Get Adobe Flash player
Reklam

İSRAİL'İN GERÇEK HEDEFİ İRAN MI, TÜRKİYE Mİ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 41
ZayıfMükemmel 

 

Türkiye, tabii ve tarihi olarak İslam Aleminin beyni ve bedeni konumundadır. Bu nedenle Osmanlı'nın son döneminde ve Cumhuriyet sürecinde, çok yönlü bir takibat ve tahribata uğramıştır. Ama gövdesi ve kültürel kökleri sağlam ve derin olduğu için; bunca askeri, siyasi, ekonomik ve ahlaki saldırılara rağmen yine ayakta kalmış, hatta yeni bir dünyaya öncülük yapacak dinamiklerini diriltmeyi başarmıştır.

İşte bu yüzden, siyonist Yahudi sermayesinin güdümündeki emperyalist Batı Dünyası (AB ve ABD) bu gövdeyi (Türkiye'yi) yeniden dağıtmak için önce kollarını bacaklarını felce uğratmak üzere, Irak'ı ve Afganistan'ı işgal altına almıştır, şimdi ise İran'a saldırmaya hazırlanmaktadır.

 

Sert ve sağlam tomrukları parçalamak için, önce dallarının budaklarının koparılması ve kenarlarından yontulması taktiğini uygulayan; bu hedefle ve BOP hıyanetiyle yirmi iki İslam Ülkesinin sınırlarının değiştireceğini resmen açıklayan ABD'nin, asıl amacı, İran'dan sonra Türkiye'yi etkisiz kılmaktır. Ve zaten hala Lozan anlaşmasını ve bugünkü sınırlarımızı tanımayan tek ülke Amerika'dır. ABD eliyle Kuzey Irak'a aktarılan, ama 380 bin kadarı, sözde kaybolan ve pek çoğunun Türkiye'ye sokulduğu; bunların Trabzon'daki Papaz cinayetinde, Hirant Dink suikastında ve İzmir'de iki polisimizin şehit edilmesinde kullanılmış olduğu anlaşılan silahların da, tetikçi ve taşeron olarak yararlanıldığı kişi ve oluşumların da arkasında, hep ABD ve İsrail sırıtmaktadır.

Bu nedenle İran'a yönelik her türlü saldırı, bizzat Türkiye'ye yapılmış sayılmaktadır. Irak işgalinin, aslında Türkiye'yi parçalamaya hazırlık olduğunu sezemeyen AKP ve destekçilerinin, şimdi İran saldırısına zağarlık yapmaları, bunların gaflet değil, bilinçli hıyanet içinde olduklarının kanıtıdır.

Vatanını seven, vicdanının sesini dinleyen, onurlu yaşamayı ve gelecek kuşakları düşünen, sivil - asker herkesin ve herkesimin; artık her çareye başvurarak bu gidişatı durdurması ve sadece hükümetten değil, hatta bu teslimiyetçi ve batı taklitçisi zihniyetten de ülkenin kurtarılması lazımdır. Bazı azgın ve sapkın siyonist ve Avengelistlerin, gizli ve şeytani bir hesabı da, Türkiye ile İran'ı kapıştırmak ve İran'ı kahramanlaştırmaktır.

İyi niyetli Yahudiler de, Hıristiyan kesimler de, Müslümanlarla birlikte 3. Dünya Savaşını başlatacak bu çılgınlıklara karşı çıkmalıdır. Çünkü bu dünyada, hem Yahudi ve Hıristiyanlara, hem Müslümanlara hem de diğer bütün insanlara yetecek kadar imkân ve fırsat vardır. Ve Kur'anın dediği gibi, "kesinlikle; barış savaştan hayırlıdır."


ABD: "İran'ın tatbikatı savaş hazırlığı" demişti

ABD Dışişleri Bakanlığı, İran'ın Basra Körfezi'ndeki askeri tatbikatını, ‘'savaş tehdidi'' olarak değerlendirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack, yaptığı açıklamada, ‘'savaş tehdidi' gibi görünen bu tarz bir hareketin, böyle bir zamanda böyle bir rejimle bölgede bir istikrar kaynağı olmadığını gösterdiğini'' söyledi.

Sözcü, bu tatbikatın bir istikrarsızlık kaynağı ve ters yönde bir hareket olduğunu bildirdi.

İran Devlet Televizyonu, ‘'Büyük Peygamber-2'' tatbikatının, Basra Körfezi'nde devrim muhafızları komutanı Yahya Rahim Safevi ve bazı üst düzey komutanların katılımıyla başladığını ilan etmişti.

Şahab-2 ve Şahab-3 füzelerinin fırlatılmasıyla başladığı belirtilen tatbikatta ayrıca Skad-B, Zülfikar-73, Fatih-110, Z-3 ve Zilzal füzelerinin de başarıyla denendiği kaydedilmişti. 

 Rice, İran'ı tehdit etmişti

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, uzun menzilli füze denemeleri yapan İran'ı tehdit etmişti. Rice, İran'ın dayanıklı görünmek için böylesine bir faaliyette bulunduğunu ancak "başına gelecekleri göze alması gerektiği" şeklinde küstahça ifadeler dillendirmişti. Uzun menzilli füze denemeleri konusunda açıklamada bulunan ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, İran'ı tehdit ederek, bu füzelerin kötü amaçla kullanılması halinde, İran'ın başına gelecekleri iyi hesaplaması gerektiğini söylemişti. "Sanıyorum ki İran, ne kadar güçlü ve sağlam olduğunu göstermeye çalışıyor. Ancak İranlılar bir şeyin farkında değiller ya da gözardı ediyorlar; herhangi bir olumsuz durumda başlarına gelecekleri göze almaları gerekiyor" şeklinde konuşan Rice, İran'ın BM Güvenlik Konseyi kararına karşı tutumuna değinerek: "Sanırım İran, tehditlerini sürdürüyor ve işte bu nedenle uluslararası kamuoyu İran'ın bu yöndeki tutkularına karşı dayanıklı olmalıdır" demişti. 

İran'a saldırı tatbikatı mı gerçekleşmişti?

Doğu Akdeniz'deki devasa askeri yığınağın sebebi neydi? Yüzlerce Amerikan savaş gemisi Ortadoğu'nun stratejik sularında toplanıp iki önemli askeri tatbikat düzenlenmişti. İkisinin de amacı, "İran nükleer varlığına yönelik saldırıya hazırlık ve petrol kaynaklarını korumak" şeklinde özetlenmişti.

Lübnan'ı tamamen kontrol etmenin çok ötesinde deniz gücünün biriktiği bölgede İsrail savaş uçaklarının Alman gemilerine ateş açmasından daha önemli gelişmeler beklenmektedir. ABD savaş filolarının yanı sıra Avrupa ülkeleri D. Akdeniz'e, 2. Dünya Savaşı'ndan sonraki en büyük askeri yığınağını yaptı. 75 savaş gemisi, casus uçakları, helikopterler taşıyan iki uçak gemisi, 15 savaş gemisi, binlerce asker ve bu sayı artıyor. ABD yüzlerce gemisiyle Doğu Akdeniz, Basra Körfezi ve Kızıldeniz'de toplanıyor.

ABD Başkanı George Bush'un Fransa Cumhurbaşkanı Jaques Chirac'a söylediği; "İsrail İran nükleer tesislerine önleyici saldırı yaparsa bunu anlayışla karşılarım" ifadesini son derece ciddiye almak gerekiyor... Tatbikatın bir diğer amacı da, "bölgeye girecek nükleer malzemenin geçişini engellemek" olarak gösteriliyor. Bu amaç, her ne kadar El Kaide'nin yakında S. Arabistan ve Körfez bölgesinde saldırı yapmasının önüne geçmek olarak ifade edilse de aslında doğrudan İran'ı hedef alıyor. Tatbikata katılmayan S. Arabistan bütün güçlerini alarma geçirmiş bulunuyor. Dünyanın en büyük petrol terminalini barındıran bölgelerde olağanüstü önlemler alınıyor. Bu çerçevede askeri yığınak yapılan yerlerden birinin de Kızıldeniz olduğu biliniyor.

ABD'nin nükleer uçak gemisi USS Eisenhower da bu görevle Süveyş Kanalı'nı geçip 31 Ekim'de Kızıldeniz'e girdi. Şu Türkiye'de gazetecilerin davet edildiği, fotoğraflarının birinci sayfalarda yayınlandığı, hakkından övgüler düzülen uçak gemisi. Suudi Arabistan kıyılarında bekleyen bir diğer uçak gemisiyle buluştu. Bunlar olurken ABD'nin istihbarattan sorumlu ismi John Negroponte ise, S. Arabistan, Mısır ve İsrail başkentlerinde görüşmeler yapıyor. Doğu Akdeniz, Kızıldeniz ve Arap denizindeki askeri yığınak hayra alamet görülmüyor. Terör ihtimali, petrol ulaşımı ve Lübnan'da ateşkesin korunması gibi gerekçeler, devasa yığınağın sebebini yeterince açıklamıyor. Çünkü bütün bunlara göre oldukça orantısız bir güç birikimi var bu bölgelerde. Irak'ta ve Afganistan'da devam eden savaş da yeterli gerekçe değil. Bu ülkeler için çok özel araçlarla donatılmış mayın gemilerine ihtiyaç bulunmuyor.

Dünya petrol akışının yüzde 20'sinin yapıldığı Basra Körfezi diken üstünde. Her an öngörülmeyen bir gelişme yaşanabilir. Doğu Akdeniz, Basra Körfezi ve Kızıldeniz'de biriken stres bir şekilde patlayacak. Şaşırtıcı gelişmeler yaşayabiliriz.

Vietnam savaşı Ağustos 1964'te Tonkin Körfezi'ndeki bir destroyerine yönelik saldırı iddiasıyla başladı. Bu iddia üzerine ABD Vietnam'a saldırı kararı aldı. Ama zamanla ortaya çıktı ki, aslında böyle bir saldırı olmamıştı. Savaşı başlatmak için bir mizansendi. Bu senaryo milyonlarca Vietnamlının, on binlerce ABD askerinin ölümüyle sonuçlandı. Şimdi gözler Basra Körfezi'nde.

Olmaz demeyin! Güce dayalı politikalar, güvenlik stratejileri ve aptallık bu kadar öne çıkmışken olmayacak bir şey yok...[1] Ama bunlardan daha vahimi, emperyalist ABD ve AB ülkeleri ve İsrail'in, asıl hedefinin İran değil Türkiye olduğu gerçeği görmezden geliniyor ve AKP iktidarı şeytani senaryolara taşeronluk yapmaktan sakınmıyor!


Erdoğan'ın ortağı Zapatero, "Ortadoğu için uluslararası müdahale" istemişti! 

Hatırlanacağı gibi Erdoğan ve Zapatero, yaklaşık bir buçuk yıldır eşbaşkanlığını birlikte yürüttükleri 'medeniyetler ittifakı raporu'nu BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunmak için bir araya geldi. Görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında Gazze'de yaşananların bölge coğrafyasına olumsuz etkilerini gündeme getiren Zapatero "Yaşanan felakete artık seyirci kalamayız. AB de sessiz kalamaz ve bu durum uluslararası toplumun müdahalesini gerektiriyor." dedi. Facianın barışçı bir gelecek için durdurulması gerektiğini vurgulayan Zapatero, "Bu duruma sessiz kalınmamalı. AB ve İspanya sessiz kalmayacak eminim Türkiye de sessiz kalmayacak. Yeni girişimlerde bulunulmalı. İlk girişimi de AB'deki ortaklarımızla başlatmak istiyoruz." şeklinde konuştu. Zapatero şöyle devam etti: "AB şunu bilmeli ki, Birlik geleceğe yönelik önemli aktör olmak istiyorsa kültürler arası farklılıktan korkmamalı. Bu konuda cesur adım atmak durumundadır. Bizim amacımız barış ve güveliği sağlamaktır." Türkiye'nin AB'ye üyeliğine desteklerinin devam edeceğini ifade eden Zapatero, aralık ayında yapılacak toplantıda da müzakereler önüne hiçbir frenin konulmaması taraftarı olduğunu açıkladı. Türkiye'nin üyelik için büyük çaba harcadığının altını çizen konuk başbakan, Fin planının çözüm getirmesini umut ettiğini vurguladı.

Konuşmasında Kıbrıs sorununun çözümü için BM'nin öne sürdüğü plana KKTC'nin evet dediğini hatırlatan Erdoğan, bu durumun unutturulmaya çalışıldığını söyledi. Erdoğan, "Biz umuyoruz ki burada aklıselim galip gelir. Tek isteğimiz var, KKTC'ye uygulanan izolasyon kalksın biz limanları da havaalanlarını da açacağız." dedi. Liderler iki ülke arasında ekonomik, kültürel, sosyal ve ticaret alanında yeni gelişmeleri sağlayacak olan 'Strateji Belgesi'ni imzaladı. Bu kapsamda önde gelen 15 firma temsilcisi bir araya gelerek ekonomik ve ticari ilişkinin geliştirilmesi için çözümler arayacak.

Başbakan Erdoğan, Zapatero ile yaptığı görüşmenin ardından BM Genel Sekreteri Cofi Annan'la bir araya geldi. Basına kapalı yapılan görüşmenin ardından iki lider, Feriye Lokantası'nda yine basına kapalı olan akşam yemeğine geçti. Başbakan Zapatero da yemeğe eşiyle birlikte katıldı.

 İsrail'in İran saldırısı Batı için de felaket olur

Batı, İran ile sonu kestirilemeyen, ancak korkunç sonuçlara neden olacağı kesin bir askerî karşılaşmaya doğru süratle götürülüyor. Sorunların asıl kaynağı ise İsrail!

Ehud Olmert, Tahran'ın nükleer tutkularını sakatlamak için İsrail'in nükleer bir saldırı planladığını inkâr ediyor. Bu inkâr, sızdırma ile aynı amaca hizmet ediyor: Batı kamuoyunu savaş olasılığına alıştırmak ve düzenlemek. Eğer saldırı gerçekleşirse, kaçınılmazlık havası verilerek kutsanacak. Irak'ta olduğu gibi, çerçeve şöyle olacak: Başka alternatif yoktu.

İran'ın nükleer tesislerine yönelik bir İsrail saldırısı, 1981'de Irak'ın nükleer tesislerine saldırmasındaki gibi stratejik olarak basit olmayacaktır, en azından bu tesislerin dağınık ve yeraltında olması nedeniyle. Ancak bu lojistik sorunlardan daha da önemli olan şey, bir saldırıdan doğacak muhtemel bir radyoaktif serpinti...

Batı, Müslümanların demokratik bir devlet olarak gördüğü İran'da, bir saldırıya bulaşırsa gerilimin hayal edilemeyecek bir şekilde yükselmesine hazır olmalıyız. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin yakın zamanda aldığı ambargo kararı İran'ın meydan okumasını durduramadı. Görünen o ki, Batı, Tahran'a yaklaşımında diplomatik seçeneklerin tümünü tüketmedi henüz. İsrail, askerî bir meydan okuma yoluna doğru daha fazla ilerlemeden, diplomasiye daha fazla zaman ayırmak durumunda. Aksi, hepimiz için bir felaket olur. Çünkü İran saldırısı Türkiye üzerinden yapılmaya çalışılıyor. Böylece İran'ın İsrail'den önce Türkiye'ye vurmasına zemin hazırlanıyor. Yani İsrail ve Batı, İran eliyle Türkiye'yi hizaya getirmek istiyor.

MİT Müsteşarı hangi tehlikeye dikkat çekmişti?

AKP borazanı Yeni Şafak'ın yazarı İbrahim Karagül bile isyan ediyordu: Yakın bir geçmişte yaşadığımız ekonomik krizlerin arkasında kimler vardı? Yanı başımızdaki etnik ve mezhep savaşlarının arkasında kimler durmaktaydı? 2007 yılında Türkiye sınırlarını zorlayacak krizlerin arkasında kimler sırıtmaktaydı? Dünya tehlikeli şekilde bölünüyor, kutuplaşıyor. Türkiye için bir Ürdün vizyonu, bir Yemen vizyonu öngörülüyor. Soğuk Savaş bittiğinde küresel ve bölgesel güçler pozisyonlarını yeniden tanımladı. Güvenlik stratejilerini yeniden belirledi. Türkiye ise, kendini bu güçlerin güvenlik konseptlerine hapsetti. Ne yazık ki, 1990'da hatta daha önce görmesi gerektiği gerçekleri ancak Irak işgal edildikten sonra fark edebildi. Şimdi büyük bir şok yaşıyor. 1996'da İsrail ve ABD ile birlikte bugün kurulan yeni Ortadoğu için gücünü seferber eden Türkiye, birkaç yıl sonra aslında kendi ayaklarının altını boşalttığını, kendini hedef aldığını, kendini Anadolu topraklarına hapsettiğini, üstelik bu toprakların bile güvenliğinin kalmadığını anladı. Ama çok geç anladı. On yıl önce bütün komşuları düşman olan Türkiye, şimdi sorunların kaynağının kendi dostları olduğunu, güvenlik tehditlerinin kendi müttefiklerinden geldiğini görmenin şaşkınlığı içinde bocalıyor...

Son birkaç yıl içinde, Ortadoğu'da atabildiğimiz birkaç önemli adımın dışında, 15 yıldır bütün bu krizleri besleyenlerle aynı cephede değil miyiz? Orta Afrika'dan Orta Asya'ya yayılan kriz kuşağındaki çatışmaların daha ilk dönemini yaşanıyor. Daha büyük felaketler yaklaşıyor. Hal böyle iken, en basit PKK sorununda bile müttefiklerimize bir adım attıramazken, nasıl oluyor da, bu ülkenin bütün geleceğini, kaderini hâlâ o müttefiklerin inisiyatifine terk etmeye, yarın bizleri saracak ateşi başımız önümüzde beklemeye devam edebiliyoruz? Tarihten hiç ders alınmıyor mu? AKP iktidarı bakar-kör ülkeyi nereye sürüklüyor? Çok geriye gitmeyelim: Birinci Dünya Savaşı bize ne öğretti? Ondan sonra kurulan bölgesel düzen bize ne öğretti?  Bu uyarılar çok önemli. Geç ama anlamlı. Türkiye, 90'larda yapamadığını şimdi yapabilmeli. Bütün geleceğini birkaç ülkenin bölgesel politikalarına endekslememeli. Galiplerin safında yer almış olmak bugünün dünyasında yeterli değil. Dünya tehlikeli şekilde bölünüyor, kutuplaşıyor. Bölgenin en güçlü ülkesi olan Türkiye için bir Ürdün vizyonu, bir Yemen vizyonu ölümcül sonuçlar doğuracaktır. Türkiye parçalanacaktır. Kendi siyasi ve stratejik programımızı başkalarının dış politikalarına hasretmek, işbirlikçiliktir, teslimiyetçiliktir.


CIA Ahmedinecad'a destek mi, köstek mi?

CIA öyle büyük bir operasyon yaptı ki, Aralık ayında (2006) Ahmedinecad'ı protesto gösterisine ancak 70 kişi toplayabildi! Acaba CIA: "Bütün İran Ahmedinecad yandaşı" dedirtmek için mi bunu tezgahlamıştı? Bakınız CIA'nın destek ve teşvikine rağmen sadece 80 kişi katıldı" dedirtmeye mi çalışmıştı? Öyle ya, Bir mahalle bakkalı bile böyle bir girişim başlatsa Ahmedinecad aleyhine yüzlerce insan koşacaktı!...

Tahran yönetimi uzun süredir hazırlandığı iç güvenlik operasyonlarını yazın tamamladı.. Önemli ölçüde temizlik yaptı!?

İran'dan ulaşan bilgilere göre, 5 Temmuz'da (2006) doruğa çıkan özel operasyonlarda, ABD ajanı olduğu veya CIA'ya yardım ettiği gerekçesiyle şu ana kadar gözaltına alınanların sayısı, 1.500 civarında.

300 civarında kişi ise (Önemli bir bölümü Musevi asıllı) MOSSAD ajanı oldukları öne sürülerek gözaltına alındı.


Operasyonların ağırlıklı olarak Urumiye, Tebriz ve İsfahan'da yapıldığı açıklandı.

Ahmedinecad, olası İsrail-ABD saldırısı öncesi büyük bir iç düzenleme yaptı. Böylece 50 yıldır ülkeye çöreklenen İsrail-ABD istihbaratına karşı tarihin en ağır darbesi vurulduğu havası veriliyor.

Tahran yönetiminin operasyonlar sırasında eski KGB'nin bazı mensuplarıyla da işbirliği yaptığı söyleniyor. Washington yönetimi aylarca İran'ın güçlü hava savunma sistemini nasıl alt edeceğini düşünüp duruyormuş!..

Çünkü Zayiatın hayli fazla olacağından korkuyormuş!..

Şimdi ise Amerikan uçaklarının bombalayacağı öngörülen hedeflere, füzeler için sinyali yapıştıracak adamların ve kadınların çoğu gözaltına alındığından Pentagon yönetimi kara kara düşünüyormuş!..

Füzeyle öpüşecek tespit mekanizması olmadan nereyi nasıl bombalayacağını bilemiyormuş!..

Kısacası  "Kızılderililer, Şerif'in adamlarını fena harcıyor."muş.. Üstelik Jeopolitik'in Ahmedinecad bu dönemde Ankara'nın gönlünü kazanıyormuş. Sadece İran topçusunun isabetli atışlarıyla yetinmedi, doğrudan Kuzey Irak'a girip PKK'yı vurmuş ve Türkiye'ye verdiği sözleri tutmuşmuş..

Şimdi İranlı turistleri Türkiye'ye yönlendirecek, O da Samand'ı (İran'ın ünlü otomobil, markası) Türkiye'ye sokacakmış.. İlişkiler en üst seviyedeymiş.. ABD-İsrail şimdilik sessiz bekliyormuş.

Siyonist Meir Dagan İran'daki MOSSAD ajanlarının tam listesinin Tahran yönetiminin eline teknik bir aksilik sonu geçtiği iddiasına hala inanmıyormuş...

Hala MOSSAD'da kendince derin sızıntıyı arıyormuş..

Demek sadece uydularla, teknik üstünlükle olmuyormuş!.. Bütün bunlar, İsrail'le İran'ın, girift ve gizemli işbirliğini saklamaya ve İran'ı kışkırtarak Türkiye'ye saldırtmaya yönelik sinsi ve Siyonist senaryolar olmasın!?

Jeopolitik Dergisi Ekim 2006 tarihli sayısındaki Nejat Tarakcı'nın yazısı da, şayet bilgi eksikliğinden ve yanlış yönlendirmeden kaynaklanmıyorsa, kasıtlı bir çarpıtmaca ve saptırmacadır. Çünkü Ehli Sünnet İslamlığına karşı Şii ittifakını kurmaya ve kullanmaya çalışan, ama bunu doğrudan değil dolaylı yoldan sağlamaya uğraşan bizzat İsrail olduğu sıradan araştırmacıların dahi bildiği bir hakikattir.

[1] 3.11.2006 / İbrahim Karagül / Yeni Şafak

Ahmet AKGÜL -

 

AHMET AKGÜL KİMDİR?

2004 Ocağında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagalogu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meali Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Partiye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 70 (yetmiş) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meali Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolca’ya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

Dış Politikamız (Cilt-1) Bop’un Temelleri (1988-1998)

Dış Politikamız (Cilt-2) Tarihin En Talihli Dönüşüm Süreci

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

Teşkilatçılık Mesaj ve Metod (İletişim ve İşbirliği Sanatı)

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armegeddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyor

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yetmiş Kur'ani Kavram ve Yorumları (2 Cilt)

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyor(du…) (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyor(du…) (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Müjdeleri ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Kavramları ve Çelişkili Kurguları

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir-Yeni Hazırlanıyor)

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar) (Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar) (Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 19023

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR