YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69ceee5d828d9
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 2 0
Bugün : 3884
Dün : 58264
Bu ay : 118791
Geçen ay : 1803365
Toplam : 52263849
IP'niz : 216.73.216.113

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Irak’ın kuzeyindeki terörist hedefler önce karadan, sonra havadan vuruldu

İhanet kamplarının bir kısmı yerle bir oldu

ABD ve AB’nin destekleyip kucak açtığı terör örgütünün Kuzey Irak’taki merkez üssü Kandil Dağı başta olmak üzere Irak’ın kuzeyinde bulunan PKK hedeflerine hava operasyonları sürüyor.

Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamada; Irak’ın kuzeyindeki Zap, Avaşin, Hakurk bölgeleri ile derinlikteki Kandil Dağı’nın Irak tarafında kalan kesimlerinde tespit edilen PKK/KONGRA-GEL terör örgütüne ait hedeflerin, Türk Hava Kuvvetleri savaş uçaklarının 16 Aralık 2007 günü saat 01.00’den itibaren uyguladığı geniş kapsamlı bir hava harekatı ile vurulduğu, ardından Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlı uzun menzilli silahlarla belirlenen hedeflerin ateş altına alınmasına devam edildiği bildiriliyor.  Irak’ın kuzeyindeki Zap, Avaşin, Hakurk bölgeleri ile derinlikteki Kandil Dağı’nın Irak tarafında kalan kesimlerinde tespit edilen hedeflere yönelik harekat devam ediyor. Bizim kanaatimiz, bu olumlu ve onurlu harekatlar ABD’ye, hatta işbirlikçilere önceden haber verilmiyor.

Köprüler de vuruldu

Türk savaş uçakları tarafından Kandil Dağı’nın vurulmasının ardından bölgeye yakın yerlerdeki Surediyar Arapışhan ve Trıvka’daki köylülerin başka bölgelere kaçtığı, savaş uçaklarının PKK tarafından ikmal için kullanılan bir çok küçük köprüyü de imha ettiği biliniyor.

İran Türkiye’ye dolaylı destekte bulundu:

Türkiye’nin ardından İran’ın da Kandil’i bombaladığı iddia edildi. ABD ve İsrail himayesindeki terör örgütünün İran’a yönelik saldırıları gerçekleştiren PEJAK kolunun bölgede üslendiği biliniyordu. Buradan İran’a terörist saldırılar gerçekleştiren örgüte PKK’nın büyük destek verdiği ve ABD ile İsrail tarafından silah/eğitim yardımı ile desteklendikleri delilleriyle ortaya çıkmıştı. Türkiye’nin büyük operasyonundan sonra İran’ın da Kandil’deki bazı mevzilere topçu ateşi açtığı öne sürüldü. Böylece, uzun bir süredir basın mensuplarının sık sık röportajlar yaptığı, televizyonların canlı yayınlarda bölgeden terör propagandası yaptığı Kandil Dağı önceki gece yapılan operasyonlarla yerle bir edildi.

İran’ın da Kandil Dağı’nın eteklerinde yer alan Lecce köyüne ağır topçu atışı yaptığı iddia edildi. Bu köy PKK terör örgütü sözde liderlerinin basınla görüştükleri bir köy olarak biliniyor. Bombardıman bilgisini köyün muhtarı açıkladı ancak bu bilgi resmi kaynaklar tarafından doğrulanmadı.

Psikolojik üstünlük TSK’ya geçti, halkımız umutluydu

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gece yarası Kuzey Irak’a yaptığı operasyonu terör uzmanları değerlendirdi. Terör uzmanı Ercan Çitlioğlu, yapılan operasyonun “psikolojik önemine” dikkat çekerek, “Kandil Dağındakiler artık kendilerini güvende hissedemeyecekler” dedi. Çitlioğlu, Kandil Dağı başta olmak üzere Irak’ın kuzeyindeki Zap, Avaşin, Hakurk bölgelerine yapılan operasyon sonucu “psikolojik üstünlüğün” Türk Silahlı Kuvvetleri’ne geçtiğini söyledi.

Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Emekli Büyükelçi Faruk Loğoğlu da operasyonun ABD’nin verdiği istihbarat bilgileri doğrultusunda yapıldığını belirtti. (Anka)

Ordumuzun hava operasyonlarıyla Kuzey Iraktaki PKK kamplarına yönelik başarılı akınları, elbette sevindirici ve gurur vericidir. Silahlı kuvvetlerimizin, teknolojik ve psikolojik üstünlük ve yeteneğini, dosta düşmana karşı göstermesi bakımından da anlamlı ve önemlidir.

Ancak; “PKK’nın belini kırdık, eşkıyayı ininde kıstırdık” cinsinden, gerçekleri yansıtmayan, toplumun his ve heyecanını yatıştırmaktan başka işe yaramayan ve rehavete yol açan söylemler yanıltıcı olabilir. Ve hele, “bazı televizyonların, yalaka yazar ve yorumcuların: “bu operasyonları; ABD ile işbirliği içinde ve amerikanın pilotsuz uçaklarının hedef tespiti sayesinde başarıyla bitirilmiştir. Türkiye ABD arasındaki kırgınlık dönemi sona ermiş, samimi ve stratejik bir sürece girilmiştir” şeklindeki yaklaşımları “acaba korktuğumuz başımıza mı geliyor?” sorularını hatırlatan tehlike sinyalidir.

Sanki ABD’ye duyulan haklı nefret ve öfkeyi törpülemeye ve Amerika’nın İran saldırısında Türkiye olarak desteklemeye hazırlık mahiyetinde bir beyin yıkama ve yönlendirme operasyonu yürütülmektedir.

Özellikle, tam bugünlerde “ABD ile Türkiye, Kuzey Irakta PKK’ya ve El Kaide militanlarına karşı, ortak mücadele edecek” şeklindeki haberler, üzücü olmanın çok ötesinde ürküntü vericidir. Bu doğruysa; Irakta işgalci zalimlere karşı vatanını ve bağımsızlığını savunan milli direnişçiler,  terörist yerine kullanılarak, Amerikan askerleriyle, Türk askerlerin bunların üzerine sürülmesi sadece talihsizlik değil, aynı zamanda asla kabul edilemeyecek tarihi bir hıyanettir. AKP bu hıyanetin altında ezilecektir.

ATV, STV gibi faklı kulvarda yürüyor görünse de, aynı mutfaktan beslenen, televizyonların, Amerikan yanlısı yayınları, Nasrettin Hocanın inek satma hikayesini aklımıza getirmiştir.

Hoca ihtiyar, huysuz ve verimsiz ineğini satmak için defalarca pazara götürülmesine rağmen, bir türlü müşteri bulamaz. Çünkü ineğin huyunu suyunu soranlara: “yediği yemin karşılığını veremez. Buzağıları da bir şeye benzemez, iyice huysuzlaştı kahrı da çekilmez deyip durur. Yakınları, bu işi para karşılığı, pazarlık kızıştıran bir hayvan cazgırına bırakması tavsiyesinde bulunur.

Hoca böyle birisini bulur ve nasıl satacak diye merakla seyretmeye koyulur.

Hayvan cazgırı: “bu fırsatı kaçırmayın… Anası soylu, danası boylu, az yem yeyip, çok süt veren; sahibinin yüzünü güldüren, bu ucuz ineği alın karlı çıkın..” diye bağırınca bir sürü müşteri bulur..

Ama bu övgüleri duyan Nasrettin Hoca cazgıra yaklaşır ve ” Ben satmaktan vazgeçtim. Çünkü bana da bu anlattığın gibi bir inek lazımdı!?” diyerek, köyün yolu tutulur.

Şimdi bizde, Amerikan sevenlerin ballandıra ballandıra anlattıkları operasyon yardımları ve reklamları sayesinde: “vay be arkamızda ne sağlam dostlarımız, ne sem amcalarımız varmış. Sırtını böyle bir Amerika’ya dayayan hiç yıkılır mıymış!” kanaati oluşturulur..

Bize neye mal olacak?

Operasyonlar sırasında terör örgütü mensuplarının telsizle yaptıkları bu konuşmalar ve yaşanan şaşkınlıklar aslında bir gerçeği ortaya koyuyor.

Daha düne kadar terör örgütüne açık destek veren ABD şimdi ne olmuştu da istihbarat vererek, kamplarının vurulmasına yardımcı olmuştur? “TC’ye sattılar” ifadesindeki gerçek aslında cevabını bizim de çok merak ettiğimiz bir soruyu gündeme getiriyor.

ABD Türkiye’ye bu yardımı ne karşılığında yapmıştır? Yani bu yardım bize neye mal olmuştur? Herhalde bu tür bir yardım “Kara kaş, kara göz” hatırına yapılmamıştır!

Bir başka gazetemizde ise “Çuval skandalından, istihbarat işbirliğine” diye bir değerlendirmeye rastladık! Bu değerlendirme de bizim yine aynı soruyu sormamıza vesile oluşturdu! Bu yardım bize neye mal olacak? Dün askerlerimizin başına çuval geçirenler, bugün niye istihbarat yardımında bulunuyorlar? Bu yardımın bedeli ne ola ki?

Kuzey Irak’taki terör örgütü kamplarına yönelik bombardıman hareketinin hemen ardından yapılan bir başka değerlendirmede ise “Türkiye ABD’yi yeniden yanına çekmeyi başardı, ABD de Türkiye’yi yeniden kazandı” deniliyor! ABD’nin bölgemizde yeni bir devlet kurdurmak için yıllardır faaliyet gösterdiğini herhalde kimsenin inkar edecek hali yoktur!

Hal böyle olunca, ABD’nin durduk yerde politika değiştirmesinin ve tam aksi bir tavır takınmasının bir bedeli olsa gerektir!

Kimse bize dostluktan, stratejik ortaklıktan, müttefiklikten falan söz etmesin! Zira karnımız palavraya tok! Sadece faturanın üzerinde yazanı okusunlar, yeter!

Korkumuz ve endişemiz odur ki, bu fatura bize ülkemizi gerçekten rahatsız eden bir sorundan daha ağır bir sorun olarak dönmesin! Yani yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş olmayalım.

Son uyarı!

Terör örgütüne karşı yapılan hava harekâtı bir son uyarı girişimi idi. Türk Ordusu’nun imkân ve yeteneklerini göstermek çok yönlü bir ihtiyaç haline gelmişti. Önce kamuoyu bekliyordu böyle bir darbeyi. Uluslararası koşullardan doğan gecikmeler, Türk Silâhlı Kuvvetleri ile ilgili şüpheler üretiyor, bu durum PKK’yı ve destekçilerini küstah hale getiriyordu. Onların da derslerini alması gerekiyordu. Gece yapılan harekât dünyada az sayıda ordunun özel şartlarda (gece ve kış) gerçekleştirebileceği bir başarıdır.

PKK’nın yerini DTP aldı

DTP’li vekilin akrabası ve arabası, terör eroiniyle yakalanıyor

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, DTP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın kayınbiraderinin 80 kilo uyuşturucuyla yakalanmasının terörle bağlantılı olabileceğini belirtti.

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, DTP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın kayınbiraderinin yüklü miktarda uyuşturucuyla yakalanmasının terörle bağlantılı olabileceğini belirterek, “Yüklü bir miktar eroin yakalandı. 80 kilo kadar. Yüklü bir miktar. Öyle bir irtibat var” dedi.

TBMM İçişleri Komisyonu toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan İçişleri Bakanı Atalay, DTP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın kayınbiraderi Nihat Buldan’ın, milletvekiline ait otomobilde yüklü miktarda eroinle yakalandığı yönündeki haberlere ilişkin soru üzerine, bu konuyu değerlendirmesine bile gerek olmadığını söyledi.

Olayın bilindiğini ifade eden Atalay, birkaç gün önce 80 kilogram kadar eroin yakalandığını belirtti. Bakan Atalay, olayın terör örgütüyle bağlantısı olup olmadığı sorusu üzerine, “Yüklü bir miktar, öyle bir irtibat var” dedi.

“Siyasetçilerin bu tür olaylara karışması doğru mu?” sorusuna ise Atalay, hiç kimsenin karışmasının doğru olmadığı cevabını verdi. Uyuşturucu kaçakçılığı konusunda önümüzdeki günlerde bazı çalışmalar yapılacağını ifade eden Atalay, bu konunun güvenlik alanında önlerindeki önemli konulardan biri olduğunu kaydetti.

Türkiye’nin uyuşturucu kaçakçılığı konusunda transit ülke olarak kullanıldığına işaret eden Atalay, “Giderek bu azaldı. Çok yüklü miktarlarda yakalama oldu. Özellikle 2007 yılı bu konuda çok belirgin bir yıl. Belli bir süre içinde Türkiye transit güzergahı olmaktan çıkacak. Şu anda bir tedbirler paketi üzerinde çalışıyoruz. Kısa süre sonra kamuoyuyla paylaşacağız. Uyuşturucu trafiğinde terör örgütünün payının olduğunu ve terörün finansmanında uyuşturucunun bir unsur olduğunu biliyoruz. Elimizde de bu konuda veriler var. Bu konu üzerinde çalışıyoruz” diye konuştu.

İstanbul ve Tekirdağ’ın Çerkezköy ilçesinde eş zamanlı olarak gerçekleştirilen ve 90 kilogram eroinin ele geçirildiği operasyon kapsamında 8 kişinin gözaltında olduğu öğrenildi. İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince İstanbul ile Tekirdağ’da eş zamanlı gerçekleştirilen operasyonda, DTP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın kayınbiraderi Nihat Buldan’ın da aralarında bulunduğu 6 kişi yakalandı. Operasyonun devamında 2 kişi daha gözaltına alındı. Operasyon kapsamında, uyuşturucuyu naklinde kullanılan 72 AH 207 plakalı kamyonet ile 59 FT 791, 59 UR 165 ve 34 R 7226 plakalı otomobillere de el konuldu. Bu araçlar, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Vatan Caddesi’ndeki yerleşkesine getirildi. Otomobilde sayısal loto kuponları ve yol üzerinde yapılan alışverişlere ait fişlerin bulunması dikkat çekti.

Kandil’in yüreği kullandığı savaş uçağından büyük pilotlarımız tarafından vurulması, bu satırların yazarı için fazla bir önem ifade etmiyor.

Çünkü “PKK ile mücadele” göz göre göre “masa başında” kaybediliyor.

Çünkü PKK’nın yerini Amerika ve Avrupa Birliği almış bulunuyor…

Barzani’nin, Ermenistan, İsrail ve Yunanistan’ın Türk yurdu üzerindeki talepleri mi ortadan kalktı? Hayır.

Her şeye “Hayır!” diyoruz, peki “Evet” olan ne diye soruyorsanız 26 Eylül 1966 tarihli Yeni İstanbul Gazetesi’ni önünüze koyuyoruz. Evet tarih 1966’nın 26 Eylül’ü.

İşte bizim tam bugünlerde Amerikan Silahlı Kuvvetler Dergilerinde gördüğümüz, NATO toplantılarında Türk subaylarının önüne konulan ve Irak’ın kuzeyindeki Barzani hükümetinin resmi araçlarının kapılarına çıkartma olarak vurulan, İsrail Hükümetinin Basın Enformasyon Dairesi duvarlarında asılı duran haritalar tâ 41 yıl önceden Avrupa’da elden ele dolaşıyor, yani Irak ve Türkiye daha o günden bölünüyor, Barzani sülalesi daha o günden işte bugünkü rollerde ve işin arkasında İngiltere başta olmak üzere daha o günden Avrupa’nın tamamı var.

Evet, bundan 41 yıl önceden bahsediyoruz.

Ve PKK işte bunun için kuruldu diyoruz.

Irak biraz da bunun için işgal edildi.

Türk Güvenlik Güçleri binlerce PKK militanını öldürdü, Öcalan yakalandı ceza evine kondu, Irak’a onlarca defa girildi peki bütün bunlardan sonra ne oldu?

Biz ne yaparsak yapalım işte bugün olanlar oldu..

AB(D) ile Barzani’nin 41 yıl önce kurdukları müşterek hayal bugün “fiili bir durum” olarak önümüze kondu, yaşanan zamanın o günden tek farkı, artık Ankara’dakilerin de bu “fiili duruma” evet demiş olmaları ve bunu Türk halkına, “AB ve Amerika’nın işbirliği ile PKK’yı bitiriyoruz” diye pazarlamalarıdır.

İnşaallah devamı da gelir…

TSK’nın 28 Kasım tarihinde yetkilendirilmesinden sonra sınır ötesine ilk kapsamlı harekat hala sürüyor. Anlaşıldığı kadarıyla, ellinin üzerinde F-16 uçağının katılımıyla gerçekleşen operasyonda PKK’nın ana barınma ve kontrol bölgeleri vuruluyor. Hava harekatının başlamasıyla birlikte Kara Kuvvetleri’ne bağlı unsurlar sınırdan uzun namlulu toplarla ve diğer silahlarla PKK’lıların kaçış yollarını ateş altına alınıyor.

Genelkurmay Başkanı Büyükanıt Paşa’nın açıklamalarından da anlaşılıyor ki, oldukça kapsamlı bir harekat icra edilmiş. Ve harekat bütün ayrıntılarıyla Genelkurmay karargahında komutanlar tarafından baştan sona izlenmiş. PKK’ya ciddi zarar ve zayiat verildiği anlaşılıyor. Bir yandan DTP’nin öbür taraftan da Barzani-Talabani ikilisinin harekatın durdurulmasını talep etmesi, bu işten PKK’nın zarar gördüğünün işaretleri olmalıdır.

Harekatın göstermelik olduğunu söyleyenler Pazar günü sabah saatlerinden itibaren ortaya çıktılar ve uzman görüşlerini (!) anlatarak, yapılanın tamamen göstermelik ve halkın gazını almaya yönelik bir harekat olduğunu ifade ettiler. Oysa göstermelik harekat olmaz. Operasyon küçük boyutlu da olsa büyük boyutlu da icra edilse, her defasında bir amaca hizmet eder. Göstermelik harekat karşı tarafa nasıl ve ne zaman operasyon yapılacağının önceden bildirilmesi demektir ki, bu da çok insafsız bir yorum olur.

Bu harekat kamuoyunda yanlış bilinen pek çok hususu da açıklığa kavuşturdu. Örneğin kış şartlarında harekat yapılamayacağı yönünde söylenenler laftan ibaretti. Evet, kış şartlarında kapsamlı bir kara harekatı icare etmek biraz zorlaşır; ama yine de yapılır. Buna karşılık hava harekatı daha kolay icra edilir ve daha etkili olur. Yaz aylarında üçerli beşerli gruplar haline inlerinden çıkan teröristler araziye yayılırlar. Onlara karşı hava kuvvetlerine bağlı uçakların kullanılması hâlâ mümkün olabilir; ancak istenilen sonucu vermez. Oysa kışın kar yağdığı zaman teröristler mağaralara girerler ve toplu haldedirler. Çok sayıda terörist aynı yerde olduğu için vücut ısısı yayarlar ve ateş yakarlar. Bunlar da uçakların elektronik izlemelerine mutlaka takılır ve bombalama daha etkili hale gelir. Nitekim şimdi de öyle olduğu anlaşılıyor. Harekatın tamamen gece icra edilmiş olmasını Türkiye’nin düşmanlarının not etmesi lazım. Çünkü NATO içerisinde Amerika’dan sonra, geceleyin gündüz rahatlığında operasyon yapabilen tek hava gücü Türk Hava Kuvvetleri’dir. On yıldır gece görüş sistemleriyle operasyon yapan Türk Hava Kuvvetleri’nin bu başarısı 1999 yılında Sırbistan’ın bombalanması sırasında o zamanki NATO Askeri Komite Başkanı Alman Orgeneral Klaus Neuman tarafından kayıtlara geçirilmişti.

Çünkü 77 gün süren Sırbistan bombalanması sırasında geceleri Amerikan hava kuvvetleri ile birlikte operasyona çıkan tek hava gücü bizimkiydi. AKP hükümetinin kafa karışıklığından fayda elde etmek için Kardak’ta oldu-bitti yaratmaya çalışan Yunanistan’ın bu operasyonu yakından izlediğine şüpheniz olmasın. Dün Genelkurmay’ın Yunanistan’ı uyaran bir yazıyı internet sitesine koyması da ayrıca olumlu bir gelişme.

Barzanici psikolojik harp erbabı bazı zevat ve Türkçe lisanıyla yayın yapan gazete ve televizyonlar harekatın yeterince başarılı olmadığını; PKK’ya ait hemen hemen hiç bir yerin vurulmadığını; bu işin silahla çözümünün imkansız olduğunu muhtemelen anlatacaklardı. Ancak bu satırlar kaleme alınırken Barzani’nin bu harekatın düşmanca bir şey olduğuna dair açıklaması ajanslara düştü. Bu da operasyonun oldukça başarılı geçmiş olduğuna işaret ediyor; zira aksi takdirde, meseleyi geçiştirmeyi yeğlerlerdi.

Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen iki temel sorun önümüzde durmaya devam ediyor. Birincisi AKP hükümetinin PKK ve Barzani-Talabani ikilisi ile mücadele konusunda sergiledikleri isteksizlik ve kafa karışıklığı. Diğeri de Türk basını diyemediğim için Türkçe lisanıyla yayın yapan gazete ve televizyonlar diye adlandırdığım medya. Önümüzdeki günlerde medya Amerikancı ve Barzanici kafa karıştıran yayınlarına muhtemelen devam edecektir. Ama onlar da bilmeliler ki, bu harekat bir milat olacaktır inşaallah.

Batı komşumuzun karasuları ihlalleri

Genelkurmay Başkanlığı, Yunanistan’a ait 2 sahil güvenlik botunun dün Kardak Kayalıkları bölgesinde Türk kara sularını ihlal ettiğini bildirdi.

Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinde yer alan kara suyu ihlallerine ilişkin duyuruya göre, Kardak Kayalıkları bölgesinde Yunanistan’a ait bir sahil güvenlik botu 07.20-12.43 saatleri, bir başka sahil güvenlik botu da 12.43-16.10 saatleri arasında Türk kara sularını ihlal etti.

Gerekli girişimlerde bulunulması maksadıyla olaylar Dışişleri Bakanlığına bildirildi.

Bu arada, son 10 gündür Kardak Kayalıkları bölgesinde meydana gelen ihlal sayısı ise 15’e yükseldi.

Yunanistan ateşle oynuyor

Genelkurmay Başkanlığı, Yunanistan’ın 1923 Lozan Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması’nın şartlarına aykırı olarak, Türkiye’nin güvenliği açısından hayati öneme sahip Rodos ve On iki adayı dünyanın gözü önünde silahlandırmakta olduğunu bildirdi.

Genelkurmay Başkanlığı, Yunanistan’ın 1923 Lozan Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması’nın şartlarına aykırı olarak Türkiye’nin güvenliği açısından hayati öneme sahip olan Rodos Adası ve On İki Ada’yı dünyanın gözü önünde silahlandırmakta olduğunu belirtti. Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinde 20 Aralık 1522’de fethedilen Rodos’a ilişkin bilgiler ”Tarihten Kesitler” başlıklı bölüm altında yayınlandı.

Osmanlıların, İstanbul’un Fethi’nden sonra imparatorluğun emniyeti ve Anadolu’nun savunması açısından önem arz eden Rodos’a yöneldikleri belirtilen açıklamada, adanın Kanuni Sultan Süleyman’ın Belgrat’ı fethinden sonra alındığı ifade edildi.

Fetihten itibaren (1522-1828) 306 yıl Rodos’un, Osmanlı idaresinde en huzurlu dönemini yaşadığı vurgulanan açıklamada, 1828 Londra Protokolü ile Rodos Adası ve On İki Ada’nın, İngiltere-Fransa ve Rusya’nın himayesine alındığı, Rodos Adası’nın da 1912’de Trablusgarp Savaşı sırasında İtalya tarafından işgal edildiği anlatıldı.

Lozan Antlaşması ile On İki Ada’nın İtalyanlara bırakıldığı, Ekim 1943’te İngilizlerin Rodos’ta İtalyan idaresine son verdiği; ancak hemen sonra Almanlar’ın Rodos’u hava indirme harekatı ile işgal ettiği belirtilen açıklamada, 9 Mayıs 1945’te müttefikler adına İngilizlerin adayı Almanlardan almalarıyla adanın fiilen Yunanlılara verildiği ifade edildi. Adada bulunan 2000-2500 civarındaki Türk nüfusun ise bölgenin ”İtalya topraklarından sayılmasından” dolayı 1923’teki Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi sırasında mübadele dışı tutulduğu kaydedildi. 390 yıl (1522-1912) Osmanlı hakimiyetinin hüküm sürdüğü Rodos Adası ve On İki Ada’nın, 10 Şubat 1947’de yapılan Paris Antlaşması ile 1 Nisan 1947’de resmen Yunanistan’a teslim edildiği anımsatıldı.

“Yunanistan adaları silahlandırıyor”

Rodos Adası’na ilişkin fotoğraflara da yer verilen açıklamanın sonuç bölümünde şunlar kaydedildi: ”Yunanistan, 1923 Lozan Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması’nın şartlarına aykırı olarak Türkiye’nin güvenliği açısından hayati öneme sahip olan Rodos Adası’nı ve On İki Ada’yı dünyanın gözü önünde silahlandırmaktadır. Aslında Yunanistan bu davranışıyla, temeli 1850 yılında atılmış olan ve bugüne kadar da türlü oyunlarla başarı ile yürüttüğüne inandığı ‘Megali İdea’ politikasının gereğine uygun hareket etmekte ve bunu yaparken de gayet kurnazca, dünya kamuoyunu, bu ‘Adalara karşı yayılmacı emeller besleyen hayali Türk tehlikesine’ inandırmaya çalışmaktadır. Tabiatıyla bu tarz bir politikanın başarı sağlayabilmesi için de buralardaki Türk varlığı eritilmeye çalışılmaktadır. Bu da hızlandırıcı bir etken olmaktadır. Dolayısıyla Rodos’ta Yunanlılar tarafından yapılan baskı ve tehditler sonucu Türklerin, sahibi oldukları geniş arazilerini ve sair mülklerini yok pahasına satarak veya bırakarak doğdukları yerleri terk etmek zorunda bırakılması adalardaki Türk varlığının hızla erimesine sebep olmuştur. Ayrıca Osmanlı dönemine ait birçok kıymetli eser ‘Fethi Paşa Saat Kulesi, Türk Kütüphanesi, Türk Şehitliği vs.’ Rodos’ta Vakıflar İdaresinde bakıma muhtaç bir durumdadır. Bu eserler bilinçli olarak ya harap edilmekte ya da çeşitli bahanelerle ortadan kaldırılmaktadır.”

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Ufuk EFE

Ufuk EFE

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...