bu şeytani planlarına karşılık maalesef AKP iktidarı tutarsız ve duyarsızdı.

ABD Gnkur. Başkanı Ağzındaki Baklayı Çıkarmıştı!

Siyonist güdümlü “Haçlı” ittifakının başını çeken ABD, kitle imha silahları, demokrasi, özgürlük ve daha nice yalanlarla girdiği Ortadoğu’daki asıl niyetini bir kez daha açığa vurmuşlardı. İslam coğrafyasına kan kusturan ABD’nin Genelkurmay Başkanı Mark Milley, ağzındaki baklayı çıkartarak, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığını sürdüreceğini vurgulamıştı. Bölgenin ABD için çok önemli olduğunu vurgulayan Milley, “Bölge, tüm dünya için petrol ve enerji kaynakları açısından ana kaynak” ifadesini kullanarak, asıl niyetlerini ortaya koymuşlardı. “Irak’ta kimyasal silah yoktu” itirafının ardından ABD’den şimdi de Ortadoğu’daki gerçek niyetini ortaya koyan bu açıklamanın ABD Genelkurmay Başkanı’ndan gelmesi enteresandı. Genelkurmay Başkanı Mark Milley, “Bölge, dünya için petrol ve enerji kaynakları açısından ana kaynak. ABD’nin Ortadoğu’dan çıktığını düşünemiyorum” sözleri üzerinde kafa yorulmalıydı. Yetmez; ABD artık Esad’ı devirme hesapları yapmakta, Sn. Erdoğan da hemen çark edip Esad’a tavır almaktaydı!?

Kendi oluşturdukları ve besledikleri terörü de bahane eden Milley’in, DEAŞ’ın hâlâ tam anlamıyla yok edilemediğini söylemesi ve “İdeoloji henüz ölmedi. DEAŞ’lı teröristler hâlâ Suriye ve Irak çöllerinde dolanıyor, bu yüzden hâlâ bizim için tehdit” iddiası tam bir sahtekârlıktı. Asıl amaç Suriye’yi parçalamak, Türkiye’yi kuşatıp karıştırmak ve Büyük İsrail’e zemin hazırlamaktı.

ABD’nin 173. Hava İndirme Tugayı’nın Kayseri’ye İnmesi ne Amaçlıydı?

Son günlerin dikkat çekici bir başka gelişmesi, Türkiye ile ABD arasında Kayseri’de icra edilen hava indirme tatbikatıydı. Bu tatbikat, ABD, Avrupa ve Afrika Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın koordinatörlüğünde Gürcistan’da icra edilen “Agile Spirit 2023” (Çevik Ruh) tatbikatının bir parçası olarak yapılmıştı. Milli Savunma Bakanlığı’nın açıklamasına göre, Gürcistan’daki bu tatbikat ABD, Almanya, Azerbaycan, Belçika, Birleşik Krallık, Bosna Hersek, Bulgaristan, Gürcistan, Fransa, İtalya, İspanya, Letonya, Litvanya, Macaristan, Moldova, Norveç, Polonya, Romanya, Slovakya, Türkiye, Ürdün ve Yunanistan kara kuvvetlerinin katılımıyla 21 Ağustos’ta başlamıştı.

Açıklamaya göre, bu tatbikatın amacı, katılan ülkelerin kara kuvvetleri unsurlarını; yürütülecek çok uluslu karma harekâta hazırlamak yanında, bu çok uluslu birliğin eğitim, iş birliği ve birlikte çalışabilirliğini geliştirmek ve Karadeniz Bölgesi’ndeki istikrara katkı sağlamaktı. Bu tatbikatın ilginç bir yönü, senaryonun bir parçası olarak ABD, Avrupa ve Afrika Kara Komutanlığı ve Türk Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan personelin katıldığı hava indirme safhasının 22 ve 23 Ağustos 2023 tarihlerinde Kayseri’de icra edilmiş olmasıydı. Tatbikatın bu bölümü ilk kez Kayseri’de yapılmıştı. Kayseri’ye intikal eden ABD hava indirme unsurları, ABD’nin İtalya Vicenza’da konuşlu 173’üncü Hava İndirme Tugayı’ndan kalkmışlardı.

Kafkasya Üzerinden Rusya’ya Mesaj mıydı?

Ağırlıklı olarak NATO ülkelerinin Gürcistan’da, sahada Ürdün, Azerbaycan, Moldova, Bosna Hersek gibi Ortadoğu, Balkan ve Kafkasya ülkeleriyle ABD’nin koordinatörlüğünde ortak bir tatbikat gerçekleştirmesini, Kafkasya’yı hep “arka bahçesi” görmüş olan Rusya’ya önemli bir mesaj şeklinde değerlendirmek lazımdı. Hatırlanacaktır, NATO’nun 2008 yılında düzenlenen Bükreş Zirvesi’nde Gürcistan’a Ukrayna ile birlikte üyelik için yeşil ışık yakılmış, ancak ardından Avrupa ülkelerinin direnci nedeniyle üyeliklerinin gerçekleşmesi yönünde hiçbir adım atılmamıştı. Buna karşılık, ABD ile Gürcistan 2011 yılından itibaren ortak tatbikatlara başlamışlar, bu tatbikatlar daha sonra NATO ülkelerini, ardından NATO dışı ülkeleri de içine alarak yapılmaktaydı. Türkiye, bu tatbikatlara 2015 yılından itibaren katılmaktaydı.

ABD’nin 2015 yılında PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD/YPG’yi kendisine resmi müttefik olarak seçtiğini açıklaması… 15 Temmuz 2016 darbe girişimine kalkışan Gülencilerin hâlâ ABD’de himaye görüyor olması… Türkiye’nin 2019 yılında Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri alarak Batı dünyasında stratejik aidiyeti konusunda soru işaretleri yaratması… Buna tepki olarak ABD’nin Türkiye’yi F-35 ortak üretim programından çıkartması… Trump yönetiminin Savunma Sanayii Başkanlığı yöneticilerine yaptırım başlatması… Biden yönetiminin Savunma Bakanı Lloyd Austin’in Türkiye’ye mesafeli duruşları… Yetmez, ABD’nin Türkiye ile Yunanistan karşısındaki geleneksel denge siyasetinden uzaklaşarak Yunanistan’a yakınlaşması ve ayrıca Türkiye’nin yeni F-16 savaş uçakları alma talebiyle ilgili bildirimin yönetim tarafından bir türlü Kongre’ye taşınmaması…

İşte çok acı saptamalar ve uyarılar!

1- Müslüman Bir Toplumu Çökertmek İstiyorsanız; önce ev hanımlığını ve anneliği değersizleştirin ki evde ana olmasın… Evde ana kalmayınca çocuklar televizyonun ve internetin emzirip büyüttüğü ruhsuz, kimliksiz ve merhametsiz nesiller olarak yetişip yozlaşsın.

2- Bir Toplumu Yıkmak İstiyorsanız; o toplumun babalarını borca, kredi kartı batağına, geçim sıkıntısına, işsizliğe ve açlığa mahkûm edin ki ne eşlerine, ne evlatlarına, ne de ailelerine ayıracak vakitleri olmasın. Taksit ödemekten, kirayı denkleştirme derdinden, çocuklarının okul masraflarını düşünmekten başka bir şey düşünmeye mecalleri kalmasın…

3- Bir Toplumu Çürütmek İstiyorsanız; evliliği pahalılaştırıp, nikâhsız birlikteliği ucuzlatın ki genç nesiller haram yollara kaysın… Zinayı kolaylaştırıp evliliği zorlaştırın ki nesiller, flörtün, ahlâksızlığın girdabına yuvarlansın… Aile politikalarıyla, nafaka kanunlarıyla, pozitif ayrımcılıkla aileye darbe üstüne darbe indirin ki toplumun çekirdeği çürümeye başlasın.

4- Bir Toplumu İfsad Etmek İstiyorsanız; helal lokmayı ve helal kazancı zorlaştırın ki midelere giren haram lokmalarla o toplumun kimliğini, özünü, ruh kökünü ve karakterini değiştirip bozasınız… Faizli esnaf kredileriyle, evlilik ve düğün kredileriyle, BES’lerle, piyangoyla, promosyonlarla bir şekilde herkesi faize ve harama bulaştırın, hiç olmazsa faizin tozuna bulaştırın ki o toplum Allah’ın yardımından ve korumasından uzaklaşsın. Midelere giren haram lokmalar, duaların ve ibadetlerin kabulüne engel olsun.

5- Bir Toplumu Bitirmek İstiyorsanız; o toplumun âlimlerini, hocalarını, imamlarını itibarsızlaştırın ki toplumu derleyip düzeltecek, onlara rehberlik edecek, istikamet belirleyecek olan âlimlere güven duyulmasın. Onları kendi aralarında birbirine düşürün, halkın önünde tartıştırın, her birine farklı bir şey söyletin ki halkın nazarında itibarları sarsılsın. İmamları ve hocaları komedi filmlerinin ve fıkraların başkarakteri haline getirip gözden düşürün ki kriz anlarında rehberlik yapıp safları tahkim edecek kimse bulunmasın. Cemaatleri, dernekleri, tarikatları asli vazifelerinden uzaklaştırıp ihale kovalama ve iş birlikçi kadrolar hazırlama derdine düşürün, onlarla ilgili kafalarda soru işaretleri ve korkular üretin ki toplumu irşad edecek kimse kalmasın.

6- Bir Toplumu Mahvetmek İstiyorsanız; öğretmenleri itibarsızlaştırın ki öğrencileri bile onları ciddiye almasın ve onların üzerinde hiçbir saygınlığı ve ağırlığı olmasın. Velilerin diklendiği, talebesinin hakaret ettiği, yöneticisinin kıymet vermediği sıradan memurlar olup çıksın. Sonunda ne bir nesil yetiştirebilecek heyecanları, ne toplumu ıslah edebilecek aşkları, ne de zorluklarla başa çıkabilecek azimleri kalsın.

7- Bir Toplumu Perişan Etmek İstiyorsanız; o toplumu dizilerden, yarışma programlarından, yemek, evlilik ve magazin programlarından başlarını kaldıramayacak hale getirin ki gerçek hayatla bağları koparılsın. Diziler vesilesiyle ahlâksızlığı yasak aşk, zinayı seviyeli birliktelik, aldatmayı sıradan bir iş olarak gösterin ki toplumun temelleri sarsılsın.

8- Bir Toplumu Yok Etmek İstiyorsanız; Müslüman siyasetçilere güveni sarsın ki Müslümanlar ve İslami siyaset, toplumun nazarında bir umut ve bir alternatif olmaktan çıksın. Siyasi söylemi her daim İslami söylemin üstünde tutun ki hedefler, idealler ve yola niçin çıkıldığı zamanla unutulsun. Siyasi farklılıkları İslami sorumlulukların önüne geçirin ki gerektiğinde toplumu tek saf haline getirecek hiçbir şey kalmasın. (Hatta, söylemleri Kur’ani ama eylemleri şeytani olan partileri iktidara taşıyın!..)

9- Bir Toplumu Çözmek İstiyorsanız; Peygamberi dini alanın dışına itin ki halkın İslami yaşamında yegâne örnek ortadan kalksın. Sürekli “Bize Kur’an yeter!” deyin ki Peygamberin sözünün yerine kendi aklınızı koyup toplumu istediğiniz gibi yönlendirebilme ve Kitap’ı kafanıza göre yorumlayabilme fırsatı sağlansın. Geleneği, geçmiş birikimi itibarsızlaştırın ki o toplumun geleceği de kararıp yıkılsın. Bid’atleri ve hurafeleri yaygınlaştırın ki hakikatin üstü kapansın.

10- Bir Toplumun Kökünü Kurutmak İstiyorsanız; özellikle sakallıların, başı kapalıların, namazlıların yalan konuşmasını, iftira atmasını, haksızlık yapmasını, kul hakkına saygısızlığı, sözünde durmamasını, borcunu inkârını, harama bulaşmasını… Yani, her yönden kirlenmesini, örselenmesini ve yıpranmasını sağlayın ki toplumun Müslüman kimliğe zerrece güveni kalmasın. Müslümanlara olan güveni de bitirebilirlerse, artık oturup rahatlıkla kahvelerini yudumlayacaklardır. Çünkü hedeflerine ulaşmışlardır. Allah için bunlara fırsat tanımayalım, dinimize ve devletimize sahip çıkıp, yaşayalım inşaallah ve böylece şeytanın avenesini başarısız bırakalım, imtihanımız budur… Gayret bizden, zafer Allah’tandır. Allah’a emanet olasınız…[2] Değerli kardeşimiz çok acı gerçeklere tercüman olmuşlar; ama bizce sözü çok uzatmışlardı. Oysa; “Bir toplumu yıkmak için AKP’yi iktidara taşıyın!” demesi yeterli olacaktı!..

Yeni Akit Gazetesinde Şöyle Bir Yazı Çıkmıştı: “Milli lezbiyenden Ulu Hakan’a!”  

“Lezbiyen” (Kadın sevgili) tercihiyle tepki toplayan, özel hayatıyla tartışılan “milli utanç” Ebrar Karakurt “Boş yapma Abdülhamid” pankartıyla gündeme taşınmıştı. Ahlâk dışı yaşamından dolayı kendisine sataşan Twitter kullanıcısına karşı pankart açtığı ileri sürülse de asıl amacın “Abdülhamid” ismi üzerinden kendisine ve gündemdeki yaşam tarzına karşı çıkan mütedeyyin insanlar olduğu açıktı. Asıl amaç, Ulu Sultan’a karşı içlerindeki kini boşaltmak olduğu için bunlar yazıldı. Açılan bu pankart üzerinden sosyal medyada yapılan yorumlarda Abdülhamid Han’a karşı anında bir kin cephesi ortaya çıkmıştı. Bunların bir kısmı cehaletten, bir kısmı Batı taklitçiliğinden, bir kısmı da içimizdeki gizli dönmelerden gelen nefret mesajlarıydı. 

Ben de içimizdeki yanardöner takımına, çarpık ilişki sevdalılarına, beyinsiz mahlûkatlara ULU HAKAN ABDULHAMİD HAN gerçeğini yeniden hatırlatma gereğini duyanlardanım. Ortadoğu’da kurgulanan tezgâhları, ülkemizin üzerine oynanan oyunları ve genel durumumuzun ne olduğunu anlamak için II. Abdülhamid Han’ı ve onun devrini çok iyi anlamamız ve bilmemiz gerektiğine inanmaktayım. 

O, Osmanlı tarihinin, ekonomik, siyasi ve sosyal bakımlardan en karışık döneminde tahta çıktı. Başını Yahudilerin çektiği, İngiltere, Rusya ve Fransa gibi devletlerin, Osmanlı’yı yıkmak için ellerinden gelen bütün gayretlerini sarf ettikleri bir süreç yaşanmaktaydı. Fakat onun ufku, vizyonu, hayalleri, projeleri ve yenilikleri Yıldız Sarayı’nın duvarlarını ve çağını fersahlarca aşmıştı. Döneminde en az anlaşılan insanlardan birincisi, “yalnız adamdır”…  Kendisine karşı yedi düvelin başlattığı savaşa ve düzenlenen 13 suikast tezgâhına rağmen, tam 33 yıl Osmanlı’yı ayakta tutan, düşmanlarını birbirine kırdırarak belayı sürekli defeden dâhi bir padişahtı. 

O, gerçek bir proje, politika, strateji ve reform adamıydı. O, “asrın en siyasi padişahı” idi. Tam bir siyaset cambazı ve diplomasi kurmayıydı. Emperyalizme karşı “Hasta Adam’ı” cesurca müdafaa eden “Son Kurtarıcı”ydı. Abdülhamid’in çehresini kapatan kalın örtü açıldıkça ve kişiliğine saldırıların katranı kazındıkça “gerçek Abdülhamid” tüm ihtişamıyla ortaya çıkmakta ve şaşırtıcı parlaklığıyla gözleri kamaştırmaktadır. 

Prof. Dr. Yılmaz Öztuna’nın dediği gibi; “Milletimiz bu hükümdarın dehasına çok şey borçlu durumdadır.”  Prof. Dr. İlber Ortaylı’ya göre “Osmanlı’nın son hükümdarı, son evrensel imparator II. Abdülhamid Han’dır!”  

Alman birliğini kurmuş olan Prens Bismark’ın: “Dünyada yüz gram akıl varsa, bunun doksan gramı Abdülhamid Han’da, beş gramı bende, kalan beş gramı da diğer dünya siyasilerindedir…” dediği aktarılmıştır. 

Abdülhamid’e ilk defa Fransızlar “Le sultan ruj” diyerek “Kızıl Sultan” adını takmışlardı. Ermeniler de bunu gazetelerinde neşredip yaymışlardı. Onun için ona Kızıl Sultan diyen insanların kimin ağzını kullanıp, kimin emellerine alet olduğunu düşünüp utanmaları lazımdı. 

Onun çok yönlü politikalarını anlayamama, etrafını kuşatan ağır şartları hesaba katmama ve geleneksel kaynaklardan ve milli-manevi duyarlılıklardan beslenen kişiliğine ve tavırlarına duyulan alerji, vatan toprakları üzerinde esen Batılılaşma ve Batı hayranlığı rüzgârının sonuçlarıdır.   

Abdülhamid Filistin’in tamamını “arazi-i şahane” ilan ederek satılmasını yasaklamıştı. Bizzat şahsına bağlı bir orduyu Filistin’e yollamış, İsrail’in kurulmasına engel olmuşlardı. 

Kendisini sevmeyenler bile onun açtığı okullarda yetişmiş insanlardı. Devrinde de, devrinden sonra da anlaşılamamış, talihsiz bir gönül sultanıydı. Tarihin en zor döneminde devlet idaresini eline alan ve üstün zekâsı ve keskin siyasi dehası ile Osmanlı Devleti’nin ömrünü uzatabilmeyi başaran gerçek bir lideri anlamak; çağı anlamak, hatta Necip Fazıl’ın tabiriyle, her şeyi anlamak olacaktır…”[3]

Şimdi bu zevata soralım:

Sultan Abdülhamid Han’ın, kurulmaması için mücadele ettiği ve bunun için tahtından edildiği, Siyonist ve işgalci katil İSRAİL’le normalleşme anlaşmaları imzalayan…

Hatta Suudi Arabistan ve Körfez Ülkelerini İsrail’le normalleştirmek için aracılık yapan…

İsrail’in sözde Cumhurbaşkanlarını ve Başbakanlarını davet edip resmi törenlerle karşılayıp ağırlayan…

İsrail’in ricasıyla, 10 yıla mahkûm olmuş bir uyuşturucu kaçakçısı Yahudi’yi serbest bırakıp İsrail’e yollayan…

Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptıkları mı, Ulu Hakan Abdülhamid Han’ın aziz hatırasına daha ağır bir hakaret ve hıyanet sayılırdı, yoksa “Milli Lezbiyen” dediğiniz kadının küstahlıkları mı?

Üstelik lezbiyenlik ve eşcinsellik ahlâksızlığını, Haçlı AB’nin dayatmasıyla İSTANBUL SÖZLEŞMESİ olarak çıkaran, yıllar sonra güya bunu feshettiğini açıklayan, ama 6284 sayılı kanun olarak Meclis’ten geçirip yasalaştıran ve hâlâ uygulayan da bu AKP iktidarıydı…

 


  [1] 15 Ağustos 2023

  [2] https://gurbettekierzurum.com.tr/haber/4364747/doc-dr-latif-tarbak-10-maddelik

  [3] 06.09.2023 / Yeni Akit / Akif Bedir

 

 

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Yorumu Takip Et
Bildir
guest
1 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Osman Nuri

Milli Çözüm’e inanan Bir Cumhurbaşkanı’nı DERHAL AMA DERHAL Türkiye’de İşbaşına Getirmenin Zamanıdır!…
Rahmetli (!) Aziz Erbakan Hocamız gibi Filistin’e ASKER gönderecek bir ER ama Milli Çözüm’e inanmış BİR ER Ülkemizin başına acilen öyle ya da böyle DEVLET TENSİBİ İLE işbaşına getirilmeli… İşte Filistin de yaşanan hadiseler HERKESİN AMA HERKESİN AYARINI ORTAYA KOYMUŞ DURUMDADIR… Laf yapanlar ve icraat yapan tescillenmiş durumdadır… Erbakan Hoca gibi İcraat İnsanı olacağını ispatlayan Erbakan Hocanın öğretilerini öğütlerini sindirmiş ve Hz Ali misali BİLGE VE YİĞİT ve aynı zamanda bir okadar da MİLLİ ÇÖZÜM’E İNANMIŞ MİLLİ ÇÖZÜMCÜ CESUR ŞAHSİYET AHMET AKGÜL HOCAYA YÖNETİMİN ANAHTARLARI TESLİM EDİLMELİ … EDİLMELİ Kİ ; İNSANLIK, YÖNETİCİLİK NASIL OLUR , LİDERLİK NEDİR , ZALİMLERE HADLERİ NASIL BİLDİRİLİR, YENİ BİR DÜNYA NASIL KURULUR ERBAKANCA DURUŞ NASIL OLUR , MADDEN VE MANEN SAADET HUZUR REFAH NASIL SAĞLANIR GÖSTERİLMELİ ARTIK…

Nail KIZILKAN

Nail KIZILKAN

YORUMLAR

Son Yorumlar
1
0
Yorumunuzu okumaktan memnuniyet duyarızx